Saddam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2021 Cuma

2021.06.12.CEZAEVİ YAZILARI-60: İKİ DEĞERLENDİRME/İKİ ÖNGÖRÜ

  Hiç yorum yok
14:07

 

CEZAEVİ YAZILARI-60: İKİ DEĞERLENDİRME/İKİ ÖNGÖRÜ!

     “... Bizim vatandaşın selamını kabul ediyorum, ama oldukça açık bir biçimde dile getirdiği önerisini ise kabul etmiyorum, etmeyi doğru bulmuyorum. Bugün böyle bir öneriyi kabul etmek, çok farklı ve hiç istemediğim, hep kaçınmaya çalıştığım yorumlara yol açar; hatta, özellikle böyle bir yorumun yaygınlaştırılacağına eminim. Dahası, benim bu öneriyi kabul etmem, olumlulukları değil, olumsuzlukları geliştirir ve meşrulaştırır. Halbuki, ben, özellikle, bugüne kadar gözlenen ve gözlenmeye devam edilen olumsuzlukların ortaya konulmasını, kabul edilmesini ve bunların aşılmaya başlanacağı bir sürecin gündeme getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca, bu öneriyi kabul edersem, taraflardan birinin üzerine bir çizgi çizilmesi kalıcılaşacak ve ben de bu çizilme olayına ortak olur bir görünüm içine gireceğim. Düşünce olarak, onun 'bitti' dediği kesimin tamamı için olmasa bile, büyük çoğunluğu için aynı şeylere katılsam bile, ben, bunun nesnel olarak, yani herkesçe kabul edilebilir bir gerçeklik olarak yaşanılmasından yanayım. Bunun yolu ise, pratikten geçiyor. Ayrıca, bu, yalnızca özgüldeki gelişmeler çerçevesinde değil, geneldeki, merkezi düzeydeki gelişmeler çerçevesinde, o gelişmelere bağlı olarak ele alınmalıdır. Aksi halde, kesin bir çözüm değil, her zaman spekülasyona açık ve baş ağrıtıp duracak bir çözüm söz konusu olur. Ben, bu anlamda, yeterince başımın ağrıdığına ve spekülasyonun yapıldığına inanıyorum. Nitekim, bugünkü konumu yeğleyerek, her şeyin açıkça ortaya çıkabileceği ve anlaşılabileceği bir süreci başlattım; süreç içinde ortaya çıkan gerçeklik, ortada. Ben doğrulandım. Yalnız olmama karşın, konumum, dışımdakileri çok rahatsız ediyor, bunu biliyorum. Nasıl olursa olsun, benim bu konumumun sona ermesi şiddetle, herkesçe şiddetle arzu ediliyor, bunu da biliyorum. Bu nedenle, bugün, en azından özgülümüzde, sayı değil, konum ve ortaya konulan tavır önemli oluyor. Ben, baştan öngördüğümden de ötede bir konuma ulaştım. Bir mektubunda yazdığın gibi, ki buna katılmıştım, bu hiç de kolay olmadı. Ama, inan ..., bazı şeylerin ortaya çıkmasını hedeflememe karşın, şu anki konumu aklımdan bile geçirmiyordum. Ama, oldu. Öyleyse, bunun değerini bileceğim ve çarçur etmeyeceğim. Görürsen ve yeniden açarsa, sen değil, o açarsa, bunları aktarabilirsin. Yani hepsini değil, gerekli olanları. Ayrıca, şunu düşünüyorum; özellikle buralarda, her şeyi, içerisinde uzun dönemli ve gerçeği yakalamaya yarayan öğeler bulunsa ve bunlar tespit edilse bile, görünürdeki şekliyle değerlendirmek yanlıştır. Dışarıda olduğundan çok daha fazla ve vurgulayarak, buralarda toparlayıcı ve herkesin kendini aşmasına olanak tanıyan bir tavır ortaya konulmalıdır. Bu nedenle, buralara, bugün, doğrudan müdahale yerine, dolaylı bir müdahale gereklidir. Bu ise, yalnızca, buraların, geneldeki gelişmelere bağlı olarak bir eklemlenme süreci içerisine girmesini istemekle ve bir bakış açısı sunmakla mümkün olabilir. Ondan ötesini, bugün için, tamamen iç dinamiklere bırakmak gerekiyor. Böylesi nesnel bir süreç yaşanması, çok yararlı olacaktır. Aksi halde, özgülümüzde görüldüğü gibi, her şey çarpıklaşacak ve dumura uğrayacaktır. Kısacası, her yerde olduğu gibi, özellikle buralarda, insanların önü açılmalı ve insanlara, kendilerini aşma şansı verilmeli; insanlar eğer istiyorlarsa, kendileri kulvar dışına çıkmalılar. Bu, herkes için ve her anlamda yararlı olacak... Bu ise küçük hesaplar ile değil, her türlü hesabın ve duygusallığın ötesinde bir tavır ile hareket edilmesiyle mümkün. Bırakalım, insanlar, kendi gelecekleri için kendileri karar versinler...” (1)

     “... ABD ve yandaşlarının Irak'a saldırısıyla, nihayet beklenilen ve korkulan savaş başladı. Dünya, CNN vasıtasıyla, korkunç bir ABD yanlısı enformasyona tabi tutuldu.

     Irak'ın Kuveyt'i işgalini doğru bulmamaya devam ediyorum. ABD ve yandaşlarının Irak'a saldırısı öncesi, böyle bir savaşın çıkmasına ve Türkiye'nin bu savaşa katılmasına karşı çıkanlardan birisiyim. Bu nedenle, 'Savaşa hayır' ve 'Bağımsız Türkiye' şiarının yükseltilmesi gerektiğine inandım. Savaş başladığına göre, Türkiye'nin bu savaşa karışmasına karşı çıkmaya devam etmek gerekiyor. Sen bu mektubu aldığında, Türkiye savaşa girmiş olur mu bilemiyorum; ama, Özal yönetiminin, İncirlik üssünü kullandırarak, Irak'a dolaylı olarak saldırması ve Irak'ı kışkırtıp durması, çok iğrenç ve çok tiksindirici bir olay. Şimdi, Irak İncirlik üssünü bombalasa, şahsen ben, önce Irak saldırdı, vay nasıl saldırır?, diyemem. ABD ve Özal yönetiminin istediği de böyle bir saldırıdır. O zaman, aradıkları bahane bulunmuş olacak. Ama, Saddam yönetimi, şimdilik de olsa, olayı görmemezlikten gelmeye ve bir anlamda bu tuzağa düşmemeye çalışıyor. Saddam, fazlaca sevinemiyorum ama, çok mantıklı olarak, İsrail'i vuruyor. Bu, onun hesapları açısından çok yerinde. Çünkü, İsrail savaşa girerse, savaş, bir Arap-İsrail savaşına dönüşebilir; ABD ile Arap yandaşları arasında çelişki baş gösterebilir ve Arap halkları ayağa kalkabilir. Gerçi, Suriye ve Mısır hükumetleri, İsrail'in olası bir saldırısını sorun etmeyeceklerini duyurdular ve uzun dönemde, kendi ülke halkları ile aralarında bir uçurum yarattılar, ama asıl olarak, şu işbirlikçi ve hain Fahd yönetimine fitil oluyorum. Savaş başladıktan sonra, yüksek sesle, ulan Saddam, diyordum, batarken, hiç olmazsa şu Riyad'a bir füze yolla ki, bu pislik Fahd yönetimi Allahına kavuşsun. Ne zaman ki füze yolladığını duydum, müthiş sevindim. Saddam, her şey bir yana, şu an, bir mahalle kabadayısına benziyor. Mahalledeki herkes ya ona saldırıyor ya da onun dövülmesine seyirci kalıyor. Buna karşın, Saddam, var gücüyle direniyor. Bu olay karşısında adama hem acıyorum hem de hayranlık duyuyorum. Belki yenilecek ve ölecek, ama öldükten sonra, asıl o zaman, Arap halkları nazarında bir kahraman mertebesine yükselecek. Türkiye dahil, bugünün galipleri, lanetlenecek ve tiksintiyle anılacak. Ben, Saddam'ın kahramanlaştırılmasını doğru bulmuyorum, ama nesnel olarak, halklar açısından öyle olacak.

     Saddam yenilirken, ABD'ye kafa tutan ve kafa tutmaya yeltenecek herkese, bir ders veriliyor. Bugün önemli olan, Saddam'ın yenilip-yenilmemesi değildir, ABD'nin kazanmasıdır; bu ise, bölgedeki ve bütün dünyadaki ülkeler halkları için hiç de iyi bir şey değildir. Baştan, ABD ve yandaşlarının kazanmaması için elden gelen her şey yapılmalıydı ve bu anlamda da, bu savaş çıkmamalıydı... Ama çıktı ve büyük bir ihtimalle, ABD kazanacak... Saddam faresinin ABD kedisi tarafından yakalanması yerine, Irak halkları tarafından yakalanması çok iyi olurdu. Şu an, bu savaşın, Saddam başta bulunsun veya bulunmasın, bir Vietnam'a dönüştürülmesini çok istiyorum.

     Saddam'ın yıkılması sonrası bağımsız bir devlet kuracaklarını düşleyen Kürtler ve iktidara geleceklerini uman anti-ABD'ci güçler, aldanıyorlar. Bunlar, birer .... ABD, Saddam'ı devirecek ve sonra da, bunlara, buyurun, diyecek; özellikle Kürtlere ha? Türkiye'ye rağmen ha? Bunlar, on yıllardır yaşadıklarından hiç ders çıkarmayan ... .ABD, Irak'a ve Ortadoğuya yerleşmeye geliyor. Hak, hukuk, adalet. vb. için değil. Kendi çıkarlarını garanti altına almak için geliyor. Bu nedenle, Iraklı Kürt veya Arap radikalleri, öncelikle ezilecek olanlardır. ABD'nin Ortadoğuya yerleşmesi ve Türkiye'nin, Ortadoğu'nun jandarması veya jandarmalarından birisi olması, ne Türkiye halkları için ne de Ortadoğu halkları için hiç de iyi olmayacaktır. Ülkemizde, bizlerin omuzlarındaki yük artmıştır...

     Olaylar hızla devam ediyor. Şu andan sonraki süreçte İsrail, Türkiye ve başka ülkeler savaşa girer mi bilemiyorum. Ama girerse, savaş daha da karmaşıklaşacak ve böyle bir savaş çok kanlı geçecektir. Savaş sonrası ise, kan akmaya devam edecektir. Bu kez, şimdi savaşın özü gereği öldürülen halklar, bilinçli olarak, susturulmak için öldürülecektir. Tek avuntum, eğer örgütlenebilirse, ABD ve yandaşı işbirlikçilere karşı doğan öfke, kin ve anti-ABD'ci eğilimlerin doğuyor olmasıdır...” (2) (20.01.1991/NAZİLLİ)

     12.06.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (1) 20.01.1991


     (2) 20.01.1991


Devamını Oku...

2 Nisan 2021 Cuma

2021.04.03.CEZAEVİ YAZILARI-50: GO HOME YANKEE!

  Hiç yorum yok
14:11

 

     CEZAEVİ YAZILARI-50: GO HOME YANKEE!

     “... Saddam'ın, ülke içindeki yönetiminin diktatörlük ve Irak'lı Kürtlere karşı soykırımcı olduğunu söylemek mümkün. Dışarıya yönelik ise, milliyetçi. Bu niteliklere sahip bir yönetimin Kuveyt'i işgalini onaylamak mümkün değil. Yani, genelde, zorla ilhakı reddetmek gerekir. Birleşmeler gönüllü olur ve biz, bu tür birleşmelerden yanayız. Ama, bu birleşme, tamamen ekonomik, politik, askeri vb. çıkarlara yönelik ve üstelik ahlaki değil; Kuveyt halkının iradesini hiçe sayıyor. Bazıları, Kuveyt'in ve Arabistan (Yarımadası)ndaki diğer ülkelerin suni olduğunu ve ulusal temelde yükselmediklerini, tüm ülkelerin Arap ulus kökenli olduğunu söylüyor. Tartışılır olmakla birlikte, doğru olduğunu kabul edelim. Ama biz, tarihin yeni baştan yazılmasını, burjuva anlamda savunmuyoruz. Hele, bunun, zorla yapılmasını hiç savunmuyoruz. Öyleyse, Saddam'ın bu işgalini onaylamak, meşru görmek ve desteklemek mümkün değil. Öte yandan, Saddam'ın Kuveyt'i işgali, ABD önderliğinde emperyalizmin Ortadoğu işgali olasılığını gündeme getirdi. Bazıları, Saddam'ın soykırımcı, diktatör ve faşist olduğunu söyleyerek, aynı zamanda Saddam sonrası Irak Kürtlerinin olası kazanacağı 'hakları' düşünerek, kim tarafından olursa olsun, Saddam'ın devrilmesini desteklediklerini söylüyorlar. Haliyle, ABD'nin Ortadoğu işgalini onaylama noktasına düşüyorlar. Saddam sonrası Iraklı Kürtlerin bazı 'haklar' kazanmaları mümkün. Ama ABD'nin Ortadoğu'yu işgali sonrası, uzun dönemde çok şey kaybedecekler. Ülkemiz ve diğer Ortadoğu halkları da kaybedecek. Bu nedenle, 'ne olursa olsun, kim tarafından devrilirse devrilsin' diyemeyiz. Yani, biz, iki ucu boklu bir değneğin iki ucundan birini yakalamak zorunda değiliz. En iyisi, bu değneği, hiç ele almamaktır.

     Biz, Kuveyt halkının işgalcilere ve Irak halkının Saddam rejimine karşı yürüteceği mücadeleden yana olmalıyız. Buna destek vermeliyiz. 750 bin nüfuslu Büyük Sahra halkı POLİSAİRO önderliğinde Moritanya'yı anlaşmaya zorlayabilmiş ve Fas ile savaşını sürdürebiliyorsa, 1,5 milyonluk Kuveyt halkı da savaşabilir ve kazanabilir. Elbette 'zor' olacaktır, zaten, kurtuluşun kolay kazanıldığını kim görmüş ve söyler... Dünya ülkeleri, bu mücadeleyi bir biçimde destekleyebilir, ama o halkların yerini alamaz ve onların boyunlarına, Saddam boyunduruğunun yerine kendi boyunduruklarını geçiremezler. Ve biz, Saddam boyunduruğu gibi, bu boyunduruğa (da) karşı çıkarız... Ne Saddam'ın ne de emperyalizmin kazanmasını istemeliyiz. Biz, Ortadoğu halklarının kazanmasından yana olmalıyız. Ama, bu durum, ileride, doğrudan emperyalizmle bir savaş durumuna dönüşebilir mi? Saddam'ın, böyle bir görünüm verebilmek için çalıştığını ve tüm İslam dinindeki halklara çağrı yaptığı görülüyor. Kısmi de olsa, bir destek elde ediyor. Bugün, bu noktada değildir ve biz, bugünkü gerçeklikte tavrımızı belirlemek zorundayız...”(14.8.1990)(1)

     “...Hiç şüphesiz, Irak'ın Kuveyt'i işgali savunulamaz. Bu işgal, herhangi bir 'gerekçeyle' ve herhangi bir biçimde 'meşru' gösterilemez. Irak, 1980 yılı Eylül ayında olduğu gibi, şimdi de işgalci ve saldırgan bir devlet konumundadır. Bu niteliğini, bir kez daha ortaya koymuştur.

     Kuveyt'i işgal eden Saddam yönetimi, bir diktatörlüktür. Bu diktatörlük, yıllardır, Irak Kürdistanı'nda, az görülür bir soykırım uygulamış ve katliamlar ('Irak Hiroşima'sı' Halepçe) yapmıştır.

     Bu niteliklere sahip ve sicili çok kötü olan bugünkü Saddam yönetimi, yıkılmalıdır. Kuveyt işgali, sona ermelidir.

     Ancak, hangi gerekçelerle olursa olsun, bugün Ortadoğu'da yaşanılan gelişmeler biline biline, bunları gerçekleştirecek olanın kim olduğunun (Irak'taki Arap halkı, ezilen Irak Kürtleri ve işgale uğramış Kuveytliler ya da emperyalizm) önemli olmadığı, önemli olanın, bunların gerçekleşmesi olduğu, savunulamaz. (Bu noktada, insanın aklına, bir dönem Çin'de, Deng Şiaoping'in söylediği 'Önemli olan farenin yakalanmasıdır; fareyi yakalayan kedinin siyah ya da beyaz oluşu değil' sözleri geliyor.) Bugün yaşanılan gerçeklikte, bu savununun anlamı, bir biçimde, emperyalizmin Irak'ı (açık ya da gizli) işgal etmesine yeşil ışık yakmak ve 'Ortadoğu sorununu' çözebilmek için uygulamaya soktuğu politikalarının başarıya ulaşmasına destek vermektir.

     Halbuki, bugün, asıl olarak karşı çıkılması gereken şey, tam da, emperyalizmin Ortadoğu'daki varlığı ve uygulamaya soktuğu politikalar olmalıdır.

     Emperyalizm, bugün, Ortadoğu'da ve Türkiye'de, aynı anda, aynı amaçla ve birbirleriyle bağlantılı olarak, yeni bir dönemi başlatmıştır. Yaşanılan gelişmelerin özünü ve yönünü kavrayabilmek için, öncelikle, bu halkayı yakalamak gerekiyor. Bu, can alıcıdır. Bunun yerine, olayları, yalnızca görünürdeki biçimleriyle izlemeye ve kavramaya çalışmak, büyük yanılgılara yol açar.

     Bugün, Ortadoğu'da, asıl olarak, emperyalizme karşı saf tutmalı ve konumlanmalıdır. Emperyalizm kazanamamalı ve politikaları başarıya ulaşamamalıdır.

     Emperyalizm, Ortadoğu'da, sonunda mutlaka kendisinin kazanabileceğini düşündüğü bir savaşı kışkırtmaktadır.

     Herhangi bir biçimde başlayabilecek bu savaş, boyutuna bağlı olarak, bu savaşa katılacak ülkelere kıyım, yıkım, tamiri çok zor yaralar ve yeni düşmanlıklardan başka bir şey getirmeyecektir. Ama, savaşın sonucu ne olursa olsun, her halükarda yine emperyalizm kazançlı çıkacaktır.

     Bu nedenle, böyle bir savaşa 'Hayır' denilmelidir.

     1919-1922 yılları arasında, dünyanın ilk anti-emperyalist kurtuluş savaşını yürüten ve başarıya ulaştıran Türkiye'de, bugün, emperyalizme karşı olmak 'hainlik', emperyalizmden yana olmak ise 'yurtseverliktir'. Yani, gerçek yurtseverler 'hain', gerçek hainler 'yurtsever' durumundadırlar.

     Bu durumun, tersine çevrilmesi gerekmektedir.

     Bu nedenle, 1970'lerden beri körelen (bir yönüyle köreltilen) 'Bağımsızlık' bilinci, yeniden yükseltilmelidir. Türkiye'nin 'Ortadoğu'nun Jandarması' olmasının tartışıldığı ve emperyalizmin, Ortadoğu'ya yönelik yeni politikalarının yaşama geçirilmeye çalışıldığı bugünlerde, emperyalizm ile var olan bütün ilişkilerin sona erdirilmesi ve NATO'dan çıkılması talepleri ileri sürülmelidir.

     Türkiye'nin geleceği, bir yönüyle, 'Bağımsız Türkiye' şiarının, Türkiye halklarına mal edilebilmesine ve yaşanılan bir gerçeklik haline getirilebilmesine bağlıdır...”(20.8.1990) (2)Nazilli

     03.04.2021/Datça/Mehmet Erdal

     



     (1) 14.8.1990

     

     (2) 20.8.1990



Devamını Oku...

18 Aralık 2020 Cuma

2020.12.19.CEZAEVİ YAZILARI-34: BURJUVALARIMIZ GİBİ POLİTİKACILARI DA NİTELİKSİZ!

  Hiç yorum yok
13:03

 

     CEZAEVİ YAZILARI-34: BURJUVALARIMIZ GİBİ, POLİTİKACILARI DA NİTELİKSİZ!

     “Perşembe, 18.00:...Cumhuriyet, Tek Tip Elbise olayına, genişçe yer veriyor. İ.H.D. merkezi, kamuoyunu duyarlı kılıyor. Bugünkü olanaklar çok güzel. Bence bu, alınmış bir haktır, kazanılmış bir haktır. Böyle bir hakkın gasp edilmesine seyirci kalmak mümkün değil. Eldeki hakkı, kıskançlıkla korumak gerekiyor. Ama, duygusallığa kapılmadan ve daha geniş bir perspektiften bakarak. Tepkisellik, eğer duygusallıkla birleşirse, senden istenileni yapmak kaçınılmaz olur. Halbuki, kuraldır, istenilen değil, istediğin alanda dövüşmelisin. Emil Galip Sandalcı, keza İlhan Selçuk da olayı, provokasyon olarak değerlendiriyor. Öyle olup olmadığını, fazla uzak olmayan bir zamanda göreceğiz...

     Cuma, 18.00:...Bugün, Bakan'ın Tek Tip Elbiseyle ilgili açıklamaları vardı, gazetelerde. Sanki son bir yoklama yapmışlar da ve tepkileri görünce geri adım atıyormuş gibi...Tek, böyle olsun. Tüzük değişebilir falan diyor. Bekleyip, göreceğiz...” (27.08.1988)(1)

     “Cuma. 18.00 civarı:... Nazilli'ye sevk söylentisi yoğunlaşarak devam ediyor. Bakalım...Bazı anlarda, beklemek, hiç iyi bir şey değildir. Bu anda böyle...Ayrıntıya yönelik, aslı astarı olmayan pek çok şey söyleniyor...

     Özal'ın (*), okul kitaplarında yapılacağını söylediği %50 ucuzluk ve pahalılık konusunda yazdıklarına katılıyorum. Özal, göz boyamaya devam ediyor. Hem de gerçekleri değiştirerek... Bugünkü TV haberlerinde, Sarp kapısının açılmasını yorumlayışı vardı; her şeyi kendine yontuyor. Halbuki bu kapının açılmasının, Gorbaçov'un Sovyetler'de uygulamaya çalıştığı yeni politikanın sonucu olduğu açık. Bu kapının, daha önceki bir mektubumda yazdığım dünyadaki diğer gelişmelerle aynı döneme denk gelmesi, rastlantı olmasa gerek. Dünyadaki diğer olaylar üzerinde ise, Özal'ın etkinliğinin esamesinin okunmayacağını herkes bilir. Hal böyleyken, bu ucuz politika, ancak bizim halkımızın bu seviyedeki bir politikaya layık olduğunu ifade etmek anlamına gelir. Burjuvazimizin politikacı okulundan çıkanlar, bu kadar... Burjuvazimiz niteliksiz olduğu kadar, politikacıları da niteliksiz...

     Güneydoğu Anadolu'da, Irak'tan kaçıp gelen ve ölümden kurtulan (en azından şimdilik) Kürtler ile ilgili haberler, basının ve TV'nin ilk sıralarında veriliyor. Verilmeli de. Irak'ın, İran-Irak savaşını ara vermesinden yararlanarak Kuzey'inde Kürtler üzerine saldırıya geçeceği biliniyordu. Türkiye de buna izin veriyor ve göz yumacağını ifade ediyor. Ama böylesi bir göç olacağını, kimse düşünememiştir. Gelenler, az değil. Irak, tam bir soykırım anlayışıyla saldırıyor. Çoluk çocuk imha ediyor. (**) Sonuç almaya çalışıyor. Uzun dönemde, sonuç değil, bela alıyor... Bunu, yaşayıp göreceğiz. Sovyetler ile ABD'nin nereye kadar sessiz kalacağını ve Saddam'ın kellesi hesabı üzerinden bazı olumlu çözümleri gündeme getirip getirmeyeceklerini birlikte göreceğiz. Bu sürgün, kalıcı olamaz. Bence, Irak ve Saddam üzerinden bazı hesaplar yapılıyordur. Özal, mültecilere kapıları hem açmak zorunda kaldı, hem de açmayı bazı politik hesaplardan dolayı yeğledi. Verdiği demeçlerde de, bu politik hesaplarını ilan etmeye başladı...Mültecilerin İran'a gönderilebileceği falan söyleniyor ama, giden fazla olmaz. Bu mülteciler, gündemimize mültecilik olgusunu getirip yerleştirmişe benzer. Bunun yol açacağı olası sonuçları, birlikte göreceğiz. İran-Irak savaşının yol açtığı boşluk, ilgili ülkelerce doldurulmaya çalışılıyor, bu, bazı örgütlerin dezavantajlı duruma düşmesine yol açacak. Ve bu örgütlerce, yeni bir taktik saptanmalı. Biliyor musun, bu mültecilik olayına doğru bir yaklaşım getirilebilirse, şovenizmin geriletilmesi, Türk ve Kürtler arasında dostluk ve kardeşlik duygularının geliştirilmesi doğrultusunda ciddi ve anlamlı adımlar atılabilir. Örn: Türkiye'nin her yanında İHD ve ilerici-devrimci dergiler başta olmak üzere, yardım kampanyaları açılabilir. Giyecek ve yiyecek yardımı yapılabilir. İlaç yardımı yapılabilir. Bunun, ülkenin politik yaşamına olumlu katkıları olacağını düşünüyorum. Hükumet, 10'ar bin kişilik kamplar kurulacağını ilan etti. Bu kampların, Irak ve Saddam'ın kellesi üzerinden daha olumlu çözümler gündeme getirilmeden ve Kürtler Irak'a yollanmadan uzun süre kalabileceğini söylemek, kahinlik olmasa gerekir... Özal'ın spekülasyonları geçicidir. Bu olayın yol açacağı başka sorunlar, uzun dönemde daha önemlidir ve kalıcıdır...

     Cumartesi, 22.00:...Bugün de, bir Bursa söylentisi başlamış. Ulan, bu söylentilerin arkası kesilmez...Bursa'ya gitmeyi yeğlerim. Size daha yakın.” (04.09.1988)(2)

     “Cuma, 18.30:...'İşçi Dünyası' adlı 15 günlük bir gazete geldi. Bir SHP milletvekiliyle konuşma var. Yeni parlamento yılında genel af için çalışacaklarını, ama bunun mümkün olacağını sanmadığını, Bakanlığın infaz yasasında çalıştığını, (bir) ayda yatılacak günün 6 veya 8 güne ineceğini sandığını, söylüyor. Bunun üzerine, hemen tahminler yapılmaya başlandı. İnfaz, bu kadar düşürülürse, pek çok insan çıkar. Bu Buca işinden, beklediğimiz ceza gelmese bari...” (09.09.1988)(3)

     “...Bugün Cumartesi ve saat 18.00 civarı: Tarihi belirtmeden yazmaya başlamışım... Sen bu mektubu okurken belki referandum (***) sonuçları da belli olmuş olacak. Kamuoyu yoklamaları, 70-30 gösteriyor. Sonucun böyle çıkmasının ardından, Özal'ın işi çok zorlaşır. İktidar-Cumhurbaşkanlığı düşleri...vb., büyük bir ihtimalle yatabilir. Böyle bir dönemde, bazı olumlu ve yarınlara yönelik filizlenmeler boy verebilir. Bu, halkın tepkisini dile getirmesi anlamında yorumlandığı ölçüde, Özal Hükumetinin veya olası başka hükumetlerin, halkın istemlerinin karşılanmasına yönelik tavizleri söz konusu olabilecektir. Bu muhalefetin örgütlü olması halinde, bu tavizler daha geniş kapsamlı olabilir de. Eksik olan ve dezavantajlı olan yön, bu. 25 Eylül sonrası ortaya çıkacak hava, bizim şu an yaşadığımız yerler dahil, her yeri etkileyecektir...Olumlu veya olumsuz, ama daha çok olumlu anlamda... Özal'ın taktik hatası, Özal'ın düşlerini öldürüyor. Ava giderken avlanma, herhalde buna denir...

     Pazar, 18.30:...Özal'ın ilk referandum konuşmasını bekliyoruz. Bugünkü gazete ilanlarında, önemli açıklamalarda bulunacağını duyuyordum. Bakalım... Bir sürü tahminde bulunuluyordu... Ne kadar tutacak...

     Tercüman'dan Yavuz Donat'ın tahmini doğru çıktı. Özal, istifa tehditini savurdu. Bu tehdit, Hayır'ları azaltır, Evet'leri %40'lara çıkartır mı? Kara Veli, %40'lara yakın çıkacak diyor. Ben sanmıyorum. Galiba, Özal,-Demirel kavgasının noktalanması mümkün olacak. Bu referandumda, Hayır demek, doğru tavırdı. Buna, bir kez daha inanıyorum. Bu, İnönü ve Demirel'e Evet demek değildir... Ne olursa olsun, 25 Eylül sonrası, Türkiye'de hareketli bir dönem olacak. Politikada, ikide bir 'ayrılırım' tehditleri savurmak, hoş değildir. Birileri, çek git, diyebilir. Özal, referandum kararı ile yaptığı taktik hata üzerine, resmen kumar oynuyor... Kim kazanacak?..” (18.09.1988)(4)

     “... Bu mektuba, Cuma, biraz önce, yani 19.00'dan sonra başladım. Haberleri ve Özal'ın TV konuşmasını izlemek için aşağıya indim. Özal'ın konuşması, tam anlamıyla rezillik. Yazık... Bitmiş bu adam. Referandumdan ne sonuç çıkarsa çıksın, bu seviyede dövüşen biri, ağzı ile kuş tutsa nafile. En sıradan bir insan bile, bu haksızlığa ve seviye düşüklüğüne isyan eder. Özal, çok kötü not aldı. Politikada, bu seviyeye düşmek, bitimin işaretidir. Politikayı, külliyen kötüleyen bazılarımız, Özal'ın bu konuşması üzerine, politika böyledir işte, diyebilir. Halbuki, burjuva politikası böyledir işte, demek gerekiyor. Devrimci politika saflarında da, özünde burjuva politikası olan bazı davranışları yeşertmek isteyenler çıkmıyor değil, ama devrimci politika, burjuva politikasının tam zıddı olmalıdır. Yöntemlerde, ikisinde de farklılık yoksa, farklılık yalnızca adlandırmadadır demektir ki, böyle bir politikayı savunmak mümkün değildir. Özal, yarınki TV konuşmasında, daha önemli, şeyler açıklayacağını söyledi. Yanında akıllı biri varsa, bu adama, bugünkü konuşmasını değiştirmesini söylemeli. Politikayı kişiselleştirmenin, kimseye yararı yoktur. Bu çamurlaşmak, batağa batmak demektir. Özal, burjuvazinin Başbakanı bile olsa, Başbakanlık ciddiyetini yitirdi... İstifa etmesi, en doğru harekettir. Bundan Cumhurbaşkanı olsa, vay Türkiye'm vay... Bu adam, tipik diktatör. Ya be, ya ben, diyor...Burjuva demokratik yöntemlere bile saygısı yok..

     Cumartesi, 22.00 civarı: Akşamleyin, Özal'ın konuşmasını dinledim. Yine rezalet. Önemli haber açıklama sözleri, ilgiyi toparlamanın yoluymuş. Ciddi tek bir şey söylemedi. İnönü iyi yakalamış, bu adam, resmen ağlayıp-yalvarıyor. Bitmiş, başka söyleyecek söz yok...

     Pazar, 22.00 civarı:...TV'de referandum sonuçları verilmeye başladı. Her şeye rağmen, Özal taban kaybetmiş. Referandumun son anda aldığı anlama bakılırsa, Özal Hükumeti, toplumun çoğunluğu tarafından güven yitimine uğramış. Doğu Anadolu, büyük oranda Hayır, demiş. Büyük şehir merkezlerinde, Özal'ın desteği çok. Bu konu üzerinde durmak gerekiyor. Özal istifa eder mi? Şu ana kadar somut bir açıklama yok... Oltan Sungurlu'nun demecine bakılırsa, kıvırıyor...Özal'ın Hükumeti devam etse bile, Özal'ın tabanını güçlendirmek için ekonomide yapabileceği pek bir şey yok. Ekonomi, tıkandı... Geriye siyasal ve sosyal alanda bir şeyler yapması kalıyor...Bu konuda neler yapmaya çalışacağını hep birlikte göreceğiz. Hiçbir şey yapmazsa, hızla taban yitimine devam eder. Özal-Demirel hesaplaşmasına nokta konulmadı. Bu, erken bir genel seçime kaldı. Ama ülkedeki ekonomik krizin üzerine, gittikçe derinleşen bir siyasal kriz oturdu. Sosyal kriz ise, zaten, kendiliğindenci bir süreçte derinleşiyor. Bugünden sonra, tartışmaların yoğunlaşacağı bir sürece giriyoruz...Ah, demokratik ve toplumsal muhalefetin öndersiz oluşu...” (25.09.1988)(5)

     “Pazar sabahı:...Bundan önceki mektubu yolladığım gün, 04'e kadar TV'de referandum sonuçlarını izledim. Sonuçları biliyorsun. Senin de sandık başına gidip iradeni ortaya koyduğun gibi, Hayır, demek, doğru olandı. Bu oylama, Özal'ın açıktan ifade ettiği ve çağrıda bulunduğu gibi, Özal ve iktidarının güven oylaması niteliğine bürünmüştü. Böylesi durumlarda, şunu istemiyorum, ama şunu istiyorum denmez. Yalnızca, şunu istemiyorum, denir. Özal'ı istemiyorum, ifadesi, doğruydu. Böyle irade beyanında bulunmak, İnönü'yü veya Demirel'i istiyorum anlamına geleceği için yanlıştır, doğru tavır, geçersiz oydur, denemez. Geçersiz oy, Özal'ın hanesine oy anlamına gelebilir. Nitekim, bu referandumda, öyle de oldu. 25 Eylül sonrası doğacak süreç göz önünde tutulmalıydı. Hayır oyları ile, büyük çoğunluğun, Özal'ı ve uygulamalarını, şu veya bu nedenle, şı veya bu oranda istemediği açığa çıkmıştır. Böylesi bir tepki ile karşılaşan Özal'ın, rahatça ve kolayca, eski uygulamaları sürdürmesi mümkün değildir. Yeni ekonomik içerikli uygulamalara yönelineceğini yazıyor gazeteler. Olabilir. Ama tepkiler ve tepkileri pasifize edecek farklı çözüm biçimleri de düşünülüyor, olabilir. Bunlar, daha çok siyasal, sosyal, kültürel vb. alanlardaki uygulamalar olacaktır. Vaatler ve belirtiler de o doğrultudadır...

     Bu referandum ile Özal-Demirel rekabetinin noktalanacağı tahminleri, doğru çıkmadı. Özal'ın, DYP'nin defterini yerel seçimlerde dürme planları yaptığı yazılıp çiziliyor. Yani, Özal, mevcut 82 Anayasası ile de yetinmiyor. Bu nokta önemli. Demokratik ve toplumsal, hatta burjuvazinin farklı kesimlerinin burjuva muhalefetine bile tahammülsüzlüğü bir kere daha anlaşılıyor, demektir. Bu, onun zayıflığını gösterir. Zayıflığını dolaylı da olsa kabul eden ama suni ve zorlama yollarla güçlenmeye çalışan bir iktidarın yönetimde olacağı bu yeni süreçte, ülke, olumlu-olumsuz gelişmelere gebe demektir. Taleplerini yüksek sesle haykıran ve bu talepler doğrultusunda çalışan, kazançlı çıkacak. İşte, bu noktada, demokratik ve toplumsal muhalefetin öndersiz, örgütsüz ve programsız oluşu dezavantajlı yön oluyor. Bu olgunun devam etmesi veya olumlu anlamda dönüştürülmesi, istemlerin olası karşılanmasında boyutu belirleyecektir. Önümüzdeki süreçte, bunu göreceğiz...

     Burada, bu ay infaz indiriminin olacağı ve az cezalıların ilçe cezaevlerine gönderileceği söylentisi çıktı. Başka amaçlı ve aba altından sopa gösterme anlamına gelen söylentilerde olabilir. Genelde, mutlu bir tebessüm gözleniyor. Yadsımıyorum. Çıkmayı kim istemez? Ama gerçekten bu ay çıkıp çıkmayacağı tartışma götürür. Bu, TCK değişikliğinden önce çıkacağı anlamına mı geliyor? Öyle oluyor, herhalde...Çıkacaksa, ne kadarlık bir indirimle çıkacak?..” (02.10.1988)(6)

     “... Çok önceleri yazmıştım: Türkiye'de, istisnasız her yanında, halkımız ve insanlarımız, bu dönemde, tüm haklarını, tek tek alacaklar. Haklar verilmeyecek. Alınacak. Bedeli ödenerek alınacak.  Çalışılarak alınacak. Özellikle referandum sonrası, istemlerini yüksek sesle dile getiren ve bu uğurda çalışan, kazanabilecek. 'Her çalışan kazanamayabilir, ama kazananlar, mutlaka çalışanlardır.' Beleş yok. Halkımızın bütün kesimlerinin birbirinden görece farklı da olsa, özünde aynı olan yaygın sorunları vardır. Referandum, bir anlamda, bunun dile getirilişidir...”(09.10.1988)(7)/Aydın

     19.12.2020/Datça/Mehmet Erdal

(*)


(**) Saddam Hüseyin'in, 16 Mart 1988 yılında, Halepçe'de, zehirli gaz kullanarak binlerce kişiyi çoluk-çocuk, kadın-erkek, yaşlı-genç demeden topluca katlettiği bir süreçten söz ediyoruz.


(***)1989 yılında yapılacak olan yerel seçimlerin bir yıl öncesine alınmasına dair 25 Eylül 1988günü yapılan referandum: Bu referandum, Türkiye'de 4.kez yapılan referandumdu ve bu referandumda sonuç, Özal'ın beklediğinin aksine 'Hayır' çıktı.

     (1)27.08.1988

     (2)04.09.1988




     (3) 09.09.1988
     (4) 18.09.1988


     (5) 25.09.1988


     (6) 02.10.1988

     (7)


Devamını Oku...