Demokrasi Platformları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2026 Çarşamba

2026.05.13.ÖRGÜTLENME BİR İHTİYAÇTIR !(5)

  Hiç yorum yok
01:19


ÖRGÜTLENME BİR İHTİYAÇTIR! (5)

DEMOKRASİ PLATFORMLARI” ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (1)

5-10 yıl öncesine göre adları daha az duyulsa da ülkemizin pek çok yerinde, özellikle sahil bölgelerinde kendisini sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb. olarak tanımlayan yurttaşlar “Demokrasi Platformu”, “Emek ve Demokrasi Platformu” vb. adlar altında bir araya geliyorlar ve ülke genelindeki ya da lokal düzeydeki toplumsal sorunlara dair ortak düşüncelerini ve tepkilerini, farklı biçimlerde (basın açıklaması, yürüyüş, miting...vb.) bu örgütlenmeler üzerinden dile getiriyorlar.

Yurttaşların bu platformlarda bir araya gelişleri, içinde yer aldıkları siyasal kolektiviteler (çevre, grup, parti vb.) ile Demokratik Kitle Örgütleri (DKÖ) ya da Sivil Toplum Örgütleri (STÖ) olarak tanımlanan derneklerin, sendikaların, sosyal medya platformlarının vb. dolayımı ile oluyor; Datça gibi bazı istisnai yerlerde ise “bireyler” de bu platformların içerisinde yer alabiliyorlar.

Toplumsal mücadelenin yeni bir sürece evrilmeye başladığı bu aşamada, elektrik zamlarını protesto, “Geçinemiyoruz” mitingi, 1 Mayıs etkinliği, maden yasasını protesto... gibi somut bir nedene bağlı olarak değil de daha geniş bir bakış açısıyla, yani il, ilçe, mahalle vb. yerlerde var olan solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların, yurtseverlerin vb. “birlikteliğini” ve “ortak mücadele yürütmelerini/hareket etmelerini” sağlama vb. amacıyla oluşturulan bu platformların bazı yönlerden tartışılması yararlı olacaktır.

Haydi başlayalım!

***

Öncelikle, bu platformların, şu veya bu siyasal kolektivitenin ya da kolektivitelerin (çevrenin, grubun, partinin vb.) yürütüp yönlendirmeye çalıştıkları toplumsal mücadeleye ilişkin teorik bir önermesi/önermeleri çerçevesinde değil, 12 Eylül Askeri Faşist Darbesi koşullarında ağır bir yenilgi yaşayan, darmadağın olan ve haliyle, uzun yıllar, öz gücüne güvenerek kendisini ifade edemeyen sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb. güçlerin kendilerini ifade etme ve yeniden toparlanma gereksinimleri bağlamında ortaya çıktığını; kurulduğu yerlerdeki öznel koşullara bağlı olarak da birbirlerinden görece farklı özellikler gösterdiklerini, söyleyebiliriz.

Bu nedenle, bu platformları, ortaya çıktıkları bu tarihsel koşullardan kopartarak, bugün bulunduğumuz konumlardan (birey, çevre, grup, parti vb.) hareketle (“öznel” bir bakış açısıyla) ele alamayız ve değerlendiremeyiz; bu platformlar, oldukça uzun süren o yenilgi koşullarında ortaya çıkmış nesnel olgulardır.

***

Nesnel birer olgu olarak ortaya çıkan bütün örgütlenme biçimleri gibi bu platformlar da alternatifinin yaratılamadığı ya da alternatifinin yaratılması doğrultusunda somut ve sonuç alıcı adımların atılamadığı koşullarda “pozitif” örgütlenmeler olarak görülmeli ve o çerçevede ele alınmalıdır; bu yaklaşım, bu platformların eleştirilmesini, içinde yaşanılan sürecin gereksinimleri çerçevesinde farklı yönlerden geliştirilmesini, yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan toplumsal mücadele çerçevesinde gidebildiği yere kadar evriltilmeye çalışılmasını dışlamaz.

Bir başka deyişle, eleştirel bir yaklaşım, bu platformlar konusunda, doğru bir yaklaşımdır.

***

12 Eylül yenilgisi döneminde nesnel olgular olarak ortaya çıkan bu platformların, bu gerçekliklerine karşın, 12 Eylül öncesi koşullarda gereksinim duyulan ama bir türlü başarılamayan “birlikte olma” ve “ortak mücadele yürütme” işlevini yerine getirdiği ve haliyle “kalıcı” olması gerektiği yaklaşımı, yenilgi döneminin 40 yıl gibi oldukça uzun sürmesinden ve bu platformların da bu yenilgi döneminde somut işlevler görmesinden kaynaklanan bir yanılsamanın sonucudur; bu platformların da, yenilgi dönemine has daha başka pek çok olgu gibi aşılacağını ve yerlerini yeni örgütlenme biçimlerine bırakacağını, öngörebiliriz.

Hiç şüphesiz, bu platformların aşılması, sönümlenmesi ve tarih sahnesinden çekilmesi, yürütülüp yönlendirilmeye çalışılacak toplumsal mücadele içerisinde nesnel birer olgu olarak ortaya çıkacak yeni örgütlenme biçimlerinin boy vermesi ve yeni sürecin gereksinimlerini karşılamaları çerçevesinde gerçekleşecektir; akşamdan sabaha ya da bunun böyle olması istendiği için değil!

(Devam edecek)

16.04.2022/Datça/Mehmet Erdal


DEMOKRASİ PLATFORMLARI” ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (2)

Bundan önceki bölümde, özet olarak “Demokrasi Platformu”, “Emek ve Demokrasi Platformu” vb... örgütlenmelerin 12 Eylül yenilgisi sonrası dönemde nesnel birer olgu olarak ortaya çıktıklarını, ortaya çıktıkları yerlerin öznel durumuna bağlı olarak birbirlerinden görece farklı özellikler gösterdiklerini, sayıları azalarak da olsa bugüne kadar var ola geldiklerini; bu örgütlenmelere, bugünkü konumlarımızdan hareketle, “öznel” bir yaklaşımda bulunmanın doğru olmadığını savunduk.

Devam ediyoruz.

***

Varsayalım ki, 12 Eylül Askeri Faşist Darbesi olmasaydı ya da darbe sonrasında solcular, sosyalistler, devrimciler, demokratlar, yurtseverler yenilmeseydi (ama tarihin yazdığı gibi, malum, yenildiler) ya da yenilgi sonrasında kısa sürede toparlanmayı başarsalardı (yine tarihin yazdığı gibi, maalesef toparlanamadılar)..., kısacası, yaşadığımız tarihsel sürecin dışında daha farklı bir tarihsel süreç yaşasa idik, bugün tartışma konumuz olan bu platformlar yine de tarih sahnesine çıkarlar mıydı?

Böyle bir soruya, kimler “Evet, çıkarlardı” diyebilir?

***

Bu örgütlenmeler, 12 Eylül sonrası koşullarda ağır bir yenilgi yaşamış, merkezi yapıları büyük ölçüde yok edilmiş, dağıtılmış ya da etkisiz hale getirilmiş sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb... kolektivitelerin birisinin ya da bazılarının merkezi düzeyde yaptığı “12 Eylül öncesi koşullarda başaramadığımızı, gelin, bu koşullarda başaralım; birlik olalım ve birlikte mücadele edelim. Bu konuda bizim önerimiz şu örgütlenme biçimidir” yollu teorik bir önermenin şu veya bu ölçüde kabul edilmesinin sonucu gündeme gelmiş değildir.

Bu örgütlenmelerin ortaya çıkışında, hiç şüphesiz, “birlik olma” ve “birlikte hareket etme” arzusu da vardır, ama bu arzunun da başat unsuru, merkezi yapıları yok edilmiş, dağıtılmış ya da etkisiz hale getirilmiş solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların, yurtseverlerin vb... bulundukları ya da yenilgi sonrası yönelip yeniden konumlandıkları yeni yerlerinde bu yolla da var olmaya devam edebileceklerini ve seslerini (bir biçimde) duyurabileceklerini düşünmeleridir.

Bir başka deyişle, bu platformlar, özü itibariyle, 12 Eylül sonrası koşullarda kendilerini “çaresiz” hisseden sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb. kişilerin, güçlerin “çare” arayışlarının sonucu ortaya çıkmış bir “çare” biçimidir.

Bu nedenle, 12 Eylül yenilgisi sonrası dönemde bu örgütlenmelerin ortaya çıkması, yani, ağır bir yenilgiye uğramış, darmadağın edilmiş solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların, yurtseverlerin vb... bu örgütlenmeler üzerinden de bir araya gelmeye, var olmaya ve seslerini duyurmaya çalışmaları, çok olumlu çabalardır; kim, bugünden geriye bakarak, bu çabaları olumsuzlama ve o “darmadağın” olma durumunun sürgit var olmasını savunma anlamına gelebilecek “Bu örgütlenmeler yanlıştı; oluşturulmamalıydı.” cümlesini kurabilir ki?

***

İşte, 12 Eylül yenilgisi koşullarındaki “çare” arayışlarının bir ifadesi olarak toplumsal hayatımıza giren, oluşturulduğu yerlerdeki öznel koşullara göre şekillenen, ülkemizdeki ve dünyadaki gelişmelerden etkilenen bu platformların kısmen de olsa 40 yıla yakın bir süre bir biçimde var ola gelmeleri olumlu ama 40 yıl boyunca var ola gelmesinin sonucu bazı bileşenlerinde oluşan “ bu platformlar kalıcıdır” algısı yanlıştır, sorunludur.

Bu platformlar, 12 Eylül yenilgisi 40 yıl sürdüğü için 40 yıl boyunca gündemdeki yerlerini korumuşlardır. Bir başka deyişle, bu platformların varlığı, yenilgi dönemi ile doğru orantılıdır; yenilgi dönemi aşılamayıp bir 40 yıl daha devam eder ise bu platformlar da bir o kadar bir biçimde devam ederler.

Öyle ise, 40 yıllık yenilgi döneminin aşılmaya çalışılması, yenilgi dönemine has başkaca olgular gibi bu platformların da aşılmaya çalışılması anlamına gelmektedir, diyebilir miyiz?

Evet, diyebiliriz.

Peki, bunu istiyor muyuz?

Evet, istiyoruz!

(Devam edecek)

23.04.2022/Datça/Mehmet Erdal


DEMOKRASİ PLATFORMLARI” ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (3)

“Demokrasi Platformu”, “Emek ve Demokrasi Platformu”... ya da oluşturulduğu yerde hangi adla biliniyor ise işte o örgütlenmeleri tartışmaya devam ediyoruz.

***

Bundan önceki bölümün sonunda “...40 yıllık yenilgi döneminin aşılmaya çalışılması, yenilgi dönemine has başkaca olgular gibi, bu platformların da aşılmaya çalışılması anlamına gelir, diyebilir miyiz?” diye sormuş ve yanıt olarak da “Evet, diyebiliriz.” demiştik.

Sonra, yine sormuştuk: “Peki, bunu istiyor muyuz?”

... il, ilçe, mahalle vb. yerlerde var olan solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların, yurtseverlerin vb. 'birlikteliğini' ve 'ortak mücadele yürütmelerini/hareket etmelerini' sağlama vb. amacıyla oluşturulan bu platformları...” (1. Bölüm), ortaya çıktıkları dönem (“yenilgi” dönemi) ile ilişkilendirmedikleri için ya da ilişkilendirseler de var olan bir gereksinimi (12 Eylül 1980 öncesi dönemde bir türlü başarılamayan “birlikteliği” ve “ortak mücadele yürütmeyi”) karşıladığı gerekçesiyle “kalıcı” olacağını/olması gerektiğini söyleyenler ve savunanlar olabilir mi?

Evet, olabilir.

Peki, bu söylem ve savunu doğru mudur?

Hayır.

Neden?

Bu platformlar, yeniden ve yeniden ısrarla yineliyoruz, “yenilgi” döneminde ortaya çıkmış olgulardandır. Nesnel bir olgu olarak ortaya çıktıkları o “yenilgi” koşullarında, “pozitif” bir işlev üstlenmişlerdir. Bu işlevlerini bugüne kadar bir biçimde devam ettirdiklerinden, “kalıcı örgütlenmeler” yanılsamasına yol açmışlardır.

Öte yandan, bu platformlar, “yenilgi” döneminde, yenilmiş ya da yenilgiye tanıklık etmiş solcular, sosyalistler, devrimciler, demokratlar ve yurtseverler tarafından “savunma” refleksiyle oluşturulduklarından, “zaaflıdırlar”; bu “zaafları”, 40 yıl yaşanan “yenilgi” dönemi nedeniyle kalıcı hale gelmiştir.

Bir başka deyişle, yaşadıkları yerlerde (İl, İlçe) içinde yer aldıkları örgütlenmeler (dernek, sendika, parti, dergi, platform vb.) üzerinden bir araya gelerek bir üst örgütlenme (DEMOKRASİ, EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU vb.) oluşturmaya çalışan solcular, sosyalistler, devrimciler, demokratlar ve yurtseverler yenilmiş ya da yenilgiye tanıklık etmiş olduklarından (bir başka deyişle, “özgüven” duygusunu tamamen ya da büyük ölçüde yitirdiklerinden), o koşullarda yok olmaktan kurtulmanın ve seslerini duyurmaya devam edebilmenin “yegane yolunun” ya da “yollardan birisinin” bu platformlar olduğunu düşünerek hareket etmişler; bu nedenle, bu platformlar oluşturulurken, bu platformların (örgütlenmelerin) ülke genelinde ya da o oluşturulduğu yerde yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan/çalışılacak olan toplumsal mücadele içerisindeki yeri değil, platformun (“birliğin” ve “ortak mücadelenin”) kendisini oluşturma düşüncesi belirleyici öğe olmuştur.

Hal böyle olunca, “birliği”, dahası “en geniş birliği” oluşturmak ve “ortak mücadeleyi” örgütleyebilmek için farklı nitelikteki örgütlenmeleri (dernek, sendika, parti, dergi, platform vb.) ve katılmak isteyen bireyleri bir platform çatısı altında bir araya getirmeye çalışmanın toplumsal mücadele açısından ne ölçüde doğru olduğu ve olası sonuçları ya hiç ya da yeterince sorgulanmamış; çoğunluk “ille de birlik ve ortak mücadele” dediği için, neredeyse ilk ortaya çıktığı haliyle var ola gelmişlerdir.

***

40 yıllık deneyim, solcu, sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever kişiler yönetimde bulunsa ya da içerisinde yer alsalar da farklı nitelikteki bu ögütlenmelerin (dernek, sendika, parti, dergi, platform vb.) ve katılımcı kişilerin kalıcı olarak bir arada bulunabilmesinin ve ortak bir çizgide hareket edebilmesinin yolunun, platformun “şekli” ya da “amorf” bir örgüt olarak, üzerinde yürünecek çizginin ise “en alt seviyede” belirlenmesiyle mümkün olduğunu, göstermiştir; aksi durumlarda, platformdan ayrılmalara ya da “ortak akıl” ile tespit edildiği ifade edilen eylemliliklere bir nedenle uzak durmalara ya da tamamen “temsili düzeyde” katılımlara tanık olunmuştur.

Bugün, kim, çıkıp, 40 yılın sonunda varılan noktada toplumsal eylemliliklerin yaşanılan kentlerin merkezi yerlerindeki meydanlarında bazı günler (anmalar, protestolar...) yapılan ritüeller haline gelmiş basın açıklamaları, izin alınabildiği ölçüde gerçekleştirilen toplantılar, paneller, yürüyüşler ve mitingler çerçevesine hapsolmasında; toplumsal mücadelenin sistemin aksaklıklarını gidermeye çalışan sistem içi bir mücadeleye dönüşmesinde; platform içindeki farklı nitelikteki örgütlenmelerin nesnel olarak aynileşmesinde (Örn: siyasi çevrelerin, grupların, platformların ve partilerin gerçekte siyasi işlevlerini yitirmesinde ve birer dernek, üyelerinin ise dernek üyeleri haline dönüşmesinde); olağan dışı haller dışında platform bileşeni örgütlenmelerin üyelerinin bile eylemliliklere katılmamaya ve katılanların sayısının ise her geçen gün daha da azalmaya başlamasında; içinde yaşanılan sistemin değiştirilebileceğine dair inancın ve haliyle özgüven duygusunun kaybolmasında... tartışma konumuz olan bu platformları kalıcı olarak var etmeye ve toplumsal mücadeleyi bu platformlar çerçevesinde yürütüp yönlendirmeye çalışmanın hiç katkısı yoktur diyebilir?

(Devam edecek)

30.04.2022/Datça/Mehmet Erdal


DEMOKRASİ PLATFORMLARI” ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (4)

Bundan önceki 3 bölümde, özet olarak, 12 Eylül sonrası dönemde oluşturulan bu platformların pozitif bir işlev üstlendiklerini, bunun yadsınamayacağını ama bir yenilgi döneminde, yenilmiş ya da yenilgiye tanık olmuş solcu, sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever kişiler tarafından “savunma” refleksiyle, yani içinde yer aldıkları ya da yönetimlerinde bulundukları farklı nitelikteki örgütlenmelerin (dernek, sendika, parti, platform (*) vb.) ülke genelinde ya da yerel düzeyde yürütülüp yönlendirilmeye çalışılacak olan toplumsal mücadele içerisindeki yeri düşünülerek değil, asıl olarak “birliği” ve “ortak mücadeleyi” oluşturma (var olma ve seslerini duyurabilme) düşüncesi çerçevesinde biraraya getirilerek oluşturulduklarından “zaaflı” olduklarını söylemiş ve eklemiştik: “40 yıllık deneyim, solcu, sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever kişiler yönetimde bulunsa ya da içerisinde yer alsalar da farklı nitelikteki bu örgütlenmelerin (dernek, sendika, parti, platform...) ve katılımcı kişilerin kalıcı olarak bir arada bulunabilmesinin ve ortak bir çizgide hareket edebilmesinin yolunun, platformun “şekli” ya da “amorf” bir örgüt olarak, üzerinde yürünecek çizginin ise “en alt seviyede” belirlenmesiyle mümkün olduğunu, göstermiştir...” (3. Bölüm)

***

Dünya'da ve ülkemizde 40 yıldır içinde yaşanılan tarihsel koşulların yanı sıra solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların ve yurtseverlerin “öznel” durumları nedeniyle bir türlü içinden çıkılamayan ve 40 yıl boyunca devam eden “yenilgi” dönemi boyunca var ola gelen bu platformlar ile artık daha fazla yola devam etmenin ve bu konuda ısrarcı olmanın, doğru olmadığını, düşünüyoruz.

40 yıllık deneyimin sonucu odur ki, yapıları nedeniyle, bu platformlar ile yapılabileceklerin sınırı bellidir; 40 yıldır devam eden ve içinde yuvarlanılıp durulan “kısır döngünün” dışına çıkabilmek için, yenilgi dönemine has başka olgular gibi bu platformların da ömrünü doldurduğunu kabul etmek ve yeni örgütlenme biçimlerini formüle etmek gerekmektedir.

***

Hiç şüphesiz, 40 yıllık “yenilgi” sürecini aşma ve geride bırakma mücadelesi kendi örgütlenme biçimlerini yaratacak ve mücadelenin içerisinde somut bir olgu olarak ortaya çıkacak bu örgütlenme biçimleri formüle edilerek mücadelenin devrimci özneleri haline getirilecektir.

Bu aşamada, bir ilk adım olarak, tartışma konumuz olan bu platformların içerisinde yer alan siyasi kolektivitelerin (çevre, grup, parti, platform vb.) platformlardan ayrılmalarının; bu platformların derneklerden, sendikalardan, platformlardan ve kişilerden oluşan örgütlenmeler olarak yollarına devam etmelerinin; siyasi kolektivitelerin, bu platformlara destek vermelerinin daha doğru olacağını düşünüyor ve öneriyoruz...

***

Aynı ya da başka bir ad ile yollarına devam edecek olan bu platformlar içerisinde yer alan dernekler, sendikalar, platformlar ve kişiler, kendi gerçekliklerinde daha kolay bir biçimde hareket alanlarının çerçevesini belirleyebilecekler, kararlar alabilecekler ve harekete geçebileceklerdir.

Kendilerini 40 yıldır farklı biçimlerde ifade etmeye ve seslerini duyurmaya çalışan solcular, sosyalistler, devrimciler, demokratlar ve yurtseverler ise kendi öz örgütlenmeleriyle, politikanın asıl olarak yapıldığı sokaklara dönmeli, örgütlemek ve temsil etmek istedikleri kitlelerin karşısına yalın bir biçimde çıkmalı, bir başka deyişle, asıl işlevlerini yerine getirmelidirler.

Böylece, 40 yıldır aşılamayan “yenilgi” döneminin sonucu olarak “derneklerin” dernek, “sendikaların” sendika, “platformların” platform, “siyasi kolektivitelerin” (“çevre”, “grup”, “parti”, “platform”) siyasi kolektivite (çevre, grup, parti, platform); “solcuların” solcu, “sosyalistlerin” sosyalist, “devrimcilerin” devrimci, “demokratların” demokrat, “yurtseverlerin” yurtsever olarak görüldüğü ve kabul edildiği, her şeyin “yaparmış” gibi yapıldığı bir döneme son verilmelidir.

Bunun için yapılması gereken, her şeyin aslına rücu edeceği bir süreci başlatmaktır.

Tartışma konumuz olan platformlarda gündeme gelmesini önerdiğimiz bu yeni yönelim, bu dönüşüm sürecinin bir boyutu olacaktır.

(Devam edecek)

07.05.2022/Datça/Mehmet Erdal

(*) “Platform” tanımı, kullanıldığı yere göre bazen “kitlesel”, bazen “siyasal” bir içeriği kastetmektedir.



DEMOKRASİ PLATFORMLARI” ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (5)

Bu yazılarda tartışma konusu olan ve artık ömrünü tamamladığı ifade edilen platformlar, dernek, sendika... gibi kitle örgütlenmelerini, siyasi kolektiviteleri ve bireyleri bir araya getiren, onların birlikteliğini ve ortak mücadelesini sağlamaya çalışan platformlardır; önerilen ise “Bu aşamada, bir ilk adım olarak, tartışma konumuz olan bu platformların içerisinde yer alan siyasi kolektivitelerin (çevre, grup, parti, platform vb.) platformlardan ayrılmaları...; bu platformların derneklerden, sendikalardan, platformlardan ve kişilerden oluşan örgütlenmeler olarak yollarına devam etmeleri...; siyasi kolektivitelerin, bu platformlara destek vermeleri...” dir. (4. Bölüm)

Bunun anlaşıldığını düşünüyoruz.

Devam ediyoruz.

***

12 Eylül 1980 sonrası süreçte bu platformların hiç kurul(a)madığı ya da kurulduğu ama bir süre sonra sönümlendiği yerlerde, ömrünü tamamladığını söylediğimiz platformların kurulmasına karşı çıkarken; derneklerden, sendikalardan... ve gönüllü katılım gösteren kişilerden oluşan platformların kurulmak istenmesine ise karşı çıkmanın doğru olmadığını, düşünüyoruz.

Tartışma konusu ettiğimiz platformların var oldukları yerlerde varlığını sürdürmeye devam etmesini ve olmayan yerlerde de kurulmasını savunmak, söylem ne olursa olsun, gerçekte, hem içinde yaşanılan sürecin değişken özellikler gösteren nesnel ve öznel koşullarının kavranılamadığını, hem de, bu görüşü savunanın konumuna göre (dernek, sendika..., siyasi kolektivite, birey), özgüven duygusu olmadığını, kendisini ve bulunduğu yeri sürecin merkezine koyduğunu, dışındakilere güven duymadığını, her şeyi kontrol altında tutmak istediğini, siyasi kolektiviteler ile kitle örgütlenmelerinin “eş” düzeyde gördüğünü ve kabul ettiğini... anlatır.

Tartışma konusu ettiğimiz platformların ömrünü tamamladığını, olmayan yerlerde kurulmalarının yanlış olduğunu söyleyip, siyasi kolektivitelerin içinde yer almadığı platformların kurulması istemlerine karşı çıkmak ise, “birlik” konusunun karmaşık ve çok boyutlu olduğu gerçeğini kavrayamamaktır.

***

Birlik, yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan mücadelenin bir gereksinimi olarak ortaya çıkar; haliyle, içinde yaşanılan nesnel ve öznel koşullara göre değişken özellikler gösterir. Nitekim, 40 yıl süren yenilgi döneminin nesnel ve öznel koşullarında oluşan “Demokrasi”, “Emek ve Demokrasi” vb. adlarla anılan platformlar, o koşullarda, oluşturuldukları yerlerde bir gereksinimi karşılarken, değişim süreci içerisine giren şimdiki nesnel ve öznel koşullarda ise yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan mücadelenin gereksinimlerini karşılayabilecek bir örgütlenme biçimi olarak görülemezler.

Dernek, sendika, birlik... gibi kitle örgütlenmeleri, nesnel ve öznel koşullara bağlı olarak, her dönem bir biçimde var olacaklardır; haliyle, bu örgütlenmelerin, içlerinde yer alan ya da yönetimlerinde bulunan solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların ve yurtseverlerin yönlendirmesiyle de benzer ya da görece birbirlerinden farklı gerekçelerle bir araya gelme, dayanışma içerisine girme ve kendi gerçeklikleri çerçevesinde ortak mücadele yürütme vb... istemleri ve çabaları her daim olacaktır.

Tartışma konusu ettiğimiz platformların dönüşebileceği ya da oluşturulmak istenmesi halinde karşı çıkılmamasını düşündüğümüz platformlar, işte tam da bu “...bir araya gelme, dayanışma içerisine girme ve kendi gerçeklikleri çerçevesinde ortak mücadele yürütme vb. istemleri ve çabalarının" somutlanmış ifadesi olan platformlardır.

Sol, sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever siyasi kolektivitelerin dernek, sendika vb... kitle örgütlenmelerinin kendi aralarında bir platform oluşturma istemlerini, platformlar oluşmuş ise faaliyetlerini desteklememe gibi keyfiyete dayalı bir tavırları olamaz, olmamalıdır da.

***

Siyasi kolektiviteler, bu desteklerini, onların yanında olarak, gerektiğinde yanlarında olunacağının bilinmesine inanmalarını sağlayarak, gösterirler; dernek, sendika vb. kitle örgütlenmeleri ve bireyler ile “eş temsil” düzleminde platformlar (birliktelikler) oluşturarak, her konuda onlarla ortaklaşa kararlar alarak ve hareket ederek, değil.

Birincisi doğru bir konumlanmayı anlatır; ikincisi, başka bir şeyi.

İkinci halde ne dernekler, sendikalar..., ne de siyasi kolektiviteler kendi işlevlerine uygun olarak toplumsal mücadele içerisinde yer alabilir ve görev üstlenebilirler; her şey birbirine karışır ve sonuç itibariyle, kısır bir döngü içinde dönülür durulur...

40 yıllık yenilgi dönemi, bunun kanıtıdır.

***

Bugünkü koşullarda (sol, sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever) siyasi kolektivitelerin ve (dernek, sendika... gibi) kitle örgütlenmelerinin her birinin kendi düzlemlerinde işlevlerini yerine getirmelerini savunmak; yürütülüp yönlendirilecek mücadele içerisinde en küçük birimlerden başlayarak yurttaşı temel alan birliktelikleri oluşturmaya çalışmak, doğru olandır...

Şimdi, bu noktadayız!

14.05.2022/Datça/Mehmet Erdal 

Devamını Oku...

13 Mayıs 2022 Cuma

2022.05.14.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-23: "DEMOKRASİ PLATFORMLARI" ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (5)

  Hiç yorum yok
14:01

 

     


YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-23: “DEMOKRASİ PLATFORMLARI” ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (5)

     Bu yazılarda tartışma konusu olan ve artık ömrünü tamamladığı ifade edilen platformlar, dernek, sendika... gibi kitle örgütlenmelerini, siyasi kolektiviteleri ve bireyleri bir araya getiren, onların birlikteliğini ve ortak mücadelesini sağlamaya çalışan platformlardır; önerilen ise “Bu aşamada, bir ilk adım olarak, tartışma konumuz olan bu platformların içerisinde yer alan siyasi kolektivitelerin (çevre, grup, parti, platform vb.) platformlardan ayrılmaları...; bu platformların derneklerden, sendikalardan, platformlardan ve kişilerden oluşan örgütlenmeler olarak yollarına devam etmeleri...; siyasi kolektivitelerin, bu platformlara destek vermeleri...” dir. (4. Bölüm)

     Bunun anlaşıldığını düşünüyoruz.

     Devam ediyoruz.

     ***

     12 Eylül 1980 sonrası süreçte bu platformların hiç kurul(a)madığı ya da kurulduğu ama bir süre sonra sönümlendiği yerlerde, ömrünü tamamladığını söylediğimiz platformların kurulmasına karşı çıkarken; derneklerden, sendikalardan... ve gönüllü katılım gösteren kişilerden oluşan platformların kurulmak istenmesine ise karşı çıkmanın doğru olmadığını, düşünüyoruz.

     Tartışma konusu ettiğimiz platformların var oldukları yerlerde varlığını sürdürmeye devam etmesini ve olmayan yerlerde de kurulmasını savunmak, söylem ne olursa olsun, gerçekte, hem içinde yaşanılan sürecin değişken özellikler gösteren nesnel ve öznel koşullarının kavranılamadığını, hem de, bu görüşü savunanın konumuna göre (dernek, sendika..., siyasi kolektivite, birey), özgüven duygusu olmadığını, kendisini ve bulunduğu yeri sürecin merkezine koyduğunu, dışındakilere güven duymadığını, her şeyi kontrol altında tutmak istediğini, siyasi kolektiviteler ile kitle örgütlenmelerinin “eş” düzeyde gördüğünü ve kabul ettiğini... anlatır.

     Tartışma konusu ettiğimiz platformların ömrünü tamamladığını, olmayan yerlerde kurulmalarının yanlış olduğunu söyleyip, siyasi kolektivitelerin içinde yer almadığı platformların kurulması istemlerine karşı çıkmak ise, “birlik” konusunun karmaşık ve çok boyutlu olduğu gerçeğini kavrayamamaktır.

     ***

     Birlik, yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan mücadelenin bir gereksinimi olarak ortaya çıkar; haliyle, içinde yaşanılan nesnel ve öznel koşullara göre değişken özellikler gösterir. Nitekim, 40 yıl süren yenilgi döneminin nesnel ve öznel koşullarında oluşan “Demokrasi”, “Emek ve Demokrasi” vb. adlarla anılan platformlar, o koşullarda, oluşturuldukları yerlerde bir gereksinimi karşılarken, değişim süreci içerisine giren şimdiki nesnel ve öznel koşullarda ise yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan mücadelenin gereksinimlerini karşılayabilecek bir örgütlenme biçimi olarak görülemezler.

     Dernek, sendika, birlik... gibi kitle örgütlenmeleri, nesnel ve öznel koşullara bağlı olarak, her dönem bir biçimde var olacaklardır; haliyle, bu örgütlenmelerin, içlerinde yer alan ya da yönetimlerinde bulunan solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların ve yurtseverlerin yönlendirmesiyle de benzer ya da görece birbirlerinden farklı gerekçelerle bir araya gelme, dayanışma içerisine girme ve kendi gerçeklikleri çerçevesinde ortak mücadele yürütme vb... istemleri ve çabaları her daim olacaktır.

     Tartışma konusu ettiğimiz platformların dönüşebileceği ya da oluşturulmak istenmesi halinde karşı çıkılmamasını düşündüğümüz platformlar, işte tam da bu “...bir araya gelme, dayanışma içerisine girme ve kendi gerçeklikleri çerçevesinde ortak mücadele yürütme vb. istemleri ve çabaları"nın somutlanmış ifadesi olan platformlardır.

     Sol, sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever siyasi kolektivitelerin dernek, sendika vb... kitle örgütlenmelerinin kendi aralarında bir platform oluşturma istemlerini, platformlar oluşmuş ise faaliyetlerini desteklememe gibi keyfiyete dayalı bir tavırları olamaz, olmamalıdır da.

     ***

     Siyasi kolektiviteler, bu desteklerini, istenildiğinde onların yanında durarak ve yanlarında olunacağının bilinmesine inanmalarını sağlayarak, gösterirler; dernek, sendika vb. kitle örgütlenmeleri ve bireyler ile “temsilci” düzleminde platformlar (birliktelikler) oluşturarak, her konuda onlarla ortaklaşa kararlar alarak ve hareket ederek, değil.

     Birincisi doğru bir konumlanmayı anlatır; ikincisi, başka bir şeyi.

     İkinci halde ne dernekler, sendikalar..., ne de siyasi kolektiviteler kendi işlevlerine uygun olarak toplumsal mücadele içerisinde yer alabilir ve görev üstlenebilirler; her şey birbirine karışır ve sonuç itibariyle, kısır bir döngü içinde dönülür durulur...

     40 yıllık yenilgi dönemi, bunun kanıtıdır.

***

     Bugünkü koşullarda (sol, sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever) siyasi kolektivitelerin ve (dernek, sendika... gibi) kitle örgütlenmelerinin her birinin kendi düzlemlerinde işlevlerini yerine getirmelerini savunmak; yürütülüp yönlendirilecek mücadele içerisinde en küçük birimlerden başlayarak yurttaşı temel alan birliktelikleri oluşturmaya çalışmak, doğru olandır...

     Şimdi, bu noktadayız!

     14.05.2022/Datça/Mehmet Erdal

Devamını Oku...

6 Mayıs 2022 Cuma

2022.05.07.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-22: "DEMOKRASİ PLATFORMLARI" ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (4)

  Hiç yorum yok
14:01

 

     


YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-22: “DEMOKRASİ PLATFORMLARI” ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (4)

     Bundan önceki 3 bölümde, özet olarak, 12 Eylül sonrası dönemde oluşturulan bu platformların pozitif bir işlev üstlendiklerini, bunun yadsınamayacağını ama bir yenilgi döneminde, yenilmiş ya da yenilgiye tanık olmuş solcu, sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever kişiler tarafından “savunma” refleksiyle, yani içinde yer aldıkları ya da yönetimlerinde bulundukları farklı nitelikteki örgütlenmelerin (dernek, sendika, parti, platform (*) vb.) ülke genelinde ya da yerel düzeyde yürütülüp yönlendirilmeye çalışılacak olan toplumsal mücadele içerisindeki yeri düşünülerek değil, asıl olarak “birliği” ve “ortak mücadeleyi” oluşturma (var olma ve seslerini duyurabilme) düşüncesi çerçevesinde bir araya getirilerek oluşturulduklarından “zaaflı” olduklarını söylemiş ve eklemiştik: “40 yıllık deneyim, solcu, sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever kişiler yönetimde bulunsa ya da içerisinde yer alsalar da farklı nitelikteki bu örgütlenmelerin (dernek, sendika, parti, platform...) ve katılımcı kişilerin kalıcı olarak bir arada bulunabilmesinin ve ortak bir çizgide hareket edebilmesinin yolunun, platformun “şekli” ya da “amorf” bir örgüt olarak, üzerinde yürünecek çizginin ise “en alt seviyede” belirlenmesiyle mümkün olduğunu, göstermiştir...” (3. Bölüm)

     ***

     Dünya'da ve ülkemizde 40 yıldır içinde yaşanılan tarihsel koşulların yanı sıra solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların ve yurtseverlerin “öznel” durumları nedeniyle bir türlü içinden çıkılamayan ve 40 yıl boyunca devam eden “yenilgi” dönemi boyunca var ola gelen bu platformlar ile artık daha fazla yola devam etmenin ve bu konuda ısrarcı olmanın, doğru olmadığını, düşünüyoruz.

     40 yıllık deneyimin sonucu odur ki, yapıları nedeniyle, bu platformlar ile yapılabileceklerin sınırı bellidir; 40 yıldır devam eden ve içinde yuvarlanılıp durulan “kısır döngünün” dışına çıkabilmek için, yenilgi dönemine has başka olgular gibi bu platformların da ömrünü doldurduğunu kabul etmek ve yeni örgütlenme biçimlerini formüle etmek gerekmektedir.

     ***

     Hiç şüphesiz, 40 yıllık “yenilgi” sürecini aşma ve geride bırakma mücadelesi kendi örgütlenme biçimlerini yaratacak ve mücadelenin içerisinde somut bir olgu olarak ortaya çıkacak bu örgütlenme biçimleri formüle edilerek mücadelenin devrimci özneleri haline getirilecektir.

     Bu aşamada, bir ilk adım olarak, tartışma konumuz olan bu platformların içerisinde yer alan siyasi kolektivitelerin (çevre, grup, parti, platform vb.) platformlardan ayrılmalarının; bu platformların derneklerden, sendikalardan, platformlardan ve kişilerden oluşan örgütlenmeler olarak yollarına devam etmelerinin; siyasi kolektivitelerin, bu platformlara destek vermelerinin daha doğru olacağını düşünüyor ve öneriyoruz...

     ***

     Aynı ya da başka bir ad ile yollarına devam edecek olan bu platformlar içerisinde yer alan dernekler, sendikalar, platformlar ve kişiler, kendi gerçekliklerinde daha kolay bir biçimde hareket alanlarının çerçevesini belirleyebilecekler, kararlar alabilecekler ve harekete geçebileceklerdir.

     Kendilerini 40 yıldır farklı biçimlerde ifade etmeye ve seslerini duyurmaya çalışan solcular, sosyalistler, devrimciler, demokratlar ve yurtseverler ise kendi öz örgütlenmeleriyle, politikanın asıl olarak yapıldığı sokaklara dönmeli, örgütlemek ve temsil etmek istedikleri kitlelerin karşısına yalın bir biçimde çıkmalı, bir başka deyişle, asıl işlevlerini yerine getirmelidirler.

     Böylece, 40 yıldır aşılamayan “yenilgi” döneminin sonucu olarak “derneklerin” dernek, “sendikaların” sendika, “platformların” platform, “siyasi kolektivitelerin” (“çevre”, “grup”, “parti”, “platform”) siyasi kolektivite (çevre, grup, parti, platform); “solcuların” solcu, “sosyalistlerin” sosyalist, “devrimcilerin” devrimci, “demokratların” demokrat, “yurtseverlerin” yurtsever olarak görüldüğü ve kabul edildiği, her şeyin “yaparmış” gibi yapıldığı bir döneme son verilmelidir.

     Bunun için yapılması gereken, her şeyin aslına rücu edeceği bir süreci başlatmaktır.

     Tartışma konumuz olan platformlarda gündeme gelmesini önerdiğimiz bu yeni yönelim, bu dönüşüm sürecinin bir boyutu olacaktır.

     (Devam edecek)

     07.05.2022/Datça/Mehmet Erdal

     (*) “Platform” tanımı, kullanıldığı yere göre bazen “kitlesel”, bazen “siyasal” bir içeriği kastetmektedir.

Devamını Oku...

29 Nisan 2022 Cuma

2022.04.30.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-21: "DEMOKRASİ PLATFORMLARI" ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (3)

  Hiç yorum yok
14:09

     


YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-21: “DEMOKRASİ PLATFORMLARI” ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (3)

     “DEMOKRASİ PLATFORMU”, “EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU”... ya da oluşturulduğu yerde hangi adla biliniyor ise işte o örgütlenmeleri tartışmaya devam ediyoruz.

     ***

     Bundan önceki bölümün sonunda “...40 yıllık yenilgi döneminin aşılmaya çalışılması, yenilgi dönemine has başkaca olgular gibi, bu platformların da aşılmaya çalışılması anlamına gelir, diyebilir miyiz?” diye sormuş ve yanıt olarak da “Evet, diyebiliriz.” demiştik.

     Sonra, yine sormuştuk: “Peki, bunu istiyor muyuz?”

     “... il, ilçe, mahalle vb. yerlerde var olan solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların, yurtseverlerin vb. 'birlikteliğini' ve 'ortak mücadele yürütmelerini/hareket etmelerini' sağlama vb. amacıyla oluşturulan bu platformları...” (1. Bölüm), ortaya çıktıkları dönem (“yenilgi” dönemi) ile ilişkilendirmedikleri için ya da ilişkilendirseler de var olan bir gereksinimi (12 Eylül 1980 öncesi dönemde bir türlü başarılamayan “birlikteliği” ve “ortak mücadele yürütmeyi”) karşıladığı gerekçesiyle “kalıcı” olacağını/olması gerektiğini söyleyenler ve savunanlar olabilir mi?

     Evet, olabilir.

     Peki, bu söylem ve savunu doğru mudur?

     Hayır.

     Neden?

     Bu platformlar, yeniden ve yeniden ısrarla yineliyoruz, “yenilgi” döneminde ortaya çıkmış olgulardandır. Nesnel bir olgu olarak ortaya çıktıkları o “yenilgi” koşullarında, “pozitif” bir işlev üstlenmişlerdir. Bu işlevlerini bugüne kadar bir biçimde devam ettirdiklerinden, “kalıcı örgütlenmeler” yanılsamasına yol açmışlardır.

     Öte yandan, bu platformlar, “yenilgi” döneminde, yenilmiş ya da yenilgiye tanıklık etmiş solcular, sosyalistler, devrimciler, demokratlar ve yurtseverler tarafından “savunma” refleksiyle oluşturulduklarından, “zaaflıdırlar”; bu “zaafları”, 40 yıl yaşanan “yenilgi” dönemi nedeniyle kalıcı hale gelmiştir.

     Bir başka deyişle, yaşadıkları yerlerde (İl, İlçe) içinde yer aldıkları örgütlenmeler (dernek, sendika, parti, dergi, platform vb.) üzerinden bir araya gelerek bir üst örgütlenme (DEMOKRASİ, EMEK VE DEMOKRASİ PLATFORMU vb.) oluşturmaya çalışan solcular, sosyalistler, devrimciler, demokratlar ve yurtseverler yenilmiş ya da yenilgiye tanıklık etmiş olduklarından (bir başka deyişle, “özgüven” duygusunu tamamen ya da büyük ölçüde yitirdiklerinden), o koşullarda yok olmaktan kurtulmanın ve seslerini duyurmaya devam edebilmenin “yegane yolunun” ya da “yollardan birisinin” bu platformlar olduğunu düşünerek hareket etmişler; bu nedenle, bu platformlar oluşturulurken, bu platformların (örgütlenmelerin) ülke genelinde ya da o oluşturulduğu yerde yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan/çalışılacak olan toplumsal mücadele içerisindeki yeri değil, platformun (“birliğin” ve “ortak mücadelenin”) kendisini oluşturma düşüncesi belirleyici öğe olmuştur.

     Hal böyle olunca, “birliği”, dahası “en geniş birliği” oluşturmak ve “ortak mücadeleyi” örgütleyebilmek için farklı nitelikteki örgütlenmeleri (dernek, sendika, parti, dergi, platform vb.) ve katılmak isteyen bireyleri bir platform çatısı altında bir araya getirmeye çalışmanın toplumsal mücadele açısından ne ölçüde doğru olduğu ve olası sonuçları ya hiç ya da yeterince sorgulanmamış; çoğunluk “ille de birlik ve ortak mücadele” dediği için, neredeyse ilk ortaya çıktığı haliyle var ola gelmişlerdir.

     ***

     40 yıllık deneyim, solcu, sosyalist, devrimci, demokrat ve yurtsever kişiler yönetimde bulunsa ya da içerisinde yer alsalar da farklı nitelikteki bu örgütlenmelerin (dernek, sendika, parti, dergi, platform vb.) ve katılımcı kişilerin kalıcı olarak bir arada bulunabilmesinin ve ortak bir çizgide hareket edebilmesinin yolunun, platformun “şekli” ya da “amorf” bir örgüt olarak, üzerinde yürünecek çizginin ise “en alt seviyede” belirlenmesiyle mümkün olduğunu, göstermiştir; aksi durumlarda, platformdan ayrılmalara ya da “ortak akıl” ile tespit edildiği ifade edilen eylemliliklere bir nedenle uzak durmalara ya da tamamen “temsili düzeyde” katılımlara tanık olunmuştur.

     Bugün, kim, çıkıp, 40 yılın sonunda varılan noktada toplumsal eylemliliklerin yaşanılan kentlerin merkezi yerlerindeki meydanlarında bazı günler (anmalar, protestolar...) yapılan ritüeller haline gelmiş basın açıklamaları, izin alınabildiği ölçüde gerçekleştirilen toplantılar, paneller, yürüyüşler ve mitingler çerçevesine hapsolmasında; toplumsal mücadelenin sistemin aksaklıklarını gidermeye çalışan sistem içi bir mücadeleye dönüşmesinde; platform içindeki farklı nitelikteki örgütlenmelerin nesnel olarak aynılaşmasında (Örn: siyasi çevrelerin, grupların, platformların ve partilerin gerçekte siyasi işlevlerini yitirmesinde ve birer dernek, üyelerinin ise dernek üyeleri haline dönüşmesinde); olağan dışı haller dışında platform bileşeni örgütlenmelerin üyelerinin bile eylemliliklere katılmamaya ve katılanların sayısının ise her geçen gün daha da azalmaya başlamasında; içinde yaşanılan sistemin değiştirilebileceğine dair inancın ve haliyle özgüven duygusunun kaybolmasında... tartışma konumuz olan bu platformları kalıcı olarak var etmeye ve toplumsal mücadeleyi bu platformlar çerçevesinde yürütüp yönlendirmeye çalışmanın hiç katkısı yoktur diyebilir?

     (Devam edecek)

     30.04.2022/Datça/Mehmet Erdal

 

Devamını Oku...

15 Nisan 2022 Cuma

2022.04.16.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-19: "DEMOKRASİ PLATFORMLARI" ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (1)

  Hiç yorum yok
14:02

   


 YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-19: “DEMOKRASİ PLATFORMLARI” ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (1)

     5-10 yıl öncesine göre adları daha az duyulsa da ülkemizin pek çok yerinde, özellikle sahil bölgelerindeki kentlerde kendisini sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb. olarak tanımlayan yurttaşlar “Demokrasi Platformu”, “Emek ve Demokrasi Platformu” vb. adlar altında bir araya geliyorlar ve ülke genelindeki ya da lokal düzeydeki toplumsal sorunlara dair ortak düşüncelerini ve tepkilerini, farklı biçimlerde (basın açıklaması, yürüyüş, miting...vb.) bu örgütlenmeler üzerinden dile getiriyorlar.

     Yurttaşların bu platformlarda bir araya gelişleri, içinde yer aldıkları siyasal kolektiviteler (çevre, grup, parti vb.) ile Demokratik Kitle Örgütleri (DKÖ) ya da Sivil Toplum Örgütleri (STÖ) olarak tanımlanan derneklerin, sendikaların, sosyal medya platformlarının vb. dolayımı ile oluyor; Datça gibi bazı istisnai yerlerde ise “bireyler” de bu platformların içerisinde yer alabiliyorlar.

     Toplumsal mücadelenin yeni bir sürece evrilmeye başladığı bu aşamada, elektrik zamlarını protesto, “Geçinemiyoruz” mitingi, 1 Mayıs etkinliği, maden yasasını protesto... gibi somut bir nedene bağlı olarak değil de daha geniş bir bakış açısıyla, yani il, ilçe, mahalle vb. yerlerde var olan solcuların, sosyalistlerin, devrimcilerin, demokratların, yurtseverlerin vb. “birlikteliğini” ve “ortak mücadele yürütmelerini/hareket etmelerini” sağlama vb. amacıyla oluşturulan bu platformların bazı yönlerden tartışılması yararlı olacaktır.

     Haydi başlayalım!

     ***

     Öncelikle, bu platformların, şu veya bu siyasal kolektivitenin ya da kolektivitelerin (çevrenin, grubun, partinin vb.) yürütüp yönlendirmeye çalıştıkları toplumsal mücadeleye ilişkin teorik bir önermesi/önermeleri çerçevesinde değil, 12 Eylül Askeri Faşist Darbesi koşullarında ağır bir yenilgi yaşayan, darmadağın olan ve haliyle, uzun yıllar, öz gücüne güvenerek kendisini ifade edemeyen sol, sosyalist, devrimci, demokrat, yurtsever vb. güçlerin kendilerini ifade etme ve yeniden toparlanma gereksinimleri bağlamında ortaya çıktığını; kurulduğu yerlerdeki öznel koşullara bağlı olarak da birbirlerinden görece farklı özellikler gösterdiklerini, söyleyebiliriz.

     Bu nedenle, bu platformları, ortaya çıktıkları bu tarihsel koşullardan kopartarak, bugün bulunduğumuz konumlardan (birey, çevre, grup, parti vb.) hareketle (“öznel” bir bakış açısıyla) ele alamayız ve değerlendiremeyiz; bu platformlar, oldukça uzun süren o yenilgi koşullarında ortaya çıkmış nesnel olgulardır.

     ***

     Nesnel birer olgu olarak ortaya çıkan bütün örgütlenme biçimleri gibi bu platformlar da, alternatifinin yaratılamadığı ya da alternatifinin yaratılması doğrultusunda somut ve sonuç alıcı adımların atılamadığı koşullarda “pozitif” örgütlenmeler olarak görülmeli ve o çerçevede ele alınmalıdır; bu yaklaşım, bu platformların eleştirilmesini, içinde yaşanılan sürecin gereksinimleri çerçevesinde farklı yönlerden geliştirilmesini, yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan toplumsal mücadele çerçevesinde gidebildiği yere kadar evriltilmeye çalışılmasını dışlamaz.

     Bir başka deyişle, eleştirel bir yaklaşım, bu platformlar konusunda, doğru bir yaklaşımdır.

     ***

     12 Eylül yenilgisi döneminde nesnel olgular olarak ortaya çıkan bu platformların, bu gerçekliklerine karşın, 12 Eylül öncesi koşullarda gereksinim duyulan ama bir türlü başarılamayan “birlikte olma” ve “ortak mücadele yürütme” işlevini yerine getirdiği ve haliyle “kalıcı” olması gerektiği yaklaşımı, yenilgi döneminin 40 yıl gibi oldukça uzun sürmesinden ve bu platformların da bu yenilgi döneminde somut işlevler görmesinden kaynaklanan bir yanılsamanın sonucudur; bu platformların da, yenilgi dönemine has daha başka pek çok olgu gibi aşılacağını ve yerlerini yeni örgütlenme biçimlerine bırakacağını, öngörebiliriz.

     Hiç şüphesiz, bu platformların aşılması, sönümlenmesi ve tarih sahnesinden çekilmesi, yürütülüp yönlendirilmeye çalışılacak toplumsal mücadele içerisinde nesnel birer olgu olarak ortaya çıkacak yeni örgütlenme biçimlerinin boy vermesi ve yeni sürecin gereksinimlerini karşılamaları çerçevesinde gerçekleşecektir; akşamdan sabaha ya da bunun böyle olması istendiği için değil!

     (Devam edecek)

     16.04.2022/Datça/Mehmet Erdal

 

Devamını Oku...