İttifaklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2024 Salı

2024.01.02.DATÇA'DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ (2)

  Hiç yorum yok
06:39

     


DATÇA'DA NASIL Bİ YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ? (2)

Datça Belediye Başkanlığı ve/veya Datça Belediye Meclis Üyelikleri için aday çıkarmadığımız 31 Mart 2019 Yerel Seçim öncesi süreçte yalnızca "Datça'da Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?" broşürünü bastırıp dağıtmakla kalmamış, ayrıca Datça Belediye Başkanlığı ve/veya Datça Belediye Meclis Üyelikleri için seçime katılacak siyasi partilerin tek başlarına ya da ortak aday göstermeleri sonrası "Neden 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' diye sormalıyız?" diye sormuş ve bu konudaki görüşlerimizi de açıklamıştık. 

"NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?' DİYE SORMALIYIZ ? (1) (*)

31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde siyasi partiler, çevreler, gruplar vb. adına seçime katılacak adayların büyük ölçüde belirlendiği veya ismen belli olmasa da nasıl belirleneceğinin artık belli olduğu bir noktadayız ve bu noktadan sonraki sorumuz 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' olmalıdır.

***

Anımsanacağı üzere, yerel seçim tartışmalarının gündemin ilk sıralarına çıkmaya başladığı andan itibaren öncelikli sorun 'adayların nasıl belirleneceği?' idi ve bu konuda, istisnasız olarak, 31 Mart'ta aday çıkaracak bütün partilere, çevrelere, gruplara vb. 'önseçim arkadaş, önseçim' diyenler; bu aday belirlemenin öyle sıradan bir olay olmadığını, bir 'ilk adım' olduğunu, eğer tutarlı olunacaksa ve tutarlılıktan bahsedilecekse, aday belirlendikten sonraki sürecin ve hele seçim kazanıldıktan sonraki 'yönetim modelinin' bu aday belirleme biçiminin devamı olacağını; eğer devamı model değil de farklı bir model savunulur ise bunun samimi ve ikna edici olmayacağını; 'zevahiri kurtarmak' amacıyla söylenmiş olacağını vb. vb. söyleye geldiler.

***

Basına, TV. kanallarına, İnternet sitelerine vb. yansıyanlara bakılırsa ('önseçim' yoluyla veya önseçimi yürekten savunsa da farklı nedenlerle bunun dışındaki yolla aday konumuna gelen bazılarını muaf tutarak devam edelim), 'önseçim' dışı yollardan 'aday' konumuna yükselen kadın-erkek pek çok adayın ağzından 'mahalle meclisleri', 'katılımcılık', 'demokratiklik', 'birlikte yönetim'...vb. vb. sözleri gırla gidiyor.

Hatta ve hatta AKP Ankara Büyük Şehir Belediye Başkan Adayı Özhaseki'nin ağzından 'Katılımcı olacağız. Ankara'yı birlikte yöneteceğiz' sözlerini duyduk...

İnanılır gibi değil...

***

'Aday' olabilmek için farklı nedenlerle önseçimi gereksiz bulan veya savuna geldikleri 'biat', 'itaat' kültürleri gereği reddeden kişilerin ve partilerin, çevrelerin, grupların vb. bugün, önseçimin özü olan 'katılımcılık' ve demokrasiyi dillerine pelesenk etmeleri, sizce ne kadar inandırıcıdır?

Hiç...

***

Ortada sizin, bizim ve herkesin, yani 31 Mart 2019 günü sandığa gidip oy verecek seçmenin aklıyla alay eden tutarsızlık mı, iki yüzlülük mü dersiniz...ne derseniz deyin, işte öyle pervasız bir tavır var.

***

İşte bu nedenle, şimdi her yerde, adaylar içerisinden oy verilebilecek adayı belirlerken dikkati yalnızca adayların kişilik özelliklerine vb. çevirerek gelecek dönemde belirleyici olamayacak konuları tartışmak ve kıyaslamalar yapmak yerine 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' sorusunu sormak ve bu sorunun yanıtını, yalnızca soyut ve içeriği herkesçe farklı bir biçimde doldurulabilecek genel tanımlamalar düzeyinde değil; bunun yanı sıra ve bundan daha ağırlıklı olmak üzere somut ve sorunun sorulduğu yerde var olan koşullarda anlaşılabilir ve yalın bir dille vermek can alıcı önemdedir.

Bu soru ve yanıtı, herkesin ve her söylemin turnusal kağıdıdır./03.01.2019/DATÇA"

"NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?' DİYE SORMALIYIZ? (2)(*)

Gerçi bir biçimde başladıkları bile söylenebilir ama asıl bundan sonra sıkça duymaya başlayacağız siyasilerin geneldeki ve adayların o yerdeki yerel yönetim ile ilgili neler düşündüklerini ve neler yapacaklarını...

İnanacak mıyız?

***

Önce şunu bilmek gerekiyor:

Muhtarlıklar da dahil olmak üzere bugün ülkemizde var olan yerel yönetimler, teorik olarak önerilen ve okullarda anlatılan yerel yönetim değildirler.

Onun çoook uzağındadırlar...

***

12 Eylül 1980 sonrası dönemden başlayarak bugüne kadar olan süreçte yerel yönetimlerin var olan 'demokratik' ve 'kamusal' içeriği gün be gün yok edilmiştir.

Sahip oldukları bütün yetkiler parça parça ellerinden alınmıştır.

Bunların yerine parası olanın düdüğü çaldığı ve parası olmayanın hiç bir hizmetten yararlanamadığı 'müşteri' ve 'işletme' ilişkisi geçirilmiştir.

Nihayet bugün merkezi otorite ile ters düştüğü anda seçimle gelen yöneticilerinin derhal görevden alındığı ve yerine kayyımların atandığı yetkisiz, biçimsel ve sıradan birer kurum haline getirilmeye çalışılmıştır.

Böylece o yerde yaşayan ve aslında onun sahibi olması gereken yurttaşlara yabancılaşan, ekonomik olarak güçlü şirketlerin ve 'nüfuz' sahibi güç odaklarının 'rant' devşirdiği yerler haline gelmiştir.

***

Şimdi hal böyleyken ve söylem düzeyinde kimse böyle olmadıklarını iddia etmezken, yerel seçime katılan partilerin, çevrelerin, grupların vb. ve onların adayı olan herkesin, seçmenden oy isterken söylediklerinde ne kadar samimi ve tutarlı oldukları ve neyi savunup neyi savunmadıkları nasıl bilinecek?

***

Yerel yönetimlerin bugün getirildiği nokta savunulsun veya savunulmasın, bu hal devam ettiği sürece, 31 Mart 2019 günü sandıktan hangi siyasi parti, çevre, grup vb. ve hangi aday çıkarsa çıksın, yapabilecekleri şeyler, üç aşağı beş yukarı, özü itibarıyla aynıdır; bugünden bunu bilmek ve düş kırıklığı ile sonuçlanacak hayallere kapılmamak gerekir. (Elbette her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır ve bu, önemli olmakla birlikte belirleyici değildir.)

***

Seçilecek olsun veya olmasın, 31 Mart 2019 günü akşamı sandıktan çıkabilirse eğer, 01.04.2019 günü göreve başladığı andan itibaren yerel yönetimi, o yerel yönetimin asıl sahibi ve öznesi olan/olması gereken yurttaşlar ile birlikte yöneteceğini ve var olan sorunları, o sorunları yaşayan yurttaşlarla birlikte, yurttaşları çözüm sürecine katarak çözeceğini söyleyenler; öncelikle yerel yönetimlerin bugünkü halinin somut ve köklü eleştirisini yapabilmeliler ve dahası, daha bugünden, bu halden olması gereken hale nasıl dönüştürebileceklerini, yeni ve farklı olarak neleri düşündüklerini, formüle ettiklerini ve önerdiklerini yazılı ve sözlü olarak o yerdeki yurttaşlara sunabilmelidirler...

Bu konuda benzer düşünüldüğünü ama farklı nedenlerle açıkça konuşulamadığını söylemek veya ima etmek (tabir-i caizse 'gözlerimin içine bakın, anlarsınız' demek) yeterli değildir; çünkü, seçim kazanılması halinde bu çerçevede yapılacak olan/yapılması gereken/olmazsa olmaz olan şeyler hem cesaret hem de o yerdeki yurttaşların açık ve kararlı desteğini gerektiren şeylerdir; yapabileceklerini bugün söylemeye cesareti olmayanların, yarın yapabilme cesaretini gösterebileceklerine kim inanır?

Bunun için daha bugünden söylenmesi ve içselleştirilmesi gerekir.

Aksi halde her şey laf-ı güzaf'tır.../05.01.2019/Datça"

"NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ ?' DİYE SORMALIYIZ ? (3)(*)

Bundan önce yayımlanan ve 'önseçim' önerisinin ele alınıp tartışıldığı başka bazı yazılarda da bir biçimde değinilmişti: Cumhur İttifakı bileşenleri, 31 Mart Yerel Seçim tartışmalarının başladığı ilk andan itibaren, yapılacak seçimin, gerçekte olması gerektiği gibi bir 'yerel seçim' değil, bir 'genel seçim' düzeyinde algılanması, tartışmaların bu çerçevede sürdürülmesi ve oyların bu düzlemde kullanılması için her şeyi yapmaya başladılar.

Muhalefet konumundaki 'Millet İttifakı' bileşenleri ve bilahare bazı diğer muhalif kesimler de, bütün uyarılara rağmen, anlaşılamaz veya yalnızca kendilerinin bildiği nedenlerle, bu 'zorlama' karşısında direnemediler; 'Hayır, bu bir yerel seçim' diyemediler. Akıntıya kapıldılar. Önlerine konulan minderde, daha önceden onlara rağmen belirlenmiş kurallar çerçevesinde güreşmeye razı oldular.

Hal böyle olunca, güreş süresince, Cumhur İttifakı tarafından gündeme getirilen (artı) keyfi durumlar karşısında da dişe dokunur bir şey yapamaz oldular...

***

Şu an içinde bulunulan yerel seçim sürecinde, neredeyse yurdun her yerinde, seçim çalışmaları, o yerin kendi gerçekliğinde var olan sorunların öncelik sırasına göre belirlenmesi ve kim/kimler tarafından nasıl çözülebileceği çerçevesinde yürütülmüyor.

Bu seçimin asli konuları arka planda bir yerlere itilirken, öne çıkan ve çıkarılan konular, gerçekte bir 'genel seçim' konusu olan ve hatta hiç bir seçimde söz konusu olamayacak olan/olmaması gereken 'istiklal, beka, din, Kuran, iç düşmanlar, hain, ihanet, laiklik, Cumhuriyet, Atatürk, çağdaşlık, kimlik, ulus...'vb. konulardır.

Var olan 'ittifaklar' ve duruşlar, içleri herkesin kendince doldurduğu bu konulardan bazıları çerçevesinde şekillenince, haliyle 'saflaşmalar' da bu çerçevede yaşansın ve 31 Mart'ta oylar da bu çerçevede verilsin isteniyor.

***

Bırakın 31 Mart Yerel Seçimini, herhangi bir genel seçim sürecinde bile gündeme gelebilecek böylesi bir saflaşmanın ve bu saflaşma üzerinden verilecek oyların ne bu ülkeye ne de bu oyları verecek yurttaşlara hayrı olur.

Böyle bir gelişme, olsa olsa, bugün gözlendiği gibi, var olan sorunların ve bu sorunları yaratanların sorumluluklarının (bir süreliğine de olsa) unutturulmasına yarar.

***

Bu yerel seçim sürecinin bu eksende sürdürülmesinden ve 31 Mart günü akşamı gözlemlenebilecek olumsuz olası sonuçlarından, böyle bir saflaşmayı bu ülkenin gündemine getirenler kadar olmasa da, bu süreci baştan kabullenen ve bu gidişata karşı tavır koyması gerekirken koyamayan kişiler, çevreler, gruplar, partiler vb. de sorumludur...

Bugünden bunu bilmek ve hala fırsatı varken, yapılabilecekleri yapmaya çalışmak gerekir.

Bu tarihsel bir sorumluluktur.

***

Bugün, her kim, her nerede yaşıyorsa , orada bütün ittifakları, bütün partileri, bütün adayları noktasına ve virgülüne kadar aynı kefeye koymayabilir; her yiğidin hakkını ayrı ayrı verebilir... Ancak asıl olarak, bu cenderenin dışına çıkabilme doğrultusunda elinden geleni yapabilmelidir. Yaşadığı yerde var olan sorunları ve çözüm yöntemlerinin nasıl olabileceğini 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' başlığı altında, asıl tartışma ve saflaşma konusu olarak, bir biçimde gündeme getirmeye çalışmalıdır.

Bugünden yarına bırakılabilecek ve üzerinde yükselinebilecek somut bir şey olsun isteniyorsa, bu da, o yerde, ancak bu yolla olanaklıdır.../09.01.2019/Datça"

"NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?' DİYE SORMALIYIZ? (4)(*)

Yerel seçim sürecinin başladığı andan 31 Mart gününe kadar devam edecek olan bugünkü süreçte evlerde, kahve köşelerinde, yollarda, dost meclislerinde, derneklerde, sendikalarda, partilerde ...velhasıl yaşamın devam ettiği her yerde insanlar kişisel ve/veya ortaklaşa sahip oldukları veya bulundukları yerlere yansıdığı zaman benzer sonuçlar doğuran sorunları, bu sorunları hangi partinin, çevrenin, grubun... ve/veya adayın çözüp çözemeyeceğini, çözebilecek olanın neden ve nasıl çözebileceğini, çözemeyecek olanın ise neden ve niçin çözemeyeceğini...muhtelif gerekçeler ve 'kanıtlar' ileri sürerek tartışıyorlar ve şimdilerde olduğu gibi tartışmaya da devam edecekler.

Elbette, bu tartışmalar sırasında bazen ülke gündeminde olan veya bir biçimde 'gündem' yapılmaya çalışılan ama günlük yaşama (şimdilik de olsa) oldukça 'uzak' olan bazı sorunlar, hatta oldukça uç/uçuk konular hakkında da rastgele fikirler ileri sürülecek ve sürülmeye devam edilecektir; bu, 'tartışma' kavramına aykırı olmayan bir gelişmedir. Doğaldır.

***

Her nerede yapılıyor olursa olsun, bu tartışmalar içerisinde yer alan ve söz söyleyen herhangi bir kimse 'kendim için bir şey istiyorsam namerdim' dese ve yemin billah etse de, gerçekte kendi çıkarını dışarıda tutan veya kendi çıkarına ters tek bir kelime dahi söylemeyecektir; çünkü, bir kişinin, kendisini veya kendisinin de bir parçası olduğu toplumu ilgilendiren sorunlara dair yapılan tartışmalarda 'tarafsız' kalması ve hatta kendi 'aleyhine' bilinçli sözler söylemesi mümkün değildir.

***

Bu varsayım, bulundukları yerlerde farklı düzlemlerde yazılı ve sözlü olarak 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' diye soru soran/sorması gereken bütün bireyler, çevreler, gruplar, partiler vb. için de geçerlidir; çünkü o soruyu soran/soracak olanlar da uzayda yaşayan, yemek yemeyen, su içmeyen, uyumayan, eğlenmeyen vb. vb. olan ve hasbelkader dünyaya yolu düşmüş yaratıklar değil; diğer insanlar gibi aynı havayı soluyan ve aynı koşullarda yaşayan, haliyle o sorunlara, yani içinde yaşamadığı değil, içinde yaşadığı sorunlara çözüm arayan bildiğimiz kadınlar ve erkeklerdir.

***

Bu soruyu soranlar, 31 Mart akşamından başlayarak 'Bitti. Seçim geride kaldı. Her şeyi unutalım ve işimize bakalım.' diye seslenecek olan seçimin galibi veya kaybedeni 'muktedirler' karşısında 'eyvallah' deyip pılıyı pırtıyı toplamayacak ve kabuğuna çekilmeyecek; 'Burada söz konusu olan bizim yaşamımız. Ne değişti? Bugünün evvelsi günden farkı ne? Var olan sorunlar var olmaya devam ediyor' diyebilecek olanlardır...

Bir başka deyişle, herkes, bulunduğu yer her neresiyse, orada, 'muktedirler' karşısında susmamalı, kaderlerine razı gelmemeli ve 31 Mart öncesi çözümünü istedikleri sorunların çözümünü istemeye ve bunun takipçisi olmaya devam etmelidir...

Çünkü, seçim sonuçları açıklandığında, kim/kimler kazanırsa kazansın, bugün içinde yaşadığımız dünya 30 Mart akşamı itibarıyla geride kalmış ve 1 Nisan sabahı itibarıyla da yeni bir dünyaya adım atmış olunmayacak; bir başka deyişle, 31 Mart Yerel Seçimi, birbirinden çok farklı iki dünyayı birbirinden ayıran 'Musa'nın asası' olmayacak; herkes her yerde aynı yaşam koşullarında onu ilgilendiren kişisel ve ortak sorunlarla boğuşmaya devam ediyor olacaktır.

***

Bu nedenle, bunu yapabilecek iradeyi ve bunun yapılabileceği meşru zemini yaratabilmek amacıyla, bugün, 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' sorusunu sorabilecek birlikteliği yaratmalı, soruyu sormalı, kendi yanıtlarını vermeli ve bu soruya muhatap olduğu düşünülenlerden de kendi cevaplarını vermeleri istenmeli... dir.

Gerisi laf-ı güzaf...tır./12.01.2019/Datça"

(Devam edecek)

/(*) Bu yazılar o günlerde yerel İnternet sitelerinde yayınlanmıştır.


Devamını Oku...

24 Aralık 2019 Salı

2019.01.20.DAHA NELER GÖRECEĞİZ -3

  Hiç yorum yok
12:21


     DAHA NELER GÖRECEĞİZ?...-3
     Kendisini Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat vb. olarak tanımlayan bireylerin, çevrelerin, grupların, partilerin vb. ezici çoğunluğunun, Yerel Seçim sürecinin başladığı ilk andan itibaren 'açık' ya da 'örtük' bir biçimde, hem CHP'nin HDP dahil solundaki kesimlerle ittifak yapması hem de her ihtimali düşündüklerinden olsa gerek, her nerede yaşıyorlarsa orada, CHP'nin 'Sol' tanımlamasına yakın özelliklere sahip kişileri aday göstermesi gerektiğine dair yazıp çizdikleri biliniyor.
     ***
     Halbuki 31 Mart'ta yapılacak olanın 'Genel' değil 'Yerel Seçim' olduğu ve haliyle ülke geneline yönelik ve hele böylesi 'soyut' bir 'Birlik' çağrısının yapılamayacağı; yapılırsa karşılık bulmayacağı; yaşanan süreçte yapılacak 'Birlik' çağrısının, her yerin kendi gerçekliğinde, özde (somut program ve ilkeler) aynı olmakla birlikte görece farklı özellikler taşıyacağının bilinmesi gerekiyordu.
     Keza, bu kesimin her birinin veya oluşturduklarını söyledikleri yapıların bugün içinde bulunduğu durum ve yine, aralarında görece farklılıklar olsa da CHP'ye yönelik 'Ulusalcı, Kemalist, Sağcı vb.' çerçevesindeki nitelendirmeleri herkesin bildiği bir şeydi; hal böyleyken, bu durumdakilerin böyle gördükleri CHP'den beklentilerine uygun kişileri 'aday' gösterebileceğini 'umut' etmeleri ve bunu dillendirmeleri, gerçekte, hayal kurmaktan başka bir şey değildi...
     ***
     CHP'ye bu 'Birlik' çağrısı yapanların ve ondan, kendilerince tanımladıkları çerçevede 'aday' göstermesini bekleyenlerin, içlerinden bazılarını veya bazı yerleri dışarıda tutarak devam edersek, bu çağrı ve beklentilerinin yanı sıra veya bütün bunlara hiç bir gereksinim duymadan, sahip oldukları kimliklerine ve bu çerçevedeki siyasal/toplumsal iddialarına uygun bir Yerel Seçim çalışması yapmamaları, aday gösterme biçiminden var olan sorunların çözümüne kadar görüşlerini ortaya koymamaları, kısacası günlük hayatta var olmaya çalışmamaları anlaşılır gibi değildi...(Hala da öyle...)
     ***
     İçinde bulunulan süreçte herkesçe ve her kesimce söz konusu edilecek ve her gün tartışılacak olan şeyler; yaşadığımız yerler, nasıl bir yerel yönetim istediğimiz, sorunlarımız, çözümleri ve kısacası kendi hayatlarımıza dair şeylerdi.
     Birey, çevre, grup, parti vb. hangi konumda bulunursa bulunsun, yaşayan ve hele hele eşitleri arasında iddialı olduğunu düşünenlerin ve dillendirenlerin, doğrudan kendilerini ilgilendiren konularda hiç bir şey söylememeleri, şu veya bu nedenle bunu kendileri dışındaki birinden veya birilerinden beklemeleri, onlara havale etmeleri ve dahası tamamen kabuklarına çekilmeleri...aklın alacağı bir şey değildi.
     ***
     Süreç ilerledikçe tablo netleşmeye başladı.
     CHP, açıkça kamuoyuna duyurmadığı ama kendi bildiği gerekçelerle yüzünü 'Sağa' döndü; Sol içerikli 'Birlik' çağrılarını duymamazlıktan geldi ve İYİ PARTİ+ SAADET PARTİSİ ile (bazı yerler haricinde) başka bir 'Birlik' oluşturmaya çalışarak yürümeyi tercih etti; kendine has özellikleri olan birkaç yer dışında, beklentilere uygun olmayan adayları 'atama' yoluna gitti; öte yandan, süreç ilerledikçe, 'Cumhur İttifakı'nın öyle kolay kolay pes etmeyeceğini işaret eden 'hayali seçmenler' vb. gelişmeler ülkenin pek çok yerinde boy göstermeye başladı...
     Yukarıda ifade edilen çerçevede CHP'ye 'birlik' ve/veya 'uygun aday' gösterme çağrısı yapanların bir kısmı, bu gelişmeler üzerine (sanki mevcut koşullarda aksi doğrultuda bir gelişme olabilirmiş ve bu çook önceden görülemezmiş gibi) bu kez 31 Mart'ta 'sandığa gitmemekten, oy kullanmamaktan, bu 'suça' ortak olmamaktan, boykottan..' vb. söz etmeye başladılar.
     Ne diyelim?
     Bazıları normal olanı ve kendi hayatlarına dair konularda kendilerinden bekleneni yapmaya çalışmak yerine, 'ifrat' ile 'tefrit' arasında gidip-gelmeyi tercih etti...ediyor.
     Şimdi, tam da bu noktadayız...
     22.01.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.01.06.BİR KEZ DAHA ÖN SEÇİM ÖNERİSİ ÜZERİNE -1

  Hiç yorum yok
11:42


     BİR KEZ DAHA 'ÖN SEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE -1
     31 Mart 2019 Yerel Seçimine katılacak siyasi partilerin, çevrelerin, grupların vb. büyük ölçüde adaylarını bir biçimde belirlediği ve kamuoyuna ilan ettiği ve bu nedenle 'ön seçim' tartışmasının artık geride kaldığı ve gündemin ilk sırasını 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' tartışmasının aldığı bir noktada, 'ön seçim' konusu bir biçimde 'pat' diye yeniden gündeme giriverdi...
     ***
     Haber değeri taşıdığı için farklı biçimlerde farklı iletişim kanallarıyla kamuoyuna duyurulanlardan öğrenildiği kadarıyla, ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper taş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşme talebinde bulunuyor, bu davet kabul ediliyor; Alper Taş, bu görüşmede, Kılıçdaroğluna 'Artvin ili Şavşat ve Hopa ilçelerinde CHP, ÖDP, Halkevleri vb. ile birlikte seçime katılma ve buralarda, farklı bir yol deneme, adayı 'ön seçim' ile belirleme' önerisinde bulunuyor; Kılıçdaroğlu reddetmiyor, hatta sıcak bakıyor; gerekli talimatları veriyor ve bu konulardan sorumlu olan Seyit Torun 'mırın kırın' etse de, Alper taş, Kılıçdaroğlunun yaklaşımını esas alarak bu iki ilçede 'ön seçim' yapılabileceği kanısına varıyor, bu çerçevede basına duyuruluyor; haliyle bu çerçevede genel bir beklenti oluşuyor, derken CHP PM toplantısından tersi karar çıkıyor....ve başlıyor üçüncü taraftakilerin bombardımanı...
     ***
     Yerel Seçim Sürecinin gündeme gelmesiyle birlikte ÖDP dahil her çevreye 'ön seçim' çağrısı yapanlardan birisi olan Alper Taşın, birlikte aday çıkarmayı düşündüğü CHP ve diğer siyasi muhataplarına 'ön seçim'i önermesinden, bu çerçevede onlarla görüşmeler yapmasından ve bu görüşmelerde 'birinci kişi' konumdakinin yaklaşımını dikkate almasından ve haliyle bu çerçevede kamuoyuna açıklama yapmasından daha doğal ne olabilir?
     ***
     Yanlışlık nerede? Eleştirilen ne?
     ***
    Diyelim ki, Alper Taş, Mersin ili Akdeniz Belediyesi veya Adana ili Yüreğir veya Hatay ili Samandağ...ilçelerinde HDP ile veya HDP+ CHP...ile birlikte seçime girmeyi düşündü ve bu partilerin kapısını çaldı, onlara 'adayları ön seçim ile belirleyelim' önerisinde bulundu; HDP ile CHP 'tamam' veya 'hayır' ya da birisi 'tamam' diğeri 'hayır' dedi...sonunda olumlu ya da olumsuz vb. vb. gelişmeler yaşandı.
     Bu durumda da Alper Taş, aynı arkadaşlarca bombardıman ateşine tabi tutulacak mıydı?
     ***
     Duyulmadı...
     'Evet' mi? 'Hayır' mı?
     ***
     Datça'da CHP, AKP, MHP, VP, İYİ PARTİ, HDP ve farklı Kitle Örgütleri'ne bir biçimde 'ön seçim' önerisini yazılı olarak ulaştıranlardan, her düşünceden insanla bu konuyu açıkça tartışanlardan ve dahası bu konuda farklı İnternet sitelerinde ve yerel basında sayısız yazı yazan birisi olarak (öyle ki, bu konu, Datça'da olduğu kadar yoğun bir biçimde başka hiç bir yerde gündemde tutulmamış ve tartıştırılmamıştır), merak ediyor ve soruyorum:
     Eleştirilen, 'ön seçim' önerisinin önerilmesi ve dışa vuran sevinç de reddedilmesi midir?
     Eleştirilen, Alper Taşın CHP ile bu konuyu görüşmesi ve sözlere yansıyan sevinç de sonucun olumsuz olması mıdır?
     Eleştirilen, CHP'nin ÖDP/Alper Taş ile görüşmeyi kabul etmesi ve duyulan sevinç de CHP'nin üçüncü kişilerin davetine cevap vermemesinin yarattığı 'öfkenin' bir biçimde dışa vurumu mudur?
     Bu konu bir bahane, aslında eleştirilen başka bir şey ve bu sevinç de onun sevinci midir?
     .....
     ***
     İki ilçeye ilişkin 'ön seçim' önerisi CHP tarafından reddedilen Alper Taş/ÖDP bu kadar 'maytap' konusu yapılabiliyorsa, aynı CHP tarafında 'görüşme'ye bile 'değer' bulunmayanlar ne konusu yapılabilir?...(Not: Meraklısına, 13 yıldır ÖDP üyesi değilim)
     06.01.2019/Datça
    Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2018.12.14.AKLIN YOLU BİRDİR

  Hiç yorum yok
10:08


AKLIN YOLU BİRDİR
     ''...Bu hafta itibari ile daha önce bir tehlike olarak altını çizdiğimiz 'genel seçim havasında yerel seçim' resmileşmiş oldu.Tarafları belli iki cephe kuruldu. HDP yine oyun dışında kaldı. Muhtemelen bölge dışında pek bir varlık gösteremeyecek...Muhalefet bir kez daha Erdoğan'ın kurduğu minderde güreşe duracak. Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere liderler için kaybedilecek olan şey sadece seçim olmayacaktır.''(Yaşar Aydın/Birgün/14.12.2018)
     ''Ağır ekonomik kriz koşullarında yerel seçimlere doğru ilerliyoruz. Bu süreçte iktidar bloğu en çok siyasetsiz bir seçim süreci istiyor...İktidar bloğunun siyasetsizleştirme politikasına karşı en iyi yanıtı tam da onların korktuğu gibi gündelik yaşamı siyasallaştırarak verebiliriz...Ancak iktidar bloğunun 'siyasetsizlik' oyununa düşen 'muhalefet', neredeyse bütün seçimlerde, basitçe aritmetik hesaba indirgedikleri 'ittifak' arayışları üzerinden 'karşı siyaseti' üretebileceği yanılgısına kapılmış durumda.İttifak, siyasetin doğasına içkin ve kategorik olarak ittifaka karşı çıkılmaz. Ancak ittifak arayışının kendisinin kurucu bir siyaseti inşa etme ihtimalinin olması gerekir. Siyaset sosyolojisinin işaret ettiği seçmen tercihlerini 'değişmez bir veri' olarak düşünüp, siyasetin sınırlarını ya da kutuplarını aşma cesareti göstermeyen her siyaset ve ittifak arayışı 'yenilgiye' mahkumdur...İttifak arayışlarının karşı ve yeni bir siyaseti kurma iradesinden yoksun olması, yeni rejimi tasarlayanların düşlerini gerçekleştirmeye yakın olduklarını gösteriyor...Bizler, gündelik yaşamı siyasallaştırabilecek, halkı krize karşı koruyabilecek, dayanışmacı, paylaşımcı, özgürlükçü, cumhuriyetçi bir siyaseti, bu toplumun bütün kesimleriyle birlikte kurmalıyız.''(İlhan Cihaner/Birgün/14.12.2018)
     Bugüne kadar 'ön seçim' ve 'ittifaklar' konusunda yazılan ve burada sizlerle paylaşılan çok sayıdaki yazı da aynı kalemlerden mi çıkmıştı?
     Hayır...
     Yalnızca AKLIN YOLU BİR...
     O kadar !
14.12.2018/DATÇA
Mehmet Erdal

Devamını Oku...