yerel seçim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2024 Salı

2024.01.02.DATÇA'DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ (2)

  Hiç yorum yok
06:39

     


DATÇA'DA NASIL Bİ YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ? (2)

Datça Belediye Başkanlığı ve/veya Datça Belediye Meclis Üyelikleri için aday çıkarmadığımız 31 Mart 2019 Yerel Seçim öncesi süreçte yalnızca "Datça'da Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?" broşürünü bastırıp dağıtmakla kalmamış, ayrıca Datça Belediye Başkanlığı ve/veya Datça Belediye Meclis Üyelikleri için seçime katılacak siyasi partilerin tek başlarına ya da ortak aday göstermeleri sonrası "Neden 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' diye sormalıyız?" diye sormuş ve bu konudaki görüşlerimizi de açıklamıştık. 

"NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?' DİYE SORMALIYIZ ? (1) (*)

31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde siyasi partiler, çevreler, gruplar vb. adına seçime katılacak adayların büyük ölçüde belirlendiği veya ismen belli olmasa da nasıl belirleneceğinin artık belli olduğu bir noktadayız ve bu noktadan sonraki sorumuz 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' olmalıdır.

***

Anımsanacağı üzere, yerel seçim tartışmalarının gündemin ilk sıralarına çıkmaya başladığı andan itibaren öncelikli sorun 'adayların nasıl belirleneceği?' idi ve bu konuda, istisnasız olarak, 31 Mart'ta aday çıkaracak bütün partilere, çevrelere, gruplara vb. 'önseçim arkadaş, önseçim' diyenler; bu aday belirlemenin öyle sıradan bir olay olmadığını, bir 'ilk adım' olduğunu, eğer tutarlı olunacaksa ve tutarlılıktan bahsedilecekse, aday belirlendikten sonraki sürecin ve hele seçim kazanıldıktan sonraki 'yönetim modelinin' bu aday belirleme biçiminin devamı olacağını; eğer devamı model değil de farklı bir model savunulur ise bunun samimi ve ikna edici olmayacağını; 'zevahiri kurtarmak' amacıyla söylenmiş olacağını vb. vb. söyleye geldiler.

***

Basına, TV. kanallarına, İnternet sitelerine vb. yansıyanlara bakılırsa ('önseçim' yoluyla veya önseçimi yürekten savunsa da farklı nedenlerle bunun dışındaki yolla aday konumuna gelen bazılarını muaf tutarak devam edelim), 'önseçim' dışı yollardan 'aday' konumuna yükselen kadın-erkek pek çok adayın ağzından 'mahalle meclisleri', 'katılımcılık', 'demokratiklik', 'birlikte yönetim'...vb. vb. sözleri gırla gidiyor.

Hatta ve hatta AKP Ankara Büyük Şehir Belediye Başkan Adayı Özhaseki'nin ağzından 'Katılımcı olacağız. Ankara'yı birlikte yöneteceğiz' sözlerini duyduk...

İnanılır gibi değil...

***

'Aday' olabilmek için farklı nedenlerle önseçimi gereksiz bulan veya savuna geldikleri 'biat', 'itaat' kültürleri gereği reddeden kişilerin ve partilerin, çevrelerin, grupların vb. bugün, önseçimin özü olan 'katılımcılık' ve demokrasiyi dillerine pelesenk etmeleri, sizce ne kadar inandırıcıdır?

Hiç...

***

Ortada sizin, bizim ve herkesin, yani 31 Mart 2019 günü sandığa gidip oy verecek seçmenin aklıyla alay eden tutarsızlık mı, iki yüzlülük mü dersiniz...ne derseniz deyin, işte öyle pervasız bir tavır var.

***

İşte bu nedenle, şimdi her yerde, adaylar içerisinden oy verilebilecek adayı belirlerken dikkati yalnızca adayların kişilik özelliklerine vb. çevirerek gelecek dönemde belirleyici olamayacak konuları tartışmak ve kıyaslamalar yapmak yerine 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' sorusunu sormak ve bu sorunun yanıtını, yalnızca soyut ve içeriği herkesçe farklı bir biçimde doldurulabilecek genel tanımlamalar düzeyinde değil; bunun yanı sıra ve bundan daha ağırlıklı olmak üzere somut ve sorunun sorulduğu yerde var olan koşullarda anlaşılabilir ve yalın bir dille vermek can alıcı önemdedir.

Bu soru ve yanıtı, herkesin ve her söylemin turnusal kağıdıdır./03.01.2019/DATÇA"

"NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?' DİYE SORMALIYIZ? (2)(*)

Gerçi bir biçimde başladıkları bile söylenebilir ama asıl bundan sonra sıkça duymaya başlayacağız siyasilerin geneldeki ve adayların o yerdeki yerel yönetim ile ilgili neler düşündüklerini ve neler yapacaklarını...

İnanacak mıyız?

***

Önce şunu bilmek gerekiyor:

Muhtarlıklar da dahil olmak üzere bugün ülkemizde var olan yerel yönetimler, teorik olarak önerilen ve okullarda anlatılan yerel yönetim değildirler.

Onun çoook uzağındadırlar...

***

12 Eylül 1980 sonrası dönemden başlayarak bugüne kadar olan süreçte yerel yönetimlerin var olan 'demokratik' ve 'kamusal' içeriği gün be gün yok edilmiştir.

Sahip oldukları bütün yetkiler parça parça ellerinden alınmıştır.

Bunların yerine parası olanın düdüğü çaldığı ve parası olmayanın hiç bir hizmetten yararlanamadığı 'müşteri' ve 'işletme' ilişkisi geçirilmiştir.

Nihayet bugün merkezi otorite ile ters düştüğü anda seçimle gelen yöneticilerinin derhal görevden alındığı ve yerine kayyımların atandığı yetkisiz, biçimsel ve sıradan birer kurum haline getirilmeye çalışılmıştır.

Böylece o yerde yaşayan ve aslında onun sahibi olması gereken yurttaşlara yabancılaşan, ekonomik olarak güçlü şirketlerin ve 'nüfuz' sahibi güç odaklarının 'rant' devşirdiği yerler haline gelmiştir.

***

Şimdi hal böyleyken ve söylem düzeyinde kimse böyle olmadıklarını iddia etmezken, yerel seçime katılan partilerin, çevrelerin, grupların vb. ve onların adayı olan herkesin, seçmenden oy isterken söylediklerinde ne kadar samimi ve tutarlı oldukları ve neyi savunup neyi savunmadıkları nasıl bilinecek?

***

Yerel yönetimlerin bugün getirildiği nokta savunulsun veya savunulmasın, bu hal devam ettiği sürece, 31 Mart 2019 günü sandıktan hangi siyasi parti, çevre, grup vb. ve hangi aday çıkarsa çıksın, yapabilecekleri şeyler, üç aşağı beş yukarı, özü itibarıyla aynıdır; bugünden bunu bilmek ve düş kırıklığı ile sonuçlanacak hayallere kapılmamak gerekir. (Elbette her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır ve bu, önemli olmakla birlikte belirleyici değildir.)

***

Seçilecek olsun veya olmasın, 31 Mart 2019 günü akşamı sandıktan çıkabilirse eğer, 01.04.2019 günü göreve başladığı andan itibaren yerel yönetimi, o yerel yönetimin asıl sahibi ve öznesi olan/olması gereken yurttaşlar ile birlikte yöneteceğini ve var olan sorunları, o sorunları yaşayan yurttaşlarla birlikte, yurttaşları çözüm sürecine katarak çözeceğini söyleyenler; öncelikle yerel yönetimlerin bugünkü halinin somut ve köklü eleştirisini yapabilmeliler ve dahası, daha bugünden, bu halden olması gereken hale nasıl dönüştürebileceklerini, yeni ve farklı olarak neleri düşündüklerini, formüle ettiklerini ve önerdiklerini yazılı ve sözlü olarak o yerdeki yurttaşlara sunabilmelidirler...

Bu konuda benzer düşünüldüğünü ama farklı nedenlerle açıkça konuşulamadığını söylemek veya ima etmek (tabir-i caizse 'gözlerimin içine bakın, anlarsınız' demek) yeterli değildir; çünkü, seçim kazanılması halinde bu çerçevede yapılacak olan/yapılması gereken/olmazsa olmaz olan şeyler hem cesaret hem de o yerdeki yurttaşların açık ve kararlı desteğini gerektiren şeylerdir; yapabileceklerini bugün söylemeye cesareti olmayanların, yarın yapabilme cesaretini gösterebileceklerine kim inanır?

Bunun için daha bugünden söylenmesi ve içselleştirilmesi gerekir.

Aksi halde her şey laf-ı güzaf'tır.../05.01.2019/Datça"

"NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ ?' DİYE SORMALIYIZ ? (3)(*)

Bundan önce yayımlanan ve 'önseçim' önerisinin ele alınıp tartışıldığı başka bazı yazılarda da bir biçimde değinilmişti: Cumhur İttifakı bileşenleri, 31 Mart Yerel Seçim tartışmalarının başladığı ilk andan itibaren, yapılacak seçimin, gerçekte olması gerektiği gibi bir 'yerel seçim' değil, bir 'genel seçim' düzeyinde algılanması, tartışmaların bu çerçevede sürdürülmesi ve oyların bu düzlemde kullanılması için her şeyi yapmaya başladılar.

Muhalefet konumundaki 'Millet İttifakı' bileşenleri ve bilahare bazı diğer muhalif kesimler de, bütün uyarılara rağmen, anlaşılamaz veya yalnızca kendilerinin bildiği nedenlerle, bu 'zorlama' karşısında direnemediler; 'Hayır, bu bir yerel seçim' diyemediler. Akıntıya kapıldılar. Önlerine konulan minderde, daha önceden onlara rağmen belirlenmiş kurallar çerçevesinde güreşmeye razı oldular.

Hal böyle olunca, güreş süresince, Cumhur İttifakı tarafından gündeme getirilen (artı) keyfi durumlar karşısında da dişe dokunur bir şey yapamaz oldular...

***

Şu an içinde bulunulan yerel seçim sürecinde, neredeyse yurdun her yerinde, seçim çalışmaları, o yerin kendi gerçekliğinde var olan sorunların öncelik sırasına göre belirlenmesi ve kim/kimler tarafından nasıl çözülebileceği çerçevesinde yürütülmüyor.

Bu seçimin asli konuları arka planda bir yerlere itilirken, öne çıkan ve çıkarılan konular, gerçekte bir 'genel seçim' konusu olan ve hatta hiç bir seçimde söz konusu olamayacak olan/olmaması gereken 'istiklal, beka, din, Kuran, iç düşmanlar, hain, ihanet, laiklik, Cumhuriyet, Atatürk, çağdaşlık, kimlik, ulus...'vb. konulardır.

Var olan 'ittifaklar' ve duruşlar, içleri herkesin kendince doldurduğu bu konulardan bazıları çerçevesinde şekillenince, haliyle 'saflaşmalar' da bu çerçevede yaşansın ve 31 Mart'ta oylar da bu çerçevede verilsin isteniyor.

***

Bırakın 31 Mart Yerel Seçimini, herhangi bir genel seçim sürecinde bile gündeme gelebilecek böylesi bir saflaşmanın ve bu saflaşma üzerinden verilecek oyların ne bu ülkeye ne de bu oyları verecek yurttaşlara hayrı olur.

Böyle bir gelişme, olsa olsa, bugün gözlendiği gibi, var olan sorunların ve bu sorunları yaratanların sorumluluklarının (bir süreliğine de olsa) unutturulmasına yarar.

***

Bu yerel seçim sürecinin bu eksende sürdürülmesinden ve 31 Mart günü akşamı gözlemlenebilecek olumsuz olası sonuçlarından, böyle bir saflaşmayı bu ülkenin gündemine getirenler kadar olmasa da, bu süreci baştan kabullenen ve bu gidişata karşı tavır koyması gerekirken koyamayan kişiler, çevreler, gruplar, partiler vb. de sorumludur...

Bugünden bunu bilmek ve hala fırsatı varken, yapılabilecekleri yapmaya çalışmak gerekir.

Bu tarihsel bir sorumluluktur.

***

Bugün, her kim, her nerede yaşıyorsa , orada bütün ittifakları, bütün partileri, bütün adayları noktasına ve virgülüne kadar aynı kefeye koymayabilir; her yiğidin hakkını ayrı ayrı verebilir... Ancak asıl olarak, bu cenderenin dışına çıkabilme doğrultusunda elinden geleni yapabilmelidir. Yaşadığı yerde var olan sorunları ve çözüm yöntemlerinin nasıl olabileceğini 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' başlığı altında, asıl tartışma ve saflaşma konusu olarak, bir biçimde gündeme getirmeye çalışmalıdır.

Bugünden yarına bırakılabilecek ve üzerinde yükselinebilecek somut bir şey olsun isteniyorsa, bu da, o yerde, ancak bu yolla olanaklıdır.../09.01.2019/Datça"

"NEDEN 'NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?' DİYE SORMALIYIZ? (4)(*)

Yerel seçim sürecinin başladığı andan 31 Mart gününe kadar devam edecek olan bugünkü süreçte evlerde, kahve köşelerinde, yollarda, dost meclislerinde, derneklerde, sendikalarda, partilerde ...velhasıl yaşamın devam ettiği her yerde insanlar kişisel ve/veya ortaklaşa sahip oldukları veya bulundukları yerlere yansıdığı zaman benzer sonuçlar doğuran sorunları, bu sorunları hangi partinin, çevrenin, grubun... ve/veya adayın çözüp çözemeyeceğini, çözebilecek olanın neden ve nasıl çözebileceğini, çözemeyecek olanın ise neden ve niçin çözemeyeceğini...muhtelif gerekçeler ve 'kanıtlar' ileri sürerek tartışıyorlar ve şimdilerde olduğu gibi tartışmaya da devam edecekler.

Elbette, bu tartışmalar sırasında bazen ülke gündeminde olan veya bir biçimde 'gündem' yapılmaya çalışılan ama günlük yaşama (şimdilik de olsa) oldukça 'uzak' olan bazı sorunlar, hatta oldukça uç/uçuk konular hakkında da rastgele fikirler ileri sürülecek ve sürülmeye devam edilecektir; bu, 'tartışma' kavramına aykırı olmayan bir gelişmedir. Doğaldır.

***

Her nerede yapılıyor olursa olsun, bu tartışmalar içerisinde yer alan ve söz söyleyen herhangi bir kimse 'kendim için bir şey istiyorsam namerdim' dese ve yemin billah etse de, gerçekte kendi çıkarını dışarıda tutan veya kendi çıkarına ters tek bir kelime dahi söylemeyecektir; çünkü, bir kişinin, kendisini veya kendisinin de bir parçası olduğu toplumu ilgilendiren sorunlara dair yapılan tartışmalarda 'tarafsız' kalması ve hatta kendi 'aleyhine' bilinçli sözler söylemesi mümkün değildir.

***

Bu varsayım, bulundukları yerlerde farklı düzlemlerde yazılı ve sözlü olarak 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' diye soru soran/sorması gereken bütün bireyler, çevreler, gruplar, partiler vb. için de geçerlidir; çünkü o soruyu soran/soracak olanlar da uzayda yaşayan, yemek yemeyen, su içmeyen, uyumayan, eğlenmeyen vb. vb. olan ve hasbelkader dünyaya yolu düşmüş yaratıklar değil; diğer insanlar gibi aynı havayı soluyan ve aynı koşullarda yaşayan, haliyle o sorunlara, yani içinde yaşamadığı değil, içinde yaşadığı sorunlara çözüm arayan bildiğimiz kadınlar ve erkeklerdir.

***

Bu soruyu soranlar, 31 Mart akşamından başlayarak 'Bitti. Seçim geride kaldı. Her şeyi unutalım ve işimize bakalım.' diye seslenecek olan seçimin galibi veya kaybedeni 'muktedirler' karşısında 'eyvallah' deyip pılıyı pırtıyı toplamayacak ve kabuğuna çekilmeyecek; 'Burada söz konusu olan bizim yaşamımız. Ne değişti? Bugünün evvelsi günden farkı ne? Var olan sorunlar var olmaya devam ediyor' diyebilecek olanlardır...

Bir başka deyişle, herkes, bulunduğu yer her neresiyse, orada, 'muktedirler' karşısında susmamalı, kaderlerine razı gelmemeli ve 31 Mart öncesi çözümünü istedikleri sorunların çözümünü istemeye ve bunun takipçisi olmaya devam etmelidir...

Çünkü, seçim sonuçları açıklandığında, kim/kimler kazanırsa kazansın, bugün içinde yaşadığımız dünya 30 Mart akşamı itibarıyla geride kalmış ve 1 Nisan sabahı itibarıyla da yeni bir dünyaya adım atmış olunmayacak; bir başka deyişle, 31 Mart Yerel Seçimi, birbirinden çok farklı iki dünyayı birbirinden ayıran 'Musa'nın asası' olmayacak; herkes her yerde aynı yaşam koşullarında onu ilgilendiren kişisel ve ortak sorunlarla boğuşmaya devam ediyor olacaktır.

***

Bu nedenle, bunu yapabilecek iradeyi ve bunun yapılabileceği meşru zemini yaratabilmek amacıyla, bugün, 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' sorusunu sorabilecek birlikteliği yaratmalı, soruyu sormalı, kendi yanıtlarını vermeli ve bu soruya muhatap olduğu düşünülenlerden de kendi cevaplarını vermeleri istenmeli... dir.

Gerisi laf-ı güzaf...tır./12.01.2019/Datça"

(Devam edecek)

/(*) Bu yazılar o günlerde yerel İnternet sitelerinde yayınlanmıştır.


Devamını Oku...

31 Aralık 2019 Salı

2019.04.04.VAATLER VE GERÇEKLER 1-2

  Hiç yorum yok
10:00


VAATLER ve GERÇEKLER(1)
08 03 2019: Datça MHP('Cumhur İttifakı') Belediye Başkan Adayı Feyzullah Gülada, Datça merkezde yıkılan Hükumet Konağının yerinin DADYA Park adı altında yeşil alan olarak düzenleneceğini ve altına, 2 katlı/350 araçlık otopark yapılacağını vaat ediyor. (Bknz; Facebook, Feyzullah Gülada)
Seçim yapılıyor; CHP adayı Gürsel Uçar kazanıyor.
04.04.2019: Datça Havadis, gazetesi; ''Kaymakam Mesut Çoban,' Hükumetin Milli Eğitim için ayrılmış yaklaşık 8 dönümlük arsaya yapılacağını, eski yıkılan Hükumet konağının yerine de (şimdi otopark olarak kullanılan) Emniyet binasının yapılacağını' söyledi(Datça Havadis, sayfa 3)
???????????
04.04.2019 /DATÇA
MEHMET ERDAL

VAATLER ve GERÇEKLER(2)
2009 Yerel Seçiminde Datça'da AKP Belediye Başkan Adayı, aslen ANAP'lı Mustafa Soytok; CHP Belediye Başkan Adayı ise TRT'den emekli Şener Tokcan'dı.
AKP, seçim öncesi 'bu kez kazanabiliriz' havasında.(O yıllarda 'Cumhur İttifakı' yok, elbette.)
AKP, elindeki(iktidar olmanın verdiği her türlü) olanakla yükleniyor...du.
Datçalı seçmenin, özellikle alt gelir grubundaki seçmenin dilinde bir TOKİ muhabbeti; TOKİ Datça'ya ev yapacakmış, isim yazılıyormuş, AKP kazanırsa hemen inşaat başlayacakmış, evi olmayanlar çok uygun aylık taksitlerle ev sahibi olabilecekmiş vb...
Bahçıvan Adem, pazarcı Özkan, esnaf Süleyman, emekli Ahmet, işçi Ali vb... pek çok kişi, bir biçimde, elden ele dolaştırılan dilekçeye adını yazıp imza atıyor...du.
Biz, 'yahu bu ne iş? Hele TOKİ' nin sayfasına girelim, bakalım, TOKİ'nin planında Datça var mı? Yok mu? görelim' diyoruz...dinleyen kim?
2009 Yerel seçimi yapıldı; CHP'den aday olan Şener Tokcan kazandı...
10 yıl geçti; TOKİ hala konut yapacak ve o imza atan arkadaşlar ev sahibi olacaklar...

06.04.2019 /DATÇA
MEHMET ERDAL

Devamını Oku...

24 Aralık 2019 Salı

2019.02.18.SOL-CHP İLİŞKİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...1-6

  Hiç yorum yok
14:41


     SOL-CHP İLİŞKİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...-1
     'Sol' deyince, kendisine Sol, Sosyalist, Devrimci vb. tanımlamalardan herhangi birisini uygun bulan ve kendisini bunlardan birisi ile tanımlayanları; 'CHP' deyince de, bugünkü CHP'yi, bugün günlük yaşamda algılanan CHP'yi anlamak; hem 'Sol'u hem de 'CHP'yi bu gerçeklikte, bu algılama biçimleriyle ele almak ve tartışmayı bu düzlemde yapmak daha gerçekçi ve sonuç alıcı olacaktır.
     Bundan ötesi, bu yazının kapsamı dışındadır ve bugün gündeme alınıp tartışılmasının da yararı yoktur.
     ***
     Bilindiği üzere 31 Mart Yerel Seçim sürecine girildikten sonra bir ara ('Cumhur İttifakı' bileşenlerinden AKP ile MHP arasında iplerin 'koptu kopacak' dendiği Ekim 2018'de) kafasının karışık olduğu yollu spekülatif yorumlara da yol açan sinyaller veren HDP, önceleri 'örtük' olarak ve bilahare, CHP'nin yüzünü 'Sağ'a (İYİ PARTİ, Saadet) döndüğünün iyice ayyuka çıktığı anlaşıldıktan sonra, ülkenin her yerinde değil, kendi ifadeleriyle 'ülkenin batısında', CHP'ye 'açıktan' ittifak çağrıları yapmaya başladı. 
     Aynı süreçte, önce ÖDP (ve bazı Sol çevreler) ile CHP arasında sonuçsuz kalan Hopa, Şavşat...görüşmeleri; Dersim'de, önceki dönem Ovacık Belediye Başkanı olan Maçoğlu'nun (SMF) TKP'den Dersim adaylığı; nihayet İstanbul Beyoğlu'nda CHP'nin doğrudan ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taş'a 'adaylık' teklifi yapması ve ÖDP/Alper Taş'ın bu adaylığı kabul etmesi türünden gelişmeler yaşandı.
     Bütün bu gelişmeler çerçevesinde ilgili ilgisiz kişiler, çevreler, gruplar ve partiler arasında çok yönlü olarak farklı biçimlerde sürdürülen ve taraflardan herhangi birine ne ölçüde yararı olduğu sorgulanabilecek tartışmalara tanık olundu.
     Bu tartışmaların yaşandığı süreçte bir-iki kez yazıldığı üzere; bu tartışmalar, özünde, 'Sol İçi' ve 'Sol-CHP' arasında var olan veya olması gereken ilişkiler düzleminde ele alınması ve yapılması gereken tartışmalardı; elbette, eğer bu tartışmalardan, bugünden yarına kalıcı ve yol gösterici sonuçlar elde edilmek isteniyor ise...
     ***
     Bırakın herhangi bir konuda iddia sahibi kişilerin, çevrelerin. grupların ve partilerin sözleriyle pratiklerinin birbirini tamamlayan bir bütün olması gerektiğini ve ancak böyle olursa dışındakiler açısından inandırıcı ve ikna edici olarak kabul edilebileceği gerçeğini; yaşayan her kişinin günlük yaşamında ve dışındakiler ile ilişkilerinde bile söylemi ile eylemi arasında birbirini tamamlayan bir tutarlılığı göstermesi beklenir ve istenir.
     Bu bakış açısıyla, konuyu tartışmaya başlayabiliriz.
     ***
     HDP, önceleri 'örtük, sonraları ise aleni olarak CHP'ye 'Gelin, Batı'da ittifak yapalım'; ÖDP (ve bazı Sol çevreler) Hopa ve Şavşat'ta CHP'ye 'Gelin ortak aday çıkaralım ve bunu da ön seçim ile belirleyelim'; Maçoğlu (SMF), Dersim'de HDP'ye 'Gelin ortak aday çıkaralım'; CHP, İstanbul Beyoğlu'nda Alper Taş'a 'Gel adayımız ol' derken... bir biçimde, açıktan adını koymasalar da, 'şu an siz bizim için önemli ve değerlisiniz, sizinle birlikte hareket etmek istiyoruz' demiş oluyorlardı.
     Ya da tam tersi: CHP, HDP'nin çağrılarına hiç tepki vermeyerek ama fiiliyatta İYİ PARTİ ile 'Millet İttifakı'nı kurarak; Hopa ve Şavşat'ta CHP, ÖDP'ye 'Hayır' diyerek; Dersim'de HDP, Maçoğlu'na (SMF'ye) bir biçimde 'burası benim bölgem' demeye getirerek ...yine açıktan adını koymasalar da 'şu an siz bizim için önemli ve değerli değilsiniz, sizinle birlikte hareket etmek istemiyoruz' demiş oluyorlardı.
     Bu çağrıyı yapanlardan, bu çağrıya muhatap olanlardan veya bu çağrılara bilinen yanıtları verenlerden, dahası bu çağrıların muhatapları dışında kalan ama bütün bu gelişmelerle ilgilenen kim bugün çıkıp da 'Hayır, bu çağrılardan ve yanıtlardan bu yorumlar çıkarılamaz' diyebilir?
     ***
     Hal böyleyken, neden taraflar çıkıp da günlük siyasi yaşamlarında bu yaptıklarının adını açıkça koymaktan ve tanımlamaktan kaçınırlar?
     Örn; İstanbul Beyoğlu adaylığını kabul ettikten sonra Alper Taş 'Bu Sosyal Demokratlar ile Sosyalistlerin ittifakıdır' yollu açıklama yaptı; böylece hem CHP'yi nasıl gördüğünü hem de onunla bu yerde/bu düzlemde kurulan ilişkiyi nasıl değerlendirdiğini/değerlendirdiklerini açıkça söyledi.
     Peki, Sol ile CHP'nin ilişkilerini sorguladığımıza göre, CHP'ye değil, doğal olarak HDP'ye de sormak gerekiyor; 'İttifak' çağrısı yaptığınız CHP'yi nasıl görüyorsunuz ve yaptığınız bu çağrıyı nasıl  açıklıyorsunuz?
     Aynı soru HDP ve ÖDP dışında kalan bazı Sol kişi, çevre, grup ve partilere de sorulmalıdır; CHP'yi, bugünkü CHP'yi, günlük yaşamınızda gördüğünüz ve algıladığınız CHP'yi nasıl değerlendiryorsunuz?
     Hele bi söyleyin...
     ***
     Şimdi tartışmaya başlayabiliriz...
     18.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal.

     SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...-2
     Anımsarsanız, 31 Mart Yerel Seçim sürecinin hemen başlarında, Ekim 2018'de, MHP, bir süredir açıktan dillendirdiği istemlerine olumlu yanıt vermeyen 'Cumhur İttifakı' ortağı (iktidar konumunda olan) AKP'ye, '31 Mart'ta yapılacak yerel seçimde tek başıma aday gösteririm' yollu resti çekmiş ve AKP/Erdoğan da, MHP'ye, 'Çektiğin resti gördüm' diye cevap vermişti.
     'Cumhur İttifakı' bileşenleri arasında bu karşılıklı restleşmenin yaşandığı ve 'Hah tamam, koptu kopacak, dağıldı dağılacak' diye yaygın bir beklentinin oluştuğu günlerde, HDP Eş Genel Başkanlarından Sezai Temelli, HDP Olağan Grup toplantısında, kürsüye çıkmış ve AKP'ye '...Sayın Öcalan'a tecrit bitmeden barış konusunda adım atmak mümkün değil. Şimdi bir kez daha dile getiriyoruz. Gelin masaya oturalım. Muhatabı bellidir. Başka muhataplar arayarak bu sorunu çözemezsiniz. Gelin bu tecride son verin.'(Sol Haber Portalı,23.10.2018) yollu çağrı yapmıştı.
     ***
     31 Mart Yerel Seçim sürecinin gündeme girdiği ve gündemin ilk sıralarına yerleştiği, 'Cumhur İttifakı' bileşenleri arasında, tam da 31 Mart Yerel Seçim ekseninde çıkan bir tartışmanın ortasında, tartışmanın taraflarından birisine (ve hele hele iktidar konumunda olanına) yapılan bu çağrı nasıl değerlendirilebilir ve yorumlanabilir (di)?
     Bu çağrıyı yapan HDP, bugünden geriye bakarak, yaptığı bu çağrıyı şu veya bu biçimde savunabilir.
     Ama günlük yaşam içindeki politik duruşları, gelişmeleri ve (Sol-CHP ekseninde) ilişkileri sorgulamaya çalışan bu yazı çerçevesinde şunu sormak gerekiyor; Bilinen koşullarda yapılan bu çağrı, bir adım sonrasında bir biçimde 'Gelin, birlikte ittifak yapalım' (bu çağrının gelişmelere göre nasıl bir evrilme yaşadığı da ayrı bir konu) denilecek CHP'de/CHP'lilerde veya kendi doğru bildikleri yollarda yürümeye ve 31 Mart Yerel Seçimine yönelik bir şeyler yapmaya çalışan diğer Sol kişi ve kesimlerde(ÖDP, TKP, TKİH, SMF...ve başkaları) nasıl değerlendirilmiş, yorumlanmış ve nasıl bir algıya yol açmış olabilir?
     Empati yaparak, lütfen bu soruya yanıt verelim.
     ***
     HDP, AKP'ye bu çağrıyı yaptı ve devamı süreçte, gelişmeler HDP'nin çağrısına uygun olarak mı gelişti?
     Hayır.
     AKP ile MHP arasındaki denge, şu an dahi bilinemeyen nedenlerin ve kapalı kapılar ardındaki gelişmelerin sonucu, yeniden kuruldu; sonrasında, gelişmeler, bilinen çerçevede yaşanmaya başlandı.
     ***
     Diyelim ki, gelişmeler şu an içinde yaşadığımız yöne evrilmedi; AKP, HDP'den gelen bu 'Muhatabı başka yerde arama' çağrısına olumlu yanıt verdi; 'Hadi bakalım, oturalım masa başına ve görüşelim' dedi...
     Düşünün; 31 Mart Yerel Seçim sürecine girilmiş, herkesin gündeminde ilk sırayı 31 Mart'ta yapılacak olan yerel seçim almış ve bu koşullarda AKP ile HDP masaya oturmuş... Sizce o masada ne konuşulacaktı?...Siz taraflardan birisi olsaydınız, ne konuşurdunuz?
     ***
     Şimdi, kimse, kalkıp da, 'Bunlar faraziye. Faraziyeler üzerinden tartışmak doğru değil. Geçmişi kurcalamayalım. Bunun kimseye yararı yok. Önümüze bakalım vb.' demesin.
     Milyonlarca üye ve taraftarı olan, çok ağır bedeller ödemiş ve ödemeye devam eden, kendince iddia sahibi olan HDP'nin, attığı her adımı bilerek ve olası siyasi sonuçlarını hesap ederek, haliyle attığı adımların doğuracağı olası sonuçları üstlenmeye ve savunmaya hazır olarak attığını varsaymak gerekiyor.
     Haliyle bu soruyu bugün veya yarın, bu dönemin ele alındığı/alınacağı her an sormanın yararı var, ama zararı hiç yok.
     ***
     Diyelim ki, AKP ile HDP, bu koşullarda yeniden kurulan masaya oturdular ve konuşmaya başladılar: Çağrıya uygun olarak Abdullah Öcalan'ın üzerindeki tecridi, Danıştay'dan geri dönen 'Andı'(Sol Haber Portalı/23.10.2018) vb. görüştüler; sıra 31 Mart Yerel Seçimine gelince 'Haa bak o konuda, herkes kendi yoluna gider' mi, yoksa 'Tamam, madem oturduk, 31 Mart'ta da ortak hareket edelim' mi derlerdi?
     Bilemiyoruz.
     ***
     Devam edelim...
     Her iki olası gelişme için de geçerli olan şu soruyu soruyoruz:
     Bir adım sonrasında gündeme gelecek olan, CHP'ye 'Gelin birlikte ittifak yapalım' çağrısı bu gelişmelerin neresine oturuyor?
     AKP'ye bu çağrı yapılırken, bir adım sonrasında CHP'ye yapılacak olan çağrı hiç akılda bile yoktu da, yapılan çağrı yanıtsız kalınca mı gündeme geldi? Ya da vardı da ikinci dereceden öneme mi haizdi?
     Bunları da bilemiyoruz.
     ***
     Her neyse, sonuçta, HDP, yüzünü ( dışındaki Sol kişi ve çevrelere, yani ÖDP'ye, TKP'ye, TKİH'e, SMF'ye..değil) CHP'ye döndü ve ona, üzerinde konuşup durduğumuz 'ittifak' çağrısını yaptı.
     ***
     HDP, CHP'ye bu teklifi yapınca, yani yüzünü CHP'ye dönünce, nesnel olarak, CHP'ye 'Bu yerel seçim sürecinde seni önemsiyorum ve değerli buluyorum. Seninle yürümek istiyorum.' demiş ve CHP'nin o süreçteki rolünü teslim etmiş oluyor mu?
     Oluyor.
     Peki, HDP'nin bu çerçevede değerlendirdiği bir şeyi(CHP'yi), bir başkası da (ÖDP vb.) eşdeğerde veya benzer bir şekilde (HDP'den önce veya sonra) değerlendirmiş olamaz mı?
     Olabilir.
     O halde sorun ne?...
     20.02.2018/Datça
     Mehmet Erdal


     SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(3)
     31 Mart Yerel Seçim süreci gündeme gelmeden çook öncelerinden beri geçerli olmak üzere, kendisini Sol'da gören ve CHP'ye dair değerlendirmeleri çerçevesinde 'CHP yüzünü Sola değil, Sağa dönsün' diyen herhangi bir kişi, çevre, grup ve parti var mıdır?
     Bilindiği kadarıyla yok.
     Bu saatten sonra çıkar mı?
     Bilemiyoruz.
     Peki, aynı çerçevede, söylem düzeyinde, 'CHP yüzünü ha Sağa dönmüş ha Sola dönmüş, bize ne kardeşim?' diyen var mı?
     Var!..
     ***
     Kendisini Sol'da tanımlayan kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin ezici çoğunluğunun, CHP'nin yüzünü Sağa değil, Sola dönmesini istediği; CHP'nin Sola doğru bir yönelim içerisine girmesini sağlamak için uğraş verdiği, CHP'yi bu çerçevede ikna etmeye çalıştığı ve ona 'Sağa değil, Sola çevir yüzünü; Sağdan, ne sana, ne de ülkeye herhangi bir yarar yok. Bugüne kadar bunu görüp anlamadın mı?' çerçevesinde seslendiği söylenebilir mi?.
     Evet.
     Aksini iddia eden var mı?
     Yok...
     ***
     O halde, önceleri 'örtük' olarak ve belirsiz bir ölçekte, bilahare aleni ve (kendi ifadeleriyle) 'ülkenin Batısında' HDP'nin CHP'ye yaptığı ve ısrarla yineleyip durduğu 'Gel, bu yerel seçimde ittifak yapalım' çağrısı, yukarıda tartıştığımız çerçevede, doğru muydu?
     Evet, bence ilkesel olarak doğruydu.(HDP'nin, CHP'ye yaptığı çağrıda, bu ittifakı yalnızca ülkenin Batısı ile sınırlaması ise yanlıştı)
     CHP'nin, HDP'nin yaptığı bu çağrıya hiç cevap vermeyerek, yüzünü Sağa dönmeye devam etmesi ve İYİ PARTİ ile 'Millet İttifakı' temelinde 31 Mart Yerel Seçimine katılma kararlılığını göstermesi yanlış mıydı?
     Evet, bence yanlıştı.
     HDP'nin içinden veya dışından herhangi bir (kendini Sol'da gören) kişi, çevre, grup ve partiden yüksek sesle ve dahası çığlık çığlığa, HDP'nin CHP'ye yaptığı bu çağrıya 'Yanlış.Yapma. İşte sen şusun, busun..' diyerek tepki gösteren oldu mu?
     Bilindiği kadarıyla, olmadı.
     Peki, CHP'yi, bu tavrından dolayı, yani yüzünü Sağa dönme ısrarından dolayı, (yine kendisini Sol'da görenlerden) eleştiren oldu mu?
     Çokkk...
     ***
     31 Mart Yerel Seçimini 'yerel seçim' olarak değerlendiren, HDP'nin AKP'ye 'Muhatabı başka yerde arama' çağrısı yaptığı zaman diliminde, gündemde olan yerel seçime ilişkin kendince bir perspektif geliştirenlerden birisi olan ve yerelleri, o perspektif çerçevesinde çalışma yapmakta özgür bırakan (örn: Datça'da Haziran imzasıyla ilk yazılı 'ön seçim' çağrısı, 3 Kasım tarihinde yapılmıştır) ÖDP'nin yerel İl ve İlçe örgütleri, bulundukları yerde, eğer gerekli gördülerse CHP İl ve İlçe örgütleri'ne 'ittifak' çağrısı yaptıkları (örn: Hopa, Şavşat vb...yapılmış, ama Datça'da böyle bir şeye gerek duyulmamıştır)) veya CHP'den benzeri bir teklif geldiğinde kabul ettikleri zaman (örn: Beyoğlu), özde, HDP' nin CHP'ye yaptığı tekliften farklı bir teklif yapmış veya farklı bir duruş sergilemiş mi oluyorlar?
     Hayır.
     CHP, aynı CHP; zaman aynı zaman; ÖDP ve HDP aynı düzlemde yürüyen eşitlerden birileri; teklifler (farklı ölçeklerde de olsa) içerik olarak aynı...
     HDP'nin ve ÖDP'nin CHP'ye yaptıkları tekliflerin özde farklı olduğunu söyleyen var mı?
     Yok.
     Peki, farkın olduğuna dair somut, ikna edici ve inandırıcı açıklamalar yapılamıyor ve kamuoyunun bilmesi gereken kanıtlar ileri sürülemiyorsa, o zaman, bu gelişmeler çerçevesinde ÖDP' ye yönelik yapılan bu ağır suçlamalar ve somut bir bakış açısından yoksun bu değerlendirmeler neden yapılıyor ve ne anlama geliyor?
     ***
     ÖDP'nin ve HDP'nin, CHP'ye yaptıkları bu tekliflerden ve akabindeki gelişmelerden dolayı birbirlerini, resmi söylemde, eleştirmedikleri ve hatta Beyoğlu örneğinde tanık olunduğu üzere, destek bile verdikleri söylenebilir.
     Bu konuda, bu düzlemde herhangi bir sorun yok.
     Ya da biz göremiyoruz...
     ***
     Kendisini Sol'da tanımlayan kişilerden, çevrelerden, gruplardan veya partilerden herhangi birisi kalksa ve hem HDP'yi hem de ÖDP'yi veya varsa başkalarını, CHP'ye yaptıkları tekliflerden ve akabinde gündeme gelebilecek gelişmelerden dolayı eleştirse; bu, tutarlılık ve niyet açısından takdir edilmesi gereken (doğru ya da yanlış, o başka bir şey) bir yaklaşım olarak görülürdü.
     Ama, aynı düzlemde yürüyen eşitlerin aynı zaman diliminde, aynı siyasal partiye ve aynı içerikte yaptıkları tekliflerden birisinin teklifine hiç ses çıkarılmayacak veya mırın kırın edilecek, söylenecek kelimeler ağızda evelenip gevelenecek; diğerinin teklifine ise bodoslamadan yüklenilecek, ağza gelen söylenecek, yenilir yutulur olmayan laflar edilecek...
     Bütün bunlara da hiç tepki gösterilmeyecek, öyle mi?
    Yok öyle şey!...
    ***
    Bu, apaçık bir 'çifte standarttır ve bu 'çifte standart' ile bu teklifleri ve gelişmeleri yorumlayanlar, bunun nedenlerini açıklamakla yükümlüdürler.
    ***
    Görünen o ki, ortada 'fırsat, bu fırsat' deyip, 'üzüm yemek yerine bağcıyı dövmeye çalışıyorlar' gibi bir durum söz konusu.
    Halbuki, her taş yerinde ağırdır ve her şey, yerinde ve zamanında yapılırsa anlamlıdır.
    Gerisi lafügüzaf'dır.
     22.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(4)
     Yineleyelim; ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taş, Hopa ve Şavşat özgülünde, 'ortak aday' çıkarma ve bunu da 'ön seçim' yoluyla belirleme önerisi çerçevesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile (sonuçsuz kalan) bir görüşme yapmış; akabinde, Alper Taş'ı/ÖDP'yi/Haziran'ı ve CHP'yi hedef alan yoğun bir salvo ateşi başlamıştı. Bu salvo ateşi, ilerleyen seçim süreci içerisinde bu kez CHP'den gelen teklif sonrası Alper Taşın Beyoğlu CHP Belediye Başkanı (ortak)adaylığını kabul etmesi ile zirveye ulaştı.
     Kendisini Sol'da tanımlayan ve bugün bireyler olarak yaşayan ya da farklı çevrelerde, gruplarda ve partilerde kendini konumlandıran kişilerden ya da bizatihi bu düzlemdeki bazı çevre, grup ve partilerden yapılan ve halihazırda devam eden bu salvo atışları zaman zaman bazılarınca öyle boyutlara vardırılıyor ki, okuyan, ister istemez 'Yahu, bunlar, neler yazdıklarının farkındalar mı? Bütün bunları, ne yazdıklarının farkında olarak ve bilerek mi yazıyorlar?' diye sormak gereksinimi duyuyor.
     ***
     Bu salvo ateşini açanların Alper Taş/ÖDP/Haziran için yaptıkları değerlendirmeleri ve nitelendirmeleri bir yana bırakalım; bu çerçevede söylenenler, bir kez daha (belki bu kez biraz ifrata vardırılmış olabilir, ki öyle görünüyor) 'malumu ilam etmek'tir.
     Keza, hiç şüphesiz, kendini Sol'da tanımlayan birisinin (kişi, çevre, grup, parti vb.) CHP hakkında şu ya da bu biçimde kendine has bir görüşü de olacaktır; bu görüşler, pozitif ya da negatif içerikli olabileceği gibi, bazen bir başkasıyla da benzer veya zıt olabilecektir. (Sol'da ne kadar kişi, çevre, grup ve parti varsa, o kadar da birbirinden zıt ya da kısmen birbirine benzeyen CHP değerlendirmesi ve algısı vardır.Yani o kadar...Düşünün.)
     Bunlar normal.
     ***
     Normal olmayan, Alper Taş/ÖDP/Haziran hakkında bu 'malumu ilam' çerçevesindeki değerlendirmelerin ve nitelendirmelerin, CHP'ye yönelik yapılan nitelik değerlendirmeleriyle birlikte, bir arada ve birbirleriyle ilişkili olarak ele alınışında ve onun dile getiriliş biçimindedir..
     ***
     Bu salvo atışlarında, bu atışı yapanların bir kısmı, hem Alper Taş/ÖDP/Haziran hem de CHP hakkındaki düşüncelerini ve nitelik değerlendirmelerini bir arada, birlikte ve birbirleriyle ilişkili olarak yazarak 'Hey Alper Taş/ÖDP/Haziran; tamam seni eleştiriyorum ama ne yapıyorsun? İttifak kurmaya çalıştığın CHP şöyle kötü, böyle kötü.Yapma, etme...' demiyorlar; yani Sol'da olan ve bugüne kadar da Sol'da görmediklerine dair herhangi bir şey iddia etmedikleri ama şu veya bu nedenle eleştirdikleri birisini uyarma/koruma amaçlı bu atışları yapmıyorlar.
     Nereden mi bu sonuca varıyoruz?
     Eğer, o amaçla yapsalar, o atışların hedefleri arasına, aynı CHP'ye aynı ya da benzer içerikte (hatta, kendi ifadeleriyle ülkenin batısında, yani merkezi olarak ve daha geniş bir alanda) 'ittifak' çağrısı yapan HDP'yi de dahil etmiş olmaları gerekiyordu da, ondan; halbuki böyle bir şey söz konusu değil.
     (Haa 'Biz CHP gibi HDP'yi de çok olumsuz buluyoruz; bu nedenle HDP'yi eleştirmeye bile gerek duymuyoruz ki, neden uyaralım; ne hali varsa görsün. CHP ile nereye giderse gitsin' diye düşünülüyorsa, o başka...Amaa öyle düşünmedikleri biliniyor.)
     Peki, ne yapmaya çalışıyorlar?
     Gerçekte, CHP üzerinden, 'ÖDP/Haziran zaten şöyleydi, böyleydi. İşte gördünüz; Kontgerillanın partisi olan, Faşist bir Parti olan CHP ile birlikte oldu. Onunla hareket ediyor. Layığını buldu. Biz dememişmiydik...'demeye getirerek ÖDP'yi/Haziran'ı yerden yere vurarak yıpratmaya çalışılıyorlar.
     Yazık!...
     ***
     CHP'yi bu boyutlarda 'uçuk' sıfatlarla nitelendiren ve değerlendiren kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin, günlük politik ya da kişisel yaşamlarında, CHP'yle/CHP'liler ile bu nitelendirmelerine ve değerlendirmelerine uygun bir ilişki kurmaları (ya da kurmamaları) gerekmez mi?
     Söylemleriyle eylemleri ya da söyledikleriyle yaptıkları arasında bir tutarlılık olması gerektiğine dair bir dertleri varsa, elbette...
     Bu konu, bu nitelendirmeleri ve değerlendirmeleri yapanların ne ölçüde sorumluluk duygusu taşıdıklarının ve buna uygun davrandıklarının anlaşılması, keza bunların söylemleri ile günlük politik ve hatta kişisel yaşamları arasındaki tutarlılıklarının sorgulanması açısından önemlidir.
     Sol'da olduğunu söyleyen ve 'CHP, AKP'den daha tehlikelidir' ya da 'CHP Kontrgerillanın partisidir, CHP Faşist bir partidir...' diyen bir kişinin, çevrenin, grubun ve partinin, yani her kim 'ben böyle düşünüyorum' diyorsa, onun, günlük politik yaşamında, CHP dışında, bu nitelikte görmediği diğer siyasi kişi ve çevrelerle daha yakın ilişki içinde olması; günlük yaşamında ise, CHP'liler dışında ve böyle değerlendirmediği kişilerle oturup kalkması, onlarla farklı ilişkiler geliştirmeyi tercih etmesi vb.vb... gerekmiyor mu?
     Mantıken, gerekiyor.
     Peki, her birimizin politik ve günlük yaşam çevremizdeki tanık olduğumuz gerçek ne?...
     Lütfen, çevrenize bir bakın ve şimdi kararınızı verin... Ne görüyorsunuz?
     25.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(5)
     Bu başlıktaki yazılara başlarken, ilk başta, bir biçimde ifade edilmişti ama sanırım bir kaç cümle ile meramı daha net anlatmak gerekiyordu; çok geç değil, bu eksiği giderelim...
     ***
     Bu yazı serisinde 'Sol' denilince, kendisine Sol, Sosyalist, Devrimci vb. tanımlamalardan herhangi birisini uygun bulan ve kendisini bunlardan herhangi birisi ile tanımlayanların; 'CHP' denilince de, bugünkü CHP'nin, bugün günlük yaşamda algılanan CHP'nin veri olarak ele alındığı; hem 'SOL'u hem de 'CHP'yi bu gerçeklikte, bu algılama biçimleriyle ele almanın ve tartışmayı bu düzlemde yapmanın daha gerçekçi ve sonuç alıcı olacağı daha baştan yazılmıştı.
     Bir başka deyişle, birbirlerinden şu veya bu konuda, şu veya bu oranda farklı olsalar ve birbirlerini farklı biçimlerde kıyasıya eleştirseler de, bu yazıda, bir yöntem olarak, konunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından, 'çeper' oldukça geniş tutulmuş; daha baştan, kendisini bu kavramlarla tanımlayan her kişinin, çevrenin, grubun ve partinin bu 'Sol çeper'in dışında değil, içinde olduğu varsayılmıştır. Bu çeperin içinde olduğu varsayılan 'eşitlerden' hiçbirisi, haklar ve sorumluluklar açısından bir diğerinden ayrı tutulmamış ve değerlendirilmemiş; keza, ötekileştirilmemiştir.
     Tam aksine, böylesi bir yaklaşıma karşı çıkılmıştır. Yazıların yazılmaya başlama nedeni, özünde, tam da bu karşı çıkıştır; bu yaklaşımlara, isyandır.
     Bu yazılarda bu 'Sol çeper'in içinde olduğu var sayılanlardan ve bir diğerine 'çifte standart'la yaklaşanlardan herhangi birisinin adından dahi bahsedilmemiş; yalnızca, bu yaklaşımı gösterenlere, her kim bu yaklaşımla olayları değerlendirmiş ve değerlendirmeye devam ediyorsa, ona/onlara, bunun nedeni/nedenleri sorulmuştur.
     Bir başka deyişle, bu yazıların amacı, dertleri üzüm yemek olmayan, üzümü yermiş gibi yaparak bağcıyı dövmeye çalışanlara karşı çıkmak; 'her şeyin farkındayız, ne yaptığınızı sanıyorsunuz?' diye seslenmektir.
     Bundan önceki 4 bölümde de, bu kolayca görülebilmektedir; o kadar açık ifade edilmiştir.
     ***
     Bu yazılarda bu 'Sol çeper'in içinde olduğu var sayılanlardan ve yaklaşımları eleştirilenlerden herhangi bir kişi, çevre, grup ve parti olayları ve gelişmeleri bizim bu yazılarımızdaki bakış açımız benzeri ( bizim Sol'da gördüklerimizi Sol'da ve Sol içi ilişkiler olarak değerlendirdiğimiz ilişkileri de Sol içi ilişkiler olarak) değerlendirmiyor ise, bu durumda, elbette bu yazının diliyle 'ortak bir dil' kullanmıyor ve haliyle, bu yazıların muhatabı da değildir, denilebilir.
     Eğer gerçek böyleyse, bu apaçık bir şekilde ifade edilmeli ve herkes, her konuda olması gerektiği gibi, bu konularda da birbirini daha iyi anlayabilmelidir.
     ***
     Bu yazılarda, 31 Mart Yerel Seçim sürecinde yaklaşımları eleştirilenlerin ve eleştirilenlerin eleştirdiklerinin hepsi 'Sol çeper' içinde varsayılmış ve o çerçevede uygun bir dil kullanılmıştır; eleştirilenlerin veya eleştirilenlerin eleştirdiklerinin bu düzlemde (Sol) görülmemiş olması halinde, kullanılan dilin de bu olmayacağı çok açıktır.
     ***
     Devam ediyoruz.
     ***
     Bundan önceki 3. ve 4. bölümlerde, Sol'da olduğu varsayılan bazılarının CHP'ye yaklaşımları ve nitelendirmeleri bazı açılardan sorgulanmış ve 4.bölümde 'Sol'da ne kadar kişi, çevre, grup ve parti varsa o kadar da birbirinden zıt ya da kısmen birbirine benzeyen CHP değerlendirmesi ve algısı olduğu ifade edilmiştir.
     Bu bölümde, bu konuyu biraz daha derinleştirmek istiyoruz.
     ***
     Kendisini Sol'da gören ve bu yazılarda da Sol'da olduğu var sayılanlardan bir kişi, çevre, grup veya parti CHP'ye 'Kontrgerillanın partisi', 'Faşist parti' ve hatta 'AKP'den daha tehlikeli parti' der ve sonra da, 31 Mart yerel Seçim çerçevesinde 'Bırakın CHP'yi, ne hali varsa görsün; yüzünü Sol'a dönmesini isteyip durmayın' derse; hatta, böylesine değerlendirdiği CHP'ye karşı, böyle görmediği partilerle (örn: daha az tehlikeli gördüğü AKP'yle) gerekli gördüğünde işbirliğine giderse tutarlı bir yaklaşım ve davranış sergilemiş olur mu?
     Evet!
     Peki, CHP'yi hem böylesine kendisine (haliyle Sol'a) uzak ve negatif değerlendiren hem de 31 Mart Yerel Seçim sürecinde CHP'nin HDP ile ittifak yapmasını, olmadı (kendince/Sol açısından) 'uygun' aday göstermesini istemesi/beklemesi; bu beklentiler gerçekleşmeyince de 'CHP tu kaka' demesi, nasıl değerlendirilir?
     Tutarsızlık!
     ***
     Kendisini Sol'da gören bir kişi, çevre, grup veya parti hem CHP'yi böyle 'uzak'/negatif bir olgu olarak değerlendiriyor hem de ondan böylesi (HDP ile ittifak, 'uygun' aday gösterme, yüzünü Sol'a dönme vb.) isteklerde bulunuyor/beklentiler içerisine giriyorsa, bu tavır, 'tutarsızlığın' dışında, başka bir açıdan da değerlendirilebilir mi?
     Evet!.
     Nasıl?
     CHP'yi söylemde 'uzak/negatif' olarak değerlendirenler, gerçekte, CHP'yi hiç de öyle değerlendirmediklerini, bu biçimde de olsa ikrar etmiş oluyorlar; çünkü, hiç bir kimse, çevre, grup ve parti, kendisine hiç de uzak görmediği kişi, çevre, grup ve partilerden isteyebileceği bazı şeyleri, kendisine oldukça 'uzak' olduğunu söylediği kişi, çevre, grup ve partilerden istemez.
     Ne derler bilirsiniz; Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!
     ***
     Bu yazı çerçevesinde, şimdilik şunu söyleyebiliriz; söylemde kim ne derse desin, gerçek hayatta, CHP, Sol'un içinde değil, tamam, ama Sol'a çok uzak da görülmemektedir... (Sol'un farklı kesimleriyle olan 'görece' yakınlığı ve uzaklığı göz ardı edilemez; ama bu, bu yaklaşımın içerisindeki bir ayrıntıdır; yaklaşımın bu çerçevede olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz)
     Söylemde bunun aksini söyleyenler/söylemeye devam edecekler açısından da (hadi bazı 'nevi şahsına münhasır' olan 'eksantrikleri' pas geçelim), gerçek böyledir...
     Böyle olmasa, içinde yaşanılan 31 Mart Yerel Seçim sürecinde, kendisini Sol'da görenlerce dillerine en çok pelesenk edilen; ne yapacağı merak konusu olan; attığı her adım tartışılan; kurduğu ilişkiler veya reddettiği öneriler ile en çok gündem konusu yapılan; bir biçimde ittifak teklifinde bulunulan... dahası, etkinliklerde kapısı çalınan; dirsek teması kurulmaya çalışılan; Sol'dan ayrılanların (bazı istisnalar dışında) ilk uğrak yeri (oraya geçtiklerinde bile hala Sol'da olduğunun söylenmesi 'cabası') CHP olur muydu?(Daha da ayrıntılı yazmaya gerek var mı?)
     27.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal


     SOL-CHP İLİŞKİLERİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI...(6)
     Epey bir zaman öncesi katılan ve kendini konumlandıran Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişilere, çevrelere, gruplara ve partilere ek olarak, 24 Haziran 2018 Genel Seçimleri hemen öncesi dönemde de kendisini aynı ya da benzer şekilde tanımlayan bazı kişi, çevre, grup ve partiler de kendilerince savundukları nedenlerle HDP'ye katılmış ve kendilerini HDP içinde yeniden konumlandırmışlardı.
     ***
     İşte pek çok Sol, Sosyalist ve Devrimci kişilerin, çevrelerin, grupların ve hatta partilerin farklı zamanlarda içinde yer aldığı HDP, 2018 yılı Ekim ayında, 'Cumhur İttifakı' bileşenleri olan AKP ile MHP arasında 'ipler koptu kopacak', 'Cumhur ittifakı dağıldı dağılacak' denildiği bir anda, ittifakın ortağı olan ve 'iktidar' konumunda bulunan AKP'ye, Eş Genel Başkanlarından Sezai Temelli'nin ağzından 'Muhatabı başka yerde arama...Gel masaya oturalım' (23 Ekim 2018, Sol Portal/ Cumhuriyet. Mobil) yollu bir çağrıda bulunmuştu.
     Ülkemiz politik atmosferinin 31 mart 2019 Yerel Seçimi'ne endekslenmeye başladığı bir zaman diliminde AKP ile MHP'nin karşılıklı olarak çektikleri restler sırasında HDP'nin AKP'ye yaptığı bu çağrı karşılık bulmamış; AKP ile MHP yeniden yeni bir dengede buluşarak 'Cumhur İttifakı' şemsiyesi altında yerel seçime katılma kararı almış; akabinde, HDP yüzünü (Sol'a değil) CHP'ye dönmüş; 'örtük' olarak, (o günlerde flu olan) bir 'ittifak' yapmanın zeminini araştırmaya koyulmuş; ilerleyen süreçte, CHP, HDP'nin bu 'örtük' çağrılarını duymamazlıktan gelip, İYİ PARTİ ve SAADET PARTİ ile yeniden 'Millet İttifakı'nı oluştuma çalışmalarında ısrar edince (SAADET yanaşmamış ve ittifak CHP ile İYİ PARTİ arasında gerçekleşmiştir), HDP, bu kez, 31 Mart Yerel Seçimi'ne yönelik tavrını netleştirdiği için olsa gerekir, CHP'ye, açıktan, kendi ifadeleriyle 'ülkenin batısında ittifak' çağrısı yapmaya başlamış.....ve ısrarcı da olmuştu.
     ***
     Soyutlama düzeyinde çok kısaca özetlenen bu süreçte, HDP'nin izlediği bu 'ittifaklar' ve 31 Mart Yerel Seçim çizgisi üzerine, bu yazı çerçevesinde, neler söylenebilir?
     ***
     *İçinde yer alan Sol, Sosyalist ve Devrimci kişiler, çevreler, gruplar ve partiler nedeniyle de 'Sol'da olduğu varsayılması gereken (ki bu yazıda baştan beri öyle kabul edilmiştir) HDP'nin, hele hele 31 Mart Yerel Seçim sürecinin hemen başlarında, AKP'ye 'Gel masaya oturalım' çağrısı yapması sorunludur.
     *'Cumhur İttifakı' ve 'Millet İttifakı' bileşenleri gibi, HDP'nin de, 31 Mart Yerel Seçimini, var olduğu 'Yerel Seçim' düzleminde değil, 'Genel Seçim' düzleminde ele alması ve o düzlemde bir çizgi izlemesi sorunludur.
     *HDP'nin CHP'ye 'ittifak' çağrısı yapması doğru ama bu çağrıyı (bir yönüyle yukarıdaki yaklaşımı çerçevesinde, ülkeyi iki farklı kesimde ele alarak), kendi ifadeleriyle, yalnızca 'ülkenin batısı' ile sınırlaması yanlıştı.(Keza 'örtük' olarak çağrılar yaptığı ilk başlarda izlediği yollar ve yöntemler de sorunluydu)
     *HDP'nin, yüzünü CHP'ye dönerken, kendi dışındaki Sol, Sosyalist ve Devrimci kişileri, çevreleri, grupları ve partileri pas geçmesi veya CHP'ye yapılan 'örtük' ya da 'aleni' çağrının içinde bir unsur olarak değerlendiriyor algısına yol açması yanlıştı. ( HDP'nin CHP'ye yaptığı bu çağrıları, HDP içinde konumlanan Sol, Sosyalist ve Devrimci kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin nasıl değerlendirdikleri; onların Hopa, Şavşat, Beyoğlu...çerçevesindeki gelişmelere yaklaşımlarını test etme açısından ayrıca önemlidir; haliyle öğrenmeye değerdir.)
     *HDP'nin yaptığı 'ittifak' çağrılarının, bu çağrıların yapıldığı zeminin 'Yerel Seçim' olması nedeniyle, her yerelin kendi özgülünde ittifak ortaklarıyla belirlenecek somut bir program etrafında sağlanması yerine, Belediye Başkan adaylarının ve Meclis Üyelerinin paylaşılması (tıpkı 'Cumhur' ve 'Millet İttifakları' bileşenlerinin yaptığı gibi) çerçevesinde düşünülmüş bir ittifak algısı (bazı istisnai yerler dışında, sahadaki emareler bu doğrultudadır) yaratılması yanlıştı.
     ***
     HDP'nin, bu yerel seçim sürecinde de gözlemlenen bu tartışmalı politik çizgisinin, asıl olarak, iki nedenden kaynaklandığı söylenebilir:
     1-HDP, farklı zamanlarda içine katılan Sol, Sosyalist ve Devrimci kişiler, çevreler, gruplar ve partiler nedeniyle olsa gerek, kendisini 'Solun odağı' olarak görüyor ve böyle bir perspektifle hareket ediyor; çevresine bu perspektifle bakıyor, böyle bir algı oluşturmaya çalışıyor ve dışındakilerden de bu algı çerçevesinde bir tepki bekliyor.
     Bir başka deyişle HDP ve HDP'liler, dışlarında var olan Sol, Sosyalist ve Devrimci kişileri, çevreleri, grupları ve partileri aynı düzlemde yürüyen 'eşitler' olarak görmüyor; dahası, 'eşit' olarak görmediklerinden, bu yaklaşımı kabul etme temelinde kendileriyle ilişki kurmalarını bekliyor. (Akla ziyan bir yaklaşım ama, bu konuda, bu yerel seçim sath-ı maili'nde, Datça'dan Dersim'e kadar yaşananlar çerçevesinde, sayısız kanıtlar göstermek mümkündür.)
     2-Kendisini, hem böyle 'Solun Odağı' olarak gören hem de Ortadoğu'da yaşanan çatışmalar ekseninde var olan ve/veya olasılık dahilinde bulunan gelişmeler çerçevesinde konumlandırmaya çalışan HDP, bu ülkede olup biten her şeye bu noktadan bakıyor; haliyle hiç olmayacak bir anda AKP'ye 'Gel masaya oturalım' diyebiliyor, arkasından, AKP'ye yaptığı bu çağrının nasıl algılanmış ve ne tür tepkilere yol açmış olabileceğini hiç sorgulamadan veya hiç önemsemeden, CHP'ye, bir biçimde 'ittifak' çağrısı yapabiliyor; yani HDP, 'Sol' bir çizgi ile 'Ulusal' bir çizgi arasında kararsız, iki arada bir derede, gidip-geliyor; dışarıdan bakan birisinin kolayca göremeyeceği nedenlerle olsa gerek, hangi yönü ağır basarsa, dümeni o yöne çeviriyor; son dönemde ise ağırlıkla ikinci çizgi öne çıkmış olarak hareket ettiği gözleniyor.
     (Kendisini böyle konumlandıran HDP'nin, önümüzdeki dönemde Ortadoğu'da gözlemlenebilecek gelişmeler çerçevesinde nasıl bir evrilme geçirebileceği ve haliyle, HDP içerisinde yer alan Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin de bu evrilme karşısında nasıl bir tepki gösterebilecekleri dikkatle izlenmeye değer gelişmeler olacaktır.)
     ***
     31 Mart akşamı Yerel seçim sonuçları ne olursa olsun, HDP'nin veya HDP içinde yer alan Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin bu belirsiz, sorunlu ve ikircikli olduğu söylenebilecek çizgiyi, sorgulaması kaçınılmazdır. (Bu ise, bir yönüyle SOL-HDP ilişkilerinin, günlük politik gelişmeler çerçevesinde sorgulanması demektir.)...
     Şimdilik bu kadar!...
     01.03.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.02.16.YANLIŞLAR SİLSİLESİ

  Hiç yorum yok
13:41


     YANLIŞLAR SİLSİLESİ !...
     31 Mart Yerel Seçim süreci gündeme geldiği andan itibaren ısrarla yazıyor ve uyarıyoruz; tepeden tırnağa 'yanlış' bir seçim süreci yaşanıyor ve bazı istisnalar dışında, bu sürecin küçük- büyük bütün aktörleri, 'yanlış' yapmakta birbirleriyle yarışıyorlar.
     ***
     'Cumhur İttifakı' bileşenlerinin kendi siyasi bekalarını ülkenin bekası gibi göstermeye çalışarak (böyle bir algı yaratmaya çalışarak) 31 Mart Yerel Seçimini 'Genel Seçim' düzleminde yapmaya ve yaptırmaya çalışmalarıyla başlayan; akabinde CHP, İYİ PARTİ, HDP ve başka bazı siyasi kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin bu algıya ve bu girişime karşı çıkmak yerine, (kendi gerekçeleriyle) ortak olmalarıyla devam eden bu yanlışlar silsilesine, bugün yeni bir yanlış daha eklendi; Naci Sönmez, HDP Manisa Büyük Şehir Belediye Başkan adayı olarak gösterildi...
     ***
     Öncesi bir yana, 1975'de başlayan Devrimci Gençlik-Devrimci Yol çizgisinin ülkemiz gerçekliğinde yarattığı ve bu gelenekten gelen her bir kişinin ortak değerlerinden (onur abidelerinden) birisi olan 'Fatsa deneyiminin simgesel ismi, hepimizin medarı iftiharı Fikri Sönmez'in, nam-ı diğer Terzi Fikri'nin oğlu Naci Sönmez...
     ÖDP üyesiyken ÖDP içinde baş gösteren ayrılıktan sonra siyasal serüvenine devam eden ve bugün Yeşil Sol Parti MYK üyesi olan Naci Sönmez...
     ***
     Özellikle 24 Haziran 2018 Genel Seçim öncesi bazı Sol kişi, çevre, grup ve partilerin farklı gerekçelerle katıldığı HDP'nin, bu 31 Mart Yerel Seçim sürecinde kah Ortadoğudaki gelişmelerin, kah 'Cumhur İttifakı'nın ve 'Millet İttifakı'nın manevralarının, kah iç yapısının vb. etkisiyle olsa gerek, diğer siyasi muarızları gibi yanlış bir Yerel Seçim çizgisi izlediği söylenebilir.
     HDP, yer yer istisnai örneklerine tanık olunsa da, baştan ilan ettiği seçim stratejisinden, ittifak anlayışlarından, ağırlıklı aday belirleme yöntemlerinden, siyasi söylemlerinden...bu yerel seçime has seçim çalışma(ma)larına kadar birbirleriyle ilintili çok sayıda yanlışlığa imza attı.
     ***
     31 Mart gününe kadar daha oldukça uzun bir süre var ve bugünden sonra daha başka yeni yanlışlar yaparlar mı bilinmez, ama bugün duyurulan (kendi tanıtım spotlarındaki ifadeye atfen) 'Fikri Sönmez'in oğlu Naci Sönmez'in Manisa Büyük Şehir Belediye Başkan adaylığı başlı başına ciddi bir hatadır.
     ***
     Özgür ve yetişkin bir birey olarak Naci Sönmez, istediği partiden ve istediği yerden istediği konuma aday olabilir veya üyesi olduğu siyasi parti tarafından aday gösterilebilir; buna karşı çıkmak, akla ziyan bir şey olur...
     Ama 'Terzi Fikri'nin oğlu Naci Sönmez' olarak değil, Naci Sönmez olarak...
     Kendi adıyla ve kendi namıyla...
     ***
     Kendi doğup büyüdüğü yerde tarihsel bir adımın atılmasına ve böylece, devrimcilerin ve ülkemizin tarihinde bir kilometre taşı dikilmesine neden olanlardan birisinin, dahası o tarihsel olayın simgesel ismi konumuna gelmiş bir babanın evladını, günlük politik 'gel-gitler' içerisinde ne getirip ne götüreceği iyice sorgulanmadan; bir yerel seçim sürecinde olunduğu, bu yerel seçimde o yerde yaşayanların kendi aralarından birisini/birilerini seçeceğini vb.vb. pas geçerek, oldukça yabancısı olduğu bir yerden ve hele babasının ismi öne çıkarılarak/babasına atıfta bulunularak aday gösterilmesi ....nasıl değerlendirilebilir?(Veya oğul bu 'sorumluluğu' nasıl üstlenebilir?)
     ***
     Bu gelişme, bu biçimiyle, keşke hiç yaşanmasaydı...
     16.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal


Devamını Oku...

2019.02.09.HAFIZA-İ BEŞER NİSYAN İLE MALULDÜR

  Hiç yorum yok
13:30


     HAFIZA-I BEŞER NİSYAN İLE MALULDÜR
     31 Mart Yerel Seçim süreci gündeme geldiği andan itibaren, yerelde (Datça'da) ve genelde (ülkede) bu çerçevede yaşanılanlardan (ve bazen 'olmalı/yapılmalı' dediklerimizden) hareketle bu seçim sürecinde 'muhatap' konumunda olan ve de bu seçim süreciyle ilgilenen herkese yönelik olarak, düşündüğümüz her şeyi yazılı hale getirdik ve paylaştık.
     ***
     31 Mart Yerel seçimine (kendilerince ifade edilen gerekçelerle 'keyfiyetten' veya 'mecburiyetten') 'adı Yerel ama Genel Seçim' diyenlere; 'Hayır, adı gibi Yerel Seçim',
     Aday belirlemede 'atama' diyenlere; 'hayır, ön seçim',
     Farklı çevrelerle ittifak konusunda 'ülke genelinde ittifak' diyenlere; 'hayır, yerellerde ittifak',
    Yapacakları ittifakları 'kapalı kapılar arkasında görüşelim' diyenlere; 'hayır, aleni görüşün',
     İttifak yaparken 'listelerde ittifak' diyenlere; 'hayır, programda ittifak yapın',
     Aday belirlerken 'aday önemli' diyenlere; 'her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır ama programlar daha önemli'... dedik.
     ***
     Bu düşüncelerimizi, bu seçim sürecinde aday göstererek seçime katılan her siyasi çevreye, gruba ve partiye yönelik olarak dile getirdik; ayrım gözetmedik; yazdık ve yayınladık.
     ***
     Yalnızca bunlarla sınırlı kalmadık; biraz daha ayrıntıya girdik.
     *'Millet İttifakı' bileşenlerinin ve HDP'nin, 'Cumhur İttifakı' bileşenlerinin 31 Marttaki seçimi 'Genel Seçim' düzleminde yapma ve bu çerçevede bir algılama yaratma çabalarına karşı çıkmamalarının ve kendi bildikleri gerekçelerle bunu kabullenmelerinin 'yanlış' olduğunu söyledik ve eleştirdik.
     *HDP'nin, kendi ifadeleriyle ülkeyi iki kesimde ele alan, Doğu'da 'Ulusal Birlik' ve Batı'da da 'CHP ile ittifak' politikalarını (farklı açılardan) sorguladık ve tartıştık.
     *Bugün, kendi ifadeleriyle 'özgür/bağımsız' bireyler konumunda olan veya farklı Sol, Sosyalist ve Devrimci çevrelerde, gruplarda, partilerde yer alan, CHP'ye yönelik olarak yaptıkları 'nitelik' değerlendirmesinden hareketle CHP'ye (eleştiriden öteye) hem 'tu kaka' diyen (orada bulunan 'eski arkadaşlarını' bile 'aforoz' eden), hem de ondan kendi yaşadıkları yerlerde (kendilerince) uygun adaylar göstermesini veya HDP ile ittifak yapmasını bekleyen, bunların (veya bunlardan birinin) olmadığını gördüklerinde 'boykot' çağrısı yapanların bu 'tutarsızlıklarını' ele aldık.
     *31 Mart Yerel Seçim sürecinin başından beri kendi bildikleri nedenlerle 'suskun' kalan ve kendisine halihazırda Sol, Sosyalist ve Devrimci diyenlerin bu 'suskunluklarını' terk edip 'yaşadıkları yerlerin sesi olmalarını', bunun kendi yaşadıkları çevreyi ve kendi hayatlarını savunmak demek olduğunu; bir başka deyişle, içinde yaşadıkları çevrede akıp giden günlük yaşamın kıyısında, dışında vb. kalmayı bırakıp, günlük yaşamda 'müdahil' olarak bir biçimde var olmanın bir yolunu bulmaları gerektiğini öneri olarak sunduk.
     ***
     Seçim sath-ı maili'nde yaşanan gelişmelere bağlı olarak, en son Hopa, Şavşat ve Çamaş'ta farklı çevrelerin CHP ile 'ortak aday' çıkarma girişimleri ve nihayet ÖDP Başkanlar Kurulu üyesi Alper Taşın İstanbul Beyoğlu'nda CHP ile ittifak temelinde 'ortak aday' olması çerçevesinde 'Sol' kesimde baş gösteren tartışmaları ele alan yazılar yazdık.
     Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişilerin, çevrelerin, grupların ve partilerin farklı nedenlerle, şimdiki tartışma konumuz çerçevesinde daha somut ifade edelim, 'seçim sath-ı maili'nde CHP ile kurmaya çalıştıkları veya kurdukları ilişkilerin 'Sol-CHP' ilişkisi temelinde değil de; sanki bu kurulmaya çalışılan ve kurulan ilişkiler içerik olarak aynı değilmiş ve birbirlerinden çok farklı şeylermiş gibi, birbirlerinden ayrı olarak ele alınmasının; bazı ilişkilere yönelik (şu veya bu, ama bir türlü dillendirilemeyen veya mırın kırın edilerek söylenmeden yutulan, nedenlerle) tek bir söz bile söylenmezken, bazı ilişkilere 'bodoslamadan' yüklenilmesinin ve akla ziyan değerlendirilmeler yapılmasının 'çifte standart' olduğunu söyledik ve nedenlerini sorgulamaya çalıştık.
     Tartışılan somut gelişmeler çerçevesinde Hopa'da, Şavşat'ta kurulmaya çalışılan, Beyoğlu'nda bir biçimde kurulan ÖDP/Alper Taş-CHP ilişkisinin, Sol-CHP ilişkisi bağlamında değil de, aynı içerik ve düzlemde kurulmaya çalışılan HDP-CHP ilişkisi dışta tutularak, yalnızca ÖDP/Alper Taş- CHP ilişkisi olarak ele alınmasının ve 'yargısız infaz' yapılmaya çalışılmasının ama HDP-CHP...ilişkileri konusunda hiç bir şey söylenmemesinin (yer yer bu ilişkinin kurulması gerektiğine yönelik yazılıp çizilenler bir yana) izaha muhtaç olduğunu ısrarla vurgulamaya çalıştık.
     Şimdi buradayız.
     ***
     Bizce, kendi ifadeleriyle Batı'da kurulması istenildiği halde kurulamayan HDP-CHP ittifakı, Hopa'da ve Şavşat'ta kurulamayan Sol-CHP ilişkisi, Beyoğlu'nda kurulan ÖDP-CHP ittifakı...vb. aynı içerikte ve aynı düzlemdeki ilişkilerdir; birbirlerinden ayırt edilemezler.
     Sorgulanacaksa (ki sorgulanmalıdır), Sol-CHP ilişkisi sorgulanmalıdır.
     Bu çerçevede yapılmayan herhangi bir değerlendirmenin hiç bir kimseye hiç bir yararı yoktur ve olamaz.
     ***
     31 Mart Yerel Seçim sath-ı maili'ne girildiği andan itibaren düşündüğü her şeyi yazan ve kamuyla paylaşan birisi olarak tarihe şunun not olarak düşülmesi gerektiğine inanıyorum:
     İçinde bulunulan bu seçim sürecinde seçimin niteliği (Genel/Yerel seçim), adayın belirlenmesi (atama/ön seçim), yapılacak ittifaklar (genelde/yerelde, gizli/aleni, listede/programda) vb. konularında en tutarlı bir çizgiyi hem savunan hem de uygulamaya çalışanlardan birisi ÖDP ve onun Başkanlar Kurulu üyelerinden olan Alper Taş'dır.
     Bu seçimde, bu konumda olanın/olanların, takdir edilmesi gerekirken takdir edilmemesi bir yana, neden çarmıha gerilmeye veya hedef tahtası haline getirilmeye çalışıldığını anlamak, gerçekten zordur...
     Anlaşılan o ki, bazılarımızın, daha 40 fırın ekmek yemesi gerekiyor...
     İşimiz zor...
     11.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.02.03.BİR KEZ DAHA ÖN SEÇİM ÖNERİSİ ÜZERİNE -2

  Hiç yorum yok
13:16


     BİR KEZ DAHA 'ÖN SEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE -2
(     YA DA SAPLA SAMANIN BİRBİRİNE KARIŞTIRILMASINA DAİR)
     ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş'ın CHP'den İstanbul/Beyoğlu Belediye Başkan adayı gösterilmesi sonrasında Sol kesim ağırlıklı başlayan tartışmalar (yer yer, köpeksiz köyde değneksiz dolaşmaya benzeyerek) aldı başını gidiyor; çok doğal ve haliyle Alper Taş dahil, bu konuyla ilgili olanlar açısından 'beklenmeyen bir gelişme' olmasa gerekir.
     ***
     İzlenebildiği kadarıyla, bugün için çok farklı yerlerde duran pek çok kişi, kah kendi adına kah içinde bulunduğu çevre, grup, parti vb. nin hislerine tercüman olurcasına, düşüncelerini yazıya döküyor.
     ***
     Bu ifade edilen görüşlerin çok farklı ve hatta yer yer birbirlerini dışlayan görüşler olduğu ama sonuçta, bazı istisnalar dışında, çoğunluk tarafından Alper Taşın ve haliyle ÖDP'nin ( Haziran'ın da) bu olay çerçevesinde bir kez daha 'hedef tahtası' haline getirilme amacı taşıdığı söylenebilir.
     ***
     Bu konuda görüş beyan edenlerin bir-iki cümle veya bir-iki paragraf yazmakla yetinmesinden kaynaklanıyor olsa gerekir ki, bu konuda kimin neyi doğru görüp neyi eleştirdiği tam anlaşılamıyor.
     ***
     31 Mart Yerel seçim süreci gündeme geldiği andan itibaren bu seçim süreci ile ilgili hemen hemen her konuda (Yerel Seçim/Genel Seçim, ön seçim/atama, aday/program, ittifaklar ...vb.vb.), sahadaki gelişmeler çerçevesinde yazı yazan birisi olarak, öncelikle eleştirilerin net ve anlaşılır olması gerektiğini düşünüyorum.
     Bu gelinen noktada, kimseye, 'hadi gelin yeni baştan ve daha anlaşılabilir bir biçimde eleştirilerinizi dile getirin' diye seslenmenin artık yararlı olmayacağından yola çıkarak, elden geldiği kadar ve kimseye haksızlık yapmadan, bu eleştirileri bir kaç noktada ele almak ve tartışmak gerekiyor.
     ***
     Kimse açıkça öyle bir şey yazmıyor ve ima etmiyor ama sanırım, kimsenin aklından Alper Taşın her hangi bir yerden (Yerel Seçim çerçevesinde) aday olamayacağı düşüncesi geçmiyordur; bunu düşünen varsa, bu çok abes bir şey olur; çünkü, bunu düşünen (ki, 'herkes her konuda eşit haklara sahiptir' diye düşünenlerden birisi olduğunu varsayarak) Alper Taşı kendinden veya eşitlerinden farklı görüyordur ki, bu akla ziyan bir bakış açısı olur.
     Alper Taş da bu eleştiriyi yapabilecek kişi veya herhangi birimiz gibi seçme ve seçilebilme hakkına sahiptir; senden, benden veya ondan, yani halihazırda 'birey' konumunda olanlardan farklı olarak, o, yalnızca Başkanlar Kurulu Üyesi olduğu ÖDP içerisinde bu konuyu tartışabilir ve 'olur' aldıktan sonra (parti tüzüğü ne diyorsa) pekala istediği her yerden aday olabilir.
     ÖDP üyeleri dışındaki kimse de bu bağlamda herhangi bir söz söyleme hakkına sahip değildir ve doğrusu da budur. (ÖDP üyelerinden birisi bu konuda söz söyleyecekse, bu da onların 'iç' sorunudur)
     ***
     Anlaşılabildiği kadarıyla, pek çok eleştiri, Alper Taşın CHP'den (ortak veya CHP namı hesabına) aday gösterilmesine yöneliktir. (Bazıları, hızını alamayıp, Alper Taşın CHP'nin değil 'Millet İttifakı'nın adayı olduğu varsayımı ile değerlendirmeler yapıyor ve bu düzlemde veryansın ediyor ki, bu eleştirileri yöneltenler ya bu 'ittifaklar' olayını yeterince bilmiyor ya da 'bana ne, fırsat bu fırsat; ben söyleyeceğimi söylerim' diyordur, ki bu kadarına da ancak 'pes' denir)
     Eğer, Alper Taş da dahil, herhangi bir Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişi CHP'den herhangi bir yerden aday gösterilmeyi kabul etmemeli deniyorsa; bu eleştiriyi yöneltenlerin, daha önce Hopa, Şavşat, Çamaş vb yerlerdeki gelişmeleri, dahası CHP'ye açık ya da örtük 'ittifak' çağrılarını, 'batıda kilit partiyiz' söylemlerini...vb.vb. sahadaki daha pek çok gelişmeyi eleştirmiş/eleştiriyor olması gerekiyor(du) ki, ama yok...
     Yani, CHP'nin nitelik değerlendirmesi üzerinden bir eleştiri yapılıyorsa, tutarlılık açısında, bu eleştiri, bu konuda veya her konuda yalnızca CHP-ÖDP ilişkisi düzleminde değil, Sol-CHP ilişkisi düzlemindeki her gelişme için de yapılmalıdır. Ama gerçek böyle değil...
     Neden?
     Neden aynı çerçevedeki gelişmeler için farklı söylemler ve değerlendirmeler söz konusu oluyor?
     Daha açık soralım; Alper Taşı aday gösteren CHP ile bazılarının 'ittifak' çağrısı yaptığı CHP aynı değil mi?
     ÖDP dışındaki Sol vb. için (CHP ile kurulan/kurulacak olan ilişkilerde) geçerli olan 'haklar', neden ÖDP için geçerli olmuyor?
     (Doğrusu, her kesim her kesimle istediği düzlemde ve çerçevede 'geçici' veya 'uzun erimli' birliktelikler kurabilir, bu konuda herkes eşit haklara sahiptir, aksi savunulamaz; yeter ki aleni olsun ve somut programlar/hedefler temelinde yapılsın.)
     ***
     Bu konudaki bazı eleştiriler, bazı eleştiri sahiplerinin çok safiyane bir biçimde açıkça ifade ettiği üzere, şudur; ÖDP, Sol kesim ile değil de neden CHP ile hareket etti/ediyor?
     Bu eleştiri, eleştirinin daha iyi anlaşılabilmesi açısından, bir kaç açıdan ele alınmalıdır:
     Önce şunu soralım;
     ÖDP, nerede Sol ile değil de CHP ile hareket etmeyi yeğledi?
     Hopa, Şavşat, Çamaş... geride kaldığına ve orada da 'birlikte hareket edilenler' veya 'birlikte hareket edilmeye çalışılanlar' kavramının içerisine yalnızca ÖDP ve CHP değil, daha başkaları da girdiğine göre, geriye Beyoğlu kalıyor.
     Peki, Beyoğlu'ndan yola çıkarak böylesi bir 'genel değerlendirme' yapılabilir ve buna da 'negatif' bir anlam yüklenebilir mi?
     'Evet, yapılabilir ve böyle bir anlamlandırma da doğrudur' diyebileceklere sormak gerekiyor; acaba, kendi ifadeleriyle, 31 Mart Yerel Seçim noktasında, ülkeyi 'Doğu' ve 'Batı' diye ikiye ayıran; Doğu'da 'Ulusal İttifakı' sağlamaya çalışan, Batı' da ise CHP'ye 'İttifak' çağrısı yapan, kendisini 'Cumhur İttifakı' ile 'Millet İttifakı' arasında 'kilit parti' ilan eden HDP'nin bu çağrısı, HDP'nin CHP ile ilişkilerinde 'genel bir olgu'mudur ve nasıl ('negatif/pozitif') değerlendirilmelidir?
     Hele bi söyleyin!...
     ***
     Gelelim şu 'Sol kesimler' tanımlamasına...
     Kimler kastediliyor?
     24 Haziran Genel Seçim öncesinden itibaren ÖDP ve bir-iki çevre, grup, parti vb. dışında Sol diye tanımlanabilecek kesimlerin tamamına yakını HDP içerisinde yer aldığına ve onunla birlikte hareket ettiğine göre, gerçekte Sol deyince neyi anlamalıyız? Kim aklımıza gelmeli?
     Eleştirilen ÖDP olduğuna ve pek çok Sol kişi, çevre, grup, parti HDP içerisinde konumlandığına göre, ÖDP ve HDP dışındaki bir-iki yapı mı?
     Bunlar ise ve kastedilen bunlar ile ortak hareket edilmesiyse, katılmak gerekir, haklılar; bunun yolu aranmalı...
     Ama yok, bugün Sol denince kastedilen, pek çok Sol kesimin içinde yer aldığı HDP ise, ki aslında açıkça söylenemeyen budur, o zaman doğrudan, istenenin ne olduğu söylensin: Şöyle, 'Hey ÖDP, sen neden HDP (Sol) ile değil de CHP ile ilişki kuruyorsun?'
     Kelimeleri, ağızda yuvarlayıp durmamalı ve derdimizi açıkça söylemeliyiz ki, yol alalım...
     ***
     HDP'nin, savundukları 'reel politika' gereği, içinde yer alan Sol çevre, grup, parti vb. ile birlikte (ki kimler oldukları biliniyor), kendi ifadeleriyle 'ülkenin batısında' CHP'ye (biz adını doğru koyalım, 'Millet İttifakı'na değil), 'gel ittifak yapalım' dediği (CHP'yi ikna etmek için bazı yolları denediği), ÖDP dahil kendi içine katılmayı kabul etmeyen Sol çevreleri 'pas' geçtiği, ama CHP'nin yüzünü 'Sağa' çevirmeyi tercih etmesiyle birlikte arayışlara yöneldiği bilinmeyen ve üzerinde yazılıp çizilmeyen bir şey değildir.
     Böyle bir gerçeklikte, HDP (ve içindeki Sol kesimler) dışında var olan Sol kesimler ne yapacaktı? Hem HDP ve HDP içinde konumlanan 'Sol' kesimler gibi iddia sahibi olduğunu söyleyecekler hem de oturup bekleyecekler miydi?
     Söylenmeye çalışılan ve istenen bu mudur?
     Onların yaptığı bir şeyi (CHP'ye 'ittifak' çağrısını) bir başkasının veya başkalarının başka biçimlerde yapma hakkı yok mudur? Yaptıklarında, neden farklı oluyor, görülüyor ve değerlendiriliyor?
     Tutarlılık (eğer böyle bir dert varsa), bunun neresinde?
     ***
     ÖDP'nin kah Alper Taşın ağzından kah farklı kalemlerden, özellikle son dönemde giderek artan yoğunlukta ve daha yüksek sesle HDP'yi, haliyle HDP içerisinde yer alan Sol çevreleri, ülke gerçekliğinden koptuğu ve ülke sorunlarını birinci dereceden gündem maddesi yapmadığı; Ortadoğu'daki gelişmeler çerçevesinde politikalar üretmeye yöneldiği, 31 Mart Yerel Seçimi gerçekliğinde bile bu çerçevede politikalar belirlemeye çalıştığı doğrultusunda eleştirdiği; HDP'nin, haliyle içerisinde yer alan Sol kesimlerin, bundan pek hoşnut olmadığı söylenebilir.
     ÖDP'nin, ÖDP dışındaki her kesimin, kendi yolunu çizme, çizdiği bu yolda yürüme ve dahası yürüdüğü bu yolda şurada veya burada, bir bölgede veya ülke genelinde 'geçici' veya 'uzun soluklu' yol arkadaşı bulma ve onunla/onlarla istediği birliktelikleri oluşturma hakkı vardır.
     Her kesimin bu yaptıklarının doğruluğunu savunma (aksi olası değil) ve bir başkasının yaptığını da eleştirme (bunun da aksi olası değildir) hakkı vardır.
     Bunun aksini, kendisini Sol'da gören birisi savunabilir mi?
     ***
     Evet, Sol, kendi içinde/arasında (birbirlerini nasıl gördükleri ve eleştirdikleri biline biline) bu Yerel Seçim çerçevesinde (yerelde/genelde), her yerelin kendi özgülünde bir biçimde birlikte hareket edebilmenin yollarını görev olarak önüne koymalı ve bunu başarmaya çalışmalıydı; bu konuda her kesim ortak sorumluluk duymalıydı; ama 'her kesim'...
     Olmadı....
     Şimdi kimse kendini sütten çıkmış ak kaşık görmesin, göstermeye çalışmasın...Bunun kimseye yararı yok... Olduğunu söyleyen, kendisini aldatır...
     ***
     Yerel Seçim sürecinin başından beri 'Ön seçim, olsa da olur olmasa da olur türünden teknik bir sorun değildir; ön seçim, olmazsa olmaz' diyen; tek başına aday çıkarma durumunda o çevrede, grupta, partide; ortak aday çıkarma durumunda o kesimler arasında 'ön seçim'i 'iç demokrasi' olarak gören; 'Demokrasi=Sosyalizm değildir' ama 'Demokrasi olmadan Sosyalizm de olmaz' diyen ve bu konuda sayısız yazı yazan, bu konuyu pek çok yönden tartışan birisiyim.
     Öncelikle Alper Taş'ın/ÖDP'nin ilke olarak 'ön seçim'i savunduğunu, Hopa ve Şavşat özgülünde bunu kanıtladığını; Beyoğlu adaylığının kendi gerçekliğinde ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
     ***
     Tek başına veya ortak aday çıkarılması hallerinde adayı çıkaracak olanın/olanların kendi içlerinde/kendi aralarında 'ön seçim' yoluyla adayını/adaylarını belirlemesi gerektiğini düşünen birisi (Alper Taş/ÖDP), 'ön seçim'i (ilkesel düzeyde olmasa da) reddettiği (Hopa'da Şavşat'da...) anlaşılan (CHP)'den gelen teklif (Beyoğlu adaylığı) karşısında ne yapmalıydı?
     Sorulması gereken soru budur?
     'Siz ön seçim filan savunmuyorsunuz, Hopa ve Şavşat bunun kanıtı, sizinle işimiz olmaz' mı demeliydi?
     'Tamam, aramızda Hopa ve Şavşat deneyimlerini yaşadık; bu kez şartlarımız şunlar, şunlar...dır' mı demeliydi?
     Ne demeliydi?
     Anlaşılan o ki, Alper Taş/ÖDP ikinci yolu seçti.
     Doğru, yanlış, eksik...iyi ama algı...vb.vb. Pek çok şey söylenebilir.
     Eyvallah!
     Ancak, bu karar konusunda Alper Taş'a/ÖDP'ye yöneltilebilecek eleştirilerin, bırakın 'ön seçim'i ilkesel olarak savunmayı, ağızlarına bile almaktan imtina edenlerin değil; öncelikle ÖDP üyelerinin ve 'ön seçim'i ilkesel olarak savunanların hakkı olduğunu söylemek gerekiyor.
     ***
     Şimdi, yaşanılan her yerde, yaşanılan yere ve haliyle kendi yaşamına dair somut şeyleri farklı biçimlerde dile getirme, çözümleri önerme ve bunu, o yerde herkesçe içselleştirilebilir hale getirme zamanı.
     ***
     Datça'da 'Ön seçim' önerisini MHP, AKP, CHP, VP, İYİ PARTİ...ye yazılı önerenlerden ve bu konuyu uçan kuş dahil herkese yeniden ve yeniden anlatanlardan, Datça'da hiç birisi bunu yapmadığı için hepsini eleştirenlerden; bugün ise, seçimde aday çıkarmadığı halde 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' diye soran, bu istemi yazılı ve somut bir program haline getirip kapı kapı dolaşarak dağıtmayı önüne iş olarak koyanlardan birisi olarak; 31 Mart günü 'boykotu' değil, oy kullanmayı savunanlardan; aday olma biçimlerinden yaşadığımız yerdeki sorunların çözümlerine kadar pek çok konudaki eksikliklerine rağmen 'var olan adayların hepsi tıpkı basım değil ve her birinin farklı yönlerden bana yakınlığı ve uzaklığı aynı değil' diyenlerden birisiyim...
     Eleştiriler baki, ama 31 Mart'ta sandığa gidildiğinde, 1 Nisan'dan sonraki günlük yaşamımızı düşünmeliyiz diyorum...
     Ya siz? İzmir'de, Akhisar'da, Beyoğlu'nda, Ankara'da, Mersin'de, Adana'da, Diyarbakır'da,            Şemdinli'de...yaşayanlar, ya siz ne düşünüyorsunuz?
     04.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2019.01.27.YAŞADIĞINIZ YERİN SESİ OLUN

  Hiç yorum yok
12:48


     YAŞADIĞINIZ YERİN SESİ OLUN!...
    Defalarca yazdık.
    Tek tek kanıtlarını ortaya koyduk.
    Uyardık.
    ***
    Şimdi her şey, ayan beyan ortada.
    Her şeyi görüyorsunuz.
    Haklı çıktık.
    ***
    31 Mart Yerel Seçim arefesinde pek çok kişi, çevre, grup, parti vb. kendi 'davasının' peşinde...
    ***
    Masa başında ve kapalı kapılar arkasında 'iş' bitirmeye çalışıyorlar.
    ***
    Yurttaşın derdi, umurlarında değil.
    ***
    Çok konuşuyorlar...
    Dişe dokunur hiç bir şey söylemiyorlar...
    ***
    Kendisine Solcuyum, Sosyalistim, Devrimciyim... diyenler.
    Her nerede olursanız olun.
    Her nerede yaşıyorsanız yaşayın.
    Ne iş yapıyorsanız yapın.
    İçinizdeki sesi dinleyin.
    ***
    Herkesin birinci gündem maddesi yapması gereken yerde unutulan ve susan/susturulan yurttaşın, halkın, çalışanların,yoksulların, ezilenlerin, çocukların, kadınların, yaşlıların...yaşadığı yerdeki iş, aş, barınma, çevre...ve dahası nasıl yönetilmek istedikleri ile ilgili dertleri konusunda, sesi olun.
    ***
    12 Eylül Darbecilerinin 'örgütlendiler' diyerek yargıladığı Devrimcilerden birisi, 'Tarih bizi örgütlendiğimiz için değil, örgütlenemediğimiz için yargılayacak' demişti.
     Haklı çıktı.
     Biliyorsunuz.
     ***
     Şimdi, tarihin, sizi, ileride 'sustular' diye yargılayabileceği bir bir zaman dilimindesiniz.
    ***
    Susmayın!
    ***
    Üç, beş, on, yüz, bin...
    Kaç kişiye ve nasıl sesinizi duyurabiliyorsanız, öyle duyurun.
    Ne kadarını yapabiliyorsanız, o kadarını yapın.
    Hangi yollarla yapabiliyorsanız, o yollarla yapın.
    Yaşadığınız yerdeki sorunları ve nasıl bir Yerel Yönetim istediğinizi dile getirin
    ***
    Bu sizin yaşamınız.
    ***
    Siz de susarsanız, başka kim konuşur?
    28.01.2019/ Datça
   Mehmet Erdal


Devamını Oku...