Yasaklı Pazarcılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2020 Pazartesi

2020.05.18.BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ-2

  Hiç yorum yok
13:32



     BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ (2)
     15 Mayıs Cuma günü akşamleyin, halihazırda bahçıvanlık yapan bir arkadaşım aradı ve istersem, bana limon verebileceğini, söyledi. Tamam, olur, gelirim, ama bugün gelemem, yarın gelsem, olur mu?, diye sordum. Olur, dedi.
     16 mayıs Cumartesi günü sabahleyin 05.00'te kalktım. Yürüyüşümü yaptım. Duş, kahvaltı derken saat 11.00'e doğru aradım. İskele tarafındaymış. Belediyenin yanından Çevre Yoluna girdim; Kargı Yolunu takip ettim, Hava Lojmanlarının oradan döndüm.
     O yoldan gidip gelenler bilirler; Seyir tepesinin oradan Gölet'in, Taşlık Plajının, Liman'ın ve göz alabildiğine, Simi Adası'na kadar çarşaf gibi uzanıp giden Akdeniz'in seyrine doyum olmaz. İşte, tam oradan geçerken bomboş haldeki Taşlık Plajına gözüm takıldı. Aklıma, geçen yıl bugünlerde, erken saatlerde bu plaja gelip denize girişimiz ve şimdilerde İnternette dolaşan ''AVM'lere gitmek serbest, deniz kıyısında dolaşmak ve denize girmek yasak'' esprileri geldi. Gülümsedim. Bu akılları, kim veriyor, uygulayan da neden uyguluyordu ki?
     Arkadaşımı buldum. Bir poşet dolusu limonu aldım. Baktım, elinde bir paket maske. Eczaneden, tanesi bir liradan almış. Burnun üzerine gelecek yerinde teli var mı, dedim; yokmuş. İktidarın, söylemlerinin aksine, Korona virüs salgınına karşı ne ölçüde hazırlık yapılıp yapılmadığının göstergesi (turnusolu) haline gelen bu maske olayı, hala sallapati durumdaydı. Bunlar sağlıksız, tekstilde kullanılanlar sağlıklı olanları, dedim; burnun üzerine gelen kısımda tel olacak ve o teli bastıracaksın ki, oradan mikrop girişi önlenmiş olacak.
     Ayrıldım. Yolda, bir arkadaşımın marketinden gazeteyi aldım ve eve döndüm. Sonra, ver elini, pazar yeri.
     ***
     Belediye, 24 Mart'ta yayınlanan İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinden sonra, bu genelge çerçevesinde, Cumartesi günleri açılan İskele Mahallesi Halk Pazarı'nın 27 Mart'tan itibaren Cuma ve Cumartesi günleri olarak iki gün açılmasına ve tek-çift numara uygulamasına geçilmesine karar vermişti; bütün ülkede, tekstil, züccaciye, deri çanta-kemer vb. satıcılarının tezgah açmaları geçici bir süre yasaklanmasına karşın, tezgah açmaya devam edebilecekleri söylenen sebze ve meyve satıcılarının tezgahları arasında 3'er metre mesafe koyma kuralı getirildiğinden, en uygun çözüm yolu olarak bu görülmüştü. Çarşamba günü kurulan Özbel Köylü Pazarı da Salı ve Çarşamba günleri olmak üzere iki gün açılacak ve aynı tek-çift numara uygulaması orada da geçerli olacaktı. (Bir süre sonra, Belediye, yaşanan bazı sorunlar nedeniyle, Özbel Köylü Pazarı'ndaki bu uygulamaya son verecek, bir hafta tek numaralar, bir hafta çift numaralar tezgah açacak, diyecekti.)
     Yedi hafta süren bu uygulamanın ardından, İçişleri Bakanlığı, yeni bir genelge yayınlamış ve Belediye, yayınlanan bu yeni genelge (*) çerçevesinde, uygulamayı yeniden değiştirmeye karar vermişti.
     İçişleri Bakanlığı'nın yeni genelgesinde, 24 Mart'ta tezgah açmaları yasaklanan pazarcıların yeniden tezgah açmasına izin verildiği ama açılan her tezgah arasında 3'er metre mesafe olması gerektiği kuralının devam ettiği yazıldığından, Belediye, şöylesi yeni bir karar almıştı: Yedi haftadır Cuma ve Cumartesi günleri açılan İskele Mahallesi Halk Pazarı Cumartesi ve Pazartesi günleri açılacak ve tek-çift numara uygulamasına devam edilecek; Pazar günleri kurulurken, 27 Mart'tan itibaren Pazar ve Pazartesi günleri kurulan Palamutbükü Pazarı ise yalnızca Pazar günleri kurulacak ama tıpkı Özbel Köylü Pazarı gibi, her pazarcı, 15 günde bir Palamutbükü Pazarına tezgah açabilecekti. (İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinde, genelgeyi uygulayacak yerel yönetimlere, uygulamanın üzerinde herhangi bir tasarruf yapma hakkı tanınmadığından, yani, genelgede, çok açık bir biçimde, tezgahlar arasında 3'er metre mesafe konulacak, denildiği için, belediye, başka bir çözüm yolu bulamamış ve mecburen her yerde tek-çift numara uygulamasına yönelmişti; halbuki, Korona virüs salgını ile mücadele konusunda genel değil de lokal uygulama yöntemleri geliştirilebilse ve bu çerçevede yerel yönetimlere inisiyatif tanınabilse idi, örn: Datça'da, yöreye has uygulama biçimleri geliştirilebilirdi. Şimdi, Datça'da yaşayan ve Datça'nın içinde bulunduğu durumu bilenlerin aklına yatsın ya da çok saçma gelsin, yerel yönetimler ve merkezi yönetimin yerel kurumları, isteseler de istemeseler de bu uygulamaları uygulamak zorunda kalıyorlar.)
     ***
     İçişleri Bakanlığı'nın yeni bir genelge yayınlayıp tezgah açmaları yasaklanan pazarcıların yeniden tezgah açmalarına izin verileceği duyumları İnternette yayılmaya (**) başladıktan sonra, 7 haftadır tezgah açamayan ve haliyle, öfkeden, burunlarından soluyan pazarcılardan bazı tanıdıklarım, kendi aralarında ve (bir kısmı ile söyleşi yapıp, sorunlarını ve beklentilerini anlattıkları bu söyleşileri 31 Mart, 14 Nisan, 24 Nisan ve 28 Nisan tarihleri arasında yayınlayan) benimle hızlı bir haberleşme trafiğine girmişlerdi; Bu söylenti doğru muydu? Bu haberin doğruluğunu nereden öğrenebilirlerdi?
     Neyse, 8-9 Mayıs günleri durum netleşmiş, İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinin belediyeye geldiği ve belediyenin, 11 Mayıs'tan sonra gerekli düzenlemeyi yapıp duyuracağı belli olmuştu.
     Bu kez, yasaklı olup da yeniden tezgah açacak pazarcılar açısından bu düzenlemenin ne tür yapılırsa en iyi olacağı üzerine bir haberleşme trafiği başlamıştı. Sonunda, 11 Mayıs günü öğle saatleri civarında, belediyenin, yeni uygulamayı İnternete koyarak, kendi sayfasından duyurduğu görüldü.
     Belediyenin duyurduğu (yukarıda anlatılan) uygulama biçiminden memnun olmayan ve hoşnutsuzluk ifade edenler vardı ama alternatif olarak birbirlerine dillendirdikleri düşünceleri, belediyeye çıkıp, belediyeyi ikna edecek şekilde anlatacak kişi ya da kişiler kimler olacaktı? Bu konuda gönüllü kişi bulmak, 25 yıl pazarcılık yapmış birisi olarak yazıyorum, her zaman çok zordur; pazarcıların büyük çoğunluğu, şu veya bu nedenle, belediyelere çıkıp, ortak olan sorunlarını ve ne istediklerini anlatmakta çekingendirler. Topu, sürekli birbirlerine atarlar ve birbirlerinin gözüne bakarlar. (Ola ki içlerinden birileri gönüllü olarak ya da şu veya bu nedenle kendini bu belediyeye çıkma işini yapmaya mecbur hisseder ve belediyeye çıkar ise, hiç şüpheniz olmasın, dönüşte, bazılarınca, kendisinin ya da bazılarının menfaatleri doğrultusunda konuştuğu vb. vb. şeklinde suçlanır.)
     11 Mayıs günü, Datça'da yerleşik konumda olan üç pazarcı arkadaş, bu konuyu görüşmek için belediyeye çıkmış ama alınan kararın ötesinde, kendi aralarında konuştukları alternatif uygulama biçimleri konusunda herhangi bir değişiklik yaptıramamışlardı.
     ***
     İşte, 16 Mayıs Cumartesi günü, bu uygulamaya dair yerinde gözlem yapabilmek ve yeniden tezgah açan arkadaşlar ile sohbet edebilmek için pazar yerine gidiyordum.
     Arabayı, PTT'nin arkasındaki, şimdilerde fiilen otopark olarak kullanılan boş alana park ettim.    Eskiden pazarın kurulduğu ama şimdilerde giderek ticari bir cadde olarak öne çıkan sokak boyunca ilerledim. İş yerlerinin çoğu kapalı, açık olanlarında ise iş yeri sahipleri iş yerlerinin içinde, önlerinde ya da karşılarındaki banklarda oturuyorlardı. Aralarında sohbet edenler de vardı. Sokak, ıpıssızdı.
     Sokağın sonundaki balıkçı kapalı ama önünde iki kişi, sandalyeleri maviye boyuyorlardı; anlaşılan, 27 Mayıs ya da 1 Haziran'da açılacakları söylendiğinden, hazırlık yapıyorlardı. Balıkçıyı geçtim, 90 derece açı ile sağa, yukarıya doğru yöneldim. Karşıdan, tek tük, pazar alışverişi yapıp dönen kişilere rastladım. İskele Mahallesi Muhtarlığının bürosunu geçince, daha AYDEM'e varmadan, pazar yerinin girişindeki ilk tezgah sahibi arkadaşların kurduğu çadırları gördüm.    Yaklaştıkça, girişte, üzerinde POLİS yazan demir bariyerler gözüme çarpmaya başladı. Gerçekten, belediye, girişin düzenli olmasını sağlamak için bu uygulamayı gündeme getirmiş ama ortalıkta düzenli girişi sağlanacak herhangi bir kalabalık görünmüyordu.
     Demir bariyerleri geçince, hemen sol tarafta, kaldırımın üzerinde, bir zabıta ve iki özel güvenlik görevlisi taburelerin üzerinde oturmuş sohbet ediyorlardı; biraz ilerilerinde de bir kaç pazarcı...
     ***
     Giyim, züccaciye, deri-çanta-kemer vb. satan pazarcıların tezgah açtığı sokak hiç alışık olunmadığı oranda ıssızdı. Halbuki, saat 12.00'yi geçiyordu ve ben bilerek gelişimi bu saate ayarlamıştım. Hava çok sıcaktı ve belki onun da etkisi vardı, bilemiyorum; ben, iki-üç saat kalırım ve bu da bana, ortalama/sağlıklı bir gözlem yapmam için yeter diye düşünmüştüm.
     Selam vererek, hayırlı işler dileyerek, ayaküstü ya da 5-10 dakika yanlarında oturarak kısa sohbetler yapıp, yavaş yavaş ilerlemeye ve dolaşmaya başladım.
     Gerçekte, Datça'da, Korona virüs salgını ile mücadele başladıktan sonra bile bir biçimde gelenlerle birlikte oldukça çok yaşayan vardı. Sabah yürüyüşlerinde sokak aralarında rastladığım arabalardan ve bir de, büyük marketlerde tanık olunan kalabalıklara dair İnternetteki eleştirel içerikli paylaşımlardan anlıyordum, bu durumu. Ama pazarda in cin top oynuyordu.
     Sebze-meyve satılan bölüme yöneldim. Evde elime tutuşturulan alışveriş listesine baktım, acaba hangi tezgaha gidip almalıydım? Pazar alışverişlerini hiç sevmem, bugüne kadar hep Sevda yapmıştır. Kadınların bütün pazar yerlerini dolaşmalarını ve maydanozun, rokanın, dere otunun vb. fiyatını dahi pazarlık konusu yapmalarını hiç anlayamam. Yıllarca pazarcılık yaptım, kadınların bu huyunu hiç sevmem. Benim bildiğim, alacağın ürünü beğendin mi?, üzerinde fiyatı yazıyor mu?, tamam sorun bitmiştir; alırsın ya da almazsın. Satıcı, müşterinin daimi müşteri olup olmadığına, kendisi ile arkadaşlık, akrabalık, meslektaşlık vb. herhangi bir özel durumu varsa ona bakar ve hesabı yapar. Ben, çoğunlukla bu çerçevede hareket ettim.
     Sebze-meyve bölümünde de gözle görülür bir tenhalık vardı; hem satıcılar hem de alıcı müşteriler açısından.
     Baharatçıların bulunduğu yerden sebze-meyve satan bölüme girmiştim, sağa doğru yöneldim. Baktım, peynircilere varmadan, duvar kıyısında, genç bir kadın satıcının tezgahı var, ona yaklaştım. Bu tezgahta çeşit daha fazla idi. Satıcı kadını, benim tezgahtan yaptığı alışverişlerden tanıyordum. 2 kilo portakal, 2 kilo Golden elma, 4 baş Sarımsak ve 1 kğ.800 gram gelen muz aldım. Dere otu ile kuru soğan yokmuş. Kaç lira? Bana istediklerimi veren orta yaşlı ve saçlarını arkadan bağlamış kişi, 28, artı 21 daha 49....eder 85 TL. dedi. Tamam, deyip çıkardım 100 TL'yi uzattım. Üzerini aldım. Yürüdüm. Bir başka tezgahtan kuru soğan aldım; 3 TL. Dere otunu bulamadım. Eyvallah. Yukarıdaki, zabıta kulübesinin yanındaki kapıdan sebze-meyve bölümünden çıktım. Giyim satan bölüme geçtim. Kapının tam karşısındaki havlu, çarşaf, nevresim vb. ürünler satan arkadaşın tezgahına gittim. Oturduk. Hal hatır sorma ve ardından ne olacak bu yeniden tezgah açmalarına izin verilen pazarcıların durumu, muhabbeti başladı. Gören bir iki arkadaş daha yaklaştı. Muhabbet derinleşti. Bugünkü uygulamanın kendileri açısından yarattığı sorunlar üzerine düşünceler dile getirildi; tezgahlar arasındaki boşluk nedeniyle satılan ürünlerin güneşte kalmaları, müşterinin hem çeşit bulamayacağını düşünerek hem de güneş altında yürümek istememesi nedeniyle bu bölüme gelmemesi vb...Sebze-meyve bölümü de bomboştu ama neler yapılabilirdi? Belediyeye neler önerilebilirdi? Neden belediyeye gidilmiyordu? Belediye, İçişleri Bakanlığı'nın genelgesi ortada iken başka neler yapabilirdi? vb.vb... Muhabbetin sonlarına doğru ben artan fiyatlardan ve yaptığım alış verişten söz ettim. Anlattım. Bazı sebze-meyve satıcıları ile yakın ilişkisi olanlar, tanıdıklarına seslendiler, portakal kaç lira?, elma kaç lira?, diye. Fiyatları duyunca, bozuldum. Benim elma ve portakallar, alenen bana kğ. 9 TL.'den gelmişti. Bu işte bir yanlışlık var, git yeniden hesaplat, dediler. Kalktım. Ulan, dedim, bu kadınlar, fiyat sormakta ve bütün pazar yerini dolaşmakta haklılarmış. Resmen aptal yerine konuldum. Yürüdüm. Alışveriş yaptığım tezgaha vardım. Biraz önce alışveriş yapmıştım sizden, hele şunların fiyatını bir daha hesaplar mısınız, kafam karıştı, dedim. Kadın satıcı, tezgahın öbür tarafında; saçlarını arkadan bağlayan orta yaşlardaki erkek geldi ve aldı elimdekileri, yeniden tartmaya başladı; muz 27 TL.,Sarımsak 20 TL., etti 47 TL.; sonra portakal ile elmayı tarttı, eder 73 TL. Döndü bana ve senden kaç lira almıştık?, diye sordu; 85 TL. aldınız. Bu yaptığınız ayıp, şimdi zabıtayı çağırıp tutanak tutturacağım, tezgahı beğendim, malları beğendim, fiyat sormadım ve aldım, ama siz resmen hile yapıyorsunuz. Bu oldu mu?...Özür üstüne özür, yok kasıtlı yapılmamış da, yok olurmuş böyle yanlışlık da...Kadına, sen beni tanıyorsun, aha şurada giyim sattım, sen gelip alış veriş yapıyordun; ben böyle bir şey yaptım mı hiç? 12 TL. iade ettiler. Sinirlenmiştim. Yürüdüm. Çıktım pazardan. Tamam hava çok sıcaktı falan filan ama öyle yoğun bir müşteri de yoktu; anlaşılan o idi ki, bazıları, az satıştan da bütün masrafları çıkarmak için bu tür alavere dalavere yollara tenezzül ediyordu...Yazık. (Eve vardım, Sevda, muzlar ekşimiş, köpürüyor, portakal ve elmada da çürükler var, dedi. Anlaşıldı, kadınlar haklı, onların pazar alışveriş yöntemleri konusunda tek söz etmemek gerekiyor. Bu tür pazarcıların hakkından ancak onlar gelebilir.)
     ***
     Bazı pazarcı arkadaşlar, bugün böyle ise alışveriş, Pazartesi kimse gelmez bu pazara; o halde pazartesileri gelmeye gerek yok!... Göreceksiniz, Pazartesi daha az pazarcı tezgah açacak vb.vb... diye konuşmuşlardı; olabilir miydi? En iyisi, Pazartesi günü de pazarı gezmek ve gözlem yapmak gerekiyordu.
     ***
     18 Mayıs Pazartesi günü yine aynı saatte evden çıktım, arabayı aynı otoparka park ettim, aynı yolu izledim; manzara aynı idi.
     Pazar yeri girişine vardım. Görünüm daha derli toplu idi. Belli ki, bugün tezgah açan tekstil, züccaciye, deri çanta-kemer vb. ürün satıcıları, Cumartesi günü tezgah açanların yaptığı hataları yapmamışlar, çadırları birbirlerine yaklaştırmışlar ve böylece daha gölgeli bir koridor yaratmışlardı.    Yine tek tük olan müşteriler, bu gölgelik yerlerden gidip geliyorlardı.
     Selam vererek, hayırlı işler dileyerek, ayaküstü hal hatır sorarak, sohbet ederek ilerledim. Sevda'nın baharatçılardan alınacak bir siparişi vardı; baktım, hiç bir baharatçı gelmemiş. Devam ettim. İki yıl önce tezgahımı ve bütün ilişkilerimi devir ettiğim, benim yıllarca tekstil ürünleri alıp sattığım yerden aynı ürünleri alıp satan arkadaşın tezgahına vardım. Bugün akşama kadar burada kalacak, hem ona yardım edecek hem de gördüğüm pazarcı arkadaşlar ile sohbet edecektim.
     Cumartesi günü tezgah açan bazı arkadaşların kendi satışlarına dair söyledikleri abartılı rakamlara dayanarak, bazı arkadaşlar, Cumartesi günü iyi iş olmuş, bugün kimse gelip gitmiyor, diyor ve sızlanıyorlardı. Yok, doğru değil, aynı durum söz konusu idi; en iyisi 500 TL. almıştır, ya da o civarda...diyorum, ne ölçüde ikna edici oldu ise...
     Karşı tezgahlardan, gün boyu gelen giden oldu, muhabbet ilerledi. Bir ara, bugün görevli ve aynı zamanda pazar yerinden sorumlu zabıta amiri arkadaş gelip oturdu. Mevcut durumun nedenleri ve olabilecekler konusunda karşılıklı fikirler ifade edildi.
     ***
     16 Mayıs Cumartesi ve 18 mayıs Pazartesi günü sohbetlerden, pek çok pazarcının kafasının karışık olduğu ve aralarında, belediyeye götürebilecekleri somut bir önerinin oluşturulamadığı görülüyordu...
     ***
     Zaman ise akıp gidiyordu. Haziran ayı gelmiş ve normal Bağ-Kur, vergi, sigorta primleri, stopaj vb. kim hangi ödemeyi yapıyor ise onun normal ödemeleri başlayacaktı. (***) 16 ve 18 Mayıs günleri yapılan ciroları esas alır isek, bu cirolar ile ne belediyenin işgaliyeleri, ne Bağ-Kur, ne arabaların vergi borcu, ne 6 ay sonrasına ötelenen borçlar ne de Esnaf Kefaletten veya Halk Bankasından 6 ay sonra ödemeli alınan kredi taksitleri ödenebilirdi.
     Yanımıza gelen genç bir pazarcı arkadaşa bir biçimde bunu anımsatıyorum; alacaklı olan düşünsün, ben niye düşünüyorum ki?, diye cevap veriyor, gülerek...
     18.05.2020/Datça
     Mehmet Erdal                             
     Notlar:                                                               (*)

(**)

(***)
                                 (18 Mayıs 2018/BirGün gazetesi) 
                               




                           

Devamını Oku...

27 Nisan 2020 Pazartesi

2020.04.28.DEVLET, ESNAFTAN, FAALİYETTEN MEN ETTİĞİ SÜRE İÇİN, HİÇ BİR TALEPTE BULUNMAMALI!

  Hiç yorum yok
22:30


     DEVLET, ESNAFTAN, FAALİYETTEN MEN ETTİĞİ SÜRE İÇİN, HİÇ BİR TALEPTE BULUNMAMALI!
     İçişleri Bakanlığı'nın Korona virüs salgını ile mücadele kapsamında 24 Mart 2020 günü yayınladığı genelge ile pazar yerlerine tezgah açmaları belirsiz bir süre için yasaklanan pazarcıların bazıları ile yaptığımız söyleşilerin son bölümünü yayınlıyoruz.
     BAHRİ ÇARKÇI: (44 yaşında. Adana Merkez doğumlu. Ortaokuldan terk. Evli. Bir kızı var.)
     Adana'da Ortaokul'da okurken aynı zamanda çıraklık eğitime gitmeye ve bir markette çalışmaya başlamış. Kendi ifadesiyle, markette çalışırken, marketçi sormuş, kaç lira istersin?, haftalık 5 bin TL, demiş, o günkü parayla; marketçi, sana 10 bin TL, demiş, gel ve servis işine başla. O zamanlarda, diyor, babam alıyordu emekli maaşını aylık 23 bin TL, annem alıyordu 20 bin TL; ben neredeyse onların ikisinin toplamı kadar alıyordum, artı, bunun iki katı kadar da bahşiş, etti mi 120 bin TL civarı; bu durumda kim okur?.. Hesap böyle olunca, Ortaokulu terk etmiş. Markette bir yıl kadar çalışmış, annesi, marketçilik, meslek değil, demiş ve bir marangozun yanına yerleştirmiş; o marangozun yanında iki yıl kadar çalışmış. Sonra askerlik...
     Acemilikten sonra önce Datça Merkez ve sonra AK-TUR'a göndermişler.
     1998 yılında askerlik bitiyor, 'Ev yapacaksan tuğladan, kız alacaksan Muğla'dan' diyorlardı, ben de Datça'da kalmaya karar verdim, diyor; kalıyor. Askeri Lojmanların yanındaki bir markette çalışmaya başlıyor. Eşi ile tanışıyor. 2002'de evleniyorlar. O günlerde Datça'da isminden söz edilen SUN markette çalışmaya başlıyor. 2004'te kendi marketini açıyor.
     Marketinin şimdiki yeri, Özbel civarında, Burgaz Ören yeri yolu üzerinde; yoldan gelip geçenlere ve mahalleliye de satış yapabilen bir site marketi.
     Eşinin ailesi, Datça'nın yerlisi; Kızlan'lı. Kayınpeder, rençber ve aynı zamanda hayvan yetiştiricisi; KASAP namı ile biliniyor. Kayınbirader, pazarlara çıkıyor; hem üretici hem de manav sertifikalı.
     2014 yılında, marketçiliğin yanı sıra, pazarlara, terlik ve ayakkabı satmak için çıkmaya başlıyor. (O ilk açtığı yıl, yanımdaki yerin sahibinin kartı, devamsızlıktan iptal edildiğinden, Belediye, Bahri'ye, yanımdaki yeri tahsis etmişti. O günden beri tanışırız.) Yasak öncesi, Datça ve Palamutbükü pazarlarına çıkıyordu.
     24 Mart 2020 gününden beri pazarlara tezgah açması, diğer pek çok pazarcı gibi, yasak olduğundan, yalnızca, sabah 09.00-akşam 21.00 arası, marketini açabiliyor. 25 ve bu söyleşinin yapıldığı 26 Nisan günleri sokağa çıkma yasağı herkes için geçerli olduğundan 21,22,23 ve 24 Nisan günkü market satışlarını soruyorum; 4 günlük yasak öncesi günlere denk gelen 21'de 800, 22'de 350 TL; sabah 09.00-öğle sonu 14.00 arası açtıkları 23'de 600 ve 24'de 350 TL satış yapabilmiş. Bu satışların çoğunun tekel ürünlerinden, ekmek ve gazeteden oluştuğunu söylüyor. Geçen yıllarla kıyaslandığında, çok düşük, geçen yıl, ortalama, 800-1200 TL arasındaydı, diyor. Bu fark nereden kaynaklanıyor?, diyorum; salgın ve asıl olarak da büyük-zincir mağazalarından, diyor. Datça 20 bin civarında bir nüfusa sahip, sayısız büyük market var; neredeyse her mahallede bir ya da birbirine inat açtıkları için, bir kaç zincir market var; 23 ve 24 Nisan günleri, biz alınan karar gereği saat 14.00'te marketi kapadık ve eve gittik, ama ben geçerken o büyük marketler hala açıktı; karar uygulanacaksa, herkes uygulasın, çifte standart olmamalı, diye devam ediyor.
     Şu an 70-80 bin TL civarında bir borcu varmış. Evi ve iş yeri, kira.
     Korona virüs salgınından sonra Hükumet'in açıkladığı 'Destek Paketi' çerçevesinde Esnaf Kefalet'e borç ertelemesi ve yeni kredi talebinde bulunmuş; hala cevap verecekler, yarın, yani 27 Nisan günü gidip, gelişmeyi soracağım, diyor. (27.Nisan günü akşamı: Sormuş; 25 bin TL kredi talebi kabul edilmiş.)(*)
     Devlet, yani Reis, dedi ki, borç vb. yok. 30 Nisan 2020 günü, 2019 yılının birinci taksit vergi ödemem var 1250 TLve gel ödemeni yap, diyor muhasebecim, erteleme falan yokmuş. Geçen yıl yapılan yapılandırmalar'da da yok... Elektriği, 18-19 günde okuyorlar. Şubat ayından bugüne kadar 800 TL fatura geldi.
     Kimden ne bekliyorsun?, diyorum; Devletten, yardım bekliyormuş. İş, bundan sonrasında... Salgından sonra ne olacak? Önümüzü göremiyoruz! Çıkacak mıyız? Batacak mıyız?...Temmuz, Ağustos...diyorlar. O zaman, işimiz bitik. Herkes, çıkış peşinde...Pazarlara çıkamıyoruz, Market 3 gün kapalı, 4 gün açık, ya da başka türlü...Toptancılar, her şey peşin, diyorlar. Sonraki süreçte de bu sistem eskiye dönmez; fırsat bu fırsat, derler, devam ederler. Küçük esnaf, zaten bitti. Büyük esnafa yol veriliyor. Ama vergiyi küçük esnaf ödüyor.
     Yeni Pazar Yerinde terlik, ayakkabı vb. satmamıza izin verilmez ise, eşimin adına üretici belgesi alarak sebze ve meyve satışı yapacağız, aç kalacak halimiz yok ya, diyor. Market işi ise, bitmiş; sen de biliyorsun, 65 yaş üstü dahil herkes, büyük marketlerde; duruma bakacağız. Sonra, Bursa Karacabey Fen Lisesi'nde okuyan kızın okul durumuna da bakacaklar imiş; şurada kaldı iki yılı, bu okulun ne zaman yeniden normale döneceğini de bilemiyoruz, diyerek sözünü bitiriyor.
     ALİ GÖKÇE:(50 yaşında. Eskişehir Sivrihisar doğumlu. 3 çocuk babası. İlk çocuğu Üniversite mezunu, ikincisi Üniversitede öğrenci, üçüncüsü Lise'yi bitirdi. Marmaris'te oturuyor.)
     Lise dengi Sanat Okulu'nun Torna Tesviye bölümünü bitirdikten sonra 1992 yılında Eskişehir'deki ENTİL fabrikasına tornacı olarak işe giriyor. 1994'te evleniyor. 3 çocuğu oluyor.
     Daha önceden Marmaris'e gelip yerleşen ve Marmaris ile civarındaki yerleşim birimlerinde pazarcılık yapan kayınpederi gibi pazarcılık yapmak amacıyla 2001 yılında Marmaris'e geliyorlar ve yerleşiyorlar. Marmaris, Armutalan, İçmeler, Turunç ve Datça pazarlarını dolaşarak pareo ve şapka satmaya başlıyor.
     2008 yılında Marmaris Merkez'de iç ve dış turizme yönelik olarak faaliyet yürütecek dükkanını açıyor.
     Şu an, bütün ödemeleri bitmiş bir evi var, iş yeri ise kira.
     150 bin TL civarında borcu bulunuyor.
     Korona virüs salgını ille mücadele başladıktan sonra içine girilen koşullarda Hükumetin sözünü ettiği 'Destek Paketi' çerçevesinde Halk Bankası'ndan 25 bin TL kredi çekmiş; 25 bin TL'lik kredi kartı ise hala gelmemiş.
     Erteleme yaptığı bir borcu yokmuş. Var olan borç taksitlerini ödemeye devam ediyormuş.
     Bağ-Kur, SSK, vergi vb. borçların hiç birisini ödeyemiyoruz, diyor. Bunların önüne geçilemiyor muş. Aşırı fazla imişler. Vergi, peşin vergi çok yüksek geliyormuş. Bir elemanın yıllık maliyeti 50 bin TL, diyor. O nedenle eleman çalıştıramıyorlarmış. Kendisi iş yerinde eşine yardım ediyormuş. Şu an kendisinin hiç bir sosyal güvencesi yokmuş. Yaz bunları, bunun böyle olduğunu, kendileri de biliyorlardır, diyor.
     Kimden ne bekliyorsun?, diyorum.Kimseden bir şey beklediğim yok; Devlet, şimdi yaptığı gibi borç vereceğine, bize, sıfır faizli ve 24-36 ay ödemeli taksitlendirmeli kredi versin, var olan borçları yapılandırsın...Biz böyle şeyler istiyoruz. Pazara çıkamıyoruz. İş yerini açamıyoruz, açtığımız günlerde zor siftah yapıyoruz. Ha bire Devlet'in verdiği borç parayı yiyoruz. Ne zamana kadar? Devlet, iş yapamadığımız süre için, bizden Bağ-Kur, SSK, vergi, kira...gibi konularda hiç bir talepte bulunmasın. İnan, bankadan aldığım krediyi tüketiyoruz. Kız, salgın başlayınca işten çıkarıldığı için çalışmıyor. Oğlan, okullar kapandığı için yanımızda. Dağ dayanmaz.
     Geleceği nasıl görüyorsun?, diye soruyorum. Ümitsizim, bitkinim, yorgunum...ne yapacağımı bilmez bir durumdayım. Ruhsuzum. Hiçbir şey para etmiyor. Psikolojik olarak bitiğim. Mal alsak mı? Almasak mı? Bilemiyorum. Mal almamız gereken parayı tüketiyoruz. Devlet, borçları erteledik, diyor. Arkadaşlardan duyuyorum, hiç bir borç ertelenmiyor. Erteleyenler de yüksek faizleri kabullenerek erteliyorlar. Oğlana, kredi kartı borcunu ertele, dedim. Faiz istiyorlarmış. Askıya alınmış arabanın boşa dönen dört tekeri gibi boşa dönüp duruyorum. Bal yapmaz arı gibi evin içinde dönüp duruyoruz. Yaz bunları, aynen yaz, diyor. Yazıyorum.
     YASİN KIRBAŞ: (43 yaşında. Aydın İncirliova doğumlu. Evli. İki çocuğu var. Muğla merkez'de oturuyor. İlkokul mezunu.)
     İlkokulu bitirir bitirmez, 12 yaşında, sahil yerlerinde pazarcılık yapan dayılarının yanında işe başlıyor; bazen birinin yanında bazen de diğerinin...En çok, büyük dayısının. O zamanlar, diyor, Aydın, Söke, Fethiye, Marmaris, İçmeler ve Datça olmak üzere çok geniş bir bölgede dolaşıp duruyorduk. 2003-2004'e kadar dayılarının yanında çalışıyor; iç çamaşır konusunda uzmanlaşıyor. Askere gidip geliyor. Dayısı, Marmaris'e dükkan açıyor; bir süre sonra, pazar yerlerini Yasin'e devrediyor. Artık, o kendine çalışmaya başlıyor.
     Uzun süre, dayılarının yanında öğrendiği iç çamaşır satış işini yapıyor; bir ara, iki yıl kadar imitasyon ürün satıyor.
     2011 yılında evleniyor; bacanağı, pazarlarda hediyelik eşya satan iyi bir insan; şimdilerde, küçük kardeşi ile müteahhitlik yapıyor.
     Evlendiğinde Marmaris'te otururken, Muğla'ya taşınıyor ve 2014 yılında Muğla merkez'de, dar bir sokakta küçük bir dükkan açıyor. Bebe giyim ve iç çamaşırı satmaya devam ediyor.
     2017 yılında export badi giyim işine giriyor.(Ben, 25 yılı tamamladıktan sonra 2017 yılında pazar işini bırakmaya karar vermiş ve işi kime bırakabileceğimi kendi kendime sormaya başlamıştım; bir-iki arkadaş üzerinde düşünürken, şu veya bu nedenle o arkadaşlar vazgeçince, Yasin'e teklif ettim; kabul etti. Uzun yıllar çalıştığım fabrika ile ilişkileri ve Datça Pazar yerini, ona bıraktım. Sözü edilen export badiler, bu badilerdir.)
     Şu an ev ve iş yeri kira. Dükkan sahibi, iyi bir adammış; Korona virüs salgını ile mücadele başladıktan sonra içine girilen süreçte arıyor ve Nisan ayı kirasını düşünme, durum böyle devam ederse, Mayıs ayına da bir çözüm buluruz, diyor; o konuda kafası rahatlıyor.
     Salgın gündeme geldiğinde toplam 50-60 bin TL civarında bir borcu varmış; ilk elde, kardeşi üzerinden mal alımı için Ziraat Bankasından çektiği krediyi erteletiyor. Sonra Halk bankası'na başvuruyor; 25 bin TL kredi çekiyor. 25 bin TL'lik kredi kartı talebinde de bulunuyor.
     Dükkanın satış durumunu soruyorum; 20'da 3o TL, 21'de siftah yok, 22'de 100 TL imiş. Açıyorum ama çoğu zaman siftah olmuyor, diyor.
     Bu durumda nasıl geçiniyorsunuz?, diyorum; anne-baba ve kardeşlerimden, diyor. Aç kalmıyorlar imiş...
     Kimden ne bekliyorsun?, diyorum.
     Durum düzelsin, başka ne bekleyebilirim ki?, diyor. Devletten yardım bekliyormuş. Bağ-Kur, SSK...vb. borçlar erteleniyormuş; iyi de bunlar, daha sonra nasıl ödenecek?, diye soruyor. Bizim nasıl olsa Bağ-Kur, vergi vb. ödediğimiz yok; ödeyemiyoruz ki!..Gelecek yıllarda durumlar düzelirse, öderiz.
     Datça ve Yaz sezonu Ak-Tur'a tezgah açıyor.
     Mayıs ayı sonu Haziran ayı başı gibi giyim vb. satan pazarcıların da pazar yerlerine tezgah açmaya başlaması gerekiyor, diyor. Tamam, biz de, sebze ve meyve satanlar gibi aralıklı açalım, maske takalım, kurallara uyalım ama açalım...Bu salgının kısa sürede biteceği yok, o zaman bir çözüm üretilmeli. (**)
     Yardımlar, bir yere kadar. Asıl olarak, biz kendi çarkımızı döndürmeliyiz.
     Devlet, önceden ihtiyacı olana değil, ihtiyacı olmayana yardım ediyordu; niye ki? Asıl ihtiyacı olana yardım etmeli. Kredi verirken kefil, ipotek vb. istemek de neyin nesi?, diyerek sözünü bitiriyor.
     (*)Pazarcı esnafı ile yapılan bu söyleşilerde sıkça sözü edilen borç ertelemeleri ve 'Destek Kredileri' konusunda, 27.04.2020 günü BirGün gazetesinde Ozan GÜNDOĞDU'nun '200 milyarlık hokus pokus' başlıklı haberi, okunmaya değer bir haberdir. (Bknz: https://www.birgün.net )
     (**) Bu konuda, şu an olduğu gibi bütün ülke genelinde aynı uygulama biçimini esas almak yerine, Koronavirüs salgınının yayılma ve görülme haritasına bakılarak, İlçe ve İl bazında farklı uygulama biçimlerinin gündeme getirilmesi daha akla yatkın bir çözüm olabilir mi?(Bu konuda Bknz: 27.04.2020 günkü BirGün gazetesi haberi.)
     28.04.2020/Datça
     Mehmet Erdal
                                               (11 Eylül 2018/Bahrilerin Eda Market önü)
(12 Kasım 2016/Ali Gökçe'nin Datça'daki tezgahı)
(Muğla/Yasin'in butiği)

Devamını Oku...

14 Nisan 2020 Salı

2020.04.14.YASAKLI PAZARCILARIN AYAKTA KALMA ÇABALARI

  Hiç yorum yok
11:12



     YASAKLI PAZARCILARIN AYAKTA KALMA ÇABALARI.
     'NİSAN-MAYIS NEYSE, AMA HAZİRAN'DA DEVAM EDERSE DAYANAMAYIZ!...'
     İçişleri Bakanlığı'nın 24 Mart 2020 günü gece yarısı yayınladığı genelge ile pazar yerlerine tezgah açmaları (süresi baştan ilan edilmeyen bir zaman dilimi için) yasaklanan (giyim, deri çanta-kemer, ayakkabı ve terlik, plastik eşya, hediyelik vb. ürün satıcısı) pazarcıların durumu ve içine girilen süreçteki beklentilerinin neler olduğuna dair yedi (7) pazarcı esnafı ile telefon üzerinden söyleşi yapmış ve bu söyleşiyi, 31.03.2020 tarihinde yayınlamıştım.(Bknz: Yasaklı Pazarcıların Durumu ve Beklentileri/ https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com)
     Söyleşi yaptığım Pazarcılar, söyleşide, kendi durumlarına ve (Belediyeden, Esnaf ve Sanatkarlar Odası'ndan, Devletten) beklentilerine dair düşüncelerini açık açık ifade etmişlerdi.
     Bu yasağın üzerinden üç(3) hafta civarında bir süre geçti.
     ***
     Bu 'yasak' durumu, halihazırda devam ediyor ve daha ne kadar devam edeceğine dair de hiç bir yetkili kişi ve kurum, herhangi bir somut açıklama yapmıyor.
     Peki, bu pazarcı esnafı, şimdi ne düşünüyor? Ne yapıyor? Kendisinin ve evinin geçimini nasıl devam ettiriyor? Belediyeden, Esnaf ve Sanatkarlar Odası'ndan, Devletten beklentilerine somut bir yanıt bulabildiler mi? Şimdilerde kimden ve ne tür beklentileri var? Gidişata dair düşünceleri nedir?
     Fikri takip yaparak, aynı pazarcılar ile yeniden bir söyleşi yapmaya karar verdim; önceki söyleşi sıralamasına uygun olarak, telefonlarını çaldırdım:
     BURAK GERİ DÖNMEZ: (Marmaris'te oturuyor. Evli. Çocuğu yok. Kadın giyim eşyaları satıyor ve Datça, Ak-Tur, Ak-Tur açılıncaya kadar Turunç, Perşembe günleri de Muğla Pazarı'na tezgah açıyordu) Halet-i ruhiyen nasıl, diye soruyorum, anlamıyor; ne?, diyor. Kuşak farkı, doğal. Nasılsın? Psikolojik durumun nasıl?, diyorum; orta şekerli, diye cevap veriyor. Ne iyi ne de kötüymüş. Sürekli TV'lere bakıyormuş. Yakın zamanda her şeyin güzel olacağını, söyleyemem, diyor. Bir köpeği var mış ve gündüzleri onu gezdiriyormuş. Bugünlerde, kirada oturduğu evi boyayacakmış. Eşi çalışmaya devam ediyormuş, ama onun maaşı ile geçinemeyecekleri için hazırdan yemeye devam ediyorlarmış. Kredi için, bağlı olduğu Datça Esnaf ve Sanatkarlar Odası'nı aramış. Oda Başkanı, Cemal Demirtaş, Halk Bankası'na başvurmasını, eğer orada bir sorun yaşarsa kendilerini aramasını söylemiş. Odadan verilen bilgiye göre, 5-25 bin TL. arasında kefil, ipotek vb. herhangi bir şey istenmiyormuş. 25-100 bin TL. arasındaki kredi taleplerinde kefil ve ipotek isteniyormuş. Marmaris'te oturduğu için, Devletin sözünü ettiği yardımlar konusunda Marmaris Kaymakamlığı'nı aramış; oradan, kendisine bir telefon numarası vermişler ve o numarayı aramasını söylemişler. Aramış, aramış, bir türlü düşürememiş. İçinde yaşanılan mevcut durumun, Haziran sonuna kadar devam edebileceğini düşünüyor. O saatten sonrası için, yurt dışına yönelik sınırları açarlar mı açmazlar mı?, Açmaları mı iyi olur ya da açmamaları mı?, Açarlarsa, turistlerin gelmeleri mi iyi olur yoksa gelmemeleri mi?, diye kendi kendine soruyormuş. Çünkü, bu virüsün öyle kolay kolay engellenemeyeceğini, engelledik deseler de gerçekten tehlike olmaktan çıkıp çıkamayacağını, bilemediğini ve bu konularda, TV'lerden dinledikleri çerçevesinde, kafasının karışık olduğunu, söylüyor. Bu nedenle, Devletten, kira ve geriden gelen borçlar konusunda, nakdi yardım ya da gelecek yıl ödemeli kredi vermesini istiyor. Bu konuda, İç Anadolu ile sahillerdeki esnafa yönelik iki ayrı yaklaşımın gösterilmesinin iyi olacağını, söylüyor. Eğer, Devlet, Bankalar, Esnaf Odaları, gelecek yıl değil de normal kredi verirse, Haziran ayının da bu durumda geçeceği ve geriye 2-3 ayın kalacağı, o ayların da nasıl geçeceğinin bilinmediği bir durumda, bu krediler, nasıl ödenir?, diye soruyor. Nisan-Mayıs-Haziran ayları Bağ-Kur borçları Ekim-Kasım-Aralık aylarına ertelendi, o aylarda hem ertelenenleri hem de o ayları, yani sezonun, haliyle işin bittiği o kış aylarında iki aylık Bağ-Kur borcunu birlikte kim ödeyebilir ki?, bu imkansız bir şey, diye de ekliyor. Ben, bu borçları, ancak gelecek yıl ödeyebilirim, diyor. Toptancıları ile konuşuyormuş. Onlar da bir beklenti içerisindeymiş. Ben, diyor, Haziran ayında neye güvenerek mala gireyim? Toptancı, biliyorsun, önceden mal yapar; peki, onlar kime güvenerek, şimdiden mal yapsın? Bilemiyorum, bekliyorum, diyerek sözünü bitiriyor.
     MEHMET SÖYLEMEZ (ATA): ( Datça'da oturuyor. Evli. İki çocuğu var. Birisi üniversitede olmak üzere, her ikisi de okuyor. Ayakkabı ve terlik satıyor. Datça, Ak-Tur, Palamutbükü, Çeşme Köy ve Yazı Köy Pazarlarına çıkıyordu.) Ne yapıyorsun?, diyorum; ne yapacağım?, boş boş oturuyorum, diyor. Boş olduğu zamanlarda kahvelere giden ve arkadaşlarıyla 'taş döşeyen' (Okey oyunu) birisi olduğunu bildiğim Ata, şimdilerde kahveler de kapalı olduğundan, evden dışarıya çıkmıyormuş. Evde sorun çıkmıyor mu, diye soruyorum, yok, ne sorunu çıksın, diyor. Hanımı da evde oturuyormuş.Evin geçimini, emekli maaşı ile sağlamaya çalışıyormuş. Durumunu az çok bildiğimden, emekli maaşından kesilen bir şey yok mu, diyorum; varmış; 875 TL. civarında bir kredi borcu kesintisi var mış. Evi kira olduğu için, ev sahibi ne diyor?, diyorum. Şimdilik, bir şey istediği yok, diyor. Üniversitede okuyan kızı da, şimdi evdeymiş. Kredi için, İnternetten Ziraat Bankası'na baş vurmuş. Sana döneriz, demişler; bir hafta olmuş başvuralı ve ses seda yokmuş. Döneceklerine dair umudu da yokmuş. Kendisi gibi tezgah açması yasak olan bir pazarcı arkadaşı ile Datça Kaymakamlığı'na gitmişler. Kaymakamlıktan, SSK güvenceleri olduğu için, yardım edemeyeceklerini, söylemişler. Kaymakamlık, herhangi bir güvencesi olmayanlara yardım ediyormuş. Peki, Devlet, açmayın, dediği için tezgah açmadıklarını, onlara yönelik bir yardımın olup olmadığını bilip bilmediğini, soruyorum. Bilmiyormuş. Bu durumun Mayıs ortalarına kadar süreceğini düşünüyormuş; daha doğrusu, TV'lerde söylenenlere bakarak bu öngörüde bulunuyormuş. Peki, diyorum, diyelim ki bu durum Haziran sonu ve Temmuz ortalarını buldu, ne yapacaksın? Ne yapacağım, bekleyeceğim, diyor. Beklemekten başka çaresi olmayan her yurttaş gibi...
     TURGUT GÜN: (Marmaris'te oturuyor. Evli ve okuyan iki çocuğu var. Ev kendisinin. Üç kardeş birlikte aynı işi yapıyorlar. Plastik ve cam eşya mamulleri satıyorlar. Datça, Ak-Tur, Palamutbükü, Karaincir, Beldibi, Söğüt, Bozburun, Selimiye ve Bayır pazarlarına tezgah açıyorlardı) Evde oturuyorum, hanıma ev işlerinde, bahçe işlerinde yardım ediyorum, diyor, sormam üzerine. Çocuklarla ilgileniyor, TV izliyormuş. Yazdan yaptıkları yiyecek stokunu kullanıyorlarmış. Şu ara elektrik, su, İnternet ödemelerini pas geçiyormuş. Başka yapılacak bir şey yok, diyor. Durumuna şükrediyor. Şimdilik idare edecekleri kadar paraları varmış. Ama öte yandan, Halk Bankası ve faizli olarak da Yapı Kredi Bankası'na olan borçları ötelemişler. Kredi kartı borcum var, ödeyemeyeceğim, diyor. Bağlı oldukları Kavaklıdere Esnaf Odası'na 25 bin TL'lik kredi için kardeşi başvurmuş; kefil istemişler. Kefil gösterip o krediyi alacağız, başka çaremiz yok, diyor. Kaymakamlığa ya da Belediyeye, ayni yardım için başvuruda bulunup bulunmadıklarını soruyorum, hayır, bulunmadık, bulunmayız da; çünkü durumumuz o kadar kötü değil, bizden daha kötü durumda olanlar var, onlar gitsinler ve onlara yardım yapılsın, diyor. Bu durumun ne kadar süreceğine dair somut bir öngörüsü yokmuş, TV'lerde söylenenleri dinliyormuş, bir an önce bu durum bitsin ve işimize gücümüze bakalım; akşam ki (10 Nisan Cuma günü akşamı yaşananları kastediyor) gibi olursa, işimiz zor...diye bitiriyor.
     HÜLYA ÇAKMAKOĞLU:(Datça'da oturuyor. Evli. Datça ve Palamutbükü Pazar yerlerine tezgah açıyor. Evi kendisinin. Emekli maaşı var. İki çocuğu var ve ikisi de kendilerine bakacak durumdalar. Halihazırda, 42 üyesi olan Knidos Pazarcılar Derneği Başkanı.hediyelik eşya satıyor.) Çok zor, etrafımdaki tanıdıklara üzülüyorum, diyerek söze başlıyor. 10 Nisan günü akşamı olan olay, çok canımı sıktı, diyor. 'Bu ülke ne olacak? Ekonomi ne olacak? Biliyorsun, benim, baktığım, evcil hayvanlarım var. Bir hayvan barınağım var. Ben onlar için pazarlara çıkıyorum. Bunların, aylık 2-3 bin TL.lik ihtiyaçları var. Pazarcı arkadaşlar için, çok üzülüyorum. Muğla Büyükşehir Belediyesi ile görüştüm; on (10) kadar arkadaşa, koli ile yardım gönderttim.' Tekrar, soruyorum; kaç kişi?, on kişi var, diyor. Şaşırıyorum. Duymamıştım. Ama yeterli değil, diyor. Bu insanlar için, daha başka şeyler de yapmalı, diye devam ediyor. 'Şu Nisan ayı geçsin, hani, salgın, tepe noktasını bulacak, diyorlar ya, bulsun; Mayıs ayı başı tekrar Büyükşehir ile görüşmeli, Milletvekilleri ile görüşmeli, Ankara ile görüşmeli, bu insanlar çok zor durumda. Çoğu kiralık evde oturuyor ve ev kiralarını ödeyecek, hadi bir ay dayandılar diyelim, ondan sonra karınlarını doyuracak paraları yok.' Söylediklerinden, bir parçası olduğu pazarcılar için endişe duyduğu, bir şey yapmak için çırpındığı ama var olan olanakları ve ilişkileri içerisinde, ne yapacağını bilemediği, anlaşılıyor. Kaymakamlığın, SSK güvenceleri nedeniyle, pazarcılara yardım yapamayacaklarını söylediklerini, söylüyor. Datça Belediyesi CHP Meclis üyelerinden bazıları ile görüştüğünü, onların, kendilerine, ellerinden bir şey gelmediğini, söylediklerini, söylüyor. 10 Nisan akşamı yaşananların salgın konusunda yapılan her şeyi yok ettiğini ve şimdi durumun düzelmesinin daha zor olduğunu ve uzun süreceğini; tanıdığı ve bu konularda bilgisine güvendiği bazılarının, Koronavirüs ile mücadelenin Ekim ayına kadar süreceğini söylediklerini, ekliyor. Bütün bu olayların, hep birlikte hareket etmemekten, birilerinin, hep, ben bilirim, demesinden kaynaklandığını, kendisinin, buna karşı olduğunu; daha fazla insanın ölmemesi gerektiğini, bu salgın çıkalı, panik atak olduğunu; Datça merkez'de tanıdığı bazı (kuaför gibi) iş yeri sahiplerinin iş yerlerini boşalttıklarını, daha da boşaltacak kişiler olduğunu, tahmin ettiğini, söyleyerek, sözünü bitiriyor.
     İBRAHİM KELEŞ:(Marmaris'te oturuyor. Evi kira. Evli. Üniversitede okuyan iki çocuğu var. Deri çanta ve kemer satıyor. Datça, Fethiye ve Fethiye/Hisarönü pazarlarına tezgah açıyordu.) Ortaca/Sarıgerme'de, bir kaç yıldır işlettiği dükkanın arkasına yaptığı iki göz odada yaşıyormuş, eşi ve şu an okullar açık olmadığı için yanına gelen üniversite öğrencisi iki oğluyla. Marmaris'ten buraya kaçtım, Marmaris çok kalabalık, diyor. Sezonun ne zaman başlayabileceği konusunda net bir öngörüsü yok. Sarıgerme'de sezon Mayıs ayı ortalarında başlıyormuş, bu nedenle, Haziran ayı başları açılırsa, fazla bir kaybının olmayacağını, düşünüyor. Şimdilerde evde oturuyoruz, yeyip içiyoruz, vakit geçiriyoruz, diyor. Hayatın sıkıcı olduğunu, söylüyor. 'Yapacak başka bir şey yok. Kredi kartlarına asılıyoruz. Bütün harcamaları ondan yapıyoruz. Bir kredi kartı borcum ile bir banka kredisini, biraz faizi kabul ederek öteledim. Benim ilişkim, özel bankalar ile. Kredi için,Esnaf Kefalet'e baş vurdum; 4-5 gün oluyor. Cevap bekliyorum. Muğla Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı'nı aradım, İbrahim, verirler, sıkma canını, dedi. İstediğim, 25 bin TL. Bu ne kadar beni ayakta tutar? Sonra nasıl ödenecek? Biz, şimdi bunları düşünmüyoruz. Benim ilişkilerim var. Toptancı, sezon başlasa, malı getirir ve yıkar. Kardeşlerim var. Ama onlara, zor durumdayım, yiyecek ekmeğe muhtacım, desem, yardım ederler; demiyorum. Utanıyorum. Geçenlerde, bizim partiyi (AKP-Marmaris) aradım, onlar da burayı (Ortaca) aramışlar; böyle böyle, bir üyemiz var orada, yardım edin, demişler. İnan, üzerine düşmedim. Utandım. Biz böyle yardım istemelere alışkın değiliz. Yarın, laf eden olur. Dayandığımız kadar, dayanırız. Canımızı alacaklar değiller ya. Çok üzerimize gelirlerse, alın, bir arabam var, sizin olsun, derim. Haa böyle daha ne kadar dayanabiliriz? 1,5-2 ay daha dayanırız. Sonra? Sonra, topu dikeriz.' Kaymakamlığa ayni yardım için başvurup başvurmadığını, soruyorum. Hayır, başvurmamış. Duyduğuna göre, kaymakamlık, TC'yi istiyormuş, SSK güvencesi olduğunu görünce, hayır, diyormuş. Dükkan için kredi çekmiş, bu Koronavirüs salgını başlayınca, sonra her şey tepe taklak olmuş. Daha önce, SSK ile mahkemelik bir durum yaşamış; mahkemeyi kaybetmiş. Oradan da bir fatura geldi, diyor.
     ERCAN GÜNGÖZ:(Marmaris'te oturuyor. Bekar. Evi kira. Çocuklara ve büyüklere, karışık, parti malı penye giyim eşyaları satıyor. Datça, Turunç ve Beldibi pazarlarına çıkıyordu.) İş yapmıyoruz, evde yatıp kalkıyoruz, diyor. Bir arkadaşının dükkanına yardım ediyormuş, ama o da açık olduğu günlerde bile 100-200 TL. satış yapıyormuş. Psikolojisi, normalmiş. Günlük geçimini kredi kartlarından sağlıyormuş. Bu durumun Haziran sonunu bulabileceğini, bazı otel sahiplerinin, Haziran ayı başında sezonun başlayacağını, bazılarının da, bu sezon bitti, bu iş uzar, dediklerini, söylüyor. Yapabileceği bir şey yokmuş ve bekliyormuş. Konuşmasından, gelişmeler konusunda pek umutlu olmadığı; iktidarın, Koronavirüs ile mücadelede anlık kararlar verdiğini düşündüğü, anlaşılıyor.
     BİRCAN USTA ÜNSAL: (Datça'da oturuyor. Evi kira. Evli. Eşinin 2, 2'de kendisinin, toplam 4 çocukları var. 4'ü de kendilerine bakabilecek durumdalar. Buldan bezinden yapılma kadın ve erkek giysileri satıyorlar. Datça, Ak-Tur, Palamutbükü ve Çeşme Köy pazarlarına çıkıyorlardı.) Önceki söyleşide çağla topluyordu; şimdilerde, evde oturuyormuş. Evi, Palamutbütü'nde. Nasılsın? diyorum. Nasıl olayım?, yalnızca kendim için söylemiyorum, genel için konuşuyorum; akıl hastanesine gidecek potansiyel hasta adayıyım, diyor. Hem de en önde, diye ekliyor. 'Düşünüp duruyorum. Çıkış bulamıyorum. Biz tezgah açmayalı ne kadar oldu? Üç hafta. Gelir yok. Öncesinde ancak kendimize yetmeye çalışıyorduk. Borçları vs. erteledik, diyorlar. Ertelemek çözüm değil ki! Sonra ne yapacağız? Nasıl ödeyeceğiz?'. Nasıl geçiniyorsun?, diye soruyorum. 'Her Türk ailesinin yaptığı gibi, yazdan bir şeyler hazırlayıp bir kenara koymuştuk; onları yiyoruz. Bu kumanya ile yetiniyoruz. Ayrıca, bulunduğum yer köy olduğu için yardımlaşma oluyor; ben pişirdiğimden komşuya, o da pişirdiğinden, bana veriyor. Komşu yardımı, yani. İdare edip gidiyoruz.' Esnaf Kefalet'e kredi için baş vurmuş. Esnaf Kefalet, kiradaki dükkanı daha önceden Esnaf Kefalat'e ipotekli olduğu için, 25 bin TL.lik krediyi vermiş. Ama, diyor, ona dokunmuyoruz. Neden? 'Nedeni şu; korkuyorum. Bunun yarını var. Sonumuz ne olacak, belli değil.' Bu durumun daha ne kadar devam edebileceğine dair herhangi bir öngörüsü olup olmadığını soruyorum. 'Biz zaten toplum olarak cahiliz. Ama başımızdakiler, okumuşun cahilleri oldukları için, herhangi bir öngörüm yok. Ali, yani eşim, bu yıl sezon hiç açılmaz, diyor.' 10 Nisan akşamı sokağa çıkma yasağı ilan edildikten sonra yaşananlara yönelik olarak İçişleri bakanı Süleyman Soylu'nun 'Böyle olacağını öngöremedim' sözünü aktarıyorum; ateş püskürüyor. '1 kişi, 16 kişiye bu hastalığı bulaştırıyor. Özrü kabahatinden büyük. Öngörememiş ise, o zaman orada ne işi var?(*) Onun işi öngörüde bulunmak. Orada yalnız değil ki. Danışmanları var, yardımcıları var...Öngöremedim, diye bir şey olmaz. Bu işin siyaseti olmaz. Bu, bütün dünyanın problemi. Bunun şakası yok.' Bu durum ne kadar sürerse ne yaparsın? Ne kadar zaman dayanabilirsin?, diyorum. 'Haziran ayında da bu durum devam ederse, bunu kaldıramayız. Biliyorsun, bu pazar yerinde en uzun dayanabilecek 5-10 kişi varsa, birisi de benimdir. Ama, ben bile Nisan-Mayıs neyse, ama Haziran ayında tezgah açmaya başlamalıyız. Ali'nin emekli maaşı, dükkan kirası olmasına rağmen böyle...Diğer esnaf arkadaşlar ne yaparlar, bilemiyorum.' Herhangi bir yerden ayni yardım isteyip istemediğini, bazı pazarcı arkadaşların Kaymakamlığa gittiğini, bazılarına Muğla Büyükşehir'den koli ile yiyecek yardımı yapıldığının söylendiğini söylüyorum. Ona da Muğla Büyükşehir Belediyesinden yardım istemesi için bir telefon numarası verildiğini, ama kendisinin istemediğini, çünkü kendisinin o noktada olmadığını, daha zor durumda olanların istemesi gerektiğini düşündüğünü söylüyor. 'Yalnız, şunu söyleyeyim: Ben, maske için İnternetten başvuruda bulundum, Datça Belediyesi'ne de gittim; Ali de gitti. Yok...Maske yok. Geçenlerde markete gideceğim, maske olmadan içeriye almıyorlar. Jandarmayı aradım. Ya bana maske getirin ya da market alış verişimi yapın, dedim. Bir maske getirdiler. Şimdi onu markete giderken kullanıyorum, eve dönünce asıyorum; sora, yeniden aynı şey...' Bunun sağlıklı olmadığını, o maskelerin, bir kullanımlık olduğunu, söylüyorum; o dediğin, maske varsa olur, diyor; ben de bir tek var, o bir tek maske ile o dediğin nasıl olacak?...Söyleşi bittikten ve ben bunları yazarken, telefon ediyor: 'Bak bir şey okudum, sana da aktarayım. Biliyorsun, ben doğrucuyum'dur. Adam yapıyor, çalışıyor'. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın, bütün pazarcıların elinde var olan sebze ve meyveleri satın alıp yoksul kesimlere dağıttığını, aktarıyor ve ekliyor; 'Diğer pazarcılar ne yapacak? Bu, belediyenin vereceği bir cevap değil. Bu soruya Devlet cevap vermeli'. Tamam, bunu da yazacağım, diyorum ve yazıyorum...

     (*)-Bircan Usta Ünsal ile bu söyleşi, 12 Nisan günü gündüz yapıldı; bilindiği üzere, akşamında, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu istifa etti, ama Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanı Fahrettin Altun, gece yarısına çeyrek kala, bu istifanın uygun bulunmadığını duyurdu.
     --- Yardımlar konusunda, Datça Belediyesinden, Meclis üyesi de olan Başkan Yardımcısı İnci Bilgin'i aradık: İnci hanım, Datça belediyesi olarak, bağışçıların yardımıyla, anlaştıkları üç (3) market üzerinden yoksul, zorda olan ve yardıma muhtaç 51 aileye ayni (yiyecek-içecek) yardımı yaptıklarını; yine, ihtiyacı olanlara bedava çorba dağıtan Murat beyin bildirdiği 9 aileye ,13.04.2020 günü yardım gönderdiklerini; ayrıca, Muğla Büyükşehir Belediyesinin verdiği telefon numarasına, yardım isteyen ailelerin baş vurmaya devam ettiğini; Datça Belediyesi'nin ve CHP İlçe Örgütü'nün de mahallelerdeki muhtarlar ve başka ehil kişilerden öğrendikleri ailelerin isimlerini, 'bu ailelere yardım edilsin' diyerek, Büyükşehire bildirdiklerini...söyledi.
     ---Datça Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Cemal Demirtaş'ı bu kez yine aradık: Cemal bey, Devletin, Esnaf Kefaletlere, kredi talebinde bulunan esnaflardan kefil gösterme ve ipotek verme konularında esnek davranılması doğrultusunda yazı yolladığını ama Esnaf Kefalet'in ya da Bankanın, yine bildiği gibi davrandığını; sistemde bir problem olduğunu; sistemin değişmesi gerektiğini; Sol olmuş, Sağ olmuş, kimin yönetimde olduğunun önemli olmadığını, sistemin değişmesinin önemli olduğunu; Datça Esnaf Odası olarak, esnaflara, yardıma muhtaç durumda olan varsa kendilerine baş vurması, kendilerine yardım edecekleri doğrultusunda mesaj attıklarını ama gerçekten yardıma muhtaç olan kimsenin kendilerine gelmediğini; Datça Esnaf Odası olarak maske, eldiven ve iş yerlerinin dezenfekte edilmesi konusunda esnafa yardımcı olduklarını; dezenfekte malzemelerini ve gerekli aleti aldıklarını..., söyledi. Ayrıca, Cemal beye, şu içinde bulunduğumuz durumun ne kadar devam edebileceği konusunda herhangi bir öngörüsünün olup olmadığını, soruyorum; Mayıs 20'yi işaret ediyor, eğer diyor, Mayıs 20 gibi bu iş sonlandırılamaz ve normale dönülmez ise, bırak esnafı, Devlet bile sıkıntı yaşar...
     ---Datça Esnaf Kefalet Kooperatif Başkanı Hasan Esat Deniz: Bizde, öncekinden farklı olarak yeni bir gelişme yok. Bizim ortaklarımızdan, yani bizden daha önce kredi kullanmış ve bizde ipoteği bulunan bir esnaftan, biz herhangi bir şey istemiyoruz; istediği krediyi veriyoruz. Bize gelen yazıda, ilk kez kredi baş vurusunda bulunan esnaftan kefil isteyin, diyor. Biz, yine de, durumuna bakıyoruz ve hem herhangi bir sorunu yok hem de bu devirde kefil bulmasını olanaksız görüyorsak, kredi veriyoruz. Ama, bir esnaf, doğrudan Halk Bankası'na baş vurur ise, banka, kefil aramadan, o esnafa kredi veriyor; Halk Bankası'nın bu konudaki kuralları, bizden biraz daha farklı, diyor.
     14.04.2020/Datça


Devamını Oku...