Mustafa Olpak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2022 Cuma

2022.03.12.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-14: SOL İÇİ SORUNLARI NASIL ÇÖZMELİYİZ? (4-1)

  Hiç yorum yok
13:01

     

                                                        (Sezer Filiz/Hortuna)
YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-14: SOL İÇİ SORUNLARI NASIL ÇÖZMELİYİZ? (4/1)

     Kişisel tarihimde yeri var ama İzmir Devrimci Gençlik'in ve Devrimci Yolun İzmir GSB (Genç Sosyal Devrimciler/Sosyalistler Birliği) (*) örgütü ile herhangi bir ilişkisinin olduğunu anımsamıyorum.

     İzmir'de, İGD (İlerici Gençlik Derneği) çevresi ile ilk ilişkilerimiz ise, yanılmıyorsam, 1976-77 kış dönemi içerisinde başlamıştı.

     Devrimci Gençlik Dergisi yayınlanmaya ve sonradan kendilerini Devrimci Kurtuluş olarak adlandıracak arkadaşlar ile ayrılık başladıktan sonra Kemeraltı Başdurak'taki Başdurak İş Hanı üst katta bulunan ANT-YÖD'den (Antalya Yüksek Öğrenim Derneği) elimizi ayağımızı çekmiş ve yalnızca, Harputlu İş Hanı zemin kattaki Gençlik Kitabevi'ne gidip gelmeye başlamıştık; o günlerde, Devrimci Gençlik Dergisi oradan dağıtılıyordu ve “abi” de, arandığında ancak orada bulunabiliyordu.

     Öznel durumumuz nedeniyle, dergi almaya ya da aklımıza takılan bir konuda “abi” ile konuşmak için Gençlik Kitapevine gittiğimizde, o civarda oturup sohbet edebileceğimiz bir yerimiz yoktu; haliyle, bazen, çok sayıda kişi, o küçücük kitabevinin içinde ve camekanının önünde gürültülü bir şekilde uzun süre bekleşip duruyorduk.

     Kim akıl etti ya da kim ilk önce nasıl öğrendi ve önerdiyse, ayrıntıya dair hiç bir fikrim yok, kitapevinin önünde artık dikkat çekmeye başlayan kalabalığı azaltmak, daha rahat bir ortamda oturup konuşabilmek amacıyla, Kemeraltı'nın yan sokaklarının birisinde, Gençlik Kitabevine de çok uzak olmayan bir yerde bulunan TÜS-DER'e gitmeye başladık.

     TÜS-DER'in, üstü yarı açık yarı kapalı oldukça geniş bir salonu vardı; orada çok rahat oturup konuşulabiliyor ve çay filan da içilebiliyorduk. Anımsadığım kadarıyla, belki de yalnızca gündüzleri oraya gittiğimizden öyle olabilir, o salonda, biz gençlerden daha büyük yaşta çok az sayıda kimse olurdu; muhtemelen, bu kişiler TÜS-DER üyeleriydi.

     Bir süre sonra, bazı arkadaşlar, oraya gidip oturduklarında, çay ocağını işleten kişinin, bir daha buraya gelmeyin, dediğini, aktarmaya başladılar; biz, boş verin, kime ne zararımız var ki, gidip oturmaya devam edelim, diyorduk.

     Aklımda kaldığı kadarıyla yazıyorum, 1976-77 kışı olacak, İGD, bir kanaldan, bize, UDC'yi (Ulusal Demokratik Cephe) tartışmak istiyoruz, sizi de davet ediyoruz, demiş; “abi”, İGD'den gelen bu çağrıya benim katılmamı istedi. Tamam da, ben, toplantıya gittiğimde neyi savunacaktım? Biz, bu konuda ne düşünüyorduk?.. Neyse, gittim.

     TÜS-DER'in bir odasında yapılan toplantıya, İGD adına katılan kişi, benim Buca Lisesi Ortaokul kısmında (1966-69) okurken tanıdığım bir arkadaşımdı; kendisiyle, 1973-74 yıllarında da bir ara sohbetimiz olmuştu... (**)

     Biraz tartışılan konuda “cahil” olmam, biraz da “abi”nin yönlendirmesi (“katılmadı demesinler, katılalım; dinleyelim”) nedeniyle, katıldığım bir-iki toplantıda UDC üzerine anlatılanları ve toplantıya katılanlardan bazılarının söylediklerini dinlemekle yetinmiştim; neticede, o tartışmalardan somut herhangi bir şey de çıkmamıştı. (***)

     UDC tartışmalarından bir şey çıkmayınca ya da biz çekilince, ayrıntıya dair çok fazla bir şeyler anımsamıyorum, ya da İDOD'un (İzmir Demokratik Orta Öürenim Derneği), EMEK DAĞITIM'ın, bazı mahalle derneklerinin devreye girmesiyle ve haliyle, TÜS-DER'e gereksinim kalmaması sonucu olabilir, TÜS-DER'e uğramaz olmuştuk.

     İGD ile ilk karşı karşıya gelişimiz, bu gelişmelerden bir süre sonra Karabağlar Mahallesindedir.

     Devrimci Gençlik'in ilk mahalle çalışmalarına başladığı yerlerden birisi Karabağlar idi. (****)

     Karabağlar Mahallesinde çalışmaya başladığımızda İGD'lilerin Karabağlar Briketçi Durağından Yeni Çamlık yoluna saptıktan sonraki köprünün yanı başında bulunan kahvehanenin biraz ilerisinde bir dernekleri vardı; çoğunlukla kapalı olurdu.

     O yıllarda, mahalle vb. alanlarda çalışmalar yürüten siyasi yapılanmaların “ayrı örgütlenme” eğilimleri (*****) revaçta olduğundan, biz de, o güne kadar Halkın Sesi içerisinde yer alan Sezer Filiz (Hortuna) (******), Mustafa Olpak (Arap Mustafa) (*******) ve diğer arkadaşları kazandıktan sonra Briketçi Durağından Eski Çamlık Mahallesine doğru devam eden yol üzerinde bulunan kahvehanenin arka taraflarında bir yerde KARA-DER'i (Karabağlar Kültür ve Dayanışma Derneği) kurmuştuk.

     İki dernek arasında, kuş uçuşu çok fazla bir mesafe yoktu.

     Karabağlar Mahallesinde İGD'liler ile aramızdaki gerginliğin asıl nedeni, derneklerin birbirine yakın olması değil, Karabağlar'da çalışmaya başlamamızdan sonra, İGD'lilerin etki alanlarının giderek daralması (Karabağlar Mezarlığı ve Karabağlar Polis Karakolu ile karakolun yanı başından geçen dere arasındaki dar bir bölge) idi ; Aydın Mahallesi olarak anılan bu dar bölgede, TEBA gibi bir-iki iş yerinde örgütlü olan DİSK'e bağlı sendikaların üyesi işçiler kalıyordu.

     Yağhanelerden Karabağlar'a girişte bulunan Hasan Hüseyinlerden Yeni Çamlık'a kadar çok geniş bir bölgede mahalle çalışması yürütürken, zaman zaman Aydın mahallesine de geçip dernek bildirilerini dağıtıyorduk. Siyasi hareketler arasındaki (o yıllarda tavan yapmış) “rekabet” nedeniyle, İGD ile aramızda bir sürtüşmenin yaşanması kaçınılmazdı.

     Nitekim, umarım hafızam beni yanıltmıyordur, 1977 yılı yazında, İGD'liler, Karabağlar-Gaziemir yolundan Çamlık yoluna sapan yolun Briketçi durağına varmadan hemen öncesinde yolun solunda bulunan yazlık sinemada bir tiyatro gösterisi düzenlemişlerdi; biz de, gösterinin düzenlendiği o akşam tiyatro gösterimini izlemek ve haliyle “ bu mahallede biz de varız” şeklinde bir gövde gösterisi yapmak için yazlık sinemanın yolunu tuttuk. Bazılarımız bilet aldı. Çamlık Mahallesine giden yol üzerindeki kapıdan değil de bilet satışının yapıldığı yan taraftaki kapıdan içeriye girmek istedik; ıııhhh, almıyorlar. İtiş kakış başladı, ama nafile. Sinirden tir tir titriyoruz. Nasıl olur?, diyoruz, nasıl almazlar bizi? Bu mahallede anti-faşist mücadeleyi yürüten biziz. Gireceğiz. Başka yolu yok. Ama nafile. Ne yaptık ise, içeriye giremedik. Eli mecbur, oradan ayrıldık.

     (Devam edecek)

     12.03.2022/Datça/Mehmet Erdal

     (*) TSİP'in (Türkiye Sosyalist İşçi Partisi) gençlik örgütü.

     (**) Benim Devrimci Gençlik Grubu içerisinde yer almamdan çok önceleri, İzmir Bahçelievler'deki evlerine birkaç kez gidip Sovyetler Birliği, Sovyetler Birliği'nin Macaristan ve Çekoslovakya'daki müdahaleleri, Soljenitsin'in eleştirileri... üzerine aklımın yettiği kadarıyla sohbet ettiğim bir arkadaşım.

     (***) Aynı dönem, İzmir dışındaki herhangi bir yerde bizim arkadaşlarımıza UDC tartışmalarına katılma çağrısı yapılmış mıydı, yapılmış ise bizim arkadaşlar katılmış mıydı ya da bu çağrı yalnızca İzmir'de, biz TÜS-DER lokaline zaman zaman gidip oturmamızdan dolayı mı gelmişti, inanın hala bilemiyorum.

     (****) Mahalle çalışmalarına, mutlaka somut bir ilişki üzerinden başlanır; Karabağlar'daki mahalle çalışmamızın ilk adımı, benim, kardeşlerimin (Musa Erdal ve elektrikçilik yapan diğer kardeşim), Ahmet Özil'in (Paspal Ahmet) ve bir başka arkadaşımızın Karabağlar'da bir süre birlikte kalmamızdan, artı, benim açımdan Karabağlar'ın çok bildik bir yer (iş, hısım-akraba, aynı köylü) olmasından kaynaklanan farklı nitelikteki ilişkiler üzerinden atılmıştır.

     (*****) Bu yazıda, “kitle” örgütlenmesi anlamında sözü edilen bu “ayrı örgütlenme” eğiliminin (“ayrı örgüt kurma” ve kurduğun örgüte “kendi dışından kimseyi sokmama”), ne ölçüde aşılabildiğinin ve ne ölçüde savunulabilir bir tavır olduğunun ciddi anlamda sorgulanması gerektiğini, düşünüyorum.

     (******) Sezer Filiz: Hortuna, cezaevinden çıktıktan sonra, Karabağlar'da bir iş yerinde ağır motor bakım ustası olarak çalıştı; çok alçak gönüllü ve yardım isteyen herkese elinden gelen yardımı yapmaya çalışan bir arkadaşımızdı. Huzur içinde yatsın.

                               (1981 yılı. Buca Bölge Cezaevi. Eski Bölüm. 8-9 Koğuş bahçesi.)

     (*******) Mustafa Olpak

                                                                  (Bak: Google)

                                                            (1953-3 Ekim 2016)

Devamını Oku...

11 Şubat 2022 Cuma

2022.02.12.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-10: EGE İZMİRE, İZMİR ANKARAYA BAKAR (2)

  Hiç yorum yok
13:01

                                    
                                                                          (Faruk Yüksel)

     YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-10: EGE İZMİR'E, İZMİR ANKARA'YA BAKAR (2)

     Gündüzleri eğitim çalışması yaptığımız ve geceleri de farklı faaliyetlere katıldığımız (işçi grevini ziyaret, afişleme vb.) bu 40-45 günlük süre içerisinde, çalışmaya katılan bizler, hiç şüphesiz birbirimizi daha iyi tanımış, birbirimize yakınlaşmış, dahası, ortak bir çerçevede buluşan ve hareket etmeye çalışan bir “grup” psikolojisi içerisine girmiş, en önemlisi, öğrenebildiğimiz kadarıyla, bilgi birikimimiz artmış ve özgüven duygumuz gelişmişti.

     Çalışma sırasında okuduğumuz bu klasiklerden bazılarını önceki yıllarda da görmüş ve okumuştum ama bu klasikleri neden/hangi gereksinim çerçevesinde okumamız gerektiğine ve bu klasiklerin neden çok önemli olduğuna dair ilk bilgileri bu çalışma sürecinde elde ettim (*); bir başka deyişle, Marksist-Leninist bilgi birikimimin ilk temeli, bu eğitim çalışmasıdır.

      Aydın ve Manisa Ön Lisans'tan (**) arkadaşlar İTBF'ye gelip hem İTBF'deki “sol içi” dengeler değiştikten ve ağırlık Devrimci Gençliğe geçtikten hem de Çankaya Ülkü Ocakları'nın burnunun dibinde olması nedeniyle faşist saldırıların odağı konumundaki okulumuzda yürütülen anti-faşist mücadelede büyük ölçüde rahatlama sağlandıktan sonra Devrimci Gençlik Dergisinde yazılanlar çerçevesinde gönüllülük temelinde yöneldiğimiz mahallelerde (***), ki Narlıdere'de, Balçova'da, Güzelyalı'da, Hatay'da, Yeşilyurt'ta, Şirinyer'de, Buca'da, Ballıkuyu'da, Yeşildere'de, Ferahlı'da, Levent'de, Gültepe'de, Altındağ'da... ilk ilişkiler üniversitede, ortaöğrenimde okuyan ya da bir süredir o mahallelerde yaşayan farklı sosyal konumdaki arkadaşlar üzerinden, ama Örn: Karabağlar'da, daha ilk adımda karşılaştığımız Halkın Sesi taraftarı bir grubu saflarımıza kazanarak (****) kurulmuştu; bu eğitim çalışmasında edindiğimiz bilgiler bize yol gösterici oldu.  

     Sonrası yıllarda, bu klasiklere ve bu klasikleri yazan ustalara bakışım derinleşmeye devam etti. (*****)

     Ankara'dan mı gelmişti ya da bu çalışmalar sürecinde okunan klasiklerden hareketle biz mi hazırlamıştık bilemiyorum, Stalin'in “Diyalektik ve Tarihsel materyalizm” kitabı ile başlayan ve yanılmıyorsam, yine Stalin'in “Marksizm ve Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu” ile biten, 13 klasikten oluşan bir okuma listemiz vardı elden ele dolaşan; bu listeyi, İzmir dışından gelen ve okuma konusunda yardım isteyen pek çok arkadaşa da verdiğimiz oluyordu.

     O yaz, bu çalışma saatlerinin dışında, ilk kez, Mahir Çayan'ın teksirle çoğaltılmış ve elden ele dolaşan bazı yazılarını okudum; Mahir'in, yazılarındaki anlatım diline bayıldım.(******)

    1976-1977 kışında Ankara'dan bir-iki arkadaş bir süreliğine İzmir'e geldi ve ortaöğrenim ile Karşıyaka bölgesindeki çalışmalara yardımcı oldular; bunun dışında, bu çalışmada öğrendiklerimiz ve kişisel okumalarımızdan elde edebildiğimiz bilgiler çerçevesinde hareket ediyor ve kendi yağımızla kavrulmaya çalışıyorduk.

     1976 yazından 1979 yılı ortalarına doğru Denizli'ye gönderildiğim ana kadar geçen süre içerisinde, farklı yer ve zamanda farklı sol kesimlerle yapılan tartışmalarda, örgütlenme çalışmalarında ve Devrimci Gençlik-Devrimci Yol dergilerinin bölge dağıtım merkezi olması nedeniyle İzmir dışından dergi almak için gelen arkadaşlarca sorulan soruların yanıtlanmasında ya da yardım istendiğinde gittiğimiz il dışı yerlerdeki sorunların çözümünde yetebildiğimizi gördüğümüzde özgüven duygumuz artıyor, yetemediğimizi gördüğümüzde ise yüzümüzü Ankara'ya dönüyorduk (*******)

     Nasıl ki, İzmir dışındaki arkadaşlarımız, yanıtlayamadıkları soruların yanıtlarını alabilmek için bizlere “umut” ve “güven” duygusu ile bakıyorlar ve istedikleri yanıtı aldıklarında mutlu oluyorlar idi ise, biz de aynı şekilde Ankara'ya bakıyorduk ve yanıtları aldığımızda ya da yardımcı olduklarını gördüğümüzde, mutlu oluyorduk.

     12.02.2022/Datça/Mehmet Erdal

     (*) Bu nedenledir ki, sonraki yıllarda, özellikle 1981 sonrası bulunduğum cezaevlerinde önceleri örtük, sonraları ise açıktan yapılan, 1988-1989 yıllarında “sağlıksız gruplaşmalara” yol açan “iç tartışmalar” sürecinde “Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni”, “Ne Yapmalı?”, “Bir Adım İleri, İki Adım Geri”, “İki Taktik”, “Emperyalizm”, “Maksizm ve Ulusal Sorun ve Sömürgeler Sorunu”, “Faşizme Karşı Birleşik Cephe”yi ve dahası ustaların diğer kitapları ile kendi ülkelerinde devrimci mücadeleyi başarıya ulaştırmış önderlerin yazdıklarını onlarca kez yeniden ve yeniden okudum, okunmasını önerdim.

     (**) Önceki yazılarımda, hep Aydın Ön Lisans'tan gelen arkadaşlardan söz ettim; bazı arkadaşlar, az da olsa, o yıl, Manisa Ön Lisans'tan okulumuza nakil gelenler de olduğunu söylediler.

     (***)  İzmir'de, mahallelere ilk geçenler İTBF'liler ve GHİYO'lulardır.

     (****)  Sezer Filiz (Hortuna), Mustafa Olpak (Arap Mustafa) gibi bugün aramızda olmayan arkadaşlarımızın içinde yer aldığı bu grup, 1976-1977 kışında, bizimle tanışma öncesi dönemde, Şirinyer'de Halkın Sesi taraftarlarının kurduğu (Yağhanelerden Şirinyer'e girişte sağda bulunan Roma Su Kemerlerinin karşısında) derneğe gidip geliyorlar ve kendilerini Halkın Sesi taraftarı olarak tanımlıyorlardı. Bahse konu olan dernekte de süren tartışmalar ama asıl olarak Karabağlar'da yürüttüğümüz somut çalışmalar sürecinde, bu arkadaşları kazanmıştık; Karabağlardaki ilk örgütlenme (KARA-DER/Karabağlar Kültür ve dayanışma Derneği), bu arkadaşlarca kuruldu.

     (*****) 1976-1977 kışında Selim Martin, ben ve bir arkadaşa, Lenin ile Stalin arasındaki yöntem farkını, “Leninizmin İlkeleri/Esasları” kitabı üzerinden karşılaştırmalı olarak anlatan ve benim Stalin'e “eleştirel” bakmaya başlamama neden olan sevgili Faruk Yüksel'i, saygıyla anıyorum.

     (******) "ASD'ye Açık Mektup" aklımda kalmış. 1976 yılı sonlarına doğru, “Bütün Yazılar” kitabı elimize ulaşmıştı; bu kitap, çok kötü bir basımdı ve biz gelen kitapların içine konulan “düzeltme kılavuzunda” yazılanları ilgili bölümlere ekleyebilmek için günlerce uğraşıp durmuştuk. İlk kez, Mahir'in yazdıklarının tümünü, o kitaptan okumuştum.

     (*******) O yıllarda İlhan Bozkurt, Selim Martin ve bilahare, İzmir'e sonradan gelen Aslan Yalçın entelektüel bilgisi, ideolojik ve teorik seviyesi oldukça iyi konumda olan arkadaşlarımızdı; Ankara ile kıyaslandığında ise, İzmir, belki de yalnızca bizim açımızdan durum böyleydi, bilemiyorum, oldukça “yetersiz” bir yerdi. Örn: İnciraltı Öğrenci Yurdunda Halkın Kurtuluşu ile yapılan bir “Sosyal Emperyalizm” tartışmasında Celal hoca, KSD ile yapılan “Devlet” tartışmasında Cahit Akçam, keza, Türkçeye çevirdiği bir kitap nedeniyle de olsa Ahmet Cumhur Aytulun ... gelmiş, konuşmuş ve bizim moralimiz tavan yapmıştı. (Hafızamın beni yanıltması sonucu, aşağıda gördüğünüz kitabı çeviren ve İnciraltı'nda bize seminer veren arkadaşın adını Cumhur Özdemir olarak yazmıştım; düzeltiyorum.)




 

                                                               

Devamını Oku...

28 Ocak 2022 Cuma

YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-8: “ANKARA YAZAR, İSTANBUL YAPAR, İZMİR BAKAR” MIYDI? (2)

  1 yorum
13:01

     


     YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-8: “ANKARA YAZAR, İSTANBUL YAPAR, İZMİR BAKAR” MIYDI? (2)

     O yaz, 1977 yazı, öncesinde “DGDF (Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu) içinde tartışmalar var” biçiminde kulağımıza zaman zaman gelen duyumların ötesinde, bu kez, “İstanbul, dergiyi (Devrimci Yol'u) dağıtmıyormuş/askıya almış” ve “Devrimci Yol'da ayrılık varmış” vb. duyumlar almaya başlamıştık.

     İnanın, problemin ne olduğuna dair bir bilgim olduğunu ve bu duyumlardan sonra, “hadi canım sen de, ayrılanlar saçma sapan şeyler savunuyor; ben yerimde kalıyorum” dediğimi, söyleyemem. Şaşkındım, O yıllarda, iletişim, bugünkü gibi değil elbette, hani, bir şey duyduğumuzda, açıp telefonu, alo, bu işin aslı astarı nedir, diye soralım ve doğru ya da yanlış, bir bilgi edinelim. Doğal olarak, biz, birbirimize soruyoruz ne olup bittiğini ya da çok doğal olarak “abi”ye. Yine, inanın, yeterli bir bilgi edindiğimi(zi) ya da ayrılığın neden kaynaklandığını öğrendiğimi(zi) söyleyemem.

     Bir gün, zaman zaman İzmir'e gelip giden Ali (Alfatlı) abimiz beni çağırdı ve İstanbul'dan, ayrılanlardan birisinin İzmir'e geleceğini ve onunla Karşıyaka TÖB-DER'de tartışma yapılacağını, söyledi; bu toplantıda, “bizi/Devrimci Yolu” savunmamı istedi. İyi de, ayrılığa dair ben bir şey bilmiyordum ki; gelen arkadaş ile nasıl tartışacaktım? Elinde bir kitap vardı; okumuş ve bazı yerlerini çizmiş. Hani şu, Devrimci Sol'un, ayrılık sonrası yazdığı kitap. (Adı aklımda değil, ama “tasfiyecilik” diye bir kelimenin, kitabın kapağında yazılı olduğunu, anımsıyorum.) Kitabın sayfalarını karıştırmaya ve anlatmaya başladı; şurada şunu söylüyorlar, burada bunu yazıyorlar, bunlar yanlış falan, filan...

     Neyse, Karşıyaka TÖB-DER'e gittik; Ali abi de yanımda. Oturduk. Tam karşımızda, İstanbul'dan gelen arkadaş; Celalettin Can olduğunu ve ayrılıkta başı çekenlerin içerisinde yer aldığını bilmiyordum. İlk önce ya o ya da ben konuştum. Konuşmam yeterli olmamış olmalı ki, Ali abi de konuştu.

     Tartışmanın sonuna doğru, Çınarlı Meslek Lisesinden çok genç bir arkadaş, el kaldırdı, söz verdim; saf saf, ayrılığa karşı olduğunu söyleyecek, sanıyorum. Ama hayır, bizim pasif olduğumuzu vb. söyleyerek, kendisinin Devrimci Sol'da yer alacağını, söyledi. Hiç beklemiyordum; İDOD'un (İzmir Demokratik/Devrimci Orta Öğrenin Derneği) belkemiğini oluşturan okullardan birisi olan Çınarlı Meslek Lisesi'nden ve üstelik o okuldan öğrenci arkadaşların bir kısmının yatıp kalktığı Gündoğdu Öğrenci Yurdu'ndan genç bir arkadaşımızdı. (*) Çok sempatik, çok içten, çok kararlı, çok çalışkan, öğrenmeye çok meraklı... başka nasıl anlatabilirim bilemiyorum, işte öyle pırıl pırıl bir kardeşimiz, işte o, böyle konuşunca, içimden bir şeylerin akıp gittiğini hissettim, ne diyeceğimi şaşırdım, tamam Gökhan, dedim, sağlık olsun.

     Gökhan (Mahmut Gökhan Özocak), İzmir'de, bizden ayrılıp Devrimci Sol saflarında yer alacağını söyleyen ilk arkadaşlardan birisiydi.(**)

     Bu toplantıdan sonra, Bornova Campüsü içindeki “Küçük Amfi”de de bir toplantı yapıldı; sonra herkes yoluna gitti.

     Bu arkadaşlarımızın dışında, daha sonraları, bir kaç kişi daha kendisini Devrimci Solcu olarak ilan etti; ama ayrılık sonrası İstanbul'da, Tekirdağ'da, Bursa'da, Konya'da olduğu gibi yekun tutan ve İzmir'deki örgütlü mücadelemize ciddi zarar verebilecek kitlesel bir ayrılık yaşanmadı; Devrimci Sol, İzmir'de, asla kitleselleşemedi.

     Devrimci Yol-Devrimci Sol ayrılığında, İzmir'de, 5-10 kişinin dışında ana gövdenin Devrimci Yol'da kalması, Devrimci Gençlik döneminde İstanbul'daki arkadaşlarca dillere pelesenk edilen “Ankara yazar, İstanbul yapar, İzmir bakar” tekerlemesinin, en azından “İzmir bakar” bölümünün doğru olmadığının kanıtı oldu.

     Ayrılığın İzmir'e yansıması öncesi dönemde, biz, üniversitelerde, orta öğrenimde, mahallelerde elbette çok ideal bir noktada değildik ama anti-faşist mücadelede yapılması gerektiğine inandığımız her şeyi de yapıyorduk. İlk başlarda, İzmir dışında, özellikle İstanbul, Ankara ve başka bazı yerlerde olup biten, haliyle ulusal basında haber de olan bazı gelişmelerin sonucu bizde oluşan “psikolojik baskılanma” nedeniyle hiç bir şey yapılmadı, diyemem, ama biz, başkalarına özenerek ya da onlarla yarışırcasına saçma sapan işlere asla soyunmadık; ne yapılması gerekiyorsa, onu yaptık.

     Biz, Devrimci Solcu arkadaşların, ülke genelinde yürütülen anti-faşist mücadeleye dair konuştuklarında “yapılmıyor; yapılmalı” dedikleri her şeyin İzmir'de yapıldığını ve bundan ötesinin “fantastik” kaçacağını düşünüyorduk. Bizim farkımız, yetiştirilme tarzımızdan olabilir, belki de şuydu; biz yapılması gerekenleri yapıyor ve asla bunların reklamını yapmaya yönelmiyorduk. Biz, yaptıklarımızı reklam olsun diye değil, mücadelenin başarıya ulaşması için gerekli olduğunu düşündüğümüz için yapıyorduk; mahalleli ve yürütülen mücadele içinde yer alan arkadaşlarımız, bu gerçeğin farkındaydı. Haa hem mücadelenin kıyısında köşesinde kalmayı yeğleyip hem de her şeyden haberdar olmayı düşünenler var idi ise, ki vardı (bu tip arkadaşlar her daim de var olacaklardır), ya da “fantastik” eylem yapılmasını hayal edenler var idi ise, ki onlardan da vardı (her daim de olacaktır), onlar için yapabileceğimiz herhangi bir şey yoktu.

     Bu nedenlerle, Devrimci Gençlik-Devrimci Yol'u “pasiflikle” eleştirerek ayrılan ve daha “sol”da bir çizgi izleyen Devrimci Solcu arkadaşlar, İzmir'e geldiklerinde, haliyle, umduklarını bulamadılar; Bugün hayatta olmayan arkadaşlarımızdan Selim Martin, İsmail Şahin, Ahmet Özdil, mahallelerden (Gültepe'den) Salih Kukuş, Mustafa Keskin, (Karabağlar'dan) Sezer Filiz (namı diğer “Hortuna”), Mustafa Olpak (***), (Şirinyer'den) marketçilik yapan İlkin ..., (Yeşilyurt'tan) İlyas Tuğlan ve bugün yaşamaya devam eden bizler, Devrimci Yol'da kaldık.

     Her neyse, fazla uzatmayayım, ayrılıkta umduklarını bulamayan Devrimci Solcu arkadaşlar İzmir'e ağırlık vermeye başlamadan önce EGE DEV-GENÇ kuruldu ve bu ismi almayı düşünen Devrimci Solcu arkadaşlarımız BATI ANADOLU DEV-GENÇ adıyla kendi derneklerini kurmak zorunda kaldılar.

     İzmir, çok değil, sonraki 2-3 yıl içinde Tariş, Çiğli ve Gültepe direnişlerine sahne oldu ve Devrimci Yolcular, bu direnişleri yaratan güçlerin çok önemli bir parçası olarak tarihte yerlerini aldılar.

     29.01.2022/Datça/Mehmet Erdal


     (*) Gündoğdu Öğrenci Yurdu, annesiz-babasız öksüz öğrencilerin yatıp kalktıkları ve barınmalarını sağladıkları bir yurttu; şimdilerde, devlet, “sosyal devlet” olmasının gereği olan bu tür yurtları yapma ve bu çocuklarımızı bu yurtlarda bakıp büyütme ve yetiştirme görevini büyük ölçüde tarikatlara ve cemaatlere devretmiş durumdadır. 

     (Not: Bu yazı yayınlandıktan sonra, Gökhan'ın bir arkadaşı, Gökhan'ın Alsancak'ta bulunan Gündoğdu Öğrenci Yurdu'n da değil, Bornova'daki yurtta kaldığı bilgisini iletti; bu bilgi nedeniyle teşekkür ediyorum ve bu bilgiyi paylaşıyorum. 05.02.2022)

     (**) Ayrılan arkadaşların, 3'ü öğretmen olmak üzere 5 kişi olduğunu, bunların 2'sinin kadın ve 3'nün erkek, erkeklerden 2'sinin Elazığlı (Dursun Karataş'ın memleketi) olduğunu aımsıyorum. Bir arkadaşım, Gökhan'ın ölümünden söz edilen bir kaynakta 7 kişi olduğunun yazıldığını, kendi bilgisi çerçevesinde bu 7 kişinin 3'nün Çınarlı Endüstri Meslek Lisesinden olduğu bilgisini, iletti; olabilir.

     Gökhan, 2001 yılındaki ölüm orucunda öldü; Marmaris taraflarında pazarcılık yapıyordum ve duyduğumda kahroldum. 1981 sonbaharında, Denizli T Tipi Kapalı Cezaevinde iken, böyle yaşamaktansa ölmek yeğdir, noktasına gelen ve müşahede bölümünün alt katında arkadaşlarıyla birlikte, eee yeter, deyip, yemenin yanı sıra su içmeyi de kesen ve ne olacaksa olsun, diyen birisi olarak, insanın, içinde yaşadığı koşullarda, bazen “ölmeye yatabileceğini” bir olasılık olarak gören birisiyim; ama, ölüm orucu üzerinden “bir mücadele”(!) örgütlemeye çalışmanın da saçma sapan bir düşünce olduğuna inanıyorum.

     (***) Mustafa Olpak, namı diğer Arap Mustafa: Karabağlar'da, çalıştırdığı tost arabasının başındayken faşistler tarafından kurşunlanıp yaralandıktan bir süre sonra, önce TEP'e, sonra TSİP'e ve daha sonra da “örgütsüz-bağımsız” olmaya doğru evrildi; yıllar sonra, “Afrikalılar Kültür ve Dayanışma Derneği”ni kurduğunu, etnik kökeni üzerine kitaplar yazdığını, 2016 yılında da öldüğünü öğrendim. Huzur içinde yatsın. (Bknz:Google)


Devamını Oku...