Halkın Kurtuluşu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2022 Cuma

2022.03.05.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-13: SOL İÇİ SORUNLARI NASIL ÇÖZMELİYİZ? (3)

  Hiç yorum yok
13:01

 

     


YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-13: SOL İÇİ SORUNLARI NASIL ÇÖZMELİYİZ? (3)

     İzmir'deki Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar ile 1975-76, 76-77 ve 77-78 öğrenim (kış) dönemi yoğunluklu olmak üzere özellikle öğrenci kesiminde (üniversite ve orta öğrenim) “Sosyal emperyalizm”, “12 Mart döneminde yenilen devrimcilerin/geçmişin değerlendirilmesi”, “Gençliğin örgütlenmesi”, “Anti-faşist mücadele” vb. konularda farklı düzlemlerde (okullarda, yurtlarda, derneklerde) tartışmalarımız her daim oldu; ama, birbirimize, Örn: TİP-TKP ve Halkın Sesi/Doğu Perinçek çevrelerine baktığımız gibi “dışlayıcı” (aynı nitelikte olmasa bile) bakmadık. Okullarda ve özellikle İTBF'de yürütülen anti-faşist mücadelede birlikte yer aldık ve dayanışma gösterdik. (*)

     Halkın Kurtuluşu ile Devrimci Yolun İzmir'de ilk kez karşı karşıya gelmesi ve karşı karşıya gelmelerine yol açan sorunu “tartışarak değil, güç kullanarak” çözme yoluna gitmeleri 1978 yılı yaz aylarında yaşandı.

     Balçova semtinde Balçova Kültür ve Dayanışma Derneği (BAL-DER) çatısı altında örgütlenen ve faaliyet yürüten arkadaşlarımız, 1978 yılı yazında, Üçkuyular-Narlıdere yolundan Balçova içerisine doğru uzanan ana cadde (ATA Caddesi) üzerindeki bir kahvehanenin yan sokağa bakan duvarının kıyısına dergi ve kitap satışı yapan bir sergi açıyorlar. Mahallede oldukça etkili olan Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar bundan pek memnun olmuyorlar ve bir gün serginin açıldığı yere köfte satışı yaptıkları seyyar köfte arabasını koyuyorlar; akıllarınca, serginin açılışını engellemek istiyorlar. Haliyle, iki grup arasında sürtüşme başlıyor... Köfte arabası devriliyor, sataşmalar ve kavgalar oluyor. Halkın Kurtuluşu saflarında yer alan “sorunlu” birisinin (**) ön planda rol oynadığı bu süreçte sorun çözülemiyor ve büyüyor. Bir arkadaşımızın “savunma aleti” gasp ediliyor.

     Bu “gasp” olayını duyunca, o günkü aklımızla, bunu bir “onur” ve “gurur” sorunu olarak algılayıp, Balçova'daki Halkın Kurtuluşundan arkadaşların oturup kalktıkları Mezarlık durağındaki (serginin açıldığı değil) kahvehanenin yolunu tuttuk; aklımızca, kahvehaneye varıp, arkadaşımızdan gasp edilen “savunma aletini” bir biçimde, geri alacağız. Biz daha kahvehaneye varamadan, bazı arkadaşlar ile yürüdüğüm sokak üzerinde, ki diğer sokaklarda da benzer önlemler almışlar, bizi bekleyen Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar önümüze çıktılar ve çatışma başladı; benim yanımdaki iki arkadaş ile diğer sokaklardan birindeki bir arkadaşımız olmak üzere toplam üç arkadaşımız vuruldu. (***)

     Sonrasında, olay çığırından çıktı; sorunun büyümesinde birinci dereceden rolü olduğunu düşündüğümüz “sorunlu” bir kişiyi bütün uyarılara rağmen (****) aralarında barındıran Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar tarafından bu üç arkadaşımızın yaralanmasının yol açtığı duygusal patlama nedeniyle aklı selim davranabilmeyi başaramadık, aynı gün, İnciraltı Öğrenci Yurdunda kalan Halkın Kurtuluşundan arkadaşların tümü yurttan atıldı. Yurda girmek isteyenler sokulmadı. Ertesi günü, Halkın Kurtuluşundan arkadaşların çoğunlukta oldukları Bornova Kampüsü içerisindeki yurtlarda kalan arkadaşlarımızın talebi üzerine mahallelerden bazı arkadaşlar yurda gittiler...

     Birkaç gün sonra, bir kanaldan, Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar haber gönderdiler; oturuldu ve konuşuldu. Mevcut durumun aşılması noktasında ortaklaşıldı.

     Bu olaya ilişkin yıllar öncesinde yaptığım değerlendirmem, ki hala benim sol içi sorunların çözümüne bakışımın temelini oluşturuyor, şudur: Bu olay, baştan sona saçma sapan bir olaydır. Her iki taraf, baştan sona hatalıdır. Biz ve Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar, birbirimizin sol, sosyalist ve devrimci güçler olduğunu, aramızdaki sorunların çözüm yöntemlerinin, karşı-devrimci güçlerle aramızda var olan sorunların çözüm yöntemlerinden farklı olduğunu/farklı olması gerektiğini unuttuk ve birbirimize, niyetimiz öyle olmasa da, nesnel olarak, “farklı saiklerle” sol, sosyalist ve devrimci olmayan güç muamelesi yaptık.

     Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar bu olaya ilişkin başka türlü bir değerlendirme yapıyorlar mı bilemiyorum, benim bakış açım bu çerçevededir.

     Balçova'da başlayan ve üniversite yurtlarına sıçrayan bu çatışma sürecinin sonunda Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar, İzmir'de, sol, sosyalist ve devrimci kesimler arasında “başat güç” olma özelliklerini yitirdiler; Devrimci Yolcular “başat güç” olarak öne çıktılar. (*****)

     Benim yaşadıklarım ve tanık olduklarım çerçevesinde, Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar ile bir kez de 1982 yılı sonlarına doğru Buca Bölge Cezaevi Yeni Bölüm 6. Koğuşta yaşanan bir olaydan dolayı karşı karşıya gelindi.

     Yeni Bölüm 6. Koğuşta, bahçede ya da başka bir yerde ama koğuşta bulunan herhangi birisinin görüp okuyabileceği bir halde bir not bulunuyor; bulunan not, Devrimci Yol davalarından yargılanan bazı arkadaşlarla ilgili hoş olmayan bazı ifadeler içeriyor. Notun kazara düşmüş olmasından daha çok, notun içeriğinin koğuşta bulunan herkesçe ve özellikle Devrimci Yolcularca okunması ve bilinmesi isteniyormuş gibi açık halde bulunması üzerine bizim arkadaşlar çok ciddi olarak rahatsız oluyorlar. Hem notu düşürdüğünü söyleyen hem de koğuşta bulunan Halkın Kurtuluşundan bazı kişilerle konuşuluyor; ikna olunmuyor. İpler geriliyor. Olayın diğer koğuşlarda da duyulması üzerine, Halkın Kurtuluşu arkadaşlar ile bütün koğuşlarda ilişkiler koparıldı.

     Sonrasında, kesin tarihini ay ve gün olarak anımsamıyorum, cezaevinde uygulanan baskılara karşı yürütülen mücadelede birlikte hareket etmenin can alıcı önemde olduğu noktasından hareketle, her iki tarafça, var olan sorun donduruldu, çözümü, özür dilenecek belirsiz bir tarihe ertelendi. Yanılmıyorsam, bir süre sonra, Halkın Kurtuluşunun Buca Bölge Cezaevinde etkin konumunda olan bir arkadaş, notun içeriğine ilişkin hatalı olduklarını kabul etmişti.

     Bir daha Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar ile karşı karşıya geldiğimizi anımsamıyorum.

     (Devam edecek)

     05.03.2022/Datça/Mehmet Erdal

     (*) Sanırım, 1976 yılı içinde, bir kez Namık Kemal Lisesinde yaşanan bir olayın Devrimci Gençlik Dergisinde yer alması ve bir kez de Halkın Kurtuluşu gazetesinde Devrimci Gençlik ile ilgili yapılan bir değerlendirmedeki bazı ifadeler nedeniyle olmak üzere iki kez farklı düzlemlerde karşı karşıya gelmemiz söz konusu oldu ama sorunlar büyütülmedi; ilişkide olmaya devam edildi.

     (**) Halkın Kurtuluşu içerisinde yer almasına karşın farklı işlerle iştigal eden ve “farklı çevrelerle” ilişkide olduğu söylenen bir kişi.

     (***) Bu vurulan arkadaşlardan birisi 2021 yılı başında Koah hastalığından ölen Ahmet Ünlüer idi.

                                                         

                                                  (17 Nisan 2018/Saklıkent (Muhtarın Yeri)

     (****) Arkadaşımızın “savunma aletinin” gasp edilmesinin ardından bu “sorunlu” kişinin varlığına dikkati çeken bir bildiri dağıtmıştık.

     (*****) Bugün sol, sosyalist ve devrimci kesimlerden herhangi birisinin, sol kesimde, kalıcı anlamda “başat güç” olmasının yolunun ideolojik, teorik ve politik tartışmalardan, toplumun farklı kesimlerinde çalışmaktan ve örgütlenmekten, savunulan düşüncenin günlük yaşam içerisinde “kuvveden fiile” çıkarılmasından... geçtiğini, düşünüyorum; başka bir yolla değil!



                                                                         

Devamını Oku...

18 Şubat 2022 Cuma

2022.02.19.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-11: SOL İÇİ SORUNLARI NASIL ÇÖZMELİYİZ? (1)

  Hiç yorum yok
13:01

 

     


YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-11: SOL İÇİ SORUNLARI NASIL ÇÖZMELİYİZ? (1)

     1975-76 kışı, muhtemelen 1976 yılının ilk ayları; İnciraltı Öğrenci Yurduna daha yenice geçmiştim. Bir gün, gündüz vakti, yanılmıyorsam, 8. Blok 105 nolu oda olacak, Devrimci Kurtuluştan (THKP-C/Eylem Birliği) arkadaşlar ile sohbet ediyorduk; birden, içeriye Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar girdiler ve odadaki Devrimci Kurtuluştan arkadaşlar ile sert bir biçimde tartışmaya başladılar. Tartışma büyüdü, karşılıklı itiş kakış başladı ve Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar odanın dışına doğru kaçıştılar, oda kapısı kapandı ve ben, daha kapının arkasında ayakta iken, pat pat iki el silah sesi duyuldu; oda kapısının diğer tarafından sıkılan iki kurşun, kapıda iki delik açtı.

     Oda içinde yaşanan itiş kakış sırasında Devrimci Kurtuluştan arkadaşlar silah falan mı gösterdiler de Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar hızlıca oda dışına çıktılar ve ateş açtılar, yoksa Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar Devrimci Kurtuluştan arkadaşlara bir gözdağı mı vermek istediler, bilemiyorum. Her ne ise, silah sıkılması sonrasında, odanın içinde ve balkonunda bulunan bizler ile silah sesleri üzerine balkonun altında toplaşan oldukça kalabalık öğrenci grubu arasında bulunan Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar arasında atışma başladı.

     Devrimci Kurtuluştan arkadaşlar ile ayrışmaya başlamıştık ama ben, Devrimci Kurtuluştan bazı arkadaşlar ile hala çok yakın bir ilişki sürdürüyordum; okulumuz öğrencisi bazı Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar da bu durumun az çok farkındaydılar.

     Balkonda, biraz şaşkın ve biraz da kızgın bir şekilde, balkon altında toplanan Halkın Kurtuluşundan arkadaşlara bağırıyorum, ne oluyor?, ne yapıyorsunuz?, böyle mi olur hiç?... diye; onlar da bana sesleniyor, tamam, sen onlardan değilsin, diye.

     Atışma bir süre devam ettikten sonra, Devrimci Kurtuluştan arkadaşlar ile Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar, ertesi gün Bornova Kampüsünde buluşma ve orada hesaplaşma noktasında ortaklaştılar.

     Sonrasında, balkondakiler içeriye girdi. Balkon altındakiler, dağıldılar.

     Şaşkındım. Olup biteni aklım almıyordu.

     1969-1972 yılları arasında Gökçeada (İmroz) Erkek Öğretmen Okulunda, 1973-74 kışında Diyarbakır Eğitim Enstitüsünde ve 1974-75 kışında Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesinde okurken sağcı-solcu öğrenci ayrımında solcu öğrenciler, İzmir'e yatay geçiş yaptıktan sonra ise var olan sol gençlik gruplarından Devrimci Gençlik Grubu içerisinde yer almaya başlamıştım ama bu kavga, sol içinde tanık olduğum ilk kavgaydı; bu ne iş?, diyordum, kendi kendime.

     Aradan bir-iki gün geçti ve ben, tanıdığım Devrimci Kurtuluştan arkadaşa sordum, sözleşildiği gibi, kavganın ertesi günü Bornova Kampüsünde buluşulup bir hesaplaşmanın yaşanıp yaşanmadığını? Olur mu öyle şey?, dedi; aralarında haberleştikten sonra, bir yerlerde buluşmuşlar ve oturup konuşmuşlar. Sorunu çözmüşler.

     1975-1976 kışında, sol gruplaşmaların başladığı bir süreçte, İzmir'de, sol kesimde, tartışmasız, çoğunluğu oluşturan Halkın Kurtuluşundan arkadaşlar ile kendilerini “Cepheci” (*) olarak adlandıran ve hatırı sayılır bir sayıya sahip olan Devrimci Kurtuluştan arkadaşların aralarında çıkan bu kavganın nedeninin ne olduğuna dair (**) hiç bir şey anımsamıyorum ama, çok değil, bir yıl sonra, bizimle Devrimci Kurtuluştan arkadaşlar arasında başlayan sürtüşmelerin nedenini çok iyi anımsıyorum.

     (Devam edecek)

     19.02.2022/Datça/Mehmet Erdal


     (*)THKP-C çizgisini savunduğunu söyleyenlere verilen ad.

     (**) 12 Mart yenilgisi sonrasında, öncelikle öğrenci gençlik içerisinde yeniden toparlanma süreci içerisine giren sol gruplaşmalar içerisinde kavgaya varan gerilim noktaları, İzmir'de tanık olduklarım çerçevesinde yazıyorum, çok farklı idi: Sovyetler Birliğinin “sosyalist” mi yoksa “sosyal emperyalist” mi ya da nasıl, Örn: “modern revizyonist” mi; 12 Mart'ta yenilen devrimcilerin “küçük burjuva anarşistleri” ve “maceracılar” mı yoksa “ihtilalciler” ve “gerçek devrimciler” mi; okullar başta olmak üzere yaşamın devam ettiği her yerde yürütülen anti-faşist mücadelede yer alanların “goşistler”mi yoksa “devrimciler” mi olduğu... gibi. Elbette, böylesi ideolojik ve siyasi nitelikli ayırım noktaları dışında gerçekte bu niteliklerde olmayan ama bu kılıflara büründürülmüş pek çok başka neden de söz konusu idi.



Devamını Oku...

7 Ocak 2022 Cuma

2022.01.08.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-5: AĞABEYLER VE ABLALAR (2)

  Hiç yorum yok
13:06

      


YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-5: AĞABEYLER VE ABLALAR (2)

     Devrimci Gençlik Dergisi'nin yayınlanmaya başlaması ve bir süre sonra da okulumuzda uzun süredir devam eden boykotun bitirilip-bitirilmemesi gerektiği doğrultusunda yapılan oylamada farklı oy kullanılması nedeniyle, “geri cepheci” olarak adlandırılan bizler arasında “ayrılık” olduğunu, önceki bölümlerde yazmıştım.

     Bu ayrılıktan bir süre sonra kendilerini THKP-C/Eylem Birliği olarak adlandıracak arkadaşlarımıza göre, Devrimci Gençlik Dergisi'ni çıkaranlar, gerçekte, THKP-C/Mahir Çayan çizgisini savunmuyorlardı. Mahir, bizim gibi yeni-sömürge bir ülkede dergi etrafında örgütlenmeyi yanlış buluyordu. Bu örgütlenme biçimi, devrimin Sovyetik bir ayaklanma yoluyla gerçekleştirilebileceği öngörülen gelişmiş kapitalist ülkelerde geçerliydi. Bu nedenle, Devrimci Gençlik Dergisi'nin yayınlanmasını ve haliyle dergide yazılanları doğru bulmuyorlardı...

     Devrimci Gençlik Dergisi'nin İzmir'de dağıtımını üstlenen “abi”ye ve ona yardım eden, benden daha bilgili bazı arkadaşlara göre ise (ki sayıları çok fazla değildi, anca bir elin parmağı kadardı), 12 Mart öncesi, yani Mahir Çayan ve arkadaşlarının mücadele ettiği koşullar büyük ölçüde değişmişti; içinde yaşadığımız koşullarda, faşizm, yukarıdan aşağıya, bütün ülkeyi işgal etmek istiyordu. Bu yaşanan gerçeklikte, okuduğumuz okullar başta olmak üzere, faşizmin saldırılarına karşı aktif bir karşı koyuşu/direnişi örgütlemeliydik. Biz, Devrimci Gençlik Dergisi etrafında örgütlenmiyorduk; dergi, görüşlerimizin bilinmesini ve öğrenilmesini sağlamak amacıyla çıkartılıyordu. Böyle bir yayın olmadan, savunduğumuz görüşler, örgütlemeye çalıştığımız gençler ve halkımız tarafından nasıl bilinecek ve öğrenilecekti? Dergiye eleştiri yönelten arkadaşlar, Marksizmi ve Mahir'i anlamıyor, şekli düzeyde algılıyor ve savunuyorlardı. THKP-C/Mahir'i şekli düzeyde taklit etmeye çalışmak, THKP-C/Mahir'i savunmak demek değildi; yanlıştı. (1)

     Bu satırları yazarken mütevazilik yaptığımı filan düşünmeyin; gerçekten de, o günlerde, başka konularda yapılan “sol içi” tartışmalar da olduğu gibi “geri cephe” içi bu tartışmalardan da çok fazlaca bir şey anlamıyordum. Benim için önemli olan, okulumdaki faşist saldırılar karşısında ne yapılacağı ve bu faşist saldırıların nasıl püskürtüleceği idi. Bu nedenle, Devrimci Gençlik Dergisi'nde yazılan yazılardan okuduklarımdan anlayabildiklerim ve Devrimci Gençlik Dergisi'ni savunan arkadaşlarımın anlattıkları bana daha sıcak geliyordu; soyut, değil, somut, günlük yaşamımıza dair şeylerden bahsediyorlardı. Yapılması gerekenlere dair önerilerde bulunuyorlar ve yol gösteriyorlardı. Haliyle, okulumuzdaki anti-faşist mücadelede omuz omuza mücadele ettiğim “geri cepheci” diğer arkadaşlarımın “Devrimci Gençlik, geçmişi savunmuyor” eleştirilerinin benim kendimi Devrimci Gençlikçi olarak tanımlamam ve dergide yazılanları savunmam noktasındaki etkisi sıfırdı. Biz, Devrimci Gençlikçiler, dergide yazılanları yaşama geçirmeye çalışıyor ve yaşama geçirdiklerimizi de savunuyorduk; bana göre, bu, hem devrimcilik hem de Mahir'i savunmaktı. Benim açımdan, olay, bu kadar basit idi.

     1975-76 Kışından söz ediyoruz; Devrimci Gençlik Dergisi'ni kimlerin çıkardığını, çıkaranlar içerisinde adı/sanı bilinen ve benim “abi” ve “abla” dediğim o DEV-GENÇLİLER'den kimlerin bulunduğunu bilmiyordum. Okuduklarımdan anladığım kadarıyla AYÖD (Ankara Yüksek Öğrenim Derneği), İYÖD (İstanbul Yüksek Öğrenim Derneği) ve EYÖD (Erzurum Yüksek Öğrenim Derneği) yönetimleri Devrimci Gençlik Dergisi çizgisini savunuyorlardı. Ortalıkta, bir “muhalefet” sözü dolaşıyordu ve bununla Halkın Kurtuluşu grubu kastediliyordu. İyi de, İzmir'de, Halkın Kurtuluşçuları, üniversite öğrenci kesiminde tartışılmaz bir üstünlüğe sahiptiler; bu durumda, onlar değil, olsa olsa biz “muhalefet” olarak anılabilirdik. Peki, neden onlara “muhalefet” deniyordu? Bilmiyordum. (2)

     Aramızdaki konuşmalarda, bazen, Niğde'de yatan ve “geri cephe” içerisinde olduğu söylenen Ertuğrul Kürkçü'nün adı geçiyordu ya da o günden bugüne benim aklımda kalan onun adıdır; söylenenlere göre, Ertuğrul Kürkçü, kendisinin hangi grup içerisinde yer aldığına dair tavrını net olarak belirlememişti, ama, KSD'ye (Kurtuluş Sosyalist Dergi) yakın duruyordu.

     O günlerde, savunmaya çalıştığım Devrimci Gençlik Dergisi'ni çıkaranların arasında, adı sanı duyulmuş bir DEV-GENÇLİ “abi”nin ve/veya “abla”nın olmasının benim ve bizim konumumuzu daha kolay savunulabilir hale getireceğini, hiç düşünmedim, diyemem.

     Ama, yoktu işte! (3)

     (Devam edecek)

     08.01.2022/Datça/Mehmet Erdal


     1- İnciraltı Yurdunda kaldığım günlerde, bazı günler, sabahleyin uyandığımızda, kapıların altından atılmış bildiriler bulurduk. THKP-C/Eylem Birliği imzalı teksirle basılmış bu bildirilerde, o gece ya da bir-iki gece öncesinde İzmir'in farklı yerlerinde bombalanmış ya da silahlı saldırılar düzenlenmiş yerlerin adları yazılı olurdu. Aynı bildirilerin, Bornova Kampüsü içindeki yurtların odalarının kapı altlarından da atıldığını duyardık.

     Yazılı bir kanıt gösterememem ama kanımca bu arkadaşlar bu yaptıkları eylemlerin “silahlı propaganda” olduğunu düşünüyorlar ve bizi, bu eylemlerinden haberdar ediyorlardı.

     Peki, bu arkadaşların, bu eylemleri gerçekleştirdikleri mahallelerde, iş yerlerinde... herhangi bir örgütlenmeleri var mıydı? Hayır!

     THKP-C/Eylem Birliği'nden arkadaşların, bugün, İzmir'e dair anlatabilecekleri herhangi bir öyküleri yoktur.

     2- Halkın Kurtuluşçularına “muhalefet” denilmesinin nedeninin, AYÖD seçimlerinden dolayı olduğunu, nice zaman sonra öğrendim.

     3- Derginin İzmir dağıtımını üstlenen “abi”nin ve belki başka bazı arkadaşların da, o günlerde, Devrimci Gençlik Dergisi'ni çıkaranların içerisinde Nasuh Mitap, Oğuzhan Müftüoğlu, Ali Başpınar... gibi bir biçimde DEV-GENÇ içerisinde yer almış “abiler”in olduğunu bilmediklerini, iddia edemem. Ben, bu isimlerin ve hatta başka isimlerin de Devrimci Gençlik Dergisi'ni çıkaranlar içerisinde olduğunu, epey bir süre sonra öğrendim. Dahası, Devrimci Gençlik Dergisi çıkmadan önceki süreçte, Ankara'da, “geri cepheciler” içinde bir çok tartışmanın olduğunu, bu tartışmalar sürecinde bazı arkadaşlarımızın, kendilerini “Nasuhçu” olarak tanımladıklarını, yıllar ve yıllar sonra, kısmen Nasuh abinin cenazesinde yapılan konuşmalardan, ayrıntılı olarak ise “Tarihle Söyleşiler 1,2,3” te anlatılanlardan öğrendim.

     Ankara dışından bir yerden mücadeleye katılmış olmamın sonucu olsa gerek, Devrimci Gençlik çevresi içerisine, doğrudan “Devrimci Gençlikçi” olarak katıldım ve sonrasında, Devrimci Yolcu oldum. 

Devamını Oku...