12 Eylül yenilgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Nisan 2022 Cuma

2022.04.30.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-21: "DEMOKRASİ PLATFORMLARI" ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (3)

  Hiç yorum yok
14:09

     


YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-21: “DEMOKRASİ PLATFORMLARI” ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (3)

     “DEMOKRASİ PLATFORMU”, “EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU”... ya da oluşturulduğu yerde hangi adla biliniyor ise işte o örgütlenmeleri tartışmaya devam ediyoruz.

     ***

     Bundan önceki bölümün sonunda “...40 yıllık yenilgi döneminin aşılmaya çalışılması, yenilgi dönemine has başkaca olgular gibi, bu platformların da aşılmaya çalışılması anlamına gelir, diyebilir miyiz?” diye sormuş ve yanıt olarak da “Evet, diyebiliriz.” demiştik.

     Sonra, yine sormuştuk: “Peki, bunu istiyor muyuz?”

     “... il, ilçe, mahalle vb. yerlerde var olan solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların, yurtseverlerin vb. 'birlikteliğini' ve 'ortak mücadele yürütmelerini/hareket etmelerini' sağlama vb. amacıyla oluşturulan bu platformları...” (1. Bölüm), ortaya çıktıkları dönem (“yenilgi” dönemi) ile ilişkilendirmedikleri için ya da ilişkilendirseler de var olan bir gereksinimi (12 Eylül 1980 öncesi dönemde bir türlü başarılamayan “birlikteliği” ve “ortak mücadele yürütmeyi”) karşıladığı gerekçesiyle “kalıcı” olacağını/olması gerektiğini söyleyenler ve savunanlar olabilir mi?

     Evet, olabilir.

     Peki, bu söylem ve savunu doğru mudur?

     Hayır.

     Neden?

     Bu platformlar, yeniden ve yeniden ısrarla yineliyoruz, “yenilgi” döneminde ortaya çıkmış olgulardandır. Nesnel bir olgu olarak ortaya çıktıkları o “yenilgi” koşullarında, “pozitif” bir işlev üstlenmişlerdir. Bu işlevlerini bugüne kadar bir biçimde devam ettirdiklerinden, “kalıcı örgütlenmeler” yanılsamasına yol açmışlardır.

     Öte yandan, bu platformlar, “yenilgi” döneminde, yenilmiş ya da yenilgiye tanıklık etmiş solcular, sosyalistler, devrimciler, demokratlar ve yurtseverler tarafından “savunma” refleksiyle oluşturulduklarından, “zaaflıdırlar”; bu “zaafları”, 40 yıl yaşanan “yenilgi” dönemi nedeniyle kalıcı hale gelmiştir.

     Bir başka deyişle, yaşadıkları yerlerde (İl, İlçe) içinde yer aldıkları örgütlenmeler (dernek, sendika, parti, dergi, platform vb.) üzerinden bir araya gelerek bir üst örgütlenme (DEMOKRASİ, EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU vb.) oluşturmaya çalışan solcular, sosyalistler, devrimciler, demokratlar ve yurtseverler yenilmiş ya da yenilgiye tanıklık etmiş olduklarından (bir başka deyişle, “özgüven” duygusunu tamamen ya da büyük ölçüde yitirdiklerinden), o koşullarda yok olmaktan kurtulmanın ve seslerini duyurmaya devam edebilmenin “yegane yolunun” ya da “yollardan birisinin” bu platformlar olduğunu düşünerek hareket etmişler; bu nedenle, bu platformlar oluşturulurken, bu platformların (örgütlenmelerin) ülke genelinde ya da o oluşturulduğu yerde yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan/çalışılacak olan toplumsal mücadele içerisindeki yeri değil, platformun (“birliğin” ve “ortak mücadelenin”) kendisini oluşturma düşüncesi belirleyici öğe olmuştur.

     Hal böyle olunca, “birliği”, dahası “en geniş birliği” oluşturmak ve “ortak mücadeleyi” örgütleyebilmek için farklı nitelikteki örgütlenmeleri (dernek, sendika, parti, dergi, platform vb.) ve katılmak isteyen bireyleri bir platform çatısı altında bir araya getirmeye çalışmanın toplumsal mücadele açısından ne ölçüde doğru olduğu ve olası sonuçları ya hiç ya da yeterince sorgulanmamış; çoğunluk “ille de birlik ve ortak mücadele” dediği için, neredeyse ilk ortaya çıktığı haliyle var ola gelmişlerdir.

     ***

     40 yıllık deneyim, solcu, sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever kişiler yönetimde bulunsa ya da içerisinde yer alsalar da farklı nitelikteki bu örgütlenmelerin (dernek, sendika, parti, dergi, platform vb.) ve katılımcı kişilerin kalıcı olarak bir arada bulunabilmesinin ve ortak bir çizgide hareket edebilmesinin yolunun, platformun “şekli” ya da “amorf” bir örgüt olarak, üzerinde yürünecek çizginin ise “en alt seviyede” belirlenmesiyle mümkün olduğunu, göstermiştir; aksi durumlarda, platformdan ayrılmalara ya da “ortak akıl” ile tespit edildiği ifade edilen eylemliliklere bir nedenle uzak durmalara ya da tamamen “temsili düzeyde” katılımlara tanık olunmuştur.

     Bugün, kim, çıkıp, 40 yılın sonunda varılan noktada toplumsal eylemliliklerin yaşanılan kentlerin merkezi yerlerindeki meydanlarında bazı günler (anmalar, protestolar...) yapılan ritüeller haline gelmiş basın açıklamaları, izin alınabildiği ölçüde gerçekleştirilen toplantılar, paneller, yürüyüşler ve mitingler çerçevesine hapsolmasında; toplumsal mücadelenin sistemin aksaklıklarını gidermeye çalışan sistem içi bir mücadeleye dönüşmesinde; platform içindeki farklı nitelikteki örgütlenmelerin nesnel olarak aynılaşmasında (Örn: siyasi çevrelerin, grupların, platformların ve partilerin gerçekte siyasi işlevlerini yitirmesinde ve birer dernek, üyelerinin ise dernek üyeleri haline dönüşmesinde); olağan dışı haller dışında platform bileşeni örgütlenmelerin üyelerinin bile eylemliliklere katılmamaya ve katılanların sayısının ise her geçen gün daha da azalmaya başlamasında; içinde yaşanılan sistemin değiştirilebileceğine dair inancın ve haliyle özgüven duygusunun kaybolmasında... tartışma konumuz olan bu platformları kalıcı olarak var etmeye ve toplumsal mücadeleyi bu platformlar çerçevesinde yürütüp yönlendirmeye çalışmanın hiç katkısı yoktur diyebilir?

     (Devam edecek)

     30.04.2022/Datça/Mehmet Erdal

 

Devamını Oku...

22 Nisan 2022 Cuma

2022.04.23.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-20: "DEMOKRASİ PLATFORMLARI" ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (2)

  Hiç yorum yok
14:02

     


YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-20: “DEMOKRASİ PLATFORMLARI” ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (2)

     Bundan önceki bölümde, özet olarak “Demokrasi Platformu”, “Emek ve Demokrasi Platformu” vb... örgütlenmelerin 12 Eylül yenilgisi sonrası dönemde nesnel birer olgu olarak ortaya çıktıklarını, ortaya çıktıkları yerlerin öznel durumuna bağlı olarak birbirlerinden görece farklı özellikler gösterdiklerini, sayıları azalarak da olsa bugüne kadar var ola geldiklerini; bu örgütlenmelere, bugünkü konumlarımızdan hareketle, “öznel” bir yaklaşımda bulunmanın doğru olmadığını savunduk.

     Devam ediyoruz.

     ***

     Varsayalım ki, 12 Eylül Askeri Faşist Darbesi olmasaydı ya da darbe sonrasında solcular, sosyalistler, devrimciler, demokratlar, yurtseverler yenilmeseydi (tarihin yazdığı gibi, malum, yenildiler) ya da yenilgi sonrasında kısa sürede toparlanmayı başarsalardı (maalesef toparlanamadılar)..., kısacası, yaşadığımız tarihsel sürecin dışında daha farklı bir tarihsel süreç yaşasa idik, bugün tartışma konumuz olan bu platformlar yine de tarih sahnesine çıkarlar mıydı?

     Böyle bir soruya, kimler, kesin bir ifadeyle “Evet, çıkarlardı” diyebilir?

     ***

     Bu örgütlenmeler, 12 Eylül sonrası koşullarda ağır bir yenilgi yaşamış, merkezi yapıları büyük ölçüde yok edilmiş, dağıtılmış ya da etkisiz hale getirilmiş sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb... kollektivitelerin birisinin ya da bazılarının merkezi düzeyde yaptığı “12 Eylül öncesi koşullarda başaramadığımızı, gelin, bu koşullarda başaralım; birlik olalım ve birlikte mücadele edelim. Bu konuda bizim önerimiz şu örgütlenme biçimidir” yollu teorik bir önermenin şu veya bu ölçüde kabul edilmesinin sonucu gündeme gelmiş değildir.

     Bu örgütlenmelerin ortaya çıkışında, hiç şüphesiz, “birlik olma” ve “birlikte hareket etme” arzusu da vardır, ama bu arzunun da başat unsuru, merkezi yapıları yok edilmiş, dağıtılmış ya da etkisiz hale getirilmiş solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların, yurtseverlerin vb... bulundukları ya da yenilgi sonrası yönelip yeniden konumlandıkları yeni yerlerinde bu yolla da var olmaya devam edebileceklerini ve seslerini (bir biçimde) duyurabileceklerini düşünmeleridir.

     Bir başka deyişle, bu platformlar, özü itibariyle, 12 Eylül sonrası koşullarda kendilerini “çaresiz” hisseden sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb. kişilerin, güçlerin “çare” arayışlarının sonucu ortaya çıkmış bir “çare” biçimidir.

     Bu nedenle, 12 Eylül yenilgisi sonrası dönemde bu örgütlenmelerin ortaya çıkması, çok olumlu çabalardır; kim, bugünden geriye bakarak, bu çabaları olumsuzlama ve “darmadağın” olma durumunu savunma anlamına gelebilecek “Bu örgütlenmeler yanlıştı; oluşturulmamalıydı.” cümlesini kurabilir ki?

     ***

     İşte, 12 Eylül yenilgisi koşullarındaki “çare” arayışlarının bir ifadesi olarak toplumsal hayatımıza giren, oluşturulduğu yerlerdeki öznel koşullara göre şekillenen, ülkemizdeki ve dünyadaki gelişmelerden etkilenen bu platformların kısmen de olsa 40 yıla yakın bir süre bir biçimde var ola gelmeleri olumlu ama 40 yıl boyunca var ola gelmesinin sonucu bazı bileşenlerinde oluşan “ bu platformlar kalıcıdır” algısı yanlıştır, sorunludur.

     Bu platformlar, 12 Eylül yenilgisi 40 yıl sürdüğü için 40 yıl boyunca gündemdeki yerlerini korumuşlardır. Bir başka deyişle, bu platformların varlığı, yenilgi dönemi ile doğru orantılıdır; yenilgi dönemi aşılamayıp bir 40 yıl daha devam eder ise bu platformlar da bir o kadar bir biçimde devam ederler.

     Öyle ise, 40 yıllık yenilgi döneminin aşılmaya çalışılması, yenilgi dönemine has başkaca olgular gibi, bu platformların da aşılmaya çalışılması anlamına gelir, diyebilir miyiz?

     Evet, diyebiliriz.

     Peki, bunu istiyor muyuz?

     (Devam edecek)

     23.04.2022/Datça/Mehmet Erdal

 

Devamını Oku...

15 Nisan 2022 Cuma

2022.04.16.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-19: "DEMOKRASİ PLATFORMLARI" ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (1)

  Hiç yorum yok
14:02

   


 YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-19: “DEMOKRASİ PLATFORMLARI” ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (1)

     5-10 yıl öncesine göre adları daha az duyulsa da ülkemizin pek çok yerinde, özellikle sahil bölgelerindeki kentlerde kendisini sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb. olarak tanımlayan yurttaşlar “Demokrasi Platformu”, “Emek ve Demokrasi Platformu” vb. adlar altında bir araya geliyorlar ve ülke genelindeki ya da lokal düzeydeki toplumsal sorunlara dair ortak düşüncelerini ve tepkilerini, farklı biçimlerde (basın açıklaması, yürüyüş, miting...vb.) bu örgütlenmeler üzerinden dile getiriyorlar.

     Yurttaşların bu platformlarda bir araya gelişleri, içinde yer aldıkları siyasal kolektiviteler (çevre, grup, parti vb.) ile Demokratik Kitle Örgütleri (DKÖ) ya da Sivil Toplum Örgütleri (STÖ) olarak tanımlanan derneklerin, sendikaların, sosyal medya platformlarının vb. dolayımı ile oluyor; Datça gibi bazı istisnai yerlerde ise “bireyler” de bu platformların içerisinde yer alabiliyorlar.

     Toplumsal mücadelenin yeni bir sürece evrilmeye başladığı bu aşamada, elektrik zamlarını protesto, “Geçinemiyoruz” mitingi, 1 Mayıs etkinliği, maden yasasını protesto... gibi somut bir nedene bağlı olarak değil de daha geniş bir bakış açısıyla, yani il, ilçe, mahalle vb. yerlerde var olan solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların, yurtseverlerin vb. “birlikteliğini” ve “ortak mücadele yürütmelerini/hareket etmelerini” sağlama vb. amacıyla oluşturulan bu platformların bazı yönlerden tartışılması yararlı olacaktır.

     Haydi başlayalım!

     ***

     Öncelikle, bu platformların, şu veya bu siyasal kolektivitenin ya da kolektivitelerin (çevrenin, grubun, partinin vb.) yürütüp yönlendirmeye çalıştıkları toplumsal mücadeleye ilişkin teorik bir önermesi/önermeleri çerçevesinde değil, 12 Eylül Askeri Faşist Darbesi koşullarında ağır bir yenilgi yaşayan, darmadağın olan ve haliyle, uzun yıllar, öz gücüne güvenerek kendisini ifade edemeyen sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb. güçlerin kendilerini ifade etme ve yeniden toparlanma gereksinimleri bağlamında ortaya çıktığını; kurulduğu yerlerdeki öznel koşullara bağlı olarak da birbirlerinden görece farklı özellikler gösterdiklerini, söyleyebiliriz.

     Bu nedenle, bu platformları, ortaya çıktıkları bu tarihsel koşullardan kopartarak, bugün bulunduğumuz konumlardan (birey, çevre, grup, parti vb.) hareketle (“öznel” bir bakış açısıyla) ele alamayız ve değerlendiremeyiz; bu platformlar, oldukça uzun süren o yenilgi koşullarında ortaya çıkmış nesnel olgulardır.

     ***

     Nesnel birer olgu olarak ortaya çıkan bütün örgütlenme biçimleri gibi bu platformlar da, alternatifinin yaratılamadığı ya da alternatifinin yaratılması doğrultusunda somut ve sonuç alıcı adımların atılamadığı koşullarda “pozitif” örgütlenmeler olarak görülmeli ve o çerçevede ele alınmalıdır; bu yaklaşım, bu platformların eleştirilmesini, içinde yaşanılan sürecin gereksinimleri çerçevesinde farklı yönlerden geliştirilmesini, yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan toplumsal mücadele çerçevesinde gidebildiği yere kadar evriltilmeye çalışılmasını dışlamaz.

     Bir başka deyişle, eleştirel bir yaklaşım, bu platformlar konusunda, doğru bir yaklaşımdır.

     ***

     12 Eylül yenilgisi döneminde nesnel olgular olarak ortaya çıkan bu platformların, bu gerçekliklerine karşın, 12 Eylül öncesi koşullarda gereksinim duyulan ama bir türlü başarılamayan “birlikte olma” ve “ortak mücadele yürütme” işlevini yerine getirdiği ve haliyle “kalıcı” olması gerektiği yaklaşımı, yenilgi döneminin 40 yıl gibi oldukça uzun sürmesinden ve bu platformların da bu yenilgi döneminde somut işlevler görmesinden kaynaklanan bir yanılsamanın sonucudur; bu platformların da, yenilgi dönemine has daha başka pek çok olgu gibi aşılacağını ve yerlerini yeni örgütlenme biçimlerine bırakacağını, öngörebiliriz.

     Hiç şüphesiz, bu platformların aşılması, sönümlenmesi ve tarih sahnesinden çekilmesi, yürütülüp yönlendirilmeye çalışılacak toplumsal mücadele içerisinde nesnel birer olgu olarak ortaya çıkacak yeni örgütlenme biçimlerinin boy vermesi ve yeni sürecin gereksinimlerini karşılamaları çerçevesinde gerçekleşecektir; akşamdan sabaha ya da bunun böyle olması istendiği için değil!

     (Devam edecek)

     16.04.2022/Datça/Mehmet Erdal

 

Devamını Oku...