Çağdaş Marmaris etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2020 Pazar

2020.04.06.MARMARİS YAZILARI-4 'DEMOKRAT' KİME DENİR? KİM 'DEMOKRATTIR' ?

  Hiç yorum yok
22:44


     MARMARİS YAZILARI-4: 'DEMOKRAT' KİME DENİR? KİM 'DEMOKRAT'TIR?
     Bu yazıları okuyanların anımsayacağı üzere, birinci bölümde, ÖDP Marmaris İlçe Örgütü'nün bulunduğu Halıcılar İş Hanı'nın birinci katında ÇEV-DER'in de bulunduğunu; birinci, ikince ve üçüncü bölümlerde ise, 'Demokrasi Platformu'nu oluşturan bileşenlerden birisi konumunda ola gelen ÇEV-DER içerisinde yer alan, 'Demokrasi Platformu' toplantılarında zaman zaman derneklerini temsil eden ve kendilerini 'Demokrat' olarak nitelendiren bazı arkadaşların, 'Demokrasi Platformu'nun dağıtılarak 'Kent Meclisi' içerisinde yer alınması gerektiği konusunda etkin bir rol üstlendiklerine değinmiştik; nitekim, yazılarımızda, eleştirilerimizi de, bu arkadaşlara yönelttiğimizi anlatmıştık.
     İşte bu sözü edilen 'Demokrat' arkadaşlardan birisi, Ferit Dağ imzası ile, bizim 21.03.1998 tarihli yerel Çağdaş Marmaris gazetesinde yayınlanan yazımıza, aradan 5 ay 4 gün geçtikten sonra, 25.08.1998 tarihinde, ''DEMOKRASİ PLATFORMU, KENT MECLİSİ VE DEMOKRAT OLMAK'' başlıklı oldukça uzun ve ayrıntılı bir yanıt verdi. Biz de, Ferit Dağ'ın bu yazısına 18.09.1998 günü, ''DERVİŞİN FİKRİ NEYSE ZİKRİ DE ODUR (Bir kez daha Kent Meclisi)'' başlığıyla aynı gazetede yayınlanan, bir yanıt verdik.
     Ferit Dağ'ın ve bizim yazdığımız yazıları, yani 24 gün arayla yayınlanan bu iki yazıyı, orijinal halleriyle, tek bir kelimesini dahi değiştirmeden yayınlıyoruz. Yalnızca, tartışılan konunun okuyucu tarafından daha kolay anlaşılabilmesini sağlamak amacıyla, sanki Ferit Dağ ve biz, bir masa başında, bizleri izleyenlerin gözleri önünde tartışıyormuşuz gibi şekli bir düzenleme yaparak, üç(3) bölüm halinde yayınlıyoruz.
     ((Biz bu yazıları yazarken ve bu yazılar üzerinden yürütülen tartışmalarda düşüncelerimizi ortaya koyarken, aradan 22 yıl geçecek ve bir gün, bu yazıları (Kent Konseyinde, farklı demokratik çevrelerde ve platformlarda yürütülen bazı tartışmaların yeni bir şey olmadığını, tarihsel kökleri bulunduğunu ve öteden beri devam ede gelen tartışmaların bir biçimde devamı olduğunu somut bir biçimde gösterebilmek için) yeniden gün yüzüne çıkarmak zorunda kalacağımızı, hiç mi hiç düşünmemiştik; ama hayat bu... Buyurun ve okuyun; karar sizin.))
     ***
     Ferit Dağ- ''Çağdaş Marmaris Gazetesi'nin 21 Temmuz 1998 tarihli yayınında 2.sayfada konuk yazar olarak M.Ali Yılmaz imzalı bir yazı yayınlandı. 'DEMOKRASİ PLATFORMUNDAN KENT MECLİSİNE, KENT MECLİSİNDEN MARMARİS KENT VAKFINA' başlıklı yazıda DEMOKRASİ PLATFORMU ve KENT MECLİSİ deneyimi değerlendirilirken, ağırlıkla ÇEV-DER içerisinde konumlanan 'DEMOKRAT'lar eleştirilmiştir. Demokrat kelimesi tırnak içerisine alınarak o kişilerin SÖZDE DEMOKRATLIĞI özellikle vurgulanmıştır. Böylece kendisinin ve kendisi gibi düşünenlerin ne kadar GERÇEK DEMOKRAT oldukları ve GERÇEK DEMOKRAT olabilmek için de onlar gibi düşünmek gerektiği anlaşılmıştır.''(Vurgular yazara aittir)
     M.Ali Yılmaz- ''21 Temmuz'da Çağdaş Marmaris gazetesinde yayınlanan 'Kent Meclisi' ile ilgili eleştirel yazımız, adeta yürüyen arabanın tekerleğine 'çomak sokma' olarak algılandı; bizlere karşı 'öfkeli haykırışlar' yükseltildi.''
     Ferit Dağ- ''DEMOKRAT OLMAK''
     M. Ali Yılmaz- ''DEMOKRAT'MI, 'SÖZDE DEMOKRAT'MI?
     Ferit Dağ- ''Demokrat olmak, ilk önce başkalarının düşüncelerine, bizlere son derece ters gelse de hoşgörü ile yaklaşmayı gerekli kılar. Kendi düşüncelerine 'hayatın tek doğrusu' gibi yaklaşan, bu düşüncelere 'iman' eden kişinin başkalarına hoşgörülü davranması çok zor. 'Doğruların tekelini' kendimizde zannederek kendi dışımızdakileri kötülemek, savunulan ya da savunulduğu sanılan düşünceler ile tartışmak yerine bu düşünceyi savunanlara ithamlarda bulunmak, suçlamak ne kadar GERÇEK DEMOKRAT olduğumuzun bir göstergesi. Bu şekilde yaklaşan, böyle düşünen kişilerden bence demokrat değil, ama iyi bir 'MÜRİT' olur. Solda ve sağda oluşmuş bir çok tarikatın 'müritlik' noktasında birbirlerinden hiçbir farkı yoktur. Kendilerine örgütlerince sunulan düşünceye 'iman' ederler, sadece şeyh, şıh, merkez komite veya liderlerinin dediklerine inanırlar. Son derece iyi niyetle kurulmuş bir çok örgütlenmede, örgütlenmeye katılan kişilerin yetişme tarzıyla kendisine empoze edilmiş, 'içselleştirilmiş' müritlik geleneğini mevcut örgütlenmeye taşımasıyla bu örgütlerin de diğerleriyle hiçbir farkı kalmaz.
     Hoşgörü, kendi düşüncelerinin de yanlış olabileceği olasılığının baştan kabulünü içerir. Bunu kabul eden kişi başkalarının düşüncelerini ilgiyle izler, onlardan bir şeyler öğrenebilir miyim ya da katkıda bulunabilir miyim diye düşünür ve bu doğrultuda çaba sarf eder.
     Diğer bir hastalığımız da DAYATMACILIK: Dayatmacılık, otoriter bir kültürle yoğrulmuş bizler için geçmişten devraldığımız en kötü hastalıklarımızdan biri. Demokrat olmamızın önünde en büyük engel. Bunun altında da; kendi savunduğu düşüncelerin 'EN DOĞRUSU' olduğuna iman ile diğer haddini bilmeyenlerin 'doğru yola' getirilmesinin 'dikensiz gül bahçesi' yaratılması için zorunlu olduğu düşüncesi yatar. Bu yüzden de mevcut siyasi örgütlenmeler içerisinde bir süre bulunmuş ve fikir uyuşmazlığı vb. nedenlerden örgütlerinden ayrılan kişilerin örgütte bulundukları durumlara göre 'dönek', 'hain', 'işbirlikçi', 'ajan', 'provokatör', 'hizipçi', 'katli vacip kişi' olarak suçlanmaları, hatta katledilmeleri her zaman olasıdır.
     Demokrat olmak 'hiç bir örgüt, kişi, lider sultasına esir olmadan özgür bir birey' olabilmeyi zorunlu kılar. Demokrat olmak birbirinden farklı olan, farklı düşünen, farklı yaşayan milyarlarca insanın, birbirini boğazlamadan bir arada yaşamasının 'formülünü' bulmamızı zorunlu kılar.
     Konuk yazar M. Ali Yılmaz, kendisinden farklı düşünen, ağırlıkla ÇEV-DER içinde 'konumlanan' kişilerin demokratlığından kuşku duyuyor. En demokrat kendisi. Hatta daha ileri gidiyor. Kendi ileri sürdüğü düşüncelerin, içinde yer aldığı örgütlenmenin bütün katılımcılarının ortak görüşü olduğunu ima etmek için ÖDP'nin ismini bir çok yerde kullanıyor. Böylece bu örgütlenme içinde yer alıp ta kendisinden farklı düşüncenin olamayacağını anlamış oluyoruz. Yani, bu örgütlenmede yer alacak kişiler bu 'tezleri' savunmak zorunda. Kendisi bundan emin.''(v.y.a)
     M.Ali Yılmaz- ''Biz 'Kent Meclisi' önerisinin ÇEV-DER patentli olmasına karşın, asıl teorisyenlerinin ÇEV-DER içerisindeki belli bir çevre olduğunu bildiğimizden, bu gerçeği tam anlamıyla ifade edebilmek için, kendilerini ÇEV-DER içerisinde konumlandıran bazı 'Demokrat arkadaşlar'dan söz etmiştik.
     Yazımızda 'Demokrat' kelimesini tırnak içerisinde belirtmemizden yola çıkan 'Kent Meclisi' teorisyenlerinden Ferit Dağ, 25 Ağustos'ta yine Çağdaş Marmaris'te yayınlanan cevabi yazısında bizim kendilerini 'SÖZDE DEMOKRATLAR' olarak gördüğümüzü ileri sürüyor ve akabinde, gerçekte kendilerinin değil bizlerin 'SÖZDE DEMOKRATLAR' olduğumuzu kanıtlamaya çalışıyor. Üç sütun üzerinden tam sayfa olarak yayınlanan yazısının tam bir sütununu 'DEMOKRAT OLMAK' konusuna ayırıyor.
     'Kent Meclisi' ile ilgili 'özet' bir eleştirel yazıya 'DEMOKRAT OLMAK' konusundan yola çıkarak cevap verilmeye çalışılınca, haliyle bizim de o konuda bir şeyler söylemek, hakkımız olur.
     Yakın geçmişte politik yaşamlarını 'SOL' çevrelerde icra-i sanat eylemiş, bir biçimde 'MARKSİST' kültürden etkilenmiş, böylesi bir politik kimliğe sahip olmanın bedelini bir biçimde ödemiş ve geldikleri noktada kendilerince açıklanabilir gerekçelerle yeni konumlanmalar içerisine girmiş pek çok insanın bu yeni konumlarına yönelik olarak severek kullandıkları ve söylendiğinde kabullendikleri yegane tanım, 'Demokrat'lıktır.
     Dünkü 'Sosyalist' kimliklerinden bugünkü 'Demokrat' kimliklerine evrilen bu arkadaşlardan bazıları, bu evrilmenin külliyen negatif yeni bir konumlanma olarak algılanmamasını sağlamak için kendilerini bu 'Demokrat' kelimesiyle tanımlarlarken, yazısından anlaşılacağı üzere, muhatabımız gibi bazıları da bu evrilmeyi bir 'TERFİ'(!) olarak lanse edebilmek için külli inkar ve karalama yolunu seçerek 'Sosyalist' kimliği karşısında 'Demokrat' kimliğini yüceltmeye çalışıyor.
     Bize göre 'Gerici', 'Faşist' vb. bir kimlikten 'Sosyalist' bir kimliğe evrilmek pozitif bir evrilmeyi, tersi ise negatif bir evrilmeyi ifade eder. Bir başka deyişle her 'Sosyalist' önce 'Demokrat'tır ve bu kimliği aştığı noktada 'Sosyalist' kimliği edinir. Aynı anlama gelmek üzere, her 'Sosyalist' her şeyden önce 'tutarlı bir Demokrattır' ve öyle de olmak zorundadır.
     Bu görüşümüz doğrultusunda biz, dünkü 'Sosyalist' kimliklerini terk ederek bugünkü 'Demokrat' kimliklerini yeğlediklerini bir biçimde ifade eden arkadaşlarımızın bu evrilmelerini 'negatif' bir değişim olarak değerlendiriyor; ancak 'Demokrat' kelimesinin kendi gerçekliğinde pozitif bir anlamı olduğunu bildiğimizden, bu değişimi yaşayan her insanın yeni konumunun değerlendirilmesinin onların evrilme gerekçelerinin, biçimlerinin ve yeni konumlarındaki gerçekliklerinin bilinmesiyle mümkün olacağını düşünüyoruz. Bu anlamda bizim bütün bu arkadaşları toptan ele alma, aynı kefeye koyma ve karalama gibi bir mantığımız yoktur.
     Bizim görüşümüz böylesine açık ve net iken, 'Kent Meclisi' önerisinin asıl sorumlularının ÇEV-DER içerisinde konumlanan bazı 'ESKİ SOLCULAR' olduğunu vurgulama kastıyla yazdığımız 'Demokrat' kelimesinden, sanki bir yazıda bir kelimeyi tırnak içerisinde belirtmenin yalnızca ve yalnızca o kelime ile anlatılmak istenen şeyin küçümsenmesi anlamına geldiğini ve başkaca bir anlamı olamayacağını varsayarak (yazının hiç bir yerinde bu kelimenin önüne başkaca 'SÖZDE', 'SÖZÜM ONA', 'SAHTE'...gibi herhangi bir kelime eklenmediği halde) 'SÖZDE DEMOKRAT denilmek isteniyor' yorumunun çıkarılması, ancak ve ancak, muhatabımızın halet-i ruhiyesini ve kendisine 'yandaş' bulabilme telaşını anlatır.
     ÖDP'LİLER DEMOKRATTIR
     Yazısının 'DEMOKRAT OLMAK' adlı ilk bölümünde, kendilerinin değil, gerçekte bizlerin 'SÖZDE DEMOKRAT' olduğunu, bizlerden olsa olsa 'İYİ BİRER MÜRİT' olacağını kanıtlamaya çalışan muhatabımızı 'şecaat arzederken merd-i kıpti, sirkatin söyler' misali 'gerekçeler'(!) sıralıyor. Açık 'itiraf' biçiminde yazılmasa da, yazıdan anlaşıldığı kadarıyla, muhatabımız, bugün terk-i viran eylediği 'SOL' çevrede, 'Bilimsel bir ideoloji' olan 'Sosyalizm'i bilince çıkarıp içselleştirme ve bu bilinç ile yer alma yerine tamamen 'iman gücü' ile yer almış; her daim 'lider' bildiklerinin söylediklerini 'sorgusuz' kabullenmiş ve pratiğe geçirmiş; 'ideolojik birlik' oluşturma (ki bu yazıda 'dikensiz gül bahçesi' yaratma olarak ifade ediliyor) gerekçesiyle farklı düşünceler dile getiren pek çok arkadaşının bir biçimde ağır suçlamalara maruz kaldığına tanık olmuş vb.vb...yani, iyi bir 'MÜRİT'miş.
     Bugün geldiği noktada ise, bu gerçekliğin, yakın geçmişi yaşayan herkesin gerçekliği olduğunu var sayıyor ve bu varsayıma ikinci bir varsayım ekleyerek ÖDP'de politik yaşamını devam ettiren bizlerin bu 'MÜRİTLİK' geleneğini sürdürdüğünü ileri sürüyor.
     Biz kendi adımıza konuşalım, yakın geçmişte bir bütün olarak böylesi bir gerçekliği yaşamadık; bu nedenle vicdanımız rahat ve yine bu nedenle ısrarla yolumuza devam ediyoruz.
     İkincisi, anlaşılan odur ki, bu 'gerekçeler'(!) sıralanırken, aslında, bizim yazımız bir vesile kabul edilip, 'günah çıkarmaya' çalışılıyor; ama bu yapılırken, yerin ve zamanın yanlış seçildiği, bizim de 'papaz' olmadığımız gerçeği gözden kaçırılıyor.
     Üçüncüsü,Türkiye Solu'nun büyük çoğunluğu bir bütün olarak geçmişinin eleştirisini ve özeleştirisini geleceğe ışık tutacak şekilde ana hatlarıyla da olsa yaparak bugünkü ÖDP'yi yarattı ve yola onunla devam ediyor. Bir başka deyişle, ÖDP'liler, geçmişin değerlendirmesinden 'külli inkar' sonucunu değil, olumlama anlamında 'aşmak' sonucunu çıkardılar ve birleşerek yola koyuldular.
     Bu yazılanların ışığında programına uygun bir tüzüğe sahip olan ve tüzüğünde açık açık 'Parti üyelerinin BİREY, ÇEVRE, veya PLATFORM olarak tutum ve görüşlerini tüm partiye ve kamuoyuna duyurma hakkı vardır. KARARLARIN UYGULANMASINA KATILMAK GÖNÜLLÜLÜK ESASINA DAYANIR'(abç) diye yazan ÖDP ve bunu böyle formüle eden ÖDP'liler, hadi muhatabımızın vurgusuna uygun olarak daha dar çerçevede ifade edelim, ÖDP içerisindeki renklerden birisi olan ve bu anlayışın ısrarlı savunucularından olan bizler, yazıda sıralanan bu hezeyanların dışında hangi gerekçelerle ÖDP içinde veya 'DEMOKRASİ PLATFORMU' gibi içinde yer alınan oluşumlarda 'DEMOKRATÇA DAVRANMAYAN', 'OTORİTER' ve 'DAYATMACI' olan, 'MÜRİT GELENEĞİNİ İZLEYEN', 'SÖZDE DEMOKRATLAR' olarak ilan edilebiliriz?
     Anlaşılan o ki, muhatabımız, 'döne döne' yol alageldiği politik çizgisinde bindiği 'sübjektivizm atı'nın uygun bir at olup olmadığını bir kez olsun sorgulamak yerine, şahlandırarak, yalın kılıç 'hayali tavşan' peşinde koşmakta ısrarlı görünüyor.''(Vurgular, yazının orjinalinde var)

(Devam edecek)
06.04.2020 / Datça
Mehmet Erdal




Devamını Oku...

3 Şubat 2020 Pazartesi

2020.02.04.PAZAR YERİ YAZILARI-3 ÇÖZÜM BULMAK MÜMKÜNDÜR

  Hiç yorum yok
21:11


     PAZAR YERİ YAZILARI-3 'ÇÖZÜM BULMAK MÜMKÜNDÜR!'
     Gazetenin sahibi Mehmet Emin Berber'in 22,06.2004 tarihli 'NOTLAR'ı Çağdaş Marmaris gazetesinde kendi yazdığı bir yazının içerisinde kendi adına yayınlanmasından sonraki Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında Marmaris Pazar yerinde rutin ticari faaliyet devam etti.
Yeni yönetimin ilk iddialı icraatının 'Yeni bir pazar yeri' olacağı; bu pazar yerinin kapalı olması nedeniyle de var olan pazarcıların tümünün bu pazar yerinde yer bulamayacağı, bazılarının açıkta kalabileceği ve haliyle bu açıkta kalacakların da Marmaris dışında ikametgah kaydı olanlar olacağı vb. çerçevesinde söylentiler baş gösterdi.
     Bu söylentilerin günlük yaşamda yansımaları, hiç şüphesiz olacaktı ve oldu da; biz de dahil olmak üzere ikametgah kaydını Marmaris'e almalar, belediye ödemelerini geciktirmeler, CHP İlçe Örgütü nezdinde ya da CHP İlçe Örgütü ile ilişkileri iyi olan pazarcılar ve/veya Marmaris, hatta Muğla ve diğer ilçelerdeki 'sözü geçer' diye değerlendirilen bazı CHP'liler aracılığıyla farklı girişimlerde bulunmalar vb.vb. her yol deneniyor ve yapılacağı söylenen bu yeni kapalı pazar yerinde tezgah açabilecek birisi olmak isteniyordu; o günlerde, Marmaris Pazar yeri, biz de dahil pek çok pazarcı için o kadar önemli (neredeyse, 'var olma ya da yok olma' derecesinde ) bir yer olarak görülüyordu.
     ***
     Bu söylentilerin ayyuka çıktığı ve sezonun da bitimine (ki, sezon bitimi 1 Kasım olarak kabul edilirdi) az bir süre kaldığı günlerde, Marmaris Pazar yerinde tanık olduğum bazı gelişmeler üzerine yeniden yazmaya karar verdim.
     '' ÇÖZÜM BULMAK MÜMKÜNDÜR !
     Marmaris Belediyesi sınırları içerisinde Perşembe günleri kurulan pazar yerinde tezgah açan pazarcıların bazılarının tezgahlarına görevli zabıtalarca ŞERİT ÇEKİLMESİ ve bu yolla, o tezgahların o gün için ticari faaliyetten men edilmeye çalışılması, bu yaz sezonunun ve özellikle son haftaların bilinen ve üzerinde çokça konuşulan eylemidir...
     SORUN NEDİR?
     İlgili kişi ve kuruluşların bildiği gibi, Marmaris Pazar yerinde tezgah açan pazarcılar, önceki yıllarda, Marmaris Belediyesi'ne hem belediyeden alınan KART için belli bir bedel hem de tezgah açtıkları gün için GÜNLÜK İŞGALİYE öderlerdi; Belediye, kartın bedelini taksit taksit, günlük işgaliye'yi ise tezgahın açıldığı gün tahsil ederdi.
     29 Mart Yerel seçimlerinde seçimi kazanan ve iş başına geçen sayın Ali Acar yönetimindeki Marmaris Belediyesi ise, kendilerince bilinen nedenlerle, 2004 yılı için bu iki farklı bedeli birleştirdi ve üç takside bölerek Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında tahsil etme yoluna gitti...
     Sayısal veriler Marmaris Belediyesinin elindedir elbette, ama bizce Marmaris Pazar yerinde tezgah açan pazarcıların önemli bir kesimi HER ŞEYE RAĞMEN, yani tahsil edilmek istenen bedelin büyüklüğüne, turizm sezonunun beklendiği gibi gitmemesine, işlerinin durumuna, ödemelerine...vb. bakmaksızın, önceki yıllarda olduğu gibi, belediyeye olan borçlarını gününü geçirmeksizin ödeme yoluna gitti.
     Toplam sayılarını bilemediğimiz bazı pazarcılar ise, en azından yüksek sesle dile getiremedikleri bazı gerekçelerle, bu taksitlerin birini veya ikisini veya her üçünü ödememeyi tercih ettiler.
     İşte Marmaris belediyesi, bu ödemeyi aksatan veya hiç ödeme yapmayan tezgah sahiplerini ödeme yapmaya zorlamak için sık sık TEZGAH ŞERİTLEME uygulamasını gündeme getirdi.
     Bu uygulamanın ne kadar başarılı olduğunu, elbette Marmaris Belediyesi biliyordur.
     SORUNUN KAYNAĞI NEDİR?
     1- Yıllardır, bazı pazarcılar, yalnızca Marmaris Belediyesi'ne değil, diğer bazı belediyelere de Kart bedellerini aksatarak, hatta yıl atlatarak ödemeyi veya her nasıl başarıyorlar idi iseler, kısmen veya hiç ödememeyi bir alışkanlık haline getirmişler. (Bu konuda, Marmaris Belediyesinin ve diğer belediyelerin elindeki dosyalarda yeterli bilgiler bulunuyor olmalıdır.) Bu alışkanlığın devam ettirilmek istendiği söylenebilir.
     2- 2004 yılı turizm sezonunun bitimi olarak kabul edilen 1 Kasım 2004 tarihinden sonra Marmaris Pazar yerinde yapılacağı söylenen YENİ DÜZENLEME çerçevesinde KARTININ İPTAL EDİLECEĞİ kaygısına kapılan bazı pazarcıların MADEM KARTIM İPTAL EDİLECEK, O ZAMAN NEDEN ÖDEYEYİM? EĞER İPTAL EDİLMEZ İSE FAİZİYLE ÖDERİM! diye düşünerek ödemeleri gereken taksitleri mümkün olduğunca geciktirmeyi, az taksit ödemeyi ya da hiç ödememeyi düşündükleri söylenebilir.
     3- 29 Mart Yerel seçimleri sonrası yeni yönetim döneminde ilk kez kart alan ve haliyle, 2004 yılı turizm sezonunun başlamasıyla birlikte değil, bir süre sonra tezgah açmaya başlayan yeni kart sahiplerinden bir kısmının bu GECİKMEYİ ileri sürerek kendilerine BİR İNDİRİM'in yapılmasını sağlamak için taksitleri ödemede ayak sürüdükleri söylenebilir.
     Bunların dışında, bütün pazarcıları ilgilendirmesine karşın, ağırlıkla taksitleri ödemeyi aksatan veya şu veya bu oranda hiç ödememeyi düşünen pazarcıların sıklıkla ve yaygınca dile getirdikleri gibi istenen yıllık tutarın yüksek oluşu, turizm sezonunun beklendiği gibi geçmemesi, işinin durumu, ticari ve özel ödemeleri...vb. gerekçelerden hangisinin veya hangilerinin kaç pazarcı açısından gerçekten can alıcı önemde olduğunu, kaç pazarcı tarafından ise zevahiri kurtarmak adına ileri sürüldüğünü bilemeyiz.
     Elbette bu dile getirdiğimiz gerekçelerin dışında başka bazı gerekçeler de sıralanabilir, ama bizce olası bu gerekçeler sorunu genel düzeyde değil, yalnızca bazı kişiler bazında açıklamaya yarar...
     ÇÖZÜM NEDİR?
     Bizim bu yazıda yapmaya çalıştığımız gibi sorun ve sorunun kaynağı bütün gerçekliğiyle kavranamazsa, sorunun çözümü için gündeme getireceğimiz yöntemler sorunu çözmez, sorunun kaynağını veya kaynaklarını kurutmaz ve haliyle sorun, kendini yeniden ve yeniden üretir...
Bu noktada ŞERİT ÇEKME uygulamasının, 2004 yılı turizm sezonunda da Marmaris Pazar yerinde yaşanan ve bu yazının konusu olan sorunun köklü ve kalıcı çözümünü sağlamaktan uzak olduğunu söyleyebiliriz. Bizce bu sorunun ve pazar yerinde bugün yaşanan diğer sorunların çözümünde izlenebilecek en pratik ve kesin sonuç alıcı yol, 2005 yılından geçerli olmak üzere:
     1- Yıllık Kart bedeli ve günlük işgaliye birlikte tahsil edilmeye devam edilmeli, ama çok yüksek olan bu miktar makul bir seviyeye çekilmelidir.
     2- Marmaris Pazar yerinin yalnızca turizm sezonunda değil, yıl boyunca faal olduğu düşünülürse, pazarcıdan alınacak yıllık miktar Nisan, Temmuz ve Eylül olmak üzere üç takside bölünmeli; Nisan ayında ilk taksiti ödemeyene tezgah açma izni verilmemeli, diğer taksitlerden birini ödemeyenin ise kartı iptal edilmelidir.
     3- Kart sahibi olan veya olmayan pazarcıların sayısı ve toplam pazar yeri alanı dikkate alındığında, Marmaris Pazar yerinde ipin ucu kaçmıştır ve bu nedenle belli bir sayı ve alan sınırlamasına gitmek ve pazar yerine bir çeki düzen vermek kaçınılmaz hale gelmiştir.
     4- Bugünkü veriler ışığında, Marmaris Pazar yerinde bulunan ve alt katına sebze ile meyve satanların, ikinci katına ise tuhafiye işi yapanların tezgah açtığı bina sıkı bir şekilde elden geçirilerek restore edilmeli ve Bodrum'da da olduğu gibi, pazar iki güne çekilerek pazar yeri bu bina içerisiyle sınırlanmalıdır. Bizce bu, pazar olayı ile ilgilenen kişi ve kuruluşların üzerinde hem fikir olabilecekleri bir REORGANİZASYON'dur, teknik olarak da mümkündür.
     5- İçmeler Pazar yeri ile ilgili yazımızda da belirttiğimiz gibi:
     a) Her yıl kartını yeniletmek veya yeni kart almak isteyen her pazarcıdan Vergi Dairesine ve Esnaf ve Sanatkarlar Odasına kaydı olduğuna dair resmi bir yazı ile artık yasa gereği sahip olunması zorunlu Ustalık Belgesi şartı aranmalı,
     b) Her vergi numarasına bir tezgah açma izni verilmeli; eş, kardeş, ana-baba, akrabalık vb... ilişkiler bir vergi numarasına birden çok tezgah açma izni verilmesini gerektirmemeli,
     c)Vergi kaydında veya ustalık belgesinde yazılı işin dışında başka bir alanda tezgah açma izni verilmemeli,
     d)Tezgahların bulundukları konum ve kapladıkları alan dikkate alınarak yıllık bedel tespiti yapılmalı,
     e)Tezgahları kiraya verme yasağı devam etmeli, kiraya verenin kartı iptal edilmeli,
     f)2005 yılından itibaren pazarda yer verilmeyecek işlerin neler olduğu bu sezon sonunda mutlaka açıklanmalı ve böylece olası mağduriyetlerin önüne geçilmelidir.
     6- Pazar yeri binasının çevresinde olup da yalnızca pazarın kurulduğu gün açılan ve çok yüksek fiyatlardan kiraya verildiği bilinen pazar yeri binası içerisinde tezgah açan pazarcıların aleyhine bir rekabete girişerek adil olmayan bir rant elde etmelerinin koşulları ortadan kaldırılmalıdır.
En son olarak şunu söyleyebiliriz: Marmaris Pazar yeri ile ilgili yapılması düşünülen bütün düzenlemeler kesinlikle 2005 turizm sezonunu olumsuz etkileyebilecek şekilde (bu yılki uygulamalardan ders alınmalı) geciktirilmemelidir; bizce bunun için en uygun zaman önümüzdeki Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arasındaki süredir.
     MEHMET ALİ YENİLMEZ
     11.10.2004''
     ***
     Bir yazı neden yazılır ve yayınlanır?
     Yazıya konu olan sorunlardan ve dertlerden kamuoyu bilgilensin ve de ola ki, konu ile ilgili ve yetkili birileri çıkar ve merak edip okur, diye.
     Yerel yönetimden birileri okuyor muydu? Eğer okuyorlar idiyse, ne diyorlardı ve ne düşünüyorlardı? Nasıl bir tepki veriyorlardı?
     O günlerde, bunları bilemiyor ama merak ediyordum.
     04.02.2020/Datça
     Mehmet Erdal
   

Devamını Oku...