2018.09.15.ÖRGÜT DEDİĞİN NEDİR Kİ (7.Bölüm)
'ÖRGÜT' DEDİĞİN NEDİR Kİ?
(7.Bölüm)
Köylerde, 'ana' giriş yolları
üzerinde, belli bir mesafede, köyün gençlerinden( hatta farklı
yaşlardan) 'gönüllü' olanlar ve o köylerde (farklı nedenlerle)
bulunan 'Devrimciler', olası 'faşist' saldırılara karşı
'savunma' amaçlı nöbet tutuyorlardı; bu 'nöbet görevi', her köy
özeline uygun bir sisteme bağlanmıştı, sorumluları vardı ve
asıl olarak geceleri tutuluyordu (Çünkü faşist saldırılar asıl
olarak geceleri gündeme geliyordu)
.....
1978 yılı Aralık ayında
yaşanan Maraş ve sonrasında tanık olunan 'kitlesel katliamlar'
ile zirveye tırmanan 'faşist saldırılar' karşısında, bu ülkede
yaşayan ve kendisini saldırının 'olası' hedefleri arasında
gören herkes ve her yer (kendiliğinden ve birbiri peşi sıra),
kendisini savunmak amacıyla farklı arayışlara yönelmiş ve
bilahare farklı yöntemler bulmaya/geliştirmeye başlamıştı.
Biz, hareket olarak, faşist
saldırılar karşısındaki bu arayışları, 'Direniş Komiteleri'
önerisi çerçevesinde, devrimci bir bakış açısı ve
'örgütlenme' anlayışı temeline oturtmaya çalışıyorduk.
Biz bu 'mücadele' ve 'örgütlenme'
biçimini, yürütülen ve yönlendirilmeye çalışılan
Anti-Faşist Mücadele içerisinde ortaya konulan ve yaşanan
pratiklerden hareketle formüle etmeye çalışmıştık.
Ülkenin içinde bulunduğu bu
ortamda, üstelik Büyükkayalı ve Hanyeri köylerinde yaşanan
öldürme ve yaralanma olayları sonrasında, bu köylerde, bu tür
'savunma faaliyetlerinin ve bu çerçevedeki 'örgütlenme'
girişimlerinin olması çok doğaldı.( Bunların olması değil,
olmaması 'anormal' olurdu.)
....
Benim oralarda bulunduğum süre
içerisinde, Küçükkayalı köyü, iki kez, çevre köylerden gelen
(bazıları ismen söylenecek kadar tahmin edilebilen) faşistler
tarafından, gece yarıları, otomatik ve uzun namlulu silahlarla
rastgele taranmış ve bir kez de, 'köy içinde', bu çerçevede
çatışma yaşanmıştı; her saldırı da anında karşılık
verilerek püskürtülmüştü.
....
Bu köylerde ama özellikle
Büyükkayalı, Küçükkayalı, Hanyeri, Kutlubey( ki 1980 yaz
aylarında bizimle hareket eden bir beldeydi) ve İnay köylerinde
yaşama geçirilmeye çalışılan ve Büyükkayalı köyünde (o gün
için) 'en gelişmiş' haline bürünen bu 'savunma' ağırlıklı
'örgütlenme' biçimi, özünde, 'Direniş Komitesi' olarak formüle
ettiğimiz ve önerdiğimiz 'örgütlenme' biçiminin özelliklerini
taşıyan 'ileri' bir adımdı.( Köyün ve köylünün 'günlük
yaşamı'na, 'savunma'ya ve 'siyasi örgütlenme'ye dair sorunların,
neredeyse 'aynı' sorumlularca çözülüyor olması, bazı
sıkıntıların kaynak noktası olarak kabul edilebilirse de, bu
durum, varılan noktada, yaşanılan bir 'zorunluluktu'; önerilen
teorik önermeye göre de 'geçici' idi. )
....
Bu köyler, özellikle
Büyükkayalı, Küçükkayalı, Kutlubey ve Hanyeri köyleri (bazen
diğer köylerin bazıları da bir biçimde), kısa aralıklarla,
jandarmalarca ve bazen de jandarma ve polis ekiplerince ortak olarak
sarılıyor ve köy/köyler ev ev aranıyordu.
Köyün/Köylerin 'ana' giriş
yollarında bir biçimde 'barikatlar' oluşturarak 'nöbet' tutan
arkadaşlar, böylesi 'resmi baskın' günlerinde, köylüye ve köyde
bulunan devrimcilere 'baskını' haber vermekle yükümlüydüler.(
Küçükkayalı köyünde, bir gece, nöbetçiler, bu görevlerini,
bir biçimde yerine getirmeyince, uykudaki bir grup arkadaşımız,
uyudukları evde 'kıskıvrak' yakalanmışlardı.)
'Kurtarılmış Bölgeler' olarak
adlandırılan (bizim tarafımızdan değil) bu köylerde, devrimciler
ve köy/köyler halkı, bir faşist saldırı olduğunda, anında
mevzi tutarak 'savunma'ya geçiyor ve faşistlerle çatışıyordu
(Küçükkayalı köyünde, ben o bölgedeyken bunun örneklerini
yaşamıştık)
Resmi baskınlarda ise, baskına gelenlerin sayısı
ve niyetleri ne olursa olsun, köy dışına çıkılıyor ve
ormanlık alanda, kırda veya komşu köyde baskının sonlanması
bekleniyordu.( Benim orada bulunduğum süre içerisinde, bunun aksi
doğrultuda yaşanan tek bir örnek yoktur.)
(O günlerde bana 'normal' gibi
görünen bu 'çelişkili' davranışımızın, o dönemin nesnel
çözümlemesinin yapılabilmesi ve bizim tarihsel sorumluluğumuzun
ortaya konulabilmesi açısından masaya yatırılması ve
tartışılması gerekiyor.)
.....
Köyün/Köylerin 'ana' giriş
yolları üzerinde barikat kurup nöbet tutan ve yeri geldiğinde
'köyü savunmakla' yükümlü olduğu söylenen (ve kendileri de
bunu böyle kabul eden) gençlerin hiçbirisi, eğer varsa veya
onlara verilmişse, ellerindeki 'savunma aletlerinin' kullanımı
dışında hiçbir şey bilmiyorlardı: ne bir eğitimleri ve ne de
başka yerlerde yaşadıkları pratikleri vardı. Köy dışından
gelen (benim gibi) devrimcilerin de onlardan geri kalır yanları
yoktu veya geldikleri yerlerde yaşadıkları 'küçük çaplı'
olaylar sırasında, kendiliğinden edindikleri bazı 'deneyimleri'
vardı.
12 Eylül 1980 Askeri Faşist
Darbesi'ne doğru yol alınan o günlerde, bu genç insanlara,
'Merkez' yönlendirmeli veya 'görülen lüzum üzerine' deyip, bizim
tarafımızdan (bu çerçevede) gerekli 'teorik' ve 'pratik' eğitim
verilememişti.(Sorumlu konumundaki 'bizler' bile bu 'eğitim'den
yoksunken, 'yardım almaksızın', bizim bu 'eğitim'i vermemiz hiç
mümkün değildi)
12 Eylül 1980 Askeri Faşist
Darbesi, Mayıs ve Ağustos aylarında bazı 'sorumlu' arkadaşların
yakalanması sonrası doğan 'boşluk'ta ve bölgedeki 'bizim' bu
gerçekliğimizde bizi yakalamıştı (12 Eylül sabahı ben ve bazı
arkadaşlar, İnay'da boş bir evde uyurken, köyden bir genç
arkadaş tarafından uyandırılmış ve böylece 'olay'dan haberdar
olmuştuk).
15.09.2018 Datça

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder