köyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2019 Salı

2018.09.15.ÖRGÜT DEDİĞİN NEDİR Kİ (7.Bölüm)

  Hiç yorum yok
02:07


     'ÖRGÜT' DEDİĞİN NEDİR Kİ? (7.Bölüm)
     Köylerde, 'ana' giriş yolları üzerinde, belli bir mesafede, köyün gençlerinden( hatta farklı yaşlardan) 'gönüllü' olanlar ve o köylerde (farklı nedenlerle) bulunan 'Devrimciler', olası 'faşist' saldırılara karşı 'savunma' amaçlı nöbet tutuyorlardı; bu 'nöbet görevi', her köy özeline uygun bir sisteme bağlanmıştı, sorumluları vardı ve asıl olarak geceleri tutuluyordu (Çünkü faşist saldırılar asıl olarak geceleri gündeme geliyordu)
.....
     1978 yılı Aralık ayında yaşanan Maraş ve sonrasında tanık olunan 'kitlesel katliamlar' ile zirveye tırmanan 'faşist saldırılar' karşısında, bu ülkede yaşayan ve kendisini saldırının 'olası' hedefleri arasında gören herkes ve her yer (kendiliğinden ve birbiri peşi sıra), kendisini savunmak amacıyla farklı arayışlara yönelmiş ve bilahare farklı yöntemler bulmaya/geliştirmeye başlamıştı.
     Biz, hareket olarak, faşist saldırılar karşısındaki bu arayışları, 'Direniş Komiteleri' önerisi çerçevesinde, devrimci bir bakış açısı ve 'örgütlenme' anlayışı temeline oturtmaya çalışıyorduk.
     Biz bu 'mücadele' ve 'örgütlenme' biçimini, yürütülen ve yönlendirilmeye çalışılan Anti-Faşist Mücadele içerisinde ortaya konulan ve yaşanan pratiklerden hareketle formüle etmeye çalışmıştık.
     Ülkenin içinde bulunduğu bu ortamda, üstelik Büyükkayalı ve Hanyeri köylerinde yaşanan öldürme ve yaralanma olayları sonrasında, bu köylerde, bu tür 'savunma faaliyetlerinin ve bu çerçevedeki 'örgütlenme' girişimlerinin olması çok doğaldı.( Bunların olması değil, olmaması 'anormal' olurdu.)
....
     Benim oralarda bulunduğum süre içerisinde, Küçükkayalı köyü, iki kez, çevre köylerden gelen (bazıları ismen söylenecek kadar tahmin edilebilen) faşistler tarafından, gece yarıları, otomatik ve uzun namlulu silahlarla rastgele taranmış ve bir kez de, 'köy içinde', bu çerçevede çatışma yaşanmıştı; her saldırı da anında karşılık verilerek püskürtülmüştü.
....
     Bu köylerde ama özellikle Büyükkayalı, Küçükkayalı, Hanyeri, Kutlubey( ki 1980 yaz aylarında bizimle hareket eden bir beldeydi) ve İnay köylerinde yaşama geçirilmeye çalışılan ve Büyükkayalı köyünde (o gün için) 'en gelişmiş' haline bürünen bu 'savunma' ağırlıklı 'örgütlenme' biçimi, özünde, 'Direniş Komitesi' olarak formüle ettiğimiz ve önerdiğimiz 'örgütlenme' biçiminin özelliklerini taşıyan 'ileri' bir adımdı.( Köyün ve köylünün 'günlük yaşamı'na, 'savunma'ya ve 'siyasi örgütlenme'ye dair sorunların, neredeyse 'aynı' sorumlularca çözülüyor olması, bazı sıkıntıların kaynak noktası olarak kabul edilebilirse de, bu durum, varılan noktada, yaşanılan bir 'zorunluluktu'; önerilen teorik önermeye göre de 'geçici' idi. )
....
     Bu köyler, özellikle Büyükkayalı, Küçükkayalı, Kutlubey ve Hanyeri köyleri (bazen diğer köylerin bazıları da bir biçimde), kısa aralıklarla, jandarmalarca ve bazen de jandarma ve polis ekiplerince ortak olarak sarılıyor ve köy/köyler ev ev aranıyordu.
     Köyün/Köylerin 'ana' giriş yollarında bir biçimde 'barikatlar' oluşturarak 'nöbet' tutan arkadaşlar, böylesi 'resmi baskın' günlerinde, köylüye ve köyde bulunan devrimcilere 'baskını' haber vermekle yükümlüydüler.( Küçükkayalı köyünde, bir gece, nöbetçiler, bu görevlerini, bir biçimde yerine getirmeyince, uykudaki bir grup arkadaşımız, uyudukları evde 'kıskıvrak' yakalanmışlardı.)
     'Kurtarılmış Bölgeler' olarak adlandırılan (bizim tarafımızdan değil) bu köylerde, devrimciler ve köy/köyler halkı, bir faşist saldırı olduğunda, anında mevzi tutarak 'savunma'ya geçiyor ve faşistlerle çatışıyordu (Küçükkayalı köyünde, ben o bölgedeyken bunun örneklerini yaşamıştık) 
     Resmi baskınlarda ise, baskına gelenlerin sayısı ve niyetleri ne olursa olsun, köy dışına çıkılıyor ve ormanlık alanda, kırda veya komşu köyde baskının sonlanması bekleniyordu.( Benim orada bulunduğum süre içerisinde, bunun aksi doğrultuda yaşanan tek bir örnek yoktur.)
     (O günlerde bana 'normal' gibi görünen bu 'çelişkili' davranışımızın, o dönemin nesnel çözümlemesinin yapılabilmesi ve bizim tarihsel sorumluluğumuzun ortaya konulabilmesi açısından masaya yatırılması ve tartışılması gerekiyor.)
.....
     Köyün/Köylerin 'ana' giriş yolları üzerinde barikat kurup nöbet tutan ve yeri geldiğinde 'köyü savunmakla' yükümlü olduğu söylenen (ve kendileri de bunu böyle kabul eden) gençlerin hiçbirisi, eğer varsa veya onlara verilmişse, ellerindeki 'savunma aletlerinin' kullanımı dışında hiçbir şey bilmiyorlardı: ne bir eğitimleri ve ne de başka yerlerde yaşadıkları pratikleri vardı. Köy dışından gelen (benim gibi) devrimcilerin de onlardan geri kalır yanları yoktu veya geldikleri yerlerde yaşadıkları 'küçük çaplı' olaylar sırasında, kendiliğinden edindikleri bazı 'deneyimleri' vardı.
     12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbesi'ne doğru yol alınan o günlerde, bu genç insanlara, 'Merkez' yönlendirmeli veya 'görülen lüzum üzerine' deyip, bizim tarafımızdan (bu çerçevede) gerekli 'teorik' ve 'pratik' eğitim verilememişti.(Sorumlu konumundaki 'bizler' bile bu 'eğitim'den yoksunken, 'yardım almaksızın', bizim bu 'eğitim'i vermemiz hiç mümkün değildi)
     12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbesi, Mayıs ve Ağustos aylarında bazı 'sorumlu' arkadaşların yakalanması sonrası doğan 'boşluk'ta ve bölgedeki 'bizim' bu gerçekliğimizde bizi yakalamıştı (12 Eylül sabahı ben ve bazı arkadaşlar, İnay'da boş bir evde uyurken, köyden bir genç arkadaş tarafından uyandırılmış ve böylece 'olay'dan haberdar olmuştuk).
     15.09.2018 Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

2018.09.14.ÖRGÜT DEDİĞİN NEDİR Kİ (6.Bölüm)

  Hiç yorum yok
01:56


     'ÖRGÜT' DEDİĞİN NEDİR Kİ ? (6. Bölüm)
     Bu bölgeye geldikten ve 'uyum sorununu' bir ölçüde de olsa çözdükten sonra, bu bölgede, oldukça geniş bir alanda faaliyetlere katılmaya ve katkıda bulunmaya başladım.
     Bu çok geniş (Omurca'dan Avgan'a kadar, Ağustos başı itibarıyla ise, 'sorumlu' konumundaki iki arkadaşın Ankara'da yakalanması sonrası doğan 'boşluk' nedeniyle ve hele 12 Eylül sonrası koşullarda Karahallı, Sivaslı ve Banaz'a kadar olan) alanda bana verilen görev ve benim üstlendiğim 'konum' nedeniyle ( buradaki mücadelenin başlaması ve sonrasında yaşanan süreç içerisinde de bizzat yer almadığımı veya yaşananlara dair birebir tanıklığımın bulunmamasını da eklersek), bu bölgedeki köylerde var olan 'günlük yaşama' ve bu günlük yaşamın 'örgütlenmesi' ve 'yönlendirilmesi'ne (özellikle 'Karık' belgeselinin ele aldığı Büyükkayalı'da yaşananlara) dair çok ayrıntılı şeyler yazabilmem pek mümkün değildir. (Bu köyde/köylerdeki 'günlük yaşam' ve bu 'günlük yaşamın 'örgütlenmesi' ve 'yönlendirilmesi' konusu, bir 'belgesel'in boyutlarını aşan bir konudur ve hala araştırılmayı, derleme yapılmayı, analiz edilmeyi ve üzerine, dünden bugüne/yarına tezler yazılmayı beklemektedir.)
     Benim, asıl olarak, o köyde/köylerde 'sorumlu' olarak bulunan arkadaşlarla sohbetlerden tartışmalardan ve bazı birebir gözlemlerden/yaşadıklarımdan anımsadıklarım kadarıyla bu köylerde, bu arkadaşlarım veya onların yönlendirdiği/görevlendirdiği kişilerce farklı alanlarda farklı çalışmalar yapılıyordu.
     Bu çalışmalara, o köylerden yetişen ve 'bir adım' öne çıkan arkadaşların yanı sıra, köy dışından olup da 'devrimci çalışma' anlamında veya bazı başka nedenlerle bu köylere geçici veya benim gibi 'uzun süreli' olarak gelen/gönderilen pek çok kadın-erkek arkadaş da katılıyor ve 'farklı' sorumluluklar üstleniyorlardı.(Ege'deki pek çok devrimci, farklı nedenlerle, mutlaka bir dönem bu köylerde kalmış ve bu çalışmalara bir biçimde katılmıştır.)
     Büyükkayalı köyünde bir 'Halk Odası' vardı (ki 12 Eylül sonrası 'Karakol' olarak kullanılmıştı), diğer bazı köylerde ise, bize yakın olan veya bizimle birlikte hareket eden ailelerden bazılarının evleri (fiilen) Halk Odası gibi değerlendiriliyor/kullanılıyor ve toplantılar o evlerde yapılıyordu.
     Ulubey Merkez'de bir 'Tüketim Kooperatifi' kurulmuştu ve (anımsadığım kadarıyla) Omurca ve İnay'da da 'benzer' birer (fiilen) 'Kooperatif' bulunuyordu.
     Uşak/Ulubey denilince, o döneme ilişkin akla gelen iki 'konu/soru'dan ilki 'Komünler'dir.(İkincisi 'Kurtarılmış Bölge' ve bu çerçevede 'silahlı' gruplar'dır).
     'Karık' belgeseli'ne de konu olan, Büyükkayalı köyü'ndeki 'Komünler', benim gözlemlediğim kadarıyla, asıl olarak, 1979 Ocak ayında yaşanan ve iki kişinin öldürüldüğü çatışmanın ardından, faşistlerin köyden sürülüp çıkarılması sonrası dönemde gündeme gelen köye yönelik 'faşist saldırılar' koşullarında, oldukça 'yoksul' sayılabilecek köyde, toprağın ekilmesinde ve yetiştirilen ürün'ün toplanmasında yardıma gereksinimi olan ailelerin, 'bu sorununu' 'yardımlaşma/dayanışma ve birlikte olma/birlikte hareket etme' çerçevesinde çözebilmek için (devrimciler tarafından) gündeme getirilmiş/önerilmiş ve uygulamaya geçilmiş bir deneyimdir.
     'Komün', akla 1871 yılında Paris'te yaşanan ve 60 gün süren (sonrasında bütün dünya'da ezilen halkların 'umudu' ve 'özlemi' olan) 'işçi cumhuriyeti'ni getirse ve bu çerçevede (savunma, eleştirme veya kötüleme/mahkum etme amaçlı) yapılan değerlendirmelere neden olsa da, gerçekte, Anadolu köylülerinin geleneklerinden olan 'İMECE'nin (bu 'çalışma' ve 'örgütlenme' biçiminin), oradaki devrimciler tarafından bir biçimde yorumlanmasından ve orada, o dönemde yaşanan koşullara (formüle edilebildiği kadarıyla) uydurulmasından (ama 'Komün' olarak adlandırılmasından) başka bir şey değildi.(Nitekim,'Karık'ta, bir kişi bu olayı 'İMECE' diye değerlendiriyor.)
     Farklı koşullarda ortaya çıkan farklı sorunların, o sorun'dan/sorunlar'dan etkilenen ve o sorun'un /sorunların ortadan kaldırılmasından çıkarı olan kesimlerce 'ortaklaşa' hareket etme anlayışı çerçevesinde gündeme gelen 'İmece'nin ( bu 'çalışmanın' ve 'örgütlenmenin') ne kadar süreceğini, o sorun'un/sorunların çözüm süreci ve de bu sürece katılanların (devam/tamam anlamında) vereceği karar belirler.
     Eğer,'ortaklaşa çözüm' sürecine katılanlar, sorun/sorunlar çözüldüğünde 'tamam' derse 'biter'; ama bu yaşananlardan hareketle, var olan veya olasılık dahilinde olan başka sorunların çözümünde de aynı şekilde hareket etmeye ve bu birlikteliği devam ettirmeye karar verirlerse, bu 'İmece'( örgütlenme) farklı katılımlarla farklı biçimler alarak devam edebilir.
     Sonrasında, sürece katılanlardan bazıları veya çoğunluğu, bu sürecin kendilerine bir yararının olmadığını veya artık bunun içerisinde olmaya devam etmek istemediklerini söylerlerse, 'İmece'den ('örgütlenme'den) çekilebilirler ve 'İmece', geride kalanlarla devam eder veya biter.
     Bu süreçte, 'İmece'nin devamından yana olanların 'ayrılanları' ikna çabaları veya 'yeni katılımcıları' ikna çabaları çok önemlidir ve bu oldukça sabır ve emek isteyen bir 'iş'tir.
     Bu süreçte, 'ayrılmak' isteyenlerin veya 'ayrılanların' iradelerinin 'yok sayılması' ve sürecin 'her şeye rağmen' devamının sağlanmaya çalışılması veya sağlanması, olacak ve savunulacak bir şey değildir.( Daha fazla ayrıntıya girmek, bu yazının amacını aşmak olur).
     Nitekim, (bir yıl önceki uygulamalarda yaşananların devamı anlamında) benim orada bulunduğum dönemde, bu 'Komün' deneyimi sırasında bazı tartışmaların yaşandığının ve bazı köylülerin, farklı nedenlerle 'gayri memnun' olduklarının ve 'Komünler'den ayrıldıklarının bana söylendiğini anımsıyorum.
     (Burada, bu anlatılanlara ek olarak söylenebilecek tek şey, Büyükkayalı köyündeki 'Komünler' deneyiminde ve keza diğer köylerdeki 'yardımlaşma-dayanışma' çabalarında, örneğin; Küçükkayalı, Hanyeri...ve bizatihi katıldığım 1980 yaz aylarındaki İnay köylerinde...oralarda bulunan 'Devrimciler'in bu sürece 'tek taraflı ve karşılıksız' olarak 'katkılarının' da olduğudur.)
     'Komünler' deneyimi, artısı ve eksisi ile, var olan sorunları 'ortaklaşa çözme' ve 'ortak bir yaşamı'
örgütleme doğrultusunda atılmış (bu yönüyle, 'komşu/geleneksel' köyde olup bitenden 'farklı bir yol'da yürüme 'iradesi' ve 'pratiğinin' ifadesi olan) 'devrimci bir adım' olması nedeniyle, mevcut sistem savunucularınca 'tehlikeli' ve 'yok edilmesi' gereken bir şey olarak değerlendirilmişti.
     15.09.2018 Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...