2018.09.16.ÖRGÜT DEDİĞİN NEDİR Kİ (8.Bölüm)
'ÖRGÜT' DEDİĞİN NEDİR Kİ ? ( 8.
Bölüm)
Şimdi adını anımsayamadığım
ama İnay'dan olduğunu söyleyebileceğim o genç arkadaşın bizi
uyandırması ve haberdar etmesi üzerine öğrendiğimiz Askeri
Faşist Darbenin ilk günlerinde, şahsen ben, tam anlamıyla
'şaşkın ördek' gibiydim.
Tamam, öncesi süreçte, Ağustos
ayında,'sorumlu' iki arkadaşın yakalanmasından önce, yapılan
tartışmalarda, bize iletilen 'merkezi değerlendirmeler'den de
hareketle, ğidişatın bir 'Açık Faşizm' doğrultusunda olduğunu
söylüyorduk ama öte yandan, 40 civarında milletvekili ( bazı
değerlendirmelerde daha az sayılar dile getiriliyor ise de biz o
günlerde bu 40 sayısını telaffuz ediyorduk) çıkarabileceğimiz
bir 'yasal parti' ve 'seçim' olasılığını da konuşuyorduk.
Haliyle, 'Açık Faşizm' öngörüsünde bulunuyor olmamızın, o
günkü 'siyasal' ve 'örgütlenme' pratiğimizde somut bir anlamı
yoktu; çünkü o doğrultuda yoğunlaşmıyor, olası gelişmeler ve
alternatifler konusunda tartışmıyor ve kısacası, bu öngörülen
'Açık Faşizm' olasılığı 'söylem düzeyinde' kalıyor ve
'kuvveden fiile' çıkmıyordu. (Bu 'merkezi' anlamda da
böyleydi,çünkü Ege'de, neredeyse tek-haydi 'başlıca' diyelim-
'aktif çatışma' bölgesi olarak kabul edilebilecek bu bölgedeki
bizlere, bu yöndeki 'teorik' değerlendirmelerin ötesinde ne 'özel'
bir 'görev' verilmiş ve ne de 'gerekli kişi' veya 'ekipman'
gönderilmişti. Haa, 'sorumlu' konumundaki arkadaş, 'sığınaklar'
filan demişti ama bu hem 'soyut' hem de 'kendiliğindenciliğe'
bırakılmış, bir şeydi.)
Keza, 1978 Maraş Katliamı
sonrasında ülkenin bazı bölgelerinde 'Sıkıyönetim' ilan
edilmiş, bu 'Sıkıyönetim' durumu, o bölgelerde bugüne kadar
devam ede gelmiş; arkadaşlar ve de başka 'muhalif' ( kişiler,
gruplar, çevreler, örgütler, partiler vb.) güçler, bu
'Sıkıyönetim' koşullarında mücadelelerine devam etmişler ve
'bir ölçüde de olsa' başarılı olmuşlar ve bugüne gelmiştik.
Öteden beri, yapılan bütün
'teorik' tartışmalarda ve anlatımlarda, şahsen ben 'sürekli
faşizm', 'gizli faşizm', 'açık faşizm' vb konularda çatır
çatır konuşuyordum ama işte şimdi '12 Eylül Açık Faşizm'
sabahında uyandırılmış ve o tartıştığımız 'olay'la yüz
yüzeydik: Bu, günlük yaşamımızda ve mücadelemizde bize nasıl
görünecekti? Neler yaşayacaktık? Neler olacak ve neler
değişecekti?
Olayın alacağı boyutları
tahmin edemiyordum.
Kafam karışıktı.
Karamsardım.
'İş başa düştü' diye
düşünmüştüm.
Direnecektik.
Peki nasıl?
Onu bilmiyordum.
Direnecektik, o kadar.
.....
Ağustos ayında, iki arkadaşın
yakalanmasından sonra, bizim bölgenin Uşak ile bağlantısı
kopmuştu; Ben Uşak merkezde bulunan evime gidip geliyor ve olası
operasyonlara dair (hiyerarşik ilişki dışından) bilgiler
alabiliyordum ama bizim durumumuz ne olacaktı? Yeni 'sorumlu'
arkadaş gelecek miydi? Biz ne yapacaktık? Neler
yapmalıydık?..Bilemiyordum.
....
Bizim bölgede, Uşak'tan ve başka
illerden gelen çok sayıda arkadaş vardı ve farklı köylere
dağıtılmışlardı: Bu arkadaşlar, bulundukları köylerde ve
köylerin çevrelerindeki arazide bir biçimde kalıyorlar, 12 Eylül
öncesi itibarıyla, o köylerdeki günlük yaşama ve çalışmalara
farklı biçimlerde katılıyorlardı.
Her köyde (veya bir-iki köyü
kapsayacak biçimde), 'sorumlu' arkadaşlar vardı.
Bu arkadaşlardan 'görece' önde
olanlar, Büyükkayalı ve Küçükkayalı köyleri civarındakiler idi;
onlar hem 'görece' daha yoğun bir 'pratik' süreç yaşamışlar,
hem 'sığınak vb' daha önce yönelmişler ve hem de 'görece'
ormanlık sayılabilecek bir arazi bölgesinde bulunuyorlardı.
....
Bu 'boşluk'ta, aklıma, 1980
öncesi koşullarda elden düşürmediğimiz ve neredeyse başucumuzda
duran 'VİETNAM KAZANACAK' adlı kitap geliyordu; biz (veya, hadi
kimseye haksızlık yapmayayım, ben), 'gerilla savaşını', teorik
düzeyde, bu kitaptan öğrenmiştik.
Aklımda kaldığı kadarıyla,
mevcut durumla o kitaptaki bölümler arasında paralellikler
kuruyor, çıkarsamalarda bulunuyor ve tamam, biz de şunu yapmalıyız
diyordum.
Hiç unutmam, İnay'da bulunduğum
ve boş evlerde saklandığım o 12 Eylül sonrası günlerin
birisinde, Büyükkayalı köyü tarafından gelen ve 'ne yapmak'
gerektiği konusunda benden bilgi almak isteyen (kurye, diyebiliriz)
bir arkadaşa, o zamanlar yayınlanan ve benim her hafta alıp
okuduğum 'Yankı' dergisinin arka sahifesinde güncel gelişmelere
dair yazısı yayınlanan Kışlalı'nın değerlendirmelerinden de
yararlanarak, İnay'ın arka bir sokağında, sokak lambasının
ışığı altında oldukça ayrıntılı bir değerlendirme yazmış
ve o bölgedeki arkadaşlara yollamıştım.
Hiyerarşik ilişki hala yoktu,
nesnel olarak, bir biçimde, 'otonomlaşmış' idik ve başka ne
yapabilirdim ki?
Arazide saklanmaya devam edecektik.
Yakalanmayacaktık.
Teslim olmayacaktık.
Var olduğumuzu gösterecektik.
Hiyerarşik ilişki kurmaya
çalışacaktık.
.....
Yanılmıyorsam, Eylül sonlarına
doğru yeni 'sorumlu' arkadaş gelmiş ve benimle bir biçimde ilişki
kurmuş ve buluşmuştuk.
Yine yanılmıyorsam, bu arkadaşın
önerisi ile, şartların değiştiği ve yeni bir durum oluştuğu
gerekçesiyle, o güne kadar Uşak'ta olduğundan bihaber olduğum
Selim Martin ile (yıllardan sonra) tekrar bir araya gelmiştik.
.....
O buluşmadaki 'iş bölümü'ne
göre Selim, Uşak merkeze; ben, bütün kırsala ve yeni gelen
arkadaş ise il ile 'merkez' arasındaki ilişkilere bakacaktı.
....
Ben Uşak merkezde iken, yeni
'sığınak' yerleri aramak için farklı yerleri dolaşan
arkadaşlardan bir grup, 10.10.1980 günü Güre bölgesinde, bir
evde, jandarmalar tarafından kıstırılmış ve Kutlubeyli
Abdurrahman Çetin burada öldürülmüş ve bir arkadaş yaralı
yakalanmıştı.
18.10.1980 tarihinde, Kurban
Bayramının ilk günü, Küçükkayalı köyünde, bayram namazı
çıkışı köylüler arasında çıkan kavgada, bizim Kara
Dayımız (Himmet Uysal) 'köyden bir kişiyi öldürdü'
gerekçesiyle, Ulubey Jandarma Karakolu tarafından gözaltına
alınmıştı. ( Ağır işkenceler gören ve bakımı yaptırılmayan
Kara Dayı, nihayetinde, Kasım ayı içinde, Cezaevinde ölmüştü.)
Bu olaylar, o güne kadar Büyük
şehirlerde ve şehir merkezlerinde operasyonlarını yoğunlaştıran
Askeri Faşist Cuntanın resmi kolluk kuvvetlerinin, artık kırsal
kesime yönelebileceğine dair bir işaret olarak algılanmış ve
ben bölgeye dönmüştüm.
16.09.2018 Datça
Mehmet Erdal
Mehmet Erdal

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder