2018.11.04.YOL'DA YAŞANILANLAR ÇERÇEVESİNDE YAZILAN KİTAPLAR ÜZERİNE
YOL'DA YAŞANILANLAR ÇERÇEVESİNDE
YAZILANLAR ÜZERİNE
1980 Öncesi ve sonrası dönemde
var olan bir siyasi grubun önde gelenlerinden (Buca Cezaevinde iken
birkaç kez karşılaştığım ama asıl olarak, 1991 1 Ağustos'unda
cezaevinden tahliye olduktan sonraki 'yaşama tutunma' sürecimde
hasbelkader geldiğim Marmaris'te bana, en zor dönemlerimde
'karşılıksız' yardım eden) bir arkadaşım, bu yaz, eşi ve
küçük kızı ile birlikte, yaşamaya devam ettiğim Datça'ya
tatile gelmiş ve bir sohbet sırasında, lisans üstü eğitim
görmeye devam eden küçük kızı '...Bundan sonra sizin DY'cuların
yazdığı hiçbir kitabı okumayacağım. Bıkkınlık verdiler.
Hepsi birer kahraman. İçlerinde hiç normal insan yok. Halbuki ben
bir kitap okudum ('İYİ Kİ ERKEN ÖLDÜN'), yazarı ('HRONİS
MİSSİOS') tam bir insan; 2.Dünya Savaşını, Yunanistan İç
Savaşını ve Albaylar Cuntası dönemini yaşamış; hatasıyla,
eksiğiyle, zaaflarıyla her şeyi olduğu gibi anlatıyor. Ben bunu
görmek istiyorum.' demiş ve ( içinden geldiği siyasi grubu
anlatan bir kitabı arkadaşlarıyla birlikte kaleme alan bir babanın
da kızı olan) bu kızımız, benim de kafamda sorgulayıp durduğum
bir konuyu, bir yönüyle ve bodoslamadan tartışmaya açmıştı.
***
İstisnasız bütün insanların,
yaşadıklarını ( o yaşadıklarını yaşamaya başlamadan önce
aksi doğrultuda bir taahhüdü yoksa), yaşadıklarının üzerinden
ne kadar süre geçerse geçsin, istediği zaman ve istediği
biçimde, sözlü veya yazılı olarak başkalarıyla paylaşma hakkı
vardır; bu hakkı tartışmak, 'olmayacak bir iş'tir.
***
Yaşadıklarını başkasıyla
paylaşan kişinin/kişilerin, o yaşanılan zamana, koşullara ve
konuma dönme ve o andaki gibi düşünme ve hareket etme olanağı
madden olanaksız olduğundan, bu paylaşılanlardaki
dolaylı (anlatımda saklı olan) ya da doğrudan 'yorum'un 'nesnel'
değil; paylaşımı yapmaya başladığı andaki yer, zaman, koşul,
konum ve neden/nedenler çerçevesinde 'öznel' olduğu (yazan ve
dinleyenler/okuyanlar tarafından) kabul edilmelidir.
***
Bu paylaşımı yapanların, neden
o an ( hangi an ise) ve o biçimde (hangi biçimde ise) bu paylaşımı
yaptıklarını (soran olsa bile) açıklayıp açıklamama hakları
vardır; bu tamamen o kişilere dair bir haktır.
Bu paylaşımı dinleyen, okuyan
veya duyan herkesin ise bunları sorma ve yanıtlanmasını isteme,
yanıt alamaz ise 'yorum yapma' hakkı vardır; bunun aksi
savunulamaz.
Paylaşımı yapan, bunun
bilincinde olarak bu paylaşımı/paylaşımları yapacaktır.
***
Yaşadıklarını başkalarıyla
paylaşanların, o an ve o biçimde paylaşım yapma nedenleri ne
olursa olsun, bir de, o paylaşımı yaptığı an'dan, biçim'den,
yaşanılan koşullar'dan, paylaşımı yaptığı kişilerin
beklentilerinden vb. hareketle oluşan (kişilere göre değişse de)
bir 'algı' vardır ki; bu kızımızın değerlendirmesi, tam da
onda oluşan bu 'algı'ya dairdir.
Benim bu yazıda değinecek
olduğum konu da, bu yazılanların bende oluşturduğu (genelde de
farklı biçimlerde ifade edildiğini gözlemlediğim) benzer
'algılar' üzerinedir.
***
Farklı siyasi
yapılanmalarda(çevre, grup, parti vb.) yer alan ve farklı
biçimlerde Sol, Sosyalist ve Devrimci Mücadele'ye ömürlerini
veren (ölen veya hala yaşamaya devam eden) bazı arkadaşları
dışarıda tutarak yazıyorum: 68 veya 78 kuşağı kabul edilen ve
yaşadıkları o tarihsel dönemlerde tarihsel roller üstlenen ve
bunların onuruyla yaşamaya devam eden iki farklı kuşaktan, ama
daha çok 78, yani benim de içinde yer aldığım kuşaktan
onbinlerce kadın-erkek, ömürlerinin bir dönemini, farklı siyasi
yapılanmalar içerisinde ve 'aktif' birer 'özne' olarak geçirdiler;
sonra yenildiler; ardından, çoğunluğu, yine ömürlerinin belli
bir dönemini cezaevlerinde 'tutsak', bir kısmı ise bu konuma
düşmeden ama 'kaçak' olarak yaşamaya devam ettiler.. (İstisna
konumundaki bazılarımız ise hala 'mülteci' konumunda yaşamlarını
sürdürmektedir.)
Bu iki kuşaktan olup da sayıları
onbinleri bulan bu kadın-erkek kişiler, bu yaşadıkları
dönemlerden kat be kat daha uzun süren ve halen devam eden bir
dönemi ise farklı koşullarda ve farklı biçimlerde
yaşamaktadırlar.
***
Şimdi, özellikle son yıllarda,
bazılarımız, kendi bildikleri nedenlerle veya belli bir
sorumluluk duygusuyla, yaşamlarının bir dönemini veya bazı
dönemlerini (1980 öncesi ve sonrası 'aktif-özne' olduğu yılları,
cezaevi yaşamlarını, firarları, Filistin anılarını, dağda
geçirdiği günleri vb.) yazıya dökerek, İnternet ortamında veya
kitap biçiminde (ben de dahil) paylaşmaya başladılar.
Bu paylaşımlarda, paylaşılan
bu dönemlerden öncesine dair az da olsa bir şeyler okumak ve
bulmak mümkün ise de, sonrasına dair ya hiç bir şey yok ya da
'geçiştirmenin' ötesinde ciddi herhangi bir şey yok.
Neden?
Bu paylaşımların, paylaşımda
anlatılan dönemi, zamanı, olayı, kişileri vb. anlatmakla,
açıklamakla, tarihe not düşmekle vb. sınırlı olduğu
söylenebilir.
Peki, bütün bu paylaşımlar,
istisnasız bu çerçevedeki paylaşımlar mıdır?
Bütün bu paylaşımların, bu
çerçevedeki paylaşımlar olduğunu varsayarak devam ediyorum; bu
arkadaşların (okuduklarım ve duyduklarım çerçevesinde
yazıyorum) pek çoğunun, paylaşımlarında, anlatılan bu
dönemlerden daha uzun yılları içeren 'sonraki' dönemlerine dair,
paylaşmaya değer görüp paylaşabildiği herhangi bir şeylerinin
olmamasının veya 'adet yerini bulsun diye' bazı şeylerin yazılıp
geçiştirilmesinin, (doğru-yanlış) 'farklı algılara' yol
açtığı ve bu nedenle, bu noktanın, paylaşımı yapan/yapacak
olan arkadaşlarca, ciddi olarak düşünülmesi ve dikkate alınması
gerektiğini söylemek, yanlış mıdır?
***
Bir dönem ellerimizden düşmeyen
ve Bulgaristan Partizanlarının 2.Dünya Savaşı ve sonrası
yıllarda yürüttükleri savaşı anlatan (ki en ünlüsü 'Seni
Halk Adına Ölüme Mahkum Ediyorum' idi) kitapları anımsatmaya
başlayan bu 'yakın dönem anı kitapları', bu biçimleriyle,
bence, belki de paylaşım yapan arkadaşların, yazarken ve
paylaşıma sunarken, hiçbirisinin (öyle olduğunu varsayıyorum)
aklının köşesinden bile geçmediğine inandığım şöylesi bazı
yanlış 'algılara' yol açmıyor mu?
1-Sol, Sosyalist ve Devrimci
Mücadele, gençken içinde yer alınan ve yürütülen; bilahare,
gençlik elden gidince 'mazi' olan bir dönemi mi ifade eder?
2-İçinde yer aldığımız
mücadele, 1980 öncesi koşullarda ortaya çıkan ve haliyle o
koşullar ortadan kalkınca 'tarih' olan 'dönemsel' bir mücadele midir?
3-İçinde yer aldığımız (kim
nerede idiyse) örgütlenme ve mücadele, ya 'çok kötü'('tu kaka'
edilecek) ya da 'çok iyi'(göklere çıkarılacak) bir örgütlenme
ve mücadele miydi?
4-Biz 'sıradan' olmayı reddeden
ve 'farklı' olmaya çalışan, içinde yaşanılandan daha başka ve
daha iyi bir yaşamı yaratmak için 'her şeyi göze alan' ve 'her
şeyini feda eden' kadın-erkek kişiler değil miydik?
04.11.2018/DATÇA
Mehmet Erdal
Mehmet Erdal

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder