ÇEV-DER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2020 Pazar

2020.04.20.MARMARİS YAZILARI-6 'KENT MECLİSİ' NASIL BİR ÖRGÜTLENMEDİR?

  Hiç yorum yok
22:30


     MARMARİS YAZILARI-6: 'KENT MECLİSİ' NASIL BİR ÖRGÜTLENMEDİR ?
     (Önceki haftalarda ilk iki bölümünü yayınladığımız tartışmanın son bölümünü yayınlıyoruz.)
     Ferit Dağ- '' KENT MECLİSİ''
     M. Ali Yılmaz- '' 'KENT MECLİSİ' NASIL BİR ÖRGÜTLENMEDİR?''
     Ferit Dağ- '' Kent Meclisi süreci 23 Aralık 1994 yılında 17 kuruluşun bir araya gelerek ortaklaşa neler yapabiliriz tartışmasıyla başlamıştır. 5 Ocak 1995 tarihinde yapılan üçüncü toplantılarında ortaklaşılan ilkeler saptanmış ve bir protokol hazırlanmıştır. Bu ilkelerin saptanması sürecinde Keyif Bar'da yapılan bir toplantıda ortaklaşılacak ilkeler saptanırken kimi Atatürkçülük, kimi Laiklik, kimi Turizm, kimi Kadın sorunları demiş fakat kent sorunları haricinde ortak bir payda oluşturulamamıştır. Ortaklaşılan metin incelendiğinde (en demokrat arkadaşlarda yoksa verebilirim) saptanan ilkelerin tamamı kent sorunları ile ilgilidir. Bundan anlaşılan, birbirinden farklı hatta birbirine tamamen zıt siyasi düşüncedeki insanları ortak hareket ettirebilecek tek nokta kendi yaşadıkları ortak çevre ile sorunlarıdır. Denizin kirlenmesi hepsini ilgilendirmektedir. Ormanlarımız hepsini ilgilendirmektedir. Atatürkçülük hepsinin ortak paydası değildir. Kimi sağdan, kimi soldan bu düşünceye katılmamaktadır vb.
     ÇEV-DER tarafından yayınlanan Ocak 1995 tarihli Çevre Bülteni'nde bu ortaklaşılan ilkeler yayınlanmış ve başlığı 'Kent Meclisi'ne Doğru' olarak atılmıştır. O zamanki dernekler platformu, kent sorunları ile ilgili birkaç toplantı yapmış, ilçe etkililerini ve yetkililerini bir çok konuda sıkıştırmıştır. Bu girişim, o zamanlar kalıcı bir hale dönüştürülememiştir.
     Yıllar sonra, Demokrasi Platformu gibi bir deney de yaşadıktan sonra Yazıcı Otel'in Pamucak mevkiindeki ormanlık alandaki yapılaşmasına karşı başlatılan etkinlik, Marmarislilerin ( ÖDP içinde konumlanan en demokrat arkadaşlar hariç) ortak çabasına dönüşmüş, Kent Meclisi oluşturulmuş, bunu İçmeler'de yapılan 3000 kişilik güzel bir mitingle süslenmiştir. Bu 3000 kişinin hepsi Marmaris'ten katılmıştır. Bu mitingten sonra Yazıcı Otel sahipleri ormanlık alana otel yapımından (şimdilik) vazgeçirilmiştir.
     Kanım odur ki, Kent Meclisi, katılımcı örgüt ve kişiler tarafından sahip çıkılır, işleyiş tarzıda doğrudan demokrasiye uygun bir hale getirilirse, Marmaris'te şimdiye kadar olmamış, ülkemizde de fazla örneği olmayan bir demokrasi deneyimi olur ve demokrasi kültürünün yaratılmasına katkıda bulunur.
     Kent Meclisi'nin Ticaret Odası'yla birlikte organize ettiği ve Grand Azur Hoteli'nde gerçekleştirilen turizm sorunlarının tartışıldığı toplantı ile ilgili eleştirilere gelince; bütün geçim kaynağını turizme endekslemiş bir kentte turizmcilerin turizm sorunlarını tartışması ve tartışmada etkili ve yetkililerin bulunması son derece normal. Bu kişilerin Marmaris'in bu hale gelmesinde ciddi katkıları olduğu tespitine ben de katılıyorum. Ama bu ciddi katkı salt onları çabaları ile değil bir çok Marmarisli'nin katkıları ve destekleri ile olmuştur.
     Diğer bir eleştiri de Kent Meclisi'nin daha kurulurken birilerinden icazet aldığı şeklindedir. Burada iki yanlış yapılmaktadır. Bir: yurttaşların bizzat katılımıyla, coşkuyla oluşturulan bir yuttaş girişimini 'egemenlerin onayı doğrultusunda olduğu şeklinde' yorumlamak, iki: oluşuma katılan bir kısım kişilerin kendi düşünceleri doğrultusunda yaptıkları bir ziyareti, bütün Kent Meclisi katılımcılarına fatura etmek; bu oluşumda düşünceleri birbiriyle uyuşmayan hatta taban tabana zıt bir çok kişi vardır ve birilerinin yaptığı diğerlerini bağlamaz. Ama amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olunca, bazı şeyleri izah etmek çok zor.
     Tüm Marmarislileri Kent Meclisi'ne sahip çıkmaya çağırıyoruz.''
     M.Ali Yılmaz- '' Marmaris özelinde herhangi bir yerel ve kitlesel örgütlenmenin olmadığı koşullarda veya önerildiği koşullarda 'Kent meclisi' önerisi, eğer 25 Ağustos tarihli Çağdaş Marmaris Gazetesi'nde yayınlanan 'itirafname'de yazıldığı gibi 'ayakları havada' değil, 'ayakları yere basan' bir örgüt olarak, yani Marmaris'te birbirinden zıt düşünen insanları ne yapıp edip bir araya getirme aşkından değil de, Marmaris'te yaşanan 'Kentsel Sorunlara' çözüm bulma ve bu doğrultuda örgütlü kitlesel bir mücadeleyi yürütüp yönlendirme amacıyla önerilmiş olsaydı; evet, böyle önerilmiş olsaydı, birinci durumda biz bunu 'ileri bir adım' olarak, ikinci durumda 'gerekli bir adım' olarak değerlendirir ve bu önerinin yaşama geçirilebilecek hale getirilmesinde ve muhtemelen yaşama geçirilmesinde çok farklı ve çok sıcak davranabilirdik.
     Ama bu öneri böyle getirilmedi.
     Bu öneri, 'DEMOKRASİ PLATFORMU'nun olduğu koşullarda, 'Kentsel sorunların' bu platform'un dağıtılarak aşılması (!) temelinde; onun yerine geçirilecek ve ondan daha 'ileri' bir örgütlenme olarak önerildi, savunuldu ve oluşturuldu. Bir başka deyişle, 'DEMOKRASİ PLATFORMU'nun olduğu koşullarda, gerçekte daha 'ALT BİR OLUŞUM' olarak değerlendirilmesi gereken 'Kent Meclisi', sanki birbirlerinin yerine ikame edilebilirmiş gibi 'EŞ', hatta daha 'İLERİ DÜZEYDE' bir oluşum olarak sunuldu ve öyle de genel kabul görmesi sağlanmaya çalışıldı. ( Bunun bir ifadesi olarak, Sayın Ferit Dağ, Marmarisli'lerin daha 'ileri' bir eylem çizgisinde ve örgütlenme içerisinde 'daha az'; daha 'geri' bir eylem çizgisinde ve örgütlenme içerisinde 'daha çok' bir araya gelmelerini, sanki 'eş' şeylermiş gibi kıyaslayarak, ikincinin yüceltilmesi yolunu seçiyor.)
     Evet, Globalleşen bir dünyada ve onun 'ayrılmaz' parçası olmak isteyen ülkemizde, 'Burjuva Liberalizmi'nin yeniden öne çıkarılan düşüncelerinin 'Sol'da yankılanmasının bir ifadesi olan bu anlayışın, şimdilik de olsa, 'Kent Meclisi'nin bu formülasyonu ve oluşturma biçimiyle başarıya ulaştığı kabul edilmelidir.
     Ama yaşam devam ediyor ve yaşam en büyük turnusol kağıdıdır. Böylesi bir anlayışın ürünü olan Marmaris'teki 'Kent Meclisi'nde yönetimin ve inisiyatifin, yaşanılan sorunların sorumluları sayılabilecek kişilere bırakılması, sorunların yalnızca onlar tarafından veya onların sorumluluğunda çözülebileceği gibi (sanki bu kişiler bilmeden bu sorunlara yol açmışlar, yenice bunun bilincine varmışlar ve şimdi de hatalarını telafi etmek istiyorlarmış) 'yanılsama'ya, hedef saptırmaya ve sorumluların sorumluluklarının gizlenmesine , onların toplum içindeki konumlarının meşrulaştırılmasına neden olunması hiç de şaşırtıcı değildir. (Turizm'de yaşanan 'Kriz'in ele alındığı toplantıda meydanın 'Kriz'in asli sorumlularına veya yaşanılan 'Kriz'den kendi şirketlerine bir pay çıkarmaya çalışanlara bırakılması, 'çözüm' üretilmesi beklenirken 'şov'a tanık olunması; 'Kent Meclisi'nin, Marmaris'in sorunlarıyla uğraşmayı bir kenara bırakıp '29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Protokolü'nü hazırlama'ya soyunması da şaşırtıcı olmamıştır.) Yine bu 'Kent Meclisi'nin bugünkü yönetim ekibinin ilk olarak Marmarislilere değil, 'Armutalan ressamı'na koşması ve oradan 'icazet' alması, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Protokolü'nün oluşturulması sırasında sayın 'ressam'ın (*) ricasını 'emir' telakki etmesi de şaşırtıcı değildir. Şimdi kalkıp, bu ziyaretçilerin her daim sayın 'ressam' ile içli-dışlı olduğu bilinmiyormuş ve bu ziyaret beklenmiyormuş gibi '...oluşuma katılan bir kısım kişilerin kendi düşünceleri doğrultusunda yaptıkları bir ziyaret...' biçiminde bir açıklama yaparak zevahiri kurtarmaya çalışmak neyi değiştirir?
     Karşı çıkmak için tırnak içinde 'Demokrat' bile olmanın gerekmediği 'Bir askeri liderden icazet alma' olayını meşrulaştıran 'içimizdeki'(!) şu Liberalizmin yeni savunucularının(**) durumunu görüyor musunuz?
     Yazık...''
     ((Açıklama notları:
     *Yazıda 'Armutalan ressamı' ya da doğrudan 'ressam' olarak ad verilmeden tanımlanan ve haliyle ziyaret edilen kişi, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin lideri Kenan Evren'dir.
     **12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrası yaşanan 'yenilgi' koşullarunda öne çıkan/öne çıkarılan (bu yazılarda da bahse konu edilen) 'Burjuva Liberalizmi'nin yeni savunucularının ve onların ardışık'ı konumundaki bütün türevlerinin 'sulta' döneminin, içine girilen bugünkü yeni toplumsal koşullarda 'geride kalacağı' öngörüsünde bulunabiliriz. Bu konuda, Datça özgülünde bir örnek, Bknz:Yerel Demokrasi ve Katılım-Forumu Üzerine Notlar. https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com))
     20.04.2020/Datça
     Mehmet Erdal


Devamını Oku...

13 Nisan 2020 Pazartesi

2020.04.13.MARMARİS YAZILARI-5 DEMOKRASİ PLATFORMU NİÇİN DAĞILDI, DAĞITILDI

  Hiç yorum yok
01:11


     MARMARİS YAZILARI-5: 'DEMOKRASİ PLATFORMU' NİÇİN DAĞILDI/DAĞITILDI?
     (Birinci bölümünü geçen hafta yayınladığımız tartışmanın ikinci bölümünü yayınlıyoruz)
     Ferit Dağ- '' DEMOKRASİ PLATFORMU NİÇİN DAĞILDI?''
     M.Ali Yılmaz- ''SAHİ 'DEMOKRASİ PLATFORMU' NİÇİN DAĞITILDI?''
Ferit Dağ- ''ÇEV-DER içinde yer alan kişilerin Demokrasi Platformu'na karşı eleştirileri, 'bu örgütlenmede siyasi partilerin olması ve bu örgütlenmenin fazla siyasileşmesi' şeklinde belirtilmiş... bu tespitlerle Demokrasi Platformu'na karşı çıkan ve Kent Meclisi'ni öneren ÇEV-DER içinde yer alan bu kişilerin siyaset dışı, apolitik kişiler olarak, Demokrasi Platformu'nun dağılmasının gerçek sorumluları olarak altı çizilmiş oluyor.
     Kendi içerisinde demokrasi olmayan örgütlenmelerin adları ne olursa olsun dağılmasında bizce hiçbir sakınca yok. Sağlam temeller üzerine kurulu, kendi içinde katılımcılara hiçbir şeyin zorla dayatılmadığı, farklılıkların, farklı düşüncelerin hoşgörü ile karşılandığı, kararların ortaklaştırılarak alındığı, ortaklaşılamayan hiçbir kararın açıklanmadığı, kişilerin sadece yöneticileri ve temsilcileri ile değil, birebir kendilerini de temsil edebildiği birlikteliklerin, örgütlenmelerin, platformların dağılması için fazla bir neden göremiyorum.
     Bu tür sivil toplum örgütlenmelerinde siyasi partilerin bulunmasını sakıncalı bulmak sadece bir 'tez'dir. Doğru olabilir, olmayabilir. Demokrasi Platformunun dağılmasından önce yapılan son toplantıda bu 'tez' öne sürülmüştür. Bu tezi tartışmak yerine kişilerin 'ne' olduğunu tartışmak 'kötü bir gelenek'.
     Bu tür oluşumlarda siyasi partiler olmalıdır ya da olmamalıdır tartışmasını ayrı bir yazıda yapmak düşüncesiyle bu 'en demokrat' arkadaşlarımızın tespitlerini tartışmaya devam etmek istiyorum.
     Demokrasi Platformu deneyiminde gördüğüm, bu platformun oluşumuna ön ayak olanların, düşüncelerinin, bu platformun herkesi, her düşünceyi kapsasın diye bir kaygılarının olmamasıdır.             Özellikle bu platformun solda yer aldığını düşündükleri partiler ve örgütler ile belirli bir siyasi yapısı olmayan ama zararsız görülen örgütleri kapsayacak şekilde olması amaçlanmıştır. Bu platform toplantılarının ilk gününden son gününe kadar bu bizce değişik biçimlerde dile getirilmiştir.      Marmaris'teki bütün örgütlerin katılması için yapılan çağrılar göstermeliktir ve bu, çağrı yapanların ne kadar demokrat olduğunun reklamına yarar. Hal böyle olunca Demokrasi Platformu bütün örgütleri kapsamamış, darala darala üç-beş sivil toplum örgütü temsilcisinin toplantısına dönüşmüştür.
     Pamucak mitinginde olduğu gibi, Pamucak Orman Kampının turistik tesis yapılması için satılması ve yapılaşmaya açılmasına karşı bir miting düzenlenip, bütün Marmarislilerin katılmasının amaçlanması gerekirken, miting ÖZELLEŞTİRMEYE HAYIR mitingine dönüştürülmüş, Marmarislilere değil, Yatağan'dan gelecek 2-3 otobüs işçiye bel bağlanmıştır. Özellikle miting hazırlık çalışmaları sırasında mitingin 'özelleştirmeye hayır' başlığı altında daraltılmasına karşı çıkılmış, genelde özelleştirmeyi savunsa dahi Pamucak Orman Kampı'nın satılmasına ve yapılaşmaya açılmasına karşı çıkacak bütün Marmarislilerin de mitinge katılabilmesi için 'özelleştirmeye hayır' başlığına karşı çıktığımız belirtilmiştir. Buna rağmen bu dikkate alınmamış, afişlere özellikle 'ÖZELLEŞTİRMEYE HAYIR' yazdırılmıştır. Burada anlatılmak istenen özelleştirmenin yanında ya da karşısında olmak değildir. Adı demokrasi platformu olan yapıda farklı düşüncede olan kişilerin barınmasının mümkün olmamasıdır. Ad seçimi yanlıştır. Bu yapılanmanın adı Solda Birlik Platformu ya da Sol İçin Demokrasi Platformu olmalıydı. O zaman kimsenin itirazı kalmazdı. İlginçtir, sağ kesimde de salt kendisi için demokrasi isteyen bir kısım sağ partiler de kurdukları platforma DEMOKRASİ PLATFORMU demektedirler. Ama sadece kendileri için.''
     M.Ali Yılmaz- '' Biz 21 Temmuz'da yayınlanan eleştirel yazımızda farklı nedenlerle 'tıkanma süreci'ne giren 'DEMOKRASİ PLATFORMU'nun, bu 'tıkanma'ya yanlış teşhis koyan ÇEV-DER'li bazı 'Demokrat' arkadaşların, bu yanlış teşhisin doğal uzantısı olarak önerdikleri 'KENT MECLİSİ'nin yerelde geniş bir kesimce ('etkili ve yetkili' kişi ve kurumlarca da) benimsenmesi sonucu 'dağılma' noktasına vardığını özet olarak anlatmaya çalışmıştık; nesnel olarak 'dağıtma' rolünü üstlenen bu arkadaşların niyetlerinin ise 'SAFİYANE' olabileceğini belirtmiştik.
     Yanılmışız !
     25 Ağustos'ta yayınlanan (içerisinde yer alageldikleri bir oluşumu adeta karşı cephede konumlanan birisinin söylemiyle ve gözlemiyle değerlendiren ve bir anlamda 'itirafname' niteliği taşıyan) yazıdan öğreniyoruz ki, bu arkadaşlar, daha baştan, 'niyet' olarak da 'dağıtma' rolünü bilerek ve isteyerek üstlenmişler.
     Yazara göre 'DEMOKRASİ PLATFORMU' gerçekte 'içerisinde demokrasi olmayan' bir örgütlenmeydi. 'Sol'da yer aldığı düşünülen partiler ve örgütler ile '...belirli bir siyasal yapısı olmayan ama zararsız görünen örgütleri kapsayacak şekilde olması amaçlanan...' bir örgütlenmeydi. Bu nedenle '...Marmaris'teki bütün örgütlerin katılması için yapılan çağrılar göstermelikti...ve bu çağrı yapanların ne kadar demokrat olduğunun reklamına yarıyor...'du. 'Hal böyle olunca Demokrasi Platformu bütün örgütleri kapsamamış, darala darala üç-beş sivil toplum örgütü temsilcisinin toplantısına dönüşmüş...'tü. Öyleyse '...Adı demokrasi platformu olan yapıda farklı düşüncede olan kişilerin barınmasının mümkün olma...'dığı bu platform'da öncelikle '...Ad seçimi yanlıştı...Bu yapılanmanın adı Solda Birlik Platformu ya da Sol İçin Demokrasi Platformu olmalıydı. O zaman kimsenin itirazı kalmazdı...' Böyle olmadığı için '...dağılmasında...' arkadaşlarca '...hiç bir sakınca yok...'tu.
     Asıl 'safiyane düşünenlerin' bizler olduğunu gösterdiği için, muhatabımıza teşekkür etmeliyiz.
     'DEMOKRASİ' SOYUT VE İÇİ BOŞ BİR KAVRAM MIDIR?
     Bir örgütlenmenin niteliğini, o örgütlenmenin eyleminin muhtevası belirler.
     Bu genel kabul gören önerme çerçevesinde ele alınırsa, Marmaris'te oluşturulan 'DEMOKRASİ PLATFORMU', Marmaris koşullarında 'DEMOKRASİ' diye bir derdi olan, yaşanan sorunların aşılmasını isteyen ve bu doğrultuda verilecek bir mücadeleye katkıda bulunmayı beyan eden Kitle Örgütleri'ni, Siyasi Partileri ve eğer istiyorlarsa kişileri kucaklayacak tarzda oluşturulmuştur. Konulan ad, eylemin muhtevasına uygundur.
     Bir başka deyişle 'DEMOKRASİ PLATFORMU', 'İŞ'e göre, o 'İŞ'i yürütebilecek en uygun örgütlenme olduğu düşünülerek (elbette o günkü koşullarda) oluşturulmuş; o 'İŞ'i yürütmeye talip kişi ve kurumları kucaklamayı amaçlamış, adı, yaptığı 'İŞ'e uygun belirlenmiş bir örgütlenmeydi.
     Ama hayır, muhatabımıza göre, bütün canlılar ayakları üzerinde değil, başları üzerinde yürümelidir veya atlar arabanın önüne değil, arkasına bağlanmalıdır.
     Yazıdan çıkarabildiğimiz kadarıyla, 'DEMOKRASİ', ' ...birbirinden farklı olan, farklı düşünen, farklı yaşayan milyarlarca insanın birbirini boğazlamadan bir arada yaşaması...', 'DEMOKRASİ MÜCADELESİ' de, bunun '...formülünün...' bulunması mücadelesi olarak tanımlanıyor.
     Her kavram gibi 'DEMOKRAT', 'DEMOKRASİ' ve 'DEMOKRASİ MÜCADELESİ' kavramları da içinde yaşanılan koşullarda 'somut' olarak değil, 'soyut' ve 'içi boş' kavramlar olarak ele alınır, yalnızca kelime anlamıyla yoruma tabi tutulursa, elbette ortaya böylesi şekli bir yorum ve savunu çıkar.
     Böylesi şekli bir yorum sonucudur ki, yazıda bizim aksimize, 'İŞ'e göre 'ÖRGÜTLENME' değil, 'ÖRGÜTLENME'ye göre 'İŞ' bulma mantığı savunuluyor; bu mantık çerçevesinde 'DEMOKRASİ PLATFORMU' eleştiriliyor ve 'KENT MECLİSİ' yüceltiliyor.
     Yazıda uzun uzun ve ayrıntılı olarak ve hatta yer ve tarih belirtilerek 'Kent Meclisi'nin nasıl oluşturulduğu anlatılırken '...23 Aralık 1994 yılında 17 KURULUŞUN BİR ARAYA GELEREK ORTAKLAŞA NELER YAPARIZ...' tartışmasıyla başlayan 'Kent Meclisi'nin oluşturulması sürecinin, nihayet '... birbirinden farklı hatta birbirine tamamen zıt siyasi düşüncedeki insanları ORTAK HAREKET ETTİREBİLECEK TEK NOKTA kendi yaşadıkları ortak çevre ile sorunlarıdır...' (abç) diyerek, son noktaya vardığı yazılıyor.
     'Kent meclisi' oluşumunun teorik zeminini oluşturan bu anlayış çerçevesinde hareket edilirse, genelde veya yerelde yaşanan bütün sorunlar karşısında birbirinden 180 derece zıt insanları bir araya getirmek ve ortak hareket etmelerini sağlamak (örn: ülke genelinde, ülkemizin bir bölgesini kan gölüne çeviren 'SAVAŞ' konusunda; yerelde, Çamlık, Değirmenyanı ve Hisarönü köylülerinin topraklarını bir biçimde ele geçirmeye, Çağdaş Marmaris Gazetesini susturmaya çalışan Metin Kaya Çağlayan olayında...(1)) mümkün olmayabileceği için, bir başka deyişle genelde ve yerelde yaşanan sorunları veya bu sorunlardan birkaçını veya birisini kendine 'sorun' edinen bazı insanları bir araya getirip örgütlemek istediklerinde 'Demokrat' kabul edilemeyecekleri için (çünkü o konuda veya konularda zıt düşünen insanları bir araya getiremediler), 'zıtları bir araya getirme' aşığı yazarca, en azından 'ortak hareket edilebilecek' sorunlar değildir ve o nedenle de muhatabımızın o yerde bulunması caiz değildir; hatta bu sorunları veya birkaçını veya birisini kendilerine dert edinen insanların oluşturduğu örgütlenmeleri ve yürüttükleri mücadeleleri 'tu kaka' etmek 'doğru tutum'dur.(!)
     Böylesi bir mantığı savunanlara, yapılması gerekenin, öncelikle yapılacak 'İŞ'in belirlenmesi temelinde, bu 'İŞ'in yapılmasını isteyenlerce, bu 'İŞ'i çözecek en uygun örgütlenmeyi veya oluşumu yaratmak olduğunu; böyle davranan insanların 'yanlış' değil 'doğru' bir yöntem izleyeceklerini; bunun 'DEMOKRAT OLMAK', 'DEMOKRASİYİ SAVUNMAK' vb. ile ilişkisi olmadığını, aksi yaklaşımın, pratikte görüldüğü gibi, insanı hiç istenmeyen çok farklı yerlere savurabileceğini anlatamazsınız.''
     (Devam edecek)
  1. Bir dönem Malatya Spor başkanlığı da yapmış olan Metin Kaya Çağlayan, ANAP/ÖZAL iktidarı döneminde, ayrıntılı öyküsünü bilemediğimiz bir biçimde Muğla'daki (Mihrişah Sultan Vakfı'nın mirasçıları olan) Şerefli ailesi ile ilişkiye geçiyor; ailenin ortağı ve haliyle temsilcisi oluyor. Sonrasında, Şerefli ailesi ile Çamlık ve Hisarönü köylüleri arasında 1948 yılından beri devam ede gelen davaya müdahil olmaya başlıyor. 90'lı yıllarda Marmaris'te yaşayanların çok iyi bildiği gibi, bir alacak-verecek olayı sonrası sahip olduğu söylenen Kanal 48'i de kullanarak Çamlık ve Hisarönü köylüleri ile yer yer basına, kamuoyuna, karakola, mahkemeye de taşınan kavgalı bir süreç yaşanıyor. Sonunda, Çamlık köylüleri, farklı nedenlerle çözülüyor ve büyük çoğunluğu Metin kaya Çağlayan ile uzlaşıyor; ama Hisarönü köylüleri, muhtarlarının önderliğinde geri adım atmıyorlar; haklarına ve davalarına sahip çıkıyorlar. Büyük çoğunluk, tapularına kavuşuyor. Geri kalanların da 'tamam, bu iş bitti; kazandık' dedikleri bir noktada, 'nedeni bilinmez' (!), süreç tersine dönmeye başlıyor. Şimdi, köylülerin hak alma mücadelesi, söylenenlere göre, karşılarında yeni aktörler, devam ediyor...(Meraklı araştırmacıların ilgisini çekebilecek derecede önemli olan bu olay konusunda Bknz: Muğla'da 3 mahalle halkından arazi davası kararına tepki, http://www.bursadabugun.com ve Bknz: Cumhuriyet-Osmanlı tapu savaşı, http://www.yarimadagazetesi.com )
     13.04.2020/Datça
     Mehmet Erdal


Devamını Oku...

5 Nisan 2020 Pazar

2020.04.06.MARMARİS YAZILARI-4 'DEMOKRAT' KİME DENİR? KİM 'DEMOKRATTIR' ?

  Hiç yorum yok
22:44


     MARMARİS YAZILARI-4: 'DEMOKRAT' KİME DENİR? KİM 'DEMOKRAT'TIR?
     Bu yazıları okuyanların anımsayacağı üzere, birinci bölümde, ÖDP Marmaris İlçe Örgütü'nün bulunduğu Halıcılar İş Hanı'nın birinci katında ÇEV-DER'in de bulunduğunu; birinci, ikince ve üçüncü bölümlerde ise, 'Demokrasi Platformu'nu oluşturan bileşenlerden birisi konumunda ola gelen ÇEV-DER içerisinde yer alan, 'Demokrasi Platformu' toplantılarında zaman zaman derneklerini temsil eden ve kendilerini 'Demokrat' olarak nitelendiren bazı arkadaşların, 'Demokrasi Platformu'nun dağıtılarak 'Kent Meclisi' içerisinde yer alınması gerektiği konusunda etkin bir rol üstlendiklerine değinmiştik; nitekim, yazılarımızda, eleştirilerimizi de, bu arkadaşlara yönelttiğimizi anlatmıştık.
     İşte bu sözü edilen 'Demokrat' arkadaşlardan birisi, Ferit Dağ imzası ile, bizim 21.03.1998 tarihli yerel Çağdaş Marmaris gazetesinde yayınlanan yazımıza, aradan 5 ay 4 gün geçtikten sonra, 25.08.1998 tarihinde, ''DEMOKRASİ PLATFORMU, KENT MECLİSİ VE DEMOKRAT OLMAK'' başlıklı oldukça uzun ve ayrıntılı bir yanıt verdi. Biz de, Ferit Dağ'ın bu yazısına 18.09.1998 günü, ''DERVİŞİN FİKRİ NEYSE ZİKRİ DE ODUR (Bir kez daha Kent Meclisi)'' başlığıyla aynı gazetede yayınlanan, bir yanıt verdik.
     Ferit Dağ'ın ve bizim yazdığımız yazıları, yani 24 gün arayla yayınlanan bu iki yazıyı, orijinal halleriyle, tek bir kelimesini dahi değiştirmeden yayınlıyoruz. Yalnızca, tartışılan konunun okuyucu tarafından daha kolay anlaşılabilmesini sağlamak amacıyla, sanki Ferit Dağ ve biz, bir masa başında, bizleri izleyenlerin gözleri önünde tartışıyormuşuz gibi şekli bir düzenleme yaparak, üç(3) bölüm halinde yayınlıyoruz.
     ((Biz bu yazıları yazarken ve bu yazılar üzerinden yürütülen tartışmalarda düşüncelerimizi ortaya koyarken, aradan 22 yıl geçecek ve bir gün, bu yazıları (Kent Konseyinde, farklı demokratik çevrelerde ve platformlarda yürütülen bazı tartışmaların yeni bir şey olmadığını, tarihsel kökleri bulunduğunu ve öteden beri devam ede gelen tartışmaların bir biçimde devamı olduğunu somut bir biçimde gösterebilmek için) yeniden gün yüzüne çıkarmak zorunda kalacağımızı, hiç mi hiç düşünmemiştik; ama hayat bu... Buyurun ve okuyun; karar sizin.))
     ***
     Ferit Dağ- ''Çağdaş Marmaris Gazetesi'nin 21 Temmuz 1998 tarihli yayınında 2.sayfada konuk yazar olarak M.Ali Yılmaz imzalı bir yazı yayınlandı. 'DEMOKRASİ PLATFORMUNDAN KENT MECLİSİNE, KENT MECLİSİNDEN MARMARİS KENT VAKFINA' başlıklı yazıda DEMOKRASİ PLATFORMU ve KENT MECLİSİ deneyimi değerlendirilirken, ağırlıkla ÇEV-DER içerisinde konumlanan 'DEMOKRAT'lar eleştirilmiştir. Demokrat kelimesi tırnak içerisine alınarak o kişilerin SÖZDE DEMOKRATLIĞI özellikle vurgulanmıştır. Böylece kendisinin ve kendisi gibi düşünenlerin ne kadar GERÇEK DEMOKRAT oldukları ve GERÇEK DEMOKRAT olabilmek için de onlar gibi düşünmek gerektiği anlaşılmıştır.''(Vurgular yazara aittir)
     M.Ali Yılmaz- ''21 Temmuz'da Çağdaş Marmaris gazetesinde yayınlanan 'Kent Meclisi' ile ilgili eleştirel yazımız, adeta yürüyen arabanın tekerleğine 'çomak sokma' olarak algılandı; bizlere karşı 'öfkeli haykırışlar' yükseltildi.''
     Ferit Dağ- ''DEMOKRAT OLMAK''
     M. Ali Yılmaz- ''DEMOKRAT'MI, 'SÖZDE DEMOKRAT'MI?
     Ferit Dağ- ''Demokrat olmak, ilk önce başkalarının düşüncelerine, bizlere son derece ters gelse de hoşgörü ile yaklaşmayı gerekli kılar. Kendi düşüncelerine 'hayatın tek doğrusu' gibi yaklaşan, bu düşüncelere 'iman' eden kişinin başkalarına hoşgörülü davranması çok zor. 'Doğruların tekelini' kendimizde zannederek kendi dışımızdakileri kötülemek, savunulan ya da savunulduğu sanılan düşünceler ile tartışmak yerine bu düşünceyi savunanlara ithamlarda bulunmak, suçlamak ne kadar GERÇEK DEMOKRAT olduğumuzun bir göstergesi. Bu şekilde yaklaşan, böyle düşünen kişilerden bence demokrat değil, ama iyi bir 'MÜRİT' olur. Solda ve sağda oluşmuş bir çok tarikatın 'müritlik' noktasında birbirlerinden hiçbir farkı yoktur. Kendilerine örgütlerince sunulan düşünceye 'iman' ederler, sadece şeyh, şıh, merkez komite veya liderlerinin dediklerine inanırlar. Son derece iyi niyetle kurulmuş bir çok örgütlenmede, örgütlenmeye katılan kişilerin yetişme tarzıyla kendisine empoze edilmiş, 'içselleştirilmiş' müritlik geleneğini mevcut örgütlenmeye taşımasıyla bu örgütlerin de diğerleriyle hiçbir farkı kalmaz.
     Hoşgörü, kendi düşüncelerinin de yanlış olabileceği olasılığının baştan kabulünü içerir. Bunu kabul eden kişi başkalarının düşüncelerini ilgiyle izler, onlardan bir şeyler öğrenebilir miyim ya da katkıda bulunabilir miyim diye düşünür ve bu doğrultuda çaba sarf eder.
     Diğer bir hastalığımız da DAYATMACILIK: Dayatmacılık, otoriter bir kültürle yoğrulmuş bizler için geçmişten devraldığımız en kötü hastalıklarımızdan biri. Demokrat olmamızın önünde en büyük engel. Bunun altında da; kendi savunduğu düşüncelerin 'EN DOĞRUSU' olduğuna iman ile diğer haddini bilmeyenlerin 'doğru yola' getirilmesinin 'dikensiz gül bahçesi' yaratılması için zorunlu olduğu düşüncesi yatar. Bu yüzden de mevcut siyasi örgütlenmeler içerisinde bir süre bulunmuş ve fikir uyuşmazlığı vb. nedenlerden örgütlerinden ayrılan kişilerin örgütte bulundukları durumlara göre 'dönek', 'hain', 'işbirlikçi', 'ajan', 'provokatör', 'hizipçi', 'katli vacip kişi' olarak suçlanmaları, hatta katledilmeleri her zaman olasıdır.
     Demokrat olmak 'hiç bir örgüt, kişi, lider sultasına esir olmadan özgür bir birey' olabilmeyi zorunlu kılar. Demokrat olmak birbirinden farklı olan, farklı düşünen, farklı yaşayan milyarlarca insanın, birbirini boğazlamadan bir arada yaşamasının 'formülünü' bulmamızı zorunlu kılar.
     Konuk yazar M. Ali Yılmaz, kendisinden farklı düşünen, ağırlıkla ÇEV-DER içinde 'konumlanan' kişilerin demokratlığından kuşku duyuyor. En demokrat kendisi. Hatta daha ileri gidiyor. Kendi ileri sürdüğü düşüncelerin, içinde yer aldığı örgütlenmenin bütün katılımcılarının ortak görüşü olduğunu ima etmek için ÖDP'nin ismini bir çok yerde kullanıyor. Böylece bu örgütlenme içinde yer alıp ta kendisinden farklı düşüncenin olamayacağını anlamış oluyoruz. Yani, bu örgütlenmede yer alacak kişiler bu 'tezleri' savunmak zorunda. Kendisi bundan emin.''(v.y.a)
     M.Ali Yılmaz- ''Biz 'Kent Meclisi' önerisinin ÇEV-DER patentli olmasına karşın, asıl teorisyenlerinin ÇEV-DER içerisindeki belli bir çevre olduğunu bildiğimizden, bu gerçeği tam anlamıyla ifade edebilmek için, kendilerini ÇEV-DER içerisinde konumlandıran bazı 'Demokrat arkadaşlar'dan söz etmiştik.
     Yazımızda 'Demokrat' kelimesini tırnak içerisinde belirtmemizden yola çıkan 'Kent Meclisi' teorisyenlerinden Ferit Dağ, 25 Ağustos'ta yine Çağdaş Marmaris'te yayınlanan cevabi yazısında bizim kendilerini 'SÖZDE DEMOKRATLAR' olarak gördüğümüzü ileri sürüyor ve akabinde, gerçekte kendilerinin değil bizlerin 'SÖZDE DEMOKRATLAR' olduğumuzu kanıtlamaya çalışıyor. Üç sütun üzerinden tam sayfa olarak yayınlanan yazısının tam bir sütununu 'DEMOKRAT OLMAK' konusuna ayırıyor.
     'Kent Meclisi' ile ilgili 'özet' bir eleştirel yazıya 'DEMOKRAT OLMAK' konusundan yola çıkarak cevap verilmeye çalışılınca, haliyle bizim de o konuda bir şeyler söylemek, hakkımız olur.
     Yakın geçmişte politik yaşamlarını 'SOL' çevrelerde icra-i sanat eylemiş, bir biçimde 'MARKSİST' kültürden etkilenmiş, böylesi bir politik kimliğe sahip olmanın bedelini bir biçimde ödemiş ve geldikleri noktada kendilerince açıklanabilir gerekçelerle yeni konumlanmalar içerisine girmiş pek çok insanın bu yeni konumlarına yönelik olarak severek kullandıkları ve söylendiğinde kabullendikleri yegane tanım, 'Demokrat'lıktır.
     Dünkü 'Sosyalist' kimliklerinden bugünkü 'Demokrat' kimliklerine evrilen bu arkadaşlardan bazıları, bu evrilmenin külliyen negatif yeni bir konumlanma olarak algılanmamasını sağlamak için kendilerini bu 'Demokrat' kelimesiyle tanımlarlarken, yazısından anlaşılacağı üzere, muhatabımız gibi bazıları da bu evrilmeyi bir 'TERFİ'(!) olarak lanse edebilmek için külli inkar ve karalama yolunu seçerek 'Sosyalist' kimliği karşısında 'Demokrat' kimliğini yüceltmeye çalışıyor.
     Bize göre 'Gerici', 'Faşist' vb. bir kimlikten 'Sosyalist' bir kimliğe evrilmek pozitif bir evrilmeyi, tersi ise negatif bir evrilmeyi ifade eder. Bir başka deyişle her 'Sosyalist' önce 'Demokrat'tır ve bu kimliği aştığı noktada 'Sosyalist' kimliği edinir. Aynı anlama gelmek üzere, her 'Sosyalist' her şeyden önce 'tutarlı bir Demokrattır' ve öyle de olmak zorundadır.
     Bu görüşümüz doğrultusunda biz, dünkü 'Sosyalist' kimliklerini terk ederek bugünkü 'Demokrat' kimliklerini yeğlediklerini bir biçimde ifade eden arkadaşlarımızın bu evrilmelerini 'negatif' bir değişim olarak değerlendiriyor; ancak 'Demokrat' kelimesinin kendi gerçekliğinde pozitif bir anlamı olduğunu bildiğimizden, bu değişimi yaşayan her insanın yeni konumunun değerlendirilmesinin onların evrilme gerekçelerinin, biçimlerinin ve yeni konumlarındaki gerçekliklerinin bilinmesiyle mümkün olacağını düşünüyoruz. Bu anlamda bizim bütün bu arkadaşları toptan ele alma, aynı kefeye koyma ve karalama gibi bir mantığımız yoktur.
     Bizim görüşümüz böylesine açık ve net iken, 'Kent Meclisi' önerisinin asıl sorumlularının ÇEV-DER içerisinde konumlanan bazı 'ESKİ SOLCULAR' olduğunu vurgulama kastıyla yazdığımız 'Demokrat' kelimesinden, sanki bir yazıda bir kelimeyi tırnak içerisinde belirtmenin yalnızca ve yalnızca o kelime ile anlatılmak istenen şeyin küçümsenmesi anlamına geldiğini ve başkaca bir anlamı olamayacağını varsayarak (yazının hiç bir yerinde bu kelimenin önüne başkaca 'SÖZDE', 'SÖZÜM ONA', 'SAHTE'...gibi herhangi bir kelime eklenmediği halde) 'SÖZDE DEMOKRAT denilmek isteniyor' yorumunun çıkarılması, ancak ve ancak, muhatabımızın halet-i ruhiyesini ve kendisine 'yandaş' bulabilme telaşını anlatır.
     ÖDP'LİLER DEMOKRATTIR
     Yazısının 'DEMOKRAT OLMAK' adlı ilk bölümünde, kendilerinin değil, gerçekte bizlerin 'SÖZDE DEMOKRAT' olduğunu, bizlerden olsa olsa 'İYİ BİRER MÜRİT' olacağını kanıtlamaya çalışan muhatabımızı 'şecaat arzederken merd-i kıpti, sirkatin söyler' misali 'gerekçeler'(!) sıralıyor. Açık 'itiraf' biçiminde yazılmasa da, yazıdan anlaşıldığı kadarıyla, muhatabımız, bugün terk-i viran eylediği 'SOL' çevrede, 'Bilimsel bir ideoloji' olan 'Sosyalizm'i bilince çıkarıp içselleştirme ve bu bilinç ile yer alma yerine tamamen 'iman gücü' ile yer almış; her daim 'lider' bildiklerinin söylediklerini 'sorgusuz' kabullenmiş ve pratiğe geçirmiş; 'ideolojik birlik' oluşturma (ki bu yazıda 'dikensiz gül bahçesi' yaratma olarak ifade ediliyor) gerekçesiyle farklı düşünceler dile getiren pek çok arkadaşının bir biçimde ağır suçlamalara maruz kaldığına tanık olmuş vb.vb...yani, iyi bir 'MÜRİT'miş.
     Bugün geldiği noktada ise, bu gerçekliğin, yakın geçmişi yaşayan herkesin gerçekliği olduğunu var sayıyor ve bu varsayıma ikinci bir varsayım ekleyerek ÖDP'de politik yaşamını devam ettiren bizlerin bu 'MÜRİTLİK' geleneğini sürdürdüğünü ileri sürüyor.
     Biz kendi adımıza konuşalım, yakın geçmişte bir bütün olarak böylesi bir gerçekliği yaşamadık; bu nedenle vicdanımız rahat ve yine bu nedenle ısrarla yolumuza devam ediyoruz.
     İkincisi, anlaşılan odur ki, bu 'gerekçeler'(!) sıralanırken, aslında, bizim yazımız bir vesile kabul edilip, 'günah çıkarmaya' çalışılıyor; ama bu yapılırken, yerin ve zamanın yanlış seçildiği, bizim de 'papaz' olmadığımız gerçeği gözden kaçırılıyor.
     Üçüncüsü,Türkiye Solu'nun büyük çoğunluğu bir bütün olarak geçmişinin eleştirisini ve özeleştirisini geleceğe ışık tutacak şekilde ana hatlarıyla da olsa yaparak bugünkü ÖDP'yi yarattı ve yola onunla devam ediyor. Bir başka deyişle, ÖDP'liler, geçmişin değerlendirmesinden 'külli inkar' sonucunu değil, olumlama anlamında 'aşmak' sonucunu çıkardılar ve birleşerek yola koyuldular.
     Bu yazılanların ışığında programına uygun bir tüzüğe sahip olan ve tüzüğünde açık açık 'Parti üyelerinin BİREY, ÇEVRE, veya PLATFORM olarak tutum ve görüşlerini tüm partiye ve kamuoyuna duyurma hakkı vardır. KARARLARIN UYGULANMASINA KATILMAK GÖNÜLLÜLÜK ESASINA DAYANIR'(abç) diye yazan ÖDP ve bunu böyle formüle eden ÖDP'liler, hadi muhatabımızın vurgusuna uygun olarak daha dar çerçevede ifade edelim, ÖDP içerisindeki renklerden birisi olan ve bu anlayışın ısrarlı savunucularından olan bizler, yazıda sıralanan bu hezeyanların dışında hangi gerekçelerle ÖDP içinde veya 'DEMOKRASİ PLATFORMU' gibi içinde yer alınan oluşumlarda 'DEMOKRATÇA DAVRANMAYAN', 'OTORİTER' ve 'DAYATMACI' olan, 'MÜRİT GELENEĞİNİ İZLEYEN', 'SÖZDE DEMOKRATLAR' olarak ilan edilebiliriz?
     Anlaşılan o ki, muhatabımız, 'döne döne' yol alageldiği politik çizgisinde bindiği 'sübjektivizm atı'nın uygun bir at olup olmadığını bir kez olsun sorgulamak yerine, şahlandırarak, yalın kılıç 'hayali tavşan' peşinde koşmakta ısrarlı görünüyor.''(Vurgular, yazının orjinalinde var)

(Devam edecek)
06.04.2020 / Datça
Mehmet Erdal




Devamını Oku...

22 Mart 2020 Pazar

2020.03.23.MARMARİS YAZILARI-2 'KENT MECLİSİ'NE DAİR

  Hiç yorum yok
21:30


     MARMARİS YAZILARI (2): 'KENT MECLİSİ'NE DAİR...
     Bir önceki bölümde sözünü ettiğimiz ve bu bölümde de tartışmaya devam edeceğimiz 'Kent Meclisi', 2005 yılında merkezi yönetim/otorite tarafından yasal olarak kabul edilen ve bütün yerel yönetimlerce kurulabileceği öngörülen 'Kent Konseyi' değildir; sözünü ettiğimiz ve tartıştığımız 'Kent meclisi', 'Kent Konseyi'nden tam yedi yıl önce Marmaris'te kurulması öngörülen ve kurulan, bilahare kendince 'doğru' gördüğü alanlarda faaliyet yürüten bir örgütlenmedir; isim benzerliği nedeniyle oluşabilecek bir yanılsamayı ortadan kaldırmak için bu açıklamayı yapma gereği duydum
     Her ne kadar, pek çok yönden birbirlerine benzeseler ve tartıştığımız 'Kent Meclisi', bir anlamda, 'Kent Konseyi'nin öncülü bir örgütlenme olarak kabul edilebilirse de, yine de ikisi farklı örgütlenme biçimleridir ve bizim 'Kent Konseyi' konusundaki ayrıntılı değerlendirmelerimizin ve yaklaşımlarımızın neler olduğu, bilinmektedir.(Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com Yerel Yönetimimizi Demokratikleştirelim/Kent Konseyi Üzerine Tartışma Notları 1-12)
     ***
     Marmaris'te, eksik de aksak ta olsa somut bir işlevi yerine getiren 'Demokrasi Platformu'nun dağıtılarak içerisinde yer alınması gerektiği söylenen 'Kent meclisi', 13.07.1998 tarihinde, benzer toplantılara da ev sahipliği yapan Grand Azur Otel'de toplandı.
     Kent Meclisi Yürütme Kurulu başkanı Ömür Hetman (Marmaris'teki Ahu Hetman Hastanesinin sahibi) ve Halkla İlişkiler sorumlusu da gazeteci Umur Özlüer idi.
     Toplantıya, katılım için davet edilen yerel mülki amirin, yerel yönetimlerin, Kent Meclisinin doğal üyelerinin (Dernekler, Sendikalar, Meslek Örgütleri, Siyasi Partiler vb.) yanı sıra, dileyen yurttaşların da katılabileceği duyurulmuştu.
     Toplantının konuğu, Cen-Grey Yönetim Kurulu Başkanı Nail Keçili idi.
     Toplantının ana gündem maddesi, Marmaris'in '1998 yılı Turizm Sezonu'ydu; 1998 yılında Marmaris'teki turizmde yaşanan krizin en az zararla atlatılması, gelecek yıl yaşanması olası olumsuzluklara çözüm önerileri, Marmaris'in ulusal ve Uluslar arası Piar, Tanıtım ve Pazarlama organizasyonundaki yeri görüşme konularındandı.(Bknz: 03.07.1998/Çağdaş Marmaris)
     Başka ne olsundu ki?
     Uğruna 'Demokrasi Platformu'nun dağıtılmak istendiği 'Kent Meclisi'nde, toplantının ana gündem maddesi, kurucularının, ya da kurucuları arasında bulunan ve Marmaris'te 'güç sahibi' konumunda olan iş insanlarının, bir başka deyişle 'Kapitalistler'in iş yaşamlarında yaşadıkları 'kriz' ve bu krizin çözümü için elbirliğiyle nelerin yapılabileceği/nelerin yapılması gerektiği olarak belirlenmişti.
     Masada, Turizmde çalışanların, pazarcıların, küçük esnafın, köylerden gelen ve temizlik işlerinde çalışan kadınların...çok yönlü sorunları; Marmaris'in alt yapı, ulaşım, imar, çevresel kirlilik, yönetim vb... sorunlarının hiç biri, evet bunlar ve daha pek çok sorunun hiç birisi masada yoktu. Yoktu, çünkü, 'Kent Meclisi'ni kuranlar, yönetiminde yer alanlar, yapılan toplantıda konuşma hakkı olanlar ve konuşanlar açısından, bu sorunlar, ya sorun değildi ya da bu toplantıda konuşulmayacak kategorideki sorunlardı. (Bu konuda, hem de içeriden bir tanık olarak, konuşmacılardan yazar/rehber Erol Uysal'ın 'DİMYAT'A PİRİNCE GİDERKEN...' başlıklı yazısı gösterilebilir. Bknz: 24.07 1998/Çağdaş Marmaris)
     ***
     Yerel Çağdaş Marmaris gazetesinin aktardığı bilgilere göre, toplantıda konuk Nail Keçili, rehber ve yazar Erol Uysal, Ticaret Odası başkanı Mustafa Balcı, Kent Meclisi adına Umur Özlüer, Simene Tur Yönetim Kurulu Başkanı Birol Türemiş, TURSEM Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Demren ve GETOB başkanı Asım Geniş konuşmacı oldular.
     Söz isteyen diğer konuşmacılara, zaman darlığı nedeniyle söz hakkı verilmedi.
     Toplantıda asıl olarak, Turizmcilerin içinde yaşadıkları krizden çıkışa yönelik olarak bir 'Vakıf'ın mı yoksa profesyonel bir şirketin mi kurulmasının daha doğru olacağı; bunlardan hangisi kurulursa, ne tür bir işlevi yerine getirmesi gerektiği çerçevesindeki konular tartışıldı.
     Sonuçta, ibre, 'Marmaris Kent Vakfı'na ve onun yerine getirmesi gereken görevlerin belirlenmesine doğru evrildi..
     O kadar...(Bknz: 14.03.1998/Çağdaş Marmaris)
     ***
     Kendilerini 'Demokrat' olarak nitelendiren ve 'Demokrasi Platformu' içerisinde yer alırken, bizler gibi, (bileşenlerin temsilcileri olarak) pek çok konuda hem sözlerini söyleyebilen hem de ortaya konulan somut tepkilere şu ya da bu ölçüde katkıda bulunarak ortak olabilen arkadaşlar ise, yüksek sesle 'Her şey daha güzel olacak. Marmaris'in sorunlarının çözümünde kitlesel bir katılım sağlanacak...' diyerek çıktıkları ve ısrarla bizlerin de katılmasını istedikleri yol'da yürüye yürüye gelmişler ve şimdi, vardıkları yerde kurulan masada kendilerine, yalnızca, 'izleyiciler/dinleyiciler' için konulmuş koltuklardan birisinde yer bulabilmişlerdi.
     Yani, bizim, ilk gündeme getirildiği andan itibaren yüksek sesle nereye varacağını öngördüğümüz bir yolda, 'hangi akla hizmet' bilinmez, yürümekte diretmişler; bir başka deyişle, girdikleri yolun sonunu bile bile 'lades' demişlerdi.
     Neden?
     ***
     Toplantı sonrasında, yaşanan gelişmeler karşısında, bir kez daha kamuoyuna seslenmek gerekiyordu:
     ''DEMOKRASİ PLATFORMU'NDAN 'KENT MECLİSİ'NE, 'KENT MECLİSİ'NDEN 'MARMARİS KENT VAKFI'NA,
     Bilenler bilir; yakın zaman öncesine kadar Marmaris özelinde de (bir gereksinimin ifadesi olarak gündeme gelen ve Demokrasi Mücadelesinde önemli bir işlev üstlenen) bir DEMOKRASİ PLATFORMU vardı.
     Bu 'Demokrasi Platformu'nun farklı nedenlerle 'tıkanması' sürecine girdiği koşullarda, platform içerisinde yer alan bazı örgütlenmeler, bu tıkanmanın nedenleri ve aşılması doğrultusunda düşünceler dile getirirken, ağırlıkla ÇEV-DER içerisinde kendilerini konumlandıran bazı 'Demokrat' arkadaşlar; tıkanmanın nedeni olarak, bazı siyasi partilerin (ÖDP, CHP, İP) platform içerisinde yer almalarını ve platformun 'fazlaca siyasileşmesi'ni ileri sürüyorlardı.
     Tıkanmanın nedeni böyle saptanınca, doğal olarak, çözümün de, platform içerisinde yer alan bu partilerin dışarıda bırakıldığı 'siyasi partiler dışı bir oluşum'un yaratılmasında aranması kaçınılmazdı.
     Bu 'Demokrat' arkadaşlarca hararetle her yerde savunulan ve teorik formülasyonu yapılmaya çalışılan bu tez, ilginçtir, platform içerisinde yer alan veya almayan, o güne kadar platforma sıcak bakan veya ondan uzak duran bazı meslek ve kitle örgütlerince, toplumdaki konumları gereği, 'Etkili ve Yetkili' kişi veya kurumlarca olduğu kadar, platform içerisinde yer alan veya almayan (hatta misyonu gereği ona cepheden karşı çıkan) bazı siyasi partilerce de bir biçimde benimsenip desteklenince 'KENT MECLİSİ' olarak adlandırılmış ve formüle edilmiş bir biçimde gündeme getirildi.
     İlk kez, Grand Yazıcı Otel sahiplerinin İçmeler yolu üzerindeki ormanlık bir alanı tarumar edeceğinin öğrenilmesinin hemen öncesinde gündeme getirilen bu girişime, bir tek ÖDP karşı çıktı.
     ÖDP'ye göre, adı ne kadar çekici olursa olsun, 'Demokrasi Platformu'nda yaşanan tıkanmaya yanlış teşhis konulmasının doğal sonucu olarak gündeme getirilen bu 'Kent Meclisi', bu tezi ilk ileri süren ve pratiğe geçirilmesinde ciddi rolleri bulunan bazı 'Demokrat' arkadaşların niyetleri ne kadar safiyane olursa olsun, öncelikle Demokrasi Mücadelesi'nin sekteye uğramasına yol açacak, akabinde de, bu hantal ve şekilsiz haliyle, Marmaris'in sorunlarına kalıcı ve köklü çözümler bulmaya çalışanları 'yanılmalara' itecektir.
     Gelinen noktaya bakın!
     Siyasi partileri dışarıda bırakan 'siyasi partiler dışı' bir oluşum yaratmak amacıyla ileri sürülen 'Kent Meclisi', bugün, asıl olarak herhangi bir 'Demokrasi Mücadelesi' sorunu olmayan siyasi partilerce ('neye niyet neye kısmet'), Marmaris'te rant kavgası veren ve Marmaris'te yalnızca bu nedenle bulunan bazı işletme sahiplerince, Marmaris'te yaşanılan sorunların en baş sorumluları içerisinde yer almaları gereken Kaymakam ve Belediye Başkanları gibi 'etkili-yetkili' kişi ve kurumlarca savunuluyor; yönetme ve yönlendirme konumunda (bir biçimde) onlar bulunuyor; Marmaris'in sorunlarının çözümü, (Turizm'de olduğu gibi) bu sorunların asli sorumlularından bekleniyor vb.vb.
     İlk işi 'Armutalan Ressamı'ndan icazet almak olan ve bugün vardığı noktada Marmaris'in Turizm sorunlarının çözümünü 'medyatik' Nail Keçili'ye havale eden bu 'Kent Meclisi'nden, yakın zaman öncesindeki 'Demokrasi Platformu'nu aşacak şekilde Marmarislileri kucaklaması, yaşanan sorunların çözümü doğrultusunda harekete geçirmesi, sorunlara kalıcı ve en geniş kesimlerce kabul edilebilir çözümler üretmesi, Demokrasi Mücadelesi'ni yaygınlaştırması ve yükseltmesi... beklenebilir mi?'' (21.07.1998/M.Ali Yılmaz/Çağdaş Marmaris)
     (Not: Burada adı geçen İP, bugünkü Vatan Partisi'dir; şu savrulmaya bakar mısınız? Nereden nereye...)
     23.03.2020/Datça
     Mehmet Erdal



Devamını Oku...

16 Mart 2020 Pazartesi

2020.03.16.MARMARİS YAZILARI-1: 'DEMOKRASİ PLATFORMU'NA DAİR

  Hiç yorum yok
01:58



     MARMARİS YAZILARI -1: 'DEMOKRASİ PLATFORMU'NA DAİR...
     1998 yılında Marmaris, Armutalan, İçmeler, Datça ve zaman zaman da, aralıklarla gidip tezgah açtığım Bozburun, Turunç, Selimiye, Hisarönü, Turgut... pazar yerlerinde işimi yapıyor; Armutalan/Siteler'de, Grand Azur/İber Otel...her kim her ne ad ile biliyor ise, işte o otelin karşı taraflarında var olan bir apartın altında, bir kaç arkadaş ile birlikte elbirliğiyle oluşturduğumuz bir yerde (hem depo hem 'ev') kalıyor ve aynı zamanda, 'fahri' üyesi olduğum ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma Partisi) Marmaris İlçe Örgütündeki çalışmalara katılıyordum.
     ***
     İlçe Örgütümüz, Marmaris çarşısının nispeten orta yerinde bulunan Halıcılar İş Hanı'nın ikinci katında idi; birinci katta PSAKDD (Pir Sultan Abdal Kültür ve Dayanışma Derneği) ile ÇEV-DER de bulunmaktaydı.
     ***
     Partimizin 1996 yılında ilk kurulduğu andaki gibi, ilçe örgütümüzün de çok farklı Sol siyasi çevrelerden gelen ve/veya birbirlerinden pek çok konuda farklı düşündüğü bilinen ama ÖDP çatısı altında birlikte yürümeye çalışan/yürünüp yürünemeyeceğini denemek ve görmek isteyen üyeleri vardı.
     ***
     Yasal bir partinin ilçe örgütü olmamıza karşın kah eski 'örgüt' alışkanlıklarının aşılamaması ve ilçe örgütünün çalışmalarına yansıtılmaya çalışılması, kah günlük yaşama ilişkin problemlerin çözümünde ortaya konulacak politik yaklaşımın belirlenmesinde 'ortaklaşmaya çalışmak' yerine (doğruluğuna inandığımız, çoğu kişisel) farklılıklarımızın öne çıkarılarak dayatılması...vb. vb. nedenlerle ilçe örgütümüzün zaman zaman gereksiz ve ifrata varan tartışmalar içinde günlerini geçirdiği, günlük yaşama müdahale etmekte sorunlar yaşadığı...'Mısır'daki sağır sultanın' bile duyduğu ve bildiği bir gerçekti.
     Bütün bunlara karşın, ilçe örgütümüz, istenen ve öngörülen düzeyde olmasa da, pek çok yerdeki ilçe örgütümüzden daha aktifti; elle tutulur ve gözle görülür çalışmalar içerisindeydi.
     ***
     İlçe örgütümüz, Marmaris yerelinde ya da ülke genelinde olup da Marmaris'te yaşayan her yurttaşı ilgilendiren konularda görüşlerini ve tepkilerini, tek başına olduğu gibi 'Demokrasi Platformu' adı altında bir araya gelen ve ortak hareket etmeye çalışan pek çok başka kitle örgütü, sendika, meslek örgütü ve siyasi partiler ile de ortaklaşa ortaya koyuyordu.
     ***
     Marmaris'teki 'Demokrasi Platformu', (kuruldukları zamana ve yere göre ad ve bileşenleri açısından birbirlerinden görece farklılıklar gösterseler de) diğer 'Demokrasi Platformları' gibi, ülkemizde var olan toplumsal ve siyasal koşullara dair ortaklaşa 'Demokrasi' derdi olan Marmarisli kişi, dernek, sendika, siyasi parti vb... bir araya gelerek oluşturdukları bir birliktelik/örgütlenme idi.
Bu birlikteliğin/örgütlenmenin, herhangi bir dernek, sendika, meslek örgütü, siyasal parti vb. gibi yasal herhangi bir tanımlaması ve haliyle, kuruluşu yoktu; ama, yasal olarak tanımlaması yapılmış olan bu kişi, dernek, sendika, meslek örgütü, siyasal parti vb. bazılarının ortaklaşa oluşturdukları; neden oluşturulduğunu, kimlerin içerisinde yer aldığını, ne tür bir faaliyet yürüteceğini ve hangi ilkeler ile hareket edeceğini...kamuoyuna açıkladıkları; somut bir gereksinimin ürünü olarak günlük politik yaşamda yerini alan açık ve meşru bir örgütlenme biçimiydi.
     Marmaris'te hangi tarihte, hangi örgütlenmenin ya da örgütlenmelerin çağrısı ile oluşturulduğunu bu yazıda sorgulama gereksinimi duymadığımız bu 'Demokrasi Platformu', bileşenlerinin farklı katkıları ile yerel ya da ülke genelini ilgilendiren konularda farklı tepkiler ortaya koyuyor, bu çerçevede, kendinden söz ettiriyordu.
     ***
     'Demokrasi Platformu', hiç şüphesiz, bu oluşumu 'pozitif/gerekli bir adım' olarak gören ve onun söylem ve eylemliliklerine destek veren yurttaşlar açısından olduğu kadar, içerisinde yer alan bileşenlerin her biri açısından da 'dört başı mamur/ideal' bir örgütlenme biçimi değildi; bu birliktelik, içerisinde yer alanların her birinin ortaklaştıkları ama aynı zamanda farklılıklarını da korumaya devam ettikleri, ortaklaşa olduğu gibi ayrı hareket etme özgürlüklerini de korudukları; o zaman diliminde ve o yerde, o biçimiyle bu örgütlenmenin gerekli olduğuna inandıkları ve ellerini taşın altına koyarak oluşturdukları zorunlu/gerekli bir örgütlenme biçimi idi.
     Bu çelişkili yapısı nedeniyle, 'Demokrasi Platformu', Marmaris'in günlük yaşamında ya da ülke genelinde yaşanan bazı gelişmeler karşısında anında somut bir tepki ortaya koyması gerekirken koyamıyor, istenilen düzeyde koyamıyor ya da hiç koyamıyordu; haliyle, böylesi durumlarda, bazı bileşenler, hoşnutsuz tepkilerini dile getiriyorlardı; çünkü, onların ondan (birbirlerinden çok farklı da olabilen) beklediklerini, onların istediği biçimde, düzeyde ve zamanda karşılayamıyordu. Halbuki, bu durum, 'Platformun' yapısı gereği, doğaldı ve bileşenleri tarafından da böyle değerlendirilmeliydi.
Özet olarak, 'Demokrasi Platformu' içinde her şey, dışarıdan bakan bazı dikkatli gözlerin kolayca görebileceği ya da kulağı deliklerin anında duyabileceği gibi, 'güllük gülistanlık' değildi.
     ***
     1998 yılı ortalarında, 'Demokrasi Platformu' içerisinde yer alan bazı bileşenlerin temsilcileri ve o bileşenlerin başka bazı mensupları, 'Demokrasi Platformu'nun çok özet olarak anlatmaya çalıştığımız bu 'sıkıntılarını' ileri sürerek ve gerekçe göstererek, 'Demokrasi Platformu'nun dağıtılmasını ve öteden beri kendilerinin de kurulmasını destekledikleri 'Kent Meclisi' içerisinde yer alınması gerektiğini savunmaya başladılar.
     ***
     'Demokrasi Platformu' bileşenlerinden ÇEV-DER içerisinde çalışma yürüten ve kendilerini, 'Demokrat' olarak nitelendiren tanıdık bazı arkadaşların başını çektiği ve sözcülüğünü yaptığı bu yaklaşıma göre, var olan ve içinde yer alınan 'Demokrasi Platformu', Marmaris'in sorunlarının çözümüne çare olamıyordu; çoğunluğu harekete geçiremiyor ve var olan sorunlara sahiplenilmeyi sağlayamıyordu. Bunun nedeni, dar bir kesime hitap etmesi ve her olayı siyasileştirmesiydi. Bu haliyle, bu 'Demokrasi Platformu' ile bir yere varılamazdı. Platform dağıtılmalıydı. 'Kent Meclisi' içerisinde yer alınmalıydı...
     ***
     Var olan 'Demokrasi Platformu'nun yanı sıra değil, onun dağıtılarak içerisinde yer alınması önerilen ve savunulan 'Kent Meclisi', Marmaris yerelinde ekonomik, sosyal, siyasal vb. her alanda etkili ve yetkili olan varlıklı kişiler ve onların içerisinde yer aldığı kuruluşlarca hararetle savunulan, kurulmaya çalışılan ve nihayetinde kurularak günlük yaşamımıza giren bir kuruluştu.
     Hiç şüphesiz, her kuruluş gibi, kendisini kuranların gereksinimlerini (onu kurmaktaki muratları ne ise, onu) karşılamakla yükümlü olacaktı.
     Her şey, bu kadar apaçık ortadaydı.
     ***
     Kendilerini 'Demokrat' olarak tanımlayan ve ağırlıkla ÇEV-DER içerisinde bulunan tanıdık bazı arkadaşların içerisinde yer almayı önerdikleri 'Kent Meclisi' böyle bir örgütlenmeydi ve biz, ÖDP İlçe Örgütü üyeleri, hem kendimize hem de 'Demokrasi Platformu' bileşeni olan diğer kişi ve kuruluşlara yüksek sesle sorup duruyorduk, 'Bu Kent Meclisi içerisinde yer almak gerekir mi? Bunun için elde var olan Demokrasi Platformunu dağıtmak gerekir mi?'...diye.
     ***
     'Kent Meclisi', 13.07.1998 günü yapacağı toplantı öncesinde, katılımcı olmasını istediği ya da düşündüğü kişi ve kuruluşlara özel olarak davetiye göndermesinin yanı sıra, kamuoyuna yönelik açık bir çağrı da yaptı.
     ÖDP İlçe Örgütü olarak, yazılı bir basın açıklaması yaparak, daveti ret ettik:
     ''Biz Özgürlük ve Dayanışma Partisi Marmaris İlçe Örgütü olarak, bu girişim gündeme geldiğinde ve kamuoyunun önüne çıktığında bazı yanlış anlamaları ve olası spekülatif yorumları önlemek amacıyla, tavrımızı ortaya koyan kısa bir açıklama yapmıştık.
     Biz parti olarak, küçük büyük bütün yerleşim birimlerinde yaşayan insanların kendi yerleşim birimlerinin sorunlarının çözümünü kendileri dışında bir başkasından beklemesi tavrı yerine; sorgulayan, aktif ve karar verici birer birey olarak kendilerinin işin içinde yer alacağı ve bu çerçevede örgütlenecekleri bir anlayışı savunuyoruz.
     Şeklen 'Marmaris Kent Meclisi' iyi niyetle kurulmuş bir oluşum izlenimi veriyorsa da; Marmaris'te rant kavgası verenlerle hakları yağmalananları, denizi kirletenlerle denize girmek için uygun yer bulamayanları, ormanı yok edenlerle yeşile özlem duyanları, ekolojik dengeyi bozanlarla doğanın korunması gerektiğini savunanları, çete savaşı verenlerle çetelere karşı savaşanları, turizm'de tekelleşmeyi savunanlarla bu tekelleşmeden zarar görenleri ve feryat figan bağıranları... yani bir bütün olarak Marmaris'i ve Marmaris'te turizmi bir biçimde yok edenlerle bu gidişattan ağır bir biçimde zarar görenleri bir araya getirmeye çalışan; yönetim ve yönlendirme olarak hep birincilerin elinde olan ve hep onların konuştuğu veya konuşturulduğu böyle bir oluşum ne Marmarislileri temsil edebilir ne de Marmarislilerin sorunlarına kalıcı ve köklü çözümler bulabilir. Olsa olsa bu 'girişim', daha bir süre, Marmaris'in gündeminde, aşılması gereken bir 'ALDATMACA' olarak varlığını sürdürebilir.
     Bu nedenle biz bir kez daha bu girişimin dışında kaldığımızı ve gerçekten yerelimizin sorunlarına çözüm bulmak niyetiyle bu 'oluşum'un içinde yer alanları, birlikte, kalıcı ve kitlesel örgütlenme yaratmaya çağırıyoruz.''(10.07.1998/Çağdaş Marmaris)
     16.03.2020/Datça
     Mehmet Erdal


Devamını Oku...