Haluk Koşar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Eylül 2025 Perşembe

2025.09.25.Kent Konseyleri ve Sol, Sosyalist Kesimin Kent Konseylerine Bakışı Üzerine (2)

  Hiç yorum yok
07:58

 


Kent Konseyleri ve Sol, Sosyalist Kesimin Kent Konseylerine Bakışı Üzerine (2)

(İkinci Bölüm)

Haluk, anlattıklarından şunu anladım: “Mevcut yönetmeliğe göre oluşturulan kent konseyleri, şekli örgütlenmelerdir; tam anlamıyla kenti temsil etmiyorlar. Bu kent konseylerini, kenti temsil edebilir bir formata büründürmek lazım. Kent konseylerinin merkezi yönetim tarafından yasal anlamda bu hale dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği ayrı bir konu ama fiiliyatta bunu başarmak mümkün.”, bunun için de “Meclisler üzerinden kent konseyini yeniden örgütlemek, başkanlık yerine yönetimin kendi içerisinde sözcüsünü belirlemesi lazım, ki kent konseyi yürütme kurulu 7 temsilciden oluşan bir örgütlenme olmaktan çıksın” diyorsun özü itibarıyla, değil mi? Benim anladığım bu.

“Evet. İşleyişi de demokratikleştirilsin.”

Bu noktada, şöyle bir durum var: Kent konseyleri konusunda oldukça çok yazı yazan birisi olarak biliyorum, Türkiye'de bin civarında (82 il, 922 ilçe) belediye var ama bunların sadece 200 kadarında kent konseyi kurulu ve bu kent konseylerinin de 50 kadarı aktif, Datça Kent Konseyi bu “aktif” olanlardan birisi. Ancak, geçmiş dönemdeki uygulamalarda örneğin, doğaya bırakılmış ve artık “yaban hayvanı” haline gelmiş eşeklerin toplatılmasında, keza sokak hayvanları konusunda “Datça Kent Konseyi'nin Datça Belediyesi ile karşı karşıya gelmekten kaçınır” bir görünümü vardı ya da böyle bir algının oluşması nedeniyle eleştirildi, eleştiriliyor da. Kent konseyleri ile belediyeler arasında yaşanacak sıkıntıları aşabilme konusunda neler söyleyebilirsin?

KENT KONSEYLERİ, “BAĞIMSIZ” ÖRGÜTLENMELER OLMALIDIR

Yaklaşımlarımızdan birisi de bu konudaydı; konuşmamızda, ortak belirlediğimiz ilkeler doğrultusunda bu konuyu da ifade etmiştik. Kent konseylerinin, en nihayetinde demokratik işleyişe sahip olurken, olması gerekirken, bir diğer yanıyla da bağımsız örgütlenmeler olması gerekiyor. Bu bağımsızlık, her anlamıyla bağımsızlık, belediyeden, farklı grup ve kuruluşlardan ya da siyasi iradelerden, daha çok da egemen siyasi iradelerden bağımsız olması gerekir; halkın örgütlenmesini, bir takım güçlerin yedeğine çekmemek gerekir. Kent konseyi, eğer ki böylesi bir işlev görüyorsa, orada kendi işlevini, ana ilkesini, 'halkın yerel yönetime katılım' ilkesini çiğniyor demektir. Şu anda kent konseyine yöneltilen en çok eleştirilerden bir tanesi de zaten, kent konseyinin gittikçe 'yerel yönetimin arka bahçesi haline geldiği' şeklindeydi. Burada işte o 'bağımsızlık' ilkesini göz önünde bulundurarak, 'bağımsızlık' ilkesiyle hareket ederek bunu engellemek mümkün; tek yol, bu. Bunu da denetleyebilecek bir mekanizma gerekiyor; bu mekanizma da aşağıdan yukarıya doğru örgütlenmiş olan kent konseyinin kendi yapısı olması lazım. Bu, sadece yönetime bırakılacak bir konu da değildir. Bu konuyu sadece yönetime bırakırsanız, yönetim, mesela son seçimde tek liste seçildi, tek liste de bunu denetleyebilecek bir irade çıkar mı çıkmaz mı bir muamma. Örgütlenme yapısını demokratik kanallarla birlikte oluşturduğunuzda, esas denetim de zaten aşağıdan yukarıya örgütlenen bir yapı içerisinde yine aşağıdan yukarıya gelecek bir denetim mekanizması olur. Bağımsızlığı sağlayacak olan da budur.”

BİR LİSTE ETRAFINDA TOPLANABİLMEYİ, GÖRÜŞ İFADE EDEBİLMEYİ VE VARLIK ORTAYA KOYABİLMEYİ BAŞARDIK

Son sorum şu: Sol, sosyalist kesim Datça'da günlük hayatın farklı alanlarında, örneğin sahiller konusunda, özelleştirmeler konusunda, sokak hayvanları konusunda, işte doğaya bırakılmış eşeklerin toplatılması konusunda... yerel ya da merkezi yönetime karşı tepkilerini dile getirmede bir araya gelebiliyor, şu ya da bu ölçüde; bazen katılım 1300 kişiyi buluyor, bazen de 50 kişi de kalıyor. Sonuçta, belki istenen ve özlenen bu boyut değil ama bir 'birliktelik' oluşuyor. İlk defa sol, sosyalist kesim Datça'da, Datça Kent Konseyi Seçimli Olağanüstü Kongresi'nde bir birliktelik içerisinde bir yönetime aday olmayı gerçekleştirdi; keşke, 31 Mart 2024 Yerel Seçiminde böyle bir şey başarılabilseydi. Bu nedenle, sizin bu birlikte aday çıkarmanızı çok önemsiyorum. Sol, sosyalist kesim, günlük hayat içerisinde kendiliğinden bir araya gelecek, ortak tepkiler gösterecek filan ama bir kurumda, kuruluşta, seçimde birlikte aday olma, yönetime talip olma... gibi durumları örgütleyemeyecekler mi?

Özellikle şunu söylemek lazım: Burada, Datça Kent Konseyi Seçimli Olağanüstü Kongresi'nde Datça'da var olan sol, sosyalist kesimin hemen hemen tamamı bir araya geldi. 'Hemen hemen tamamı' diyorum, çünkü bu 'ortak aday çıkarmaya' destek vermeyen de vardı. Yani, destek vermeyenler, listede bulunmayanlar, 'listede bulunmayı kabul etmeyenler' daha doğrusu, tek tük grup, parti oldu. Onlar, bu listede bulunmayı kabul etmedi. Onun dışında, büyük bir çoğunluk bu listede bir araya geldi. Evet, bu ilk oldu Datça'da; son yerel seçimde denenmiş fakat becerilememiş bir girişimdi. Şimdi, önümüzdeki görev, bu çabanın kalıcı hale getirilebilmesi olmalıdır. Bunun için önümüzdeki günlerde oturup, bir değerlendirme yapacağız. Genel kurulun bir değerlendirmesini yapacağız; henüz yapmadık. 6 ay sonra seçimli olağan genel kurul var. Bu genel kurula aday olup olmama noktasında tekrardan bunu masaya yatıracağız. Tabi, burada şu da önemli: Sol, sosyalist kesimin pek çok konuda bir araya gelip tepki üretiyor olması önemli ama yeterli mi, değil. Şundan dolayı yeterli değil: Mesela, kent konseyi içerisinde sol, sosyalist kesimlerin, işte demokrat kuruluşların çoğunluğu çalışmalarda zaten bulunmuyor. Böyle baktığımız vakit, böylesi bir adaylık ile girilen seçimin doğrudan kazanılması da esasında 'hak edilmiş' bir şey mi? Çok oy almış olsak, evet kazanmıştık ama hak etmiş miydik? Bana kalırsa, hak etmemiştik.

Şimdi, zaten önümüzdeki bu 6 aylık dönem, masaya yatıracağımız dönem eğer gerçekten kazanmak için göstereceğimiz bir adaylık söz konusu olacaksa sol, sosyalist kesimin kent konseyi içerisinde kendi varlığını gösterebilmesi gerekiyor. Bu 6 aylık süre içerisinde bunun yollarını, yöntemlerini bulması gerekiyor. Bununla birlikte aşağıdan gelecek bir basınçla kazanılacak bir seçim gerçek bir seçim galibiyeti olacaktır. Şunu da belirtmek lazım, biz bu seçime şu haliyle aday olurken, kazanacağımıza dair bir öngörüyle girmedik. Bizim için önemli olan, bir liste etrafında toplanabilmek, görüşlerimizi ifade edebilmek ve bir varlık ortaya koyabilmekti. Bunu gerçekleştirdik. Bunu da başardığımızı düşünüyorum. Şimdi, eğer ki kazanacaksak, bunun için kent konseyi içerisinde sol, sosyalist kesim olarak bir varlık ortaya koyabilmemiz gerekiyor, bu varlık ile birlikte bu çalışmayı yapabilmemiz gerekiyor. Bu varlık ile bu çalışmayı yapabildiğimiz zaman zaten gerçek bir kongre çalışması örgütleyeceğiz, kongrede gerçek bir var oluş ortaya koyacağız, kendi açımızdan. Yapılan kongre de gerçek bir kongre ama baktığımızda bizim de itiraz edeceğimiz çok fazla olay yaşandı kongrede; biz kendi varlığımızı ortaya koyduğumuz, salt bunu yaptığımız için pek çok şeye itiraz etmeden geçiştirdik. Bir sonraki kongreye girersek, iş böyle olmaz.

Şimdilik yeter, Haluk. Teşekkürler.

Bitti

25.09.2025/Datça/Mehmet Erdal

Devamını Oku...

24 Eylül 2025 Çarşamba

2025.09.24.Kent Konseyleri ve Sol, Sosyalist Kesimin Kent Konseylerine Bakışı Üzerine (1)

  Hiç yorum yok
02:35


Kent Konseyleri ve Sol, Sosyalist Kesimin Kent Konseylerine Bakışı Üzerine (1)

(Birinci Bölüm)

NE OLMUŞTU?

30.04.2024 tarihinde yapılan olağan kongrede başkan seçilen Aytekin Erdoğan'ın döneminde Datça Kent Konseyi, önceki dönemine göre daha iyi bir çalışma performansı içerisine girmiş ama Datça Yarımadası'nda çok uzun yıllar önce doğaya bırakılmış eşeklerin bu yılın haziran ayı içerisinde Muğla Valiliği'nin kararıyla (18.06.2025) Datça Belediyesi veterineri kontrolünde toplatılmaya başlanması ve sokak hayvanları ile ilgili yine Datça Belediyesinin uygulamaları, özellikle göreve başlayan veteriner ile ilgili tartışmalar sürecinde Datçalı yaşam savunucularının çokça eleştirisine hedef olan Aytekin Erdoğan, hem bu eleştirilerin etkisiyle, hem de Datça Kent Konseyi Yürütme Kurulu'nda görev yapan 2 üyenin yürütme kurulunun işleyişine yönelik eleştiriler yönelterek yürütme kurulundan ayrılması üzerine önce “Bir süre Kent Konseyi faaliyetlerinden uzak kalacağım için gruptan ayrılıyorum” diyerek içerisinde yer aldığı bütün çalışma gruplarından ayrılmış, akabinde diğer yürütme kurulu üyeleri ile birlikte seçimli olağanüstü kongreye gitme kararı alınmıştı.

18.08.2025 günü Bülent Ecevit Kültür Merkezi'nde yapılan olağanüstü kongrede bir ilk yaşanmış, sol, sosyalist kesim hem Datça Kent Konseyi Başkanlığına hem de Datça Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyeliklerine aday çıkarmış; sol, sosyalist kesimin adayı Haluk Koşar, yeniden aday olan Aytekin Erdoğan karşısında seçimi 38/20 kaybetmişti.

Haluk Koşar ile 19.09.2025 günü sol, sosyalist kesimin aday çıkarma sürecini, kent konseylerini ve sol, sosyalist kesimin birlikteliklerini konuştuk.

TEK ADAY VARSA YA “UZLAŞMA” YA DA “UMUTSUZLUK” VARDIR!

18.08.2025 günü yapılan Datça Kent Konseyi Seçimli Olağanüstü Kongresi'nde sen sol, sosyalist kesimin başkan adayı idin. Önceki seçimli kongrelerde, örneğin 25.06.2021 ve 30.04.2024 tarihli olağan kongrelerde sol, sosyalist kesim, Cumhur İttifakı'nın Datça Kent Konseyi Başkan Adayı rahmetli Ali Eren'e karşı bir nevi CHP'li Datça Belediyesi Yönetimi'nin desteklediği, yeşil ışık yaktığı... adayları desteklemiş, ayrı aday çıkarmamıştı. Ne oldu da sol, sosyalist kesim bu olağanüstü seçimli kongrede aday çıkardı ve sen sol, sosyalist kesimin başkan adayı oldun?

“18.08.2025 günü yapılan seçimli olağanüstü kongrede sol, sosyalist kesimin birlikte bir liste oluşturmasını belirleyen ana unsur, esasında seçimin tek liste ile gerçekleştirilmek istenmesiydi. Bilindiği üzere yürütme kurulundan bazı istifalar olmuş, bu istifalar sonrasında seçimli olağanüstü genel kurula gidilmişti. Duyduğumuz kadarıyla, kent konseyi başkanından kaynaklı sıkıntılar söz konusuydu ve şimdi aynı başkan yeniden aday oluyor, yeni bir liste oluşturuyordu. Karşısında da herhangi bir aday çıkmıyordu.

Bu noktayı ben, kongre anında yaptığım konuşmada da belirttim: Sol, sosyalist, demokrat birkaç kuruluş oturduk, 'Tek adaylı bir seçim, demokratik seçim olmaz. En azından seçimin demokratik geçmesi için, bir liste oluşturabilir miyiz,? ' dedik; 'Tek aday çıkıyorsa, ortada ya bir uzlaşma ya da bir umutsuzluk vardır.' Yeni yürütme kurulu listesinin oluşturulma biçiminden, yaşanan tartışmalardan ortada bir 'uzlaşmanın' olmadığı aşikardı, diğer taraftan bir 'umutsuzluğun' olduğu da aşikardı; bu 'umutsuzluk' aslında, ülkeyi de saran bir umutsuzluğun, 'Demokratiksizleşme' diye adlandırabileceğimiz bir umutsuzluğun yansımasıydı. Bu durum, kent konseyinin yapısı, işleyişiyle de alakalı bir durumdur. Bütün bunları dikkate alarak, 'Acaba' dedik, 'Biz, bugüne kadar kaçırdığımız fırsatları da göz önünde bulundurarak, Datça'da var olan sol, sosyalist, demokrat, demokratik işleyişe sahip kurum, kuruluşlar olarak ortak bir liste oluşturabilir miyiz? Bu listenin bir adayını da çıkartabilir miyiz?' Tek, tek görüşmeler yaptık. Görüştüğümüz herkesten hemen hemen olumlu yanıt aldık ve ortak bir liste oluşturduk. Ben de bu ortak listenin gösterdiği adaydım. Yani, ben 'aday' olarak çıkmadım; bir 'adaylığım' söz konusu değildi. 'Sen aday ol.' denildi. Ben 'başkan' adayı değildim, o listenin sözcüsüydüm. Böyle bir adaylığım söz konusu. Esasında, kent konseyindeki 'başkanlık' kavramı da bizim açımızdan tartışmalı, sorunlu bir kavramdır... ”


KENT KONSEYİ, SADECE BİR “SİVİL TOPLUM KURULUŞU” DEĞİLDİR!

Aslında bir “Kent Konseyi Yönetmeliği” var ama Kent Konseyleri, yasal olarak tanımlanmamış örgütlenmelerdir. Dolayısıyla, yetkileri de sorunludur. Böyle bir örgütlenmede sen sol, sosyalist kesimin sözcüsü olarak seçildiğinde, önceki yönetimlerin uygulamalarını esas alırsak, uygulamada ne tür farklılıklar olabilirdi? Ya da neler olabileceğini öngörerek, planlayarak sen 'sözcü' olarak aday oldun ya da birlikte bu işe giriştiniz?

“Kent konseylerinin oluşturulma mantığı, özünde, o yörede yaşayan, o ilçede, bölgede, ilde yaşayan insanların hem hemşehrilik bilincinin geliştirilebilmesi, hem kendi aralarındaki dayanışmanın oluşturulabilmesi ama en önemlisi, o yerin yerel yönetimine o yerde yaşayan insanların katılım kanallarının açılmasıdır. Kent konseyi, bu katılımın bir aracıdır. Yapısı da bunun üzerine oturtulmuştur. İki tane çalışma şekli var: 'Çalışma grupları' şeklinde farklı konularda oluşturulmuş gruplar etrafında bir araya gelen yurttaşların yaptığı çalışma, bir diğeri de 'meclisleşme' üzerinden yapılan bir çalışma. Burada, ağırlıklı olarak da zaten o bölgeyi, o ilçeyi ya da ili sokak sokak, mahalle mahalle ekipler oluşturarak halkın hem kendi yaşamı üzerinde, kendi yaşam alanı üzerinde hem de yerel yönetimde söz sahibi olabilme, alınacak kararların istedikleri gibi alınmasını zorlayabilme araçlarının oluşturabilmesi amaçlanıyor.

Burada, bizim temel yaklaşımımız, kent konseyini bu tip bir örgütlenme üzerine oturtabilmek, gerçek işlevine kavuşturtabilmektir. Normal işleyiş olarak baktığımızda kent konseyi, bir nevi 'bir sivil toplum kuruluşu' gibi çalışıyor. Yani çalışma grupları var, çalışma gruplarının her birisinin kendine has yaptıkları bazı çalışmalar var, değerli çalışmalar bunlar, önemli çalışmalar; bu çalışmaların her birisi kendi başına birer dernek çalışması gibi, isteyen bu çalışmaların içerisine girip çalışabiliyor, onların toplantıları oluyor, çalışmalarına ait raporları yayınlanıyor, farklı etkinlikleri oluyor... Kent konseyi de bunlarla birlikte bir hareket gerçekleştiriyor. Bu, tek başına baktığımızda, 'halkın yönetime katılım' ilkesini yerine getiren, gerçekleştiren bir durum değil. Katılım kanallarını açan bir durum değil.


MECLİSLER” ÜZERİNDEN BİR ÖRGÜTLENME ŞEMASI ÖNGÖRÜYORUZ

Bizim temel yaklaşımımız, bu kanalların açılması üzerinedir. Yani, kent konseyinin var olan yapısını 'meclisleşme' üzerine organize edebilecek, örgütleyebilecek bir yaklaşım ortaya koymaya çalıştık. Eğer seçilebilseydik, kent konseyini mahallelerden başlayarak, çeşitli sosyal grupların da meclisleştiği bir yapı haline getirmeyi düşündük. İşte bunun en yakın örneğini o gün kongrede yapılan konuşmalarda da ifade ettik konuşma yapan diğer arkadaşlar ile birlikte; mesela Bursa/Nilüfer Belediyesi'nin Mahalle Komiteleri dedikleri, daha meclisleştirmedikleri 'komite' şeklinde kurdukları bir yapı var. Bu örgütlenmeyi örnek olarak gösterdik. Keza başka birkaç belediye de var... Bütün bunların hepsi, baktığımızda, özünde sol, sosyalist, demokratik bir belediyecilik anlayışını, yerel yönetim anlayışını getiren, bununla bir izdüşüm sağlayan, üst üste düşen bir yaklaşım; Fatsa'ya kadar dayanan, Fikri Sönmezlere kadar dayanan bir süreçten bahsediyoruz. Şu anda kent konseyinin, bizim seçilmemiz halinde, seçilmiş olsaydık eğer, mahalleden, en tabandan başlayarak en tepeye kadar bir meclisleşme, meclisler üzerinden bir örgütlenme şeması öngörüyorduk. Temel farklılığımız buydu.

Bir ikincisi, temsil ettiği yapı olarak da şu haliyle baktığımızda kent konseyleri, hem yönetmelik gereği hem de geleneksel olarak sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri üzerinden örgütleniyor. Yedi (7) tane sivil toplum kuruluşunun temsilcisi bir araya gelerek bir yönetim oluşturuyor; bu haliyle, sadece kendilerini, kendi sivil toplum kuruluşlarını temsil ediyor, halkı temsil eden bir yapısı yok. Halkı temsil edebilmesi için meclislerin üzerine, halkın mahallelerde örgütlendiği sosyal grupların, meclislerin üzerine oturması gerekiyor ki kent konseyi, gerçekten kentte yaşayan insanları temsil edebilsin. Burada yaklaşım olarak da yönetimin tekrardan oluşturulması, şu anki yönetimin, seçilen yönetimin dışında başka türlü bir modelin gerçekleşmesi gerekiyor. Yani, meclislerin temsilcilerinin kendilerini bir şekilde var ettiği yeni bir meclisleşme, bu fiili olabilir, ille de yönetmeliğinin olması gerekmiyor.

Bir diğeri, başkanlığın 'bir formalite' haline getirilmesi gerekiyor. 'Başkanlık' denilen kurum, bugün ülkemizde öyle bir hale gelmiş vaziyette ki her taraf başkan kaynıyor; herkes başkan. Bu, başkanlıktan öteye bir sisteme dönüşmüş vaziyette. Yaklaşımımız açısından da söyledim, başkan adayı değildim, sözcüydüm. Başkanlık, bizim gözümüzde bir formaliteden farklı bir şey değil. Bu nedenle ayrı bir başkanlık seçiminin yapılmasından ziyade bir yönetim seçiminin yapılması gerekiyor; normalde, demokratik kitle örgütünün işleyiş budur. Bir yönetim seçilir, yönetim kendi içerisinde o görev bölüşümünü yapar. Kent konseyinde tersi bir işleyiş söz konusu. Tam da 'Başkanlık' sistemine uygun bir işleyiş var. Biz, aslında bu başkanlık sistemini de bir şekilde demokratikleştirme üzerine bir yaklaşım savunuyoruz. Bu yaklaşımımız, hem kent konseyinin aşağıdan yukarıya örgütlenmesini, demokratik kanalların açılarak örgütlenmesini sağlamak hem de en üstte, işte başkanlıktan yönetimine kadar bir demokrasi içerisinde bunun gerçekleşmesini sağlamaktı...”

(Devam edecek)

22.09.2025/Datça/Mehmet Erdal


 

Devamını Oku...