31 Mart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2019 Salı

2019.02.09.HAFIZA-İ BEŞER NİSYAN İLE MALULDÜR

  Hiç yorum yok
13:30


     HAFIZA-I BEŞER NİSYAN İLE MALULDÜR
     31 Mart Yerel Seçim süreci gündeme geldiği andan itibaren, yerelde (Datça'da) ve genelde (ülkede) bu çerçevede yaşanılanlardan (ve bazen 'olmalı/yapılmalı' dediklerimizden) hareketle bu seçim sürecinde 'muhatap' konumunda olan ve de bu seçim süreciyle ilgilenen herkese yönelik olarak, düşündüğümüz her şeyi yazılı hale getirdik ve paylaştık.
     ***
     31 Mart Yerel seçimine (kendilerince ifade edilen gerekçelerle 'keyfiyetten' veya 'mecburiyetten') 'adı Yerel ama Genel Seçim' diyenlere; 'Hayır, adı gibi Yerel Seçim',
     Aday belirlemede 'atama' diyenlere; 'hayır, ön seçim',
     Farklı çevrelerle ittifak konusunda 'ülke genelinde ittifak' diyenlere; 'hayır, yerellerde ittifak',
    Yapacakları ittifakları 'kapalı kapılar arkasında görüşelim' diyenlere; 'hayır, aleni görüşün',
     İttifak yaparken 'listelerde ittifak' diyenlere; 'hayır, programda ittifak yapın',
     Aday belirlerken 'aday önemli' diyenlere; 'her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır ama programlar daha önemli'... dedik.
     ***
     Bu düşüncelerimizi, bu seçim sürecinde aday göstererek seçime katılan her siyasi çevreye, gruba ve partiye yönelik olarak dile getirdik; ayrım gözetmedik; yazdık ve yayınladık.
     ***
     Yalnızca bunlarla sınırlı kalmadık; biraz daha ayrıntıya girdik.
     *'Millet İttifakı' bileşenlerinin ve HDP'nin, 'Cumhur İttifakı' bileşenlerinin 31 Marttaki seçimi 'Genel Seçim' düzleminde yapma ve bu çerçevede bir algılama yaratma çabalarına karşı çıkmamalarının ve kendi bildikleri gerekçelerle bunu kabullenmelerinin 'yanlış' olduğunu söyledik ve eleştirdik.
     *HDP'nin, kendi ifadeleriyle ülkeyi iki kesimde ele alan, Doğu'da 'Ulusal Birlik' ve Batı'da da 'CHP ile ittifak' politikalarını (farklı açılardan) sorguladık ve tartıştık.
     *Bugün, kendi ifadeleriyle 'özgür/bağımsız' bireyler konumunda olan veya farklı Sol, Sosyalist ve Devrimci çevrelerde, gruplarda, partilerde yer alan, CHP'ye yönelik olarak yaptıkları 'nitelik' değerlendirmesinden hareketle CHP'ye (eleştiriden öteye) hem 'tu kaka' diyen (orada bulunan 'eski arkadaşlarını' bile 'aforoz' eden), hem de ondan kendi yaşadıkları yerlerde (kendilerince) uygun adaylar göstermesini veya HDP ile ittifak yapmasını bekleyen, bunların (veya bunlardan birinin) olmadığını gördüklerinde 'boykot' çağrısı yapanların bu 'tutarsızlıklarını' ele aldık.
     *31 Mart Yerel Seçim sürecinin başından beri kendi bildikleri nedenlerle 'suskun' kalan ve kendisine halihazırda Sol, Sosyalist ve Devrimci diyenlerin bu 'suskunluklarını' terk edip 'yaşadıkları yerlerin sesi olmalarını', bunun kendi yaşadıkları çevreyi ve kendi hayatlarını savunmak demek olduğunu; bir başka deyişle, içinde yaşadıkları çevrede akıp giden günlük yaşamın kıyısında, dışında vb. kalmayı bırakıp, günlük yaşamda 'müdahil' olarak bir biçimde var olmanın bir yolunu bulmaları gerektiğini öneri olarak sunduk.
     ***
     Seçim sath-ı maili'nde yaşanan gelişmelere bağlı olarak, en son Hopa, Şavşat ve Çamaş'ta farklı çevrelerin CHP ile 'ortak aday' çıkarma girişimleri ve nihayet ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taşın İstanbul Beyoğlu'nda CHP ile ittifak temelinde 'ortak aday' olması çerçevesinde 'Sol' kesimde baş gösteren tartışmaları ele alan yazılar yazdık.
     Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin farklı nedenlerle, şimdiki tartışma konumuz çerçevesinde daha somut ifade edelim, 'seçim sath-ı maili'nde CHP ile kurmaya çalıştıkları veya kurdukları ilişkilerin 'Sol-CHP' ilişkisi temelinde değil de; sanki bu kurulmaya çalışılan ve kurulan ilişkiler içerik olarak aynı değilmiş ve birbirlerinden çok farklı şeylermiş gibi, birbirlerinden ayrı olarak ele alınmasının; bazı ilişkilere yönelik (şu veya bu, ama bir türlü dillendirilemeyen veya mırın kırın edilerek söylenmeden yutulan, nedenlerle) tek bir söz bile söylenmezken, bazı ilişkilere 'bodoslamadan' yüklenilmesinin ve akla ziyan değerlendirilmeler yapılmasının 'çifte standart' olduğunu söyledik ve nedenlerini sorgulamaya çalıştık.
     Tartışılan somut gelişmeler çerçevesinde Hopa'da, Şavşat'ta kurulmaya çalışılan, Beyoğlu'nda bir biçimde kurulan ÖDP/Alper Taş-CHP ilişkisinin, Sol-CHP ilişkisi bağlamında değil de, aynı içerik ve düzlemde kurulmaya çalışılan HDP-CHP ilişkisi dışta tutularak, yalnızca ÖDP/Alper Taş- CHP ilişkisi olarak ele alınmasının ve 'yargısız infaz' yapılmaya çalışılmasının ama HDP-CHP...ilişkileri konusunda hiç bir şey söylenmemesinin (yer yer bu ilişkinin kurulması gerektiğine yönelik yazılıp çizilenler bir yana) izaha muhtaç olduğunu ısrarla vurgulamaya çalıştık.
     Şimdi buradayız.
     ***
     Bizce, kendi ifadeleriyle Batı'da kurulması istenildiği halde kurulamayan HDP-CHP ittifakı, Hopa'da ve Şavşat'ta kurulamayan Sol-CHP ilişkisi, Beyoğlu'nda kurulan ÖDP-CHP ittifakı...vb. aynı içerikte ve aynı düzlemdeki ilişkilerdir; birbirlerinden ayırt edilemezler.
     Sorgulanacaksa (ki sorgulanmalıdır), Sol-CHP ilişkisi sorgulanmalıdır.
     Bu çerçevede yapılmayan herhangi bir değerlendirmenin hiç bir kimseye hiç bir yararı yoktur ve olamaz.
     ***
     31 Mart Yerel Seçim sath-ı maili'ne girildiği andan itibaren düşündüğü her şeyi yazan ve kamuyla paylaşan birisi olarak tarihe şunun not olarak düşülmesi gerektiğine inanıyorum:
     İçinde bulunulan bu seçim sürecinde seçimin niteliği (Genel/Yerel seçim), adayın belirlenmesi (atama/ön seçim), yapılacak ittifaklar (genelde/yerelde, gizli/aleni, listede/programda) vb. konularında en tutarlı bir çizgiyi hem savunan hem de uygulamaya çalışanlardan birisi ÖDP ve onun Başkanlar Kurulu üyelerinden olan Alper Taş'dır.
     Bu seçimde, bu konumda olanın/olanların, takdir edilmesi gerekirken takdir edilmemesi bir yana, neden çarmıha gerilmeye veya hedef tahtası haline getirilmeye çalışıldığını anlamak, gerçekten zordur...
     Anlaşılan o ki, bazılarımızın, daha 40 fırın ekmek yemesi gerekiyor...
     İşimiz zor...
     11.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.02.03.BİR KEZ DAHA ÖN SEÇİM ÖNERİSİ ÜZERİNE -2

  Hiç yorum yok
13:16


     BİR KEZ DAHA 'ÖN SEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE -2
(     YA DA SAPLA SAMANIN BİRBİRİNE KARIŞTIRILMASINA DAİR)
     ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş'ın CHP'den İstanbul/Beyoğlu Belediye Başkan adayı gösterilmesi sonrasında Sol kesim ağırlıklı başlayan tartışmalar (yer yer, köpeksiz köyde değneksiz dolaşmaya benzeyerek) aldı başını gidiyor; çok doğal ve haliyle Alper Taş dahil, bu konuyla ilgili olanlar açısından 'beklenmeyen bir gelişme' olmasa gerekir.
     ***
     İzlenebildiği kadarıyla, bugün için çok farklı yerlerde duran pek çok kişi, kah kendi adına kah içinde bulunduğu çevre, grup, parti vb. nin hislerine tercüman olurcasına, düşüncelerini yazıya döküyor.
     ***
     Bu ifade edilen görüşlerin çok farklı ve hatta yer yer birbirlerini dışlayan görüşler olduğu ama sonuçta, bazı istisnalar dışında, çoğunluk tarafından Alper Taşın ve haliyle ÖDP'nin ( Haziran'ın da) bu olay çerçevesinde bir kez daha 'hedef tahtası' haline getirilme amacı taşıdığı söylenebilir.
     ***
     Bu konuda görüş beyan edenlerin bir-iki cümle veya bir-iki paragraf yazmakla yetinmesinden kaynaklanıyor olsa gerekir ki, bu konuda kimin neyi doğru görüp neyi eleştirdiği tam anlaşılamıyor.
     ***
     31 Mart Yerel seçim süreci gündeme geldiği andan itibaren bu seçim süreci ile ilgili hemen hemen her konuda (Yerel Seçim/Genel Seçim, ön seçim/atama, aday/program, ittifaklar ...vb.vb.), sahadaki gelişmeler çerçevesinde yazı yazan birisi olarak, öncelikle eleştirilerin net ve anlaşılır olması gerektiğini düşünüyorum.
     Bu gelinen noktada, kimseye, 'hadi gelin yeni baştan ve daha anlaşılabilir bir biçimde eleştirilerinizi dile getirin' diye seslenmenin artık yararlı olmayacağından yola çıkarak, elden geldiği kadar ve kimseye haksızlık yapmadan, bu eleştirileri bir kaç noktada ele almak ve tartışmak gerekiyor.
     ***
     Kimse açıkça öyle bir şey yazmıyor ve ima etmiyor ama sanırım, kimsenin aklından Alper Taşın her hangi bir yerden (Yerel Seçim çerçevesinde) aday olamayacağı düşüncesi geçmiyordur; bunu düşünen varsa, bu çok abes bir şey olur; çünkü, bunu düşünen (ki, 'herkes her konuda eşit haklara sahiptir' diye düşünenlerden birisi olduğunu varsayarak) Alper Taşı kendinden veya eşitlerinden farklı görüyordur ki, bu akla ziyan bir bakış açısı olur.
     Alper Taş da bu eleştiriyi yapabilecek kişi veya herhangi birimiz gibi seçme ve seçilebilme hakkına sahiptir; senden, benden veya ondan, yani halihazırda 'birey' konumunda olanlardan farklı olarak, o, yalnızca Başkanlar Kurulu Üyesi olduğu ÖDP içerisinde bu konuyu tartışabilir ve 'olur' aldıktan sonra (parti tüzüğü ne diyorsa) pekala istediği her yerden aday olabilir.
     ÖDP üyeleri dışındaki kimse de bu bağlamda herhangi bir söz söyleme hakkına sahip değildir ve doğrusu da budur. (ÖDP üyelerinden birisi bu konuda söz söyleyecekse, bu da onların 'iç' sorunudur)
     ***
     Anlaşılabildiği kadarıyla, pek çok eleştiri, Alper Taşın CHP'den (ortak veya CHP namı hesabına) aday gösterilmesine yöneliktir. (Bazıları, hızını alamayıp, Alper Taşın CHP'nin değil 'Millet İttifakı'nın adayı olduğu varsayımı ile değerlendirmeler yapıyor ve bu düzlemde veryansın ediyor ki, bu eleştirileri yöneltenler ya bu 'ittifaklar' olayını yeterince bilmiyor ya da 'bana ne, fırsat bu fırsat; ben söyleyeceğimi söylerim' diyordur, ki bu kadarına da ancak 'pes' denir)
     Eğer, Alper Taş da dahil, herhangi bir Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişi CHP'den herhangi bir yerden aday gösterilmeyi kabul etmemeli deniyorsa; bu eleştiriyi yöneltenlerin, daha önce Hopa, Şavşat, Çamaş vb yerlerdeki gelişmeleri, dahası CHP'ye açık ya da örtük 'ittifak' çağrılarını, 'batıda kilit partiyiz' söylemlerini...vb.vb. sahadaki daha pek çok gelişmeyi eleştirmiş/eleştiriyor olması gerekiyor(du) ki, ama yok...
     Yani, CHP'nin nitelik değerlendirmesi üzerinden bir eleştiri yapılıyorsa, tutarlılık açısında, bu eleştiri, bu konuda veya her konuda yalnızca CHP-ÖDP ilişkisi düzleminde değil, Sol-CHP ilişkisi düzlemindeki her gelişme için de yapılmalıdır. Ama gerçek böyle değil...
     Neden?
     Neden aynı çerçevedeki gelişmeler için farklı söylemler ve değerlendirmeler söz konusu oluyor?
     Daha açık soralım; Alper Taşı aday gösteren CHP ile bazılarının 'ittifak' çağrısı yaptığı CHP aynı değil mi?
     ÖDP dışındaki Sol vb. için (CHP ile kurulan/kurulacak olan ilişkilerde) geçerli olan 'haklar', neden ÖDP için geçerli olmuyor?
     (Doğrusu, her kesim her kesimle istediği düzlemde ve çerçevede 'geçici' veya 'uzun erimli' birliktelikler kurabilir, bu konuda herkes eşit haklara sahiptir, aksi savunulamaz; yeter ki aleni olsun ve somut programlar/hedefler temelinde yapılsın.)
     ***
     Bu konudaki bazı eleştiriler, bazı eleştiri sahiplerinin çok safiyane bir biçimde açıkça ifade ettiği üzere, şudur; ÖDP, Sol kesim ile değil de neden CHP ile hareket etti/ediyor?
     Bu eleştiri, eleştirinin daha iyi anlaşılabilmesi açısından, bir kaç açıdan ele alınmalıdır:
     Önce şunu soralım;
     ÖDP, nerede Sol ile değil de CHP ile hareket etmeyi yeğledi?
     Hopa, Şavşat, Çamaş... geride kaldığına ve orada da 'birlikte hareket edilenler' veya 'birlikte hareket edilmeye çalışılanlar' kavramının içerisine yalnızca ÖDP ve CHP değil, daha başkaları da girdiğine göre, geriye Beyoğlu kalıyor.
     Peki, Beyoğlu'ndan yola çıkarak böylesi bir 'genel değerlendirme' yapılabilir ve buna da 'negatif' bir anlam yüklenebilir mi?
     'Evet, yapılabilir ve böyle bir anlamlandırma da doğrudur' diyebileceklere sormak gerekiyor; acaba, kendi ifadeleriyle, 31 Mart Yerel Seçim noktasında, ülkeyi 'Doğu' ve 'Batı' diye ikiye ayıran; Doğu'da 'Ulusal İttifakı' sağlamaya çalışan, Batı' da ise CHP'ye 'İttifak' çağrısı yapan, kendisini 'Cumhur İttifakı' ile 'Millet İttifakı' arasında 'kilit parti' ilan eden HDP'nin bu çağrısı, HDP'nin CHP ile ilişkilerinde 'genel bir olgu'mudur ve nasıl ('negatif/pozitif') değerlendirilmelidir?
     Hele bi söyleyin!...
     ***
     Gelelim şu 'Sol kesimler' tanımlamasına...
     Kimler kastediliyor?
     24 Haziran Genel Seçim öncesinden itibaren ÖDP ve bir-iki çevre, grup, parti vb. dışında Sol diye tanımlanabilecek kesimlerin tamamına yakını HDP içerisinde yer aldığına ve onunla birlikte hareket ettiğine göre, gerçekte Sol deyince neyi anlamalıyız? Kim aklımıza gelmeli?
     Eleştirilen ÖDP olduğuna ve pek çok Sol kişi, çevre, grup, parti HDP içerisinde konumlandığına göre, ÖDP ve HDP dışındaki bir-iki yapı mı?
     Bunlar ise ve kastedilen bunlar ile ortak hareket edilmesiyse, katılmak gerekir, haklılar; bunun yolu aranmalı...
     Ama yok, bugün Sol denince kastedilen, pek çok Sol kesimin içinde yer aldığı HDP ise, ki aslında açıkça söylenemeyen budur, o zaman doğrudan, istenenin ne olduğu söylensin: Şöyle, 'Hey ÖDP, sen neden HDP (Sol) ile değil de CHP ile ilişki kuruyorsun?'
     Kelimeleri, ağızda yuvarlayıp durmamalı ve derdimizi açıkça söylemeliyiz ki, yol alalım...
     ***
     HDP'nin, savundukları 'reel politika' gereği, içinde yer alan Sol çevre, grup, parti vb. ile birlikte (ki kimler oldukları biliniyor), kendi ifadeleriyle 'ülkenin batısında' CHP'ye (biz adını doğru koyalım, 'Millet İttifakı'na değil), 'gel ittifak yapalım' dediği (CHP'yi ikna etmek için bazı yolları denediği), ÖDP dahil kendi içine katılmayı kabul etmeyen Sol çevreleri 'pas' geçtiği, ama CHP'nin yüzünü 'Sağa' çevirmeyi tercih etmesiyle birlikte arayışlara yöneldiği bilinmeyen ve üzerinde yazılıp çizilmeyen bir şey değildir.
     Böyle bir gerçeklikte, HDP (ve içindeki Sol kesimler) dışında var olan Sol kesimler ne yapacaktı? Hem HDP ve HDP içinde konumlanan 'Sol' kesimler gibi iddia sahibi olduğunu söyleyecekler hem de oturup bekleyecekler miydi?
     Söylenmeye çalışılan ve istenen bu mudur?
     Onların yaptığı bir şeyi (CHP'ye 'ittifak' çağrısını) bir başkasının veya başkalarının başka biçimlerde yapma hakkı yok mudur? Yaptıklarında, neden farklı oluyor, görülüyor ve değerlendiriliyor?
     Tutarlılık (eğer böyle bir dert varsa), bunun neresinde?
     ***
     ÖDP'nin kah Alper Taşın ağzından kah farklı kalemlerden, özellikle son dönemde giderek artan yoğunlukta ve daha yüksek sesle HDP'yi, haliyle HDP içerisinde yer alan Sol çevreleri, ülke gerçekliğinden koptuğu ve ülke sorunlarını birinci dereceden gündem maddesi yapmadığı; Ortadoğu'daki gelişmeler çerçevesinde politikalar üretmeye yöneldiği, 31 Mart Yerel Seçimi gerçekliğinde bile bu çerçevede politikalar belirlemeye çalıştığı doğrultusunda eleştirdiği; HDP'nin, haliyle içerisinde yer alan Sol kesimlerin, bundan pek hoşnut olmadığı söylenebilir.
     ÖDP'nin, ÖDP dışındaki her kesimin, kendi yolunu çizme, çizdiği bu yolda yürüme ve dahası yürüdüğü bu yolda şurada veya burada, bir bölgede veya ülke genelinde 'geçici' veya 'uzun soluklu' yol arkadaşı bulma ve onunla/onlarla istediği birliktelikleri oluşturma hakkı vardır.
     Her kesimin bu yaptıklarının doğruluğunu savunma (aksi olası değil) ve bir başkasının yaptığını da eleştirme (bunun da aksi olası değildir) hakkı vardır.
     Bunun aksini, kendisini Sol'da gören birisi savunabilir mi?
     ***
     Evet, Sol, kendi içinde/arasında (birbirlerini nasıl gördükleri ve eleştirdikleri biline biline) bu Yerel Seçim çerçevesinde (yerelde/genelde), her yerelin kendi özgülünde bir biçimde birlikte hareket edebilmenin yollarını görev olarak önüne koymalı ve bunu başarmaya çalışmalıydı; bu konuda her kesim ortak sorumluluk duymalıydı; ama 'her kesim'...
     Olmadı....
     Şimdi kimse kendini sütten çıkmış ak kaşık görmesin, göstermeye çalışmasın...Bunun kimseye yararı yok... Olduğunu söyleyen, kendisini aldatır...
     ***
     Yerel Seçim sürecinin başından beri 'Ön seçim, olsa da olur olmasa da olur türünden teknik bir sorun değildir; ön seçim, olmazsa olmaz' diyen; tek başına aday çıkarma durumunda o çevrede, grupta, partide; ortak aday çıkarma durumunda o kesimler arasında 'ön seçim'i 'iç demokrasi' olarak gören; 'Demokrasi=Sosyalizm değildir' ama 'Demokrasi olmadan Sosyalizm de olmaz' diyen ve bu konuda sayısız yazı yazan, bu konuyu pek çok yönden tartışan birisiyim.
     Öncelikle Alper Taş'ın/ÖDP'nin ilke olarak 'ön seçim'i savunduğunu, Hopa ve Şavşat özgülünde bunu kanıtladığını; Beyoğlu adaylığının kendi gerçekliğinde ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
     ***
     Tek başına veya ortak aday çıkarılması hallerinde adayı çıkaracak olanın/olanların kendi içlerinde/kendi aralarında 'ön seçim' yoluyla adayını/adaylarını belirlemesi gerektiğini düşünen birisi (Alper Taş/ÖDP), 'ön seçim'i (ilkesel düzeyde olmasa da) reddettiği (Hopa'da Şavşat'da...) anlaşılan (CHP)'den gelen teklif (Beyoğlu adaylığı) karşısında ne yapmalıydı?
     Sorulması gereken soru budur?
     'Siz ön seçim filan savunmuyorsunuz, Hopa ve Şavşat bunun kanıtı, sizinle işimiz olmaz' mı demeliydi?
     'Tamam, aramızda Hopa ve Şavşat deneyimlerini yaşadık; bu kez şartlarımız şunlar, şunlar...dır' mı demeliydi?
     Ne demeliydi?
     Anlaşılan o ki, Alper Taş/ÖDP ikinci yolu seçti.
     Doğru, yanlış, eksik...iyi ama algı...vb.vb. Pek çok şey söylenebilir.
     Eyvallah!
     Ancak, bu karar konusunda Alper Taş'a/ÖDP'ye yöneltilebilecek eleştirilerin, bırakın 'ön seçim'i ilkesel olarak savunmayı, ağızlarına bile almaktan imtina edenlerin değil; öncelikle ÖDP üyelerinin ve 'ön seçim'i ilkesel olarak savunanların hakkı olduğunu söylemek gerekiyor.
     ***
     Şimdi, yaşanılan her yerde, yaşanılan yere ve haliyle kendi yaşamına dair somut şeyleri farklı biçimlerde dile getirme, çözümleri önerme ve bunu, o yerde herkesçe içselleştirilebilir hale getirme zamanı.
     ***
     Datça'da 'Ön seçim' önerisini MHP, AKP, CHP, VP, İYİ PARTİ...ye yazılı önerenlerden ve bu konuyu uçan kuş dahil herkese yeniden ve yeniden anlatanlardan, Datça'da hiç birisi bunu yapmadığı için hepsini eleştirenlerden; bugün ise, seçimde aday çıkarmadığı halde 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' diye soran, bu istemi yazılı ve somut bir program haline getirip kapı kapı dolaşarak dağıtmayı önüne iş olarak koyanlardan birisi olarak; 31 Mart günü 'boykotu' değil, oy kullanmayı savunanlardan; aday olma biçimlerinden yaşadığımız yerdeki sorunların çözümlerine kadar pek çok konudaki eksikliklerine rağmen 'var olan adayların hepsi tıpkı basım değil ve her birinin farklı yönlerden bana yakınlığı ve uzaklığı aynı değil' diyenlerden birisiyim...
     Eleştiriler baki, ama 31 Mart'ta sandığa gidildiğinde, 1 Nisan'dan sonraki günlük yaşamımızı düşünmeliyiz diyorum...
     Ya siz? İzmir'de, Akhisar'da, Beyoğlu'nda, Ankara'da, Mersin'de, Adana'da, Diyarbakır'da,            Şemdinli'de...yaşayanlar, ya siz ne düşünüyorsunuz?
     04.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.01.27.YAŞADIĞINIZ YERİN SESİ OLUN

  Hiç yorum yok
12:48


     YAŞADIĞINIZ YERİN SESİ OLUN!...
    Defalarca yazdık.
    Tek tek kanıtlarını ortaya koyduk.
    Uyardık.
    ***
    Şimdi her şey, ayan beyan ortada.
    Her şeyi görüyorsunuz.
    Haklı çıktık.
    ***
    31 Mart Yerel Seçim arefesinde pek çok kişi, çevre, grup, parti vb. kendi 'davasının' peşinde...
    ***
    Masa başında ve kapalı kapılar arkasında 'iş' bitirmeye çalışıyorlar.
    ***
    Yurttaşın derdi, umurlarında değil.
    ***
    Çok konuşuyorlar...
    Dişe dokunur hiç bir şey söylemiyorlar...
    ***
    Kendisine Solcuyum, Sosyalistim, Devrimciyim... diyenler.
    Her nerede olursanız olun.
    Her nerede yaşıyorsanız yaşayın.
    Ne iş yapıyorsanız yapın.
    İçinizdeki sesi dinleyin.
    ***
    Herkesin birinci gündem maddesi yapması gereken yerde unutulan ve susan/susturulan yurttaşın, halkın, çalışanların,yoksulların, ezilenlerin, çocukların, kadınların, yaşlıların...yaşadığı yerdeki iş, aş, barınma, çevre...ve dahası nasıl yönetilmek istedikleri ile ilgili dertleri konusunda, sesi olun.
    ***
    12 Eylül Darbecilerinin 'örgütlendiler' diyerek yargıladığı Devrimcilerden birisi, 'Tarih bizi örgütlendiğimiz için değil, örgütlenemediğimiz için yargılayacak' demişti.
     Haklı çıktı.
     Biliyorsunuz.
     ***
     Şimdi, tarihin, sizi, ileride 'sustular' diye yargılayabileceği bir bir zaman dilimindesiniz.
    ***
    Susmayın!
    ***
    Üç, beş, on, yüz, bin...
    Kaç kişiye ve nasıl sesinizi duyurabiliyorsanız, öyle duyurun.
    Ne kadarını yapabiliyorsanız, o kadarını yapın.
    Hangi yollarla yapabiliyorsanız, o yollarla yapın.
    Yaşadığınız yerdeki sorunları ve nasıl bir Yerel Yönetim istediğinizi dile getirin
    ***
    Bu sizin yaşamınız.
    ***
    Siz de susarsanız, başka kim konuşur?
    28.01.2019/ Datça
   Mehmet Erdal


Devamını Oku...

2019.01.25.DAHA NELER GÖRECEĞİZ?- 4

  Hiç yorum yok
12:37


     DAHA NELER GÖRECEĞİZ ?..-4
     Nerelerde, kaç kişi tarafından ve ne kadar yüksek sesle söyleniyor bilemiyoruz, '31 Mart'ta yapılacak olan Yerel Seçimdir' diyenlere karşı 'Cumhur İttifakı' ve Millet İttifakı' gibi HDP de 'Hayır' diyor ve kendince gerekçelerini şöyle açıklıyor: '...Kürt halkı 31 Mart gününe...referandum günü olarak bakıyor. O gün kayyımla hesaplaşma günü olacak. O gün AKP-MHP ittifakıyla hesaplaşma günü olacak. Hangi partiden olursa, hangi düşünceden olursa olsun Kürt halkı faşizme karşı, kayyıma karşı yekvücut olmuş, özlenen ittifakını sağlamıştır. HDP, Batı'da da kilit parti konumundadır. Anketler geliyor önümüze, görüyoruz. Her yerde ittifaklar başa baş...bu seçimlerin kaderini belirleyecek olan parti HDP'dir. Halkımız bu tarihi süreçte rolünü her yerde oynayacak, AKP- MHP ittifakına, faşizme büyük bir darbe vuracaktır.'(Sezai Temelli/24.01.2019/ Diyarbakır/ Mahmut Bozarslan-Amerika'nın Sesi)
     ***
     31 Mart'ta yapılacak olanın 'yerel' değil, 'Yerel Seçim'in dışında bambaşka bir şey olduğunu, (ister keyfiyetten ister mecburiyetten) algılar ve algılatma yoluna gidersen, bu algılamayı haklı göstermek ve seni dinleyenleri/sana kulak verenleri bu konuda ikna edebilmek için kendince bir çok argüman geliştirmek ve bunları peş peşe sıralamak zorundasın.
     Sözcülerinden birisinin ağzından aktardığımız yukarıdaki görüşler, HDP'nin bu çerçevedeki görüşleridir ve tartışılması gerekir.
     ***
     HDP'nin sözcüsüne göre, kayyımların atandığı yerlerde(ve haliyle o bölgede), 31 Mart günü 'Yerel Seçim' değil, adı 'Yerel Seçim' olan 'referandum' yapılacaktır. Haliyle, o bölgede yaşayan Kürt halkı, 31 Mart günü sandığa 'referandum' yapıldığını düşünerek gitmeli ve 'oyu'nu ona göre kullanmalıdır. Bu tarihsel bir gündür ve bunu yapmak da tarihsel bir sorumluluktur...
     O yerde yaşayan halkın oylarıyla seçilmiş yöneticilerin 'siyasi' nedenlerle, hem de yaygın bir şekilde görevden alınmalarının ve yerlerine 'devlet memuru' statüsündeki kayyımların atanmasının saçmalığını ve savunulamazlığını; bu uygulamaların, çok doğal olarak, her yerde ciddi tepkilere yol açacağını ve nitekim öyle de olduğunu tekrar ve tekrar vurgulamak gerekiyor.
     Ancak, bu durumda yapılması gerekenin, 31 Mart'ta yapılacak olan seçimi, gerçekte olması gereken 'yerel' özelliğinden koparmak ve bir başka düzleme (hem de kayyımları atayan iktidardaki 'Cumhur İttifakının tam da istediği doğrultuda) 'referandum' düzlemine aktarmak; bu çerçevede, o yerlerde yaşayan halka, bu tarihsel bir görevdir, nasıl yönetilmek istediğinize değil kimler tarafından yönetilmek istediğinize karar verin; o yerlerde var olan sorunlarınızı ve onların çözümlerini arka plana itin...demek; aday belirleme biçiminden o bölgede kimlerin aday çıkarabileceğine kadar her şeyi bu bakış açısıyla halletmeye çalışmak...olduğu söylenebilir mi?
     ***
     Herhangi bir şekilde 'yok öyle demedi de, yok böyle dedi de' yollu ikinci, üçüncü...ağızlardan açıklamaya mahal vermemek için olduğu gibi aktardığımız yukarıdaki görüşe göre, ülkenin batısındaki yerlerde ise, bir-iki istisnai yer dışında ('Cumhur İttifakı' ve 'Millet İttifakı' dışında veya bazı yerlerde de bu ittifaka dahil olup da tek başlarına aday göstereceklerin dışında aday gösteren olmadığına ve burada bakış açısını tartıştığımız HDP de üçüncü taraf olarak kendini konumlandırdığına ve gelişmeleri izlediğine göre) 'Cumhur İttifakı' ile 'Millet İttifakı' arasında 'başa baş' bir durum söz konusudur ve HDP, batıda, o yerlerdeki halkın 'kaderini' belirleyen 'karar verici' konumundadır.
     ***
     HDP, bu ülkenin yurttaşlarının bir kısmının kurduğu ve içinde yer aldığı, keza her yerde üyelerinin ve savunanlarının bulunduğu siyasal bir örgütlenme olarak bu ülkenin her yerinde, istediği her yerde aday çıkarma hakkına sahiptir; bunu yapmak istediğinde ve yaptığında, onun bu hakkını savunmak her yurttaşın görevidir.
     Ancak HDP, 31 Mart Yerel Seçiminde, kendi ifadesi ile, ülkenin batısında veya bazı yerler dışında en azından 'Belediye başkanlığı' düzeyinde aday çıkarmayı düşünmüyor.
     Peki bu durumda iken, nasıl oluyor da, kendi ifadesiyle 'kilit parti' oluyor? Veya öyle olduğunu düşünüyor?
     ***
     Hakkını yemeyelim, yukarıdaki alıntıda, HDP, doğuda-batıda '...her yerde...AKP-MHP ittifakına, faşizme büyük bir darbe vuracaktır' denildiğine göre, hiç bir yerde 'Cumhur İttifakı'na oy verin çağrısı yapmayacaktır; bu açık.
     Peki ne yapacaktır?
     Şimdilik bunun cevabı yok...Somut olarak herhangi bir şey söylemiyor.
     Ama birilerine bir şeyler ima ediyor ve bir şeyleri anlatılmaya çalışıyor.
     Kime ve neyi anlatmaya çalışıyor?
     ***
     Batıda, bir-iki yer dışında 'Cumhur İttifakı' ve 'Millet İttifakı'ndan başka kimse aday çıkarmadığına ve HDP, daha baştan 'Cumhur İttifakı' ile 'hesaplaşacağını' ilan ettiğine göre, geriye, HDP'nin sözlerine muhatap olarak 'Millet İttifakı'nın birlikte ve/veya bu ittifakın bileşenlerinin tek tek aday gösterdiği yerler kalıyor.
     HDP'nin baştan beri (bazı Sol kesimlerin de istemleri doğrultusunda) CHP'ye 'gel ittifak yapalım'
dediği, açık veya örtük farklı biçimlerde çağrı yaptığı ama CHP'nin, yüksek sesle dillendirmediği ve kendisinin bildiği gerekçelerle, bazen oldukça kaba ve kırıcı biçimlerde bu çağrıya sıcak bakmadığını ifade ettiği, yüzünü 'sağa' döndüğü ve İYİ PARTİ+ SAADET PARTİ'si ile ittifaka gittiği biliniyor.
     Bu durumda, HDP nasıl olur da 'kilit parti' olabilir?
     HDP:
     1- 'Millet İttifakı'na ve tek tek aday çıkarılan yerlerde CHP'ye 'Gelin anlaşalım. Sizi/seni destekleyelim. Sen/siz kazanın' diyordur, (HDP bu seçimi 'Yerel Seçim' olarak görmediğine ve haliyle her yerde, o yere özgü somut bir program üzerinde değil, 'genel' bir anlaşma çağrısı yaptığına göre, hangi konuda anlaşmaya çağırıyordur, o da ayrı bir konu) ya da;
     2- 'Millet İttifakı'na ve tek tek aday çıkarılan yerlerde CHP'ye ' Anlaşamazsak, sandığa gitmeyiz ve sen/siz kaybedersiniz; 'Cumhur İttifakı' kazanır' diyordur. ('Cumhur İttifakı'nı destekleme olasılığını baştan reddettikleri için, 'destekleme' olasılığına hiç değinmiyoruz. Değinmeli miyiz?...)
     Bu iki şıkkın dışında 'kilit parti' olması olasılığı olan bir başka durum yoktur.
     ***
     Konuyu daha fazla uzatmadan, bu noktada üç soru sormak gerekiyor:
     1- Bir Yerel Seçimde, yurttaşları, bulundukları yerde 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' sorusunu sorarak tartıştırmak ve yanıtları çerçevesinde karar vermesini sağlamaya çalışmak yerine, başka bir düzlemde karar vermeye yönlendirmek ne kadar doğrudur?
     2- Batıda, bu varsayım, sahadaki gerçeklikle ne kadar örtüşmektedir? Yani, müteahhit Aziz ile inşaat işçisi Ali, yaşadıkları yerdeki somut beklentilerini ellerinin tersiyle bir kenara itip, bu gerekçeyle işaret edilen partiye oy verme veya sandığa gitmeme çağrısına, birlikte 'tamam' yanıtını verecekler midir?
     3- Bu saatten sonra, herhangi bir yerde, ( hadi 'Cumhur İttifakı' ile hesaplaşma çağrısı alenen söylendiğine göre onu dışarıda bırakarak devam edelim) 'Millet İttifakı veya CHP'liler seçimi kazanamadıklarında ve hele farkın kıl payı olduğunu ve seçimi kazanamadıklarını gördükleri yerlerde kimleri suçlayacaklardır?
     ***
     Diğerleri gibi aday çıkarmış olsa veya aday çıkarsın çıkarmasın, bu konuyu böylesine ele almamış olsa; seçimin sonucu ve kazananı kim olursa olsun, kimse HDP'yi sorumlu göremezdi.
     Ama HDP, olayı ve kendi konumunu baştan farklı bir şekilde tanımlama yoluna gitti.
     ***
     Şimdi, ya HDP bundan böyle, böylesi afaki kararlar almamalı, ya böylesi bir karar yoksa, ağzından çıkanın gerçek hayatta ne anlama geldiğini bilemeyen bu sözcüleri değiştirmeli ya da aldığı kararların olası sonuçlarına katlanmalı...
     Haa 'Sana ne kardeşim? Sen işine bak!'mı deniyor?...Ona da eyvallah...
     26.01.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.01.20.DAHA NELER GÖRECEĞİZ -3

  Hiç yorum yok
12:21


     DAHA NELER GÖRECEĞİZ?...-3
     Kendisini Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat vb. olarak tanımlayan bireylerin, çevrelerin, grupların, partilerin vb. ezici çoğunluğunun, Yerel Seçim sürecinin başladığı ilk andan itibaren 'açık' ya da 'örtük' bir biçimde, hem CHP'nin HDP dahil solundaki kesimlerle ittifak yapması hem de her ihtimali düşündüklerinden olsa gerek, her nerede yaşıyorlarsa orada, CHP'nin 'Sol' tanımlamasına yakın özelliklere sahip kişileri aday göstermesi gerektiğine dair yazıp çizdikleri biliniyor.
     ***
     Halbuki 31 Mart'ta yapılacak olanın 'Genel' değil 'Yerel Seçim' olduğu ve haliyle ülke geneline yönelik ve hele böylesi 'soyut' bir 'Birlik' çağrısının yapılamayacağı; yapılırsa karşılık bulmayacağı; yaşanan süreçte yapılacak 'Birlik' çağrısının, her yerin kendi gerçekliğinde, özde (somut program ve ilkeler) aynı olmakla birlikte görece farklı özellikler taşıyacağının bilinmesi gerekiyordu.
     Keza, bu kesimin her birinin veya oluşturduklarını söyledikleri yapıların bugün içinde bulunduğu durum ve yine, aralarında görece farklılıklar olsa da CHP'ye yönelik 'Ulusalcı, Kemalist, Sağcı vb.' çerçevesindeki nitelendirmeleri herkesin bildiği bir şeydi; hal böyleyken, bu durumdakilerin böyle gördükleri CHP'den beklentilerine uygun kişileri 'aday' gösterebileceğini 'umut' etmeleri ve bunu dillendirmeleri, gerçekte, hayal kurmaktan başka bir şey değildi...
     ***
     CHP'ye bu 'Birlik' çağrısı yapanların ve ondan, kendilerince tanımladıkları çerçevede 'aday' göstermesini bekleyenlerin, içlerinden bazılarını veya bazı yerleri dışarıda tutarak devam edersek, bu çağrı ve beklentilerinin yanı sıra veya bütün bunlara hiç bir gereksinim duymadan, sahip oldukları kimliklerine ve bu çerçevedeki siyasal/toplumsal iddialarına uygun bir Yerel Seçim çalışması yapmamaları, aday gösterme biçiminden var olan sorunların çözümüne kadar görüşlerini ortaya koymamaları, kısacası günlük hayatta var olmaya çalışmamaları anlaşılır gibi değildi...(Hala da öyle...)
     ***
     İçinde bulunulan süreçte herkesçe ve her kesimce söz konusu edilecek ve her gün tartışılacak olan şeyler; yaşadığımız yerler, nasıl bir yerel yönetim istediğimiz, sorunlarımız, çözümleri ve kısacası kendi hayatlarımıza dair şeylerdi.
     Birey, çevre, grup, parti vb. hangi konumda bulunursa bulunsun, yaşayan ve hele hele eşitleri arasında iddialı olduğunu düşünenlerin ve dillendirenlerin, doğrudan kendilerini ilgilendiren konularda hiç bir şey söylememeleri, şu veya bu nedenle bunu kendileri dışındaki birinden veya birilerinden beklemeleri, onlara havale etmeleri ve dahası tamamen kabuklarına çekilmeleri...aklın alacağı bir şey değildi.
     ***
     Süreç ilerledikçe tablo netleşmeye başladı.
     CHP, açıkça kamuoyuna duyurmadığı ama kendi bildiği gerekçelerle yüzünü 'Sağa' döndü; Sol içerikli 'Birlik' çağrılarını duymamazlıktan geldi ve İYİ PARTİ+ SAADET PARTİSİ ile (bazı yerler haricinde) başka bir 'Birlik' oluşturmaya çalışarak yürümeyi tercih etti; kendine has özellikleri olan birkaç yer dışında, beklentilere uygun olmayan adayları 'atama' yoluna gitti; öte yandan, süreç ilerledikçe, 'Cumhur İttifakı'nın öyle kolay kolay pes etmeyeceğini işaret eden 'hayali seçmenler' vb. gelişmeler ülkenin pek çok yerinde boy göstermeye başladı...
     Yukarıda ifade edilen çerçevede CHP'ye 'birlik' ve/veya 'uygun aday' gösterme çağrısı yapanların bir kısmı, bu gelişmeler üzerine (sanki mevcut koşullarda aksi doğrultuda bir gelişme olabilirmiş ve bu çook önceden görülemezmiş gibi) bu kez 31 Mart'ta 'sandığa gitmemekten, oy kullanmamaktan, bu 'suça' ortak olmamaktan, boykottan..' vb. söz etmeye başladılar.
     Ne diyelim?
     Bazıları normal olanı ve kendi hayatlarına dair konularda kendilerinden bekleneni yapmaya çalışmak yerine, 'ifrat' ile 'tefrit' arasında gidip-gelmeyi tercih etti...ediyor.
     Şimdi, tam da bu noktadayız...
     22.01.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.01.18.DAHA NELER GÖRECEĞİZ -2

  Hiç yorum yok
12:14


     DAHA NELER GÖRECEĞİZ?...-2
     Duyuyorsunuz!
     Okuyorsunuz!
     31 Mart'ta yapılacak olan Yerel Seçim'de partiler, çevreler, gruplar vb. adına 'aday' gösterilecek kişilerin kimler olacağının tartışılmaya ve adayların peyderpey ilan edilmeye başlandığı andan itibaren farklı yerlerde farklı partilerden, sayıları yerden yere değişen kadın-erkek üyeler ve artı taraftarlar, 'ayrıldıklarını ve x partisine geçtiklerini' veya 'bağımsız' olarak seçime katılabileceklerini yüksek sesle dile getiriyorlar...
     ***
     Şaşırıyor muyuz?
     Hayır...
     Neden?
     'Ön seçim' önerisi üzerine yapılan tartışmaları ele alan ve yayınlanan yazıları okuyanlar, bu 'ayrılmalara' yol açan 'rahatsızlıklara' değinildiğini ve bunun, herhangi bir çevre, grup, parti vb. özgü değil, 'ön seçim' yapmayan ama 'aday' çıkarmayı düşünen bütün muhataplar için 'olası' bir durum olduğunun vurgulandığını anımsayacaklardır.
     ***
     Önce, 'Yerel Seçim'i Dünyanın, Ortadoğunun ve ülkenin içinde bulunduğu durumu ileri sürerek kendi var olan gerçekliğinden koparmaya, 'Genel Seçim' ve hatta 'ülkenin bekası' düzleminde tartışmaya/tartıştırmaya çalıştılar; büyük ölçüde başarılı da oldular...
     Hal böyle olunca, savuna geldikleri 'biat', 'itaat' vb. kültürleri gereği 'Demokrasi' ile 'doku uyuşmazlığı' bulunanlar ve bu 'algı'ya itiraz etmeleri gerekirken bir biçimde bu akıntıya kapılıp da bu durumdan 'fayda' sağlamaya çalışan şaşkınlar, 'ön seçim' ile 'aday' belirleme yerine,doğal olarak Genel Merkeze 'sadık' kişi arayışına giriştiler ve 'atama' yapmayı tercih ettiler.
     Aslında bu 'atama' yöntemi, yereldeki gerçekliği göz ardı eden, yerel dinamikleri ve yerel dengeleri, hatta ve hatta, 'Yerel seçim' söz konusu olduğunda çok doğal olan 'kişisel/grupsal beklentileri/hesapları' dışlayan bir yöntemdi.
     Haliyle olası bazı sorunlara ve gelişmelere yol açması kaçınılmazdı...
     ***
     Muhtemeldir ki, bu yolla 'aday' belirleyenler, bu olasılıkları öngörmüşler ve kendilerince 'Vatan, Millet, Sakarya vb.' çerçevesinde yüksek sesle ve yer yer sert ifadelerle dillendirdikleri gerekçeleri İl ve İlçe Örgütleri üyelerinin 'tartışmasız' kabulleneceklerini, 'kol kırılır, yen içinde kalır' deyip yaşanan gelişmeleri sineye çekeceklerini, aksi bir gelişme olursa da zaten 'gerekeni' yapacaklarını düşünmüşler ve hesap etmişlerdir.
     Nitekim, bir-iki istisna yer dışında en fazla mırıldanarak tepkilerini gösterdikleri 'atama' yöntemine değil, asıl o yerde atanan adayları görünce 'çatlak ses' çıkaranlara ve dahası 'kazan kaldıranlara' karşı derhal 'gerekeni' yapmışlardır.
     Basına ve kamuoyuna yansıdığı kadarıyla, bu gelişmelerin dışında, 'aday' olarak ilan edilmeyenlerden ve/veya istedikleri kişilerin aday ilan edilmediğini düşünenlerden oluşan ve bazı yerlerde, o yerdeki seçimin kaderini belirleyebilme potansiyeline sahip olan 'kopmalar' ve dahası 'geçişler' de gözlenmiştir... Bu yazının yazıldığı an itibarıyla de yeni 'kopmalar' ve 'geçişler' olasıdır.
     ***
     Bu 'geçişler'de göze çarpan ve üzerinde (ilgilenenlerce) düşünmeyi gerektiren nokta şudur:
CHP'nin bazı İlçe Örgütlerinden hatırı sayılır sayıdaki üye ve taraftar, parti başkanları ve yöneticileri arasındaki söz düelloları bu kadar sert ve keza partiler arasındaki ilişkiler böylesine gerginken, karşılıklı ağır suçlamalar gırla giderken, CHP'yi 'tek adam' yönetimiyle suçluyor ve o güne kadar (neredeyse bütün dünya tarafından) 'tek adam' yönetimiyle suçlanan AKP'ye geçiyorlar.
     Hadi neden ayrıldıklarını anladık ('ön seçim' olmaması, aday gösterilmemeleri veya istedikleri kişinin aday ilan edilmemesi vb.); peki ama, neden AKP?...
     18.01.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.01.17.DAHA NELER GÖRECEĞİZ? -1

  Hiç yorum yok
12:04


     DAHA NELER GÖRECEĞİZ?..-1
     Şaşırmayın!
     Nedenini sorgulayın...
     ***
     CHP, Datça'da 'Başkan' adayını 'Gürsel Uçar' olarak açıkladı.
     Eyvallah!
     Gerçi, yapılması gereken 'ön seçim' yapılmadı ve 'atama' yolu tercih edildi...Nedenlerini bilemiyoruz...Muhtemeldir ki, bilenler bildiklerini kendilerine saklıyorlar...
     Buna da eyvallah!
     Ama açıkladılar...
    Yarışa 1-0 önde başladılar.
     ***
     Datça'da, CHP'nin olası 'en güçlü', hatta 'tek rakibi' olarak görülen AKP'nin kimi çıkarabileceği üzerine çok çeşitli ve yer yer spekülatif yorumlar almış başını giderken, bu yazının yazıldığı andan bir gün öncesinde, oldukça 'sürpriz' sayılabilecek bir gelişme, İnternet ve yerel basın ortamında gündeme düşüverdi...
     Datça'da, 'Cumhur İttifakı' adına AKP değil, MHP aday gösteriyordu...
     Kimi?
     AKP'den aday olacağı varsayılan Datça Yazı Köy nüfusuna kayıtlı ama Muğla Merkez'de yaşayan ve orada çalışan bir zat-ı muhterem'i...
     ***
     Muhtemeldir ki, bu gelişmeyi, Datça İlçe Örgütlerindeki ( o da belki) bir-iki kişi dışında kimse bilmiyor ve beklemiyordu...
     Öyle anlaşılıyor ki, her şey, yukarılarda bir yerlerde, bir iki kişinin içeriğini bildiği pazarlıklar çerçevesinde olmuş bitmiş ve 'sonuç' Datça ilçe Örgütleri'ne tebliğ edilmiş...
     ***
     'Ön seçim' önerisi, diğer partiler gibi MHP'ye de önerilmişti.
     Hadi, CHP gibi o da (kendilerinin bildiği gerekçelerle) bu yolu reddettiler...
     Eyvallah!
     'Cumhur İttifakı' içerisinde yer almanın doğal bir sonucu olarak, pazarlıklar gereği 'aday' çıkarıyorlar..
     Ona da eyvallah!
     Peki, AKP'li ve hem de Datça dışında yaşayan birisini aday göstermek de neyin nesi?
     ***
     31 Mart 2019'da yapılacak olan seçimin sözde değil, gerçekte 'Yerel Seçim' olduğunu elinin tersiyle bir kenara iter, onu olması gereken bu gerçeklikten alır, zorlama ve keyfi bir yorumla 'Genel Seçim', hatta 'ülkenin bekasının belirleneceği bir seçim düzeyinde değerlendirirsen, bu gelişmeler 'normal' olur...
     Sana rağmen gündeme gelen ve sana dayatılan bu gelişmeleri kabullenmek de...
     ***
     Datça'da var olan İYİ PARTİ, VP ve HDP İlçe Örgütleri taraflarında bu saatten sonra hiç beklenilmeyen ve 'seçim sath-ı mailini'  değiştirecek bir gelişme gündeme gelir mi bilinmez...
     Şu anki veriler ışığında, CHP Başkan adayı Gürsel Uçar 2-0 önde denilebilir...
     17.01.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.01.08.NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?' DİYE SORMALIYIZ?- 4

  Hiç yorum yok
11:53


     NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ ?' DİYE SORMALIYIZ ?-4
     Bundan önce yayımlanan ve 'Ön seçim' önerisinin ele alınıp tartışıldığı başka bazı yazılarda da bir biçimde değinilmişti: Cumhur İttifakı bileşenleri, 31 Mart Yerel Seçim tartışmalarının başladığı ilk andan itibaren, yapılacak seçimin, gerçekte olması gerektiği gibi bir 'Yerel Seçim' değil, bir 'Genel Seçim' düzeyinde algılanması, tartışmaların bu çerçevede sürdürülmesi ve oyların bu düzlemde kullanılması için her şeyi yapmaya başladılar.
     Muhalefet konumundaki 'Millet İttifakı' bileşenleri ve bilahare bazı diğer muhalif kesimler de, bütün uyarılara rağmen, anlaşılamaz veya yalnızca kendilerinin bildiği nedenlerle, bu 'zorlama' karşısında direnemediler; 'Hayır, bu bir Yerel seçimdir.' diyemediler. Akıntıya kapıldılar. Önlerine konulan minderde, daha önceden onlara rağmen belirlenmiş kurallar çerçevesinde güreşmeye razı oldular.
     Hal böyle olunca, güreş süresince, Cumhur İttifakı tarafından gündeme getirilen (artı) keyfi durumlar karşısında da dişe dokunur bir şey yapamaz oldular...
     ***
     Şu an içinde bulunulan Yerel Seçim sürecinde, neredeyse yurdun her yerinde, seçim çalışmaları, o yerin kendi gerçekliğinde var olan sorunların öncelik sırasına göre belirlenmesi ve kim/kimler tarafından nasıl çözülebileceği çerçevesinde yürütülmüyor.
     Bu seçimin asli konuları arka planda bir yerlere itilirken, öne çıkan ve çıkarılan konular, gerçekte bir 'Genel Seçim' konusu olan ve hatta hiç bir seçimde söz konusu olamayacak olan/olmaması gereken 'İstiklal, Beka, Din, Kuran, İç düşmanlar, Hain, İhanet, Laiklik, Cumhuriyet, Atatürk, Çağdaşlık, Kimlik, Ulus...'vb. konulardır.
     Var olan 'İttifaklar' ve 'duruşlar', içleri herkesin kendince doldurduğu bu konulardan bazıları çerçevesinde şekillenince, haliyle 'saflaşmalar' da bu çerçevede yaşansın ve 31 Mart'ta oylar da bu çerçevede verilsin isteniyor.
     ***
     Bırakın 31 Mart Yerel seçimini, herhangi bir Genel Seçim sürecinde bile gündeme gelebilecek böylesi bir saflaşmanın ve bu saflaşma üzerinden verilecek oyların ne bu ülkeye ne de bu oyları verecek yurttaşlara hayrı olur.
     Böyle bir gelişme, olsa olsa, bugün gözlendiği gibi, var olan sorunların ve bu sorunları yaratanların sorumluluklarının (bir süreliğine de olsa) unutturulmasına yarar.
     ***
     Bu Yerel Seçim sürecinin bu eksende sürdürülmesinden ve 31 Mart günü akşamı gözlemlenebilecek olumsuz olası sonuçlarından, böyle bir saflaşmayı bu ülkenin gündemine getirenler kadar olmasa da, bu süreci baştan kabullenen ve bu gidişata karşı tavır koyması gerekirken koyamayan kişiler, çevreler, gruplar, partiler vb. de sorumludur...
     Bugünden bunu bilmek ve hala fırsatı varken, yapılabilecekleri yapmaya çalışmak gerekir.
     Bu tarihsel bir sorumluluktur.
     ***
     Bugün, her kim, her nerede yaşıyorsa , orada bütün ittifakları, bütün partileri, bütün adayları noktasına ve virgülüne kadar aynı kefeye koymayabilir; her yiğidin hakkını ayrı ayrı verebilir...               Ancak asıl olarak, bu cenderenin dışına çıkabilme doğrultusunda elinden geleni yapabilmelidir. 
    Yaşadığı yerde var olan sorunları ve çözüm yöntemlerinin nasıl olabileceğini 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' başlığı altında, asıl tartışma ve saflaşma konusu olarak, bir biçimde gündeme getirmeye çalışmalıdır.
     Bu günden yarına bırakılabilecek ve üzerinde yükselinebilecek somut bir şey olsun isteniyorsa, bu da, o yerde, ancak bu yolla olanaklıdır...
     09.01.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.01.06.BİR KEZ DAHA ÖN SEÇİM ÖNERİSİ ÜZERİNE -1

  Hiç yorum yok
11:42


     BİR KEZ DAHA 'ÖN SEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE -1
     31 Mart 2019 Yerel Seçimine katılacak siyasi partilerin, çevrelerin, grupların vb. büyük ölçüde adaylarını bir biçimde belirlediği ve kamuoyuna ilan ettiği ve bu nedenle 'ön seçim' tartışmasının artık geride kaldığı ve gündemin ilk sırasını 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' tartışmasının aldığı bir noktada, 'ön seçim' konusu bir biçimde 'pat' diye yeniden gündeme giriverdi...
     ***
     Haber değeri taşıdığı için farklı biçimlerde farklı iletişim kanallarıyla kamuoyuna duyurulanlardan öğrenildiği kadarıyla, ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper taş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşme talebinde bulunuyor, bu davet kabul ediliyor; Alper Taş, bu görüşmede, Kılıçdaroğluna 'Artvin ili Şavşat ve Hopa ilçelerinde CHP, ÖDP, Halkevleri vb. ile birlikte seçime katılma ve buralarda, farklı bir yol deneme, adayı 'ön seçim' ile belirleme' önerisinde bulunuyor; Kılıçdaroğlu reddetmiyor, hatta sıcak bakıyor; gerekli talimatları veriyor ve bu konulardan sorumlu olan Seyit Torun 'mırın kırın' etse de, Alper taş, Kılıçdaroğlunun yaklaşımını esas alarak bu iki ilçede 'ön seçim' yapılabileceği kanısına varıyor, bu çerçevede basına duyuruluyor; haliyle bu çerçevede genel bir beklenti oluşuyor, derken CHP PM toplantısından tersi karar çıkıyor....ve başlıyor üçüncü taraftakilerin bombardımanı...
     ***
     Yerel Seçim Sürecinin gündeme gelmesiyle birlikte ÖDP dahil her çevreye 'ön seçim' çağrısı yapanlardan birisi olan Alper Taşın, birlikte aday çıkarmayı düşündüğü CHP ve diğer siyasi muhataplarına 'ön seçim'i önermesinden, bu çerçevede onlarla görüşmeler yapmasından ve bu görüşmelerde 'birinci kişi' konumdakinin yaklaşımını dikkate almasından ve haliyle bu çerçevede kamuoyuna açıklama yapmasından daha doğal ne olabilir?
     ***
     Yanlışlık nerede? Eleştirilen ne?
     ***
    Diyelim ki, Alper Taş, Mersin ili Akdeniz Belediyesi veya Adana ili Yüreğir veya Hatay ili Samandağ...ilçelerinde HDP ile veya HDP+ CHP...ile birlikte seçime girmeyi düşündü ve bu partilerin kapısını çaldı, onlara 'adayları ön seçim ile belirleyelim' önerisinde bulundu; HDP ile CHP 'tamam' veya 'hayır' ya da birisi 'tamam' diğeri 'hayır' dedi...sonunda olumlu ya da olumsuz vb. vb. gelişmeler yaşandı.
     Bu durumda da Alper Taş, aynı arkadaşlarca bombardıman ateşine tabi tutulacak mıydı?
     ***
     Duyulmadı...
     'Evet' mi? 'Hayır' mı?
     ***
     Datça'da CHP, AKP, MHP, VP, İYİ PARTİ, HDP ve farklı Kitle Örgütleri'ne bir biçimde 'ön seçim' önerisini yazılı olarak ulaştıranlardan, her düşünceden insanla bu konuyu açıkça tartışanlardan ve dahası bu konuda farklı İnternet sitelerinde ve yerel basında sayısız yazı yazan birisi olarak (öyle ki, bu konu, Datça'da olduğu kadar yoğun bir biçimde başka hiç bir yerde gündemde tutulmamış ve tartıştırılmamıştır), merak ediyor ve soruyorum:
     Eleştirilen, 'ön seçim' önerisinin önerilmesi ve dışa vuran sevinç de reddedilmesi midir?
     Eleştirilen, Alper Taşın CHP ile bu konuyu görüşmesi ve sözlere yansıyan sevinç de sonucun olumsuz olması mıdır?
     Eleştirilen, CHP'nin ÖDP/Alper Taş ile görüşmeyi kabul etmesi ve duyulan sevinç de CHP'nin üçüncü kişilerin davetine cevap vermemesinin yarattığı 'öfkenin' bir biçimde dışa vurumu mudur?
     Bu konu bir bahane, aslında eleştirilen başka bir şey ve bu sevinç de onun sevinci midir?
     .....
     ***
     İki ilçeye ilişkin 'ön seçim' önerisi CHP tarafından reddedilen Alper Taş/ÖDP bu kadar 'maytap' konusu yapılabiliyorsa, aynı CHP tarafında 'görüşme'ye bile 'değer' bulunmayanlar ne konusu yapılabilir?...(Not: Meraklısına, 13 yıldır ÖDP üyesi değilim)
     06.01.2019/Datça
    Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.01.05.NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?' DİYE SORMALIYIZ?- 3

  Hiç yorum yok
11:27


     NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?' DİYE SORMALIYIZ? -3
     Yerel Seçim sürecinin başladığı andan 31 Mart gününe kadar devam edecek olan bugünkü süreçte evlerde, kahve köşelerinde, yollarda, dost meclislerinde, derneklerde, sendikalarda, partilerde ...velhasıl yaşamın devam ettiği her yerde insanlar kişisel ve/veya ortaklaşa sahip oldukları veya bulundukları yerlere yansıdığı zaman benzer sonuçlar doğuran sorunları, bu sorunları hangi partinin, çevrenin, grubun... ve/veya adayın çözüp çözemeyeceğini, çözebilecek olanın neden ve nasıl çözebileceğini, çözemeyecek olanın ise neden ve niçin çözemeyeceğini...muhtelif gerekçeler ve 'kanıtlar' ileri sürerek tartışıyorlar ve şimdilerde olduğu gibi tartışmaya da devam edecekler.
     Elbette, bu tartışmalar sırasında bazen ülke gündeminde olan veya bir biçimde 'gündem' yapılmaya çalışılan ama günlük yaşama (şimdilik de olsa) oldukça 'uzak' olan bazı sorunlar, hatta oldukça uç/uçuk konular hakkında da rastgele fikirler ileri sürülecek ve sürülmeye devam edilecektir; bu, 'tartışma' kavramına aykırı olmayan bir gelişmedir. 
     Doğaldır.
     ***
     Her nerede yapılıyor olursa olsun, bu tartışmalar içerisinde yer alan ve söz söyleyen herhangi bir kimse 'kendim için bir şey istiyorsam namerdim' dese ve yemin billah etse de, gerçekte kendi çıkarını dışarıda tutan veya kendi çıkarına ters tek bir kelime dahi söylemeyecektir; çünkü, bir kişinin, kendisini veya kendisinin de bir parçası olduğu toplumu ilgilendiren sorunlara dair yapılan tartışmalarda 'tarafsız' kalması ve hatta kendi 'aleyhine' bilinçli sözler söylemesi mümkün değildir.
     ***
     Bu varsayım, bulundukları yerlerde farklı düzlemlerde yazılı ve sözlü olarak 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' diye soru soran/sorması gereken bütün bireyler, çevreler, gruplar, partiler vb. için de geçerlidir; çünkü o soruyu soran/soracak olanlar da uzayda yaşayan, yemek yemeyen, su içmeyen, uyumayan, eğlenmeyen vb. vb. olan ve hasbelkader dünyaya yolu düşmüş yaratıklar değil; diğer insanlar gibi aynı havayı soluyan ve aynı koşullarda yaşayan, haliyle o sorunlara, yani içinde yaşamadığı değil, içinde yaşadığı sorunlara çözüm arayan bildiğimiz kadınlar ve erkeklerdir.
     ***
     Bu soruyu soranlar, 31 Mart akşamından başlayarak 'Bitti. Seçim geride kaldı. Her şeyi unutalım ve işimize bakalım.' diye seslenecek olan seçimin galibi veya kaybedeni 'muktedirler' karşısında 'Eyvallah' deyip pılıyı pırtıyı toplamayacak ve kabuğuna çekilmeyecek; 'Burada söz konusu olan bizim yaşamımız. Ne değişti? Bugün'ün evvelsi gün'den farkı ne? Var olan sorunlar var olmaya devam ediyor' diyebilecek olanlardır...
     Bir başka deyişle, herkes, bulunduğu yer her neresiyse, orada, 'muktedirler' karşısında susmamalı, kaderlerine razı gelmemeli ve 31 Mart öncesi çözümünü istedikleri sorunların çözümünü istemeye ve bunun takipçisi olmaya devam etmelidir...
     Çünkü, seçim sonuçları açıklandığında, kim/kimler kazanırsa kazansın, bugün içinde yaşadığımız dünya 30 Mart akşamı itibarıyla geride kalmış ve 1 Nisan sabahı itibarıyla da yeni bir dünyaya adım atmış olunmayacak; bir başka deyişle, 31 Mart Yerel Seçimi, birbirinden çok farklı iki dünyayı birbirinden ayıran 'Musa'nın asası' olmayacak; herkes her yerde aynı yaşam koşullarında onu ilgilendiren kişisel ve ortak sorunlarla boğuşmaya devam ediyor olacaktır.
     ***
     Bu nedenle, bunu yapabilecek 'iradeyi' ve bunun yapılabileceği 'meşru zemin'i yaratabilmek amacıyla, bugün, 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' sorusunu sorabilecek birlikteliği yaratmalı, soruyu sormalı, kendi yanıtlarını vermeli ve bu soruya muhatap olduğu düşünülenlerden de kendi cevaplarını vermeleri istenmelidir.
     Gerisi 'lafügüzaf'dır.
     12.01.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.01.03.NEDEN NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ DİYE SORMALIYIZ?- 2

  Hiç yorum yok
11:17


     NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?' DİYE SORMALIYIZ? -2
     Gerçi bir biçimde başladıkları bile söylenebilir ama asıl bundan sonra sıkça duymaya başlayacağız, siyasilerin geneldeki ve adayların o yerdeki Yerel Yönetim ile ilgili neler düşündüklerini ve neler yapacaklarını...
     İnanacak mıyız?
     ***
     Önce şunu bilmek gerekiyor:
     Muhtarlıklar da dahil olmak üzere bugün ülkemizde var olan Yerel Yönetimler, teorik olarak önerilen ve okullarda anlatılan Yerel Yönetim değildirler.
     Onun çoook uzağındadırlar...
     ***
     12 Eylül 1980 sonrası dönemden başlayarak bugüne kadar olan süreçte Yerel Yönetimlerin var olan 'Demokratik' ve 'Kamusal' içeriği gün be gün yok edilmiştir.
     Sahip oldukları bütün yetkiler parça parça ellerinden alınmıştır.
     Bunların yerine parası olanın düdüğü çaldığı ve parası olmayanın hiç bir hizmetten yararlanamadığı 'müşteri' ve 'işletme' ilişkisi geçirilmiştir.
     Nihayet bugün merkezi otorite ile ters düştüğü anda seçimle gelen yöneticilerinin derhal görevden alındığı ve yerine 'Kayyımlar'ın atandığı yetkisiz, biçimsel ve sıradan birer kurum haline getirilmeye çalışılmıştır.
     Böylece o yerde yaşayan ve aslında onun sahibi olması gereken yurttaşlara yabancılaşan, ekonomik olarak güçlü şirketlerin ve 'nüfuz' sahibi güç odaklarının 'rant' devşirdiği yerler haline gelmiştir.
     ***
     Şimdi hal böyleyken ve söylem düzeyinde kimse böyle olmadıklarını iddia etmezken, Yerel seçime katılan partilerin, çevrelerin, grupların vb. ve onların adayı olan herkesin, seçmenden oy isterken söylediklerinde ne kadar samimi ve tutarlı oldukları ve neyi savunup neyi savunmadıkları nasıl bilinecek?
     ***
     Yerel Yönetimlerin bugün getirildiği nokta savunulsun ya da savunulmasın, bu hal devam ettiği sürece, 31 Mart 2019 günü sandıktan hangi siyasi parti, çevre, grup vb ve hangi aday çıkarsa çıksın, yapabilecekleri şeyler, üç aşağı beş yukarı, özü itibarıyla aynıdır; bugünden bunu bilmek ve düş kırıklığı ile sonuçlanacak hayallere kapılmamak gerekir.(Elbette 'her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır' ve bu, önemli olmakla birlikte belirleyici değildir.)
     ***
     Seçilecek olsun veya olmasın, 31 Mart 2019 günü akşamı sandıktan çıkabilirse eğer, 01.04.2019 günü göreve başladığı andan itibaren yerel yönetimi, o yerel yönetimin asıl sahibi ve öznesi olan/olması gereken yurttaşlar ile birlikte yöneteceğini ve var olan sorunları, o sorunları yaşayan yurttaşlarla birlikte, yurttaşları çözüm sürecine katarak çözeceğini söyleyenler; öncelikle yerel yönetimlerin bugünkü halinin somut ve köklü eleştirisini yapabilmeliler ve dahası, daha bugünden, bu halden olması gereken hale nasıl dönüştürebileceklerini, yeni ve farklı olarak neleri düşündüklerini, formüle ettiklerini ve önerdiklerini yazılı ve sözlü olarak o yerdeki yurttaşlara sunabilmelidirler...
     Bu konuda benzer düşünüldüğünü ama farklı nedenlerle açıkça konuşulamadığını söylemek veya ima etmek (tabir-i caizse 'gözlerimin içine bakın, anlarsınız' demek) yeterli değildir; çünkü, seçim kazanılması halinde bu çerçevede yapılacak olan/yapılması gereken/olmazsa olmaz olan şeyler hem cesaret hem de o yerdeki yurttaşların açık ve kararlı desteğini gerektiren şeylerdir; yapabileceklerini bugün söylemeye cesareti olmayanların, yarın yapabilme cesaretini gösterebileceklerine kim inanır?
     Bunun için daha bugünden söylenmesi ve içselleştirilmesi gerekir.
     Aksi halde her şey 'lafügüzaf'dır...
     05.01.2019/Datça
     Mehmet Erdal


Devamını Oku...

2019.01.02.NEDEN NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ DİYE SORMALIYIZ ?-1

  Hiç yorum yok
11:09


     NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?' DİYE SORMALIYIZ ? -1
     31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde Siyasi Partiler, çevreler, gruplar vb. adına seçime katılacak adayların büyük ölçüde belirlendiği veya ismen belli olmasa da nasıl belirleneceğinin artık belli olduğu bir noktadayız ve bu noktadan sonraki sorumuz 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' olmalıdır.
     ***
     Anımsanacağı üzere, Yerel Seçim tartışmalarının gündemin ilk sıralarına çıkmaya başladığı andan itibaren öncelikli sorun 'Adayların nasıl belirleneceği?' idi ve bu konuda, istisnasız olarak, 31 Mart'ta aday çıkaracak bütün partilere, çevrelere, gruplara vb. 'ön seçim arkadaş, ön seçim' diyenler; bu aday belirlemenin öyle sıradan bir olay olmadığını, bir 'ilk adım' olduğunu, eğer tutarlı olunacaksa ve tutarlılıktan bahsedilecekse, aday belirlendikten sonraki sürecin ve hele seçim kazanıldıktan sonraki 'yönetim modelinin bu aday belirleme biçiminin devamı olacağını; eğer devamı model değil de farklı bir model savunulur ise bunun samimi ve ikna edici olmayacağını; 'zevahiri kurtarmak' amacıyla söylenmiş olacağını vb.vb. söyleye geldiler.
     ***
     Basına, tv kanallarına, İnternet sitelerine vb. yansıyanlara bakılırsa ('ön seçim' yoluyla veya 'ön seçim'i yürekten savunsa da farklı nedenlerle bunun dışındaki yolla aday konumuna gelen bazılarını muaf tutarak devam edelim), 'ön seçim' dışı yollardan 'aday' konumuna yükselen kadın-erkek pek çok adayın ağzından 'Mahalle Meclisleri', 'Katılımcılık', 'Demokratiklik', 'Birlikte Yönetim'...vb.vb. sözleri gırla gidiyor.
     Hatta ve hatta AKP Ankara Büyük Şehir Belediye Başkan Adayı Özhasekinin ağzından 'Katılımcı olacağız. Ankarayı birlikte yöneteceğiz' sözlerini duyduk...
     İnanılır gibi değil...
     ***
     'Aday' olabilmek için farklı nedenlerle 'ön seçim'i gereksiz bulan veya savuna geldikleri 'Biat', 'İtaat' kültürleri gereği reddeden kişilerin ve partilerin, çevrelerin, grupların vb. bugün, 'ön seçim'in özü olan 'Katılımcılık' ve 'Demokrasiyi' dillerine pelesenk etmeleri, sizce ne kadar inandırıcıdır?
     Hiç...
     ***
     Ortada sizin, bizim ve herkesin, yani 31 Mart 2019 günü sandığa gidip oy verecek seçmenin aklıyla alay eden 'tutarsızlık mı, 'iki yüzlülük'mü dersiniz...ne derseniz deyin, işte öyle pervasız bir tavır var.
     ***
     İşte bu nedenle, şimdi her yerde, adaylar içerisinden oy verilebilecek adayı belirlerken dikkati yalnızca adayların kişilik özelliklerine vb. çevirerek gelecek dönemde belirleyici olamayacak konuları tartışmak ve kıyaslamalar yapmak yerine 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' sorusunu sormak ve bu sorunun yanıtını, yalnızca soyut ve içeriği herkesçe farklı bir biçimde doldurulabilecek genel tanımlamalar düzeyinde değil; bunun yanı sıra ve bundan daha ağırlıklı olmak üzere somut ve sorunun sorulduğu yerde var olan koşullarda anlaşılabilir ve yalın bir dille vermek can alıcı önemdedir.
     Bu soru ve yanıtı, herkesin ve her söylemin 'turnusol kağıdı'dır...
     03.01.2019/DATÇA
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2018.12.22.ÖN SEÇİM ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI 5

  Hiç yorum yok
10:22


'ÖN SEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (5)
     31 Mart 2019 tarihinde yapılacak olan Yerel Seçime katılacak partiler, çevreler, gruplar vb., seçime katılacakları yerlerde 'tek başlarına' veya 'ortak' olarak çıkaracakları 'adayları' büyük ölçüde belirlemiş, kamuoyuna sunmuş ve seçim çalışmaları başlamış olsa da; hem 'ön seçim' önerisi çerçevesindeki (hala devam eden) bazı kafa karışıklıklarını gidermek ve hem de bundan sonraki zaman diliminde yararı olur diye (ki olacak), bir kaç noktanın altını çizmek (bugün) gerekli hale geldi.
    ---'Ön seçim' önerisi, yalnızca bu öneriyi yapanların 'tek başlarına' veya 'ortak' aday çıkararak seçime katılacakları yerler için değil, bu yerler de dahil, ülkenin genelinde, seçimin yapılacağı her yerde, 'tek başlarına' veya 'ortak' aday çıkararak seçime katılacak bütün partilere, çevrelere, gruplara vb. yönelik olarak önerilmişti.
     Bu öneriyi öneren ve bu çerçevede ısrarla savunanlar, bu önerinin, seçime katılacak bütün partilerin, çevrelerin, grupların vb. İl ve İlçe örgütlerindeki farklı (potansiyel) 'aday adaylarının ve de pek çok üyenin hislerine ve beklentilerine 'tercüman' olduğunu; keza, bu öneriye muhatap olan partilerin, çevrelerin, grupların vb. her yerde 'adayı/adayları' bu yolla belirlemelerinin, kendileri de dahil hiç kimseye zararının olmayacağını; tam aksine, kendilerine ve bu ülkeye, yakın ve uzun dönemde yalnızca yararının olacağını biliyorlardı: Çünkü, bu öneri sahipleri, tabiri caizse, yalnızca 'kendilerine Müslüman' değildiler. (Farklı partilerin, çevrelerin, grupların vb. 'aday' belirleme sürecinde pek çok yerde yaşadığı ve yalnızca bir kısmını kamuoyunun öğrenebildiği ''protestolar', 'ön seçim' önerisinin ne kadar doğru bir önerme olduğunun kanıtıdır.)
     --'Ön seçim' önerisi, bu önerinin hayata geçeceği İl ve İlçe örgütünün ('ortak' aday'da İl ve İlçe örgütlerinin) yalnızca 'seçilmiş' veya 'atanmış' delegelerinin değil, istisnasız bütün üyelerinin 'oy vermek' için çağrıldığı ve katılma hakkının bulunduğu bir gelişmeyi amaçlamaktaydı; (Siyasi Partiler Yasasından ve başka bazı nedenlerden kaynaklanan bir olay olarak) pek çok partinin İl ve İlçe örgütünün 'sağlıksız' üye yapısı gerçeği, bu 'ön seçim' önerisinin reddi için yeterli gerekçe değildi; çünkü, o güne kadar, bu durum, itirazsız kabul edilen ve birlikte yaşanılan bir gerçeklik idiyse, o gerçeklikteki o İl ve İlçe örgütü adına 'aday' gösterilecek kişinin de o örgüt üyeleri tarafından seçilmesinin kabulü 'makul' ve 'doğru' olandı. Aksi doğrultudaki tavır, özünde, o İl ve İlçe örgütlerine karşı duyulan 'güvensizliği' ve bu durumu düzeltme yerine, gerektiğinde/işine geldiğinde 'kullanmayı/suistimali' ifade ederdi.
     --'Ön seçim' önerisi, yalnızca 'adayı/adayları' belirleme ile sınırlı, bu anlamda 'yapılsa da olur, yapılmasa da olur' türünden 'kamuoyu yoklamaları', 'eğilim yoklamaları'...vb. yollarla (ki 'adayı/adayları' belirlemede bunlar da çok önemlidir ve seçimi ciddiye alan partiler, çevreler, gruplar vb. bunları da mutlaka yaptırmalıdır) yerinin doldurulabileceği 'biçimsel' bir olay değildi; 'Ön seçim' önerisi, bu öneriye muhatap olanların üyelerinin (daha genel anlamda bu ülkede yaşayan her bireyin, yaşadığı her yerde ve üyesi olduğu her örgütlenmede/kurumda vb.) kendisini ilgilendiren her konuda ve gelişmede, baştan sona her aşamada düşüncelerini, görüşlerini, önerilerini ve eleştirilerini yazılı ve sözlü olarak ifade etme; eşit hak ve özgürlüğe sahip olma; sorumluluk üstlenmek için aday olma da dahil... kısacası 'söz, yetki ve karar' sahibi olması gerektiğini ifade eden 'Doğrudan Demokrasi' anlayışının 'adayı/adayları' belirleme sürecindeki biçimlenmesinden başka bir şey değildi. Haliyle, bir başka şeyle yeri doldurulamaz...O ancak 'irade beyanında' kendi gerçek ifadesini bulur.
     Bu nedenledir ki, 'adayların' bir biçimde belirlendiği ve Yerel Seçim çalışmalarının başladığı bugünlerden sonraki süreçte (1 Nisan 2019 sonrası da dahil) 'ön seçim' önerisinin savunucuları, hangi aday/adaylar seçilirse seçilsin, o İl ve İlçeler'de, bu önerilerinin devamı anlamında bu kez 'Demokratik/Katılımcı Yerel Yönetim' anlayışlarını somut olarak önerecekler ve savunacaklardır. (Bu çerçevede 'Mahalle, Köy vb Meclisleri' örgütlenmesi ile birlikte var olan Yerel Yönetim'in işleyişinin 'Demokratikleştirilmesi'ne ve 'katılımın sağlanmasına yönelik somut önerileri 'Doğrudan Demokrasi' anlayışı çerçevesinde gündeme getirecek ve kamuoyunda tartıştıracaklardır.)
     Şimdi bu noktadayız...
22.12.2018/DATÇA
Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2018.12.14.AKLIN YOLU BİRDİR

  Hiç yorum yok
10:08


AKLIN YOLU BİRDİR
     ''...Bu hafta itibari ile daha önce bir tehlike olarak altını çizdiğimiz 'genel seçim havasında yerel seçim' resmileşmiş oldu.Tarafları belli iki cephe kuruldu. HDP yine oyun dışında kaldı. Muhtemelen bölge dışında pek bir varlık gösteremeyecek...Muhalefet bir kez daha Erdoğan'ın kurduğu minderde güreşe duracak. Başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere liderler için kaybedilecek olan şey sadece seçim olmayacaktır.''(Yaşar Aydın/Birgün/14.12.2018)
     ''Ağır ekonomik kriz koşullarında yerel seçimlere doğru ilerliyoruz. Bu süreçte iktidar bloğu en çok siyasetsiz bir seçim süreci istiyor...İktidar bloğunun siyasetsizleştirme politikasına karşı en iyi yanıtı tam da onların korktuğu gibi gündelik yaşamı siyasallaştırarak verebiliriz...Ancak iktidar bloğunun 'siyasetsizlik' oyununa düşen 'muhalefet', neredeyse bütün seçimlerde, basitçe aritmetik hesaba indirgedikleri 'ittifak' arayışları üzerinden 'karşı siyaseti' üretebileceği yanılgısına kapılmış durumda.İttifak, siyasetin doğasına içkin ve kategorik olarak ittifaka karşı çıkılmaz. Ancak ittifak arayışının kendisinin kurucu bir siyaseti inşa etme ihtimalinin olması gerekir. Siyaset sosyolojisinin işaret ettiği seçmen tercihlerini 'değişmez bir veri' olarak düşünüp, siyasetin sınırlarını ya da kutuplarını aşma cesareti göstermeyen her siyaset ve ittifak arayışı 'yenilgiye' mahkumdur...İttifak arayışlarının karşı ve yeni bir siyaseti kurma iradesinden yoksun olması, yeni rejimi tasarlayanların düşlerini gerçekleştirmeye yakın olduklarını gösteriyor...Bizler, gündelik yaşamı siyasallaştırabilecek, halkı krize karşı koruyabilecek, dayanışmacı, paylaşımcı, özgürlükçü, cumhuriyetçi bir siyaseti, bu toplumun bütün kesimleriyle birlikte kurmalıyız.''(İlhan Cihaner/Birgün/14.12.2018)
     Bugüne kadar 'ön seçim' ve 'ittifaklar' konusunda yazılan ve burada sizlerle paylaşılan çok sayıdaki yazı da aynı kalemlerden mi çıkmıştı?
     Hayır...
     Yalnızca AKLIN YOLU BİR...
     O kadar !
14.12.2018/DATÇA
Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2018.12.13.KAZANANLAR VE KAYBEDENLER

  Hiç yorum yok
09:05


KAZANANLAR VE KAYBEDENLER
     İşin cılkı çıkmaya başlamıştı.
     Nihayet!
     31 Mart 2019 tarihinde yapılacak olan Yerel Seçim çerçevesinde bazı siyasi partiler, çevreler, gruplar vb. arasında yürütülen (aleni/gizli) 'pazarlıkların' sonuna gelindiği anlaşılıyor; bugün-yarın ayrıntılar ( hangi İlçe, İl ve Büyük Şehir Belediyelerinin kimlere bırakıldığı) belli olur...
     ***
     Yerel Seçim tartışmalarının gündemin birinci sırasını aldığı andan itibaren 'ön seçim'i öneren ve savunanların neler söylediklerini ve neler yazıp (bir, üç, beş...değil, daha çok) yayınladıklarını biliyorsunuz: ''Bu yapılacak olan Yerel Seçimdir. Seçimin yapılacağı yerdeki insanların, kendi aralarından, kendi adına veya bir parti/bir kaç parti, çevre, grup vb. adına 'aday' olan kişiler arasından (kendilerince ve farklı nedenlerle) tercih ettikleri 'adayı/adayları' seçmesidir. Bu nedenle, seçime katılacak aday, kendi adına değil de bir veya bir kaç parti, çevre, grup vb. adına seçime katılacaksa, o partinin veya partilerin, çevrelerin, grupların vb. bütün üyelerinin katılacağı bir 'ön seçim' ile belirlensin; siyasi partiler yasası, aday adaylarının ekonomik, sosyal, ailevi vb. durumları nedeniyle elbette 'mükemmel' değil, ama bu koşullara rağmen en doğru ve en adil 'yöntem' (farklı nedenlerle) budur.''
     ***
     Ama gelin görün ki, seçime katılacak partilerin, çevrelerin, grupların vb. ezici çoğunluğu, (tepeden tırnağa bütün yöneticileri ve hatta üyeleri) 'ağız birliği' etmişcesine, (bazı istisnai yerler dışında) ' bizim işimize karışmayın' dercesine, bildikleri yolda yürüdüler; 'ön seçim' önerisini ellerinin tersiyle bir kenara ittiler.
     ***
     Siyasi partiler, çevreler, gruplar vb. (kendilerinin ifadeleriyle, 31 Mart 2019 Yerel Seçimini 'stratejik önemde' gördüklerinden) geliştirdiklerini söyledikleri belli bir strateji çerçevesinde hareket ettiklerinden olsa gerekir ki, yapılacak olan seçimi 'yerel' düzlemde değil, 'genel' düzlemde görüp 'ön seçim'i gereksiz ve hatta (bu stratejiyi baltalayabilecek, dumura uğratabilecek) 'zararlı' bir düşünce olarak gördüler.
     Belediye Başkanlıklarına ve Belediye Meclis Üyelikleri'ne 'aday adayı' olanlar 'özgüven' yoksunluğundan, yönetim kademelerindekilerin 'öfke şimşekleri'ne muhatap olmak istemediklerinden veya başkaca yollardan (da) 'aday' olabilecekleri hesaplarına giriştiklerinden vb. olsa gerekir ki 'ön seçim' önerisine ya sıcak bakmadılar ya da mırıldanmanın ve ses getirecek, etkili ve sonuç alıcı (örn: Akhisar) olmayacak düzeyde bir şeyler söylemenin ötesine geçemediler.
     Aday gösterecek partilere, çevrelere, gruplara vb. üye olanlar, 'böyle gelmiş böyle gider', 'ne fark eder ki? Ha Ali, ha Veli...', 'mahallenin delisi ben miyim?', 'kim olursa olsun, ben bir yolunu bulur ve işimi hallederim' vb.vb... diye düşündüklerinden, kendilerinin üyesi olduğu İlçe ve İl örgütü adına seçime girecek adayın kim olacağına 'iradesi' ile 'belirleyici' olarak katılmak, bir başka deyişle, bu düzlemde de olsa 'oyun'a 'oyuncu' olarak katılmak yerine, o güne kadar olduğu gibi 'edilgen' konumunda kalmayı yeğlediler.
     Aday gösterecek partilerden, çevrelerden, gruplardan vb. herhangi birine yakınlık duyan veya duymayan ama 31 Mart günü sandığa gidip oy kullanacak yetişkin bireylerin büyük çoğunluğu, olup biten sanki onu ve onun yaşamını hiç mi hiç ilgilendirmiyormuş gibi olup biteni tv. kanallarından, internet sitelerinden, okuduğu gazetelerden, kahve köşelerindeki muhabbetlerden vb. izlemeyi ve ilgisiz kalmayı tercih ettiler/ediyorlar.
     ***
     Sonra İlçe, İl ve Büyük Şehir Belediye Başkanlıkları'na 'atama' yoluyla 'adaylar' ilan edilmeye ve İlçeler, İller, Büyük Şehir Belediyeleri 'pazarlık' masalarında 'paylaşılmaya' başlandı ve şimdi 'pazarlıkların' sonuna gelindi.
     ***
     Aday göstererek seçime katılan partiler, çevreler, gruplar vb. bu yerel seçimde, izlediklerini söyledikleri 'stratejinin' sonucu neleri kazandıklarını veya neleri kaybettiklerini 31 Mart akşamı ve asıl 1 Nisan 2019 sabahından itibaren başlayan dönemde yaşayarak görecekler.
     'Bugünün kazananı' konumunda olan adayların gerçekten kazanıp kazanmadıkları; kaybedenlerin ise neleri ve ne kadar kaybettikleri, 31 Mart günü akşamı öğrenilebilecek...
     ***
     Yaşadığımız süreçte, daha bugünden, 'bir kez daha kaybedenler' olarak nitelendirilebilecek ve tarihe not olarak düşülebilecek olanlar ise bellidir: Aday adaylıktan 'aday'lığa 'terfi' ettirilmeyenler; üyesi oldukları partiler, çevreler, gruplar vb. tarafından ne düşündükleri sorulmayan ve irade beyanında bulunmaları istenmeyen ve yapılacak 'atama'ya 'oy' vererek 'onay' vermeleri istenenler; olup bitene 'seyirci' konumunda 'kayıtsız' kalan ve ortaya çıkacak 'sonuç'tan hiç mi hiç etkilenmeyeceğini veya 'bir yolunu bulup' kendi başının çaresine bakabileceğini düşünen...'oy veren insanlarımız ve onların her şeyden 'bihaber' veya 'sessiz/suskun/korkan' çocukları...
     ***
     'Bir kez daha kaybeden' ve her daim 'Kaybedenler Kulübü' üyesi olanlar, bu sunulan ve daha baştan onlara 'kaybettiren' bu yolun 'yol' olmadığını ve bir daha kaybetmemek için bir başka 'yol'a gereksinim olduğunu ve bugünden bunun arayışına başlamak gerektiğini bilinçlerine yerleştirinceye kadar 'kaybetmeye' devem edeceklerdir...
13.12.2018/DATÇA
Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2018.12.07.ÖN SEÇİM ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI 4

  Hiç yorum yok
08:52


     'ÖN SEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (4)
     31.03.2019 tarihinde yapılacak olan yerel seçimde 'tek başına' veya 'ortaklaşa' aday çıkaracak bütün partilere, çevrelere, gruplara vb. (ayrım gözetmeksizin), hangi yerde hangi adayı göstereceklerse, o adayı, o yerdeki İl veya İlçe örgütü üyelerinin tamamının 'oy kullanma' hakkı olduğu bir 'ön seçim' ile belirlemesi önerisi çerçevesinde günlük yaşamda tanık olunan tartışmalara bir kez daha değinmek gerekiyor:
     **'Ön seçim' önerisini yapan ve savunan kadınlar ve erkekler, uzayda değil, bu öneriye muhatap olan partilerin, çevrelerin, grupların vb. yaşadığı yerlerde ve koşullarda yaşamakta ve günlük yaşamı, bu tartışılan boyutuyla da (an be an olmasa da) gün be gün izlemektedirler.
     **Bu öneriyi yapan ve savunanların bazıları, günlük yaşamda da tanık olunduğu üzere, bu öneriye muhatap olan partilerin, çevrelerin, grupların vb. bazılarına üye veya taraftırlar; haliyle, çok doğal olarak, bazılarının gönlünde bazı aday adayları (farklı nedenlerle) 'ön planda'dır ve hatta bu çerçevede, bu konumdaki öneri sahiplerinin gönlünde, birbirlerinden farklı aday adayları da olabilir; ama, hiçbirisi, hiçbir aday adayının 'ön seçim' dışındaki bir yolla 'aday' olmasını savunmamaktadır.
     **Gündemde olan Yerel Seçimdir, haliyle seçime katılacak aday, o yerde yapılacak seçime, o yerdeki İl veya İlçe adına, onları temsilen katılacak aday'dır; çok doğal olarak, o adayın kim olacağına 'karar verme hakkı' yalnızca o yerdeki örgüte aittir ve hem de o aday adaylarını en iyi tanıyanlar ve kendilerince, (farklı nedenlerle) 'en iyi'ye karar verebilecek olanlar o yerdeki örgüt üyeleridir; bunun aksi iddia edilebilir mi?
     **Yapılacak olanın 'Yerel Seçim' ve belirlenecek olanın 'yerel aday' olduğu biline biline, Genel Merkez'in ve dahası, İl ve İlçe yöneticilerinin, seçimin yapılacağı yerdeki örgüt'ün üyelerinin kullanması gereken bir 'hakkı' (irade beyanını), onların yerine kendisinin kullanması ve de teorik olarak bu 'hak'kın sahibi olan üyelerin, bu gelişme karşısında 'sessiz' kalması ne anlama gelir?
     **Önerilen ve savunulan çerçevede yapılacak bir 'ön seçim', o yerde seçime katılacak partilerin, çevrelerin, grupların vb. o yerde, seçime katılacak adayın 'en doğru' aday olarak belirlenebilmesi amacıyla yapacakları kamuoyu araştırmalarını vb çalışmaları dışlamaz ve gereksiz konuma düşürmez; 'ön seçim', karar verme hakkının, en son o yerdeki İl ve İlçe Örgütü üyelerinde olmasının ('resmi' kabulün ötesinde 'fiili') kabulü ve ilanıdır.
     **'Ön seçim' dışındaki çalışmalarla belirlenecek adayın 'ön seçim' yapılsaydı da çıkacak aday'la aynı kişi olması (olasılığı) veya seçim'in, böylesi yollarla belirlenecek adaylarla da kazanılması (olasılığı), 'ön seçim hakkının (irade beyanının) yok sayılmasını haklı çıkarmaz; bu 'hak'kın tanınması ve mutlak bir biçimde kullanılması, 'Demokrasiyi' ve 'Demokratik yaşamı' gerçekleştirilebilir ve yaşanılabilir bir 'ihtimal' haline getirirken, bunun (pratikte) dışlanması, bu 'ihtimal'in tamamen, temelden dışlanması anlamına geliyor. (Boşuna mı 'ilk adımı hangi yola atarsan, o yolda yürürsün' diye yazılıp duruluyor).
     **Siyasi Partiler Yasasından ve yerel/genel nedenlerden kaynaklanan 'sağlıksız' İl ve İlçe Örgütleri yapıları gerçeği bu 'ön seçim' önerisini geçersiz kılmaz, tam aksine o yapıları sorgulamayı ve 'sağlıklı örgüt yapıları' konusunda sorgulama yapmayı ve çözüm yollarını arayıp bulmayı gündeme getirmeyi zorunlu hale getirir; aksi, bu sağlıksız yapıların devamına ve haliyle, yöneticilerin, bunu bahane ederek, üyelerin bu 'ön seçim' hakkını (istedikleri zaman) geçersiz kılmalarına zemin hazırlar.
     **'Ön seçim' önerisini gündeme getiren ve ısrarla savunanlar, bulundukları yerlerde 'apolitik' konumdaki veya mevcut partilerden, çevrelerden, gruplardan vb. bu öneriyi (farklı nedenlerle) kabul etmeyen ve hatta (yine farklı nedenlerle) reddedenlerin içlerini karıştırmak isteyen kişiler de değildir; onlar, bu ilk adımın atılmasını savunmanın ve uygulamanın ne anlama geldiğini, bunun hangi yolun (Doğrudan Demokrasi) ilk adımı olduğunu ve haliyle, devamı günlerde nelerin (günlük yaşama dair) önerilmesi ve savunulması gerektiğini bilmekte ve bunu bilerek bu öneride ısrar etmektedirler; peki, kendinden gerekçelerle bu 'ön seçim'e (bir biçimde) karşı çıkanlar, devamı günlerde neyi önerecekler ve savunacaklardır? Dahası, önerdiklerinde ve savunduklarında ne kadar inandırıcı olacaklardır? (Temeli olmayan bir bina nasıl inşa edilir ki?)
     07.12.2018/DATÇA
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2018.12.06.DATÇA DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?

  Hiç yorum yok
08:41


     DATÇA'DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?
     Yarımadamız, insanları cezbeden ve haliyle giderek artan oranda 'göç' almasına neden olan pek çok özelliğe sahiptir. Her birimiz, bu özelliklerin titizlikle korunması gerektiğine inanıyoruz.
Datça bu 'pozitif' özelliklerine karşın hiç şüphesiz 'mükemmel' değildir ve farklı nedenlerden kaynaklanan bazı sorunlara sahiptir.
     Bu sorunların çözülmesi ve daha sorunsuz bir günlük yaşama geçilmesi hepimizin arzusudur.
     ***
     Bizler, 1 Nisan 2019 tarihi itibarıyla göreve başlayacak Yerel Yöneticilerimizin Datça'nın sorunlarını bilen ve bunların çözümü için çalışan, oturdukları koltuğu seven değil oturdukları koltuğun hakkını veren, sokağın nabzını ellerinde tutan, Datça'da yaşayan herkesle barışık ve gerektiğinde her kesimle birlikte oturup kalkabilecek/hareket edebilecek yöneticiler olmalarını istiyoruz.
     Bunların yanı sıra, kişisel ve ortak sorunlarımızın daha hızlı ve kalıcı çözümlenebilmesi, Yerel Yönetimimizin daha verimli çalışabilmesi, yükünün hafifletilebilmesi, her birimimizin Yerel Yönetimimizi sahiplenebilmesi ve bu duyguyu içselleştirebilmesi, insanın özgürlük ve eşitlik özlemini yerel düzeyde hayata geçirmeyi hedefleyebilmesi, herkese onurlu ve daha iyi bir yaşam sunabilmesi ve Datça'nın daha yaşanılabilir bir kent haline getirilebilmesi...için 'sorunu yaşayan, çözümünü de bilir' anlayışı çerçevesinde 'sorunu yaşayanları, sorunun çözümü sürecine katan' bir yaklaşımın esas alınmasını savunuyoruz.
     ***
     Bilindiği üzere Yerel Yönetimler, tarihsel olarak, yuttaşların var olan sorunlarını kendi kendilerine çözmelerinin ve kendi kendilerini yönetmelerinin bir ifadesi olarak ortaya çıkmış ve tarihsel evrimi içerisinde, farklı yerlerde farklı adlarla anılan ve farklı biçimlere bürünen ama hep birer 'Demokrasi okulu' olarak kabul gören kurumlar ola gelmişlerdir.
     Yerel Yönetimler, yalnızca yurttaşlara hizmet veren ve hizmet götüren değil, aynı zamanda ve asıl olarak, yurttaşların kendi içlerinden seçtikleri 'kişiler' ve ilgili kurumlar aracılığıyla kendi kendilerini yönetmelerini gerçekleştirdikleri birer kamu organıdırlar (olmalıdırlar).
     ***
     Ne yazık ki, 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrası dönemden başlayarak bugüne kadar olan süreçte, ülkemizdeki Yerel Yönetimlerin bu 'Demokratik' ve 'Kamusal' içeriği gün be gün yok edilmiş; yetkileri parça parça elinden alınmış; bunların yerine parası olanın düdüğü çaldığı ve parası olmayanın hiç bir hizmetten yararlanamadığı 'müşteri' ve 'işletme' ilişkisi geçirilmiş; merkezi otorite ile ters düştüğü anda seçimle gelen yöneticileri derhal görevden alınan ve yerine 'kayyımlar' atanan yetkisiz, biçimsel ve sıradan birer 'yan kuruluş/şube' haline getirilmeye çalışılmış; böylece Yerel Yönetimler o yerde yaşayan ve aslında onların sahibi olması gereken yurttaşlara yabancılaşmış; ekonomik olarak güçlü şirketlerin ve 'nüfuz' sahibi güç odaklarının 'rant' devşirdiği yerler haline gelmiştir.
     ***
     Bizler, 1 Nisan 2019 tarihinden sonraki dönemde Yerel Yöneticilerimizin kişisel özelliklerinden ve niyetlerinden öte, Datça'da yaşayan her bireyi Yerel Yönetimimizin sahibi birer özne olarak gören ve var olan sorunları onlarla birlikte çözmeye çalışan, bunu sağlamanın yol ve yöntemlerini bulan ve uygulamaya sokan; 1980 sonrasından başlayarak bugüne kadar çıkarılan yasalardan kaynaklanan ve her birimizi 'müşteri' ve Belediyeyi de 'işletme' olarak gören anlayışları ve uygulamaları dışlayan bir perspektifi; Yerel Yönetimimizin bütün faaliyetlerinde 'Söz, Yetki ve Karar' hakkının Datça'da yaşayanlarda olduğu; 'Demokrasiyi' yaşanılır bir gerçeklik haline getiren 'Demokratik, Katılımcı , Kamucu ve Ekolojist' çağdaş bir Yerel Yönetim Modelini...öneriyoruz.
     Evet, günlük yaşamımızda tanık olunan sorunların köklü ve kalıcı çözümü bu anlayıştadır, bize gerekli olan budur ve işin sırrı da buradadır.
     ***
     Yerel Yönetimi 'yerinden yönetim'; 'yerinden yönetim'i ise 'insanların mümkün olduğu ölçüde en küçük birimde kendi yaşamlarıyla ilgili kararları kendilerinin vermesi' olarak anlayan bizler; kamucu, dayanışmacı, eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojik dengeleri gözeten, toplumsal cinsiyet eşitliğini önemseyen, herkesin onurlu ve daha iyi bir yaşam hakkı olduğuna inanan, Datçalılar arasında ayrımı reddeden, engelli yurttaşların, yaşlıların ve çocukların haklarını titizlikle koruyan ve bu haklarını kullanmalarına olanak sağlayan sosyal, üretken, adaletli ve çoğulculuğu esas alan...bir yerel yönetim anlayışını savunuyoruz.
     ***
1 Nisan 2019 sabahından itibaren, öncelikle, Demokratik bir yönetimin oluşturulması ve mevcut yönetimin demokratikleştirilmesi doğrultusunda gerekli adımların atılmasını ve gereksinim duyulan kurumların yaratılmasını öneriyoruz.
     Eğer bu ilk adım atılabilirse, yaşanan ve yaşanacak olan diğer sorunların çok daha kolay çözülebileceğini düşünüyoruz.
     Bu çerçevede:
     Datça'nın bütün mahallelerinde ve köylerinde (teknik olarak nasıl şekillenecekleri bilahare tartışılabilecek olan) 'MECLİSLER' oluşturulmalı; o yerde var olan sorunlar bu Meclisler'de tartışılmalı ve çözülmeye çalışılmalı, oradaki olanaklar ile çözülemeyen sorunlar her ay belediyeye iletilmeli ve Belediye Meclis toplantısında gündeme alınarak görüşülmeli ve karara bağlanmalıdır.
Her ay yapılan Belediye Meclis toplantılarına, seçimle gelmiş Meclis üyelerinin yanı sıra mahalle ve köylerdeki meclisler'in temsilcileri, muhtarlar, ilçemizde bulunan diğer siyasi partiler, meslek odaları, DKÖ/STK'lar, AK-TUR, BİLLURKENT ve ÖZBEL gibi sitelerin temsilcileri katılabilmeli ve kendileriyle ilgili konularda 'söz' söyleyebilmelidirler.
     Datça'nın genelini ilgilendiren konularda Datça'da, bir mahalleyi ve köyü... ilgilendiren konularda ise o mahallede ve köyde, gerekirse 'Halk oylaması' yapılmalıdır.
     Yerel Yönetim'in bütün aldığı kararlar, yaptığı faaliyetler, gelir-gider bilgileri vb. şeffaf ve her Datçalı tarafından istenildiği anda erişilebilir konumda olmalıdır.
     Yerel Yönetim'in bütün uygulamaları Datçalıların denetimine ve eleştirilerine açık olmalı, bu bir yurttaşlık hakkı ve görevi olarak bilince çıkarılmalı; bu konuda gerekli alt yapı oluşturulmalıdır.
     Belediye Başkanı, kendisine farklı konularda yardımcı olabilecek bir 'danışmanlar' grubu oluşturmalı, ayda bir veya gerekli olduğu zamanlarda bu danışmanlarla oturup fikir alış-verişinde bulunmalıdır.
     Kent konseyi, yasal bir zorunluluk sonucu kurulmuş 'biçimsel' ve 'bürokratik' bir organ değil, Datça'daki Yerel Yönetim faaliyetlerine 'katılımın' sağlandığı önemli organlardan biri olarak görülmeli ve bu çerçevede aktif hale getirilmelidir.
     Yılda üç kez Ecevit Kültür Merkezinde muhtarların, mahalle ve Köy Meclislerinin, Siyasi Partilerin, meslek odalarının, DKÖ/STK'nın, isteyen site yöneticilerinin vb. katılımıyla karşılıklı görüş alış-verişi yapılabilecek tartışma toplantıları yapılmalıdır.
     Yılda bir kez halka açık 'sorunları ve uygulamaları tartışma' toplantısı yapılmalı ve halka hesap verilmelidir.
     Belediye Başkanı olan ve Belediye Meclisi'ne seçilen bir kişi, aynı makama iki dönemden fazla aday olmamalı ve aday gösterilmemelidir.
     Belediye Başkanı ve Meclis Üyesi seçilenler göreve başladıklarında ve görevi bıraktıklarında 'Mal Beyanında bulunmalı ve bu beyanlar Datçalıların bilgilenmesine ve denetimine açık olmalıdır.
Belediye Başkanı ve Meclis Üyesi seçilenlerin kendilerine ve (eş, kardeş, çocuk, anne ve baba
gibi) birinci dereceden akrabalarına ait işletmelerin, görev süreleri dönemince, Yerel Yönetimle iş yapmalarına karşı çıkılmalıdır.
     Belediye Başkanının her konuda 'tek' çözüm makamı olarak görülmesi, sabah 08.00 ve akşam 17.30 bütün günü gelen-gidenlere ayırması, hatta 24 saat bu nedenle aranması yerine; günlük yaşama ilişkin pek çok sorunun çözümünde ilgili 'Birim amirlerinin' yetkilendirilmesi; Başkanın ise etkin bir denetim yapması ve zamanını Datça'nın daha yaşanılabilir bir kent olması, ulusal ve uluslar arası tanınırlılığının arttırılması, turizm'in 3 aydan daha fazla bir zaman dilimine çıkarılması, yeni gelir kaynaklarının yaratılması, önümüzdeki 5-10 yılda karşılaşabileceği olası sorunları (su kaynakları, kara-deniz ve hava ulaşımı, oto park, hastane, yaşlı bakım evleri, imar vb.) öngörerek bugünden masaya yatırılması ve konunun uzmanlarının da yardımıyla çözüm yollarının bulunması doğrultusunda değerlendirmesi daha iyi olacaktır.
     Birim amirleri de dahil olmak üzere, Yerel Yönetimimize doğrudan veya dolaylı olarak bağlı kurumlarda çalışan bütün personelin, yılda bir kez, ilgili 'işi' ve 'halkla ilişkileri' konusunda bilgilendirme toplantılarına ve seminerlere katılmaları sağlanmalıdır.
     ***
     Yerel yönetimimiz dışında, yaşamını burada devam ettirenler, her yeni gün gelip yerleşmeye çalışanlar ve yaz sezonunda konuklarımız olanlar açısından Yarımadamızın çözüm bekleyen pek çok sorunu bulunmaktadır. Yerel yönetimimizin doğrudan veya dolaylı görev kapsamı içerisine giren ve bir ırmak gibi bugünden yarına akıp giden yaşamlarımızda var olan sorunlarımıza her gün bir veya bir kaç yeni sorunun daha eklendiğini; bu nedenle (temel sorunlarımız dışındaki) her sorunun, o sorun gündeme getirildiği anda, sorunu yaşayanların ve gündeme getirenlerin çözüm önerileriyle birlikte ele alınmasının daha gerçekçi ve daha doğru olacağını düşünüyoruz.
     Var olan sorunlarımız arasında 'hangisi önceliklidir?' diye sorulsa, hiç şüphesiz Datça Yarımadasında yaşayan her birimiz bu soruya muhtemelen farklı bir yanıt vereceğiz; çünkü yaş, cinsiyet, sağlık, gelir, iş, yaşama bakış...vb. açısından aynı değiliz ve haliyle, bu yaşamdan/buradaki yerel yönetimden beklentilerimizin öncelikli sıralaması farklıdır. Bunu biliyoruz.
     Altyapıdan yaşadığımız çevreye, tarım alanlarından yaz sezonunda gelen konukların yatacak yer sıkıntısına, giderek yakıcı hale gelen yetersiz su sorunundan öğrenci yurtlarına, üç aya sıkışan yetersiz gelir kaynaklarından yerel ürünlerin pazarlanmasına, yazın şişirilen fiyatlardan engellilerin şikayetlerine, çocuk haklarından kültürel ve sanatsal faaliyetlere, ulaşımdan kaynaklanan (şehir içi trafik-yol işaretleri, gidiş-gelişler, duraklar, dönüşler vb.) şikayetlerden sokakta yaşayan canlıların barınma yerlerine, yeşil alanlardan pazar yerlerine kadar bir kerede sayılamayacak kadar çok olan sorunlarımızın tümünün aynı şekilde, yani sorun dile getirildiğinde veya sorunun çözümü gündeme geldiğinde, sorunu yaşayanları ve o sorun ile ilgili oluşturulan örgütlenmeleri ve sivil inisiyatifleri, uzmanları, resmi kuruluşları çözüm önerileriyle birlikte çözüm sürecine katarak daha kolay ve istenilene en uygun şekilde çözülebileceğine inanıyoruz.
     Yeter ki niyet edelim, karar verelim ve birlikte yürümeye başlayalım...
     Birleşik Haziran Hareketi/DATÇA


Devamını Oku...