Demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2025 Çarşamba

2025.09.24.Kent Konseyleri ve Sol, Sosyalist Kesimin Kent Konseylerine Bakışı Üzerine (1)

  Hiç yorum yok
02:35


Kent Konseyleri ve Sol, Sosyalist Kesimin Kent Konseylerine Bakışı Üzerine (1)

(Birinci Bölüm)

NE OLMUŞTU?

30.04.2024 tarihinde yapılan olağan kongrede başkan seçilen Aytekin Erdoğan'ın döneminde Datça Kent Konseyi, önceki dönemine göre daha iyi bir çalışma performansı içerisine girmiş ama Datça Yarımadası'nda çok uzun yıllar önce doğaya bırakılmış eşeklerin bu yılın haziran ayı içerisinde Muğla Valiliği'nin kararıyla (18.06.2025) Datça Belediyesi veterineri kontrolünde toplatılmaya başlanması ve sokak hayvanları ile ilgili yine Datça Belediyesinin uygulamaları, özellikle göreve başlayan veteriner ile ilgili tartışmalar sürecinde Datçalı yaşam savunucularının çokça eleştirisine hedef olan Aytekin Erdoğan, hem bu eleştirilerin etkisiyle, hem de Datça Kent Konseyi Yürütme Kurulu'nda görev yapan 2 üyenin yürütme kurulunun işleyişine yönelik eleştiriler yönelterek yürütme kurulundan ayrılması üzerine önce “Bir süre Kent Konseyi faaliyetlerinden uzak kalacağım için gruptan ayrılıyorum” diyerek içerisinde yer aldığı bütün çalışma gruplarından ayrılmış, akabinde diğer yürütme kurulu üyeleri ile birlikte seçimli olağanüstü kongreye gitme kararı alınmıştı.

18.08.2025 günü Bülent Ecevit Kültür Merkezi'nde yapılan olağanüstü kongrede bir ilk yaşanmış, sol, sosyalist kesim hem Datça Kent Konseyi Başkanlığına hem de Datça Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyeliklerine aday çıkarmış; sol, sosyalist kesimin adayı Haluk Koşar, yeniden aday olan Aytekin Erdoğan karşısında seçimi 38/20 kaybetmişti.

Haluk Koşar ile 19.09.2025 günü sol, sosyalist kesimin aday çıkarma sürecini, kent konseylerini ve sol, sosyalist kesimin birlikteliklerini konuştuk.

TEK ADAY VARSA YA “UZLAŞMA” YA DA “UMUTSUZLUK” VARDIR!

18.08.2025 günü yapılan Datça Kent Konseyi Seçimli Olağanüstü Kongresi'nde sen sol, sosyalist kesimin başkan adayı idin. Önceki seçimli kongrelerde, örneğin 25.06.2021 ve 30.04.2024 tarihli olağan kongrelerde sol, sosyalist kesim, Cumhur İttifakı'nın Datça Kent Konseyi Başkan Adayı rahmetli Ali Eren'e karşı bir nevi CHP'li Datça Belediyesi Yönetimi'nin desteklediği, yeşil ışık yaktığı... adayları desteklemiş, ayrı aday çıkarmamıştı. Ne oldu da sol, sosyalist kesim bu olağanüstü seçimli kongrede aday çıkardı ve sen sol, sosyalist kesimin başkan adayı oldun?

“18.08.2025 günü yapılan seçimli olağanüstü kongrede sol, sosyalist kesimin birlikte bir liste oluşturmasını belirleyen ana unsur, esasında seçimin tek liste ile gerçekleştirilmek istenmesiydi. Bilindiği üzere yürütme kurulundan bazı istifalar olmuş, bu istifalar sonrasında seçimli olağanüstü genel kurula gidilmişti. Duyduğumuz kadarıyla, kent konseyi başkanından kaynaklı sıkıntılar söz konusuydu ve şimdi aynı başkan yeniden aday oluyor, yeni bir liste oluşturuyordu. Karşısında da herhangi bir aday çıkmıyordu.

Bu noktayı ben, kongre anında yaptığım konuşmada da belirttim: Sol, sosyalist, demokrat birkaç kuruluş oturduk, 'Tek adaylı bir seçim, demokratik seçim olmaz. En azından seçimin demokratik geçmesi için, bir liste oluşturabilir miyiz,? ' dedik; 'Tek aday çıkıyorsa, ortada ya bir uzlaşma ya da bir umutsuzluk vardır.' Yeni yürütme kurulu listesinin oluşturulma biçiminden, yaşanan tartışmalardan ortada bir 'uzlaşmanın' olmadığı aşikardı, diğer taraftan bir 'umutsuzluğun' olduğu da aşikardı; bu 'umutsuzluk' aslında, ülkeyi de saran bir umutsuzluğun, 'Demokratiksizleşme' diye adlandırabileceğimiz bir umutsuzluğun yansımasıydı. Bu durum, kent konseyinin yapısı, işleyişiyle de alakalı bir durumdur. Bütün bunları dikkate alarak, 'Acaba' dedik, 'Biz, bugüne kadar kaçırdığımız fırsatları da göz önünde bulundurarak, Datça'da var olan sol, sosyalist, demokrat, demokratik işleyişe sahip kurum, kuruluşlar olarak ortak bir liste oluşturabilir miyiz? Bu listenin bir adayını da çıkartabilir miyiz?' Tek, tek görüşmeler yaptık. Görüştüğümüz herkesten hemen hemen olumlu yanıt aldık ve ortak bir liste oluşturduk. Ben de bu ortak listenin gösterdiği adaydım. Yani, ben 'aday' olarak çıkmadım; bir 'adaylığım' söz konusu değildi. 'Sen aday ol.' denildi. Ben 'başkan' adayı değildim, o listenin sözcüsüydüm. Böyle bir adaylığım söz konusu. Esasında, kent konseyindeki 'başkanlık' kavramı da bizim açımızdan tartışmalı, sorunlu bir kavramdır... ”


KENT KONSEYİ, SADECE BİR “SİVİL TOPLUM KURULUŞU” DEĞİLDİR!

Aslında bir “Kent Konseyi Yönetmeliği” var ama Kent Konseyleri, yasal olarak tanımlanmamış örgütlenmelerdir. Dolayısıyla, yetkileri de sorunludur. Böyle bir örgütlenmede sen sol, sosyalist kesimin sözcüsü olarak seçildiğinde, önceki yönetimlerin uygulamalarını esas alırsak, uygulamada ne tür farklılıklar olabilirdi? Ya da neler olabileceğini öngörerek, planlayarak sen 'sözcü' olarak aday oldun ya da birlikte bu işe giriştiniz?

“Kent konseylerinin oluşturulma mantığı, özünde, o yörede yaşayan, o ilçede, bölgede, ilde yaşayan insanların hem hemşehrilik bilincinin geliştirilebilmesi, hem kendi aralarındaki dayanışmanın oluşturulabilmesi ama en önemlisi, o yerin yerel yönetimine o yerde yaşayan insanların katılım kanallarının açılmasıdır. Kent konseyi, bu katılımın bir aracıdır. Yapısı da bunun üzerine oturtulmuştur. İki tane çalışma şekli var: 'Çalışma grupları' şeklinde farklı konularda oluşturulmuş gruplar etrafında bir araya gelen yurttaşların yaptığı çalışma, bir diğeri de 'meclisleşme' üzerinden yapılan bir çalışma. Burada, ağırlıklı olarak da zaten o bölgeyi, o ilçeyi ya da ili sokak sokak, mahalle mahalle ekipler oluşturarak halkın hem kendi yaşamı üzerinde, kendi yaşam alanı üzerinde hem de yerel yönetimde söz sahibi olabilme, alınacak kararların istedikleri gibi alınmasını zorlayabilme araçlarının oluşturabilmesi amaçlanıyor.

Burada, bizim temel yaklaşımımız, kent konseyini bu tip bir örgütlenme üzerine oturtabilmek, gerçek işlevine kavuşturtabilmektir. Normal işleyiş olarak baktığımızda kent konseyi, bir nevi 'bir sivil toplum kuruluşu' gibi çalışıyor. Yani çalışma grupları var, çalışma gruplarının her birisinin kendine has yaptıkları bazı çalışmalar var, değerli çalışmalar bunlar, önemli çalışmalar; bu çalışmaların her birisi kendi başına birer dernek çalışması gibi, isteyen bu çalışmaların içerisine girip çalışabiliyor, onların toplantıları oluyor, çalışmalarına ait raporları yayınlanıyor, farklı etkinlikleri oluyor... Kent konseyi de bunlarla birlikte bir hareket gerçekleştiriyor. Bu, tek başına baktığımızda, 'halkın yönetime katılım' ilkesini yerine getiren, gerçekleştiren bir durum değil. Katılım kanallarını açan bir durum değil.


MECLİSLER” ÜZERİNDEN BİR ÖRGÜTLENME ŞEMASI ÖNGÖRÜYORUZ

Bizim temel yaklaşımımız, bu kanalların açılması üzerinedir. Yani, kent konseyinin var olan yapısını 'meclisleşme' üzerine organize edebilecek, örgütleyebilecek bir yaklaşım ortaya koymaya çalıştık. Eğer seçilebilseydik, kent konseyini mahallelerden başlayarak, çeşitli sosyal grupların da meclisleştiği bir yapı haline getirmeyi düşündük. İşte bunun en yakın örneğini o gün kongrede yapılan konuşmalarda da ifade ettik konuşma yapan diğer arkadaşlar ile birlikte; mesela Bursa/Nilüfer Belediyesi'nin Mahalle Komiteleri dedikleri, daha meclisleştirmedikleri 'komite' şeklinde kurdukları bir yapı var. Bu örgütlenmeyi örnek olarak gösterdik. Keza başka birkaç belediye de var... Bütün bunların hepsi, baktığımızda, özünde sol, sosyalist, demokratik bir belediyecilik anlayışını, yerel yönetim anlayışını getiren, bununla bir izdüşüm sağlayan, üst üste düşen bir yaklaşım; Fatsa'ya kadar dayanan, Fikri Sönmezlere kadar dayanan bir süreçten bahsediyoruz. Şu anda kent konseyinin, bizim seçilmemiz halinde, seçilmiş olsaydık eğer, mahalleden, en tabandan başlayarak en tepeye kadar bir meclisleşme, meclisler üzerinden bir örgütlenme şeması öngörüyorduk. Temel farklılığımız buydu.

Bir ikincisi, temsil ettiği yapı olarak da şu haliyle baktığımızda kent konseyleri, hem yönetmelik gereği hem de geleneksel olarak sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri üzerinden örgütleniyor. Yedi (7) tane sivil toplum kuruluşunun temsilcisi bir araya gelerek bir yönetim oluşturuyor; bu haliyle, sadece kendilerini, kendi sivil toplum kuruluşlarını temsil ediyor, halkı temsil eden bir yapısı yok. Halkı temsil edebilmesi için meclislerin üzerine, halkın mahallelerde örgütlendiği sosyal grupların, meclislerin üzerine oturması gerekiyor ki kent konseyi, gerçekten kentte yaşayan insanları temsil edebilsin. Burada yaklaşım olarak da yönetimin tekrardan oluşturulması, şu anki yönetimin, seçilen yönetimin dışında başka türlü bir modelin gerçekleşmesi gerekiyor. Yani, meclislerin temsilcilerinin kendilerini bir şekilde var ettiği yeni bir meclisleşme, bu fiili olabilir, ille de yönetmeliğinin olması gerekmiyor.

Bir diğeri, başkanlığın 'bir formalite' haline getirilmesi gerekiyor. 'Başkanlık' denilen kurum, bugün ülkemizde öyle bir hale gelmiş vaziyette ki her taraf başkan kaynıyor; herkes başkan. Bu, başkanlıktan öteye bir sisteme dönüşmüş vaziyette. Yaklaşımımız açısından da söyledim, başkan adayı değildim, sözcüydüm. Başkanlık, bizim gözümüzde bir formaliteden farklı bir şey değil. Bu nedenle ayrı bir başkanlık seçiminin yapılmasından ziyade bir yönetim seçiminin yapılması gerekiyor; normalde, demokratik kitle örgütünün işleyiş budur. Bir yönetim seçilir, yönetim kendi içerisinde o görev bölüşümünü yapar. Kent konseyinde tersi bir işleyiş söz konusu. Tam da 'Başkanlık' sistemine uygun bir işleyiş var. Biz, aslında bu başkanlık sistemini de bir şekilde demokratikleştirme üzerine bir yaklaşım savunuyoruz. Bu yaklaşımımız, hem kent konseyinin aşağıdan yukarıya örgütlenmesini, demokratik kanalların açılarak örgütlenmesini sağlamak hem de en üstte, işte başkanlıktan yönetimine kadar bir demokrasi içerisinde bunun gerçekleşmesini sağlamaktı...”

(Devam edecek)

22.09.2025/Datça/Mehmet Erdal


 

Devamını Oku...

10 Ocak 2020 Cuma

2020.01.11.DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI- 'KATILIM'MI DEMİŞTİNİZ? 4

  Hiç yorum yok
13:04


     DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -4
     'KATILIM' MI DEMİŞTİNİZ?...
     31 Mart 2019 Yerel Seçimi sonrası, çok az sayıdaki kişiden oluşan Datça Haziran Meclisinde, bütün belediye Meclis toplantılarına katılma doğrultusunda bir eğilim öne çıktı ve ardından, (teknik nedenlerle katılınamayan Nisan ayı hariç) düzenli katılım başladı.
     Datçalıların belediye meclis toplantılarına katılımının gerekliliği ve nedenleri üzerine yazılar yazıldı ve çağrılar yapıldı. (Bknz:YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM -1 5/04.05.2019   https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ).
     ***
     Bu düşüncemizi yerel yönetimde ya da uzunca bir süredir var olan ve oldukça aktif bir çalışma çizgisi izleyen kent konseyi içerisinde farklı konumlarda bulunan bazı tanıdıklara açtık; ilk anlarda, yerel yönetimde yer alan tanıdıkların bir kısmı 'Gidin, kent konseyinde çalışın.', kent konseyi içerisinde çalışma yürüten tanıdıkların bir kısmı ise 'Gelin, kent konseyinde çalışın.' yollu, bir anlamda yönlendirme içeren önerilerde bulundular.
     Kent konseyi, yasal tanımlanması nedeniyle, yasayla tanımlanmamış platform vb. 'fiili/meşru' konumdaki oluşumlara (ki, Haziran Hareketi, bu konumdadır) kapılarını kapalı tutuyordu, bu bir; ikincisi ve asıl önemlisi, biz, yerellerde yürütülecek 'Demokrasi' mücadelesinin (ki, yerellerde bunun adı, bir anlamda 'yerel yönetimi demokratikleştirmek ve demokratik bir yerel yönetim yaratmak' mücadelesidir) kent konseyi odaklı ya da (daha kötüsü) kent konseyinde 'üs'lenilerek değil, doğrudan belediye meclisi odaklı (kent konseyinde yer almayı ve o konumda da mücadele etmeyi dışlamadan ama bunu 'ikincil' derecede görerek) yürütülmesi gerektiğini düşünüyorduk (Hala o noktadayız). Bu nedenlerle, (masa başında hazırlanan her planlamada tanık olunacağı üzere, şu anki gerçekliğinden biraz daha farklı bir formatta tasarladığımız) 'Belediye meclis toplantılarına katılalım' düşüncemizden vazgeçmedik.
     ***
     Biz, ülkemizde var olan (Büyükşehir 30, İl 51, Büyükşehir ilçe belediye sayısı 519, İlçe belediye sayısı 403, Belde belediyesi sayısı 386; toplam belediye sayısı 1389-Bknz:https://www.e-icisleri.gov.tr) belediyelerin her birindeki '...Belediye Meclisi, yetkileri büyük ölçüde elinden alınmaya ve merkezi otoriteye devredilmeye çalışılsa da, tarihsel olarak, yurttaşların var olan sorunlarını kendi kendilerine çözmeye çalışmalarının, bunu tartışmalarının ve kendi kendilerini yönetmelerinin bir ifadesi olarak ortaya çıkmış ve bu anlamda, özünde, YEREL PARLAMENTO olarak kabul edile gelmiştir.
     Bütün yurttaşlar... yaşadıkları yerele özgü veya yaşadıkları yerdeki yerel yönetimden kaynaklanan sorunlarını bu YEREL PARLAMENTO (Belediye Meclisi) odaklı tartışmaya ve çözmeye çalışmalıdırlar.
     Ancak o zaman, yaşadıkları sorunların kalıcı çözümünü sağlayabilmeleri ve bu kalıcı çözümün de bir parçası (öznesi) olmaları mümkün olabilecektir.
     Bugün, bulunduğumuz yerdeki Belediye Meclislerini, tarihsel olarak olması gereken bu yere oturtmak ve bu içeriğiyle çalıştırmak gerekiyor.
     Bu ise, ancak, Belediye Meclis toplantılarına, bu çerçevede, en geniş katılımı sağlamaya başlamakla olasıdır...'' (Bknz: Yerel Yönetimimizi Demokratikleştirelim -3, https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ), diyorduk.
     Bir başka deyişle, belediye meclisinin her ay başı yapılan toplantılarına katılımı, bu katılımın kitleselleşmesinin ve sürekliliğinin sağlanmasını ('yurttaş, değişimin öznesi olmalıdır; eğer yurttaş özne olamaz ise, o değişim gerçekleşmez ya da kalıcı olmaz' diyerek), yurttaşların, değişimin öznesi olabilmesi açısından, çok önemli buluyorduk.
     ***
     Mayıs 2019'da, belediye meclis toplantısına katılmaya başladık.
     ***
     Belediye Başkanımız Gürsel Uçar da 'Gelin. Katılın.' diyerek, benzeri çağrılar yaptı ve bu çağrılarını (her ay başı yapılan belediye meclis toplantılarında ve 17.11.2019 tarihinde Hızırşah Kültür Evinde gerçekleştirilen 'Yerel Demokrasiye Katılım-Forum'unda tanık olunduğu üzere) her fırsatta yineledi.
     ***
     Her belediye meclis toplantısı sonrası, (tarafımızca tutulan) toplantının gayrı resmi tutanakları farklı yerel İnternet sitelerinde yayınlandı. (Bknz: https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ).
     ***
     Peki, sonuç?
     Mayıs-4, Haziran-16, Temmuz-9, Ağustos-14, Eylül-9, Ekim-8, Kasım-16, Aralık-15 (ki, Belediye Başkanının Hızırşah'ta yaptığı 'Gelin.Katılın' çağrısı nedeniyle katılımın oldukça çok olabileceği öngörülüyordu; ama öyle olmadı), Ocak 2020-15 kişi.(Bknz: https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com )
     ***
     Ülkemizin başka yerlerinde, belediye meclis toplantılarına (hangi siyasi parti ya da kim yönetimde olursa olsun) istikrarlı bir biçimde katılım gösterilen ve notlar alınan (+bu alınan notların yerel kamuoyu ile paylaşıldığı) başka bir yer var mı ve eğer var ise, o yerlerde belediye meclis toplantılarına yurttaşların 'katılımı' nasıldır?
     Bilemiyoruz.
     ***
     Datça'daki katılıma ilişkin okuduğunuz rakamlardan anlaşılacağı üzere, Datça'da belediye meclis toplantılarına katılım, pek çok yerden 'görece' daha iyidir/çoktur (bunu öngörebiliyoruz), ama (bizce) yetersizdir.
     ***
     Yurttaşların (ister tek başlarına isterse belli bir örgütlülük içerisinde yaşıyor ve tanımlanıyor olsunlar), yaşadıkları yerellerde var olan sorunlarını çözmek istemeyecekleri ve bu nedenle de herhangi bir çaba içerisine girmeyecekleri (olmaz ya, hiç bir sorunu olmayan ve haliyle belediyenin kapısından içeriye ömrübillah adımını atmamış ya da var olan sorunlarını sıradan yurttaşın yürüdüğü yoldan ve çaldığı kapılardan geçerek değil de bambaşka yollardan çözebilme kudretine sahip olanları dışlayarak yazıyoruz) iddia edilemeyeceğine göre; yurttaşların, doğrudan ya da dolaylı olarak kendilerini ilgilendiren yerel düzeydeki sorunlarının ve çözümlerinin tartışıldığı, kararların alındığı belediye meclis toplantılarına katılım konusundaki bu ilgisizliklerinin bir nedeni ya da nedenleri ve haliyle de, bunların da bir açıklamasının olması gerekiyor.
     Siz ne düşünüyorsunuz?
     10.01.2020/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

24 Aralık 2019 Salı

2018.12.07.ÖN SEÇİM ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI 4

  Hiç yorum yok
08:52


     'ÖN SEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (4)
     31.03.2019 tarihinde yapılacak olan yerel seçimde 'tek başına' veya 'ortaklaşa' aday çıkaracak bütün partilere, çevrelere, gruplara vb. (ayrım gözetmeksizin), hangi yerde hangi adayı göstereceklerse, o adayı, o yerdeki İl veya İlçe örgütü üyelerinin tamamının 'oy kullanma' hakkı olduğu bir 'ön seçim' ile belirlemesi önerisi çerçevesinde günlük yaşamda tanık olunan tartışmalara bir kez daha değinmek gerekiyor:
     **'Ön seçim' önerisini yapan ve savunan kadınlar ve erkekler, uzayda değil, bu öneriye muhatap olan partilerin, çevrelerin, grupların vb. yaşadığı yerlerde ve koşullarda yaşamakta ve günlük yaşamı, bu tartışılan boyutuyla da (an be an olmasa da) gün be gün izlemektedirler.
     **Bu öneriyi yapan ve savunanların bazıları, günlük yaşamda da tanık olunduğu üzere, bu öneriye muhatap olan partilerin, çevrelerin, grupların vb. bazılarına üye veya taraftırlar; haliyle, çok doğal olarak, bazılarının gönlünde bazı aday adayları (farklı nedenlerle) 'ön planda'dır ve hatta bu çerçevede, bu konumdaki öneri sahiplerinin gönlünde, birbirlerinden farklı aday adayları da olabilir; ama, hiçbirisi, hiçbir aday adayının 'ön seçim' dışındaki bir yolla 'aday' olmasını savunmamaktadır.
     **Gündemde olan Yerel Seçimdir, haliyle seçime katılacak aday, o yerde yapılacak seçime, o yerdeki İl veya İlçe adına, onları temsilen katılacak aday'dır; çok doğal olarak, o adayın kim olacağına 'karar verme hakkı' yalnızca o yerdeki örgüte aittir ve hem de o aday adaylarını en iyi tanıyanlar ve kendilerince, (farklı nedenlerle) 'en iyi'ye karar verebilecek olanlar o yerdeki örgüt üyeleridir; bunun aksi iddia edilebilir mi?
     **Yapılacak olanın 'Yerel Seçim' ve belirlenecek olanın 'yerel aday' olduğu biline biline, Genel Merkez'in ve dahası, İl ve İlçe yöneticilerinin, seçimin yapılacağı yerdeki örgüt'ün üyelerinin kullanması gereken bir 'hakkı' (irade beyanını), onların yerine kendisinin kullanması ve de teorik olarak bu 'hak'kın sahibi olan üyelerin, bu gelişme karşısında 'sessiz' kalması ne anlama gelir?
     **Önerilen ve savunulan çerçevede yapılacak bir 'ön seçim', o yerde seçime katılacak partilerin, çevrelerin, grupların vb. o yerde, seçime katılacak adayın 'en doğru' aday olarak belirlenebilmesi amacıyla yapacakları kamuoyu araştırmalarını vb çalışmaları dışlamaz ve gereksiz konuma düşürmez; 'ön seçim', karar verme hakkının, en son o yerdeki İl ve İlçe Örgütü üyelerinde olmasının ('resmi' kabulün ötesinde 'fiili') kabulü ve ilanıdır.
     **'Ön seçim' dışındaki çalışmalarla belirlenecek adayın 'ön seçim' yapılsaydı da çıkacak aday'la aynı kişi olması (olasılığı) veya seçim'in, böylesi yollarla belirlenecek adaylarla da kazanılması (olasılığı), 'ön seçim hakkının (irade beyanının) yok sayılmasını haklı çıkarmaz; bu 'hak'kın tanınması ve mutlak bir biçimde kullanılması, 'Demokrasiyi' ve 'Demokratik yaşamı' gerçekleştirilebilir ve yaşanılabilir bir 'ihtimal' haline getirirken, bunun (pratikte) dışlanması, bu 'ihtimal'in tamamen, temelden dışlanması anlamına geliyor. (Boşuna mı 'ilk adımı hangi yola atarsan, o yolda yürürsün' diye yazılıp duruluyor).
     **Siyasi Partiler Yasasından ve yerel/genel nedenlerden kaynaklanan 'sağlıksız' İl ve İlçe Örgütleri yapıları gerçeği bu 'ön seçim' önerisini geçersiz kılmaz, tam aksine o yapıları sorgulamayı ve 'sağlıklı örgüt yapıları' konusunda sorgulama yapmayı ve çözüm yollarını arayıp bulmayı gündeme getirmeyi zorunlu hale getirir; aksi, bu sağlıksız yapıların devamına ve haliyle, yöneticilerin, bunu bahane ederek, üyelerin bu 'ön seçim' hakkını (istedikleri zaman) geçersiz kılmalarına zemin hazırlar.
     **'Ön seçim' önerisini gündeme getiren ve ısrarla savunanlar, bulundukları yerlerde 'apolitik' konumdaki veya mevcut partilerden, çevrelerden, gruplardan vb. bu öneriyi (farklı nedenlerle) kabul etmeyen ve hatta (yine farklı nedenlerle) reddedenlerin içlerini karıştırmak isteyen kişiler de değildir; onlar, bu ilk adımın atılmasını savunmanın ve uygulamanın ne anlama geldiğini, bunun hangi yolun (Doğrudan Demokrasi) ilk adımı olduğunu ve haliyle, devamı günlerde nelerin (günlük yaşama dair) önerilmesi ve savunulması gerektiğini bilmekte ve bunu bilerek bu öneride ısrar etmektedirler; peki, kendinden gerekçelerle bu 'ön seçim'e (bir biçimde) karşı çıkanlar, devamı günlerde neyi önerecekler ve savunacaklardır? Dahası, önerdiklerinde ve savunduklarında ne kadar inandırıcı olacaklardır? (Temeli olmayan bir bina nasıl inşa edilir ki?)
     07.12.2018/DATÇA
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2018.12.05.ÖN SEÇİM ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI 3

  Hiç yorum yok
08:10


     'ÖN SEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI (3)
     31 Mart 2019 tarihinde yapılacak Yerel Seçim'de tek başına veya ortaklaşa aday çıkaracak partilere, çevrelere, gruplara vb. yapılan 'aday belirlerken ön seçim yapılsın' önerisi; bu partilerin, çevrelerin, grupların vb. aday çıkarılacak yerdeki İl ve İlçe örgütleri'ne kayıtlı bütün üyelerinin bu konudaki iradelerini bu yolla da ortaya koymaları ve her kademede yönetici konumundakilerin bu ortaya çıkan 'çoğunluk' iradesini 'mutlak biçimde' dikkate almaları ve kabul etmeleri gerektiği önerisidir.
     O partilerde, çevrelerde, gruplarda vb. 'Demokrasi' varsa veya olduğu söyleniyorsa, haliyle aday belirlerken yapılması gereken budur.
     ***
     Ama görüldüğü gibi, teoride ve söylemde bunun aksi savunulamasa da, gerçek hayatta bu böyle olmuyor.
     Neden?
     ***
     Bilindiği ve tanık olunduğu üzere, insanlar, bu tür siyasi partilere, çevrelere, gruplara vb. üye olurken, bazı istisnalar hariç (korku vb.), ideolojik-etnik ve politik yakınlığın yanı sıra başkaca nedenlerden dolayı da üye olabilirler ve üye olan bütün bu kadınlar ve erkekler, bu üye olma gerekçelerini doğrudan veya dolaylı olarak o yerdeki İl ve İlçe Yöneticileri'ne bir biçimde ifade ederler veya o İl ve İlçe Yöneticileri, bunu bir biçimde öğrenirler ve bilirler.
     Bu üyelerin (istisnasız), üyesi oldukları partiler, çevreler, gruplar vb. ile 'aidiyet' ilişkisinin süresini de üye olmalarındaki nedenlerin karşılanıp-karşılanamaması ve bu çerçevedeki 'umudu' belirler; umudun da bittiği yerde 'aidiyet' de biter.
     Bunun aksini düşünmek ve iddia etmek, kendi kendini aldatmak veya karşıdakini aldatmaya çalışmaktır, ki bunun, kendine zarardan başka kimseye yararı yoktur.
     ***
     İdeolojik-etnik ve politik yakınlığın yanı sıra somut ve günlük (kişisel-ailevi ve grupsal iş, aş, mesleki, kültürel, maddi, manevi vb.) yaşama dair çok farklı nedenlerden birisinin veya birkaçının karşılanması beklentisi ile bu partilere, çevrelere, gruplara vb. katılan üyeler, bu beklentilerinin karşılanabilmesini 'boynunu bükerek ve rica minnet ederek' karşılamaya çalışabilecekleri gibi, bunun yanı sıra veya bunun dışında, kendi taleplerini ve düşüncelerini dinleyecek, karşılamaya çalışacak veya karşılamayı vaat edecek kişileri bulmayı ve onları, o buldukları kişilerin beklentileri de doğrultusunda 'bir adım' öne çıkarmayı ve çıkmaları için desteklemeyi düşünebilirler ve böylesi arayışlar içerisine girebilirler.
     Bu partilere, çevrelere, gruplara vb. böylesi kişisel, ailevi veya grupsal çıkarlarla değil, (söylemde veya gerçekte) ideolojik ve politik nedenlerle üye olanlar veya üye olduğunu söyleyenler, eğer 'biat', 'itaat' gibi 'edilgenliği' ve 'mutlak surette emre/buyruğa itaati' ilke olarak savunmuyor ve bunları bilerek ve peşinen kabul ederek üye olmuyor; tam aksine, toplumsal ve tarihsel bir iddianın savunucuları ve taşıyıcıları olmak iddiası ile katılıyor ve üye oluyorlar ise, onlar doğal olarak, bu savundukları düşüncelerinin gereği, ilkesel olarak, aralarından kimin hangi görevi daha iyi yerine getireceğini birlikte ve ortaklaşa tartışarak belirleyecek ve seçeceklerdir.(Elbette 'teori gri, hayat yeşildir.')
     'Biat' ve 'itaat' kültürünü içselleştirenlerin ve savunanların dışındaki kişilerin ve kesimlerin (tartıştığımız 'aday belirleme' konusu çerçevesinde) beklentilerini karşılayacak olan veya düşüncelerinin gereği yapılması gereken şey, önerilen ve savunulan 'ön seçimdir.
     ***
     'Ön seçim', mevcut koşullarda, (görece) 'en ideal' sonucu vermeyebilir ama (pek çok nedenden) 'en iyi yol'dur.
     ***
     Anlaşılacağı üzere 'ön seçim', kadın-erkek ve çocuk, bu toplumda yaşayan herkesin, içinde yaşadıkları topluma ve kendilerine dair her konuda alınacak ve verilecek kararlara her aşamada söz söyleyerek, öneride bulunarak, eleştirerek ve irade beyanında bulunarak katılmaları gerektiğinin (tartıştığımız 'yerel seçimde aday belirleme' konusunda) bir biçimde ifade edilmesinden başka bir şey değildir ki, 'zurnanın zırt dediği yer' de burasıdır.
     ***
     1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyetinin tarih olduğu ve yerine (İslami yönelimli) yeni bir Cumhuriyet'in kurulmaya çalışıldığı ve bu yönelime uygun olarak, kadın-erkek ve çocuk herkesin 'kul' olmasının istendiği bugün, var olan siyasi partilerin, çevrelerin, grupların vb. ezici çoğunluğu, açıktan veya farklı gerekçelerle, özünde bu 'kul' olmayı savunan veya 'kul' olmaya psikolojik zemin hazırlayan 'edilgenliği' bir biçimde savunmakta sakınca görmemektedir.
     İşte 'ön seçim' önerisi, özünde, bu anlayışlara ve yaklaşımlara karşı 'temelden' ve 'cepheden' bir karşı çıkıştır.
     Tartıştığımız konu bağlamında, 'turnusol kağıdı'dır.
     ***
     Bugün, tartışılan konu bağlamında, 'ön seçim' savunuluyor, çünkü genelde de 'söz, yetki ve iktidar halka' şiarı savunuluyor.
     Bu kadar...Gerisi 'lafügüzaf'...
     05.12.2018/DATÇA
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...