Kargı Koyu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2022 Cuma

2022.03.12.DATÇA BELEDİYE MECLİSİNDE "KARGI KOYU" TARTIŞMALARI

  Hiç yorum yok
13:16

   


 DATÇA BELEDİYE MECLİSİNDE "KARGI KOYU" TARTIŞMALARI (*)

     CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ALİ ÖZTUNÇ: BU MÜCADELENİN ASLİ SAHİPLERİ DATÇALILARDIR!

     Ankara'nın Kargı Koyu'nda 128 000 m2'lik bir alanın özelleştirilmesi ve Güllük Yolu/Gebekum civarındaki kıyıların MUÇEP üzerinden kiralanması kararları karşısında Datça Demokrasi Platformu öncülüğünde yürütülen mücadeleye destek olmak amacıyla Datça'ya geleceği önceden duyurulan CHP Genel Başkan Yardımcısı Kahraman Maraş milletvekili Ali Öztunç, önce, saat 11.09'da Datça CHP İlçe Örgütü binasına geldi. İlçe Örgütü binasının önünde, açık havada, kalabalık olduğu söylenemeyecek CHP'lilere ve basın mensuplarına yaptığı ilk konuşmasına, Kargı Koyu ile ilgili açıklamayı saat 13.00'te Kargı Koyu'nda yapacağını, burada, kısaca, güncel bazı konularda görüşlerini paylaşacağını söyleyerek başladı.

     Ali Öztunç'a göre, başında bulunduğu Ticaret Bakanlığı'na ve yan kuruluşlarına, kendi şirketinden 9 milyon TL. civarında dezenfektan malzemesi aldığını ve istifa etmesi gerektiğini günlerdir dillendirdikleri Ticaret Bakanı'nın görevden alınması doğruydu ama eksikti; bu yolsuzluğu, 'yaptım, ama sorun bakalım neden yaptım?' demeye getirerek itiraf eden Ruhsar Pekcan'dan hesap da sorulmalıydı. Bu konuda, adı AK ama kendisi KARA olan AKP yönetimi sorumluydu. AKP iktidarı, bilindiği üzere, 128 milyar doları da kaybetmişlerdi. İktidara geldiklerinde bütün bunların hesabını soracaklardı. Dün, Mersin Çamlıyayla İlçe Milli Eğitim Müdürü'nün Atatürk'ün NUTUK'unu sakıncalı bularak okullara dağıtılmasına hayır dediği, basında haber olmuştu. Bu ilçe Milli Eğitim Müdürü, haddini bilmeliydi; o kimdi ki Atatürk'ün NUTUK'unu sakıncalı bulup yasaklayabiliyordu?..

     ***

     CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, basın açıklamasının ikinci bölümünü, saat 13.10'da Kargı Koyu'nda, Cennet Koy'da yaptı.

     CHP Muğla Milletvekilleri'nin, CHP İl ve Datça İlçe Örgütlerinin, Datça ve Marmaris Belediye Başkanları'nın yanı sıra Datça Kent Konseyi, MUÇEP, Engelim Olmayın Derneği...vb. bazı toplumsal örgütlenmelerden bazı kadın ve erkeklerin de araçlarıyla gelip hazır bulundukları basın açıklamasında CHP Datça İlçe Örgütü Başkanı Aytaç Kurt, sözü, önce MUÇEP'ten avukat Güngör Erçil'e verdi. Güngör Erçil, Datça'nın ve Kargı Koyu'nun doğal güzelliklerinin korunmasına çalıştıklarını, bu mücadelenin asli sahiplerinin Datçalılar olduğunu, bu mücadelede destek olan herkese teşekkür ettiklerini... söyledi. Güngör Erçil'in kısa konuşması, basın toplantısını izleyen izleyiciler tarafından topluca atılan 'Dokunmayın Datça'ya', 'Dokunmayın Kargı'ya', 'Dokunmayın Gebekum'a' sloganları eşliğinde devam etti. Güngör Erçil'in ardından konuşmaya başlayan Ali Öztunç, asli unsuru Datçalılar olan bu mücadeleyi bütün olanaklarıyla sonuna kadar desteklediklerini ve olayın takipçisi olacaklarını ifade etti. Kendileri, CHP olarak bu konuyu, Ankara'da ve Meclis'te de gündeme getireceklerdi, ama bu mücadeleyi Datça'da sürdürecek olanlar, Datçalılar idi. Datçalılar istemediği sürece, buraları özelleştirilemezdi. 128 milyar doları kaybeden AKP iktidarı, Kargı Koyu'nda 128 dönümlük bir yeri de yandaşlarına mı, aile bireylerine mi ne, her kimse onlar, onlara peşkeş çekmek istiyordu. Burayı talan edeceklerdi. Burayı yiyeceklerdi, yiyeceklerdi!.. Burayı buharlaştırmak istiyorlardı. Buna izin vermeyeceklerdi... Sayın Erdoğan, doların yeşilini, ağacın yeşilinden daha çok seviyordu; bunu biliyorlardı. Ama halkın gücü önünde kimse duramazdı...

     Ali Öztunç'un açıklamasını ardından basın açıklaması bitirildi.

     Basın açıklamasının ardından kalabalıklar dağılmaya başladığı sıra yanına yaklaşan ve yıllardır orada yaşayan bir yurttaş ile konuşmaya başlayan Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar, çevresine toplanan bazı kadınlara ve erkeklere açıklamalar yapmaya başladı. Başkan, Kargı Koyu'na ilişkin, vatandaşların menfaatini gözeterek, Kargı'yı koruma amaçlı yaptıkları bir planı onaylatamadıklarını, ama bugün ise, AKP yönetimi, Milli Emlak'a ait bir yeri, özelleştirmek amacıyla Özelleştirme idaresine devrederek anında onaylattıklarını söyledi. Kendileri kargı Koyu'nu koruyacaklardı, ama nasıl koruyacaklardı? Plan yaparaktan koruyacaklardı... Büyük yapılaşmaya izin vermeyerek, iki ya da bir katlı binalara izin vererekten koruyacaklardı...

     CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç MUÇEP'ten ve Datça Kent Konseyi'nden bazı Datçalılar ile sohbet ederken yanaşıp soruyorum; bu basın açıklamasına ilişkin haberde 'CHP, Kargı Koyu'nun özelleştirilmesinin ve Gebekum'un MUÇEV üzerinden kiraya verilmesinin tam karşısındadır', diyebilir miyiz? Evet, diyebilirsiniz!, diyor.

     Yazıyorum: CHP Genel başkan Yardımcısı Ali Öztunç, 'CHP, Kargı Koyu'nun özelleştirilmesinin ve Gebekum bölgesinin MUÇEV üzerinden kiraya verilmesinin tam karşısındadır!', dedi.

     21.04.2021/Datça/Mehmet Erdal


     MUÇEP: YANILTICI VE KAFA KARIŞTIRICI AÇIKLAMALAR!

     Kargı Koyu'ndaki 128.000 m2'lik bir alanın Özelleştirme İdaresine devredilerek özelleştirilmesi ve Güllük yolu/Gebekum civarı kıyıların MUÇEV (Muğla Çevre Limited Şirketi) üzerinden kiraya verilmesi kararları karşısında Datçalıların bir süredir gösterdikleri kitlesel tepkiler karşısında suskunluklarını koruyan partilerden Datça AKP ve MHP İlçe Örgütleri, Kargı Koyu ile ilgili olarak yargıya başvurulması sonrası, bugün, yazılı birer basın açıklaması yaptılar.

     Aynı merkezde hazırlandığı ve servis edildiği izlenimi uyandıran basın açıklamalarının AKP versiyonunun Datça Haber gazetesinin İnternet sitesinde yayınlanmasından sonra toplanan MUÇEP (Muğla Çevre Platformu) meclisi, AKP Datça İlçe Başkanı Fatih Keleş'in yaptığı basın açıklamasındaki açıklamalarını, 'yanıltıcı ve kafa karıştırıcı bir açıklama' olarak değerlendirdi.

     Fatih Keleş, basın açıklamasında, Kargı Koyu'nda özelleştirilme kararı alınan yerin ' Datça Belediyesi tarafından Kargı bölgesine yönelik yürütülen imar plan çalışmalarının yürütüldüğü alan ile aynı bölgede bulunduğunu söyleyerek, 'Anlaşılacağı üzere, söz konusu bölge, ilk defa imara girmiş bir bölge değildir.' diyordu.

     Açıklamanın devamında 'Kargı Koyu’nda gerçekler çarpıtılarak, algı operasyonu yapılmaktadır' deniliyor ve özetle şunlar söyleniyordu:

     '1; Kargı Koyu’nda, yapılan imar plan değişikliği ile 128 bin 640 metre karelik alanın tamamı değil, sadece 24 bin 415 metrekarelik bölümü turistik tesis olarak belirlenmiştir...

     2; Yapılanma koşulları bölgenin tamamına uygun hazırlanmış olup, Datça Belediyesi tarafından daha önce hazırlanan imar plan çalışmalarında bölgede özelleştirmeye konu olan alan 30 bin 500 metre kare iken, yeni plan çalışması ile bu alan 24 bin 400 metre kareye düşürülmüştür. İnşaat alanında yüzde 40 oranında bir azalma söz konusudur...

     3; Plan değişikliği ile alandaki zeytinlikler ve SİT alanları korunmuştur...

     4; Söz konusu imar plan değişikliği iddia edildiği gibi sadece 128 dönümlük özel bir alanı değil, Kargı Koyu’nun tamamını kapsamaktadır...

     Bu gerçekler ışığında bazı ayrıntılara değinmekte yarar var:

     1. Planlama Süreci içerisinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü), Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Muğla Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (MUSKİ), Datça Belediye Başkanlığı, DSİ 21. Bölge Müdürlüğü, ADM Elektrik görüşleri alınmıştır.

     2. Bu süreçte, hem Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığı hem de Datça Belediye Başkanlığının herhangi bir itirazı olmadığı gibi, sürecin hızlandırılması talep edilmiştir.

    3.Taşınmazın denize kıyı olan kesimlerinde, Kıyı Kanunu ve ilgili mevzuata uygun surette çalışma yapılmıştır...'

    AKP İlçe Başkanı'nın bu basın açıklaması üzerine, MUÇEP meclisi toplanarak şu basın açıklamasını yaptı:

     'Datça Kamuoyuna ve Basına,

     Datça AKP İlçe Başkanı tarafından Kargı’daki imar planı düzenlemeleri konusunda basına ve Datça kamuoyuna bugün yanıltıcı ve kafa karıştırıcı bir açıklamanın yapıldığını öğrendik.

     Çevre dostlarına önerilerde bulunulduğu belirtilen açıklamada: Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca hazırlanıp Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan ve 06 Nisan 2021 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan, daha sonra ÇŞB İl Müdürlüğü, Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Datça Belediyesi tarafından askıya çıkarılan 128.600 m2’lik tek parselle ilgili ve özelleştirme amaçlı Çevre Düzeni Planı Revizyonu bu revizyona dayanan Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planı’nın hazırlanmasında Kargı Koyu’nun bütününün göz önüne alındığı belirtilmektedir.

     MUÇEP’liler başta olmak üzere çok sayıda Datçalı tarafından itiraz edilen ve çok sayıda yurttaşın 05.05.2021 tarihinde birlikte dava açtığı Plan, özelleştirme amaçlı, 05.04.2021 tarih ve 3778 sayılı kararla onaylanan plandır. Bu planda, günübirlik alanın genişletilmesi, Kıyı Kanunu’na göre mümkün olmayan kıyıda otopark gibi kabul edilemez unsurlar bulunmaktadır.

     Asıl olarak özelleştirme kararının kabul edilmemesine dayanan davanın açılmasından 1 gün sonra (yani dün 06.05.2021 tarihinde) ÇŞB İl Müdürlüğü tarafından askıya çıkarılan Datçalı yurttaşlara ait parselleri içeren planlar konusunda bugüne kadar tarafımızdan hiçbir açıklama yapılmamıştır.

     Bu iki planın birbirine yakın zamanda askıya çıkarılması ve sanki aynı planmış gibi duyurulması da, Hazine’ye yani hepimize ait parselin özelleştirilmesine karşı oluşan ve geniş kabul gören itirazın gerçek dışı açıklamalarla bastırılmak istendiğini göstermektedir.

     Kargı Koyu’nu kapsayan ve dün askıya çıkarılan planla ilgili açıklama yapılması ya da idari yargısal yollara başvurulması bir yana, henüz bu planlar incelenmemiştir bile. Yapılan ilk değerlendirmelerde, bu iki planın konusu olan alanların birbirlerinden ayrı olduğu görülmektedir. Kargı’nın bütününün değerlendirildiği açıklaması bu yönüyle gerçeğe uygun düşmemektedir...'

     Sormamız üzerine, MUÇEP'in, AKP Datça İlçe Örgütü'nün basın açıklamasından sonra paylaşıma sokulan MHP Datça İlçe Örgütü basın açıklaması ile ilgili olarak da bir basın açıklaması yapabileceği bilgisini edindik.

     Şimdi, basın açıklaması yaparak kamuoyunu bilgilendirme sırası CHP Datça İlçe Örgütü ve Datça Belediye Başkanı'nın da!

     07.05.2021/Datça/Mehmet Erdal 


     DATÇA CHP : YAĞMAYA HİÇBİR ŞEKİLDE İZİN VERMEDİK, VERMEYECEĞİZ!

     Kargı Koyu'nda Özelleştirme İdaresi'ne devredilerek özelleştirilmek istenen 128 000m2'lik alan ile ilgili tartışmalar derinleşerek ve yaygınlaşarak devam ediyor.

     CHP Datça İlçe Örgütü Başkanı Aytaç Kurt, bugün yazılı bir basın açıklaması yaparak, isim vermeden, önceki günlerde AKP ve MHP Datça İlçe Örgütleri'nin Kargı Koyu ile ilgili olarak yaptıkları basın açıklamalarındaki iddialarına yanıt verdi: “Yağmaya hiçbir şekilde izin vermedik, vermeyeceğiz!”

     CHP Datça İlçe Örgütü Başkanı Aytaç Kurt, “Geçtiğimiz günlerde sosyal medya platformlarında, bazı yerel muhalefet partilerinin ilçe örgütü yetkilileri yer yer nezaket ölçülerini aşan, siyaset dilinin düzeyini düşüren, Kargı koyu gerçeklerini çarpıtan, birbirine karıştıran açıklamaları oldu.” dediği basın açıklamasında , “Kargı Koyunda plan değişikliği yapılan iki alan var; bunlardan birincisi mülkiyeti hazineye ait olan ve 2010 yılında özelleştirme program ve kapsamına alınmış olan 128 dönümlük arazidir. Diğeri ise bu alanın güney doğusunda kalan ve halen yerleşim alanlarının ve ticari işletmelerin bulunduğu, mülkiyeti daha çok kişilere ait olan alandır.” diyerek, öncelikle tartışılan konuya dair bir açıklama yapma gereği duyuyordu.

     Aytaç Kurt, açıklamasının devamında, Kargı Koyu ile ilgili gelişmeler konusunda şunları söylüyordu: “Öncelikle şu hususun altını çizmek istiyoruz; Datça İlçesi 1990 Yılından bu yana 383 sayılı KHK uyarınca ilan edilmiş olan Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisinde kalmaktadır. Datça’nın tamamında 1/25000 Ölçekli Çevre Düzen Planını yapma, değiştirme ve onama yetkisi, Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında 1 no’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 109/c bendi gereğince Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilmiştir. Bu planın hazırlanmasında ve yapılmasında ilçe belediyesinin hiçbir yetkisi bulunmamaktadır. 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planlarının yapılmasında ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile birlikte Datça Belediyesi yetkilidir. Ancak onay yetkisi yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığına aittir. Dolayısı ile bu planların bakanlık onaylanmadan yürürlüğe girmesi de mümkün değildir.

     Mülkiyeti hazineye ait olan 128 dönümlük alanda 05.05.2021 tarih ve 3778 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararı ile onaylanan ve 06.05.2021 tarihli resmi gazetede yayımlanan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı plan revizyonu işlemi bir gece yarısı yayınlandı. Bu plan değişikliği ile ilk defa 1994 yılında yapılan, 2004 yılında revizyona uğrayan 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değiştirildi, 1/5000 nazım İmar planı ve 1/1000 uygulama imar planı yapıldı.

     Bu işlem iki noktada hukuka aykırıdır; Birincisi, 2010 yılında özelleştirme kapsamı ve programına alma işlemidir. Bu işlem 4046 sayılı Özelleştirme İşleri Hakkında Yasa’nın amaç ve kapsamına aykırıdır. 2010 yılı itibariyle hazine arazileri bu yasanın kapsamında değildir. Nitekim bu husus daha sonra görüldüğü için 2018 yılında bu yasada yapılan değişiklik ile hazine arazileri de özelleştirme kapsamına alındı. Ancak bu değişiklik de yasanın asıl amacı ile çeliştiğinden hukuka aykırı olduğu ortaya çıkmıştır.

     Günümüzde, kamu arazilerinin, kamuya ait ekonomik ve stratejik varlıkların özelleştirilmesinin halkın yararına olmadığı, sağlıkta, eğitimde, enerjide, tarımda özelleştirme politikalarının halkın, emekçilerin, işçilerin yararına sonuç doğurmadığı ve büyük bir yalan olduğu ortaya çıkmıştır.

     Hazine arazisi üzerinde yapılan planlama işleminde ikinci önemli nokta hukuka aykırılık, Özelleştirme İdaresi Başkanlığına İmar Yasası kapsamında tanındığı ileri sürülen plan yapma yetkisidir. Özelleştirme program ve kapsamına alınma işlemi hukuka aykırı olduğundan buna bağlı olarak tanınan planlama yetkisi de hukuka aykırıdır.

     Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılan plan değişikliklerinde inşaat alanlarının küçüldüğünden bahisle güzelleme yapan bazı yerel muhalefet partileri 40 dönümlük plan dışı alanın çevre Düzeni Planının kapsamına alındığından hiç söz etmemektedir. Bu 40 dönümlük alan her ne kadar doğal sit alanı olarak işaretlenmiş ise de Datça ve Muğla’nın birçok başka yerinde yapıldığı gibi sit statüsünün daha sonra düşürülmeyeceğinin bu alanların da yapılaşmaya açılmayacağının hiçbir garantisi bulunmamaktadır.

     Bazı yerel muhalefet partilerinin açıklamasının bir yerinde özelleştirme yolu ile yapılacak satışlarda satış bedelinden belediyemize kalacak olan payların peşine düştüğümüz ve derdimizin bu paralardan ibaret olduğu gibi başka bir çarpıtmaya da yer verilmiştir. Evet, biz CHP İlçe Başkanlığı olarak daha önce 18 dönüm konut alanının TOKİ eliyle satılmak suretiyle bu paylara el konulmasına karşı çıktık, bunu engelledik. Üzerinde her Datçalının hakkı bulunan bu arsaların tekrar Datçalılara iadesini sağladık. Biz bu şekilde Datçalıların hakkını koruduk, Datça Belediyesi bütçesinden kaçırılan her kuruşun Datçalıların cebinden alındığı bilinci ile karşı çıktık, karşı çıkmaya da devam edeceğiz. Bu yağmaya hiçbir şekilde izin vermedik vermeyeceğiz. İktidar tarafından kupon arazi olarak önceden belirlenen nadir koyların plan değişiklikleri ile cazip hale getirilip sonra da özelleştirme yolu ile peşkeş çekilmesine de aynı bilinç ve kararlılıkla karşı duracağız.

     Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak esasen bu noktalardan hareketle hazine arazisinin özelleştirilmek suretiyle kamunun elinden alınmasına karşı çıktık, bu talana karşı çıkan sivil toplum kuruluşlarının demokratik kitle örgütlerinin kısaca Datça halkının yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz.

     Diğer yandan bazı yerel muhalefet parti temsilcilerinin bilerek birbirine karıştırdığı diğer plan değişikliği ise hazine arazisinin güney doğusunda deniz ile arada kalan alan ile ilgili olarak Datça Belediyesince hazırlanan ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylanan plandır. Bu plan çalışmasının hazine arazisi ile ilgili plan değişikliği ile hiçbir ilgisi olmadığı gibi yaklaşık altı yıl önce tamamlanarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayına sunulduğu halde bir türlü onaylanmayan, bekletilen planlama işlemidir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Özelleştirme İdaresince yapılan plan revizyonuna karşı tepkileri yumuşatmak ve bu iki plan işlemini bir birine bağlı gibi göstererek özellikle kafa karışıklığı yaratmak üzere Cumhurbaşkanlığı onay işleminden hemen birkaç gün sonra bu işlemi de onaylamış ve askıya çıkarmıştır.

     CHP Datça İlçe Başkanlığı olarak çoğunlukla özel mülkiyet alanlarını, arkeolojik ve doğal dere alanlarını kapsayan ve Datça Belediyesince hazırlanan bu plan ile ilgili olumsuz herhangi bir açıklamamız olmamıştır. Bu husus herkesçe bilindiği halde bazı yerel muhalefet partileri tarafından bu iki husus özellikle bir birine karıştırılmak suretiyle haksız ve hukuka aykırı olan özelleştirme işlemine karşı yürütülmekte olan mücadelenin parçalanması hedeflenmiş, her zaman olduğu gibi kamuoyunu yanıltmaya çalışılmıştır... “

     Aytaç Kurt/ CHP Datça İlçe Başkanı

     11.05.2021/Datça/Mehmet Erdal


    BELEDİYE MECLİS TOPLANTISINDAKİ KARGI KOYU TARTIŞMALARI! (1)

     Datçalıların, Datça'da yaşamayı tercih edenlerin, Datça'ya tatil için gelenlerin, Datça adını duyunca heyecanlanıp ya da merak edip kulak verenlerin, farklı nedenlerle ilgilenenlerin vb. bildiği üzere, Kargı Koyu'ndaki 128 000 m2'lik bir alanın Özelleştirme İdaresi'nce satış ve Gebekum/Güllük Yolu civarındaki kıyıların MUÇEV'e (Muğla Çevre Limited Şirketi) devredilerek kiralanma kararlarının duyulması sonrasında, Datça'daki pek çok kişi ve kuruluş (çevre, platform, dernek, sendika, parti vb.), bu satış ve kiralanma kararlarına farklı biçimlerde tepki göstermiş; kitlesel bir basın açıklaması da yapmışlardı.

     Datça'daki tartışmalar farklı boyutlarda devam ederken AKP, MHP ve CHP İlçe Örgütleri, birbiri peşi sıra, bu satış kararı ile ilgili resmi görüşlerini yazılı olarak kamuoyuna duyurmuşlardı.

     Bu açıklamalara rağmen, gözler, hem bu tür yazılı resmi açıklamalara dair var olan önyargılar nedeniyle hem de asıl konuşması gereken/istenen Belediye Başkanı'nın başkanlığında 18 Mayıs günü yapılacak olan Belediye Meclisi Mayıs Ayı Olağan Toplantısı'na ve bu toplantıda bu satış ile ilgili yapılması olası tartışmalara çevrilmişti.

     Meclis toplantısı başladıktan sonra her zamanki gibi açış konuşmasını yapan başkan Gürsel Uçar, beklenenin aksine, bu bölümde Kargı Koyu'ndaki satışa hiç değinmedi.

     Beklenen tartışma, mecliste grubu bulunan siyasi partilerin grup başkan vekillerinin grupları adına yaptıkları konuşmaların yapıldığı bölümde ilk olarak konuşan MHP Grup Başkan Vekilinin, konuşmasında, Kargı Koyu'ndaki satış ile ilgili farklı biçimlerde tepki gösteren kişi ve kuruluşları eleştirmesiyle başladı.

     MHP Grup Başkan Vekili Serdar Ören, konuşmasının bir yerinde ' Bir konuya daha, gündemde olan bir konuya değinmek istiyorum; Kargı meselesi.' diyerek tartışmayı başlattı. 'Bu Kargı ile ilgili AK PARTİ İlçe Başkanı sayın Fatih Keleş, MHP İlçe Başkanımız sayın Gökhan Akyel ve CHP İlçe Başkanımız Aytaç Kurt gerekli açıklamaları, süreç ile ilgili teknik ve gerekli açıklamaları yaptılar. Ben, bu konuda kararı kamuoyuna, kamuoyunun vicdanına bırakıyorum. Ben olaya bir başka pencereden bakmak istiyorum. Datça'nın sadece Kargı Koyu'ndan ibaret olmadığını düşünüyorum.

     Belediyemiz, bundan önce, ufaklı büyüklü 40'a yakın yer sattı. Yani orada, Kargı'daki satışa tepki gösterenlere de saygı duyuyorum, tepki gösterebilirler; demokratik haklarıdır. Vatandaşlarımızın ve sivil toplum örgütlerinin, biz belediye olarak bir yerleri satarken neden aynı tepkiyi göstermediklerini merak ediyorum. Ve en basiti, 2019'un Ocak ayında satış kararı alınıp satılmak istenen, Cumalı Köyü'ndeki, muhtarlıktan Datça Belediyesi'ne geçen zeytinlik alanla ilgili, daha yeni, sıcak olduğu için söylüyorum, orası ile ilgili herhangi bir tepki gösterilmedi. Bu durum, bana, tezat geldi. Tezat bir uygulama gibi geldi.'

     Serdar Ören'den sonra konuşma sırası kendisinde olan AKP Grup Başkan Vekili Haluk Laçin, konuşması içerisinde, aynı konuya dair şunları söyledi:

     'Biraz önce MHP Grup Başkan Vekilimizin de yapmış olduğu açıklamada değindiği gibi, ben, sivil toplum örgütlerimize Datça'ya olan bağlılıklarından, Datça'ya sahip çıkma istemlerinden dolayı teşekkür ediyorum. Fakat, burada, yanlış anlaşılmalar var. Bu yanlış anlaşılmalara dair gerek MHP İlçe Başkanımız, gerek AK PARTİ İlçe Başkanımız açıklamalarda bulundular. Burada, Kargı'da, belediyemizin uzun süre yürüttüğü bir imar planı çalışması var. Bunun, bundan 3 yıl öncesi, 5 yıl öncesi değil, taa yıllar öncesinden gelen bir imar planı çalışması olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Zamanında kabul edildi, geçmedi, yeniden plan hazırlandı, Özel Çevre Koruma Kurulu Başkanlığı kuruldu vs... Şimdi burada, asıl sorun, Datça ile Ankara arasında bir mesafe var. Datça'ya gelen bir yatırımcımız, ben otel yapmak istiyorum, ben camping alanı yapmak istiyorum, ben Datça'da, bir birikimim oldu, artık turizm yapmak istiyorum, bu ülkeye katma değer vermek istiyorum, Datça'nın gençlerine iş vermek istiyorum, kapı açmak istiyorum... diyen bir vatandaşımıza, maalesef, bugün turizm tesis alanında otel inşaatı ruhsatı verecek bir noktamız yok, Datça Yarımadası olarak. Bu, beni, gerek Datçalı olarak, gerek siyasetçi olarak üzmekte...

     Şimdi hal böyleyken, Kargı'da hazırlanmış planımız, onaylanma süreci bir yıl, iki yıl; benim bildiğim kadarıyla böyle bir süreç var, en son geleninde. Eksiklerin olduğu, planı hazırlayan kişiden, firmadan bu eksiklikler alındı ve nitekim, tam, evet gerçekten de bakanlığımızın, devletimizin Özelleştirme İdaresi aracılığıyla yapmış olduğu planlama noktasında Kargı ile satışı aynı ana denk gelmiş. Burada, yapılan planı, ben şahsım olarak, mimar olarak, grup sözcüsü olarak inceledim; kötü bir plan değil. Datça'da, keşke bizim yapabileceğimiz planlar bu kadar çevreci, çevre dostu, yoğunluğu az olan planlar olabilse. Aynısını, yan tarafta belediyemiz yaptı. 128 000 m2'nin içerisinde 24 000 m2 gibi bir yoğunluk gözleniyor. Şimdi burada, bir yatırımcı Datça'ya gelecek. Belki de ihale sürecinde Datça'nın gençlerinden, Datça'da yaşamakta olan 3 kişi, 4 kişi ortaklaşa burayı alıp bir otel yapabilecek. Kargı'da, bir turizm tesis alanı yapılması, otelin yapılması , benim gençlerimin iş sahasına girmesi, Turizm Otelcilikten mezun olan çocuklarımızı Marmaris'e, Fethiye'ye, Antalya'ya göndermektense Kargı'da gözümüzün önünde iş bulması kadar doğal bir olayı göremiyorum. Fakat, bu noktada, ben tahmin ediyorum, çevreci, diğer siyasi, işte CHP İlçe Başkanı da bu konuda açıklamalar yaptı, CHP Genel Başkan Yardımcısı da geldi ve bununla ilgili açıklamalar yaptı. Fakat, benim baktığım gözle kendilerinin baktığı göz arasında fark var...

     Hepimizin ortak noktasının, sayın belediye başkanının, sayın belediye meclis üyelerimizin, hepsinin ortak noktasının Datça'ya hizmet olduğunun da farkındayım. Fakat bununla ilgili ya iletişim ya da bir proje mi yok; onu hala da anlamış değilim. Ben, bu Kargı sürecinde, gerçekten de önemli bir noktadır; hiç kimse Datçamıza kötü bir şey yapamaz, yaptırmayız. Ama güzel bir proje yapılacak şeylere de siyasi gözle bakar da Datça dışına atmaya çalışırsak, o zaman, bu, Datça'ya bir ihanet olmuş olur. Benim sivil toplum örgütlerine çağrım şudur; sayın belediye başkanım, sayın belediye meclis üyelerim sizlere çağrım şudur; 2012 yılında bu meclis salonunda alınmış kararlar vardır. Datça'nın yer altı boruları asbestli borudur. Maalesef, çocuklarımıza ve kendimize kullandığımız sular, bir patlak olduğunda, onları onarım noktasına geldiğimizde, uluslararası alınan kararlarda asbestli boruların kaldırılması ile ilgili uluslararası alınan kararlar vardır. Bu meclis, 2012'de bu boruların kaldırılmasıyla ilgili kararlar almıştır. Aradan 9 yıl, 10 yıl geçmesine rağmen, bizi zehirleyen bu borular hakkında hiç bir sivil toplum örgütü ve belediyemiz bu konuda çalışma yapmadı. Evet, bugün, bu konu Muğla'da Büyükşehirde MUSKİ, Muğla Su İşleri'ne ait. Ama Datça'da yaşayan, burada sayın başkan dahil 4 tane Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi olarak bu konuyla ilgili çalışmalar başlatmalıyız ve bununla ilgili Kargı'da bulunan ve bulunmayan tüm sivil toplum örgütündeki vatandaşlarımı, Datçalı ve Datça'ya gönül vermiş vatandaşlarımın da bu konuyla ilgili özverili olmalarını diliyorum...'

     Haluk Laçin'den sonra CHP Grup Başkan Vekili Can Canbey söz aldı; 2019 yılındaki yerel seçim sonrası toplanan belediye meclisi aylık olağan toplantılarında gruplar adına yapılan konuşmaların en uzununu yapmaya başladı (15 dakika 42 saniye). Bu uzun konuşmasında hemen hemen her konuya değindi. Değindiği bu konulardan birisi de Kargı Koyu'ndaki satışa çıkarılan alan idi.

     Can Canbey '...Başkanım başka bir konu; Kargı'daki planlarla ilgili. Ben de hiç değinmemeyi düşünüyordum ama arkadaşlar değinince, birkaç çift laf edeyim.' diyerek görüşlerini canlı yayında kamuoyu ile paylaşmaya başladı: ' Bu vicdani bir konudur; siyasi bir konu değildir. Bizlerin endişeleri var. Endişe dediğimiz duygu, gidip de marketten satın alınmaz. Endişe, geçmişte yaşadıklarımız ile ilintili olarak bizde, insanın vücudunda vuku bulan bir duygudur. Neden? Bakın, Bodrum'a bakın; bakın Kuşadası'na, bakın Hisarönü'ne... Orada yapılan katlı otellerin, yapılan turistik tesislerin nasıl bir işletme şekli olduğunu ben anlatayım, endişemiz buradan kaynaklanıyor. Yoksa Datçalı gençlerin iş bulmasının burada önünde duracak bir tane zat tanımam, ben; hiç kimse durmaz. O yüzden diyorum, vicdani bir konudur. O bölgede, kaplumbağa başı gibi denize uzanan bir bölge var. Bu tarz yerler, adını bahsettiğim ilçelerde güneşlenme terasları, ahşap iskeleler başlıkları altında, sadece o otelin kullanabileceği bir kısma dönüştürülerek işletme şekli benimsenmiştir; hala da böyledir. Gönül ister ki böyle olmasın. Çok samimi söylüyorum bunu, bir Datçalı duygusuyla söylüyorum. Lütfen kayıtlara da geçsin, söylediklerim. Bizler, eğer orası, başka bir, ne olduğunu bilmediğimiz yatırımcı bir grubun eline geçerse, yaşayacağımız durum bundan ibaret olacaktır, diye, geçmişe bakarak söylüyoruz. Yoksa hurafelerle ifade etmiyoruz. Bununla ilgili söyleyeceklerimiz bundan ibaret başkanım... (1 dakika 30 saniye)', dedi. Bu kadar!

     Canlı yayını izleyen yurttaşlarımız, bu noktada ne düşünmüşlerdir bilemiyorum; benim gözüm, otomatik olarak, toplantıyı yöneten başkana çevrildi: Acaba, o da, Can Canbey'in ifade ettiği gibi, bu toplantıda Kargı Koyu ile ilgili tek kelime laf etmeme kararı mı almıştı? Peki, şimdi, üç grup başkan vekilinin konuşmasından sonra susmaya devam mı edecekti yoksa o da CHP Grup Başkan Vekili gibi ' bir kaç laf edeyim bari' deyip bir şeyler söyleyecek miydi?

     Başkan, ikinci yolu tercih etti...

     Tartışma başladı!

     (Devamı 2. Bölümde)

     22.05.2021/Datça/Mehmet Erdal


     DATÇA BELEDİYE MECLİS TOPLANTISINDAKİ KARGI KOYU TARTIŞMALARI (2)

     (Önceki bölümün devamı)

     18 Mayıs günü yapılan Datça Belediye Meclisi Mayıs Ayı Olağan Meclis Toplantısında grup başkan vekillerinin konuşması bittikten sonra, başkan Gürsel Uçar yeniden konuşmaya başladı.

     Başkan, bu bölümdeki konuşmasında, grup başkan vekillerinin konuşmalarında değindikleri konulara ve sordukları sorulara dair kendi görüşlerini açıkladı.

     Konuşmasının bir yerinde, sol eliyle MHP ve AKP Grup Başkan Vekillerinin oturduğu tarafı göstererek “Kargı Koyu ile ilgili planlardan bahsetti her iki grup sözcüsü arkadaşımız' dedi ve sözlerini sürdürdü: 'Arkadaşlar, biz Kargı'nın planlarına karşı değiliz ki! Biz, Kargı'nın planlarını, zaten, bundan 3 yıl önce yapmak için, tamam mı, çalışmalar başlattık. Biz Kargı'da, gerçekten de koruma amaçlı bir plan yapıyoruz. Benim, Kargı'nın 1994 yılında yapılan 1/25 000'lik planlar çerçevesinde, oranın 1/5 000'liklerini, 1/1 000'liklerini yapmamız gerektiğini, oradaki mülkiyet sahiplerinin, bir an önce plan yapılaraktan, kendi mülkiyetlerini değerlendirmesi gerektiğinin inancındayız. Biz nesine karşıyız? Biz, planların, evet yapmış olduğumuz koruma amaçlı bir plan; ben, Özelleştirme İdaresi buraya plan yapmak istedi, dedim ki, tek başına plan yapamazsın. Buraya davet ettim. Biz Kargı'nı planlarını yapıyoruz, bu planları bir plan, bütünlük içerisinde değerlendirmemiz gerekiyor. Bu planları, eğer varsa bir öneriniz, gelelim, değerlendirelim. Biz, bu planları yapıyoruz. Bunlar ne yaptılar? Yok, dediler, biz planları ayrı yapacağız. Neden ayrı yapıyorsunuz? Çünkü, zihniyet var ya zihniyet, farklı. Şimdi, Kargı'da, Özelleştirme İdaresi ne yaptı? 1/25 000'lik planların sınırlarını genişleterekten, kendisine, 1/25 000'lik , bazı yerleri 1/25 000'lik plan içine aldı. Yani, 128 dönümlük arazinin 128 dönümünü de kendi 1/25 000'liğin içine aldı. Evet, doğru, eskiden oranın planları 20/40'dı; şimdi 15/30. Onu da biz yaptık. Orası korunmalı. Orası, Kargı Koyu...”

     AKP Grup Başkan Vekili söze karıştı: “Belediyenin gönderdiği, ben gördüm Ankara'da, 20/40 gönderdiniz. Bunu bakanlık, yaptı...”

     Başkan, “...15/30, 15/30 arkadaşlar...”. Sol eliyle Haluk Laçin'in susmasını işaret ederek, “Lütfen... Lütfen müdahale etmeyin.” dedi.

     Haluk Laçin konuşmaya devam etmek istedi. “Ben biliyorum. Datça belediyesi 20/40 olarak gönderdi. Bakanlığımız 20/40 yoğunluğun fazla olduğunu düşünerek 15/30 yaptı ve gönderdi...”

     Başkan, Haluk Laçin'in devam etmesine izin vermedi ve başladığı konuşmasını sürdürdü:

     “Onlar ne yaptı? Onlar, 1/25 000'liğin sınırlarını genişleterekten zeytinlik alanları, doğal sit alanları, diyerekten, ağaçlandırma alanları diyerekten, yarından sonra, buraların da imara açılmasının, yapılaşmaya açılmasının önünü açtılar...”

     Başkan, “Ondan sonra, bakın hepinizin gözden kaçırdığı bir şey var; kalkıyorsunuz, devletin malını, Datça'nın sattığı mallar ile kıyaslamaya kalkıyorsunuz...” diyerek, MHP Grup Başkan Vekili Serdar Ören'in grubu adına yaptığı konuşma sırasında atıfta bulunduğu Cumalı Köyü'ndeki Datça Belediyesi tarafından satışa çıkarılan zeytinliğe ve belediye tarafından bugüne kadar satılmış olan 42 parsele dair konuşmaya başladı.

     Başkana göre, Kargı Koyu'nda Özelleştirme İdaresi tarafından satışa çıkarılan 128 000 m2 alanın satışı ile Datça Belediyesi tarafından satışa çıkarılan Cumalı Köyü'ndeki zeytinlik alanın satışı aynı kategoride değerlendirilemezdi. Bu ikisi, birbirinden farklı satışlardı.

     Başkan, “Geçmiş dönemde de” dedi, “sayısı belki de 42'dir, pek çok yeri sattık.” Sonra “ama” dedi ve şöyle devam etti: “Bunlar, sonuçta, Datça Belediyesi'nin herhangi bir tesis oluşturamayacağı, herhangi bir gelir elde edemeyeceği, vatandaşın mülkü içerisinde kalmış yerlerdir. Satılınca parası Datça Belediyesi'ne geliyor. Biz bu parayı en iyi şekilde, değerlendiriyoruz... Bizler, bir mülkiyeti satarken, kesinlikle, yapmış olduğumuz yanlış yatırımlardan, hesapsızlığımızdan, kitapsızlığımızdan dolayı, yani işi bilmez bir ailenin malını satması gibi, içki parasını, kumar borcunu ödemek için mal satmıyoruz. Bunlara benzer nedenlerden mal satmıyoruz.”

     “... Bir mal bana göre satılmalı; herkes de malını satmalı!” diyerek konuşmasını sürdürdü: “ Ama bir tek amaçla satmalı; o parayı daha iyi değerlendirip, daha iyi yerlerde kullanma, daha iyi yatırımlar yapma, ekonomisini geliştirme, yatırımlarını büyütme, çoluğunun çocuğunun rızkını daha iyi kazanma, memlekete daha iyi hizmet edebilme adına satmalı. Evet, sattık! Kıyıda köşede kalmış yerleri sattık;... Biz Datça Belediyesi'nin, eğer bir karış toprağını satmış isek, o bir karış toprağı iki karış toprak yapmak için satmışızdır. Plansızlığımızdan, programsızlığımızdan, Datça'nın parasını çarçur etmemizden dolayı, borç ödeme adına, bilmem ne adına sattığımız, Datça Belediyesi'nin bir karış toprağı yoktur. Bugün de yine aynı düşünceler ile satılması gereken bir yer varsa, siz değerli meclisi üyesi arkadaşlarıma anlatarak, gerçekten de gelecekte belediyenin durumuna dahil olması adına satmamız gereken yer varsa, yine satılmasından yanayım.”
     Sonra, sözü Kargı Koyu'ndaki satışa getirerek şunları söyledi: “Ama bugün Kargı'daki 128 dönümlük arazi, sonuçta, Datçalının. Yahu, sat. Hazine arazileri satılmıyor mu? Satılıyor. Dün de satıldı, evvelsi gün de satıldı. Satılmasına hanginiz karşı koydunuz? Hangimiz ses çıkardık? Satılır; yasa bu. Yasa, %30'unu Datça Belediyesi'ne veriver, diyor. Sen Datça Belediyesi'nden, sadece %30 payı vermeme adına, orasını Milli Emlak'tan Özelleştirme İdaresi'ne vereceksin, oradan da TOKİ'ye devredeceksin; onlar vasıtasıyla satacaksın. Biz, Datça'daki duyarlı vatandaşlar, ister sivil toplum örgütleri olsun, ister hangi grup olursa olsun, bunlara ses çıkardığı zaman, efendim orası, yani Cumalı'daki zeytinlik satılıyor, yani siz satıyorsunuz ses çıkarılmıyor ama öbür satışa, yani Kargı Koyu'ndaki satışa hayır diyorsunuz... Orada otel yapılacakmış, 500 kişi iş bulacakmış; bu düşünceler güzel, güzel ama eğer böyle düşünceler düşünüyorsak, sadece siyaset yapmak için değil. Bugün yat limanı yapılsa 100 kişi orada çalışır. Mademki Datça'daki gençlere iş bulma imkanı sağlamak istiyorsunuz, haydi, 2012'den bu yana 9 yıl neden durdunuz? Neden bunun mücadelesini vermiyorsunuz? Yani, burada var ya siyaset yapmak adına, bilmem ne yapmak adına yapılan konuşmaların, bana göre, çok doğru olmadığını düşünüyorum. Bu konuda da bu düşüncelerimi sizlerle paylaşmış bulunuyorum...”

     Haluk Laçin, yine söz istedi; başkan, “Bir dakika, bir dakika” diyerek söz vermedi ve grup başkan vekillerinin konuşmalarında değindiği konulara dair düşüncelerini paylaşmaya devam etti...

     (Devamı, Cumartesi günü, 3. Bölümde)

     25.05.2021/Datça/Mehmet Erdal


     DATÇA BELEDİYE MECLİS TOPLANTISINDAKİ KARGI KOYU TARTIŞMALARI (3)

     (Üçüncü ve son bölüm)

     18 Mayıs günü yapılan Datça Belediye Meclisi Mayıs Ayı Olağan Toplantısı'nın resmi bölümü bittikten sonra, Datça Kent Konseyi Başkanı 'Söz alabilir miyim?' diyerek, söz istedi; başkan 'Kısa ve öz' diyerek, söz verdi.

     Kent Konseyi Başkanı Nesrin Aygün 4 konuda konuştu. Bunlardan ilki Kargı'da satışa çıkarılan 128.000 m2'lik alanla ilgiliydi.

     'Kıyılarımız, Datçamız hepimiz için önemlidir; AKP için de, MHP için de, CHP için de, belediye başkanımız için de... Hepimiz için de böyle olduğuna eminim...' diyerek, söze başladı, Nesrin Aygün ve devam etti: 'Hepimiz aynı şeyi düşünüyoruz: Kargı da, kıyılarımız da Datça halkının malıdır. Buralara hep birlikte sahip çıkmamız gerekiyor... Datça bir bütündür. Kargı çok önemli ama her yer hepimiz için çok önemlidir... Kargı Koyu tüm Datçalılarındır ve hepimiz bu konunun takipçisi ve tarafı olmalıyız. Bizler mahkemeye de giderek buranın özel sektöre verilmemesini ve imar durumunun değiştirilmemesini sonuna kadar takip edeceğiz. Özellikle, Kargı'nın hazine malı olarak hepimizin iken, önce Özel İdare'ye, sonra TOKİ'ye verilerek Cumhurbaşkanı kararnamesi ile ihaleye çıkarılması tüm Datçalıları ilgilendirir. Bizce, Ankara onay makamıdır; bu nedenle, imar planını, Datça Belediyesi yapmalıdır... '

     Kent Konseyi temsilcisi, diğer üç konuda da (2- Su sorunu, su havzalarının çoğaltılması, arıtmadan çıkan suyun denize deşarj edilmeyip vidanjörlerle veya gri su boru hattıyla bahçelere, parklara verilmesi, 3- Dörtyol'dan merkeze uzanan ana caddenin trafik sorunları ve akıllı kavşakların arttırılması, özellikle Tapu Dairesi gibi sorunlu alanların çözümünün düşünülmesi, 4- Eski Datça ve Hızırşah Arkeolojik Açık Park Projesinin ne olduğu?) düşüncelerini özet olarak meclis üyeleri ile paylaştı.

     Nesrin Aygün'den sonra AKP Grup Başkan Vekili Haluk Laçin yeniden söz istedi; başkan, söz verdi. Haluk Laçin, bu bölümdeki konuşmasında farklı konuların yanı sıra Kargı Koyu'na yeniden değinme gereği duydu. 'Kargı konusunda da... Benim anladığım kadarıyla, oradaki sıkıntı, 'Özelleştirmeden satılırsa belediye para alamaz'... En son söylediğiniz konu, o.

     Başkan- 'Kardeşim, Özelleştirmeden satılırsa, belediye şey... değil.'

     Haluk Laçin- 'Konu o... Ona da değineceğim ama Kent Konseyi Başkanı arkadaşım için de bir şey söyleyeceğim: Ben Ankara'ya gittiğimde, beraber gitmiştik arkadaşlarla; 4-5 arkadaş gitmiştik. Ben orada da söyledim; hala lafımın arkasındayım. Bakın, Knidos'tan Balıkaşıran'a kadar, Datça'da bir plan yapılmalı. Bizim Datçamızın alanı çok büyük bir alan değil. Ama arkeolojik sit, doğal sit, Özel Çevre Koruma, kentsel sit vs. daha bir sürü... Şimdi, Datçamız 3 mahalle idi, 13 mahalle oldu. Bunlara, Knidos'tan Balıkaşıran'a kadar bir plan yapılırsa, hangi köyümüzün özelliği ön plana çıkacaksa, nerede yapılaşma yapılacaksa, nerede turizm yapacaksak, bunların bugünden belirlenmesi lazım. Evet, Özel Çevre Koruma Bölgesi olduktan sonra, yetki Ankara'da. Bizim, Datça Belediyesi olarak plan yapma yetkimiz yok. Bu TBMM'nin almış olduğu bir karar. Buna, meclis olarak aykırı bir iş yapacak değiliz. Ama, yine diyorum, bakın o zaman belediye meclis üyesi idiniz, alalım kararlarımızı, nasıl ki Palamutbükü ile Mesudiye'nin imar planlarını yapma yetkisi dönemin belediye başkanı Şener Tokcan zamanında alındı; bugün de Gürsel Uçar alır. Diyelim ki, Knidos'tan Balıkaşıran'a kadar tüm yarımadayı ya ihale edin ya da ihaleye verin. Yeter ki imar planı bir an önce olsun. Çünkü, kaçak yapılaşmanın önüne geçmenin tek yolu, budur. Yine söylüyorum, benim yatırımcım, bugün, çok büyük meblağlar değil, 5 milyon dolarla gelse, turizm imarlı 5 m2 bir yer veremeyecek durumdayız. Ama bu sizin şahsınızın değil, belediye olarak yıllardan beri sıkıntımız var. Bu, Ankara ile Datça arasında bir plan uçurumu. Bunu, Datça Yarımadası tabiatıyla biliyor, vatandaş da kişisel olarak çekiyor. Bu durumun geçilmesi lazım. Bunun siyaseti de yapılmaz... Bunun mazereti falan olmaz, başkanım...'

     Başkan- ' Bakın...'

     Haluk Laçin- 'Sinirlenmeyin, başkanım...'

     Başkan- '... Sinirlenmiyorum. Bugün Datça'nın planlarını istemeyen var mı? Burada, Datça'nın planları yapılmasın diye bir şey konuşuluyor mu? Hepimizin tek amacı var ya, en kötü plan plansızlıktan iyidir, anlayışıyla, bu planların bir an önce yapılmasını istiyoruz. Tamam mı? Ben de diyorum ki, bakın, Özel Çevre Koruma Kuruldu. Datça'yı, 1990 yılında, kurmuş olduğun 1989 yılındaki Özel çevre Koruma Kurulu diye bir kurulun içine alınması konusunda, Datça ile bir şey paylaştın mı? Paylaşmadın. Datça, Özel Çevre Korumaya alınsın dedi mi? Demedi. Bize sormadın. Aldın. Bir kurum kurdun; Datça, özel ve güzel bir yer dedin. Datça, gelecek nesillere bırakılması gereken en doğal zenginliği en yüksek yer dedin. Doğru. Bunu hepimiz biliyoruz. Aldın. O zaman, bakın; korumanın bir tek amacı var. Eğer sen bugün meclis üyesi olarak oturduğun kürsüden dile getiriyorsan, kaçak yapıların yapılmaması, planların yapılması konusunda, bunu 1990 yılında var ya, bunu Özel Çevre Korumadaki arkadaşlar bilmiyor muydu? Biliyordu. Madem ki burası özel ve güzel bir yer, dedin; özel ve güzel bir yer, ancak planı yaparaktan korunur. O günden bu yana ne yapmışız? Hiçbir şey yok arkadaşlar. Planları onaylayan benim, diyor. Planları, ben, nasıl bir plan yaparsam, bunu ben onaylarım, sen uygularsın, diyor. O zaman, yap planı. Yap! Elini tutan mı var?..'

     Haluk Laçin- 'Başkanım, bir de şu var...'

     (Karşılıklı ve dinleyenlerce yeterince anlaşılamayan konuşmalar...)

     Haluk Laçin- '...Genel Müdürlükte... Can arkadaşımız da burada. Ben aynısını söylemedim mi?..'

     (Karşılıklı konuşmalar devam etti...)

     Başkan- '... Şimdi, arkadaşlar, arkadaşlar, bunu, ille de bu kürsüden, bunu bir siyasi partinin temsilcisi olarak...'

     Haluk Laçin- '... Ben bir Datçalı olarak konuştum başkanım...'

     Başkan- '...veya illaki bu kürsüden konuşaraktan çözülmez. Bu, yapılacak bu. Ararsınız milletvekillerinizi... Datça'nın, bakın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Datça'nın, ben 2012 yılında İl Genel Meclis Üyesi iken, kaymakamlıkta 7 tane mahallenin plan altlığı olarak halihazırını yaptırdım. Plan altlığı olarak, zemin etütlerini yaptırdım. Palamutbükü'nde kullandık... Arkadaşlar, 2012'de; 9 yıl geçti...Yani, 9 yıl geçti. O günden bugüne var ya, şimdi, kusura bakmayın da, illa ki burada var ya, bu meclis kürsüsünde bunu dile getirerekten, sanki bu işlerin çok takibini yapıyormuş pozisyonunda olmanın bir anlamı yok. Bu görev, ben Ankara'yı her arayışımda, gidiyorum, her şey de konuşuyorum. Madem ki, bakın, Mesudiye'nin, Palamutbükü'nün planlarını, Yaka'nın planlarını üstlendim, yapayım, diye; ama karşılaştığımız zorluklar bunlar. Sizin de bakanlık olarak Datça'nın planlarını, mutlaka, hızlı bir şekilde yapmalısınız, diyorum. Bunu, belediye başkanı olduğum günden bu yana söylüyorum. Daha, bu sene çıkardılar, Karaköy ile Cumalı Köyü'nün planlarını. Arkadaşlar, tamam mı, bunu, birileri var ya, eğer, şimdi, hani, iktidardan bahsettiğin zaman, sadece bu kürsüde var ya... İnsanlar, senin yaptığını görecek. İnsanlar, senin bu işi bitirdiğini görecek. Ama, biz var ya ne yapıyoruz? Konuşuyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz... Ortada var ya, biten bir işimiz yok, tamam mı? Biz bunu, yani Şener başkan zamanında, dediğiniz gibi, onlar yapıldı; kaç zamandan beri bir kurum görüşü..., Biz iktidarız, diyorsun; Tarım Bakanlığı'ndan...'

     Haluk Laçin- 'Çok şükür!..'

     Başkan- '... O da gidecek bir gün; kısa zamanda ya... '

     Haluk Laçin- 'Biraz daha beklemeniz gerekecek; 10 yıl gibi!..'

     Başkan- '... Göreceğiz, göreceğiz. Tarım Bakanlığı'ndan arkadaşlar geldiler, Palamutbükü'ndeki yer için; sizinle de tanıştırdım. Gidin beraber, dedim. Palamutbükü, arkadaşlar, her araziye, bir bina yapılmış; Tarım Bakanlığı'ndan gelen arkadaşlar, burası tarım alanıdır, mutlak tarım arazisidir, buraya plan yapamazsınız, diyor. Yahu, neresi kalmış? Rahmetli hocam, bütün alanların tespitini yaptı. Hangi parselde hangi bina var, bu binalar niçin kullanılıyor; hani, hangi amaçla kullanılıyor? Bunlarda, her parselde bir bina oluşmuş, plan yapamazsınız diyor. İşte, o gün var ya devreye girecektiniz. Siz de oradaydınız. Sizinle beraber gönderdim. 'Bakan, kusura bakma, bu topraklar, mutlak tarım arazisi olabilir; ama bu topraklar, 1994 yılında 1/25 000'lik planlarda yerleşim alanları olarak planlanmış, o günden bu yana insanlar kaçak da olsa her parsele bir bina yapmış, bundan sonra bunun geriye dönüşü yok; insanların ortak kullanım alanları oluşmuş, camisi olmuş, yollar oluşmuş, artık buranın var ya, mutlak tarım arazisidir, plan yapamazsınız, ne demek', diyen, biriniz var mıydı? Kabul ettirebildik mi?... Etmiyorlar, arkadaşlar!'

     Haluk Laçin- ' Sözüm bitmemişti. Ben, sayın bakanımıza gitsem, demez mi, senin belediye başkanın nerede, diye? Ola ki halloldu; Geldik buraya. 'Siz benden önce halletmişsiniz', diyeceksiniz. Siyaset yapıyoruz madem. Beraber gitmek zorundayız. Bir belediye başkanı, bir kaymakam, bir siyasi, bir iktidar partisinin ilçe başkanı, milletvekili vs., teknik ekip yanında, ... Bakan'dır, bilmez. Bakan'dır, yapar. Biz yıllarca Ankara'ya gittik. Şener bey zamanında bir festival yapılıyordu burada; iki dakikada ... raporu çıktı. Ama hiç bir zaman, biz iktidarız, gidin, halledin, demedik. Sayın başkanım, bakın, 1999 yılında, Mustafa Soytok'un belediye başkanlığı zamanında, 3 tane mahallenin imar planı vardı. Kargı'nın imar planları o dönemde hazırlanmıştı. Kızlanaltı'nın imar planları hazırlanmıştı. Yıl, 2021... Hala Kargı'da plan yok. Daha yeni onaylandı; bir hafta önce... Hala, Kızlanaltı'nda, uygulamada bir imar durumu veremiyoruz. Burgaz'da dolmuşuz. Datça'nın ticari alanları sıkıntılı. Palamutbükü ve Mesudiye'de 1999 yılında imar planları vardı. 2004 yılında biz bunu.... Biz hala oralarda planları arıyoruz. Bakın, 22 yıl, bu insanların çoluğu var, çocuğu var, yatırımcısı var... Ondan sonra da diyoruz ki, iktidar. Yani, bir elin nesi var, iki elin sesi var...Bu konularda, bence, biraz daha, ciddiyetle yaklaşılmalı... Ben yapıcıyım, İlçe başkanımız var. Benim milletvekillerim de, bakanlarım da yapıcı. Şimdi, o, bu denilmemeli... (Konuşmasına devam ediyor, ama öncesindeki bazı yerlerde olduğu gibi burada da sesler birbirine karışıyor ve anlaşılmıyor)

     Başkan- 'Ben, buradan da sesleniyorum' diyerek kararlı bir biçimde ve tok bir sesle konuşmasına devam ediyor: 'AKP'nin Datça üzerindeki yapıcılığını asla kabul etmiyorum, arkadaşlar. Bakın, Kargı Deresinde bir hafriyat döküm alanını, taş ocağı, çalışmasını tamamlamış, bitirmiş, Muğla Büyükşehir Belediyesi talepte bulunuyor, buranın geleceği karanlık diye, 5 yılda, 5 yılda, yazık değil mi?...

     Can Canbey- 'Bedava almadık.'

     Başkan- '... Bedava almadık; ormandan 5 yılda kiraladık. Yazık değil mi? 5 yılda var ya...'

     Haluk Laçin- 'O konuda da bilgi vereyim, başkanım: Vermeniz gereken dilekçeyi farklı kuruma vermişsiniz, yıllarca sağda solda dolaşmış; siz de beklemişsiniz. O da, geçen yerel seçimde, sivil toplum örgütleri, Kent Konseyi, diğer arkadaşlar... çıktılar, yine bizim siyasi ekibimiz, aday olan ekibimiz, bölge ekibimiz devreye girdi; baktı ki, dilekçe, ilgili kurumda değil. Araştırın, başkanım. Kim yazdı dilekçeyi? Datça Belediyesi yazdı...'

     Başkan- 'Datça Belediyesi değil. 5 yılda dediğim, zaten 2014'ten sonra hafriyat döküm alanı Muğla Büyükşehir Belediyesi'nde. Burayı Muğla Büyükşehir talep etti. 5 yıldan beri Muğla Büyükşehir...'

     Haluk Laçin- 'Etmemiş başkanım. Sonradan etmiş, sonradan etmiş. Yazıyı da bulduk.'

     Başkan- ' 5 yıldan beri, en son, Devlet Su İşleri'nin raporunu gördüm; okuduysan. Dere kenarında olduğu için, hafriyat döküm alanı olarak, tamam mı, değerlendirilememiştir, diye, bir rapor yazmış. Yahu kardeşim, oraya taş ocağı izni verirken, dere yatağı demiyorsun, hafriyat döküm alanı olsun deyince mi... Bakın iyi niyet yok arkadaşlar...'

     Haluk Laçin- 'Başkanım, bizim Ankara'da bekleyen bir tane dosyamız var mı? Datça Belediyesi'nin hazırlayıp bakanlığa gönderdiği, yatırımda bekleyen, bir tane projesi var mı?'

     Başkan- 'Kargı'nın imar planları, eğer, eğer Özelleştirme İdaresi, oranın 1/25 000'lik imar planını revize edip 1/5 000'liğini, 1/1 000'liğini yapıp onaylamamış olsaydı, 7-8 aydan beri şeyde bekliyordu, tamam mı... Ekim'in 23'de gittik, beraber gitmedik mi?, Ekim'in 23'den bu yana...'

     Haluk Laçin- '... Başkanım, bana ne diyorsunuz? Eksik evrakı vardır. Doğru. Harbiden de ... Çağırdık arkadaşı; plan kotası çıkmamış filan. Eeee canım, şimdi, Kargı'da da planı yapan arkadaştan farklı farklı belgeler, bilgiler istendi. Ankara'ya gittiğimizde, yatırım, neydi, planlama genel daire başkanının önünde değil miydi dosya? Oradaydı...'

     Başkan- 'Arkadaşlar, mecliste karşılıklı şey yapmayın... Ağustos'tan sonra, plancı arkadaşlardan ne tür belgeler istendi? Hiç belge istenmedi. Hiçbir şey istenmedi, tamam mı...'

     (Haluk Laçin, yer yer konuşmaya çalıştı. 'Var, var...'dedi.)

     Başkan- 'Evet, değerli arkadaşlar, daha, kendi içimizde de uzun konuşabiliriz. Gündemimizin...'

     Serdar Ören- 'Başkanım, çok kısa bir şey söyleyebilir miyim, çok kısa?'

     Başkan- 'Evet'

     Serdar Ören- 'Ben Kent Konseyi başkanımızdan, satışı ertelenen, tekrar satışa çıkacaktır, Cumalı Köyü'ndeki 276 ada 64 parseldeki yerin satışı ile ilgili, Kargı Koyu ile ilgili verdiği tepkiyi Cumalı Köyü'nde de bekliyorum....'

     (Kent Konseyi başkanı ile karşılıklı, net olarak anlaşılamayan konuşmalar yapıldı.)

     Başkan- 'Tamam, arkadaşlar. Tamam. Bitti...' dedi...

     (Datça Belediyesi Facebook sayfasındaki video kaydından yararlanılarak hazırlanan bu üç bölümlük yazıda, ister istemez, bazı eksik ve konuşmacının kastını aşan ya da tam anlatamayan ifadelerin olması olasıdır. Okurken, içinden 'Acaba?' diyen okuyucuya, sözü edilen video kaydını dinlemeyi öneriyorum.)

     29.05.2021/Datça/Mehmet Erdal.


 (*) Not:1- Burada paylaşılan yazılar Muğla Turnusol'da farklı tarihlerde yayınlanmıştır.

     Not: 2- Bu dosya içinde, asıl olarak Datça Belediye Meclisinde yer alan siyasal partilerin "Kargı Koyu" ile ilgili açıklamalarına yer verilmiştir.

Devamını Oku...

18 Şubat 2022 Cuma

2022.02.19.DATÇA'DA GENÇLER DE VAR!

  Hiç yorum yok
13:08

 

   


 DATÇA'DA GENÇLER DE VAR! (1) (*)

     Şu an Datça'da yaşayanların bir kısmı onu hiç tanımıyor, diğer bir kısmı ise, farklı farklı nedenlerle tanıyor; ben ise, onu, yıllar öncesinden, taa lise yıllarından beri, bir biçimde tanırım.

     Adı, Meriç Bora. Hani, şu, tavuklarını öldüren köpekleri zehirlediği iddiasıyla hakkında çıkarılan söylentilere karşı bir tarihte Cumartesi Pazar Yerinde basın açıklaması yapan ve söylentileri çıkaranları protesto eden, 2019 yerel seçiminde İskele Mahallesinde muhtarlık yarışına katılan ve ikinci gelen, 25 Şubat 2021 günü Datça Belediyesi önünde toplanan ('kaçak' olduğu gerekçesiyle yapıları yıkılmaya çalışılan) Mesudiyelilerin sözcülüğünü yapan... uzun boylu, uzun sarı saçlı genç var ya, işte, ondan söz ediyorum.

     İşte, bu genç, bir gün, bir yerde oturuyordum, motosikleti ile tavuklarına bakmaya giderken, beni gördü ve yaklaştı; Dede, dedi (25 yıllık pazarcılık yaşamımda, benim pazar tezgahımda zaman zaman bana yardımcı olan Datçalı pek çok genç ve onların arkadaşları gibi, o da bana 'Dede' der), bu Kargı Koyu nasıl olacak? Başarılı olunabilecek mi? Kargı Koyu'ndaki özelleştirme ve Gebekum civarındaki kıyıların MUÇEV üzerinden kiraya verilmesi kararları üzerine Cumhuriyet Meydanı'nda yapılan kitlesel basın açıklaması sonrası günlerde bu soruyu sorduğundan, kastının ne olduğunu anlamıştım; susarsak, olmaz, tepki göstermeden olmaz; başarabiliriz, dedim. Dede, dedi ve Kargı Koyu civarındaki bazı gelişmeler ile ilgili konuşmaya başladı. Meriç, dedim, ben de, bu ve benzeri konularda, onlarca yıldır bu yarımadada yaşamış, ataları dahil Datçalı olanların ne düşündüğünü merak eder dururdum. Ne dersin? Bir gün oturup konuşalım mı? İstemediğin hiç bir şeyi yayınlamam! Tamam, dede, dedi.

     ***

     Geçtiğimiz günlerin birisinde buluştuk. Not da alacağım ama söylediklerini yanlış yazmamak için kayıt da yapacağım, dedim. Karadeniz kökenli Laz bir bahçıvan arkadaşın yanında, önceden sözleştiğimiz üzere, ben sordum o anlattı:

     --- Meriç, seni tanıyabilir miyiz?

     --- Ben Meriç Bora. Datçalıyım. Datça’da doğdum, büyüdüm. Üniversite eğitimimi Rusya'da, Saratov şehrinde tamamladım. Uluslararası ilişkiler okudum. Daha sonra, memleketime faydalı olmak için, Datça'da yaşamayı seçtim. Önümde alternatifler var mıydı? Vardı. Ama, en azından, dedim, ihtiyarladıktan, yani bazı şeyleri yaptıktan sonra Datça’ya gelmektense, bazı şeyleri memleketimde yapmaya başlarız. Memlekete faydamız olur. Bu nedenle memlekete geldik. Şimdi, Datça’da yaşıyorum.

     --- Peki sen niye Rusya'da okudun? Türkiye'de üniversiteler yok muydu?

     --- Ben, her zaman, yurt dışında okumak istemişimdir. Üniversite tuttu, aslında. Otel işletmeciliği gibi bölümler tuttu. Ama hoşuma gitmedi. Bir sene daha hazırlanmak istemedim. Yabancı dile de merakım var. Rusya hem hesaplı, hem de uygun, okuma açısından. Hem de yabancı dili var.

     --- Şimdi kaç dil biliyorsun?

     --- İngilizce, Rusça, Türkçe.

     --- Peki, şimdi, sen geldikten sonra, 2019 yılında bir muhtar adaylığın var; bu nereden çıktı?

     --- Rusya’da üniversiteyi bitirdikten sonra Datça'ya döndüğümü ve burada yaşamaya karar verdiğimi söylemiştim. İşte, o esnada, kendime, alternatif bir şeyler arıyordum. Ben, gerçekte, hem sevdiğim, hem kafamın rahat olacağı ve de doğaya katkılı, dönüştürülebilir, bir şeyler yapmak istiyordum, açıkçası. Baktım, bana, en mantıklısı, tavukçuluk, geldi. Tabii o zamanlar, okul mokul bitirdik falan filan, cepte para yok. Gittim, inşaatta çalıştım, 30-40 gün. Oradan, hemen yevmiyeyi aldım. Gittim, aynı gün, tavuk almaya. Tabii, peder, ilk başta, tavuk işine destek çıkmadı. Tabii adamın beklentileri büyük. Adam diyor ki, Rusya'da uluslararası ilişkiler okudun, geliyorsun, burada tavukçuluk yapıyorsun. İster istemez, her baba gibi, o da… Tabii, ilk başlarda, otomatikman, destek falan çıkmak istemedi. Sonra, ben gittim, çalıştım filan, babamdan habersiz, tavukları aldım geldim. Yaptık ettik... 50 tavuktan başladık, 500 tavuğa kadar çıktık tabi. Ondan sonra, daha çok, güven sağlandı, babamla aramda, Ondan sonra, apartta tadilat yaptık falan. Bu esnada, tavukları aldıktan bir müddet sonra, bir gün geldim kümese, bir baktım, her taraf tavuk ölüsü. Allaaaah!...

     --- Muhtarlık adaylığından hemen önce mi?

     --- Önce. Tahminen, yaklaşık iki-iki buçuk ay önce.

     --- Ne yapacağım? Şaşkınım... Sağa sola telefon ettim. Belediyeye haber verdim. Çare aradım. Ama hiç kimse, benim yaşadığım soruna bir yaklaşım getirmedi. Ben de, gazetecileri aradım. Yani, şimdi ben, medyada, bu olay yer alsın, bu hayvanları da, sokak köpeklerini de... En azından, dedim, bunlara bir şey yaparlar. Şöyle, barınak gibi...En azından şunu yaparlar, dedim; bu hayvan burada sıkıntılı mı?, ya da senin malına zarar mı veriyor? Arayacaksın yetkiliyi, şu caddede şu şu var, benim malıma zarar veriyor, gelip alır mısın? Bu hayvanı rehabilite edecek bir yer açarlar, diye düşündüm. Basın açıklamasını yaptık. Ondan sonra, gitmiş, serserinin birisi köpekleri zehirlemiş. Bu iş, benim başıma kaldı. Allah… Tabii gazeteciyi de ben çağırdım ya, millet düşünüyor, haklı olarak; hem gazeteci çağırıyor hem de köpekleri öldürüyor. Ben de dedim, hem köpekleri öldürüyorum hem de gazeteciler çağırıyorum; ben bunu niye yapayım? Sonuçta, kendimi deşifre ediyorum yani orada, söylüyorum ... Sonuçta, gidip pazar yerinde basın açıklaması yaptım. Bu durumu açıkladım. Gerçekten hayvan sever olduğumu anlattım. Burada her gün köpeklerle koşuyorum, 5 kilometre... Neyse, anlattık bunu. İnsanlar inandı gerçekten benim bunu yapmadığıma.

     --- Sen zehirlemedin yani?

     --- Zehirlemedim! Bana inandılar. Sağ olsunlar. Benim yerimi şikayet ettiler, İlk başlarda, kendini bilmez birkaç kişi,..

     --- Ne diye? Mahalleye yakın diye mi?

     --- Değil. İşte burası SİT bölgesine yakın ya, SİT bölgesinde tavuk besliyor, diye.

     --- Arazi sizin ama?

     --- Arazi dededen, 150 senedir bizde. Neyse, kümesi falan kaldırttılar. Ondan sonra, basın açıklaması yaptıktan sonra, insanlar anladı yani artık… Öncesinde, gerçekten, yapmadığım bir şeyden dolayı çok üstüme geldiler. Ondan sonra insanlara ben anlattım; neden?, nasıl?, niçin? açıkladım. Sonra, insanlar bana gerçekten güvendiler. Ve ne bileyim, yaşam tarzımdan mı, üslubumdan mı, bilemiyorum, gerçekten insanlar, bana güvendi filan,..

     --- Bu muhtar adaylığı, o güvenin üzerine oturdu yani?

     --- Kesinlikle! Bir gün oturuyoruz, işte arkadaşlarla hep beraber, muhabbet sohbet falan, muhtarlık konusu açıldı. Herkes bir onu eleştiriyorlar, bir bunu eleştiriyorlar, dedim ki, arkadaş, yani, tamam, insanlar yapıyorlar, eleştirilecek tarafları da var. Hani, ben de, çoğu zaman, ne bileyim, Datça'da yapılan işlere bir noktada katılıyorum, bazen katılmıyorum. Yani, ben, dedim...şöyle böyle, derken, bir arkadaş, Meriç, sen, tam muhtar olacak adamsın, dedi. Şöyle bir baktım, harbiden, benim aklımda da bazı düşünceler vardı, ufaktan. Yani, muhtar olacak adamız da dedim, ama bu işler, koşturmak, şey ister. Ama bir de aza listesini oluşturmak lazım. Seçime de 15 gün falan var. Arkadaş, dedi ki, ilk sırada beni yaz. Şöyle bir baktım, abi, emin misin?, dedim. Eminim, dedi. O zaman, dedim, muhtar adayı oluyorum. En azından, memlekete iyi ya da kötü bir şeyler yaparız. En azından koştururuz. Sonunda, muhtarız. Cumhurbaşkanı gibi, Başbakan gibi bir vaatte bulunamazsın, yani. Sonuçta, olanakları kısıtlı. Ama, arkamda halk olursa, bir şeyleri yapabileceğimden de şüphem yok... Her konuda böyle bu. Gece, saat 11.00 oldu. Ben, sabah matbaacıyı aradım; abi, dedim, böyle böyle… Sen, dedim, hemen bas. Arkadaşlar var. Hepsini topladık. Muhtar adayı olacağım, dedim. Herkes, koşturmaca, arkadaşlara teklif de verdim. Sağ olsunlar, arkadaşlar beni kırmadılar. Sonra matbaadan çıkan afişleri yapıştırmaya başladık. Arkadaşlarla, yine birlikte seçim müziği yaptık, organik, yerli malı. Neyse, daha sonra, aşağıya yukarıya, şarkılar, melodiler, insanlarla konuşmalar... Fikirlerimizi belirttik, yani, elimizden geldiği kadar koşturacağız, sonuçta. Genciz. Yani, şimdi ben, ne bileyim, otopark yapacağım, diyemem. Yani öyle bir şeyim yok, yine ne bileyim, farklı projeler sunarım, ama maddi açıdan, maddi olanaklar isteyen projeler sunamam. Halka, dedim, ihtiyarlara, evden çıkamayanlara koştururuz, en azından, dedim, durumu olmayanlardan baskı ve sair işlerden para almayız, bizden olur. Böylelikle başladık. Sağ olsunlar, yani insanlar, Datça'da yaşayan halkımız, bana güvendiler; 1750 oy aldık.

     --- İkinci oldun, değil mi?

     --- İkinci oldum . Seçilen muhtardan sonra ikinci oldum. Yani yaşıma göre, 93 doğumluyum, Datça standartlarına göre, yani Datça'ya göre, çok iyi. Yani Datça'da, bugüne kadar, ben ihtiyarlarla da konuştum; bugüne kadar, bu yaşta, bu kadar oy alan yok.

     --- Peki, aday olan var mı?

     --- Köylerden var. Mesela, Karaköy muhtarı var. Ondan sonra, Sındı filan, o taraflarda var.

     --- Ama İskele Mahallesinde yok?

     --- Evet, merkez mahallede yok. Burada, tek. Ondan sonra, işte,... Uluslararası ilişkiler okuduğum için Rusya'da, millet nezdinde, işin doğrusu, ben insanların işini yapmayı seviyorum. Bunun partisi, dini, dili, ırkı yok... Bir insan insansa insandır, benim gözümde; değilse değildir. Yani insanların işini çözmeyi sevdiğim ve gerçekten yardımcı olmayı sevdiğim için, hadi dedim, ufak basamaktan başlayalım, muhtarlıktan başlayalım. En azından, insanlar, bizi görsün; nasıl çalıştığımızı, neler yapmak istediğimizi, projelerimizi görsün. İşte amma velakin, katıldık, basın açıklamasından sonra, seçim müzikleri, propagandalar falan filan, yaptık kendi nezdimizde.

     --- Senin müziğin de kendine hastı değil mi?

     --- Evet, müziği de bizim arkadaş, birinci aza Şahin Yılmaz yaptı. Hepsi orijinal, hepsi Datçamızın yerli ürünü. Kesinlikle, İstanbul'dan Ankara'dan herhangi bir ek yok.

     --- Peki, muhtar azalarının hepsi genç miydi? Yaşlı var mıydı, içinde?

     --- Tabii…

     ---Yaşlı demek, sana güven tamam demektir; o nedenle soruyorum.

     --- Elbette, Melda abla vardı, mesela, Melda Omay. Ondan sonra başka, Barış Top vardı, Lodos kahveyi çalıştıran. Esnaf vardı, ne bileyim her şeyden insan vardı. Ben özellikle seçtim bu azaları. Rafet Antalyalı vardı, mesela. Yani Datça'da bulunan her fikirden insan olsun. Beraber aynı masaya oturduğumuzda, herkes fikrini söylesin. Benim amacım buydu. Ben isteseydim, bütün azaları tek bir taraftan alırdım. Böylece o kesimin oylarını alırdım. Oyu garantilerdim. Ama ben istedim ki insanlar arasında fikir alışverişi olsun. İnsanlar bana gerçekten Meriç olduğum için oy versin, istedim.

     --- Yani Meriç kimliğin, siyasi kimliğinin önüne geçti; öyle mi?

     --- Evet, ben öyle istedim. Yani bana şimdi şu partiden ya da şu partiden dolayı oy vermesinler. Şu partinin ya da bu partinin adayı diye oy verilmesi yerine, kişiliğim, karakterim için oy verilmesini tercih ederim. İşte partiler gider, insanlar kalır.

     (Devam edecek)

     25.04.2021/Datça/Mehmet Erdal.


     DATÇA'DA GENÇLER DE VAR!(2)

     (Datça'nın gençlerinden Meriç Bora ile yapılan söyleşinin ikinci bölümü)

     KIRSAL MAHALLE ve 'KAÇAK' YAPILAR ÜZERİNE

     --- Peki, şimdi şeyi soracağım: Hani, Büyükşehir yasası ile köyler mahalleye dönmüştü. Eee, şimdi de yeni yasa çıktı, Ekim ayında; mahalleler, isterlerse 'kırsal mahalleye' dönebilecek. Bizim, bu konuda biraz daha farklı bir önerimiz var; köylerin, eski hakları, yani malı, mülkü, her şeyi geri verilsin, diyoruz. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?

     --- Bence, kesinlikle, olay bu noktaya getirilmemeli, yani köyler mahalle yapılmamalıydı. Köyler, gerçekten köy kalmalıydı. Çünkü, niye? Ben kendi anladığım yönü ile bir örnek vermek istiyorum; şimdi, ben burada Datça'da ya da Mesudiye'de şu anda ya da Palamutbükü’nde, adam kümes yapıyor, tavuk besliyor, hayvan besliyor, inek besliyor, keçi besliyor. Köylüler mahalle statüsüne girdiği için, bir şikayet durumunda adamın hayvanlarını kaldırtıyorsun... 10 tane tavuğu olan adamdan bütün önlemleri almasını bekleyemezsin. Adama, bir de üstüne ceza yazıyorsun. Adamın tavuğuna el koyuyorsun. Bu durumda, ne oluyor? Bu, üretimi etkiliyor. Üretim bitmiş oluyor. Bu sefer ne oluyor? Büyük şirketler, ne bileyim yumurta, süt yapay çoğu...

     --- Pazar onlara kalıyor.

     --- Köylüden 1 liraya alıyorlar, 5 liraya satıyorlar. Yani, evet, pazar onlara kalıyor.

     --- Peki Meriç, bu şikayetleri kimler yapıyor? Hani köyde kişisel husumetler olur ya, bu çerçevede mi yapılıyor ya da hani, bazı İnternet sitelerinde yazılıyor ya, birileri sonradan gelmiş, köy dışından yani, o köyde yer almış, yerleşmiş, sonra, hayvan boku (tezek) kokusundan, kümes kokusundan şikayet ederek, bu şikayetleri mi yapıyor?

     --- Genelde ikisi de var. Yani şimdi komşusuyla sıkıntılı olup komşusunu şikayet eden de var, bu daha fazla, mesela, Datça'da. Datça'da her çeşit adam var. Datça'da İstanbul'undan gelme adam da var, Hakkari'den gelme adam da var. Kültür anlamında çok farklı bir yer şimdi, Datça.

     ---Yani kozmopolit?

     --- Evet, kozmopolit bir yer. Yani, bu durumda ne oluyor? Birine normal gelen, diğerine normal gelmiyor. Bu da fikir çatışmasına yol açıyor. Burada, aslında, Datça'da insanların baktığı çerçevenin çoğu aynı. Ama insanlar oturup birbirlerini dinlemediği için ya da birbirine konuları tam anlamı ile anlatamadığı için, sıkıntıların çoğu, aslında oradan ileri geliyor.

     --- Peki şimdi sen İskele mahallesinde oturuyorsun ya, yani şimdi sorulacak, mecliste de, hani geçen ay yapılan Belediye Meclis toplantısında da karar alındı, köylülere sorulacak, diye; belediye, bir çalışma yapacak köylerde, hangi mahalle kırsal mahalleye dönmeli, ya da eskisi gibi mahalle olmaya devam etmeli? Köylüler ne yapmalı, sence, bu durumda? Sen Kızlan’da, Yaka’da, Yazı’da veya bir başka mahallede oturuyor olsaydın, ne düşünürdün?

     --- Ben kendi düşüncemi söyleyeyim; ben Kızlan'da olsam, sonuçta Kızlan’ın en büyük geçim kaynağı tarımdır. Tarım olduğu için, hayvancılık yapıldığı için Kızlan’da, turizm mesela, Palamutbükü’ne göre bir tık daha azdır. Mesudiye'de bir tık daha fazla mesela, Kızlan’a göre. Bence Kızlan, ne bileyim, turizmin minimum olduğu yerler, köy yerleşim yeri içerisine girmeli. Kızlan, ne bileyim Emecik, aslına bakarsan, hepsi girmeli de, tabii bunu kullanmak önemli; şimdi sen, otel yaptırıp, ondan sonra, onu köy yerleşim yerine sokup, 2 liradan su alacaksan, onun anlamı yok.

     ---Yani oradaki avantaj köylü için?

     --- Evet, köylü için.

     --- Su, elektrik, emlak vergisi açısından?

     --- Evet, aynen. Orada, büyük şirketlere rant sağlatırsan, olmaz. Ama bu işten köylü avantaj sağlayacak ise, sorun yok.

     --- Yani kanunun amacına uygun olmalı?

     --- Kesinlikle!

     ---Peki Meriç, senin Mesudiyeliler ile ne alakan var? Biz seni 25 Şubat’ta, yapıları ‘kaçak’ diye yıkılan ya da yıkılacak olan Mesudiyelilerin, belediye binası önündeki eylemlerinde sözcü olarak gördük. Ben de bu ‘kaçak’ binalarla ilgili yazıları, o eylemden sonra yazmaya başladım. Siz eylem yaptığınız gün Yaka Köyü’nün eski muhtarı Nazmi hoca beni aramıştı, işte bu konuda bilgin var mı?, ne oluyor orada?, diye. İşte ben de o nedenle başladım bu yazıları yazmaya ve bugüne kadar getirdim.

     --- Şimdi dede, söyle, benim ana tarafım Mesudiyeli.

     --- Ben anneni tanıyorum, ama sülalesini bilmem

     --- Arada gelir giderim. Dayılarım, işte akrabalarım oradalar, orada yaşarlar, Neyse, bir gün aradılar beni Mesudiye'den. Yani, benim, Mesudiye'de kendi evim de var. 2014 yılında yaptım ve imar affından yararlandım.

     --- Orası 5 mahalle deniyor. Hangi mahalledensiniz?

     --- Ben, Hayıtbükü. Normalde, benim annemgil Mezgitli, ama dayımlar, onlar Hayıtbükü’nde yaşıyorlar. Neyse ben evimi 2015-2016 da imar affına soktum. Ama nasıl yaptım? Keyif işi; 450 m2 arazi içerisine 65 m2 prefabrik. Geri kalan komple bahçe, full ağaç. Etrafını çevirdim, o şekilde. Yani, gidip, başka sistem yapmam yani. Bir gün, Dayımgil, işte köylüler, yardım istiyorlar, adamlar yani. Avukata gitmişler…

     --- Onlarda da varmış mı yıkılacak yerler?

     --- Onlar da apart yapmışlar... Köyde imar yok, abi. Adamlar ne yapsın?

     --- Mesudiye'de yapılacak deniliyor, ama şimdi yok.

     --- Yok! Yapılacak deniliyor bu zamana kadar, ama yok. Datça’nın imar planı, 25-30 yıllık bir muhabbet. Yani insanlar gerçekten mağdur oldular. Adamda para yok. Adam ne yapsın? Çoluğu var, çocuğu var. Çoluğunu çocuğunu okutacak. Ya tarlasını satacak parasını bankaya koyacak, oradan az az harcayacak, ya da bir tarlayı satacak öbür tarlanın üzerine bir yer yapacak, orada ticaret yapacak. Ticari bir işletme yapacak, oradan para kazanacak. Köylünün işi bu. Tarım öylesine, hayvancılık öylesine, maliyet çok yüksek. İnsanlar bunlardan geçim sağlıyor. Balıkçılık yapanlar, kışın bundan geçimini sağlıyor. Yani insanlar bunu yapacak. İnsanlar bu binaları yapmışlar, imar affından yararlanıp başvurmuşlar. Tabii bazıları imar affının süresini geçirmiş. Başvurma süresini, yani şimdi şöyle; imar affı, dediler, belirli bir sürede bitecek.

     ---31 Aralık 2017

     --- Evet 31 Aralık 2017, ama para ödeme süresini uzattılar. Bu durumda insanlar ne düşünüyorlar? Ödeme süresini uzattıklarına göre, affın süresini de uzattılar, diyorlar. Öyle düşünüyorlar. Bu durumda yapıya biraz daha devam ederiz ve sonra başvuruyu yaparız, diyorlar.

     --- Böyle bir algı oluştuğunu, başkaları da söylediler, bana

     --- Neyse ondan sonra yaklaşık 30 kişi, dediler böyle böyle falan filan, bize yardımcı ol Meriç. Ne yapacağız?, evler gidecek, diyorlar. Bizim çoluğumuz, çocuğumuz var, yandık, diyorlar. Dedim ki, gidin, avukata gidin, yürütmeyi durdurma kararı alın. En azından bir kere daha dava açın. Bir şeyler yapın. Yok, olmuyor, falan filan, yıkılacak. Tabii, İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'nden yıkım kararı da gelmişti. Gidiyoruz işte oraya, bir şey yapamıyoruz, geliyoruz avukata, bir şey yapılamıyor, şuna gidiyoruz... Ya abi, dedim, amca, teyze, hala… Yahu dedim, şöyle bir olay var, dedim, tek bir şansımız var, ya olur ya da gider, dedim. En azından denemedik de demeyiz, dedim. Gerçekten bu adamların başka çıkar yolu yok. Bu adamların başka malı yok. Dışarıdan gelen adam geliyor, 5 milyon TL. parayla. Adamın 300 bini, 500 bini gitmiş, sallamıyor; umurunda değil. Ama bu adamlar için, bu paralar, büyük paralar. Bu adamların yeri yıkılsa ne yapacaklar? Yeri, satacaklar. Sonra ne yapacak abi? Gidecek, o yerde garson olarak çalışacak; kendi sattığı yerde. Bu zamana kadar, çoğu zaman böyle oldu yani, olmadı diyemeyiz. Velhasıl, ben dedim ki, bir şansımız var; komple dedim, şu şu tarihte, dedim, belediyenin önünde toplanın. Sesimizi duyuralım…Sağ olsun, bir abimiz, konuşma metninin hazırlanmasında bana yardımcı oldu... Konuştuk işte. Sonra belediye başkanın yanına çıktık. Sağ olsun, ona da anlattım. Başkanım, aslında, dedim, size karşı şu an eylem yapmıyoruz; şu an, dedim, sizden yardım istiyoruz. Sen, dedim, şimdi ben muhtar olsam, dedim, vallahi, dedim, billahi, dedim, buraya gelmezdim.

     --- Şimdi, o dönemde 57 tane yıkım kararı veriliyor, ki ben bunu yayınladım; bu yıkımların 50 tanesine İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü, 7 tanesine ise Datça Belediyesi karar veriyor. Yani yıkımlardan büyük ölçüde belediye değil, İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü sorumlu.

     --- Kesinlikle. Ama yani İnsanlarda şey var, insanlar şimdi, belediye yıkıyor, diyor; insanlarda böyle bir algı oluştu.

     --- Doğru söylüyorsun!

     --- İşin aslında, büyük ölçüde İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü sorumlu , bu yıkımlardan; %90… Hatta, hatta, kepçeler falan bakanlıktan geliyor çoğu zaman.

     --- İhale oluyormuş, bu konuda.

     --- Tabii, belediye zabıta vermek zorunda, bu yıkımlar anında. Neyse, ya dedim, Gürsel başkan , Gürsel amca, en azından bu adamların yeri yıkılmasın; böyle böyle… Ondan sonra, biliyorsun, 2 ay içinde, imar planları çizilecekmiş Mesudiye'de. 2 ay 3 ay, yani bu yıl içerisinde imar planı bitecekmiş.

     --- Şu an çiziliyor. Yaka’nın bitti. Kumyer var. Mesudiye, belediyenin gündeminde.

     --- En azından, dedim, Gürsel amca, şimdi, bu adamların yerini, dedim, yıkma. Yıkmak, en kolayı. En azından bir ay bir buçuk ay sonra imar planı gelecekse, imar planlarının çıkmasını bekleyelim. En azından, dedim, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yazı yazıp, burasının imar planları çizilmektedir, deyip, bir taahhüt verin. Bence, dedim, durdururlar. En azından, dedim, elçi olarak, ben, valinin yanına gitsem, beni dinlemezler, dedim. Ama siz, bir belediye başkanı olarak, halkın oyunu aldığınız için, dedim, sizi dinler. Tamam, dedi. Sağ olsun, var olsun. Dilekçeyi yazdı, kararı durdurdular.

     --- Şu an yıkım yapılmıyormuş. geçenlerde öyle duydum.

     --- Şu an yapılmıyor. En azından, dedim, Gürsel amca, hani imar planları çıkıncaya kadar. İmar planı çizildikten sonra, hani adamın yeri, 3-5 metre dışarıdadır, onu yıkar. Ama adama şimdiden komple yıktırıp, imar planları çıktıktan sonra yeniden yap denilmez. 2 ay sonra, kusura bakma, yapabilirsin, demenin, bir faydası yok o kişiye. Bu, adama küfür etmekten daha beter bir şeydir, dedim. O da, sağ olsun, kabul etti. Yazıyı yolladı. Yıkımlar durdu.

     --- Yani, bu olay ile ilişkin böyle?

     --- Evet, yani insanlar rica etti, ben de seviyorum koşturmayı, bir de insanları mağdur etmemeli. Köylü insanların mağdur edilmesini kabullenemiyorum. Kendimiz de oradan geldiğimizden mi acaba?

     --- Anlıyorum. Benim de ailem köylü olduğu için biliyorum; kaybettin mi geriye getiremiyorsun. Yerine koyamıyorsun. Giden gidiyor.

     --- Aynen öyle!

     (Devam edecek)

     28.04.2021/Datça/Mehmet Erdal


     DATÇA'DA GENÇLER DE VAR!(3)

     (Datça'nın gençlerinden Meriç Bora ile yapılan söyleşinin üçüncü bölümü)

     YERLİ-YABANCI, ENTEL DANTEL, İLETİŞİM SORUNLARI VB. ÜZERİNE!

     ---Peki, ben hep merak etmişimdir; hani Datça'da şöyle bir tartışma var ya Meriç, atalarından beri Datçalı olanların, sonradan gelip Datça'ya yerleşenlerin kümeslerden, hayvan dışkılarından tiksinmelerinden yaka silken bir tavırları var, ki bu tepkilerini bir şekilde yansıtıyorlar, ama öte yandan tarlalarını, arsalarını, değer kazandı, deyip, aynı kişilere satıyorlar. Bu nasıl bir duygu? Yani sen bunu nasıl görüyorsun? Gelenlerin bir kısmı da kırsal kesimden geliyorlar, hem de bu kümeslerden tiksiniyorlar, gerçi, bu da acayip bir duygu ama, şimdi yerlilerin gözünden, yani ataları da buralarda yaşamış Datçalıların gözünden, bu olayı anlamaya çalışıyorum. Kısacası o sonradan yerleşenlere yönelik hem bir eleştiri var hem de tarlalarını, arsalarını o kişilere satıyorlar. Bu nasıl bir duygu? Neden böyle bir şey var?

     --- Niye böyle bir şey var? Ona şöyle bir açıklık getireyim: sonuçta herkesin gerekçesi farklı. Datça'da yakın zaman öncesine kadar elektrik ve içme suyu sorunu vardı. Örn: Haftanın 2 günü su vardı, 3 gün yoktu. Yani biz bunları çektik. İnsanların alternatifi yoktu. Ne zaman, Datça, turizme kazandırıldı, insanlar Datça’ya gelip gitmeye başladı, Datça’nın havası çok az nemli olduğu için, onun insan sağlığına faydası fark edildi, Datça ürünlerinin çok faydalı olduğu öğrenildi, burası göç almaya başladı. Peki o zaman ne oldu? Adam tarlada çift sürüyor, adama diyorlar, mesela adamın tarlası 1000 lira, adama diyorlar ki al sana 2000 lira, burayı biz alalım. Tarla sahibi satıyor. Niye satıyor? Çünkü adam, bugüne kadar hep yokluk görmüş. Ama, tarlasını, arsasını satan adam sonrasını düşünmüyor. Eğitim global anlamda verilmediği için, adam, şimdi, diyor, ben bu tarlayı satarsam, iyi; ama sonrasını düşünmüyor, para bitene kadar. Elbette hepsi böyle değil, haklı olanlar da var. Dışarıdan gelenler de, bak bunu farklılaştırmak için söylemiyorum, Datça’ya yerleşmek için gelenlerden, iyi niyeti suistimal eden çok kişi de oldu. Yani ne bileyim, adamın yerini almış, örnek vereyim, adamın tarlasını satın almış; satan adamın geride evi var, onu geçirtmiyor. Biz daha nelerini gördük. Ama her insan da aynı değil, elbette. Sonuçta farklı insanlar var. İstanbul'da da böyle, Ankara'da da böyle, her yerde böyle. Aslında, bence, insanların düşündüğü bir, Datça için söylüyorum, %90-80’i için söylüyorum; düşündükleri bir. Sadece birbirlerine aktarımdan dolayı, birbirlerini anlamada bir sıkıntı yaşıyorlar.

     --- Dertlerini anlatamıyorlar mı birbirlerine?

     --- Evet, anlatamıyorlar. (Ayağa kalkıyor. Konuşmasına, ayakta devam ediyor.) Şimdi insanlar bir şeyi protesto ediyorlar; mesela çevreciler, hayvan severler... Aslında düşünceleri doğru. Ama mesela, özellikle doğa severler... Şimdi ben de doğayı severim, yörük çocuğuyum, hayvan besliyoruz, yeşilliklerin içinde, ağaç dikiyoruz... Ama şimdi orada, bir şeyi protesto etmek için eylem yaparlarken, eylem haktır aslında, insanlar bakıyor, düşünüyor; hepsi çevreci. Abi, diyor, bunların hepsi, her şeye karşı. Aslında, mesela imar konusuna değineyim, aslında gerçekten mantıklı bir şekilde yapılsa, daha geniş, doğaya zarar vermeden bir imar planı çizilse, bunun daha güzel bir noktaya varacağına inanıyorum. Yani, bunu, sonuçta, herkes destekler. Ahmet de destekler, Mehmet de destekler, Hasan da destekler.

     --- Yani imar planlarının çiziminde sıkıntı mı var?

     --- Sıkıntı oldu. Ama şu an bunu ne derece düzelttiler ne derece düzeltmediler, onu bilemiyorum.

     --- Yani bu Datça-Bozburun Yarımadası özel çevre koruma bölgesi olduğu için, 15/30 veya 20/40 biçiminde formatlıyorlar ya, aslında planlar bu çerçevede çiziliyor. Ya da çizilmesi gerekiyor. Yani bunun dışında senin bir plan yapma şansın yok. Ha, var, suistimal edersen var. Yani, burada bir sıkıntı mı var?

     --- Gerçekte, burada bir sıkıntı, hem de büyük bir sıkıntı var. Adam, bulunduğu mevkii bakımından, yüksek konumda. Adama bakıyorsun...(Farklı örnekler veriyor) Aslında, insanları başkalaştırma var. Gerçekten yüksek bir mevkiin, makamın varsa, sıkıntı yok. Halk isen…

     --- Yani yasa eşit uygulanmıyor?

     --- Uygulanmıyor.

     --- O zaman uygulamada sorun var?

     --- Evet, uygulamada var!

     --- Peki, şimdi sen, hani seçimde de kendini Meriç Bora olarak kamuoyunun önüne çıkaran, bir başka deyişle, siyasi kimliği ile değil, kendi kimliği ile ortaya çıkan ve farklı kesimlerden de oy toplayan birisi olarak, ayrıca gençsin ve seninle bu söyleşiyi de bütün bu nedenlerle yapıyorum zaten, bu konuda ne önerirsin? Yani yerel İnternet sitelerinde, bu konularda, çok ağır hakaretler içeren atışmalar var; biliyorum. Çok berbat bir dil var. Bunun da kimseye bir faydası yok, açık söyleyeyim.

     --- Bu, sadece, bana göre, arada kendisine rant sağlamak isteyenlerin önünü açmaktır; bu didişmemiz, bu tartışmamız, bu birbirimize hakaret etmelerimiz. Ben sana hakaret ediyorum, sen bana hakaret ediyorsun, arada işini yapan yapıyor. Yine vatandaş mağdur. Yine vatandaş sıkıntılı. Yani olan yine vatandaşa oluyor. Aslında, şunu söyleyeyim, yani Datçalı olarak, Datça’da doğduğum büyüdüğüm için bunları söylüyorum...

     --- Bunları kastettiğini biliyorum.

     --- Gerçekten, yapılan işlemler, ne bileyim, eylemler, tartışmalar, itirazlar... bunlar, gerçekten, fikir alışverişi yapılarak olsa, ben bütün bunları yerlilere anlatırım, bir şekilde. Aslında olay, tamamen bilgi aktarımından geçiyor. Sen meydana çıkmışsın ama niye çıkmışsın? Bunu adama anlatamıyorsun; anlatman lazım. Düzgün bir dille, anlayacağı bir dille.

     --- Bir şeyi protesto etmek için meydana çıkılmış. Özünde haklı olabilir.

     --- Olabilir. Ama Datça’daki adam şöyle düşünüyor; bunlar, diyor, entel, dantel takımı. Bunlar her şeyi protesto ediyor, diye, düşünüyor. Ama onların aslında, özünde neyi protesto ettiklerini, araştırmıyor. Özünü bilmiyor.

     --- İletişimde bir problem var yani?

     --- İletişimde bir sıkıntı var. Bunu da ben Meriç Bora olarak, bir Datçalı olarak, tekliflere açığım, çözümüne yardımcı olmaya açığım, her zaman.

     --- O zaman, bu, yalnızca senin düşüncen değil; böyle düşünen bir insan kesimi var?

     --- Böyle düşünen bir insan kesim olmaz mı? Var elbette. Gerçekten insanlara açıklandığında yani, Datça'nın halkının %90’ı böyle düşünüyor.

     --- Oturulup konuşulması lazım, tartışılması lazım.

     --- Kesinlikle!

     --- Peki, şimdi şunu sorayım, hani MUÇEV diye bir sorun var Datça'da; yani esnaf kesimi bundan memnun mu ? Sanırım, önceden, her işletme kendi önündeki yeri belediyeden kiralıyordu. Nitekim Palamutbükü’nde böyle bir olay var. Şimdi bu kiralama işini, bir şirket yapıyor. Elimde şu an rakamlar yok, bu nedenle rakamsal bir şey söyleyemem. Sahildeki esnafların, önlerindeki yerleri MUÇEV’den kiralama konusundaki duyguları nedir? Senin de limanda, apartın var ya, onun için soruyorum. Geçen yıl 60 TL. civarındaydı m2’si galiba. Bunu da müşteriye yansıtıyor. Yani bunu zorunluluktan mı kabul ediyor? Memnuniyetle mi kabul ediyor? Ya da yahu zaten bizim için değişen bir şey yok, biz öteden beri hep bu kıyılar için para ödüyoruz mu diyor? Ne diyor?

     --- Bence esnafın durumu da zor. Şimdi bu pandemi var. Adam ne yapsın? Verdiği yemeğe mi zam yapsın? Oraya masa sandalye attı diye işgaliye mi ödesin? Ondan sonra gitsin, vatandaşa 12 ayda 3 ay iş yapacak, onu mu hesaplasın? Adam, düşünce olarak ne diyordur? Ben bunu empati yaparak söylüyorum; bir esnafla MUÇEV konusunda doğrudan konuşmadım, hani yalan söylemenin anlamı yok. Ama adam şimdi ne diyordur, ben bir Datçalı olarak düşünüyorum, ee diyordur, biz buraya atıyoruz masayı sandalyeyi; bu parayı vereceğiz; böyle düşünüyordur. Bunun başka bir açıklaması yok. Hani buradan bir gelir elde edeceğiz, bunun bedeli gibi değerlendiriyordur

     --- Anladım.

     (Devam edecek)

     02.05.2021/Datça/Mehmet Erdal


     DATÇA'DA GENÇLER DE VAR!(4)

     (Datça'nın gençlerinden Meriç Bora ile yapılan söyleşinin dördüncü bölümü)

     KARGI KOYU, GEBEKUM, ALAVARA... DATÇA NEREYE GİDİYOR?

     --- Şimdi şunu soracağım; hani Gebekum’da Güllük yolu üzerinde bulunan kıyıların MUÇEV üzerinden kiraya verilmesi ve Kargı koyunda 128 dönümlük bir yerin satılması olayı var ya, şimdi de şunu öğrendim; şu karşıda, Kumharımı bölgesinde 80 küsur dönümü bulan iki büyük parsel Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından satılıyormuş. Şimdi, bu konuda farklı düşünceler var; ben bunu biliyorum. Farklı yerel İnternet sitelerinden de izliyorum. Senin gözünde, bu olay nedir? Nasıl yaklaşmak gerekir olaylara?

     --- Bu konuda çok düşündüm, günlerce; kafa yordum. Ben bu konuda şöyle düşünüyorum: turizm çerçevesinde değerlendirmek istiyorum, olayı. Datça’nın şu andaki en büyük gelir kaynağı turizm arkadaş. Şimdi sen oraya oteli yaptın, verdin; kime gidiyor? Kime gidecek bu yer? Oteli kim yapacak? Sahibi kim olacak?

     --- Söylenti muhtelif.

     --- Muhtelif. Şimdi adam oraya oteli yapacak. Koca koyu çevirecek. Yukarıdan. 128 dönümün hepsine inşaat yapmayacak. Yapamaz zaten. Ama orayı çevirecek. Her şey dahil sistemini getirip oturtacak. Araba filosunu gidip İstanbul'dan kiralayacak, gıda malzemelerini Datça dışından alacak. Sistem, her şey dahil. Marmaris'te, Bodrum'da neden ufak esnaf bitti? Turizmdeki her şey dahil sisteminden. Ayrıca, o 128 dönümde yapılacak inşaat, o 128 dönüm ile sınırlı kalmaz. Ondan sonra İnceburuna kadar, Alavara’ya kadar gider. Alavara’da bir otel yapılır. Koylar gider. Marmaris'te şu an esnaf 5 odalı, 6 odalı apartını saatlik vermeye başladı, bunu biliyor muyuz?

     --- Farklı amaçlar için.

     --- Evet, farklı amaçlar için. Çünkü, esnaf para kazanamıyor. 5 yıldızlı otel var. Adam, bin lira, her şey dahil yapıyor. Datça'nın zaten bir butik yaşamı var. İnsanlar buraya butik olduğu için geliyor. Müşteri büyük otel istese Bodrum'a gider, Antalya'ya gider, Marmaris'e gider. Yani şunu hiç sormuşlar mı?, Marmaris'teki, Bodrum'daki yerli halkla oturup bu konuyu konuşmuşlar mı? Kardeşim, büyük otellerin size faydası var mı?, diye. En fazla gidersin, otelde çalışırsın, 2 bin TL. maaş alırsın. Datça'da, çalışma potansiyeli olarak, herkes eleman arıyor, Yaz için konuşuyorum. Datça'da iş arıyorum desen tamam, herkes sana iş verir. Eleman bulmak, ciddi sıkıntı.

     --- Buradaki sıkıntı şu mu? Datça’nın gerçekliğine uygun bir yapılaşma planı yok. Ankara'da oturuyorlar ve Datça ile ilgili karar veriyorlar.

     --- Evet, Datça’nın gerçekliğine uygun olmayan bir yapılaşma var. İkinci olarak, zaten bu yapılaşma öncesinde, insanlar, buraları, yani bu koyu aldılar, ettiler… Rant da var abi, rant!.. Türkiye'de şu an özelleştirme yapılan yerlerdeki bütün inşaatlarda rant vardır bir kere, %99'unda. Adam önceden geliyor, çünkü haberi var; Hasan’ın, Hüseyin’in, Mehmet'in tarlasını topluyor; dönümünü 1 milyona alıyor. Bundan 3 ay sonra zaten buraya imar gelecek, diyor. Bekletelim, deyip, 3 ay sonra 5 milyona satıyor. Adam 20-30 milyon TL'yi koyuyor cebine, eyvallah. Ondan sonra, halk, benim oğlan oraya işe girsin, 2 bin TL. maaşla çalışsın, deyip duruyor. Hasan, diyor, benim oğlan oraya girsin, 3 bin TL. maaş alsın. Yani bu, tamamen Datça’yı bitirmektir.

     ---Yani ben paylaşımlarda görüyorum, küçük-büyük otel yapılsın, benim çocuğum iş bulsun diyen bir kesim var.

     --- Onu diyen kesim gelsin, oturalım, hep beraber, yani çocuğunun işe ihtiyacı varsa, Datça'da kaç tane esnaf var? Eğer, sadece çocuklarına iş bulamadığı için bu özelleştirmeyi destekliyorlar ise, oturalım esnaflar olarak aramızda bir karar alalım; hepimiz iş veririz yani. Tutarız bir ucundan. Yani büyük işletmelere, büyük şirketlere Datça'yı ranta vermemizin bir manası yok. Yarın, oraya yapılacak işin dönüşü de yok. O iş öyle gidecek, uzayacak. Ama bazı insanlarda şöyle bir şey de var; insanlar oraya bel bağlıyorlar. Otel yapılsın ki benim oraya da imar gelsin diyorlar. Burada büyük yanlış var. Yalnızca oraya otel yapılınca mı senin oraya imar gelecek? Bu nasıl bir mantıksızlık ya?

     --- Aslında, başka tür bir imar planını mı savunmak gerekiyor, burada?

     --- Zaten, ben şöyle söyleyeyim, köy yerleşim yeri içerisinde, büyük evler yapılmalı, müstakil evler yapılmalı. Şimdi, vereceksin abi, doğaya zarar vermeden prefabrik evler yapma iznini... Prefabrik yaptır, bungolov yaptır. Yaşam alanı yaptır. Ama şimdi sen gidip köy yerleşim alanına, kanunda bir açık var, diye, gidip mütaahitin oraya 4-6-8 tane 1+1 yapmasına, bunun böyle olduğunu bilmene ve görmene rağmen izin veriyorsun, o belgeyi imzalıyorsan ya kardeşim; yapma kardeşim, Datça bitiyor, başka bir şey değil. Ha köylere 1+1 yapmışlar, ha gidip Kargıya otel yapmışlar. Bence aralarında fark yok. Bu ikisinin arasında hiç bir fark yok.

     --- Sonunda Datça betonlaşıyor.

     --- Evet, betonlaşıyor.

     --- Yaşama uygun mu, değil mi, sorulmuyor?

     --- Sorulmuyor. Kesinlikle. Vatandaş olarak da şunu düşünüyor, sen, ona, diyor, ses çıkarmadın, 1+1’lere, ama gidiyorsun, öbürküne, yani Kargı’ya yapılacak otele ses çıkarıyorsun, diyor. Siyasi düşüncen şu olduğu için sen bunu böyle yapıyorsun, diyor. Sen bu nedenle oraya otel istemiyorsun, diyor.

     --- Haa, bak ben bunu bilmiyordum.

     --- İnsanlar bunu bana söyledi. Kardeşim, dedim, ben 1+1’e de karşıyım. Bu konunun muhabbeti de insanları bu konuda sıkıntıya soktu. 1+1’ler köylerin doğasını bozdu. Ama insanlar, şimdi otele itiraz edince, diyorlar ki, zaten senin düşüncen belli …

     --- Altında siyasi neden arıyorlar. Aslında, siyasi değil.

     --- Siyasi değil. Datçalı olduğumuzdan. Ben 1+1’lere olduğu gibi otele de karşıyım. Bunu da belirttim, insanlara.

     --- Peki, Datça nereye gidiyor, şu durumda?

     --- Bu Datça, ben söyleyeyim, önümüzdeki, çok uzun değil, 10 sene, Marmaris gibi ya da Marmaris'e yakın bir yapılaşma olur. Zaten o zamana kadar her taraf peşkeş çekilir, ona buna. Oteller yapılır, büyük oteller yapılır. Küçük esnaf mağdur olur. Ondan sonra, yine büyük şirketler kapar, geliri alır. Senin, benim oğlum da, işte, gider, onların iş yerlerinde 2 bin TL. maaşla çalışır. Bu olur yani.

     --- Peki ne yapılmalı? Gidişat böyle. Ne yapılmalı, sence?

     --- Kesinlikle, bu olaylara dur denilmeli. Ya da aslında şöyle bir durum var; halkın oylamasına sunulmalı. Her şey bugün halkın oylamasına sunuluyor, bu da halkın oynamasına sunulsun; halk istiyor mu istemiyor mu sorulsun. Yani en azından, isteyen olursa da sonucuna katlanır, istemeyen olursa da sonucuna katlanır. Ortak bir çözüm bulunmuş olur.

     ---Yani halkın görüşü esas alınmalı o zaman.

     --- Kesinlikle, esas alınmalı.

     (Devam edecek)

     05.05.2021/Datça/Mehmet Erdal


     DATÇA'DA GENÇLER DE VAR!(5)

     (Datça'nın gençlerinden Meriç Bora ile yapılan söyleşinin beşinci bölümü)

     YEREL YÖNETİMİMİZE DAİR!

     --- Peki, daha somut sorayım: yerel yönetimimize, bir puanlama yapsak, ne puan verirsin?

     --- Yerel yönetim, bence, şu anda, Datça'da çok yetersiz. Gerçekten yetersiz. Yani, yerel yönetim kaynaklı da, genel yönetim kaynaklı da rant var; insanlar bundan sıkıntılı. Yani bugün eleştirdiğin adamın yaptığının aynısını yapıyorsan, sen de o adam gibisindir, benim gözümde. Hiçbir farkın yoktur. Bu CHP olur, AKP olur, hiç önemli değil. Burada partileri değil, yönetimleri tartışıyoruz.

     --- Ankara'yı AKP olarak değil, merkezi yönetim olarak, Datça'yı da CHP'li Gürsel Uçar olarak değil, yerel yönetim olarak kabul ediyoruz ve öyle adlandırıyoruz; şahsen ben olaya böyle bakıyorum.

     --- Örnek vereyim, bu mecliste 15 tane meclis üyesi var, bu 1+1 olayına karışmayan kaç meclis üyesi var? Madem sen Datça'yı gerçekten koruyorsun, Datça'yı seviyorsun, neden yapıyorsun, bunu? Yani velhasıl…

     --- Sokaklarda bazı isimler dolaşıyor, ben de biliyorum ama…

     --- Araştırılsın. Komisyon kurulsun.

     --- İsimler veriyorlar. Yayınlayayım mı, diyorum, hayır, diyorlar. Korkuyorlar. O zaman, ben de hiç bir şey yazmıyorum elbette. Açık söyleyeyim…

     --- Ben, özellikle isim söylemiyorum.

     --- Söyleme zaten.

     --- Mecliste 15 tane üye var. Bakın, araştırın, bu 1+1 meselesinde, bunlar ne yapmışlar? Ne etmişler? Neyin ucundan tutmuşlar? Bakın, ne rol üstlenmişler? Orada Kargı’yı savunuyorlar ama, bu 1+1’i yapanlar, bunların arasında var .

     ---Tutarsızlık.

     --- Tutarsızlık, yani. Bu rant olayıdır. Ben şöyle düşünüyorum; demek ki, orada çıkarı yok, onun için oraya karşı çıkıyor. Ben öyle düşünüyorum. Bu 1+1’leri yapmak da Datça’ya zarar veriyor, Kargı Koyu’na otel dikmek de zarar veriyor. Farkı yok. Bu işleri özverili yapmak önemli. Halkın seçtiği ve güvendiği insanların her zaman örnek olması gerektiğine inanıyorum. Ben yurt dışında da yaşadım. Bir bölümü ayırmışlar Bungalov tipi evlere, bir bölümü ayırmışlar Prefabrik evlere, bir başka bölümü ayırmışlar bir başka tip evlere… İmarlaşma, aslında böyle olur. Bakıyorsun Datça'ya, her taraf her yerde. Derelerin içini de doldurmuşlar, evle. Yarın büyük yağmur yağsa, bütün evler su altında.

     --- İzmir’de, İstanbul’da basıyor, zaten.

     --- Buraları da basacak. Bakın derelerin olduğu yerlere… Çok değil 5-10 yıl önce dere olan yerlerde şu an evler var. Bunlara, kim, nasıl ruhsat veriyor? Hiç sorgulamıyorlar mı? Yani birisini gönderip, yahu kardeşim, burada dere var, demiyorlar mı? Ruhsat veremeyiz, demiyorlar mı? Bakıyorsun, dere var, 3 gün sonra bina dikilmiş.

     --- Yani, hakikaten, bu fen işleri ya da imar bölümü, her kim yetkiliyse, gidip ruhsat verilecek yeri incelemiyor mu? Tapuya mı bakıyor, sadece?

     --- Ya herhalde tapuya bakıyor ya da…

     --- Tapu varsa veriyor.

     ---...tapu varsa veriyor. Ne bileyim, sonuçta böyle şeyleri araştırmak gerekir. Yani şimdi bakmayın insanlara, İnsanlar çabaladı mı, 3-5 bir şeyler yapabiliyor. Peki, bir süre sonra? Kriz geldi mi, su bastı mı, o evler yıkıldı mı, yerine yenisini yapamaz.

     --- Yapma şansı yok

     --- Yapma şansı yok.

     --- Evet, dediğin doğru. Yani sen musluğun başında değilsen, akarın yoksa, işin bitik, ben söyleyeyim.

     --- Kesinlikle.

     --- Şimdi, biz emekli maaşıyla, ne yapabiliriz? Elimizdeki evi kaybedince, ayvayı yedik.

     --- Alınmaz, alınmaz.

     --- Elimizdekini korumak zorundayız.

     --- İnsanlara kesinlikle bunu anlatmaya çalışıyorum, ama bir kısmı anlıyor, bir kısmı anlamıyor. Şimdi, mesela Kargı muhabbetinde, yerli, örnek veriyorum, adam tarlasını satmış, 1 milyona, adam almış aynı tarlayı 5 milyona, 6 milyona. Şimdi adam imar bekliyor, 15 milyona satacak belki, aynı yeri. Ama bakıyorsun, alan adam aldığı yeri satıncaya kadar, ilk satan, elindeki 1 milyonu bitirmiş, şimdi o sattığı yerde maaşla çalışıyor. Bundan kötü bir şey var mı?

     --- Peki gençler bu konuda ne düşünüyor? Yani babaları satıyor genelde de, işin doğrusu. Hani, şey deniyor, çocuklar babalarını zorluyor, düğün yapacağım, araba alacağım, şunu yapacağım, bunu yapacağım diyerek…

     --- Şimdi, yeni nesil daha çok bilinçlendi geçmişe göre. Yani mesela ben kendi adıma konuşayım, benim babamgil de zamanında satmış mı satmış; ama adamlar bazı şeyleri yapabilmek için satmışlar. Gerçekten, benim peder, iş kurayım, diye, satmış. Ama işleri rast gitmemiş. O zamanlar, 2001 krizinde, özellikle, sıkıntı olmuş. Ama mesela ben kendi adıma konuşayım, benim borcum yok. Çok param var mı? Yok! Ama kimseye borcum da yok. Yeri geliyor tarlada çalışabiliyorum. Hayvanlarıma bakıyorum. Yeri geliyor, apartımla ilgileniyorum. Yaz’ın pansiyon şeklinde kiraya veriyorum, geçimimi böyle sağlıyorum. Kimseye muhtaç mıyım? Değilim. Kafam rahat. Malım, mülküm, tarlam eskisi gibi yok ama 1-2 şey var. Allah'a şükür. Satmayı düşünür müyüm? Düşünmem. Ama turizme kazandırmayı düşünürüm. Ne bileyim, mesela şimdi benim Kızılbük’te bir yerim var, imar yok. Olmasın varsın. Her yerde imar olacak diye bir şart yok. Sonuçta evimiz barkımız var. Ama oraya kıl çadır koyarak, doğaya zarar vermeyecek bir işletme yapmak isterim.

     --- Yani sen şimdi bunu yaptığına göre, insanlara elinizdeki malı mülkü satmayın mı diyorsun?

     --- Yani satan sattı aslında, çok bir şey kalmadı, ama bundan sonra…

     --- Zararın neresinden dönersen kardır, denir ya…

     --- Kesinlikle zararın neresinden dönersen kardır. En azından, çoluğuna çocuğuna bir tarla bile bıraksa, ileride yapabilecek gücü olur. İmar gelir, güzel bir imar gelir, çocuğu, en azından oraya kafasını sokacak bir ev yapar. Ben gerçekten bu halkın daha çok mağdur olmasını istemiyorum. Halk gerçekten çok mağdur oldu. Bu da bilinçsizlikten oldu. Halka gidip anlatmadılar. Adam bakıyor, rantı var, çağırıyor, gel kardeşim anlaşalım, diyor. Yerin değeri 1 lira, vereyim 3 lira diyor. Veriyorlar. Sonra başkası ona bakıyor, Ahmet, diyor, 3 liraya veriyor, o da 3 liraya veriyor. Adamın para bitiyor, imar geliyor, adam açıkta kalıyor. Yani o an, kimse bak kardeşim buraya bir ay sonra imar gelecek, demiyor. Böyle zihniyet de yok. Kimse durumu açıklamıyor adama. Adam, parayı koyayım cebime, bakayım durumuma, diyor. Herkes o kafada.

     --- İşin doğrusunu kimse söylemiyor halka. Ne bileyim, belki belediye, bak kardeşim, şöyle bir gelişme var 3 ay sonra, 5 ay sonra, neyse, biz böyle bir planlama yapıyoruz, dese. Yani benim temel eleştirim, belediye bazı konularda Kızlan’a, Emecik’e, Karaköy'e, Yazı’ya, Yaka’ya, Cumalı’ya... gidip, işin doğrusunu söylemeli halka. Böyle bir gidişat var. Biz belediye olarak, bu konuda şöyle bir şey düşünüyoruz. Planlama yapmak istiyoruz. Siz ne önerirsiniz arkadaşlar?, demesi lazım, açıkçası.

     --- Demesi lazım.

     --- Bu, bence, yapılmıyor. Sadece, biz yaptık, oldu, deniyor. Senin ne yaptığını, kim biliyor? Kimse bilmiyor.

     --- Herkes kendinin derdinde. Belediye yukarıyı eleştiriyor, yukarısı belediyeyi eleştiriyor. Ama olan yine vatandaşa oluyor. Her zamanki gibi… Bu eskiden beri, hep böyle. Hala böyle devam ediyor. Gerçekten CHP olup da güzel çalışan belediye yok mu? Var! Var! Ne bileyim Ankara Belediyesi var. Gerçekten çok güzel çalışıyor. Adam, mesela, tamam sağ kökenli ama, kimse, CHP’deki adam da onun sağ kökenli olduğunu düşünmüyor. Neden? Çalışıyor.

     --- Eskişehir’de Yılmaz hoca var.

     --- Eskişehir var, Yılmaz hoca 90 yaşlarında, Avrupa'dan fonlar alıyor, ne bileyim, Eskişehir'i bataklıktan çıkardı, koca bir şehir yaptı. Yani hoca, Eskişehir'e bu kadar bir şey yapabildi ise, bizim Datça'ya bunun 5 katı daha çok şey yapmak lazım. Niye? Yarımada. Üç tarafı denizlerle çevrili. Turizmi var. Yani doğası var, nemi yok. Yani, ne bileyim, fonlar sağlayıp, Datça’ya çok daha güzel şeyler yapmak lazım. (Eliyle, ekilmemiş durumdaki tarlaları gösteriyor.) Yani şu tarlalara bak, şu tarlaların hepsi boş. Yani en azından buraları ektirsek, biçtirsek, bir şeyler yaptırsak, yani bunlar tamamen denemekten geçiyor. Tamam, yaptırmıyorlar, diyebilirsin. Ama gerçekten bir insanın isteyip de yaptırmayacağı hiçbir şey yok. Bu, tamamen istemekten, içten gelen bir şey.

     --- Yani, yönetimde bir sıkıntı var?

     --- Herkes kendinin şeyinin derdinde. Sen desteklemedin mi seni dışlıyorlar, Ahmet desteklemedi mi Ahmet'i dışlıyorlar. Yani sürekli bir oluşum var. Ankara'da, İstanbul'da olduğu gibi bir oluşum var; bu oluşumun içerisine dışarıdan kimseyi sokmuyorlar.

     --- Özde bir fark yok yani?

     --- Evet, özde bir fark yok.

     (Devam edecek)

     09.05.2021/Datça/Mehmet Erdal


     DATÇA'DA GENÇLER DE VAR!(6)

     (Datça'nın gençlerinden Meriç Bora ile yapılan söyleşinin altıncı ve son bölümü)

     BEN BELEDİYE BAŞKANI OLSAM!

     --- Peki başka ne demek istersin?

     --- Yani ben şöyle söyleyeyim, Kargı’nın imara açılması konusunda; Kargı, imara açılabilir, abi. İmara açılmasında bir sıkıntı yok bence.

     --- Gürsel bey de, hani Kargı’da yaptığı konuşmanın bir bölümünü yayınlamıştım, imara acılmasın, demiyor.

     --- Ama imar planını ona göre çizsinler. Gerekirse tekrar imar planı versinler. Oranın doğasına uygun, minimum betonla yapılaşmaya açsınlar. Bungolov türü yapsınlar. Doğaya zarar vermesinler. Ne bileyim, oraları kazmasınlar, yıkmasınlar. Tepeleri indirmesinler. Yani onun altında ne olduğu da belli değil. Kral mezarlığı mı var? Ben Kargı'nın yerlisine sordum, adam diyor ki, orada kral mezarı var. Bunlar milli servet.

     --- Tarihi bir yer.

     --- Tarihi bir yer. Ben oranın dokusunun bozulmasına karşıyım. Ama, kardeşim, illa yapacağım diyorsan, Bungalov yaparsın. Ne bileyim turistik bir şey açarsın. Doğal dokusuna uygun olarak yaparsın.

     --- Sen Belediye Başkanı olsan, nasıl yapardın?

     --- Ben Belediye Başkanı olsam, ilk başta, yukarının muhabbeti olmadan, halka imar verirdim. Yahu, bu halk ne çektiyse imarsızlıktan çekti.

     --- Gürsel Bey, ben bir yıl önce önerdim Ankara'ya, ama onaylamıyorlar, diyor.

     --- Bir yıl önce neden öneriyor? 10 yıl önce önerse idi. Yani, CHP, Datça'da kaç yıldan beri yönetimde? 15-20 yıl var.

     --- Soytok’dan beri değil mi?

     --- O zamandan beri hiç biriniz mi bunu göndermedi ya? Tamam sen daha yeni göndermiş olabilirsin, inanırım, ama yıllardır bunu kimse mi göndermedi ya? Halkın mağduriyeti bu kadar mı görmezden gelinir? Herkes bangır bangır bağırıyor. Sen, zamanında, imar planlarını çizip verseydin, bu kadar kaçak yapı da olmazdı. Yapılaşma da daha güzel olurdu. Altyapı da yeterli olurdu. Her şey güzel olurdu.

     --- Yani görevlerini yeterince yapmadılar o zaman? Geçmiş yönetimler anlamında söylüyorum…

     --- Yapmadılar. Daha doğrusu bir taraftan yaptılar, bir taraftan yapmadılar. Ya görmediler ya da görmemezlikten geldiler. Ya da bazı şeylere baş eğdiler.

     --- Bunu ben de eleştiriyorum. Buna hukukta, görev kusuru/hizmet kusuru diyorlar. Yani bir yerde halkın bir şeye ihtiyacı var ve o halk bu ihtiyacının karşılanmasını istiyor; bu kamunun görevi iken kamu bu görevi yerine getirmiyor ise kamunun başındakiler görev kusuru/hizmet kusuru işlemiş demektir. Bunu böyle söyleyebiliriz. Merkezi ya da yerel yönetim, hangisi ya da her ikisi, bu kusurları nedeniyle suç işlemiş, demektirler.

     --- Yani bunu yapma konusunda belediyenin parası yoksa, bu konuda kampanyalar düzenlesinler, halkımıza bakmayın, istenildiğinde 50 TL., 100 TL. verir bağış olarak.

     --- Belediye Başkanı öyle diyor, zaten; bu planları çizmek, paraya bağlı şeyler, diyor. Para yok, diyor.

     --- Tamam işte, bunu halka dediniz mi? Kampanya açın? Eğer Datça için bir şey yapılacaksa, kampanya düzenlensin. Ben koşturuvereyim, ben yardım edeyim. Ama ben gidiyorum bugün bir konuda belediye başkanı ile görüşmeye, tamam, Kargı hakkında gittim mesela, yanına. Bana dediği, Meriç, biz hukuki süreci başlattık, bir şey olursa, ben seni ararım. Ya bir Belediye Başkanı bu kadar küçük düşünmemeli. Belki diyemez, konumu itibariyle, hani şöyledir böyledir... Ama orada, bana, Meriç şöyledir böyledir, diye bir şeyler söylemeli. Herkes keyfine yani…Cumhuriyet Meydanı'nda Kargı için konuşan milletvekilinin yanındaki kişi, burada 1+1’i yapan kişi. Millet bakıyor, gülüyor. Bak bak, diyorlar, yanındaki adama bak. Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık muhabbeti var ya, aynen öyle.

     --- Peki, ekleyeceğin, bir şey var mı?

     --- Ben her zaman şunu söylüyorum: bir şey yapacağın zaman halkın da fikri alınmalı. Bu imar gelecek. İmar olmasa, hiçbirimiz evde yaşayamazdık. Ama ona göre imar gelmeli . Datça’nın doğası giderse, bir daha geri gelmez. Kardeşim yapılsın, SİT bölgesine de konut yapılsın, ama ona göre yapılsın, havada yapılsın. Yere beton atılmasın. Yüksek olsun. Ne bileyim insanların yaşayabileceği bir yaşam alanı olsun. İlle de lüks olması gerekmiyor. Beton olmayan ama lüks olan binalar da var.

     --- Antalya’da ağaçlara yapmışlar.

     --- Evet, işte ben böyle istiyorum. Bunu söylüyorum. Yapılaşma olsun, can kurban, ama insanları da yok tarlana imar gelecek, yok şöyle olacak diyerek farklılaştırmamalı. Ben insanların farklılaştırmasına karşıyım. İnsanların elindeki malına mülküne bir şey yaptırılmamasına da karşıyım. Eğer istenirse, bir orta yol bulunur…

     --- Sence, bu yazının başlığı ne olmalı?

     --- RANT MI? İNSANLIK MI?

     --- Senin Konuşmanın özeti şöyle çıktı diyebiliriz: vatandaşına sormadan hiçbir şey yapma. Yani her konuda, mutlaka halka sor, diyorsun.

     --- Yani vatandaşa sor. Aslında vatandaş neyin ne olduğunu biliyor. Orada dönen rantı da görüyor, ama en azından bu insanların, yani sonuçta senin ataların, ninelerin hep bu topraklarda yaşamışlar. Yani şu Datça'nın bu kadar bozulmasına, tamam bazı şeylere boyun eğiyorsun, eyvallah da buna bari boyun eğmeyin...

     12.05.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (*) Bu söyleşi, 6 bölüm halinde Muğla Turnusol gazetesinde yayınlanmıştır.

Devamını Oku...