24 Aralık 2019 Salı

2018.11.04.YOL'DA YAŞANILANLAR ÇERÇEVESİNDE YAZILAN KİTAPLAR ÜZERİNE

  Hiç yorum yok

     YOL'DA YAŞANILANLAR ÇERÇEVESİNDE YAZILANLAR ÜZERİNE
     1980 Öncesi ve sonrası dönemde var olan bir siyasi grubun önde gelenlerinden (Buca Cezaevinde iken birkaç kez karşılaştığım ama asıl olarak, 1991 1 Ağustos'unda cezaevinden tahliye olduktan sonraki 'yaşama tutunma' sürecimde hasbelkader geldiğim Marmaris'te bana, en zor dönemlerimde 'karşılıksız' yardım eden) bir arkadaşım, bu yaz, eşi ve küçük kızı ile birlikte, yaşamaya devam ettiğim Datça'ya tatile gelmiş ve bir sohbet sırasında, lisans üstü eğitim görmeye devam eden küçük kızı '...Bundan sonra sizin DY'cuların yazdığı hiçbir kitabı okumayacağım. Bıkkınlık verdiler. Hepsi birer kahraman. İçlerinde hiç normal insan yok. Halbuki ben bir kitap okudum ('İYİ Kİ ERKEN ÖLDÜN'), yazarı ('HRONİS MİSSİOS') tam bir insan; 2.Dünya Savaşını, Yunanistan İç Savaşını ve Albaylar Cuntası dönemini yaşamış; hatasıyla, eksiğiyle, zaaflarıyla her şeyi olduğu gibi anlatıyor. Ben bunu görmek istiyorum.' demiş ve ( içinden geldiği siyasi grubu anlatan bir kitabı arkadaşlarıyla birlikte kaleme alan bir babanın da kızı olan) bu kızımız, benim de kafamda sorgulayıp durduğum bir konuyu, bir yönüyle ve bodoslamadan tartışmaya açmıştı.
***
     İstisnasız bütün insanların, yaşadıklarını ( o yaşadıklarını yaşamaya başlamadan önce aksi doğrultuda bir taahhüdü yoksa), yaşadıklarının üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin, istediği zaman ve istediği biçimde, sözlü veya yazılı olarak başkalarıyla paylaşma hakkı vardır; bu hakkı tartışmak, 'olmayacak bir iş'tir.
***
     Yaşadıklarını başkasıyla paylaşan kişinin/kişilerin, o yaşanılan zamana, koşullara ve konuma dönme ve o andaki gibi düşünme ve hareket etme olanağı madden olanaksız olduğundan, bu paylaşılanlardaki dolaylı (anlatımda saklı olan) ya da doğrudan 'yorum'un 'nesnel' değil; paylaşımı yapmaya başladığı andaki yer, zaman, koşul, konum ve neden/nedenler çerçevesinde 'öznel' olduğu (yazan ve dinleyenler/okuyanlar tarafından) kabul edilmelidir.
***
     Bu paylaşımı yapanların, neden o an ( hangi an ise) ve o biçimde (hangi biçimde ise) bu paylaşımı yaptıklarını (soran olsa bile) açıklayıp açıklamama hakları vardır; bu tamamen o kişilere dair bir haktır.
     Bu paylaşımı dinleyen, okuyan veya duyan herkesin ise bunları sorma ve yanıtlanmasını isteme, yanıt alamaz ise 'yorum yapma' hakkı vardır; bunun aksi savunulamaz.
     Paylaşımı yapan, bunun bilincinde olarak bu paylaşımı/paylaşımları yapacaktır.
***
     Yaşadıklarını başkalarıyla paylaşanların, o an ve o biçimde paylaşım yapma nedenleri ne olursa olsun, bir de, o paylaşımı yaptığı an'dan, biçim'den, yaşanılan koşullar'dan, paylaşımı yaptığı kişilerin beklentilerinden vb. hareketle oluşan (kişilere göre değişse de) bir 'algı' vardır ki; bu kızımızın değerlendirmesi, tam da onda oluşan bu 'algı'ya dairdir.
Benim bu yazıda değinecek olduğum konu da, bu yazılanların bende oluşturduğu (genelde de farklı biçimlerde ifade edildiğini gözlemlediğim) benzer 'algılar' üzerinedir.
***
     Farklı siyasi yapılanmalarda(çevre, grup, parti vb.) yer alan ve farklı biçimlerde Sol, Sosyalist ve Devrimci Mücadele'ye ömürlerini veren (ölen veya hala yaşamaya devam eden) bazı arkadaşları dışarıda tutarak yazıyorum: 68 veya 78 kuşağı kabul edilen ve yaşadıkları o tarihsel dönemlerde tarihsel roller üstlenen ve bunların onuruyla yaşamaya devam eden iki farklı kuşaktan, ama daha çok 78, yani benim de içinde yer aldığım kuşaktan onbinlerce kadın-erkek, ömürlerinin bir dönemini, farklı siyasi yapılanmalar içerisinde ve 'aktif' birer 'özne' olarak geçirdiler; sonra yenildiler; ardından, çoğunluğu, yine ömürlerinin belli bir dönemini cezaevlerinde 'tutsak', bir kısmı ise bu konuma düşmeden ama 'kaçak' olarak yaşamaya devam ettiler.. (İstisna konumundaki bazılarımız ise hala 'mülteci' konumunda yaşamlarını sürdürmektedir.)
     Bu iki kuşaktan olup da sayıları onbinleri bulan bu kadın-erkek kişiler, bu yaşadıkları dönemlerden kat be kat daha uzun süren ve halen devam eden bir dönemi ise farklı koşullarda ve farklı biçimlerde yaşamaktadırlar.
***
     Şimdi, özellikle son yıllarda, bazılarımız, kendi bildikleri nedenlerle veya belli bir sorumluluk duygusuyla, yaşamlarının bir dönemini veya bazı dönemlerini (1980 öncesi ve sonrası 'aktif-özne' olduğu yılları, cezaevi yaşamlarını, firarları, Filistin anılarını, dağda geçirdiği günleri vb.) yazıya dökerek, İnternet ortamında veya kitap biçiminde (ben de dahil) paylaşmaya başladılar.
     Bu paylaşımlarda, paylaşılan bu dönemlerden öncesine dair az da olsa bir şeyler okumak ve bulmak mümkün ise de, sonrasına dair ya hiç bir şey yok ya da 'geçiştirmenin' ötesinde ciddi herhangi bir şey yok.
     Neden?
     Bu paylaşımların, paylaşımda anlatılan dönemi, zamanı, olayı, kişileri vb. anlatmakla, açıklamakla, tarihe not düşmekle vb. sınırlı olduğu söylenebilir.
     Peki, bütün bu paylaşımlar, istisnasız bu çerçevedeki paylaşımlar mıdır?
     Bütün bu paylaşımların, bu çerçevedeki paylaşımlar olduğunu varsayarak devam ediyorum; bu arkadaşların (okuduklarım ve duyduklarım çerçevesinde yazıyorum) pek çoğunun, paylaşımlarında, anlatılan bu dönemlerden daha uzun yılları içeren 'sonraki' dönemlerine dair, paylaşmaya değer görüp paylaşabildiği herhangi bir şeylerinin olmamasının veya 'adet yerini bulsun diye' bazı şeylerin yazılıp geçiştirilmesinin, (doğru-yanlış) 'farklı algılara' yol açtığı ve bu nedenle, bu noktanın, paylaşımı yapan/yapacak olan arkadaşlarca, ciddi olarak düşünülmesi ve dikkate alınması gerektiğini söylemek, yanlış mıdır?
***
     Bir dönem ellerimizden düşmeyen ve Bulgaristan Partizanlarının 2.Dünya Savaşı ve sonrası yıllarda yürüttükleri savaşı anlatan (ki en ünlüsü 'Seni Halk Adına Ölüme Mahkum Ediyorum' idi) kitapları anımsatmaya başlayan bu 'yakın dönem anı kitapları', bu biçimleriyle, bence, belki de paylaşım yapan arkadaşların, yazarken ve paylaşıma sunarken, hiçbirisinin (öyle olduğunu varsayıyorum) aklının köşesinden bile geçmediğine inandığım şöylesi bazı yanlış 'algılara' yol açmıyor mu?
     1-Sol, Sosyalist ve Devrimci Mücadele, gençken içinde yer alınan ve yürütülen; bilahare, gençlik elden gidince 'mazi' olan bir dönemi mi ifade eder?
     2-İçinde yer aldığımız mücadele, 1980 öncesi koşullarda ortaya çıkan ve haliyle o koşullar ortadan kalkınca 'tarih' olan 'dönemsel' bir mücadele midir?
     3-İçinde yer aldığımız (kim nerede idiyse) örgütlenme ve mücadele, ya 'çok kötü'('tu kaka' edilecek) ya da 'çok iyi'(göklere çıkarılacak) bir örgütlenme ve mücadele miydi?
     4-Biz 'sıradan' olmayı reddeden ve 'farklı' olmaya çalışan, içinde yaşanılandan daha başka ve daha iyi bir yaşamı yaratmak için 'her şeyi göze alan' ve 'her şeyini feda eden' kadın-erkek kişiler değil miydik?
     04.11.2018/DATÇA
     Mehmet Erdal
     


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder