ittifaklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2019 Salı

2019.02.18.SOL-CHP İLİŞKİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...1-6

  Hiç yorum yok
14:41


     SOL-CHP İLİŞKİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...-1
     'Sol' deyince, kendisine Sol, Sosyalist, Devrimci vb. tanımlamalardan herhangi birisini uygun bulan ve kendisini bunlardan birisi ile tanımlayanları; 'CHP' deyince de, bugünkü CHP'yi, bugün günlük yaşamda algılanan CHP'yi anlamak; hem 'Sol'u hem de 'CHP'yi bu gerçeklikte, bu algılama biçimleriyle ele almak ve tartışmayı bu düzlemde yapmak daha gerçekçi ve sonuç alıcı olacaktır.
     Bundan ötesi, bu yazının kapsamı dışındadır ve bugün gündeme alınıp tartışılmasının da yararı yoktur.
     ***
     Bilindiği üzere 31 Mart Yerel Seçim sürecine girildikten sonra bir ara ('Cumhur İttifakı' bileşenlerinden AKP ile MHP arasında iplerin 'koptu kopacak' dendiği Ekim 2018'de) kafasının karışık olduğu yollu spekülatif yorumlara da yol açan sinyaller veren HDP, önceleri 'örtük' olarak ve bilahare, CHP'nin yüzünü 'Sağ'a (İYİ PARTİ, Saadet) döndüğünün iyice ayyuka çıktığı anlaşıldıktan sonra, ülkenin her yerinde değil, kendi ifadeleriyle 'ülkenin batısında', CHP'ye 'açıktan' ittifak çağrıları yapmaya başladı. 
     Aynı süreçte, önce ÖDP (ve bazı Sol çevreler) ile CHP arasında sonuçsuz kalan Hopa, Şavşat...görüşmeleri; Dersim'de, önceki dönem Ovacık Belediye Başkanı olan Maçoğlu'nun (SMF) TKP'den Dersim adaylığı; nihayet İstanbul Beyoğlu'nda CHP'nin doğrudan ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taş'a 'adaylık' teklifi yapması ve ÖDP/Alper Taş'ın bu adaylığı kabul etmesi türünden gelişmeler yaşandı.
     Bütün bu gelişmeler çerçevesinde ilgili ilgisiz kişiler, çevreler, gruplar ve partiler arasında çok yönlü olarak farklı biçimlerde sürdürülen ve taraflardan herhangi birine ne ölçüde yararı olduğu sorgulanabilecek tartışmalara tanık olundu.
     Bu tartışmaların yaşandığı süreçte bir-iki kez yazıldığı üzere; bu tartışmalar, özünde, 'Sol İçi' ve 'Sol-CHP' arasında var olan veya olması gereken ilişkiler düzleminde ele alınması ve yapılması gereken tartışmalardı; elbette, eğer bu tartışmalardan, bugünden yarına kalıcı ve yol gösterici sonuçlar elde edilmek isteniyor ise...
     ***
     Bırakın herhangi bir konuda iddia sahibi kişilerin, çevrelerin. grupların ve partilerin sözleriyle pratiklerinin birbirini tamamlayan bir bütün olması gerektiğini ve ancak böyle olursa dışındakiler açısından inandırıcı ve ikna edici olarak kabul edilebileceği gerçeğini; yaşayan her kişinin günlük yaşamında ve dışındakiler ile ilişkilerinde bile söylemi ile eylemi arasında birbirini tamamlayan bir tutarlılığı göstermesi beklenir ve istenir.
     Bu bakış açısıyla, konuyu tartışmaya başlayabiliriz.
     ***
     HDP, önceleri 'örtük, sonraları ise aleni olarak CHP'ye 'Gelin, Batı'da ittifak yapalım'; ÖDP (ve bazı Sol çevreler) Hopa ve Şavşat'ta CHP'ye 'Gelin ortak aday çıkaralım ve bunu da ön seçim ile belirleyelim'; Maçoğlu (SMF), Dersim'de HDP'ye 'Gelin ortak aday çıkaralım'; CHP, İstanbul Beyoğlu'nda Alper Taş'a 'Gel adayımız ol' derken... bir biçimde, açıktan adını koymasalar da, 'şu an siz bizim için önemli ve değerlisiniz, sizinle birlikte hareket etmek istiyoruz' demiş oluyorlardı.
     Ya da tam tersi: CHP, HDP'nin çağrılarına hiç tepki vermeyerek ama fiiliyatta İYİ PARTİ ile 'Millet İttifakı'nı kurarak; Hopa ve Şavşat'ta CHP, ÖDP'ye 'Hayır' diyerek; Dersim'de HDP, Maçoğlu'na (SMF'ye) bir biçimde 'burası benim bölgem' demeye getirerek ...yine açıktan adını koymasalar da 'şu an siz bizim için önemli ve değerli değilsiniz, sizinle birlikte hareket etmek istemiyoruz' demiş oluyorlardı.
     Bu çağrıyı yapanlardan, bu çağrıya muhatap olanlardan veya bu çağrılara bilinen yanıtları verenlerden, dahası bu çağrıların muhatapları dışında kalan ama bütün bu gelişmelerle ilgilenen kim bugün çıkıp da 'Hayır, bu çağrılardan ve yanıtlardan bu yorumlar çıkarılamaz' diyebilir?
     ***
     Hal böyleyken, neden taraflar çıkıp da günlük siyasi yaşamlarında bu yaptıklarının adını açıkça koymaktan ve tanımlamaktan kaçınırlar?
     Örn; İstanbul Beyoğlu adaylığını kabul ettikten sonra Alper Taş 'Bu Sosyal Demokratlar ile Sosyalistlerin ittifakıdır' yollu açıklama yaptı; böylece hem CHP'yi nasıl gördüğünü hem de onunla bu yerde/bu düzlemde kurulan ilişkiyi nasıl değerlendirdiğini/değerlendirdiklerini açıkça söyledi.
     Peki, Sol ile CHP'nin ilişkilerini sorguladığımıza göre, CHP'ye değil, doğal olarak HDP'ye de sormak gerekiyor; 'İttifak' çağrısı yaptığınız CHP'yi nasıl görüyorsunuz ve yaptığınız bu çağrıyı nasıl  açıklıyorsunuz?
     Aynı soru HDP ve ÖDP dışında kalan bazı Sol kişi, çevre, grup ve partilere de sorulmalıdır; CHP'yi, bugünkü CHP'yi, günlük yaşamınızda gördüğünüz ve algıladığınız CHP'yi nasıl değerlendiryorsunuz?
     Hele bi söyleyin...
     ***
     Şimdi tartışmaya başlayabiliriz...
     18.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal.

     SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...-2
     Anımsarsanız, 31 Mart Yerel Seçim sürecinin hemen başlarında, Ekim 2018'de, MHP, bir süredir açıktan dillendirdiği istemlerine olumlu yanıt vermeyen 'Cumhur İttifakı' ortağı (iktidar konumunda olan) AKP'ye, '31 Mart'ta yapılacak yerel seçimde tek başıma aday gösteririm' yollu resti çekmiş ve AKP/Erdoğan da, MHP'ye, 'Çektiğin resti gördüm' diye cevap vermişti.
     'Cumhur İttifakı' bileşenleri arasında bu karşılıklı restleşmenin yaşandığı ve 'Hah tamam, koptu kopacak, dağıldı dağılacak' diye yaygın bir beklentinin oluştuğu günlerde, HDP Eş Genel Başkanlarından Sezai Temelli, HDP Olağan Grup toplantısında, kürsüye çıkmış ve AKP'ye '...Sayın Öcalan'a tecrit bitmeden barış konusunda adım atmak mümkün değil. Şimdi bir kez daha dile getiriyoruz. Gelin masaya oturalım. Muhatabı bellidir. Başka muhataplar arayarak bu sorunu çözemezsiniz. Gelin bu tecride son verin.'(Sol Haber Portalı,23.10.2018) yollu çağrı yapmıştı.
     ***
     31 Mart Yerel Seçim sürecinin gündeme girdiği ve gündemin ilk sıralarına yerleştiği, 'Cumhur İttifakı' bileşenleri arasında, tam da 31 Mart Yerel Seçim ekseninde çıkan bir tartışmanın ortasında, tartışmanın taraflarından birisine (ve hele hele iktidar konumunda olanına) yapılan bu çağrı nasıl değerlendirilebilir ve yorumlanabilir (di)?
     Bu çağrıyı yapan HDP, bugünden geriye bakarak, yaptığı bu çağrıyı şu veya bu biçimde savunabilir.
     Ama günlük yaşam içindeki politik duruşları, gelişmeleri ve (Sol-CHP ekseninde) ilişkileri sorgulamaya çalışan bu yazı çerçevesinde şunu sormak gerekiyor; Bilinen koşullarda yapılan bu çağrı, bir adım sonrasında bir biçimde 'Gelin, birlikte ittifak yapalım' (bu çağrının gelişmelere göre nasıl bir evrilme yaşadığı da ayrı bir konu) denilecek CHP'de/CHP'lilerde veya kendi doğru bildikleri yollarda yürümeye ve 31 Mart Yerel Seçimine yönelik bir şeyler yapmaya çalışan diğer Sol kişi ve kesimlerde(ÖDP, TKP, TKİH, SMF...ve başkaları) nasıl değerlendirilmiş, yorumlanmış ve nasıl bir algıya yol açmış olabilir?
     Empati yaparak, lütfen bu soruya yanıt verelim.
     ***
     HDP, AKP'ye bu çağrıyı yaptı ve devamı süreçte, gelişmeler HDP'nin çağrısına uygun olarak mı gelişti?
     Hayır.
     AKP ile MHP arasındaki denge, şu an dahi bilinemeyen nedenlerin ve kapalı kapılar ardındaki gelişmelerin sonucu, yeniden kuruldu; sonrasında, gelişmeler, bilinen çerçevede yaşanmaya başlandı.
     ***
     Diyelim ki, gelişmeler şu an içinde yaşadığımız yöne evrilmedi; AKP, HDP'den gelen bu 'Muhatabı başka yerde arama' çağrısına olumlu yanıt verdi; 'Hadi bakalım, oturalım masa başına ve görüşelim' dedi...
     Düşünün; 31 Mart Yerel Seçim sürecine girilmiş, herkesin gündeminde ilk sırayı 31 Mart'ta yapılacak olan yerel seçim almış ve bu koşullarda AKP ile HDP masaya oturmuş... Sizce o masada ne konuşulacaktı?...Siz taraflardan birisi olsaydınız, ne konuşurdunuz?
     ***
     Şimdi, kimse, kalkıp da, 'Bunlar faraziye. Faraziyeler üzerinden tartışmak doğru değil. Geçmişi kurcalamayalım. Bunun kimseye yararı yok. Önümüze bakalım vb.' demesin.
     Milyonlarca üye ve taraftarı olan, çok ağır bedeller ödemiş ve ödemeye devam eden, kendince iddia sahibi olan HDP'nin, attığı her adımı bilerek ve olası siyasi sonuçlarını hesap ederek, haliyle attığı adımların doğuracağı olası sonuçları üstlenmeye ve savunmaya hazır olarak attığını varsaymak gerekiyor.
     Haliyle bu soruyu bugün veya yarın, bu dönemin ele alındığı/alınacağı her an sormanın yararı var, ama zararı hiç yok.
     ***
     Diyelim ki, AKP ile HDP, bu koşullarda yeniden kurulan masaya oturdular ve konuşmaya başladılar: Çağrıya uygun olarak Abdullah Öcalan'ın üzerindeki tecridi, Danıştay'dan geri dönen 'Andı'(Sol Haber Portalı/23.10.2018) vb. görüştüler; sıra 31 Mart Yerel Seçimine gelince 'Haa bak o konuda, herkes kendi yoluna gider' mi, yoksa 'Tamam, madem oturduk, 31 Mart'ta da ortak hareket edelim' mi derlerdi?
     Bilemiyoruz.
     ***
     Devam edelim...
     Her iki olası gelişme için de geçerli olan şu soruyu soruyoruz:
     Bir adım sonrasında gündeme gelecek olan, CHP'ye 'Gelin birlikte ittifak yapalım' çağrısı bu gelişmelerin neresine oturuyor?
     AKP'ye bu çağrı yapılırken, bir adım sonrasında CHP'ye yapılacak olan çağrı hiç akılda bile yoktu da, yapılan çağrı yanıtsız kalınca mı gündeme geldi? Ya da vardı da ikinci dereceden öneme mi haizdi?
     Bunları da bilemiyoruz.
     ***
     Her neyse, sonuçta, HDP, yüzünü ( dışındaki Sol kişi ve çevrelere, yani ÖDP'ye, TKP'ye, TKİH'e, SMF'ye..değil) CHP'ye döndü ve ona, üzerinde konuşup durduğumuz 'ittifak' çağrısını yaptı.
     ***
     HDP, CHP'ye bu teklifi yapınca, yani yüzünü CHP'ye dönünce, nesnel olarak, CHP'ye 'Bu yerel seçim sürecinde seni önemsiyorum ve değerli buluyorum. Seninle yürümek istiyorum.' demiş ve CHP'nin o süreçteki rolünü teslim etmiş oluyor mu?
     Oluyor.
     Peki, HDP'nin bu çerçevede değerlendirdiği bir şeyi(CHP'yi), bir başkası da (ÖDP vb.) eşdeğerde veya benzer bir şekilde (HDP'den önce veya sonra) değerlendirmiş olamaz mı?
     Olabilir.
     O halde sorun ne?...
     20.02.2018/Datça
     Mehmet Erdal


     SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(3)
     31 Mart Yerel Seçim süreci gündeme gelmeden çook öncelerinden beri geçerli olmak üzere, kendisini Sol'da gören ve CHP'ye dair değerlendirmeleri çerçevesinde 'CHP yüzünü Sola değil, Sağa dönsün' diyen herhangi bir kişi, çevre, grup ve parti var mıdır?
     Bilindiği kadarıyla yok.
     Bu saatten sonra çıkar mı?
     Bilemiyoruz.
     Peki, aynı çerçevede, söylem düzeyinde, 'CHP yüzünü ha Sağa dönmüş ha Sola dönmüş, bize ne kardeşim?' diyen var mı?
     Var!..
     ***
     Kendisini Sol'da tanımlayan kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin ezici çoğunluğunun, CHP'nin yüzünü Sağa değil, Sola dönmesini istediği; CHP'nin Sola doğru bir yönelim içerisine girmesini sağlamak için uğraş verdiği, CHP'yi bu çerçevede ikna etmeye çalıştığı ve ona 'Sağa değil, Sola çevir yüzünü; Sağdan, ne sana, ne de ülkeye herhangi bir yarar yok. Bugüne kadar bunu görüp anlamadın mı?' çerçevesinde seslendiği söylenebilir mi?.
     Evet.
     Aksini iddia eden var mı?
     Yok...
     ***
     O halde, önceleri 'örtük' olarak ve belirsiz bir ölçekte, bilahare aleni ve (kendi ifadeleriyle) 'ülkenin Batısında' HDP'nin CHP'ye yaptığı ve ısrarla yineleyip durduğu 'Gel, bu yerel seçimde ittifak yapalım' çağrısı, yukarıda tartıştığımız çerçevede, doğru muydu?
     Evet, bence ilkesel olarak doğruydu.(HDP'nin, CHP'ye yaptığı çağrıda, bu ittifakı yalnızca ülkenin Batısı ile sınırlaması ise yanlıştı)
     CHP'nin, HDP'nin yaptığı bu çağrıya hiç cevap vermeyerek, yüzünü Sağa dönmeye devam etmesi ve İYİ PARTİ ile 'Millet İttifakı' temelinde 31 Mart Yerel Seçimine katılma kararlılığını göstermesi yanlış mıydı?
     Evet, bence yanlıştı.
     HDP'nin içinden veya dışından herhangi bir (kendini Sol'da gören) kişi, çevre, grup ve partiden yüksek sesle ve dahası çığlık çığlığa, HDP'nin CHP'ye yaptığı bu çağrıya 'Yanlış.Yapma. İşte sen şusun, busun..' diyerek tepki gösteren oldu mu?
     Bilindiği kadarıyla, olmadı.
     Peki, CHP'yi, bu tavrından dolayı, yani yüzünü Sağa dönme ısrarından dolayı, (yine kendisini Sol'da görenlerden) eleştiren oldu mu?
     Çokkk...
     ***
     31 Mart Yerel Seçimini 'yerel seçim' olarak değerlendiren, HDP'nin AKP'ye 'Muhatabı başka yerde arama' çağrısı yaptığı zaman diliminde, gündemde olan yerel seçime ilişkin kendince bir perspektif geliştirenlerden birisi olan ve yerelleri, o perspektif çerçevesinde çalışma yapmakta özgür bırakan (örn: Datça'da Haziran imzasıyla ilk yazılı 'ön seçim' çağrısı, 3 Kasım tarihinde yapılmıştır) ÖDP'nin yerel İl ve İlçe örgütleri, bulundukları yerde, eğer gerekli gördülerse CHP İl ve İlçe örgütleri'ne 'ittifak' çağrısı yaptıkları (örn: Hopa, Şavşat vb...yapılmış, ama Datça'da böyle bir şeye gerek duyulmamıştır)) veya CHP'den benzeri bir teklif geldiğinde kabul ettikleri zaman (örn: Beyoğlu), özde, HDP' nin CHP'ye yaptığı tekliften farklı bir teklif yapmış veya farklı bir duruş sergilemiş mi oluyorlar?
     Hayır.
     CHP, aynı CHP; zaman aynı zaman; ÖDP ve HDP aynı düzlemde yürüyen eşitlerden birileri; teklifler (farklı ölçeklerde de olsa) içerik olarak aynı...
     HDP'nin ve ÖDP'nin CHP'ye yaptıkları tekliflerin özde farklı olduğunu söyleyen var mı?
     Yok.
     Peki, farkın olduğuna dair somut, ikna edici ve inandırıcı açıklamalar yapılamıyor ve kamuoyunun bilmesi gereken kanıtlar ileri sürülemiyorsa, o zaman, bu gelişmeler çerçevesinde ÖDP' ye yönelik yapılan bu ağır suçlamalar ve somut bir bakış açısından yoksun bu değerlendirmeler neden yapılıyor ve ne anlama geliyor?
     ***
     ÖDP'nin ve HDP'nin, CHP'ye yaptıkları bu tekliflerden ve akabindeki gelişmelerden dolayı birbirlerini, resmi söylemde, eleştirmedikleri ve hatta Beyoğlu örneğinde tanık olunduğu üzere, destek bile verdikleri söylenebilir.
     Bu konuda, bu düzlemde herhangi bir sorun yok.
     Ya da biz göremiyoruz...
     ***
     Kendisini Sol'da tanımlayan kişilerden, çevrelerden, gruplardan veya partilerden herhangi birisi kalksa ve hem HDP'yi hem de ÖDP'yi veya varsa başkalarını, CHP'ye yaptıkları tekliflerden ve akabinde gündeme gelebilecek gelişmelerden dolayı eleştirse; bu, tutarlılık ve niyet açısından takdir edilmesi gereken (doğru ya da yanlış, o başka bir şey) bir yaklaşım olarak görülürdü.
     Ama, aynı düzlemde yürüyen eşitlerin aynı zaman diliminde, aynı siyasal partiye ve aynı içerikte yaptıkları tekliflerden birisinin teklifine hiç ses çıkarılmayacak veya mırın kırın edilecek, söylenecek kelimeler ağızda evelenip gevelenecek; diğerinin teklifine ise bodoslamadan yüklenilecek, ağza gelen söylenecek, yenilir yutulur olmayan laflar edilecek...
     Bütün bunlara da hiç tepki gösterilmeyecek, öyle mi?
    Yok öyle şey!...
    ***
    Bu, apaçık bir 'çifte standarttır ve bu 'çifte standart' ile bu teklifleri ve gelişmeleri yorumlayanlar, bunun nedenlerini açıklamakla yükümlüdürler.
    ***
    Görünen o ki, ortada 'fırsat, bu fırsat' deyip, 'üzüm yemek yerine bağcıyı dövmeye çalışıyorlar' gibi bir durum söz konusu.
    Halbuki, her taş yerinde ağırdır ve her şey, yerinde ve zamanında yapılırsa anlamlıdır.
    Gerisi lafügüzaf'dır.
     22.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(4)
     Yineleyelim; ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taş, Hopa ve Şavşat özgülünde, 'ortak aday' çıkarma ve bunu da 'ön seçim' yoluyla belirleme önerisi çerçevesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile (sonuçsuz kalan) bir görüşme yapmış; akabinde, Alper Taş'ı/ÖDP'yi/Haziran'ı ve CHP'yi hedef alan yoğun bir salvo ateşi başlamıştı. Bu salvo ateşi, ilerleyen seçim süreci içerisinde bu kez CHP'den gelen teklif sonrası Alper Taşın Beyoğlu CHP Belediye Başkanı (ortak)adaylığını kabul etmesi ile zirveye ulaştı.
     Kendisini Sol'da tanımlayan ve bugün bireyler olarak yaşayan ya da farklı çevrelerde, gruplarda ve partilerde kendini konumlandıran kişilerden ya da bizatihi bu düzlemdeki bazı çevre, grup ve partilerden yapılan ve halihazırda devam eden bu salvo atışları zaman zaman bazılarınca öyle boyutlara vardırılıyor ki, okuyan, ister istemez 'Yahu, bunlar, neler yazdıklarının farkındalar mı? Bütün bunları, ne yazdıklarının farkında olarak ve bilerek mi yazıyorlar?' diye sormak gereksinimi duyuyor.
     ***
     Bu salvo ateşini açanların Alper Taş/ÖDP/Haziran için yaptıkları değerlendirmeleri ve nitelendirmeleri bir yana bırakalım; bu çerçevede söylenenler, bir kez daha (belki bu kez biraz ifrata vardırılmış olabilir, ki öyle görünüyor) 'malumu ilam etmek'tir.
     Keza, hiç şüphesiz, kendini Sol'da tanımlayan birisinin (kişi, çevre, grup, parti vb.) CHP hakkında şu ya da bu biçimde kendine has bir görüşü de olacaktır; bu görüşler, pozitif ya da negatif içerikli olabileceği gibi, bazen bir başkasıyla da benzer veya zıt olabilecektir. (Sol'da ne kadar kişi, çevre, grup ve parti varsa, o kadar da birbirinden zıt ya da kısmen birbirine benzeyen CHP değerlendirmesi ve algısı vardır.Yani o kadar...Düşünün.)
     Bunlar normal.
     ***
     Normal olmayan, Alper Taş/ÖDP/Haziran hakkında bu 'malumu ilam' çerçevesindeki değerlendirmelerin ve nitelendirmelerin, CHP'ye yönelik yapılan nitelik değerlendirmeleriyle birlikte, bir arada ve birbirleriyle ilişkili olarak ele alınışında ve onun dile getiriliş biçimindedir..
     ***
     Bu salvo atışlarında, bu atışı yapanların bir kısmı, hem Alper Taş/ÖDP/Haziran hem de CHP hakkındaki düşüncelerini ve nitelik değerlendirmelerini bir arada, birlikte ve birbirleriyle ilişkili olarak yazarak 'Hey Alper Taş/ÖDP/Haziran; tamam seni eleştiriyorum ama ne yapıyorsun? İttifak kurmaya çalıştığın CHP şöyle kötü, böyle kötü.Yapma, etme...' demiyorlar; yani Sol'da olan ve bugüne kadar da Sol'da görmediklerine dair herhangi bir şey iddia etmedikleri ama şu veya bu nedenle eleştirdikleri birisini uyarma/koruma amaçlı bu atışları yapmıyorlar.
     Nereden mi bu sonuca varıyoruz?
     Eğer, o amaçla yapsalar, o atışların hedefleri arasına, aynı CHP'ye aynı ya da benzer içerikte (hatta, kendi ifadeleriyle ülkenin batısında, yani merkezi olarak ve daha geniş bir alanda) 'ittifak' çağrısı yapan HDP'yi de dahil etmiş olmaları gerekiyordu da, ondan; halbuki böyle bir şey söz konusu değil.
     (Haa 'Biz CHP gibi HDP'yi de çok olumsuz buluyoruz; bu nedenle HDP'yi eleştirmeye bile gerek duymuyoruz ki, neden uyaralım; ne hali varsa görsün. CHP ile nereye giderse gitsin' diye düşünülüyorsa, o başka...Amaa öyle düşünmedikleri biliniyor.)
     Peki, ne yapmaya çalışıyorlar?
     Gerçekte, CHP üzerinden, 'ÖDP/Haziran zaten şöyleydi, böyleydi. İşte gördünüz; Kontgerillanın partisi olan, Faşist bir Parti olan CHP ile birlikte oldu. Onunla hareket ediyor. Layığını buldu. Biz dememişmiydik...'demeye getirerek ÖDP'yi/Haziran'ı yerden yere vurarak yıpratmaya çalışılıyorlar.
     Yazık!...
     ***
     CHP'yi bu boyutlarda 'uçuk' sıfatlarla nitelendiren ve değerlendiren kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin, günlük politik ya da kişisel yaşamlarında, CHP'yle/CHP'liler ile bu nitelendirmelerine ve değerlendirmelerine uygun bir ilişki kurmaları (ya da kurmamaları) gerekmez mi?
     Söylemleriyle eylemleri ya da söyledikleriyle yaptıkları arasında bir tutarlılık olması gerektiğine dair bir dertleri varsa, elbette...
     Bu konu, bu nitelendirmeleri ve değerlendirmeleri yapanların ne ölçüde sorumluluk duygusu taşıdıklarının ve buna uygun davrandıklarının anlaşılması, keza bunların söylemleri ile günlük politik ve hatta kişisel yaşamları arasındaki tutarlılıklarının sorgulanması açısından önemlidir.
     Sol'da olduğunu söyleyen ve 'CHP, AKP'den daha tehlikelidir' ya da 'CHP Kontrgerillanın partisidir, CHP Faşist bir partidir...' diyen bir kişinin, çevrenin, grubun ve partinin, yani her kim 'ben böyle düşünüyorum' diyorsa, onun, günlük politik yaşamında, CHP dışında, bu nitelikte görmediği diğer siyasi kişi ve çevrelerle daha yakın ilişki içinde olması; günlük yaşamında ise, CHP'liler dışında ve böyle değerlendirmediği kişilerle oturup kalkması, onlarla farklı ilişkiler geliştirmeyi tercih etmesi vb.vb... gerekmiyor mu?
     Mantıken, gerekiyor.
     Peki, her birimizin politik ve günlük yaşam çevremizdeki tanık olduğumuz gerçek ne?...
     Lütfen, çevrenize bir bakın ve şimdi kararınızı verin... Ne görüyorsunuz?
     25.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(5)
     Bu başlıktaki yazılara başlarken, ilk başta, bir biçimde ifade edilmişti ama sanırım bir kaç cümle ile meramı daha net anlatmak gerekiyordu; çok geç değil, bu eksiği giderelim...
     ***
     Bu yazı serisinde 'Sol' denilince, kendisine Sol, Sosyalist, Devrimci vb. tanımlamalardan herhangi birisini uygun bulan ve kendisini bunlardan herhangi birisi ile tanımlayanların; 'CHP' denilince de, bugünkü CHP'nin, bugün günlük yaşamda algılanan CHP'nin veri olarak ele alındığı; hem 'SOL'u hem de 'CHP'yi bu gerçeklikte, bu algılama biçimleriyle ele almanın ve tartışmayı bu düzlemde yapmanın daha gerçekçi ve sonuç alıcı olacağı daha baştan yazılmıştı.
     Bir başka deyişle, birbirlerinden şu veya bu konuda, şu veya bu oranda farklı olsalar ve birbirlerini farklı biçimlerde kıyasıya eleştirseler de, bu yazıda, bir yöntem olarak, konunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından, 'çeper' oldukça geniş tutulmuş; daha baştan, kendisini bu kavramlarla tanımlayan her kişinin, çevrenin, grubun ve partinin bu 'Sol çeper'in dışında değil, içinde olduğu varsayılmıştır. Bu çeperin içinde olduğu varsayılan 'eşitlerden' hiçbirisi, haklar ve sorumluluklar açısından bir diğerinden ayrı tutulmamış ve değerlendirilmemiş; keza, ötekileştirilmemiştir.
     Tam aksine, böylesi bir yaklaşıma karşı çıkılmıştır. Yazıların yazılmaya başlama nedeni, özünde, tam da bu karşı çıkıştır; bu yaklaşımlara, isyandır.
     Bu yazılarda bu 'Sol çeper'in içinde olduğu var sayılanlardan ve bir diğerine 'çifte standart'la yaklaşanlardan herhangi birisinin adından dahi bahsedilmemiş; yalnızca, bu yaklaşımı gösterenlere, her kim bu yaklaşımla olayları değerlendirmiş ve değerlendirmeye devam ediyorsa, ona/onlara, bunun nedeni/nedenleri sorulmuştur.
     Bir başka deyişle, bu yazıların amacı, dertleri üzüm yemek olmayan, üzümü yermiş gibi yaparak bağcıyı dövmeye çalışanlara karşı çıkmak; 'her şeyin farkındayız, ne yaptığınızı sanıyorsunuz?' diye seslenmektir.
     Bundan önceki 4 bölümde de, bu kolayca görülebilmektedir; o kadar açık ifade edilmiştir.
     ***
     Bu yazılarda bu 'Sol çeper'in içinde olduğu var sayılanlardan ve yaklaşımları eleştirilenlerden herhangi bir kişi, çevre, grup ve parti olayları ve gelişmeleri bizim bu yazılarımızdaki bakış açımız benzeri ( bizim Sol'da gördüklerimizi Sol'da ve Sol içi ilişkiler olarak değerlendirdiğimiz ilişkileri de Sol içi ilişkiler olarak) değerlendirmiyor ise, bu durumda, elbette bu yazının diliyle 'ortak bir dil' kullanmıyor ve haliyle, bu yazıların muhatabı da değildir, denilebilir.
     Eğer gerçek böyleyse, bu apaçık bir şekilde ifade edilmeli ve herkes, her konuda olması gerektiği gibi, bu konularda da birbirini daha iyi anlayabilmelidir.
     ***
     Bu yazılarda, 31 Mart Yerel Seçim sürecinde yaklaşımları eleştirilenlerin ve eleştirilenlerin eleştirdiklerinin hepsi 'Sol çeper' içinde varsayılmış ve o çerçevede uygun bir dil kullanılmıştır; eleştirilenlerin veya eleştirilenlerin eleştirdiklerinin bu düzlemde (Sol) görülmemiş olması halinde, kullanılan dilin de bu olmayacağı çok açıktır.
     ***
     Devam ediyoruz.
     ***
     Bundan önceki 3. ve 4. bölümlerde, Sol'da olduğu varsayılan bazılarının CHP'ye yaklaşımları ve nitelendirmeleri bazı açılardan sorgulanmış ve 4.bölümde 'Sol'da ne kadar kişi, çevre, grup ve parti varsa o kadar da birbirinden zıt ya da kısmen birbirine benzeyen CHP değerlendirmesi ve algısı olduğu ifade edilmiştir.
     Bu bölümde, bu konuyu biraz daha derinleştirmek istiyoruz.
     ***
     Kendisini Sol'da gören ve bu yazılarda da Sol'da olduğu var sayılanlardan bir kişi, çevre, grup veya parti CHP'ye 'Kontrgerillanın partisi', 'Faşist parti' ve hatta 'AKP'den daha tehlikeli parti' der ve sonra da, 31 Mart yerel Seçim çerçevesinde 'Bırakın CHP'yi, ne hali varsa görsün; yüzünü Sol'a dönmesini isteyip durmayın' derse; hatta, böylesine değerlendirdiği CHP'ye karşı, böyle görmediği partilerle (örn: daha az tehlikeli gördüğü AKP'yle) gerekli gördüğünde işbirliğine giderse tutarlı bir yaklaşım ve davranış sergilemiş olur mu?
     Evet!
     Peki, CHP'yi hem böylesine kendisine (haliyle Sol'a) uzak ve negatif değerlendiren hem de 31 Mart Yerel Seçim sürecinde CHP'nin HDP ile ittifak yapmasını, olmadı (kendince/Sol açısından) 'uygun' aday göstermesini istemesi/beklemesi; bu beklentiler gerçekleşmeyince de 'CHP tu kaka' demesi, nasıl değerlendirilir?
     Tutarsızlık!
     ***
     Kendisini Sol'da gören bir kişi, çevre, grup veya parti hem CHP'yi böyle 'uzak'/negatif bir olgu olarak değerlendiriyor hem de ondan böylesi (HDP ile ittifak, 'uygun' aday gösterme, yüzünü Sol'a dönme vb.) isteklerde bulunuyor/beklentiler içerisine giriyorsa, bu tavır, 'tutarsızlığın' dışında, başka bir açıdan da değerlendirilebilir mi?
     Evet!.
     Nasıl?
     CHP'yi söylemde 'uzak/negatif' olarak değerlendirenler, gerçekte, CHP'yi hiç de öyle değerlendirmediklerini, bu biçimde de olsa ikrar etmiş oluyorlar; çünkü, hiç bir kimse, çevre, grup ve parti, kendisine hiç de uzak görmediği kişi, çevre, grup ve partilerden isteyebileceği bazı şeyleri, kendisine oldukça 'uzak' olduğunu söylediği kişi, çevre, grup ve partilerden istemez.
     Ne derler bilirsiniz; Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!
     ***
     Bu yazı çerçevesinde, şimdilik şunu söyleyebiliriz; söylemde kim ne derse desin, gerçek hayatta, CHP, Sol'un içinde değil, tamam, ama Sol'a çok uzak da görülmemektedir... (Sol'un farklı kesimleriyle olan 'görece' yakınlığı ve uzaklığı göz ardı edilemez; ama bu, bu yaklaşımın içerisindeki bir ayrıntıdır; yaklaşımın bu çerçevede olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz)
     Söylemde bunun aksini söyleyenler/söylemeye devam edecekler açısından da (hadi bazı 'nevi şahsına münhasır' olan 'eksantrikleri' pas geçelim), gerçek böyledir...
     Böyle olmasa, içinde yaşanılan 31 Mart Yerel Seçim sürecinde, kendisini Sol'da görenlerce dillerine en çok pelesenk edilen; ne yapacağı merak konusu olan; attığı her adım tartışılan; kurduğu ilişkiler veya reddettiği öneriler ile en çok gündem konusu yapılan; bir biçimde ittifak teklifinde bulunulan... dahası, etkinliklerde kapısı çalınan; dirsek teması kurulmaya çalışılan; Sol'dan ayrılanların (bazı istisnalar dışında) ilk uğrak yeri (oraya geçtiklerinde bile hala Sol'da olduğunun söylenmesi 'cabası') CHP olur muydu?(Daha da ayrıntılı yazmaya gerek var mı?)
     27.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal


     SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(6)
     Epey bir zaman öncesi katılan ve kendini konumlandıran Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişilere, çevrelere, gruplara ve partilere ek olarak, 24 Haziran 2018 Genel Seçimleri hemen öncesi dönemde de kendisini aynı ya da benzer şekilde tanımlayan bazı kişi, çevre, grup ve partiler de kendilerince savundukları nedenlerle HDP'ye katılmış ve kendilerini HDP içinde yeniden konumlandırmışlardı.
     ***
     İşte pek çok Sol, Sosyalist ve Devrimci kişilerin, çevrelerin, grupların ve hatta partilerin farklı zamanlarda içinde yer aldığı HDP, 2018 yılı Ekim ayında, 'Cumhur İttifakı' bileşenleri olan AKP ile MHP arasında 'ipler koptu kopacak', 'Cumhur ittifakı dağıldı dağılacak' denildiği bir anda, ittifakın ortağı olan ve 'iktidar' konumunda bulunan AKP'ye, Eş Genel Başkanlarından Sezai Temelli'nin ağzından 'Muhatabı başka yerde arama...Gel masaya oturalım' (23 Ekim 2018, Sol Portal/ Cumhuriyet. Mobil) yollu bir çağrıda bulunmuştu.
     Ülkemiz politik atmosferinin 31 mart 2019 Yerel Seçimi'ne endekslenmeye başladığı bir zaman diliminde AKP ile MHP'nin karşılıklı olarak çektikleri restler sırasında HDP'nin AKP'ye yaptığı bu çağrı karşılık bulmamış; AKP ile MHP yeniden yeni bir dengede buluşarak 'Cumhur İttifakı' şemsiyesi altında yerel seçime katılma kararı almış; akabinde, HDP yüzünü (Sol'a değil) CHP'ye dönmüş; 'örtük' olarak, (o günlerde flu olan) bir 'ittifak' yapmanın zeminini araştırmaya koyulmuş; ilerleyen süreçte, CHP, HDP'nin bu 'örtük' çağrılarını duymamazlıktan gelip, İYİ PARTİ ve SAADET PARTİ ile yeniden 'Millet İttifakı'nı oluştuma çalışmalarında ısrar edince (SAADET yanaşmamış ve ittifak CHP ile İYİ PARTİ arasında gerçekleşmiştir), HDP, bu kez, 31 Mart Yerel Seçimi'ne yönelik tavrını netleştirdiği için olsa gerekir, CHP'ye, açıktan, kendi ifadeleriyle 'ülkenin batısında ittifak' çağrısı yapmaya başlamış.....ve ısrarcı da olmuştu.
     ***
     Soyutlama düzeyinde çok kısaca özetlenen bu süreçte, HDP'nin izlediği bu 'ittifaklar' ve 31 Mart Yerel Seçim çizgisi üzerine, bu yazı çerçevesinde, neler söylenebilir?
     ***
     *İçinde yer alan Sol, Sosyalist ve Devrimci kişiler, çevreler, gruplar ve partiler nedeniyle de 'Sol'da olduğu varsayılması gereken (ki bu yazıda baştan beri öyle kabul edilmiştir) HDP'nin, hele hele 31 Mart Yerel Seçim sürecinin hemen başlarında, AKP'ye 'Gel masaya oturalım' çağrısı yapması sorunludur.
     *'Cumhur İttifakı' ve 'Millet İttifakı' bileşenleri gibi, HDP'nin de, 31 Mart Yerel Seçimini, var olduğu 'Yerel Seçim' düzleminde değil, 'Genel Seçim' düzleminde ele alması ve o düzlemde bir çizgi izlemesi sorunludur.
     *HDP'nin CHP'ye 'ittifak' çağrısı yapması doğru ama bu çağrıyı (bir yönüyle yukarıdaki yaklaşımı çerçevesinde, ülkeyi iki farklı kesimde ele alarak), kendi ifadeleriyle, yalnızca 'ülkenin batısı' ile sınırlaması yanlıştı.(Keza 'örtük' olarak çağrılar yaptığı ilk başlarda izlediği yollar ve yöntemler de sorunluydu)
     *HDP'nin, yüzünü CHP'ye dönerken, kendi dışındaki Sol, Sosyalist ve Devrimci kişileri, çevreleri, grupları ve partileri pas geçmesi veya CHP'ye yapılan 'örtük' ya da 'aleni' çağrının içinde bir unsur olarak değerlendiriyor algısına yol açması yanlıştı. ( HDP'nin CHP'ye yaptığı bu çağrıları, HDP içinde konumlanan Sol, Sosyalist ve Devrimci kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin nasıl değerlendirdikleri; onların Hopa, Şavşat, Beyoğlu...çerçevesindeki gelişmelere yaklaşımlarını test etme açısından ayrıca önemlidir; haliyle öğrenmeye değerdir.)
     *HDP'nin yaptığı 'ittifak' çağrılarının, bu çağrıların yapıldığı zeminin 'Yerel Seçim' olması nedeniyle, her yerelin kendi özgülünde ittifak ortaklarıyla belirlenecek somut bir program etrafında sağlanması yerine, Belediye Başkan adaylarının ve Meclis Üyelerinin paylaşılması (tıpkı 'Cumhur' ve 'Millet İttifakları' bileşenlerinin yaptığı gibi) çerçevesinde düşünülmüş bir ittifak algısı (bazı istisnai yerler dışında, sahadaki emareler bu doğrultudadır) yaratılması yanlıştı.
     ***
     HDP'nin, bu yerel seçim sürecinde de gözlemlenen bu tartışmalı politik çizgisinin, asıl olarak, iki nedenden kaynaklandığı söylenebilir:
     1-HDP, farklı zamanlarda içine katılan Sol, Sosyalist ve Devrimci kişiler, çevreler, gruplar ve partiler nedeniyle olsa gerek, kendisini 'Solun odağı' olarak görüyor ve böyle bir perspektifle hareket ediyor; çevresine bu perspektifle bakıyor, böyle bir algı oluşturmaya çalışıyor ve dışındakilerden de bu algı çerçevesinde bir tepki bekliyor.
     Bir başka deyişle HDP ve HDP'liler, dışlarında var olan Sol, Sosyalist ve Devrimci kişileri, çevreleri, grupları ve partileri aynı düzlemde yürüyen 'eşitler' olarak görmüyor; dahası, 'eşit' olarak görmediklerinden, bu yaklaşımı kabul etme temelinde kendileriyle ilişki kurmalarını bekliyor. (Akla ziyan bir yaklaşım ama, bu konuda, bu yerel seçim sath-ı maili'nde, Datça'dan Dersim'e kadar yaşananlar çerçevesinde, sayısız kanıtlar göstermek mümkündür.)
     2-Kendisini, hem böyle 'Solun Odağı' olarak gören hem de Ortadoğu'da yaşanan çatışmalar ekseninde var olan ve/veya olasılık dahilinde bulunan gelişmeler çerçevesinde konumlandırmaya çalışan HDP, bu ülkede olup biten her şeye bu noktadan bakıyor; haliyle hiç olmayacak bir anda AKP'ye 'Gel masaya oturalım' diyebiliyor, arkasından, AKP'ye yaptığı bu çağrının nasıl algılanmış ve ne tür tepkilere yol açmış olabileceğini hiç sorgulamadan veya hiç önemsemeden, CHP'ye, bir biçimde 'ittifak' çağrısı yapabiliyor; yani HDP, 'Sol' bir çizgi ile 'Ulusal' bir çizgi arasında kararsız, iki arada bir derede, gidip-geliyor; dışarıdan bakan birisinin kolayca göremeyeceği nedenlerle olsa gerek, hangi yönü ağır basarsa, dümeni o yöne çeviriyor; son dönemde ise ağırlıkla ikinci çizgi öne çıkmış olarak hareket ettiği gözleniyor.
     (Kendisini böyle konumlandıran HDP'nin, önümüzdeki dönemde Ortadoğu'da gözlemlenebilecek gelişmeler çerçevesinde nasıl bir evrilme geçirebileceği ve haliyle, HDP içerisinde yer alan Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin de bu evrilme karşısında nasıl bir tepki gösterebilecekleri dikkatle izlenmeye değer gelişmeler olacaktır.)
     ***
     31 Mart akşamı Yerel seçim sonuçları ne olursa olsun, HDP'nin veya HDP içinde yer alan Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin bu belirsiz, sorunlu ve ikircikli olduğu söylenebilecek çizgiyi, sorgulaması kaçınılmazdır. (Bu ise, bir yönüyle SOL-HDP ilişkilerinin, günlük politik gelişmeler çerçevesinde sorgulanması demektir.)...
     Şimdilik bu kadar!...
     01.03.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.02.09.HAFIZA-İ BEŞER NİSYAN İLE MALULDÜR

  Hiç yorum yok
13:30


     HAFIZA-I BEŞER NİSYAN İLE MALULDÜR
     31 Mart Yerel Seçim süreci gündeme geldiği andan itibaren, yerelde (Datça'da) ve genelde (ülkede) bu çerçevede yaşanılanlardan (ve bazen 'olmalı/yapılmalı' dediklerimizden) hareketle bu seçim sürecinde 'muhatap' konumunda olan ve de bu seçim süreciyle ilgilenen herkese yönelik olarak, düşündüğümüz her şeyi yazılı hale getirdik ve paylaştık.
     ***
     31 Mart Yerel seçimine (kendilerince ifade edilen gerekçelerle 'keyfiyetten' veya 'mecburiyetten') 'adı Yerel ama Genel Seçim' diyenlere; 'Hayır, adı gibi Yerel Seçim',
     Aday belirlemede 'atama' diyenlere; 'hayır, ön seçim',
     Farklı çevrelerle ittifak konusunda 'ülke genelinde ittifak' diyenlere; 'hayır, yerellerde ittifak',
    Yapacakları ittifakları 'kapalı kapılar arkasında görüşelim' diyenlere; 'hayır, aleni görüşün',
     İttifak yaparken 'listelerde ittifak' diyenlere; 'hayır, programda ittifak yapın',
     Aday belirlerken 'aday önemli' diyenlere; 'her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır ama programlar daha önemli'... dedik.
     ***
     Bu düşüncelerimizi, bu seçim sürecinde aday göstererek seçime katılan her siyasi çevreye, gruba ve partiye yönelik olarak dile getirdik; ayrım gözetmedik; yazdık ve yayınladık.
     ***
     Yalnızca bunlarla sınırlı kalmadık; biraz daha ayrıntıya girdik.
     *'Millet İttifakı' bileşenlerinin ve HDP'nin, 'Cumhur İttifakı' bileşenlerinin 31 Marttaki seçimi 'Genel Seçim' düzleminde yapma ve bu çerçevede bir algılama yaratma çabalarına karşı çıkmamalarının ve kendi bildikleri gerekçelerle bunu kabullenmelerinin 'yanlış' olduğunu söyledik ve eleştirdik.
     *HDP'nin, kendi ifadeleriyle ülkeyi iki kesimde ele alan, Doğu'da 'Ulusal Birlik' ve Batı'da da 'CHP ile ittifak' politikalarını (farklı açılardan) sorguladık ve tartıştık.
     *Bugün, kendi ifadeleriyle 'özgür/bağımsız' bireyler konumunda olan veya farklı Sol, Sosyalist ve Devrimci çevrelerde, gruplarda, partilerde yer alan, CHP'ye yönelik olarak yaptıkları 'nitelik' değerlendirmesinden hareketle CHP'ye (eleştiriden öteye) hem 'tu kaka' diyen (orada bulunan 'eski arkadaşlarını' bile 'aforoz' eden), hem de ondan kendi yaşadıkları yerlerde (kendilerince) uygun adaylar göstermesini veya HDP ile ittifak yapmasını bekleyen, bunların (veya bunlardan birinin) olmadığını gördüklerinde 'boykot' çağrısı yapanların bu 'tutarsızlıklarını' ele aldık.
     *31 Mart Yerel Seçim sürecinin başından beri kendi bildikleri nedenlerle 'suskun' kalan ve kendisine halihazırda Sol, Sosyalist ve Devrimci diyenlerin bu 'suskunluklarını' terk edip 'yaşadıkları yerlerin sesi olmalarını', bunun kendi yaşadıkları çevreyi ve kendi hayatlarını savunmak demek olduğunu; bir başka deyişle, içinde yaşadıkları çevrede akıp giden günlük yaşamın kıyısında, dışında vb. kalmayı bırakıp, günlük yaşamda 'müdahil' olarak bir biçimde var olmanın bir yolunu bulmaları gerektiğini öneri olarak sunduk.
     ***
     Seçim sath-ı maili'nde yaşanan gelişmelere bağlı olarak, en son Hopa, Şavşat ve Çamaş'ta farklı çevrelerin CHP ile 'ortak aday' çıkarma girişimleri ve nihayet ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taşın İstanbul Beyoğlu'nda CHP ile ittifak temelinde 'ortak aday' olması çerçevesinde 'Sol' kesimde baş gösteren tartışmaları ele alan yazılar yazdık.
     Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin farklı nedenlerle, şimdiki tartışma konumuz çerçevesinde daha somut ifade edelim, 'seçim sath-ı maili'nde CHP ile kurmaya çalıştıkları veya kurdukları ilişkilerin 'Sol-CHP' ilişkisi temelinde değil de; sanki bu kurulmaya çalışılan ve kurulan ilişkiler içerik olarak aynı değilmiş ve birbirlerinden çok farklı şeylermiş gibi, birbirlerinden ayrı olarak ele alınmasının; bazı ilişkilere yönelik (şu veya bu, ama bir türlü dillendirilemeyen veya mırın kırın edilerek söylenmeden yutulan, nedenlerle) tek bir söz bile söylenmezken, bazı ilişkilere 'bodoslamadan' yüklenilmesinin ve akla ziyan değerlendirilmeler yapılmasının 'çifte standart' olduğunu söyledik ve nedenlerini sorgulamaya çalıştık.
     Tartışılan somut gelişmeler çerçevesinde Hopa'da, Şavşat'ta kurulmaya çalışılan, Beyoğlu'nda bir biçimde kurulan ÖDP/Alper Taş-CHP ilişkisinin, Sol-CHP ilişkisi bağlamında değil de, aynı içerik ve düzlemde kurulmaya çalışılan HDP-CHP ilişkisi dışta tutularak, yalnızca ÖDP/Alper Taş- CHP ilişkisi olarak ele alınmasının ve 'yargısız infaz' yapılmaya çalışılmasının ama HDP-CHP...ilişkileri konusunda hiç bir şey söylenmemesinin (yer yer bu ilişkinin kurulması gerektiğine yönelik yazılıp çizilenler bir yana) izaha muhtaç olduğunu ısrarla vurgulamaya çalıştık.
     Şimdi buradayız.
     ***
     Bizce, kendi ifadeleriyle Batı'da kurulması istenildiği halde kurulamayan HDP-CHP ittifakı, Hopa'da ve Şavşat'ta kurulamayan Sol-CHP ilişkisi, Beyoğlu'nda kurulan ÖDP-CHP ittifakı...vb. aynı içerikte ve aynı düzlemdeki ilişkilerdir; birbirlerinden ayırt edilemezler.
     Sorgulanacaksa (ki sorgulanmalıdır), Sol-CHP ilişkisi sorgulanmalıdır.
     Bu çerçevede yapılmayan herhangi bir değerlendirmenin hiç bir kimseye hiç bir yararı yoktur ve olamaz.
     ***
     31 Mart Yerel Seçim sath-ı maili'ne girildiği andan itibaren düşündüğü her şeyi yazan ve kamuyla paylaşan birisi olarak tarihe şunun not olarak düşülmesi gerektiğine inanıyorum:
     İçinde bulunulan bu seçim sürecinde seçimin niteliği (Genel/Yerel seçim), adayın belirlenmesi (atama/ön seçim), yapılacak ittifaklar (genelde/yerelde, gizli/aleni, listede/programda) vb. konularında en tutarlı bir çizgiyi hem savunan hem de uygulamaya çalışanlardan birisi ÖDP ve onun Başkanlar Kurulu üyelerinden olan Alper Taş'dır.
     Bu seçimde, bu konumda olanın/olanların, takdir edilmesi gerekirken takdir edilmemesi bir yana, neden çarmıha gerilmeye veya hedef tahtası haline getirilmeye çalışıldığını anlamak, gerçekten zordur...
     Anlaşılan o ki, bazılarımızın, daha 40 fırın ekmek yemesi gerekiyor...
     İşimiz zor...
     11.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.02.03.BİR KEZ DAHA ÖN SEÇİM ÖNERİSİ ÜZERİNE -2

  Hiç yorum yok
13:16


     BİR KEZ DAHA 'ÖN SEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE -2
(     YA DA SAPLA SAMANIN BİRBİRİNE KARIŞTIRILMASINA DAİR)
     ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş'ın CHP'den İstanbul/Beyoğlu Belediye Başkan adayı gösterilmesi sonrasında Sol kesim ağırlıklı başlayan tartışmalar (yer yer, köpeksiz köyde değneksiz dolaşmaya benzeyerek) aldı başını gidiyor; çok doğal ve haliyle Alper Taş dahil, bu konuyla ilgili olanlar açısından 'beklenmeyen bir gelişme' olmasa gerekir.
     ***
     İzlenebildiği kadarıyla, bugün için çok farklı yerlerde duran pek çok kişi, kah kendi adına kah içinde bulunduğu çevre, grup, parti vb. nin hislerine tercüman olurcasına, düşüncelerini yazıya döküyor.
     ***
     Bu ifade edilen görüşlerin çok farklı ve hatta yer yer birbirlerini dışlayan görüşler olduğu ama sonuçta, bazı istisnalar dışında, çoğunluk tarafından Alper Taşın ve haliyle ÖDP'nin ( Haziran'ın da) bu olay çerçevesinde bir kez daha 'hedef tahtası' haline getirilme amacı taşıdığı söylenebilir.
     ***
     Bu konuda görüş beyan edenlerin bir-iki cümle veya bir-iki paragraf yazmakla yetinmesinden kaynaklanıyor olsa gerekir ki, bu konuda kimin neyi doğru görüp neyi eleştirdiği tam anlaşılamıyor.
     ***
     31 Mart Yerel seçim süreci gündeme geldiği andan itibaren bu seçim süreci ile ilgili hemen hemen her konuda (Yerel Seçim/Genel Seçim, ön seçim/atama, aday/program, ittifaklar ...vb.vb.), sahadaki gelişmeler çerçevesinde yazı yazan birisi olarak, öncelikle eleştirilerin net ve anlaşılır olması gerektiğini düşünüyorum.
     Bu gelinen noktada, kimseye, 'hadi gelin yeni baştan ve daha anlaşılabilir bir biçimde eleştirilerinizi dile getirin' diye seslenmenin artık yararlı olmayacağından yola çıkarak, elden geldiği kadar ve kimseye haksızlık yapmadan, bu eleştirileri bir kaç noktada ele almak ve tartışmak gerekiyor.
     ***
     Kimse açıkça öyle bir şey yazmıyor ve ima etmiyor ama sanırım, kimsenin aklından Alper Taşın her hangi bir yerden (Yerel Seçim çerçevesinde) aday olamayacağı düşüncesi geçmiyordur; bunu düşünen varsa, bu çok abes bir şey olur; çünkü, bunu düşünen (ki, 'herkes her konuda eşit haklara sahiptir' diye düşünenlerden birisi olduğunu varsayarak) Alper Taşı kendinden veya eşitlerinden farklı görüyordur ki, bu akla ziyan bir bakış açısı olur.
     Alper Taş da bu eleştiriyi yapabilecek kişi veya herhangi birimiz gibi seçme ve seçilebilme hakkına sahiptir; senden, benden veya ondan, yani halihazırda 'birey' konumunda olanlardan farklı olarak, o, yalnızca Başkanlar Kurulu Üyesi olduğu ÖDP içerisinde bu konuyu tartışabilir ve 'olur' aldıktan sonra (parti tüzüğü ne diyorsa) pekala istediği her yerden aday olabilir.
     ÖDP üyeleri dışındaki kimse de bu bağlamda herhangi bir söz söyleme hakkına sahip değildir ve doğrusu da budur. (ÖDP üyelerinden birisi bu konuda söz söyleyecekse, bu da onların 'iç' sorunudur)
     ***
     Anlaşılabildiği kadarıyla, pek çok eleştiri, Alper Taşın CHP'den (ortak veya CHP namı hesabına) aday gösterilmesine yöneliktir. (Bazıları, hızını alamayıp, Alper Taşın CHP'nin değil 'Millet İttifakı'nın adayı olduğu varsayımı ile değerlendirmeler yapıyor ve bu düzlemde veryansın ediyor ki, bu eleştirileri yöneltenler ya bu 'ittifaklar' olayını yeterince bilmiyor ya da 'bana ne, fırsat bu fırsat; ben söyleyeceğimi söylerim' diyordur, ki bu kadarına da ancak 'pes' denir)
     Eğer, Alper Taş da dahil, herhangi bir Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişi CHP'den herhangi bir yerden aday gösterilmeyi kabul etmemeli deniyorsa; bu eleştiriyi yöneltenlerin, daha önce Hopa, Şavşat, Çamaş vb yerlerdeki gelişmeleri, dahası CHP'ye açık ya da örtük 'ittifak' çağrılarını, 'batıda kilit partiyiz' söylemlerini...vb.vb. sahadaki daha pek çok gelişmeyi eleştirmiş/eleştiriyor olması gerekiyor(du) ki, ama yok...
     Yani, CHP'nin nitelik değerlendirmesi üzerinden bir eleştiri yapılıyorsa, tutarlılık açısında, bu eleştiri, bu konuda veya her konuda yalnızca CHP-ÖDP ilişkisi düzleminde değil, Sol-CHP ilişkisi düzlemindeki her gelişme için de yapılmalıdır. Ama gerçek böyle değil...
     Neden?
     Neden aynı çerçevedeki gelişmeler için farklı söylemler ve değerlendirmeler söz konusu oluyor?
     Daha açık soralım; Alper Taşı aday gösteren CHP ile bazılarının 'ittifak' çağrısı yaptığı CHP aynı değil mi?
     ÖDP dışındaki Sol vb. için (CHP ile kurulan/kurulacak olan ilişkilerde) geçerli olan 'haklar', neden ÖDP için geçerli olmuyor?
     (Doğrusu, her kesim her kesimle istediği düzlemde ve çerçevede 'geçici' veya 'uzun erimli' birliktelikler kurabilir, bu konuda herkes eşit haklara sahiptir, aksi savunulamaz; yeter ki aleni olsun ve somut programlar/hedefler temelinde yapılsın.)
     ***
     Bu konudaki bazı eleştiriler, bazı eleştiri sahiplerinin çok safiyane bir biçimde açıkça ifade ettiği üzere, şudur; ÖDP, Sol kesim ile değil de neden CHP ile hareket etti/ediyor?
     Bu eleştiri, eleştirinin daha iyi anlaşılabilmesi açısından, bir kaç açıdan ele alınmalıdır:
     Önce şunu soralım;
     ÖDP, nerede Sol ile değil de CHP ile hareket etmeyi yeğledi?
     Hopa, Şavşat, Çamaş... geride kaldığına ve orada da 'birlikte hareket edilenler' veya 'birlikte hareket edilmeye çalışılanlar' kavramının içerisine yalnızca ÖDP ve CHP değil, daha başkaları da girdiğine göre, geriye Beyoğlu kalıyor.
     Peki, Beyoğlu'ndan yola çıkarak böylesi bir 'genel değerlendirme' yapılabilir ve buna da 'negatif' bir anlam yüklenebilir mi?
     'Evet, yapılabilir ve böyle bir anlamlandırma da doğrudur' diyebileceklere sormak gerekiyor; acaba, kendi ifadeleriyle, 31 Mart Yerel Seçim noktasında, ülkeyi 'Doğu' ve 'Batı' diye ikiye ayıran; Doğu'da 'Ulusal İttifakı' sağlamaya çalışan, Batı' da ise CHP'ye 'İttifak' çağrısı yapan, kendisini 'Cumhur İttifakı' ile 'Millet İttifakı' arasında 'kilit parti' ilan eden HDP'nin bu çağrısı, HDP'nin CHP ile ilişkilerinde 'genel bir olgu'mudur ve nasıl ('negatif/pozitif') değerlendirilmelidir?
     Hele bi söyleyin!...
     ***
     Gelelim şu 'Sol kesimler' tanımlamasına...
     Kimler kastediliyor?
     24 Haziran Genel Seçim öncesinden itibaren ÖDP ve bir-iki çevre, grup, parti vb. dışında Sol diye tanımlanabilecek kesimlerin tamamına yakını HDP içerisinde yer aldığına ve onunla birlikte hareket ettiğine göre, gerçekte Sol deyince neyi anlamalıyız? Kim aklımıza gelmeli?
     Eleştirilen ÖDP olduğuna ve pek çok Sol kişi, çevre, grup, parti HDP içerisinde konumlandığına göre, ÖDP ve HDP dışındaki bir-iki yapı mı?
     Bunlar ise ve kastedilen bunlar ile ortak hareket edilmesiyse, katılmak gerekir, haklılar; bunun yolu aranmalı...
     Ama yok, bugün Sol denince kastedilen, pek çok Sol kesimin içinde yer aldığı HDP ise, ki aslında açıkça söylenemeyen budur, o zaman doğrudan, istenenin ne olduğu söylensin: Şöyle, 'Hey ÖDP, sen neden HDP (Sol) ile değil de CHP ile ilişki kuruyorsun?'
     Kelimeleri, ağızda yuvarlayıp durmamalı ve derdimizi açıkça söylemeliyiz ki, yol alalım...
     ***
     HDP'nin, savundukları 'reel politika' gereği, içinde yer alan Sol çevre, grup, parti vb. ile birlikte (ki kimler oldukları biliniyor), kendi ifadeleriyle 'ülkenin batısında' CHP'ye (biz adını doğru koyalım, 'Millet İttifakı'na değil), 'gel ittifak yapalım' dediği (CHP'yi ikna etmek için bazı yolları denediği), ÖDP dahil kendi içine katılmayı kabul etmeyen Sol çevreleri 'pas' geçtiği, ama CHP'nin yüzünü 'Sağa' çevirmeyi tercih etmesiyle birlikte arayışlara yöneldiği bilinmeyen ve üzerinde yazılıp çizilmeyen bir şey değildir.
     Böyle bir gerçeklikte, HDP (ve içindeki Sol kesimler) dışında var olan Sol kesimler ne yapacaktı? Hem HDP ve HDP içinde konumlanan 'Sol' kesimler gibi iddia sahibi olduğunu söyleyecekler hem de oturup bekleyecekler miydi?
     Söylenmeye çalışılan ve istenen bu mudur?
     Onların yaptığı bir şeyi (CHP'ye 'ittifak' çağrısını) bir başkasının veya başkalarının başka biçimlerde yapma hakkı yok mudur? Yaptıklarında, neden farklı oluyor, görülüyor ve değerlendiriliyor?
     Tutarlılık (eğer böyle bir dert varsa), bunun neresinde?
     ***
     ÖDP'nin kah Alper Taşın ağzından kah farklı kalemlerden, özellikle son dönemde giderek artan yoğunlukta ve daha yüksek sesle HDP'yi, haliyle HDP içerisinde yer alan Sol çevreleri, ülke gerçekliğinden koptuğu ve ülke sorunlarını birinci dereceden gündem maddesi yapmadığı; Ortadoğu'daki gelişmeler çerçevesinde politikalar üretmeye yöneldiği, 31 Mart Yerel Seçimi gerçekliğinde bile bu çerçevede politikalar belirlemeye çalıştığı doğrultusunda eleştirdiği; HDP'nin, haliyle içerisinde yer alan Sol kesimlerin, bundan pek hoşnut olmadığı söylenebilir.
     ÖDP'nin, ÖDP dışındaki her kesimin, kendi yolunu çizme, çizdiği bu yolda yürüme ve dahası yürüdüğü bu yolda şurada veya burada, bir bölgede veya ülke genelinde 'geçici' veya 'uzun soluklu' yol arkadaşı bulma ve onunla/onlarla istediği birliktelikleri oluşturma hakkı vardır.
     Her kesimin bu yaptıklarının doğruluğunu savunma (aksi olası değil) ve bir başkasının yaptığını da eleştirme (bunun da aksi olası değildir) hakkı vardır.
     Bunun aksini, kendisini Sol'da gören birisi savunabilir mi?
     ***
     Evet, Sol, kendi içinde/arasında (birbirlerini nasıl gördükleri ve eleştirdikleri biline biline) bu Yerel Seçim çerçevesinde (yerelde/genelde), her yerelin kendi özgülünde bir biçimde birlikte hareket edebilmenin yollarını görev olarak önüne koymalı ve bunu başarmaya çalışmalıydı; bu konuda her kesim ortak sorumluluk duymalıydı; ama 'her kesim'...
     Olmadı....
     Şimdi kimse kendini sütten çıkmış ak kaşık görmesin, göstermeye çalışmasın...Bunun kimseye yararı yok... Olduğunu söyleyen, kendisini aldatır...
     ***
     Yerel Seçim sürecinin başından beri 'Ön seçim, olsa da olur olmasa da olur türünden teknik bir sorun değildir; ön seçim, olmazsa olmaz' diyen; tek başına aday çıkarma durumunda o çevrede, grupta, partide; ortak aday çıkarma durumunda o kesimler arasında 'ön seçim'i 'iç demokrasi' olarak gören; 'Demokrasi=Sosyalizm değildir' ama 'Demokrasi olmadan Sosyalizm de olmaz' diyen ve bu konuda sayısız yazı yazan, bu konuyu pek çok yönden tartışan birisiyim.
     Öncelikle Alper Taş'ın/ÖDP'nin ilke olarak 'ön seçim'i savunduğunu, Hopa ve Şavşat özgülünde bunu kanıtladığını; Beyoğlu adaylığının kendi gerçekliğinde ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
     ***
     Tek başına veya ortak aday çıkarılması hallerinde adayı çıkaracak olanın/olanların kendi içlerinde/kendi aralarında 'ön seçim' yoluyla adayını/adaylarını belirlemesi gerektiğini düşünen birisi (Alper Taş/ÖDP), 'ön seçim'i (ilkesel düzeyde olmasa da) reddettiği (Hopa'da Şavşat'da...) anlaşılan (CHP)'den gelen teklif (Beyoğlu adaylığı) karşısında ne yapmalıydı?
     Sorulması gereken soru budur?
     'Siz ön seçim filan savunmuyorsunuz, Hopa ve Şavşat bunun kanıtı, sizinle işimiz olmaz' mı demeliydi?
     'Tamam, aramızda Hopa ve Şavşat deneyimlerini yaşadık; bu kez şartlarımız şunlar, şunlar...dır' mı demeliydi?
     Ne demeliydi?
     Anlaşılan o ki, Alper Taş/ÖDP ikinci yolu seçti.
     Doğru, yanlış, eksik...iyi ama algı...vb.vb. Pek çok şey söylenebilir.
     Eyvallah!
     Ancak, bu karar konusunda Alper Taş'a/ÖDP'ye yöneltilebilecek eleştirilerin, bırakın 'ön seçim'i ilkesel olarak savunmayı, ağızlarına bile almaktan imtina edenlerin değil; öncelikle ÖDP üyelerinin ve 'ön seçim'i ilkesel olarak savunanların hakkı olduğunu söylemek gerekiyor.
     ***
     Şimdi, yaşanılan her yerde, yaşanılan yere ve haliyle kendi yaşamına dair somut şeyleri farklı biçimlerde dile getirme, çözümleri önerme ve bunu, o yerde herkesçe içselleştirilebilir hale getirme zamanı.
     ***
     Datça'da 'Ön seçim' önerisini MHP, AKP, CHP, VP, İYİ PARTİ...ye yazılı önerenlerden ve bu konuyu uçan kuş dahil herkese yeniden ve yeniden anlatanlardan, Datça'da hiç birisi bunu yapmadığı için hepsini eleştirenlerden; bugün ise, seçimde aday çıkarmadığı halde 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' diye soran, bu istemi yazılı ve somut bir program haline getirip kapı kapı dolaşarak dağıtmayı önüne iş olarak koyanlardan birisi olarak; 31 Mart günü 'boykotu' değil, oy kullanmayı savunanlardan; aday olma biçimlerinden yaşadığımız yerdeki sorunların çözümlerine kadar pek çok konudaki eksikliklerine rağmen 'var olan adayların hepsi tıpkı basım değil ve her birinin farklı yönlerden bana yakınlığı ve uzaklığı aynı değil' diyenlerden birisiyim...
     Eleştiriler baki, ama 31 Mart'ta sandığa gidildiğinde, 1 Nisan'dan sonraki günlük yaşamımızı düşünmeliyiz diyorum...
     Ya siz? İzmir'de, Akhisar'da, Beyoğlu'nda, Ankara'da, Mersin'de, Adana'da, Diyarbakır'da,            Şemdinli'de...yaşayanlar, ya siz ne düşünüyorsunuz?
     04.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.01.25.DAHA NELER GÖRECEĞİZ?- 4

  Hiç yorum yok
12:37


     DAHA NELER GÖRECEĞİZ ?..-4
     Nerelerde, kaç kişi tarafından ve ne kadar yüksek sesle söyleniyor bilemiyoruz, '31 Mart'ta yapılacak olan Yerel Seçimdir' diyenlere karşı 'Cumhur İttifakı' ve Millet İttifakı' gibi HDP de 'Hayır' diyor ve kendince gerekçelerini şöyle açıklıyor: '...Kürt halkı 31 Mart gününe...referandum günü olarak bakıyor. O gün kayyımla hesaplaşma günü olacak. O gün AKP-MHP ittifakıyla hesaplaşma günü olacak. Hangi partiden olursa, hangi düşünceden olursa olsun Kürt halkı faşizme karşı, kayyıma karşı yekvücut olmuş, özlenen ittifakını sağlamıştır. HDP, Batı'da da kilit parti konumundadır. Anketler geliyor önümüze, görüyoruz. Her yerde ittifaklar başa baş...bu seçimlerin kaderini belirleyecek olan parti HDP'dir. Halkımız bu tarihi süreçte rolünü her yerde oynayacak, AKP- MHP ittifakına, faşizme büyük bir darbe vuracaktır.'(Sezai Temelli/24.01.2019/ Diyarbakır/ Mahmut Bozarslan-Amerika'nın Sesi)
     ***
     31 Mart'ta yapılacak olanın 'yerel' değil, 'Yerel Seçim'in dışında bambaşka bir şey olduğunu, (ister keyfiyetten ister mecburiyetten) algılar ve algılatma yoluna gidersen, bu algılamayı haklı göstermek ve seni dinleyenleri/sana kulak verenleri bu konuda ikna edebilmek için kendince bir çok argüman geliştirmek ve bunları peş peşe sıralamak zorundasın.
     Sözcülerinden birisinin ağzından aktardığımız yukarıdaki görüşler, HDP'nin bu çerçevedeki görüşleridir ve tartışılması gerekir.
     ***
     HDP'nin sözcüsüne göre, kayyımların atandığı yerlerde(ve haliyle o bölgede), 31 Mart günü 'Yerel Seçim' değil, adı 'Yerel Seçim' olan 'referandum' yapılacaktır. Haliyle, o bölgede yaşayan Kürt halkı, 31 Mart günü sandığa 'referandum' yapıldığını düşünerek gitmeli ve 'oyu'nu ona göre kullanmalıdır. Bu tarihsel bir gündür ve bunu yapmak da tarihsel bir sorumluluktur...
     O yerde yaşayan halkın oylarıyla seçilmiş yöneticilerin 'siyasi' nedenlerle, hem de yaygın bir şekilde görevden alınmalarının ve yerlerine 'devlet memuru' statüsündeki kayyımların atanmasının saçmalığını ve savunulamazlığını; bu uygulamaların, çok doğal olarak, her yerde ciddi tepkilere yol açacağını ve nitekim öyle de olduğunu tekrar ve tekrar vurgulamak gerekiyor.
     Ancak, bu durumda yapılması gerekenin, 31 Mart'ta yapılacak olan seçimi, gerçekte olması gereken 'yerel' özelliğinden koparmak ve bir başka düzleme (hem de kayyımları atayan iktidardaki 'Cumhur İttifakının tam da istediği doğrultuda) 'referandum' düzlemine aktarmak; bu çerçevede, o yerlerde yaşayan halka, bu tarihsel bir görevdir, nasıl yönetilmek istediğinize değil kimler tarafından yönetilmek istediğinize karar verin; o yerlerde var olan sorunlarınızı ve onların çözümlerini arka plana itin...demek; aday belirleme biçiminden o bölgede kimlerin aday çıkarabileceğine kadar her şeyi bu bakış açısıyla halletmeye çalışmak...olduğu söylenebilir mi?
     ***
     Herhangi bir şekilde 'yok öyle demedi de, yok böyle dedi de' yollu ikinci, üçüncü...ağızlardan açıklamaya mahal vermemek için olduğu gibi aktardığımız yukarıdaki görüşe göre, ülkenin batısındaki yerlerde ise, bir-iki istisnai yer dışında ('Cumhur İttifakı' ve 'Millet İttifakı' dışında veya bazı yerlerde de bu ittifaka dahil olup da tek başlarına aday göstereceklerin dışında aday gösteren olmadığına ve burada bakış açısını tartıştığımız HDP de üçüncü taraf olarak kendini konumlandırdığına ve gelişmeleri izlediğine göre) 'Cumhur İttifakı' ile 'Millet İttifakı' arasında 'başa baş' bir durum söz konusudur ve HDP, batıda, o yerlerdeki halkın 'kaderini' belirleyen 'karar verici' konumundadır.
     ***
     HDP, bu ülkenin yurttaşlarının bir kısmının kurduğu ve içinde yer aldığı, keza her yerde üyelerinin ve savunanlarının bulunduğu siyasal bir örgütlenme olarak bu ülkenin her yerinde, istediği her yerde aday çıkarma hakkına sahiptir; bunu yapmak istediğinde ve yaptığında, onun bu hakkını savunmak her yurttaşın görevidir.
     Ancak HDP, 31 Mart Yerel Seçiminde, kendi ifadesi ile, ülkenin batısında veya bazı yerler dışında en azından 'Belediye başkanlığı' düzeyinde aday çıkarmayı düşünmüyor.
     Peki bu durumda iken, nasıl oluyor da, kendi ifadesiyle 'kilit parti' oluyor? Veya öyle olduğunu düşünüyor?
     ***
     Hakkını yemeyelim, yukarıdaki alıntıda, HDP, doğuda-batıda '...her yerde...AKP-MHP ittifakına, faşizme büyük bir darbe vuracaktır' denildiğine göre, hiç bir yerde 'Cumhur İttifakı'na oy verin çağrısı yapmayacaktır; bu açık.
     Peki ne yapacaktır?
     Şimdilik bunun cevabı yok...Somut olarak herhangi bir şey söylemiyor.
     Ama birilerine bir şeyler ima ediyor ve bir şeyleri anlatılmaya çalışıyor.
     Kime ve neyi anlatmaya çalışıyor?
     ***
     Batıda, bir-iki yer dışında 'Cumhur İttifakı' ve 'Millet İttifakı'ndan başka kimse aday çıkarmadığına ve HDP, daha baştan 'Cumhur İttifakı' ile 'hesaplaşacağını' ilan ettiğine göre, geriye, HDP'nin sözlerine muhatap olarak 'Millet İttifakı'nın birlikte ve/veya bu ittifakın bileşenlerinin tek tek aday gösterdiği yerler kalıyor.
     HDP'nin baştan beri (bazı Sol kesimlerin de istemleri doğrultusunda) CHP'ye 'gel ittifak yapalım'
dediği, açık veya örtük farklı biçimlerde çağrı yaptığı ama CHP'nin, yüksek sesle dillendirmediği ve kendisinin bildiği gerekçelerle, bazen oldukça kaba ve kırıcı biçimlerde bu çağrıya sıcak bakmadığını ifade ettiği, yüzünü 'sağa' döndüğü ve İYİ PARTİ+ SAADET PARTİ'si ile ittifaka gittiği biliniyor.
     Bu durumda, HDP nasıl olur da 'kilit parti' olabilir?
     HDP:
     1- 'Millet İttifakı'na ve tek tek aday çıkarılan yerlerde CHP'ye 'Gelin anlaşalım. Sizi/seni destekleyelim. Sen/siz kazanın' diyordur, (HDP bu seçimi 'Yerel Seçim' olarak görmediğine ve haliyle her yerde, o yere özgü somut bir program üzerinde değil, 'genel' bir anlaşma çağrısı yaptığına göre, hangi konuda anlaşmaya çağırıyordur, o da ayrı bir konu) ya da;
     2- 'Millet İttifakı'na ve tek tek aday çıkarılan yerlerde CHP'ye ' Anlaşamazsak, sandığa gitmeyiz ve sen/siz kaybedersiniz; 'Cumhur İttifakı' kazanır' diyordur. ('Cumhur İttifakı'nı destekleme olasılığını baştan reddettikleri için, 'destekleme' olasılığına hiç değinmiyoruz. Değinmeli miyiz?...)
     Bu iki şıkkın dışında 'kilit parti' olması olasılığı olan bir başka durum yoktur.
     ***
     Konuyu daha fazla uzatmadan, bu noktada üç soru sormak gerekiyor:
     1- Bir Yerel Seçimde, yurttaşları, bulundukları yerde 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' sorusunu sorarak tartıştırmak ve yanıtları çerçevesinde karar vermesini sağlamaya çalışmak yerine, başka bir düzlemde karar vermeye yönlendirmek ne kadar doğrudur?
     2- Batıda, bu varsayım, sahadaki gerçeklikle ne kadar örtüşmektedir? Yani, müteahhit Aziz ile inşaat işçisi Ali, yaşadıkları yerdeki somut beklentilerini ellerinin tersiyle bir kenara itip, bu gerekçeyle işaret edilen partiye oy verme veya sandığa gitmeme çağrısına, birlikte 'tamam' yanıtını verecekler midir?
     3- Bu saatten sonra, herhangi bir yerde, ( hadi 'Cumhur İttifakı' ile hesaplaşma çağrısı alenen söylendiğine göre onu dışarıda bırakarak devam edelim) 'Millet İttifakı veya CHP'liler seçimi kazanamadıklarında ve hele farkın kıl payı olduğunu ve seçimi kazanamadıklarını gördükleri yerlerde kimleri suçlayacaklardır?
     ***
     Diğerleri gibi aday çıkarmış olsa veya aday çıkarsın çıkarmasın, bu konuyu böylesine ele almamış olsa; seçimin sonucu ve kazananı kim olursa olsun, kimse HDP'yi sorumlu göremezdi.
     Ama HDP, olayı ve kendi konumunu baştan farklı bir şekilde tanımlama yoluna gitti.
     ***
     Şimdi, ya HDP bundan böyle, böylesi afaki kararlar almamalı, ya böylesi bir karar yoksa, ağzından çıkanın gerçek hayatta ne anlama geldiğini bilemeyen bu sözcüleri değiştirmeli ya da aldığı kararların olası sonuçlarına katlanmalı...
     Haa 'Sana ne kardeşim? Sen işine bak!'mı deniyor?...Ona da eyvallah...
     26.01.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.01.18.DAHA NELER GÖRECEĞİZ -2

  Hiç yorum yok
12:14


     DAHA NELER GÖRECEĞİZ?...-2
     Duyuyorsunuz!
     Okuyorsunuz!
     31 Mart'ta yapılacak olan Yerel Seçim'de partiler, çevreler, gruplar vb. adına 'aday' gösterilecek kişilerin kimler olacağının tartışılmaya ve adayların peyderpey ilan edilmeye başlandığı andan itibaren farklı yerlerde farklı partilerden, sayıları yerden yere değişen kadın-erkek üyeler ve artı taraftarlar, 'ayrıldıklarını ve x partisine geçtiklerini' veya 'bağımsız' olarak seçime katılabileceklerini yüksek sesle dile getiriyorlar...
     ***
     Şaşırıyor muyuz?
     Hayır...
     Neden?
     'Ön seçim' önerisi üzerine yapılan tartışmaları ele alan ve yayınlanan yazıları okuyanlar, bu 'ayrılmalara' yol açan 'rahatsızlıklara' değinildiğini ve bunun, herhangi bir çevre, grup, parti vb. özgü değil, 'ön seçim' yapmayan ama 'aday' çıkarmayı düşünen bütün muhataplar için 'olası' bir durum olduğunun vurgulandığını anımsayacaklardır.
     ***
     Önce, 'Yerel Seçim'i Dünyanın, Ortadoğunun ve ülkenin içinde bulunduğu durumu ileri sürerek kendi var olan gerçekliğinden koparmaya, 'Genel Seçim' ve hatta 'ülkenin bekası' düzleminde tartışmaya/tartıştırmaya çalıştılar; büyük ölçüde başarılı da oldular...
     Hal böyle olunca, savuna geldikleri 'biat', 'itaat' vb. kültürleri gereği 'Demokrasi' ile 'doku uyuşmazlığı' bulunanlar ve bu 'algı'ya itiraz etmeleri gerekirken bir biçimde bu akıntıya kapılıp da bu durumdan 'fayda' sağlamaya çalışan şaşkınlar, 'ön seçim' ile 'aday' belirleme yerine,doğal olarak Genel Merkeze 'sadık' kişi arayışına giriştiler ve 'atama' yapmayı tercih ettiler.
     Aslında bu 'atama' yöntemi, yereldeki gerçekliği göz ardı eden, yerel dinamikleri ve yerel dengeleri, hatta ve hatta, 'Yerel seçim' söz konusu olduğunda çok doğal olan 'kişisel/grupsal beklentileri/hesapları' dışlayan bir yöntemdi.
     Haliyle olası bazı sorunlara ve gelişmelere yol açması kaçınılmazdı...
     ***
     Muhtemeldir ki, bu yolla 'aday' belirleyenler, bu olasılıkları öngörmüşler ve kendilerince 'Vatan, Millet, Sakarya vb.' çerçevesinde yüksek sesle ve yer yer sert ifadelerle dillendirdikleri gerekçeleri İl ve İlçe Örgütleri üyelerinin 'tartışmasız' kabulleneceklerini, 'kol kırılır, yen içinde kalır' deyip yaşanan gelişmeleri sineye çekeceklerini, aksi bir gelişme olursa da zaten 'gerekeni' yapacaklarını düşünmüşler ve hesap etmişlerdir.
     Nitekim, bir-iki istisna yer dışında en fazla mırıldanarak tepkilerini gösterdikleri 'atama' yöntemine değil, asıl o yerde atanan adayları görünce 'çatlak ses' çıkaranlara ve dahası 'kazan kaldıranlara' karşı derhal 'gerekeni' yapmışlardır.
     Basına ve kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, bu gelişmelerin dışında, 'aday' olarak ilan edilmeyenlerden ve/veya istedikleri kişilerin aday ilan edilmediğini düşünenlerden oluşan ve bazı yerlerde, o yerdeki seçimin kaderini belirleyebilme potansiyeline sahip olan 'kopmalar' ve dahası 'geçişler' de gözlenmiştir... Bu yazının yazıldığı an itibarıyla de yeni 'kopmalar' ve 'geçişler' olasıdır.
     ***
     Bu 'geçişler'de göze çarpan ve üzerinde (ilgilenenlerce) düşünmeyi gerektiren nokta şudur:
CHP'nin bazı İlçe Örgütlerinden hatırı sayılır sayıdaki üye ve taraftar, parti başkanları ve yöneticileri arasındaki söz düelloları bu kadar sert ve keza partiler arasındaki ilişkiler böylesine gerginken, karşılıklı ağır suçlamalar gırla giderken, CHP'yi 'tek adam' yönetimiyle suçluyor ve o güne kadar (neredeyse bütün dünya tarafından) 'tek adam' yönetimiyle suçlanan AKP'ye geçiyorlar.
     Hadi neden ayrıldıklarını anladık ('ön seçim' olmaması, aday gösterilmemeleri veya istedikleri kişinin aday ilan edilmemesi vb.); peki ama, neden AKP?...
     18.01.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2018.12.13.KAZANANLAR VE KAYBEDENLER

  Hiç yorum yok
09:05


KAZANANLAR VE KAYBEDENLER
     İşin cılkı çıkmaya başlamıştı.
     Nihayet!
     31 Mart 2019 tarihinde yapılacak olan Yerel Seçim çerçevesinde bazı siyasi partiler, çevreler, gruplar vb. arasında yürütülen (aleni/gizli) 'pazarlıkların' sonuna gelindiği anlaşılıyor; bugün-yarın ayrıntılar ( hangi İlçe, İl ve Büyük Şehir Belediyelerinin kimlere bırakıldığı) belli olur...
     ***
     Yerel Seçim tartışmalarının gündemin birinci sırasını aldığı andan itibaren 'ön seçim'i öneren ve savunanların neler söylediklerini ve neler yazıp (bir, üç, beş...değil, daha çok) yayınladıklarını biliyorsunuz: ''Bu yapılacak olan Yerel Seçimdir. Seçimin yapılacağı yerdeki insanların, kendi aralarından, kendi adına veya bir parti/bir kaç parti, çevre, grup vb. adına 'aday' olan kişiler arasından (kendilerince ve farklı nedenlerle) tercih ettikleri 'adayı/adayları' seçmesidir. Bu nedenle, seçime katılacak aday, kendi adına değil de bir veya bir kaç parti, çevre, grup vb. adına seçime katılacaksa, o partinin veya partilerin, çevrelerin, grupların vb. bütün üyelerinin katılacağı bir 'ön seçim' ile belirlensin; siyasi partiler yasası, aday adaylarının ekonomik, sosyal, ailevi vb. durumları nedeniyle elbette 'mükemmel' değil, ama bu koşullara rağmen en doğru ve en adil 'yöntem' (farklı nedenlerle) budur.''
     ***
     Ama gelin görün ki, seçime katılacak partilerin, çevrelerin, grupların vb. ezici çoğunluğu, (tepeden tırnağa bütün yöneticileri ve hatta üyeleri) 'ağız birliği' etmişcesine, (bazı istisnai yerler dışında) ' bizim işimize karışmayın' dercesine, bildikleri yolda yürüdüler; 'ön seçim' önerisini ellerinin tersiyle bir kenara ittiler.
     ***
     Siyasi partiler, çevreler, gruplar vb. (kendilerinin ifadeleriyle, 31 Mart 2019 Yerel Seçimini 'stratejik önemde' gördüklerinden) geliştirdiklerini söyledikleri belli bir strateji çerçevesinde hareket ettiklerinden olsa gerekir ki, yapılacak olan seçimi 'yerel' düzlemde değil, 'genel' düzlemde görüp 'ön seçim'i gereksiz ve hatta (bu stratejiyi baltalayabilecek, dumura uğratabilecek) 'zararlı' bir düşünce olarak gördüler.
     Belediye Başkanlıklarına ve Belediye Meclis Üyelikleri'ne 'aday adayı' olanlar 'özgüven' yoksunluğundan, yönetim kademelerindekilerin 'öfke şimşekleri'ne muhatap olmak istemediklerinden veya başkaca yollardan (da) 'aday' olabilecekleri hesaplarına giriştiklerinden vb. olsa gerekir ki 'ön seçim' önerisine ya sıcak bakmadılar ya da mırıldanmanın ve ses getirecek, etkili ve sonuç alıcı (örn: Akhisar) olmayacak düzeyde bir şeyler söylemenin ötesine geçemediler.
     Aday gösterecek partilere, çevrelere, gruplara vb. üye olanlar, 'böyle gelmiş böyle gider', 'ne fark eder ki? Ha Ali, ha Veli...', 'mahallenin delisi ben miyim?', 'kim olursa olsun, ben bir yolunu bulur ve işimi hallederim' vb.vb... diye düşündüklerinden, kendilerinin üyesi olduğu İlçe ve İl örgütü adına seçime girecek adayın kim olacağına 'iradesi' ile 'belirleyici' olarak katılmak, bir başka deyişle, bu düzlemde de olsa 'oyun'a 'oyuncu' olarak katılmak yerine, o güne kadar olduğu gibi 'edilgen' konumunda kalmayı yeğlediler.
     Aday gösterecek partilerden, çevrelerden, gruplardan vb. herhangi birine yakınlık duyan veya duymayan ama 31 Mart günü sandığa gidip oy kullanacak yetişkin bireylerin büyük çoğunluğu, olup biten sanki onu ve onun yaşamını hiç mi hiç ilgilendirmiyormuş gibi olup biteni tv. kanallarından, internet sitelerinden, okuduğu gazetelerden, kahve köşelerindeki muhabbetlerden vb. izlemeyi ve ilgisiz kalmayı tercih ettiler/ediyorlar.
     ***
     Sonra İlçe, İl ve Büyük Şehir Belediye Başkanlıkları'na 'atama' yoluyla 'adaylar' ilan edilmeye ve İlçeler, İller, Büyük Şehir Belediyeleri 'pazarlık' masalarında 'paylaşılmaya' başlandı ve şimdi 'pazarlıkların' sonuna gelindi.
     ***
     Aday göstererek seçime katılan partiler, çevreler, gruplar vb. bu yerel seçimde, izlediklerini söyledikleri 'stratejinin' sonucu neleri kazandıklarını veya neleri kaybettiklerini 31 Mart akşamı ve asıl 1 Nisan 2019 sabahından itibaren başlayan dönemde yaşayarak görecekler.
     'Bugünün kazananı' konumunda olan adayların gerçekten kazanıp kazanmadıkları; kaybedenlerin ise neleri ve ne kadar kaybettikleri, 31 Mart günü akşamı öğrenilebilecek...
     ***
     Yaşadığımız süreçte, daha bugünden, 'bir kez daha kaybedenler' olarak nitelendirilebilecek ve tarihe not olarak düşülebilecek olanlar ise bellidir: Aday adaylıktan 'aday'lığa 'terfi' ettirilmeyenler; üyesi oldukları partiler, çevreler, gruplar vb. tarafından ne düşündükleri sorulmayan ve irade beyanında bulunmaları istenmeyen ve yapılacak 'atama'ya 'oy' vererek 'onay' vermeleri istenenler; olup bitene 'seyirci' konumunda 'kayıtsız' kalan ve ortaya çıkacak 'sonuç'tan hiç mi hiç etkilenmeyeceğini veya 'bir yolunu bulup' kendi başının çaresine bakabileceğini düşünen...'oy veren insanlarımız ve onların her şeyden 'bihaber' veya 'sessiz/suskun/korkan' çocukları...
     ***
     'Bir kez daha kaybeden' ve her daim 'Kaybedenler Kulübü' üyesi olanlar, bu sunulan ve daha baştan onlara 'kaybettiren' bu yolun 'yol' olmadığını ve bir daha kaybetmemek için bir başka 'yol'a gereksinim olduğunu ve bugünden bunun arayışına başlamak gerektiğini bilinçlerine yerleştirinceye kadar 'kaybetmeye' devem edeceklerdir...
13.12.2018/DATÇA
Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2018.12.06.İTTİFAK TARTIŞMALARI VE GİRİŞİMLERİ ÜZERİNE

  Hiç yorum yok
08:20


     İTTİFAK TARTIŞMALARI VE GİRİŞİMLERİ ÜZERİNE
     'Ön seçim' önerisinin tartışıldığı yazılarda da bir-iki kez değinilen 'İttifaklar' konusunu, (günlük yaşamda tanık olunanlar çerçevesinde) özel olarak ele almakta ve tartışmakta yarar var.
     ***
     Bilindiği ve bütün iletişim (basın, tv ve İnternet) kanallarından öğrenildiği üzere, AKP ile MHP, 'Cumhur İttifakı' içerisinde yollarına devam ederken, bir gün, tam da Yerel Seçim tartışmalarının gündemin ilk sıralarını almaya başladığı sıra, kendi aralarında ansızın kapıştılar ve birbirlerine karşı 'tehditler' savurmaya ve 'şantaj' kokan konuşmalar yapmaya; ardından, (anket sonuçlarının, özellikle Ankara, İzmir ve İstanbul için 'alarm' sinyallerinin çalmaya başladığını ortaya koyan sonuçlarının masalarına konulmasından sonra olduğu söylenen bir aşamada) birbirlerine karşılıklı 'jestler'de bulunmaya ve kamuoyuna 'Cumhur İttifakı bitmedi, sürüyor ve sürecek' yollu açıklamalar yapmaya başladılar.
     Son gelinen noktada, Bahçeli'nin deyişiyle, 30 İl'de yapılacak Büyük Belediye Başkanlığı seçimi masaya yatırılmış ve (ilçeler dahil) 'pazarlık' sürüyormuş...(Kendi içinde 'iç savaş' yaşayan BBP, bu pazarlıkların son anlarında konuya dahil oldu ve 'ben de varım' dedi.)
     Eyvallah !
     ***
     'Cumhur İttifakı' dışındaki 'Millet İttifakı', HDP ve diğer kesimler de ise bu 'Yerel Seçim' konusundaki gelişmeler, çok farklı ve çok karmaşık bir görünüme sahip: MHP ile AKP'nin arasının açıldığı günlerde, HDP eş başkanlarından Sezai Temelli, AKP' ye dönerek ve Kürt meselesini kastederek 'Muhatap aramayın...Gelin masaya oturalım' yollu açıklama yaptı ve (zamanlaması 'manidar' bulunduğu için) kafalar karıştı; ortada 'fol yok yumurta yok' iken yapılan bu açıklama ne anlama geliyordu? (Bkn: 23.10.2018/ Bianet/ Cumhuriyet com. ve haber.sol.org.tr)
     CHP, İYİ PARTİ ve SP, ama özellikle CHP ve ikinci derecede İYİ PARTİ, tam da AKP ve MHP'nin istediği doğrultuda bir 'saflaşma' görüntüsü vererek, 31 Mart 2018 Yerel Seçiminde her yerde veya karşılıklı olarak anlaşmaya varılabilecek yerlerde 'ittifak' arayışlarına giriştiler ve görüşmeye başladılar.
     ***
     Yerel Seçim'de yapılacak 'ittifak' konusunda kafası en karışık partinin CHP olduğu söylenebilir; CHP bazı yerlerde 'tek başına', bazı yerlerde İYİ PARTİ ve SP ile 'kerameti kendilerinden menkul' adaylar çerçevesinde anlaşarak ortaklaşa bir tavır ortaya koymayı ve o yerlerde seçime birlikte girmeyi savunurken, başka bazı yerlerde ise HDP veya diğer bazı çevreler, gruplar vb. ile bir biçimde görüşmelere ve arayışlara yönelmiş durumdadır.
     İkinci konumda kafası karışık parti HDP'dir, denilebilir; HDP, AKP ile MHP'nin yeniden 'flört' yapmaya başlaması ve akabinde hızlıca anlaşmaları üzerine, yüzünü Doğu'da 'Kürtleri temsil' iddiasındaki partilere ve Batı da ise ( söylemde muallak bir 'birlik' çağrısı yaparak ama günlük yaşamda farklı biçimlerde girişimlerde bulunarak) CHP'ye dönmüş; bunun olmadığının veya olmayacağının anlaşıldığı anda veya yerlerde ise farklı sol, sosyalist ve devrimci partilerle, çevrelerle, gruplarla vb. ile ortak aday çıkarma seçeneğini elinde bulundurma yolunu tercih etmiş görünüyor.
     ***
     Bu yazının yazıldığı tarihte farklı partiler, çevreler, gruplar vb. arasındaki (aleni/gizli) 'ittifak' arayışları ve girişimleri , özet olarak bu çerçevededir.
     ***
     Bu 'ittifak' görüşmelerinin herhangi birisinde 'kerametleri kendinden menkul' a, b, c...kişilerinin şu veya bu koltuğa oturtularak o yerde seçimin alınması, şu veya bu yerin şu veya bu partiye bırakılması dışında, her yerin kendi gerçekliğine uygun programların tartışıldığına ve adayların 'demokratik' yollardan belirlenileceğine dair kamuoyuna yansıyan veya yapılan ikna edici tek bir açıklama yoktur.(Hiç şüphesiz, bazı Sol, Sosyalist ve Devrimci çevrelerin de bir biçimde dahil olduğu ama çok az yerde yapıldığı duyumları alınan bazı istisnai 'ittifakları' bu kapsamda değerlendirmemek gerekir)
     Her şey kapalı kapılar ardında yürütülmekte (AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal'a göre, AKP ile MHP arasında yürütülen 'pazarlığın' içeriğinden yalnızca 2+2 olmak üzere 4 kişinin haberi varmış; geri kalanlar, içerikten 'bihabermiş' /Birgün/08.12.2018) ve bütün bir ülke, bu olup bitenler sanki onu hiç mi hiç ilgilendirmiyormuş gibi 'seyirci' konumunu korumaya devam etmektedir...
     2018 yılının son günlerinde içine düşülen şu duruma bakın.
     ***
     Bütün, bu çerçevede ve bu düzlemde yürütülen bu 'pazarlıklara' karşı çıkmaktan başka hangi tavır, 'doğru tavır' olabilir?
     06.12.2018/DATÇA
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2018.12.04.ÖN SEÇİM ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI 2

  Hiç yorum yok
08:00


    'ÖN SEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMALAR (2)
     31 Mart 2019 tarihinde yapılacak Yerel Seçim'de herhangi bir yerde seçime katılacak bir parti, çevre, grup vb. kendi adına yarışa katılacak adayı belirlemek için, mevcut bütün üyelerine çağrı yapıyor ve 3150 üyesinden 2085 tanesinin katılımını sağlayarak, mevcut 'aday adayları' arasından hangisinin 'aday' olacağını belirleyebiliyor ise ve ardından, bu aday adaylarından en çok ikinci oy alan aday adayı çıkıp 'bizim adayımız en çok oy alan arkadaşımızdır' diye açıkça ilan edebiliyor ve diğer aday adaylarıyla 'aday' olma yarışından çekilebiliyorsa...evet bu, adı ne olursa olsun, bir 'ön seçimdir; 'ön seçim' yapılsın diye önerilirken (tek başına aday çıkarmak istenildiğinde) kastedilen/istenilen ve beklenen de budur.
     CHP'nin Manisa/Akhisar İlçe Örgütü tam da bunu başardı.(02.12.2018) (CHP'nin başka İl ve İlçe Örgütünde veya başkaca herhangi bir partinin, çevrenin, grubun vb. herhangi bir İl ve İlçe Örgütü böylesi veya benzeri bir şey gerçekleştirdi mi?..Bilemiyoruz.)
     ***
     Demek ki 'tek başlarına' veya 'ortaklaşa' aday çıkararak yapılacak olan 31 Mart'taki yerel seçime katılmak isteyen partilerin, çevrelerin, grupların...İl ve İlçe Örgütlerinin yöneticileri (aday adayları ve üyeleri, o yerdeki oy verecek diğer bazı kadınların ve erkeklerin bu doğrultudaki istemlerini de dikkate alarak) isterlerse/ ısrar ederlerse ve bu doğrultuda ortak ve güçlü bir irade ortaya koyabilirlerse, bir biçimde 'kitabına' (parti tüzüklerine ve Genel Merkez kararlarına) uydurarak 'ön seçim' yapabilirlermiş...
     Kapalı kapılar ardında yapılan (parti içi veya partiler arası) pazarlıkları ve bu pazarlıklar çerçevesinde (şu veya bu konumda, şu veya bu kadar sayıda) 'kerameti kendinden menkul' adayları 'tek başına' veya 'ortaklaşa' belirlemeyi vb.vb...beklemeyebilirlermiş.
     Ortaya çıkan gerçek budur.
     ***
     Siyasal Partiler yasasından veya yerel ve genel pek çok nedenden kaynaklanan 'sağlıksız' İl ve İlçe örgütleri yönetimleri, üye profilleri...vb. gerçeği, bu 'ön seçim'in yapılmasının reddedilmesini, gereksiz ve yersiz olduğunun ileri sürülmesini 'haklı' çıkarır mı?
     Hayır.
     'Ön seçim' önerisi, bu koşullarda dahi (pek çok açıdan ve en önemlisi oradaki örgütün üyelerinin tamamının veya büyük çoğunluğunun desteğini arkasında görebilecek adayı belirleme açısından) 'en iyi' sonucun elde edilmesini sağlayabilecek en gerçekçi bir öneri olarak gündeme getirilmiştir.(Varsayımlara dayalı ve gerçekçi olmayan diğer bütün 'daha demokratik' olduğu iddia edilebilecek öneriler 'soyut' ve 'dönüştürücü/sonuç alıcı olmayan' önerilerdir; dahası çok 'subjektif'tirler.)
     ***
     Böyle bir 'ön seçim'in (bir biçimde) gerçekleştirilmiş olmasının, diğerlerine 'pozitif örnek' olması gibi bir katkısının dışında, kime ve ne zararı vardır? (Elbette, şu veya bu nedenle, ilke olarak 'ön seçime karşı çıkan kişi ve anlayışlara bir zararı vardır ve bu konu, bundan sonraki yazının konusudur.)
     ***
     'Ön seçim'i yapmış olmak yeterli midir?
     Elbette değil.
     Bu, daha önce de yazıldı; 'ilk adım'dır.
     'İkinci adım', bu yolla aday belirleyen İl ve İlçe örgütlerinin, o yere uygun somut ve kapsamlı bir program ortaya koymalarıdır.
     Koyabilirler mi?
     Bekleyip görmek gerekir.
     'Ön seçim'in arkasından gelmesi gereken ikinci adım,doğal olarak bu olmalıdır.
     Bu 'ikinci adım' atılmaz ise ne olur?
     Eksik olur...
     Bu kadar...
     Eh ne denir bilirsiniz; 'Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz'...
     04.12.2018/DATÇA
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...