temsili demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2020 Cuma

2020.01.25.DATÇADAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -6 KENT KONSEYİNE 'KATILIM', KATILIM MI DIR?

  Hiç yorum yok
13:15


     DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -6
     KENT KONSEYİNE 'KATILIM', KATILIM MIDIR?
     Tartışma konumuzun 11.01.2020 tarihinde yayınlanan 'KATILIM MI DEMİŞTİNİZ?' başlıklı ilk bölümünde, '' 31 Mart 2019 Yerel Seçimi sonrası, çok az sayıdaki kişiden oluşan Datça Haziran Meclisinde, bütün belediye Meclis toplantılarına katılma doğrultusunda bir eğilim öne çıktı ve ardından,....Bu düşüncemizi yerel yönetimde ya da uzunca bir süredir var olan ve Datça'da oldukça aktif bir çalışma çizgisi izleyen kent konseyi içerisinde farklı konumlarda bulunan bazı tanıdıklara açtık; ilk anlarda, yerel yönetimde yer alan tanıdıkların bir kısmı 'Gidin, kent konseyinde çalışın.', kent konseyi içerisinde çalışma yürüten tanıdıkların bir kısmı ise 'Gelin, kent konseyinde çalışın.' yollu, bir anlamda yönlendirme içeren önerilerde bulundular.'' (Bknz: https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ) demiştik.
     ***
     Ülkemizde, resmi kayıtlara göre (Bknz:e-içişleri gov.tr), 1389 yerleşim biriminde belediye örgütlenmesi mevcuttur; kimse kesin rakam veremiyor ama 15.06.2015 tarihli bir habere göre (Bknz: Yeni Asya/Google), o tarihte 200, yani %15'lik bir kısmında; bugün ise, 350 civarında, yani %25'inde, Kent Konseyinin kurulu durumda olduğu söyleniyor. (Bknz: 'Mahalle Meclisleri Yönergesi' üzerine-1/23.11.2019 https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com )
     Bu 350 civarındaki kent konseyinin ise kaç tanesinin aktif olduğu ve kaç tanesinin 'kağıt üzerinde' kurulu bulunduğuna dair, yine tahminin dışında kimse bir şeyler söyleyemiyor. (Bu konuda da, tahminen, aktif sayılabilecek olanlara dair 50 rakamı, veriliyor.)
     ***
     Bizim düşüncemiz karşısında 'Tamam, belediye meclis toplantılarına katılınmalı ama kent konseyi içerisinde çalışmayı da unutmamalı; orada da çalışılmalı' ya da 'Kent konseyi içerisindeki çalışmayı da ihmal etmemeli' biçiminde (ki, biz zaten o çerçevede düşünüyorduk) tepkiler gösterilse idi, hiç bir sorun yoktu; ama öyle olmadı. Bizim yaklaşımımızın (haliyle önerimizin) alternatifi olarak, yukarıdaki yaklaşım/karşıt öneri dile getirildi.
     Bu durumda, şimdi sorulması gereken soru şudur: 'Kent konseyinde çalışın' biçiminde yapılan yönlendirme içerikli çağrı (yalnızca Datça için önerilmiş olabileceğine hiç şans tanımadığımızdan, soruyoruz) yalnızca Datça ve Datça gibi 'kent konseyi olan yerler' için mi, yoksa kent konseyi olsun olmasın, 'ülkemizin geneli için de' geçerli olmak üzere mi önerilmektedir?
     Datça ve Datça gibi kent konseyinin kurulduğu (50, hadi iyimser olalım, 350 civarındaki) yerler için öneriliyor ise, bu durumda geriye kalan ve kent konseyi bulunmayan 1039 civarındaki yerleşim birimi için ne öneriliyor?
     Ülkemizin geneli için öneriliyor ise, halihazırda kent konseyi bulunmayan yerlerdeki yurttaşlar, (tamam, bu önermenin doğal sonucu olarak, kent konseyinin kurulması için çalışacaklar; iyi de) kent konseyi kuruluncaya kadar ne yapacaklardır?
     Bu, birincisi.
     İkincisi, kent konseyi, daha önce yazıldığı üzere, özet olarak, ''Farklı ülkelerde, farklı zamanlarda, farklı ad ve biçimlerde önerilmiş..., tarihsel olarak 'merkezi otoritenin' (Devletin) yereldeki eksikliklerinin ve yetersizliklerinin değil, yerel yönetimin (belediyenin) eksikliklerinin ve yetersizliklerinin'' merkezi otorite tarafından kabul edilmesi ve ''giderilmeye çalışılmasının bir ifadesi olarak gündeme gelmiş ve...ülkemizde 2005 tarihli 5393 sayılı Belediyeler Kanununun 76. maddesi ile resmen kabul edilerek günlük hayatımıza girmiş ve her yerde değil, yalnızca '...belediye teşkilatı olan yerlerde...' kurulması... öngörülen bir örgütlenme biçimidir.'' (Bknz: Kent Konseyleri üzerine tartışma notları. Bölüm-3/22.06.2019 https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com )
     Bir başka deyişle, kent konseyi, yerel yasama organının ya da daha geniş bir tanımlamayla,yerel yönetimin eksikliklerinin ve yetersizliklerinin giderilebilmesine katkıda bulunabilmesi amacıyla önerilmiş 'YARDIMCI' bir örgütlenme biçimidir. (Dahası, bizim ülkemizde, ilgili yasayı çıkaran siyasal iktidarın bu örgütlenmeye olan 'KERHEN' yaklaşımı nedeniyle de diğer ülkelerdeki benzerlerinden oldukça daha şekli ve ucube bir yasal tanımlaması yapılmıştır.)
     Yasa koyucunun belirlediği ve kimler olacağını, çıkardığı ilgili yönetmeliğin bir maddesi ile duyurduğu katılımcı kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluşan kent konseyi, yılda en az üç (3) kez toplanır (genel kurulda toplanma sayısı artırılabilir) ve eğer toplantının gündeminde var ise, belediye meclisinde görüşülmek üzere gönderilecek kararları tartışır ve oylar; kabul edilenleri, belediye meclisine sunar.
     Belediye meclisi, kent konseyinden gelen bu kararları gündemine alır, görüşür, tartışır ama kabul etmek zorunda değildir; aynen ya da değiştirerek kabul etmek ya da kabul etmeyip geri çevirmek hakkı ve keyfiyeti, tamamen onun tasarrufundadır.
     Kent konseyinde, genel kurul toplantılarında, (belediye meclis toplantılarında olduğu gibi) yalnızca katılımcılar oy kullanır ve kararın nasıl çıkacağında belirleyici olurlar; genel kurul toplantılarına gönüllü olarak katılan izleyici konumundaki bireylerin söz hakkı (Kent Konseyi Yürütme Kurulunun bu doğrultuda göstereceği inisiyatif çerçevesinde) olsa bile oy hakları yoktur; onlar, toplantı süresince edilgen birer izleyicidirler. Bu konumdaki yurttaşa/yurttaşlara önerilen, bu katılımcı örgütlerin birisinde ve/veya Kent Konseyi bünyesinde oluşturulan ve katılımcı olarak temsilci gönderme hakkı bulunan çalışma grupları ve meclisler içerisinde yer almak ve bu şekilde hem çalışmalarına hem de haliyle kent konseyinin karar alma sürecine, o aşamada katkıda bulunmaktır. (Hakkını yemeyelim, bu öneri, bir anlamda, kişiyi/kişileri örgütlenmeye yönlendirmesi noktasında pozitif bir öneridir; ama, tartışma konumuz olan 'katılım' açısından, değişen bir şey yoktur. Ayrıca kent konseyi konusunda daha ayrıntılı bilgi edinmek için de Bknz:KENT KONSEYİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI./1...12 bölüm, https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com )
     ***
     Bu durumda, 'Kent konseyine gidin' ya da 'Kent konseyine gelin ve orada çalışın' derken, gerçekte yurttaşa ne önerilmiş olmaktadır? Şunlar:
     a)-Yerele dair kararların alındığı belediye meclisine değil, belediye meclisinin yanında ikincil konumda olan ve yerel yönetime 'yardımcı' olmakla yükümlü kılınmış bulunan kent konseyine katılın,
     b)-Bu katılımı da istediğiniz bir biçimde değil, yalnızca ve yalnızca kent konseyi kurucuları olarak yasayla tanımlanmış örgütlenmeler ve/veya kent konseyi içerisinde kurulabilecek olan çalışma grupları ve meclisler içerisinde yer alarak gerçekleştirin,
     c)-Belediye meclisine ve haliyle alınacak kararlara katılımın, ancak bundan sonra ve o da, kent konseyinde alınacak kararların belediye meclisine 'bir öneri' olarak sunulması biçiminde olabileceğini bilin, denilmektedir.
     Yani, yurttaşlara, yaşadıkları yerleri ve yaşamlarını ilgilendiren konularla ilgili karar alma süreçlerine doğrudan katılabilecekleri ve özne olabilecekleri bir yol değil, dolambaçlı ve sonuç alınıp alınamayacağı tartışmalı olan bir yol önerilmektedir.
     Bir başka deyişle, kent konseyi dolayımı ile karar alma süreçlerine katılım da 'katılım'dır; ama, böyle bir 'katılım'dır. (Kent konseyi çalışmalarına katılan yurttaşlarda çok sıkça tanık olunduğu üzere onları canından bezdiren, bıkkınlıklarına ve umutsuzluklarına neden olan, nihayetinde bütün çalışma arzularının soğumasına ve kent konseyini terk etmelerine, kendi kabukları içerisine çekilmelerine ya da bazılarında görüldüğü üzere, 'çalışıyor gibi yaparak' var olan konumlarını, yalnızca kendilerinin bildikleri farklı nedenlerle korumaya ve gerçekte, içinde yaşadıkları koşullara dair yapılabilecek çalışmaları rafa kaldırmaya neden olan, bir 'katılım'.)
     Kent konseylerinin bulunduğu yerlerde yaygınca tanık olunan ve dahası, bize de önerilen 'katılım', 'aynıyla vaki' bu 'katılım'dır.
     Bu da bizi, 'Bu öneri sahipleri, gerçekte neyi savunmaktadır?' sorusunu sormaya ve bu soruyu tartışmaya götürür.
     Şimdi, bu noktadayız.
     (Not:1-Biz, kent konseyinde çalışmayı değil, 'Kent konseyinde çalışılmalı ama belediye meclisine katılımla başlayan ve belediye meclisini/yerel yönetimi odağına alan bir çalışma esas alınmalı' yaklaşımımızın karşısına çıkarılan ve halihazırda, günlük yaşamda çok yaygın bir biçimde tanık olunan, yalnızca kent konseyi çalışmalarına katılımla sınırlanan bir 'katılımcılık' anlayışını tartışıyor ve sorguluyoruz.
     2-Datça kent konseyinde ya da başka yerlerdeki kent konseylerinde farklı konumlarda yer alan ve çalışmalara katılan kaç kişi, 31 Mart 2019 yerel seçim sonrası yapılan belediye meclis toplantılarına katılmıştır?)
     25.01.2020/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

17 Ocak 2020 Cuma

DATÇADAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -5/EVET, KATILIM!

  Hiç yorum yok
14:59

      DATÇADAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -5

     EVET, KATILIM!
     31 Mart 2019 Yerel seçim sonrası, 'Belediye meclis toplantılarına katılalım' doğrultusunda bir görüş ortaya koyan ve sonrasında, Datça Belediye Meclisinin aylık olağan toplantılarına katılmaya başlayan bizlerin, istisnasız hiçbirimizin, var olan yerel yönetimin herhangi bir kademesinde (elbette en çok sorulan/merak edilen, belediye meclisinde) herhangi bir resmi ya da gayrı resmi ne bir görevi ne de sorumluluğu vardır; halihazırda, her birimiz, doğma büyüme ya da şu veya bu zamanda Datça'ya gelip yerleşmiş olan sıradan Datçalılarız; bunun, bilinmesini istiyoruz.
     Sıradan Datçalılar olarak, her birimizin sahip olduğu 'yurttaşlık haklarımızın' (bu yazılara ve haliyle tartışmamıza da konu olan) bir kısmını kullanıyoruz, kullanmaya çalışıyoruz; bu hakların kullanılması sürecinde yaşadıklarımızı ve gözlemlerimizi yazıya döküyoruz ve diğer yerlerde yaşamaya devam eden yurttaşlarla paylaşıyoruz; kararı (benzer süreçler yaşayanların, deneyimlerini bizler gibi paylaşmayı ya da benzer süreçler yaşamak için, yaşadıkları koşullarda somut adımlar atıp-atmamayı), onlara bırakıyoruz, bu birincisi.
     İkincisi, biz 'Belediye meclis toplantılarına katılalım' derken, ülkemizde var olan (Büyükşehir, İl, İlçe ve Belde statüsündeki)1389 belediye meclisinde her ay önceden belirlenmiş ve ilan edilmiş bir günde periyodik olarak yapılan toplantılara katılalım, diyoruz.
     Bir başka deyişle, ülke genelinde yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan 'Demokrasi' mücadelesinin (bir anlamda) yerel boyutu olan 'Yerel yönetimimizi demokratikleştirelim ve demokratik bir yerel yönetim yaratalım' mücadelesinin ülke genelinde yürütülüp yönlendirilmesinin çağrısını yapıyoruz.
     Üçüncüsü, yurttaşların, kendilerini hangi konumda (birey, çevre, grup, siyasi parti vb.) ve nasıl tanımlarlarsa tanımlasınlar, istedikleri ve özgürce karar verecekleri biçimlerde (belediye meclis toplantılarına katılımla başlayan) bu sürece aktif birer 'özne' olarak (elbette, katılıp katılmama konusunda bir irade ortaya koyuyorlar ve istiyorlar ise) katılabileceklerini; bunun, 'tartışma konusu yapılamaz bir hak' olduğunu, söylüyoruz.
     Bu çerçevede, konuyu tartışmaya devam ediyoruz.
     ***
     Bilindiği üzere, beş (5) yılda bir yapılan yerel seçimlerde seçilen (ve sayısı nüfusa göre belirlenen) üyelerden oluşan belediye meclisi, olağan dışı haller dışında, ayda bir kez, önceden belirlenmiş bir günde toplanır; gündem maddelerini görüşür, tartışır ve yerel yönetim tarafından uygulanacak kararları alır; sonra dağılır.
     Beş (5) yılda bir seçilen belediye meclis üyeleri, belediye meclis toplantılarında, kendilerini seçen ve o meclise gönderen seçmenler/yurttaşlar adına, bir anlamda onları temsilen (temsil ettikleri var sayılarak, ki şeklen bu doğrudur) kararların alınması süreçlerinde rol alırlar ve oy kullanırlar.
Onları seçerek oraya gönderen seçmenlerin/yurttaşların, o süreçte, herhangi bir şekilde, sürece müdahale edebilmeleri (gidişatı ya da seçip yolladığı kişinin/kişilerin o süreçteki rolünü beğenmiyorlar ise iradelerini ortaya koyabilmeleri; gidişatın yönünü, seçtikleri ama rolünü/rollerini beğenmedikleri meclis üyesini/üyelerini yenileriyle değiştirebilmeleri ya da geri çekebilmeleri vb.vb.) olası değildir.
     Onların söz hakkı, (istediklerine oy verme, istemediklerine oy vermeme, hiç birisine oy vermeme ya da boş oy kullanma vb... biçiminde) beş (5) yıldan beş (5) yıladır; aradaki süreçte, her yerde, (eğer katılıyorlarsa, bizim gibi) belediye meclis toplantı salonunda bile, yalnızca 'seyircidirler'; meclis salonunda, toplantı süresince oturma ve toplantıyı izleme hakları vardır ama toplantının gündem maddeleriyle ilgili olarak sözlerini söyleyebilme ve oy kullanabilme biçiminde iradelerini ortaya koyabilme hakları yoktur.
     Anlatılan ve 'aynıyla vaki' olan bu sistemin adı, 'Temsili Demokrasi'dir.
     Bugün gelinen noktada, belediye meclisi, her bir yurttaşın söz, yetki ve karar sahibi olduğu 'Doğrudan Demokrasini değil, işte bu 'Temsili Demokrasinin' işlerlikte olduğu bir kurumdur/örgütlenmedir.
     ***
     Günlük yaşam içinde pek çok yurttaşın şikayetçi olduğu ('Doğrudan Demokrasiyi' savunan Sol'un ve biz Sosyalistlerin bir bütün olarak 'sorunlu' gördüğü) bu 'Temsili Demokrasinin' işlerlikte olduğu 1389 belediye meclisinin (daha geniş anlamda yerel yönetimlerin) demokratikleştirilmesi ve ('Doğrudan Demokrasinin' egemen kılındığı) demokratik bir belediye meclisinin (/yerel yönetimin) yaratılması doğrultusunda 'olmazsa olmaz' ('yurttaş, değişimin öznesi olmaz ise, o değişim gerçekleşmez ya da kalıcı olmaz') denilerek ('başlangıç noktası' anlamında) önerilen 'belediye meclis toplantılarına katılımın', Datça'da, (bizce) beklenenden daha 'düşük yoğunlukta' gerçekleşmesi, (yine, bizce) tartışılması gereken bir durumdur.
     ***
     Yolu düşenlerin ve gelip görenlerin teslim edeceği üzere Datça, Sakar virajlarından Gökova'ya inildikten sonra, insana (havasının yanı sıra psikolojik olarak da) 'Oh be! Başka bir dünyaya geldik.' dedirten bir bölgenin en ucundaki yerleşim biriminin adıdır; püfür püfür esen rüzgarlı havası, tertemiz denizi ve koyları, yüzlerce yıldır bu topraklarda yaşayan insanlarının sahip olmaya devam ettiği (sakin, kavgasız ve komşunun komşusuna 'Hişt!' demediği, etlisine sütlüsüne karışmadığı) yaşama kültürü ve bütün bu özellikleri nedeniyle de büyük şehirlerin sıkıcı/boğucu havasından kaçıp kurtulmak isteyen orta halli ('beyaz yakalı') kişilerin ve kendisini halihazırda Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat, Yurtsever vb. olarak tanımlamaya devam eden (KHK'ler nedeniyle çok sayıda üniversite öğretim üyesi ve öğretmen de bu 'göçe' katılmıştır) aydınların (özellikle son yıllarda) ilk gördüklerinde aşık oldukları, bilahare kendilerine 'yeni yurt' olarak seçtikleri ve gelip yerleştikleri bir yerdir. (Öyle ki, bugün dahi 22.000 nüfusa sahip olmasına karşın, uzun yıllardır 'MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ'nin bir şubesi ve oldukça faal/üretken DKSD/Datça Kültür Sanat ve Dayanışma platformu bulunmaktadır. Neredeyse, her hafta, farklı dernek, platform, kurum ve kuruluş tarafından bir Kültür-Sanat etkinliği düzenlenmektedir. Yani, o kadar...)
     Böylesi koşullara sahip olan bir yerde, belediye meclis toplantılarına katılım konusunda 'görece' daha ileride olmak, yeterli midir?
     ***
     İçinde yaşadıkları koşullarda, yaşamlarını doğrudan ve/veya dolaylı olarak etkileyecek konularda önerilerin sunulduğu, tartışıldığı ve kararların alındığı belediye meclis toplantılarına (beş yıldan beş yıla oy vererek seçip yolladıkları meclis üyelerinin bu konularda neler konuştuklarına, neler önerdiklerine ve hangi gerekçelerle hangi konularda el kaldırdıklarına ya da karşı çıktıklarına tanık olmak; onlara varlıklarını göstermek; onların, kendilerinin gözlerinin onların üzerinde olduğunu ve bunu bilerek karar vermelerini sağlamak; toplantı öncesinde, arasında ya da sonrasında, salon içinde ya da dışında desteklerini ya da tepkilerini bir biçimde ortaya koymak; bizzat sürecin içinde yer alarak başkaca olanakları ve olasılıkları sorgulamak... amacıyla) katılmak ve böylece, sonuç itibarıyla, (şu anki sistemde) yerel düzeyde uygulanabilecek bazı kararları almanın yasal odağı olan belediye meclisinde bizzat bulunarak var olan yerel yönetim modelinin demokratikleştirilmesine ve demokratik bir yerel yönetimin yaratılmasına yönelik yapılabileceklerin 'ilk adımını' atmak noktasında tanık olunan bu durumun nedeni nedir?
     18.01.2020/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

26 Aralık 2019 Perşembe

2019.04.25.YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/BELEDİYE MECLİSLERİ ÜZERİNE... 1-5

  Hiç yorum yok
11:31


     YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/
     DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM -1
     31 Mart Yerel Yönetim seçimleri yapıldı ve (her nerede yaşıyorsak, orada) yeni yerel yöneticilerimiz (bazı yerlerde sancılı ve tartışmalı da olsa) görevlerine başladılar.
     ***
     Yerel Seçim tartışmalarının başladığı ilk anlardan itibaren, yerel seçim ile ilgili hemen hemen her konuda (aday belirleme, seçimin niteliği, ittifaklar, savunulan yerel yönetimin niteliği vb.), açık ve herkesçe anlaşılabilir bir dille somut öneriler, düşünceler ve eleştiriler dile getirdik; bütün bunları yazılı halde ilgili kamuoyu ile paylaştık; böylece, farklı ve bir adım önde bir duruş ortaya koymaya çalıştık.
     Bugün gelinen noktada da, bu çizgimizi ve duruşumuzu koruyarak, yola devam etmeyi düşünüyoruz...
     ***
     Başlayalım!
     ***
     31 Mart Yerel Seçim öncesi süreçte yazılı hale getirdiğimiz ve Datça'da dağıttığımız broşürümüzün (DATÇA'DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?/Birleşik Haziran Hareketi/DATÇA) bir yerinde '...1 Nisan 2019 sabahından itibaren, öncelikle, Demokratik bir yönetimin oluşturulması ve mevcut yönetimin demokratikleştirilmesi doğrultusunda gerekli adımların atılmasını ve gereksinim duyulan kurumların yaratılmasını öneriyoruz. EĞER BU İLK ADIM ATILABİLİRSE, yaşanan ve yaşanacak olan diğer sorunların çok daha kolay çözülebileceğini düşünüyoruz'(Bknz.adı geçen broşür/a.b.ç) diye yazmış ve devam etmiştik:
     ' Bu çerçevede:
     Datça'nın bütün mahallelerinde ve köylerinde(teknik olarak nasıl şekillenecekleri bilahare tartışılabilecek olan) 'MECLİSLER' oluşturulmalı; o yerde var olan sorunlar bu meclislerde tartışılmalı ve çözülmeye çalışılmalı, oradaki olanaklar ile çözülemeyen sorunlar her ay belediyeye iletilmeli ve Belediye Meclis toplantısında gündeme alınarak görüşülmeli ve karara bağlanmalıdır.
Her ay yapılan Belediye Meclis toplantılarına, seçimle gelmiş meclis üyelerinin yanı sıra mahalle ve köylerdeki meclislerin temsilcileri, muhtarlar, ilçemizde bulunan diğer siyasi partiler, meslek odaları, DKÖ/STK'lar, AK-TUR, BİLLURKENT ve ÖZBEL gibi sitelerin temsilcileri katılabilmeli ve kendileriyle ilgili konularda 'söz' söyleyebilmelidirler'(Bknz: adı geçen broşür)
     ***
     Aktarılan bölümden de anlaşılacağı üzere, biz, yerellerde, Demokratik bir Yerel Yönetimin üzerinde yükseleceği asıl örgütlenmenin (her köyde, mahallede, sokakta, iş yerinde, okulda vb. her yerde, tartışmasız bir biçimde, tamamen 'Demokratik' olarak oluşturulacak ve her yere özgü nasıl şekilleneceği tartışılabilecek olan) MECLİSLER olduğunu söylüyoruz.
    Öte yandan, bu örgütlenme biçiminin, akşamdan sabaha, o yerlerde (köyde, mahallede, sokakta, iş yerinde, okulda vb.) yaşayan kadın-erkek yurttaşlara rağmen kurulamayacağını; öncelikle, her nerede kurulacaksa, orada, orada yaşayanlarca içselleştirilmesi ve bilahare 'kuvveden fiile' çıkarılması gerektiğini; bu nedenle, bu örgütlenme biçiminin 'yaşanılır bir gerçeklik' haline getirilmesinin, bugünden kesin olarak öngörülemeyecek bir zaman istediğini, biliyoruz.
     Hal böyle olunca, bugün, (oturduğumuz yerde oturmaya devam ederek) bu örgütlenme biçiminin kurulmasını beklemek yerine, 'hayat devam ediyor ve sorunlar çözüm bekliyor; o halde, bir yerden başlayalım; iş başına...' demek; var olan yerel yönetimin 'Demokratikleştirilmesi' çerçevesinde gereksinim duyulan başkaca adımları atmaya başlamak ve bunlar için, yola çıkmak gerekiyor...
     ***
     Bizce, bugün, bir ilk adım olarak, var olan mevcut yerel yönetimce, her ay başında (önceden belirlenmiş bir günde) periyodik olarak yapılan 'meclis' toplantılarına katılmaya başlamak gerekiyor.
     ***
     Bu çerçevede:
     1-31 Mart öncesi 'aday belirleme' sürecinde, farklı listelerden Belediye Meclislerine aday gösterilmek için listeleri düzenleyenlere(siyasi çevrelere, gruplara, platformlara ve partilere) başvuruda bulunan ama aday gösterilmeyen veya seçilebilecek yerlerden aday gösterilmedikleri için seçilemeyen veya kazanamayan listelerden aday olan bütün kadınlara ve erkeklere; 'Aday olma nedenlerinizin tamamen kişisel olmadığını, kişisel beklentilerinizin yanı sıra ve hatta ondan daha önemli olarak 'kamu çıkarı' ve 'kamuya hizmet' olduğunu varsayıyoruz; bu nedenle, eğer seçilebilseydiniz ve meclise girebilseydiniz ne yapmayı düşünüyor idi iseniz, gelin, şimdi, fiilen ve gönüllü olarak, sanki seçilmişsiniz gibi, meclis toplantılarına katılın ve çalışmaları izleyin; yapabileceklerinizi, bu biçimde de olsa, yapmaya çalışın',
     2-Belediye Meclisinde 'üye' bazında temsil edilmeyen bütün siyasi çevrelere, gruplara, platformlara, partilere; aday belirleme sürecinde liste çıkaranlara kendilerinden 'aday' gösterilmesi için başvuran ama bu istemleri geri çevrilen derneklere, sendikalara, platformlara; keza, AK-TUR, BİLLURKENT ve ÖZBEL gibi sitelerin yöneticilerine; 'Eğer mecliste temsilciniz olsaydı ne yapacak idiyseniz, gelin, şimdi meclis çalışmalarına katılın; özde yine aynı şeyi yapın; kendi düşünce ve önerilerinizi, bizzat kendi ağzınızdan ifade edin' diye sesleniyoruz.
     ***
     Bu davet bizim.
     Buyurun!
     ***
     Biz, katılıyoruz!..
     04.05.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/
     DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM -2
     Belediye Meclisinin 07.05.2019 günü yapılan Mayıs ayı toplantısına ( Belediye Başkanı ve 15 Meclis Üyesinin yanı sıra) CHP Datça İlçe Örgütü avukatı, A.D.Derneği başkanı, Haziran Hareketi adına biz (iki kişi) ve 3 yerel basın mensubu katılmıştık.
     Başkaca (zaman zaman bir nedenle girip çıkan bazı Belediye personeli dışında) kimseler yoktu.
     ***
     04.05.2019 tarihindeki 'Belediye Meclis toplantılarına katılalım'(Bknz: 1.bölüm) çağrımızın 2 gün ardından yapılan Mayıs ayı toplantısındaki bu 'ilgisizliğe' bakarak, (en azından 'katılalım' çağrısı yaptığımız kişiler, dernekler, sendikalar, platformlar, siyasi partiler vb. hakkında) 'erken bir genel değerlendirme' yapmak belki çok doğru olmayabilir; ama, itiraf edelim, böylesi 'az' bir katılımı da beklemiyorduk...
     ***
     31 Mart Yerel Yönetim Seçimi öncesi süreçte Belediye Başkan adaylarının belirlenmesinin ardından öne çıkan 'Belediye Meclis Listesi' hazırlanma çalışmaları sırasında aday olmak için 'Liste' çıkaran siyasal partilere yapılan başvuruların yoğunluğuna; adaylığının kabul edilip 'aday listesi'ne alınacağına dair 'yeşil ışık' yakılmayan veya adaylık başvurusu yapıp da 'aday listesinde adını göremeyen 'aday adaylarının' veya 'seçilmesi garanti' sıradan aday gösterilmeyen 'adayların' tepkilerine; kendilerine 'aday listesi için isim bildirin' çağrısı yapılmasını bekleyen ve böyle bir çağrı yapılmayınca bir biçimde serzenişte bulunan derneklerin, platformların, çevrelerin... 'kinayeli/küçümseyici' 'eleştirilerine(!); bir biçimde 'Meclis Listesinde İttifak' çağrısı yapan ama bu çağrılarına 'pozitif' bir yanıt alamayınca ayrı aday veya ayrı liste çıkaran siyasal partilere...bakarak çağrımıza 'pozitif' bir yanıt alacağımıza ve toplantı salonunda oldukça kalabalık olunacağına dair çok umutluyduk...
     ***
     Bizce, eşitlerinden bir adım öne çıkarak, Belediye Meclisine girmek isteyen ama bir nedenle giremeyen kadınlar ve erkekler veya belediye meclisinde temsil edilmek isteyip de yine bir nedenle temsil edilemeyen dernekler, sendikalar, platformlar, partiler...vb. her ne nedenle bu yola çıkmışlar ise işte yine aynı nedenin (ama şimdi bir başka biçimde) takipçisi olmak için şimdi Belediye Meclis toplantılarına katılmalıydılar.
     03.11.2018 tarihinde, seçime katılacak siyasal partilere aday belirlemede yöntem olarak 'ön seçim'i öneren ve bu çağrıyı kamuoyu ile paylaşan bizler, çağrı sonrasında, bu tartıştığımız konuda doğrudan veya dolaylı (farklı biçimlerde) benzer hiçbir iddia ve çaba içerisinde olmamamıza karşın, bu meclis toplantılarına katılmaya karar verdik ve dahası 'katılalım' çağrısı yaptık; yukarıda bahse konu edilen kadınların ve erkeklerin, keza derneklerin, sendikaların, platformların, partilerin vb. ise canı gönülden ve bizlerden daha önde katılımcı olmaları gerekirdi.
     Olayın mantığının doğal devamı olarak, böyle bir gelişmenin olması normal olanıydı.
     Ama öyle olmadığını biliyoruz.
     Neden?
     11.05.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/
     DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM -3
     31 Mart Yerel Yönetim seçiminde Belediye Meclisi'ne girmek için liste hazırlayanlara 'yoklama' çekenlerden, aday adayı olanlardan, aday gösterilenlerden veya kendi adlarına bir temsilcilerinin listelerden aday gösterilmesi beklentisi içerisine giren, aday gösterilmesini isteyen, aday bildiren/aday öneren derneklerden, sendikalardan, platformlardan, çevrelerden veya 'ittifak' çağrılarına 'olmaz' yanıtı aldıkları için ayrı aday veya ayrı liste çıkaran siyasi partilerden...vb. içinden, bu konuda 'Maksat spor olsun, namımız yürüsün; yoksa benim/bizim meclis üyeliğine ihtiyacımız yoktur' diyen var mıydı, bilemiyoruz.
     Ama sanmıyoruz!
     Birebir ilişkisi olanlar veya bir biçimde olayın içinde yer alanlar, muhtemeldir ki, aday olanların veya kendilerini temsil etmesini istedikleri kişilerin aday gösterilmesini ve Belediye Meclisine seçilmesini isteyen derneklerin, sendikaların, platformların, çevrelerin, partilerin vb. kendi ağızlarından kendilerine has gerçeği biliyorlardır.
     Bizce, bahse konu olan olayda 'aday olma/aday önerme/aday gösterme ve aday çıkarma' biçiminde rolü olan her bireyin, derneğin, sendikanın, platformun, çevrenin, siyasi partinin vb. somut ve kendince savunulabilir bir nedeni mutlaka vardır.
     Aksi durum, olası değildir.
     ***
     Hal böyle olunca, 31 Mart yerel Yönetim seçim sonrası mazbatasını alarak Belediye Meclisi'ne girenlerin içerisinde yer alamayan kadınlar ve erkekler veya bu mecliste temsil edilemeyen dernekler, sendikalar, platformlar, çevreler, siyasi partiler vb., bu yeni durumda, kalkıp 'Madem durum bu; bize de bu nedenleri(problemleri, beklentileri, istemleri, gelecek hesaplarını vb.) rafa kaldırmak, bir sonraki seçime ertelemek, yok saymak...vb. düşer'mi diyeceklerdir?
     Elbette hayır!
     Böyle bir şey, eşyanın tabiatına aykırı bir şey olur.
     ***
     Peki ne yapacaklardır?
     Çok doğal olarak, her ne nedenle Belediye Meclisi'ne girmek veya Belediye Meclisi'nde temsil edilmek istiyorlar idi ise, bir biçimde o 'davalarının' takipçisi olmak isteyeceklerdir.
İşte biz, bu nedenle, öncelikli olarak, eşitlerinden bir adım öne çıkarak Belediye Meclisine girmek isteyen ama bu istemleri bir nedenle gerçekleşmeyen kadınları ve erkekleri; keza yaşadığımız yerde var olan ve Belediye Meclisinde temsil edilemeyen dernekleri, sendikaları, platformları, çevreleri, siyasi partileri vb. bu konuda başka yollar aramak yerine, doğrudan Belediye Meclis toplantılarına katılmaya ve bu katılımı istikrarlı hale getirmeye çağırıyoruz: 'Gelin, katılın ve kendi davanızın takipçisi olun; Belediye meclisinde olsaydınız veya temsil edilse idiniz her ne yapacak idi iseniz, şimdi bu biçimde, yine onu/onları yapmaya çalışın; bunun için ille de resmi bir sıfatınızın olması gerekmiyor, yurttaş olmanız yetiyor' diyoruz.
     ***
     Belediye Meclisi, yetkileri büyük ölçüde elinden alınmaya ve merkezi otoriteye devredilmeye çalışılsa da, tarihsel olarak, yurttaşların var olan sorunlarını kendi kendilerine çözmeye çalışmalarının, bunu tartışmalarının ve kendi kendilerini yönetmelerinin bir ifadesi olarak ortaya çıkmış ve bu anlamda, özünde, YEREL PARLAMENTO olarak kabul edile gelmiştir..
     Bütün yurttaşlar ve haliyle, öncelikli olarak, eşitlerinden bir adım öne çıkarak Belediye Meclisi'ne girmek için çaba sarf eden veya belli bir örgütlülük(dernek, sendika, çevre, platform, siyasi parti vb.) içerisinde hareket ederek var olan sorunlarını ortaklaşa çözmeye çalışan kadınlar ve erkekler, yaşadıkları yerele özgü veya yaşadıkları yerdeki yerel yönetimden kaynaklanan sorunlarını bu YEREL PARLAMENTO(Belediye Meclisi) odaklı tartışmaya ve çözmeye çalışmalıdırlar.
     Ancak o zaman, yaşadıkları sorunların kalıcı çözümünü sağlayabilmeleri ve bu kalıcı çözümün de bir parçası(öznesi) olmaları mümkün olabilecektir.
     Bugün, bulunduğumuz yerdeki Belediye Meclislerini, tarihsel olarak olması gereken bu yere oturtmak ve bu içeriğiyle çalıştırmak gerekiyor.
     Bu ise, ancak, Belediye Meclis toplantılarına, bu çerçevede, en geniş katılımı sağlamaya başlamakla olasıdır...
     Yoksa, her şey, lafügüzaf'dır!
     18.05.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/
     DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM -4
     Biliyoruz, her ay başı, önceden belirlenmiş bir günde toplanan Belediye Meclis toplantılarında, Belediye Meclis üyeleri dışındaki katılımcılar, önceden belirlenmiş (ve bilahare ancak belediye meclis üyelerinin toplantı başında önerebildikleri ek) gündem maddelerinin görüşülmesi süresince, kendilerine ayrılmış yerlerde, sessizce oturmak ve olup biten her şeyi izlemek zorundadırlar.
Biz, bu gerçekliğe karşın, özünde, kadın ve erkek her yurttaşa 'Gelin ve Belediye Meclis toplantılarına katılın' çağrısı yapıyoruz; bu konuda ısrar ediyoruz, ısrar etmeye de devam edeceğiz.
     Neden?
     ***
     İster oy vermiş olun ister oy vermemiş olun, ( herhangi bir haklı mazeretiniz yoksa, mutlaka katılmış olduğunuz) yerel yönetim seçiminde seçilerek Belediye Meclisi'ne girmiş olan üyeler, görev yaptıkları sürece, sizin (5 yıllık bir süre için) 'vekalet' vererek oraya gönderdiğiniz ve orada, o süre boyunca, sizi temsil edecek; sizi (ve haliyle kendilerini de) ilgilendiren konularda, sizin istekleriniz ve beklentileriniz doğrultusunda hareket edecek, kararlar alacak; bir başka deyişle, sizlere 'hizmet' etmek zorunda olan ve bunu (sizlerle arasındaki ilişkinin bu çerçevede olduğunu) da daha baştan, o göreve aday olduğu anda kabul etmiş olduğu varsayılan/varsayılması gereken kişilerdir.
     ***
     Sizler, her ay başı yapılan Belediye Meclis toplantılarına katılarak, sizinle arasındaki ilişkileri bu içerikte olan üyeleri, baştan itibaren, 'denetlemeye' başlamış ve bunu da (denetlendiklerini) onlara göstermiş oluyorsunuz.
     Her şey, sizin gözünüzün önünde olup bittiği için, siz, (5 yıllık bir süre için) görevlendirdiğiniz Belediye Meclis üyelerinin (görevlilerinizin), sizin yaşadığınız yere ilişkin sorunların ve yapılacak hizmetlerin tartışıldığı, kararların alındığı Belediye Meclis toplantılarında, gerçekten, sizin istekleriniz ve beklentileriniz doğrultusunda mı yoksa kendi bildikleri başkaca (kendileri için veya o an sizin bilemediğiniz) nedenlerle mi hareket ettiklerini gözlemlemiş oluyorsunuz.
     Bir başka deyişle, (5 yıllık bir süre için) 'vekalet' vererek görevlendirdiğiniz bu görevliler, görevlerine başladıkları andan sonra, kendilerine 'güven duyarak' (oy vererek) verdiğiniz vekalete ve haliyle size bağlı kalarak mı görev yapıyorlar, yoksa o 'yetkiyi' aldıktan sonra sizi bir kenara koyarak, sizin onlara duyduğunuz 'güven'i suistimal ederek, tabir-i caizse, size 'yabancılaşmış' birisi olarak mı hareket ediyorlar?
     ***
     Sizlerin (oy vermiş olun ya da oy vermemiş olun) seçerek Belediye Meclisi'ne gönderdiğiniz kadınlar ve erkekler bu 'denetimi' ister can-ı gönülden ister kerhen kabullensinler, ister 'normal bir durum' olarak ister 'bu da nereden çıktı şimdi?' diyerek karşılasınlar, bu o kadar önemli değil; önemli olan şudur; sizler bu meclis üyelerini gözlemek, bilmek ve onların, 'gözünüzün' onların üstünde olduğunu, ona göre hareket etmeleri gerektiğini bilerek hareket etmelerini istiyor musunuz yoksa istemiyor musunuz?
     Aile ve iş yaşamınızdaki deneyimlerinizden hareketle de belli bir yargınız vardır; sizce, belli bir inisiyatifi olan ama sürekli denetlediğiniz ve haliyle denetlendiğini bilen bir meclis üyesi mi yoksa yetki verdiğiniz andan itibaren 'saldım çayıra mevlam kayıra' diyerek kendi haline bıraktığınız bir meclis üyesi mi size (seçmenlere) sadık kalır ve daha çok hizmet eder?
     ***
     Elbette, verili koşullarda, Belediye Meclis toplantılarına katılmak ve bu 'denetim' hakkını bir biçimde kullanmak gereklidir, mutlaka hayata geçirilmelidir; ama yeterli değildir.
Bizce, Belediye Meclis toplantılarının 'resmi' bölümünün bitiminden sonra, oturumu yönetenin (Belediye Başkanının) izleyicilere yönelik olarak sorduğu 'Söyleyeceğiniz bir şey var mı?' sorusu sonrası, izleyicilerden söyleyecek sözü olanların sözlerini söylemeleri yöntemi yerine, Belediye Meclis toplantılarına katılan (üyeler dışındaki) bütün kadınlar ve erkekler de, gündem maddelerinin görüşüldüğü zaman diliminde ''...kendileriyle ilgili konularda 'söz' söyleyebilmeli'' ve böylece, tartışılan konulara ve alınan kararlara bir biçimde katkıda bulunabilmelidirler. (Bknz: Datça'da Nasıl bir Yerel Yönetim İstiyoruz?/B.H.Hareketi/Datça)
     Bugünkü yasal mevzuat buna uygun olmayabilir, nitekim öyledir de.
     Ama baştan beri ısrarla önerdiğimiz 'katılım' iradesi ortaya konur ve istikrarlı hale getirilir ise, bunun bir yolu bulunabilir ve bu 'hakkın' yasallaşması için de ortak bir 'mücadele' gündeme alınabilir ve örgütlenebilir.
     ***
     Biz, eğer istersek ve uğruna mücadele edersek, istemediğimiz pek çok şeyi değiştirebilir ve istediğimiz pek çok şeyi de elde edebiliriz.
     Aksi durumda, verili koşullara 'rıza' gösteririz...Bize verilenlerle yetiniriz.
     ***
     Siz hangisinden yanasınız?
     25.05.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/
     DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM -5
     Her ay başı, önceden belirlenmiş bir günde yapılan Belediye Meclis toplantılarına katılan yurttaşlar, (oy vermiş ya da oy vermemiş olsunlar) kendilerini temsil eden (öyle olduğu da genel kabul gören) meclis üyelerinden kimin ya da kimlerin kendilerine verilen 'vekalete' sadık kalarak, kimin ya da kimlerin ise bu 'vekalete' sadık kalmayarak ('kendileri'ne, 'bir başkası'na ya da 'bir başkaları'na) çalıştıklarını kendi gözleriyle görme ve birinci elden tanık olma olanağı elde ederler.
     Hal böyle olunca, toplantı boyunca toplantı salonunda olup biten her şeyi gören ve konuşulan her şeyi duyan, bunları aklının bir köşesine ya da bugünkü olanaklar ile şu veya bu biçimde bir yerlere kaydeden katılımcılar, meclis salonunda olup bitenlere dair takdir duygularını, eleştirilerini, önerilerini vb. her ne düşünüyorlarsa, onu, toplantı süresince veya toplantı bitiminden hemen orada veya bilahare, toplantı sonrası süreçte birebir görüşmelerinde meclis üyelerine; farklı ortamlarda (uygun olan veya uygun gördükleri her yerde), kamuoyuna, farklı biçimlerde ifade edeceklerdir ve ifade etmelidirler de; bunlar olmaz ise, bu katılım 'eksik' kalır.
     Bir başka deyişle, önerilen, Belediye Meclis toplantılarına katılanların, toplantı sırasında, toplantı salonunda, Belediye meclis üyelerine dair tanık oldukları her şey karşısında yalnızca 'seyirci' konumunda kaldıkları ve bilahare, toplantı bitiminde, toplantı salonunda olup biten ve tanık olunan her şeyi orada bırakıp salondan çıktıkları, her şeyi 'unuttukları'(!) bir 'katılım' değildir.
     (Meclis üyeleri, kendilerine oy vermiş ya da oy vermemiş olsun, temsil ettikleri seçmenlerin, Belediye meclis toplantılarına bu çerçevede bir 'katılım' ve haliyle kendileri üzerinde böylesi bir hakları olduğunu bilmeli ve daha baştan, bunu kabul etmelidirler; herhangi bir biçimde, seçmenlerin bu hakkını yadsımamalı ve bu hakkını kullanmasına karşı çıkmamalıdırlar.)
     ***
     Dahası var!
     Seçmenler, 5 yıllık bir süre için 'vekalet' vererek meclise gönderdiği bir üyenin, bu 5 yıllık sürenin herhangi bir zaman diliminde, kendilerine, yani 'güven' duyarak ona verdikleri 'vekalete' sadık kalmadığını, kendileri aleyhine olmak üzere 'kişisel çıkarı' ya da 'bir başkası/bir başkaları' hesabına (meclis toplantılarında veya meclis toplantıları dışında) çalıştığı kanısına varıyorlarsa ve bu çerçevede, o üyenin bu duruma son vermesi doğrultusunda yaptıkları bütün girişimlerin sonuçsuz kaldığını görüyorlarsa, evet o zaman, o üyenin kendilerini o mecliste temsil etme hakkına son verebilme; o üyeye verdikleri 'vekaleti' iptal edebilme; onu 'geri çağırabilme' (ve yerine yeni birisini gönderebilme) hakkına da sahip olmaları gerekiyor.(Böylesi bir durumda, hiçbir güç, bu hakkını kullanmak isteyen seçmenlere, bugün olduğu gibi 'Aklınız neredeydi kardeşim? Bu kişiyi göndermeseydiniz! Şimdi oturun oturduğunuz yerde. Kaderinize rıza gösterin. Sonuçlarına katlanın. Gelecek seçimde, istemediklerinizi aday göstermezsiniz, olur biter...' diyemez.)
     ***
     Verili durumda, yerel düzeyde, Belediye Meclis toplantılarında tanık olduğumuz sistem, bir biçimde, 'Temsili Demokrasi' olarak adlandırılabilir; bizim önerdiğimiz ise, var olandan daha ileri bir sistemdir ve biz, buna, 'Doğrudan Demokrasi' diyoruz!
     ***
     Belediye Meclis toplantıları sırasında, meclis üyeleri dışındaki katılımcılara, kendilerini ilgilendiren konularda 'söz söyleme hakkının fiilen ve dahası yasal olarak tanınmasını isteyen bizler, bu 'geri çağırma' hakkının, yani siyasi literatürdeki adıyla 'Emredici vekalet' hakkının da fiilen ve dahası, yasal olarak tanınması gerektiğini söylüyoruz.
     (Elbette, bu hakkın, ülkemizde ve günlük yaşamımızda nasıl bir şekle bürünerek kullanılabileceği, keza bugünden, bu doğrultuda ne tür adımların atılabileceği konusu ortaklaşa tartışılmalıdır.)
     ***
     Daha iyi bir dünya, daha iyi bir düzen, daha iyi bir demokrasi, daha iyi bir yönetim...daha iyi bir yaşam isteyen ve bütün bunlar için mücadele eden bizlerin 'ayırt edici' özelliklerimizden birisi de 'gerçekçi olmamız' ama (o an, o koşullarda) 'imkansız olanı istememizdir.'
     Evet bizim, bizi (eşitlerimizden) 'farklı' kılan hayallerimiz vardır ve bizler, bu hayallerimizin gerçekleşebilmesi için mücadele ediyoruz; bu hayallerimizin, uğruna mücadele edilmeye değer olduğunu düşünüyoruz.
     Ya siz?
     01.06.2019/Datça
     Mehmet Erdal


Devamını Oku...