26 Aralık 2019 Perşembe

2019.11.17.YEREL DEMOKRASİ VE KATILIM-FORUMU ÜZERİNE NOTLAR

  Hiç yorum yok

     YEREL DEMOKRASİ VE KATILIM-FORUMU ÜZERİNE NOTLAR
     Günlerdir 'Yılın büyük bölümüne yayılan tartışmaya, bir nokta koymaya çalışacağız; son sözü söyleme densizliğine düşmeden.'(Bknz: farklı yerel İnternet siteleri) denilerek tanıtılan ve düzenleyicilerin DAÇEV (Datça Çevre Derneği), BELEDİYE ve EBERT VAKFI olduğu yazılan 'Yerel Demokrasi ve Katılım-Forumu, bugün, 17.11.2019 günü saat 14.30-18.00 saatleri arasında yapıldı.
     ('Yerel yönetimimizi demokratikleştirelim/Demokratik bir yerel yönetim yaratalım' başlığı altında 6 ay boyunca (haftada bir gün yayınlanan) 24 bölüm yazı yazan ve bu başlık altına girdiğini düşündüğüm Belediye meclislerine katılım, Kent Konseyleri, Mahalle Meclisleri vb. konularda düşüncelerini kamuoyu ile paylaşan bir kişi olarak, bu forumu düzenleyen bu arkadaşların, Datça'da, bir yıl boyunca bu konuda nerede ve ne zaman bu tartışmaları yaptıklarından, inanın bihaberim.)
     ***
     Toplantıyı moderatör görevini üstlenen (MUÇEP ve Datça Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi) Güngör Erçil, açtı; ilk sözü, açılış konuşmalarını yapmak üzere, Belediye başkanı Gürsel Uçar'a, EBERT vakfı Ankara temsilcisi Pınar Yiğitoğlu'na ve DAÇEV başkanı Hüseyin Tüzün'e verdi: Hüseyin beyin konuşmasından, bu forum'un onların bir faaliyeti olduğunu öğrendik.(Belediyenin, forum'un düzenleyicilerinden olmadığını ve yalnızca katkıda bulunduğunu biliyordum; DAÇEV'in de aynı konumda olduğunu sanıyordum; yanılmışım.)
     ***
     Forum'da, 7 konuşmacı vardı.
     Moderatör Güngör Erçil, başladığı konuşmasını 'galiba çok uzattım' diyerek nihayet bitirdi ve ilk sözü, konuşmacılardan İkbal Polat'a verdi; İkbal Polat, Bursa Nilüfer ve şimdi de Kadıköy Kent Konseyleri deneyimlerinden yola çıkarak, benim değerlendirmemce, büyük ölçüde Kent Konseyi ve Kent Konseyine bağlı Mahalle Meclisi güzellemesi yaptı.
     İkinci konuşmacı Belediye başkanı Gürsel Uçar'dı. Gürsel bey, kısmen (forum boyunca her konuşmacıyı bir biçimde yönlendirmeye çalışan) Güngör Erçilin yönlendirmesine de kayıtsız kalmayarak, Datça'ya dair kişiliğini, uygulamalarını, Kent Konseyine yaklaşımını... ifade eden ve oldukça sade-anlaşılır bir konuşma yaptı.
     Üçüncü konuşmacı, Marmaris Kent Konseyi başkanı Ufuk Baytekin'di. Ufuk Baytekin, kısa dönemdir yürüttüğü Kent Konseyi başkanlığı deneyiminden yola çıkarak, tartışma konusunun ana iki başlığını oluşturan Kent Konseyi ve Kent Konseyine bağlı Mahalle Meclisleri konusunda çok yararlı bilgiler verdi ve düşüncelerini anlattı.
     Dördüncü konuşmacı, Validebağ Dayanışmasından Latif Şimşek'ti. Latif bey, Validebağ deneyimlerinden daha çok, genel politik havaya ve gidişata dair çok çarpıcı sözler söyledi.
     Beşinci konuşmacı, Datça Kent Konseyi Kadın Meclisi Yürütme Kurulu üyesi Nezaket Koç'tu.          Nezaket Koç, konuşmasında, Kadın Meclisi olarak yerelde yaptıkları çalışmaları ve belediyeden beklentilerini dile getirdi; ayrıca yazılı taleplerini içeren bir metni, belediye'ye verilmek üzere Güngör Erçil'e teslim etti.
     Altıncı konuşmacı, MUÇEP adına Serdar Denktaş'tı. Serdar Denktaş, konuşmasında, asıl olarak, MUÇEP'in yerel seçim öncesi açıkladığı 'Yerel Yönetim Bildirgesi'ni ve bu çerçevedeki düşüncelerini açıkladı.
     Yedinci ve son konuşmacı, Şehir Plancısı ve Datça Belediyesi İmar İşleri'nden Özgür Yayla idi. Özgür bey, konuşmasına hem teorik, hem Entelektüel, hem tarihsel ve hem de deneyimlere dair pek çok konuyu sıkıştırmaya ve bütün bunları da 10 dakikada aktarabilmeye kalkınca, konuşması yeterince anlaşılamadı.
     ***
     Toplantıya 10 dakika ara verildi.
     ***
     İkinci bölümde, izleyicilerin soruları ve katkıları gündeme geldi.
     Sorular sorulmaya ve düşünceler ifade edilmeye başlandı.
     İlk söz alışımda, şu soruları sordum: ''23 Haziran 2019 tarihinde yine bu salonda yapılan 'Nasıl bir Datça?' panelinde olduğu gibi bugünkü forum'un tanıtım yazılarını görünce aklıma otomatik olarak James Petras'ın 1990 yılında yazdığı 'Latin Amerikalı Aydınların Dönüşümü' başlıklı yazı geldi.
Şu an bu salonda bulunan ya da bulunmayan hemen hemen herkesin mutlaka İnternetten indirip okuması gereken bu çok önemli yazısında James Petras, lafı dolandırmaz ve pat diye söyleyeceğini söyler; '20 yıl önce' der, 'Latin Amerika'da yabancı fonlarıyla beslenen kuruluşlardan mali destek almayı kabul eden solcu bir aydın bulmak neredeyse imkansızdı. Bugünse, şöyle ya da böyle Kuzey Amerika ya da Avrupa vakıfları tarafından finanse edilmeyen bir araştırma enstitüsü ile bağlantılı bir araştırmacı bulmak oldukça zor...'(Bknz:Google)
     1990 yılında yazılan ve 1990 yılı ile 1970'li yılları kıyaslayan; bu kıyaslama çerçevesinde Latin Amerikalı aydınlardaki ilginç dönüşümü sorgulayan James Petras'ın bu cümlelerini, yadırgadınız mı?
Ben yadırgamadım.
     ***
     Bu forum'u düzenleyen arkadaşlar ya da onlar adına, eğer konuya vakıfsa, moderatör arkadaş yanıtlayabilir mi:
     Demokrasimize, Demokrasimiz ile ilgili kurumlara, konulara vb. dair sorunlarımızı tartışmak için ille de Ebert/Alman vakfından ya da benzeri bir vakıftan yardım almak zorunda mıyız? Ya da bu konular, artık, bu ülkede bu tür vakıfların yardımı olmadan tartışılamıyor mu? Ya da biz, bu vakıfların yardımını almadan bu konuları tartışamayacak kadar aciz bir durumda mıyız?
     Bu vakıflar babamızın vakfı değilse ya da bize de babalarının hayrına destek olmuyorlarsa, biz bu tartıştığımız konularda, burada, kime göre ve nasıl bir yaklaşım savunacağız?''
     Benden sonra, bir başka izleyici arkadaş, aynı konuya bir başka biçimde değindi.
     ***
     'Kıyamet' koptu!...
     ***
     ((Datça'da yaşayan 68'lilerden, 78'lilerden olup da 'yurt dışı vakıflardan yardım alınabilir', 'bırakın bu sözde Anti-Emperyalizm söylemlerini' vb.vb. diyen (daha ayrıntılısını bir başka katılımcı yazabilir) ne kadar çok kişi varmış...Çok şaşkın durumdayım.))
      ***
     Forum, bu sorudan sonra, bu soru çerçevesindeki tepkiler ve kısmen o tepkilere yanıtlarla sürdü ve bitti...
17.11.2019/Datça
Mehmet Erdal
     Not: Aşağıdaki açıklama, adı geçen kişinin, yukarıdaki yazım yayımlandıktan sonra yaptığı açıklamaya atfen yazılmış ve Güngör Erçil'in açıklamasının yayımlandığı her İnternet sahifesinde yayımlanmıştır.
     (Güngör Erçil bey, forum'un tanıtımındaki 'Yılın büyük bölümüne yayılan tartışmaya, bir nokta koymaya çalışacağız; son sözü söyleme densizliğine düşmeden.' ifadesinin, bu yapılan forumun içeriği olarak gösterilen 'Yerel Demokrasi-Katılım' ile ilgili olduğu varsayımından yola çıkarak, onları yazmıştım; Ebert vakfı sponsorlu 'dosya'nın bütünü ile ilgili olduğunu düşünmemiştim; Özür dilerim; bu 'yorum' hatası benimdir.
     Size, bu forum çerçevesinde söyleyeceklerim var: Eğer, duygularınızla hareket edecekseniz, yani yönettiğiniz forumda tartışılan konu çerçevesinde sizin düşündüklerinizin tam aksini savunanlara karşı 'eşit' davranamayacaksanız, 'moderatör'lük görevini üstlenmeyin. Eğer, forum konuşmacıları gibi 'görünür' olmak istiyorsanız, yine 'moderatör'lüğü üstlenmeyecek ve konuşmacıların yanına bir koltuk daha koyacaksınız ve orada oturacaksınız. Eğer hem 'moderatör' hem de 'proje yürütücüsü' ya da sorduğum sorunun cevabını verebilecek bir konumdaysanız, o zaman cevabı bir biçimde vereceksiniz; sizin yaptığınız gibi, topu taça atıp, sizin ifadenizle 'proje yürütücüsü olmayanların'(eğer öyle iseler, başkasına sorulan bir soruya hangi akla hizmet cevap vermek için el kaldırdılar, anlaşılır değil) cevap vermesinin önünü açmayacak, ben cevap hakkı istedikçe 'daha ben cevap vermedim' deyip, salondan başka ('proje yürütücüsü olmayan') konuşmacı var mı diye gözlerinizle salonu taramıyacak ve Belediye Başkanımızın 'Mehmet Erdal'a söz hakkı vermelisin' uyarıları üzerine, naçar kalıp 'polemik yok, polemik yok' (sanki toplantılarda sataşılan kişilere 'cevap verme hakkı' tanımak gibi bir gelenek yokmuşcasına) demeyecek ve benim 'tamam, polemik yapmayacağım; katkıda bulunacağım' sözüm üzerine, 'kerhen' söz hakkı verme yoluna gitmeyeceksiniz.
     Benim sorumun, forum'un konusu olan 'Katılım' konusunun, izleyenlerin katkılarıyla derinleştirilmesini engellediğini söylüyorsunuz: Eline verilen 'Kent Konseyine bağlı Mahalle Meclisi' kurma yönergesini (tamamen sahip olduğu afaki bilgilerle) masa başında siz ne kadar derinleştirebildiniz ve Datça'ya uyarlayabildiniz ise (ki, Kent Konseyi toplantısında neden tartışılma gereği bile duyulmadığını, biliyorsunuz), bırakın Kent konseyi ve ona bağlı Mahalle Meclisi yönergesi konusunda bugüne kadar kamuoyuna (doğru/yanlış) herhangi bir fikir sunamamış olmalarını, ilgili yönetmeliği ve yönergeyi bile okumamış olan izleyicilerin de 'derinleştirmeye' katkıları o kadar olur; ben sorumu sormadan önceki 'katkılar' bunun kanıtıdır.
     Bırakın, afaki söylemi; sizin bu forum'un konusu olan 'Yerel Demokrasi-Katılım' konusunun yaslandığı arka plandaki (ülkemizdeki) 'yakın tarih', Özgür Yayla'nın değindiği Fatsa, İzmir Gültepe, dahası ODTÜ-ÖTK, Yeraltı Maden İş, izlediyseniz, yetersiz de olsa 'Karık' belgeselinde anlatılan Uşak...ve diğerleri bizim 'dünümüz'dür. Siz, bizim tarihin sayfalarına altın harflerle kazıdığımız ve hala onur duyduğumuz bu 'dünümüzü', bugün, içeriği boşaltılmış kavramlarla tartışılan bir 'DOSYA' konusu olarak görüyorsunuz; itirazımız, bunadır. Demokrasi, Yerel demokrasi ve bu kavramlar çerçevesinde anlatılan her şey, bizim için, dünkü-bugünkü ve yarınki yaşamımızdır; sizler için de aynı anlama geliyorsa, o zaman, bunları 'EBERT VAKFI'na sunulacak ve onun sponsorluğuna ihtiyaç duyulacak bir 'DOSYA' konusu olarak göremezsiniz. Sorumuzun soruluşuna bakın, 'Demokrasimize, Demokrasimiz ile ilgili kurumlara, konulara vb. dair sorunlarımızı tartışmak için...' diyor; başka bir şey değil. Biz, bunları ve benzeri konuları elbirliğiyle tartışabilecek durumdayız... Biz bu itirazımızı her daim sürdüreceğiz; olaya 'DOSYA' konusu olarak bakanlarımız ne düşünürlerse düşünsünler...Bu dönem geride kalacak...Yoksa, bizim, kimsenin yok EBERT olmuş, yok SOROS olmuş, yok bilmem ne vakfı olmuş, hangisiyle olursa olsun, kuracağı herhangi bir düzeydeki ilişkiyle uğraşacak ne niyetimiz ne de zamanımız var...


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder