doğrudan demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2020 Cuma

2020.02.01.DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI-7/ HANGİ KATILIM?

  Hiç yorum yok
13:11


     DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -7
     HANGİ KATILIM?
     Merkezi Otorite, 2005 yılında çıkardığı 5393 sayılı yasanın 76. maddesi çerçevesinde kent konseyini yasal olarak tanırken ve 2006 yılında yayınladığı ilgili yönetmelikle de çerçevesini çizerken, büyük ölçüde 'dış etkenlere' endeksli hareket etti; bu nedenle, kent konseyine 'kerhen' bir yaklaşımı mevcuttur.
     Ama, Merkezi Otorite, bunu yaparken, ne yaptığını da biliyordu; bu örgütlenmeyi yasal olarak kabul ederken ve her yerde belediye başkanlarınca kurulmasını önerirken, dünyanın benzer başka yerlerinde olduğu gibi, yurttaşların yerel yönetimlerin var olan eksikliklerine ve yetersizliklerine yönelik tepkilerinin süreç içerisinde doğrudan yerel yönetim modelinin sorgulanmasına ve haliyle, var olandan daha başka bir yerel yönetim modeli arayışına yönelmesini önleyebileceğini düşünüyordu. Onun için önemli olan, var olan yerel yönetim modelinin (Temsili Demokrasinin) geçerliliğini korumasıydı.
     ***
     Kent konseyini, çoğunluk konumundaki (1389 belediyeden 1039'unu oluşturan) eşitleri gibi 'Bu bizi bozar.', 'Bu bize uymaz.', 'Bu dış kaynakların dayatması.', 'Ne yani bize güvenilmiyor mu?.', 'Yönetim iki başlılık kaldırmaz.' vb.vb. çerçevesindeki söylemlerle değerlendirmeyen; yönetimine geldikleri yerlerde kurulmasını sağlayan ya da kendinden önce kurulmuş ise devam etmesine izin veren (50, hadi daha iyimser olalım, 350 civarındaki) belediye başkanları da ne yaptıklarını ve kent konseyine neden destek verdiklerini biliyorlar.
     Evet, onlar, yönetiminde bulundukları yerlerdeki yurttaşları özgür birer yurttaş olarak görüyorlar; hem kendilerine hem de yönetiminde bulundukları yerlerdeki yurttaşlara güveniyorlar; var olandan daha iyi bir yönetim anlayışını savunuyorlar... nihayetinde, çoğunluk konumundaki eşitlerinden pek çok yönden farklı olduklarını söylüyorlar.
     Eyvallah!
     Ama bu belediye başkanları, gerçekte, yönetiminde oldukları yerel yönetimlerin şu ya da bu nedenle her şeye yetemediğini; kendileri istese de istedikleri her şeyi yapamadıklarını; yurttaşların pek çok konudaki taleplerini ya hiç ya da zamanında ve onların istedikleri biçimlerde karşılayamadıklarını; bu yapamadıkları ve kendilerini çaresiz hissettikleri konularda yurttaşlardan gönüllü katılımcıların ve farklı biçimlerde katkıda bulunanların çıkmasının iyi bir şey olduğunu; nihayetinde, yurttaşların bu gönüllü katılımlarının ve katkılarının kendilerinin artı hanelerine yazılacağını ve bu nedenlerle kent konseyinden korkmamak, tam aksine kent konseyini ve onun çalışmalarını desteklemek gerektiğini düşünüyorlar.
     Öte yandan, kent konseyinde yer alan ve çalışan yurttaşların herhangi bir konuda kendi aralarında tartışarak alacakları kararları bir öneri olarak belediye meclisine sunacaklarını; belediye meclisinin de, kent konseyinden gelen öneri düzeyindeki bu görüşleri kabul edip etmeme özgürlüğüne sahip olduğunu biliyorlar.
     O halde, kent konseyinden neden korksun ve desteklemesinler ki?
     Kent konseyine katılımcı olarak ya da var olan çalışma grupları ve meclislerde yer alarak katılanlar, ola ki çizmeyi aşar ve herhangi bir biçimde başını ağrıtmaya başlarlar ise, (sıkça tanık olunduğu üzere) gerekeni yaparlar; olur, biter...
     (Burada genel bir soyutlama yapmaya çalışıyoruz; yoksa, herkesi aynı torbaya koymaya çalışmıyoruz. Ülkemiz geçmişinde yaşanan örnekle ifade edersek, Fatsa örneğine öykünen ve bugünkü kendi gerçekliğinde o yoldan yürümeye çalışan istisnai konumdaki bazı yerel yöneticileri, bu değerlendirmenin dışında tutuyoruz.)
     ***
     Yerel yönetimlerin karar alma süreçlerine yurttaşların katılımları konusunda 'kent konseyini' işaret eden ve kent konseyleri içinde şu veya bu konumda yer alarak 'canı gönülden' çalışma yürütenlerin bir kısmının da kent konseyine ilişkin bakış açılarının çok safiyane olmadığını; bizim kent konseyine ilişkin yaptığımız değerlendirmelerin benzeri değerlendirmelerden habersiz olmadıklarını ve haliyle kent konseyinin gerçekte ne olduğunu çok iyi bildiklerini ve bunu bilerek kent konseyinde yer aldıklarını, çalışmalara katıldıklarını ve konumlandıklarını; yanı sıra, kent konseyi dolayımı ile karar alma süreçlerine katılmayı savunduklarını, düşünüyoruz.
     Yerel yönetimde resmi ya da gayrı resmi olarak yer almamalarına karşın (yerel yönetimde yer almış olsalar idi, bir yere kadar da olsa anlamaya çalışabilirdik; ama o konumda değiller) bu yaklaşımı savunanlar, bizce, söylem düzeyinde ve masa başında, kendilerini nasıl tanımlarlarsa tanımlasınlar ve yerel yönetimler, yerel demokrasi, katılım, temsili demokrasi, doğrudan demokrasi...vb.vb. konularda ne söylerlerse söylesinler; aralarında görece farklı yaklaşımlar olsa da, gerçekte, kendi bildikleri nedenlerle, halihazırda yürürlükte olan yerel yönetim modelinin var olmaya devam etmesini, kent konseyi ile takviye edilmesini; bunun da yeterli bir şey olduğunu düşünüyorlar...(Öyle ki, bu arkadaşlardan bazıları, meydanın boş ve ortalıkta dolaşanların da yalnızca kendilerinden ibaret olduğunu sanıyor olmalılar ki,yürütülüp yönlendirilecek 'Demokrasi Mücadelesi' içerisinde 'Doğrudan demokrasinin' temel örgütlenme biçimlerinden birisi olarak kurulabilecek olan 'Mahalle Meclislerini'; 'Temsili Demokrasinin' geçerli olduğu belediye meclisinin/yerel yönetimin bile değil, onun da yardımcısı konumundaki bir örgütlenme biçimi olarak önerilen ve kabul edilen 'Kent Konseyinin' bir alt organı olarak ve dahası, tepeden inme bir biçimde kurulmasını önerebilmekte ve bu amaçla hazırlanan bir 'Mahalle Meclisleri Yönergesi'ni tartışmaya açabilmektedirler.. Bknz: 'MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' ÜZERİNE 1-3/ https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com )
     Bu nedenledir ki, nihayetinde, günlük yaşamımızda, içinde yer aldıkları ve çalışma yürüttükleri kent konseyinin bulunduğu yerdeki yerel yöneticilerin yanında duruyor görünmekten ve onları destekler konumunda bulunmaktan öteye geçemiyorlar.
     ***
     Bugüne kadar kent konseyi ile ilgili yayınladığımız (Bknz: KENT KONSEYİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI 1-12/ https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ) bütün yazılardan da anlaşılacağı üzere, biz, hiç şüphesiz ve tartışılmaz bir biçimde, Merkezi Otoritenin 2005 yılında kent konseyini yasal olarak kabul etmesini; azınlıkta olsalar da, bazı belediye başkanlarının yönetimde oldukları yerlerde kent konseyini kurmalarını ve desteklemelerini; yurttaşların ise katılımcı olarak ya da kent konseyi içerisinde kurulacak çalışma gruplarında ve meclislerde yer alarak çalışmalara katılmalarını, görece, iyi bir gelişme olarak değerlendiriyor ve destekliyoruz.
     Bizim karşı çıktığımız, bütün bunların iyi bir şey olarak değerlendirilmelerinin ötesinde 'yeterli' olarak görülmesi ve bu çerçevede arayış içinde olanlara, kent konseyinin gidilecek yegane adres olarak gösterilmesidir..
     Bizce, a)-Kent konseyinin halihazırda bulunmadığı (1039 civarındaki) yerde yerel yönetimin karar alma sürecine katılmak için kent konseyinin kurulmasını beklemek yerine ya da gereksiz bir tartışmaya yol açmayacak başka bir ifadeyle, belediye başkanının kent konseyini kurmaya ikna edilmeye çalışılmasının yanı sıra (çünkü, kent konseyi dolayımı ile karar alma süreçlerine katılabilmek için, önce, kent konseyinin kurulması gerekiyor; aksi halde, bu çerçevedeki bütün tartışmalar, lakırdı'dan öteye geçmez), doğrudan belediye meclis toplantılarına katılmaya başlamak,
     b)-Kent konseyinin bulunduğu yerlerde kent konseyi çalışmalarına katılmak ama bu çalışmalar ile yetinilmesi halinde, yerel yönetimin karar alma süreçlerine katılımın ve daha doğru bir ifadeyle, var olan yerel yönetimin demokratikleştirilmesinin ve demokratik bir yerel yönetimin yaratılmasının olanaksız olduğunu bilmek; haliyle, kent konseyi içerisindeki çalışmaların dışına çıkmak ve kent konseyi çalışmalarını, o sürece eklemlemek gerekir.
     Elbette, hangi yolda yürüyecek olduğuna karar verecek olanlar, bulunduğu yerlerde kendi yaşamlarıyla ilgili konularda alınacak karar alma süreçlerine aktif birer özne olarak katılacak ve bu doğrultuda bir irade ortaya koyacak olan yurttaşlardır.
     Gerisi, lafügüzaf'dır.
     01.02.2020/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

17 Ocak 2020 Cuma

DATÇADAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -5/EVET, KATILIM!

  Hiç yorum yok
14:59

      DATÇADAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -5

     EVET, KATILIM!
     31 Mart 2019 Yerel seçim sonrası, 'Belediye meclis toplantılarına katılalım' doğrultusunda bir görüş ortaya koyan ve sonrasında, Datça Belediye Meclisinin aylık olağan toplantılarına katılmaya başlayan bizlerin, istisnasız hiçbirimizin, var olan yerel yönetimin herhangi bir kademesinde (elbette en çok sorulan/merak edilen, belediye meclisinde) herhangi bir resmi ya da gayrı resmi ne bir görevi ne de sorumluluğu vardır; halihazırda, her birimiz, doğma büyüme ya da şu veya bu zamanda Datça'ya gelip yerleşmiş olan sıradan Datçalılarız; bunun, bilinmesini istiyoruz.
     Sıradan Datçalılar olarak, her birimizin sahip olduğu 'yurttaşlık haklarımızın' (bu yazılara ve haliyle tartışmamıza da konu olan) bir kısmını kullanıyoruz, kullanmaya çalışıyoruz; bu hakların kullanılması sürecinde yaşadıklarımızı ve gözlemlerimizi yazıya döküyoruz ve diğer yerlerde yaşamaya devam eden yurttaşlarla paylaşıyoruz; kararı (benzer süreçler yaşayanların, deneyimlerini bizler gibi paylaşmayı ya da benzer süreçler yaşamak için, yaşadıkları koşullarda somut adımlar atıp-atmamayı), onlara bırakıyoruz, bu birincisi.
     İkincisi, biz 'Belediye meclis toplantılarına katılalım' derken, ülkemizde var olan (Büyükşehir, İl, İlçe ve Belde statüsündeki)1389 belediye meclisinde her ay önceden belirlenmiş ve ilan edilmiş bir günde periyodik olarak yapılan toplantılara katılalım, diyoruz.
     Bir başka deyişle, ülke genelinde yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan 'Demokrasi' mücadelesinin (bir anlamda) yerel boyutu olan 'Yerel yönetimimizi demokratikleştirelim ve demokratik bir yerel yönetim yaratalım' mücadelesinin ülke genelinde yürütülüp yönlendirilmesinin çağrısını yapıyoruz.
     Üçüncüsü, yurttaşların, kendilerini hangi konumda (birey, çevre, grup, siyasi parti vb.) ve nasıl tanımlarlarsa tanımlasınlar, istedikleri ve özgürce karar verecekleri biçimlerde (belediye meclis toplantılarına katılımla başlayan) bu sürece aktif birer 'özne' olarak (elbette, katılıp katılmama konusunda bir irade ortaya koyuyorlar ve istiyorlar ise) katılabileceklerini; bunun, 'tartışma konusu yapılamaz bir hak' olduğunu, söylüyoruz.
     Bu çerçevede, konuyu tartışmaya devam ediyoruz.
     ***
     Bilindiği üzere, beş (5) yılda bir yapılan yerel seçimlerde seçilen (ve sayısı nüfusa göre belirlenen) üyelerden oluşan belediye meclisi, olağan dışı haller dışında, ayda bir kez, önceden belirlenmiş bir günde toplanır; gündem maddelerini görüşür, tartışır ve yerel yönetim tarafından uygulanacak kararları alır; sonra dağılır.
     Beş (5) yılda bir seçilen belediye meclis üyeleri, belediye meclis toplantılarında, kendilerini seçen ve o meclise gönderen seçmenler/yurttaşlar adına, bir anlamda onları temsilen (temsil ettikleri var sayılarak, ki şeklen bu doğrudur) kararların alınması süreçlerinde rol alırlar ve oy kullanırlar.
Onları seçerek oraya gönderen seçmenlerin/yurttaşların, o süreçte, herhangi bir şekilde, sürece müdahale edebilmeleri (gidişatı ya da seçip yolladığı kişinin/kişilerin o süreçteki rolünü beğenmiyorlar ise iradelerini ortaya koyabilmeleri; gidişatın yönünü, seçtikleri ama rolünü/rollerini beğenmedikleri meclis üyesini/üyelerini yenileriyle değiştirebilmeleri ya da geri çekebilmeleri vb.vb.) olası değildir.
     Onların söz hakkı, (istediklerine oy verme, istemediklerine oy vermeme, hiç birisine oy vermeme ya da boş oy kullanma vb... biçiminde) beş (5) yıldan beş (5) yıladır; aradaki süreçte, her yerde, (eğer katılıyorlarsa, bizim gibi) belediye meclis toplantı salonunda bile, yalnızca 'seyircidirler'; meclis salonunda, toplantı süresince oturma ve toplantıyı izleme hakları vardır ama toplantının gündem maddeleriyle ilgili olarak sözlerini söyleyebilme ve oy kullanabilme biçiminde iradelerini ortaya koyabilme hakları yoktur.
     Anlatılan ve 'aynıyla vaki' olan bu sistemin adı, 'Temsili Demokrasi'dir.
     Bugün gelinen noktada, belediye meclisi, her bir yurttaşın söz, yetki ve karar sahibi olduğu 'Doğrudan Demokrasini değil, işte bu 'Temsili Demokrasinin' işlerlikte olduğu bir kurumdur/örgütlenmedir.
     ***
     Günlük yaşam içinde pek çok yurttaşın şikayetçi olduğu ('Doğrudan Demokrasiyi' savunan Sol'un ve biz Sosyalistlerin bir bütün olarak 'sorunlu' gördüğü) bu 'Temsili Demokrasinin' işlerlikte olduğu 1389 belediye meclisinin (daha geniş anlamda yerel yönetimlerin) demokratikleştirilmesi ve ('Doğrudan Demokrasinin' egemen kılındığı) demokratik bir belediye meclisinin (/yerel yönetimin) yaratılması doğrultusunda 'olmazsa olmaz' ('yurttaş, değişimin öznesi olmaz ise, o değişim gerçekleşmez ya da kalıcı olmaz') denilerek ('başlangıç noktası' anlamında) önerilen 'belediye meclis toplantılarına katılımın', Datça'da, (bizce) beklenenden daha 'düşük yoğunlukta' gerçekleşmesi, (yine, bizce) tartışılması gereken bir durumdur.
     ***
     Yolu düşenlerin ve gelip görenlerin teslim edeceği üzere Datça, Sakar virajlarından Gökova'ya inildikten sonra, insana (havasının yanı sıra psikolojik olarak da) 'Oh be! Başka bir dünyaya geldik.' dedirten bir bölgenin en ucundaki yerleşim biriminin adıdır; püfür püfür esen rüzgarlı havası, tertemiz denizi ve koyları, yüzlerce yıldır bu topraklarda yaşayan insanlarının sahip olmaya devam ettiği (sakin, kavgasız ve komşunun komşusuna 'Hişt!' demediği, etlisine sütlüsüne karışmadığı) yaşama kültürü ve bütün bu özellikleri nedeniyle de büyük şehirlerin sıkıcı/boğucu havasından kaçıp kurtulmak isteyen orta halli ('beyaz yakalı') kişilerin ve kendisini halihazırda Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat, Yurtsever vb. olarak tanımlamaya devam eden (KHK'ler nedeniyle çok sayıda üniversite öğretim üyesi ve öğretmen de bu 'göçe' katılmıştır) aydınların (özellikle son yıllarda) ilk gördüklerinde aşık oldukları, bilahare kendilerine 'yeni yurt' olarak seçtikleri ve gelip yerleştikleri bir yerdir. (Öyle ki, bugün dahi 22.000 nüfusa sahip olmasına karşın, uzun yıllardır 'MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ'nin bir şubesi ve oldukça faal/üretken DKSD/Datça Kültür Sanat ve Dayanışma platformu bulunmaktadır. Neredeyse, her hafta, farklı dernek, platform, kurum ve kuruluş tarafından bir Kültür-Sanat etkinliği düzenlenmektedir. Yani, o kadar...)
     Böylesi koşullara sahip olan bir yerde, belediye meclis toplantılarına katılım konusunda 'görece' daha ileride olmak, yeterli midir?
     ***
     İçinde yaşadıkları koşullarda, yaşamlarını doğrudan ve/veya dolaylı olarak etkileyecek konularda önerilerin sunulduğu, tartışıldığı ve kararların alındığı belediye meclis toplantılarına (beş yıldan beş yıla oy vererek seçip yolladıkları meclis üyelerinin bu konularda neler konuştuklarına, neler önerdiklerine ve hangi gerekçelerle hangi konularda el kaldırdıklarına ya da karşı çıktıklarına tanık olmak; onlara varlıklarını göstermek; onların, kendilerinin gözlerinin onların üzerinde olduğunu ve bunu bilerek karar vermelerini sağlamak; toplantı öncesinde, arasında ya da sonrasında, salon içinde ya da dışında desteklerini ya da tepkilerini bir biçimde ortaya koymak; bizzat sürecin içinde yer alarak başkaca olanakları ve olasılıkları sorgulamak... amacıyla) katılmak ve böylece, sonuç itibarıyla, (şu anki sistemde) yerel düzeyde uygulanabilecek bazı kararları almanın yasal odağı olan belediye meclisinde bizzat bulunarak var olan yerel yönetim modelinin demokratikleştirilmesine ve demokratik bir yerel yönetimin yaratılmasına yönelik yapılabileceklerin 'ilk adımını' atmak noktasında tanık olunan bu durumun nedeni nedir?
     18.01.2020/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

24 Aralık 2019 Salı

2018.12.07.ÖN SEÇİM ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI 4

  Hiç yorum yok
08:52


     'ÖN SEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (4)
     31.03.2019 tarihinde yapılacak olan yerel seçimde 'tek başına' veya 'ortaklaşa' aday çıkaracak bütün partilere, çevrelere, gruplara vb. (ayrım gözetmeksizin), hangi yerde hangi adayı göstereceklerse, o adayı, o yerdeki İl veya İlçe örgütü üyelerinin tamamının 'oy kullanma' hakkı olduğu bir 'ön seçim' ile belirlemesi önerisi çerçevesinde günlük yaşamda tanık olunan tartışmalara bir kez daha değinmek gerekiyor:
     **'Ön seçim' önerisini yapan ve savunan kadınlar ve erkekler, uzayda değil, bu öneriye muhatap olan partilerin, çevrelerin, grupların vb. yaşadığı yerlerde ve koşullarda yaşamakta ve günlük yaşamı, bu tartışılan boyutuyla da (an be an olmasa da) gün be gün izlemektedirler.
     **Bu öneriyi yapan ve savunanların bazıları, günlük yaşamda da tanık olunduğu üzere, bu öneriye muhatap olan partilerin, çevrelerin, grupların vb. bazılarına üye veya taraftırlar; haliyle, çok doğal olarak, bazılarının gönlünde bazı aday adayları (farklı nedenlerle) 'ön planda'dır ve hatta bu çerçevede, bu konumdaki öneri sahiplerinin gönlünde, birbirlerinden farklı aday adayları da olabilir; ama, hiçbirisi, hiçbir aday adayının 'ön seçim' dışındaki bir yolla 'aday' olmasını savunmamaktadır.
     **Gündemde olan Yerel Seçimdir, haliyle seçime katılacak aday, o yerde yapılacak seçime, o yerdeki İl veya İlçe adına, onları temsilen katılacak aday'dır; çok doğal olarak, o adayın kim olacağına 'karar verme hakkı' yalnızca o yerdeki örgüte aittir ve hem de o aday adaylarını en iyi tanıyanlar ve kendilerince, (farklı nedenlerle) 'en iyi'ye karar verebilecek olanlar o yerdeki örgüt üyeleridir; bunun aksi iddia edilebilir mi?
     **Yapılacak olanın 'Yerel Seçim' ve belirlenecek olanın 'yerel aday' olduğu biline biline, Genel Merkez'in ve dahası, İl ve İlçe yöneticilerinin, seçimin yapılacağı yerdeki örgüt'ün üyelerinin kullanması gereken bir 'hakkı' (irade beyanını), onların yerine kendisinin kullanması ve de teorik olarak bu 'hak'kın sahibi olan üyelerin, bu gelişme karşısında 'sessiz' kalması ne anlama gelir?
     **Önerilen ve savunulan çerçevede yapılacak bir 'ön seçim', o yerde seçime katılacak partilerin, çevrelerin, grupların vb. o yerde, seçime katılacak adayın 'en doğru' aday olarak belirlenebilmesi amacıyla yapacakları kamuoyu araştırmalarını vb çalışmaları dışlamaz ve gereksiz konuma düşürmez; 'ön seçim', karar verme hakkının, en son o yerdeki İl ve İlçe Örgütü üyelerinde olmasının ('resmi' kabulün ötesinde 'fiili') kabulü ve ilanıdır.
     **'Ön seçim' dışındaki çalışmalarla belirlenecek adayın 'ön seçim' yapılsaydı da çıkacak aday'la aynı kişi olması (olasılığı) veya seçim'in, böylesi yollarla belirlenecek adaylarla da kazanılması (olasılığı), 'ön seçim hakkının (irade beyanının) yok sayılmasını haklı çıkarmaz; bu 'hak'kın tanınması ve mutlak bir biçimde kullanılması, 'Demokrasiyi' ve 'Demokratik yaşamı' gerçekleştirilebilir ve yaşanılabilir bir 'ihtimal' haline getirirken, bunun (pratikte) dışlanması, bu 'ihtimal'in tamamen, temelden dışlanması anlamına geliyor. (Boşuna mı 'ilk adımı hangi yola atarsan, o yolda yürürsün' diye yazılıp duruluyor).
     **Siyasi Partiler Yasasından ve yerel/genel nedenlerden kaynaklanan 'sağlıksız' İl ve İlçe Örgütleri yapıları gerçeği bu 'ön seçim' önerisini geçersiz kılmaz, tam aksine o yapıları sorgulamayı ve 'sağlıklı örgüt yapıları' konusunda sorgulama yapmayı ve çözüm yollarını arayıp bulmayı gündeme getirmeyi zorunlu hale getirir; aksi, bu sağlıksız yapıların devamına ve haliyle, yöneticilerin, bunu bahane ederek, üyelerin bu 'ön seçim' hakkını (istedikleri zaman) geçersiz kılmalarına zemin hazırlar.
     **'Ön seçim' önerisini gündeme getiren ve ısrarla savunanlar, bulundukları yerlerde 'apolitik' konumdaki veya mevcut partilerden, çevrelerden, gruplardan vb. bu öneriyi (farklı nedenlerle) kabul etmeyen ve hatta (yine farklı nedenlerle) reddedenlerin içlerini karıştırmak isteyen kişiler de değildir; onlar, bu ilk adımın atılmasını savunmanın ve uygulamanın ne anlama geldiğini, bunun hangi yolun (Doğrudan Demokrasi) ilk adımı olduğunu ve haliyle, devamı günlerde nelerin (günlük yaşama dair) önerilmesi ve savunulması gerektiğini bilmekte ve bunu bilerek bu öneride ısrar etmektedirler; peki, kendinden gerekçelerle bu 'ön seçim'e (bir biçimde) karşı çıkanlar, devamı günlerde neyi önerecekler ve savunacaklardır? Dahası, önerdiklerinde ve savunduklarında ne kadar inandırıcı olacaklardır? (Temeli olmayan bir bina nasıl inşa edilir ki?)
     07.12.2018/DATÇA
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...