CEZAEVİ YAZILARI-34: BURJUVALARIMIZ
GİBİ, POLİTİKACILARI DA NİTELİKSİZ!
“Perşembe,
18.00:...Cumhuriyet, Tek Tip Elbise olayına, genişçe yer veriyor.
İ.H.D. merkezi, kamuoyunu duyarlı kılıyor. Bugünkü olanaklar
çok güzel. Bence bu, alınmış bir haktır, kazanılmış bir
haktır. Böyle bir hakkın gasp edilmesine seyirci kalmak mümkün
değil. Eldeki hakkı, kıskançlıkla korumak gerekiyor. Ama,
duygusallığa kapılmadan ve daha geniş bir perspektiften bakarak.
Tepkisellik, eğer duygusallıkla birleşirse, senden
istenileni yapmak kaçınılmaz olur. Halbuki, kuraldır, istenilen
değil, istediğin alanda dövüşmelisin. Emil
Galip Sandalcı, keza İlhan Selçuk da olayı, provokasyon olarak
değerlendiriyor. Öyle olup olmadığını, fazla uzak olmayan bir
zamanda göreceğiz...
Cuma,
18.00:...Bugün, Bakan'ın Tek Tip Elbiseyle ilgili açıklamaları
vardı, gazetelerde. Sanki son bir yoklama yapmışlar da ve
tepkileri görünce geri adım atıyormuş gibi...Tek, böyle olsun.
Tüzük değişebilir falan diyor. Bekleyip, göreceğiz...”
(27.08.1988)(1)
“Cuma.
18.00 civarı:... Nazilli'ye sevk söylentisi yoğunlaşarak devam
ediyor. Bakalım...Bazı anlarda, beklemek, hiç iyi bir şey
değildir. Bu anda böyle...Ayrıntıya yönelik, aslı astarı
olmayan pek çok şey söyleniyor...
Özal'ın
(*), okul kitaplarında yapılacağını söylediği %50 ucuzluk ve
pahalılık konusunda yazdıklarına katılıyorum. Özal, göz
boyamaya devam ediyor. Hem de gerçekleri değiştirerek... Bugünkü
TV haberlerinde, Sarp kapısının açılmasını yorumlayışı
vardı; her şeyi kendine yontuyor. Halbuki bu kapının açılmasının,
Gorbaçov'un Sovyetler'de uygulamaya çalıştığı yeni politikanın
sonucu olduğu açık. Bu kapının, daha önceki bir mektubumda
yazdığım dünyadaki diğer gelişmelerle aynı döneme denk
gelmesi, rastlantı olmasa gerek. Dünyadaki diğer olaylar üzerinde
ise, Özal'ın etkinliğinin esamesinin okunmayacağını herkes
bilir. Hal böyleyken, bu ucuz politika, ancak bizim halkımızın
bu seviyedeki bir politikaya layık olduğunu ifade etmek anlamına
gelir. Burjuvazimizin politikacı okulundan çıkanlar, bu
kadar... Burjuvazimiz niteliksiz olduğu kadar, politikacıları da
niteliksiz...
Güneydoğu
Anadolu'da, Irak'tan kaçıp gelen ve ölümden kurtulan (en azından
şimdilik) Kürtler ile ilgili haberler, basının ve TV'nin ilk
sıralarında veriliyor. Verilmeli de. Irak'ın, İran-Irak savaşını
ara vermesinden yararlanarak Kuzey'inde Kürtler üzerine saldırıya
geçeceği biliniyordu. Türkiye de buna izin veriyor ve göz
yumacağını ifade ediyor. Ama böylesi bir göç olacağını,
kimse düşünememiştir. Gelenler, az değil. Irak, tam bir
soykırım anlayışıyla saldırıyor. Çoluk çocuk imha ediyor.
(**) Sonuç almaya çalışıyor. Uzun dönemde, sonuç değil, bela
alıyor... Bunu, yaşayıp göreceğiz. Sovyetler ile ABD'nin
nereye kadar sessiz kalacağını ve Saddam'ın kellesi hesabı
üzerinden bazı olumlu çözümleri gündeme getirip
getirmeyeceklerini birlikte göreceğiz. Bu sürgün, kalıcı
olamaz. Bence, Irak ve Saddam üzerinden bazı hesaplar yapılıyordur.
Özal, mültecilere kapıları hem açmak zorunda kaldı, hem de
açmayı bazı politik hesaplardan dolayı yeğledi. Verdiği
demeçlerde de, bu politik hesaplarını ilan etmeye
başladı...Mültecilerin İran'a gönderilebileceği falan
söyleniyor ama, giden fazla olmaz. Bu mülteciler, gündemimize
mültecilik olgusunu getirip yerleştirmişe benzer. Bunun yol
açacağı olası sonuçları, birlikte göreceğiz. İran-Irak
savaşının yol açtığı boşluk, ilgili ülkelerce doldurulmaya
çalışılıyor, bu, bazı örgütlerin dezavantajlı duruma
düşmesine yol açacak. Ve bu örgütlerce, yeni bir taktik
saptanmalı. Biliyor musun, bu mültecilik olayına doğru bir
yaklaşım getirilebilirse, şovenizmin geriletilmesi, Türk ve
Kürtler arasında dostluk ve kardeşlik duygularının
geliştirilmesi doğrultusunda ciddi ve anlamlı adımlar atılabilir.
Örn: Türkiye'nin her yanında İHD ve ilerici-devrimci dergiler
başta olmak üzere, yardım kampanyaları açılabilir. Giyecek ve
yiyecek yardımı yapılabilir. İlaç yardımı yapılabilir. Bunun,
ülkenin politik yaşamına olumlu katkıları olacağını
düşünüyorum. Hükumet, 10'ar bin kişilik kamplar kurulacağını
ilan etti. Bu kampların, Irak ve Saddam'ın kellesi üzerinden daha
olumlu çözümler gündeme getirilmeden ve Kürtler Irak'a
yollanmadan uzun süre kalabileceğini söylemek, kahinlik olmasa
gerekir... Özal'ın spekülasyonları geçicidir. Bu olayın yol
açacağı başka sorunlar, uzun dönemde daha önemlidir ve
kalıcıdır...
Cumartesi,
22.00:...Bugün de, bir Bursa söylentisi başlamış. Ulan, bu
söylentilerin arkası kesilmez...Bursa'ya gitmeyi yeğlerim. Size
daha yakın.” (04.09.1988)(2)
“Cuma,
18.30:...'İşçi Dünyası' adlı 15 günlük bir gazete geldi. Bir
SHP milletvekiliyle konuşma var. Yeni parlamento yılında genel af
için çalışacaklarını, ama bunun mümkün olacağını
sanmadığını, Bakanlığın infaz yasasında çalıştığını, (bir) ayda yatılacak günün 6 veya 8 güne ineceğini sandığını,
söylüyor. Bunun üzerine, hemen tahminler yapılmaya başlandı.
İnfaz, bu kadar düşürülürse, pek çok insan çıkar. Bu Buca
işinden, beklediğimiz ceza gelmese bari...”
(09.09.1988)(3)
“...Bugün
Cumartesi ve saat 18.00 civarı: Tarihi belirtmeden yazmaya
başlamışım... Sen bu mektubu okurken belki referandum (***) sonuçları
da belli olmuş olacak. Kamuoyu yoklamaları, 70-30 gösteriyor.
Sonucun böyle çıkmasının ardından, Özal'ın işi çok
zorlaşır. İktidar-Cumhurbaşkanlığı düşleri...vb., büyük
bir ihtimalle yatabilir. Böyle bir dönemde, bazı olumlu ve
yarınlara yönelik filizlenmeler boy verebilir. Bu, halkın
tepkisini dile getirmesi anlamında yorumlandığı ölçüde, Özal
Hükumetinin veya olası başka hükumetlerin, halkın istemlerinin
karşılanmasına yönelik tavizleri söz konusu olabilecektir. Bu
muhalefetin örgütlü olması halinde, bu tavizler daha geniş
kapsamlı olabilir de. Eksik olan ve dezavantajlı olan yön, bu. 25
Eylül sonrası ortaya çıkacak hava, bizim şu an yaşadığımız
yerler dahil, her yeri etkileyecektir...Olumlu veya olumsuz, ama daha
çok olumlu anlamda... Özal'ın taktik hatası, Özal'ın düşlerini
öldürüyor. Ava giderken avlanma, herhalde buna denir...
Pazar,
18.30:...Özal'ın ilk referandum konuşmasını bekliyoruz. Bugünkü
gazete ilanlarında, önemli açıklamalarda bulunacağını
duyuyordum. Bakalım... Bir sürü tahminde bulunuluyordu... Ne kadar
tutacak...
Tercüman'dan
Yavuz Donat'ın tahmini doğru çıktı. Özal, istifa tehditini
savurdu. Bu tehdit, Hayır'ları azaltır, Evet'leri %40'lara
çıkartır mı? Kara Veli, %40'lara yakın çıkacak diyor. Ben
sanmıyorum. Galiba, Özal,-Demirel kavgasının noktalanması mümkün
olacak. Bu referandumda, Hayır demek, doğru tavırdı. Buna, bir
kez daha inanıyorum. Bu, İnönü ve Demirel'e Evet demek
değildir... Ne olursa olsun, 25 Eylül sonrası, Türkiye'de
hareketli bir dönem olacak. Politikada, ikide bir 'ayrılırım'
tehditleri savurmak, hoş değildir. Birileri, çek git, diyebilir.
Özal, referandum kararı ile yaptığı taktik hata üzerine, resmen
kumar oynuyor... Kim kazanacak?..” (18.09.1988)(4)
“... Bu
mektuba, Cuma, biraz önce, yani 19.00'dan sonra başladım.
Haberleri ve Özal'ın TV konuşmasını izlemek için aşağıya
indim. Özal'ın konuşması, tam anlamıyla rezillik. Yazık...
Bitmiş bu adam. Referandumdan ne sonuç çıkarsa çıksın, bu
seviyede dövüşen biri, ağzı ile kuş tutsa nafile. En sıradan
bir insan bile, bu haksızlığa ve seviye düşüklüğüne isyan
eder. Özal, çok kötü not aldı. Politikada, bu seviyeye düşmek,
bitimin işaretidir. Politikayı, külliyen kötüleyen
bazılarımız, Özal'ın bu konuşması üzerine, politika böyledir
işte, diyebilir. Halbuki, burjuva politikası böyledir işte, demek
gerekiyor. Devrimci politika saflarında da, özünde burjuva
politikası olan bazı davranışları yeşertmek isteyenler çıkmıyor
değil, ama devrimci politika, burjuva politikasının tam zıddı
olmalıdır. Yöntemlerde, ikisinde de farklılık yoksa, farklılık
yalnızca adlandırmadadır demektir ki, böyle bir politikayı
savunmak mümkün değildir. Özal, yarınki TV konuşmasında,
daha önemli, şeyler açıklayacağını söyledi. Yanında akıllı
biri varsa, bu adama, bugünkü konuşmasını değiştirmesini
söylemeli. Politikayı kişiselleştirmenin, kimseye yararı
yoktur. Bu çamurlaşmak, batağa batmak demektir. Özal,
burjuvazinin Başbakanı bile olsa, Başbakanlık ciddiyetini
yitirdi... İstifa etmesi, en doğru harekettir. Bundan Cumhurbaşkanı
olsa, vay Türkiye'm vay... Bu adam, tipik diktatör. Ya be, ya
ben, diyor...Burjuva demokratik yöntemlere bile saygısı yok..
Cumartesi,
22.00 civarı: Akşamleyin, Özal'ın konuşmasını dinledim. Yine
rezalet. Önemli haber açıklama sözleri, ilgiyi toparlamanın
yoluymuş. Ciddi tek bir şey söylemedi. İnönü iyi yakalamış,
bu adam, resmen ağlayıp-yalvarıyor. Bitmiş, başka söyleyecek
söz yok...
Pazar, 22.00
civarı:...TV'de referandum sonuçları verilmeye başladı. Her şeye
rağmen, Özal taban kaybetmiş. Referandumun son anda aldığı
anlama bakılırsa, Özal Hükumeti, toplumun çoğunluğu tarafından
güven yitimine uğramış. Doğu Anadolu, büyük oranda Hayır,
demiş. Büyük şehir merkezlerinde, Özal'ın desteği çok. Bu
konu üzerinde durmak gerekiyor. Özal istifa eder mi? Şu ana
kadar somut bir açıklama yok... Oltan Sungurlu'nun demecine
bakılırsa, kıvırıyor...Özal'ın Hükumeti devam etse bile,
Özal'ın tabanını güçlendirmek için ekonomide yapabileceği pek
bir şey yok. Ekonomi, tıkandı... Geriye siyasal ve sosyal alanda
bir şeyler yapması kalıyor...Bu konuda neler yapmaya çalışacağını
hep birlikte göreceğiz. Hiçbir şey yapmazsa, hızla taban
yitimine devam eder. Özal-Demirel hesaplaşmasına nokta konulmadı.
Bu, erken bir genel seçime kaldı. Ama ülkedeki ekonomik krizin
üzerine, gittikçe derinleşen bir siyasal kriz oturdu. Sosyal kriz
ise, zaten, kendiliğindenci bir süreçte derinleşiyor. Bugünden
sonra, tartışmaların yoğunlaşacağı bir sürece giriyoruz...Ah,
demokratik ve toplumsal muhalefetin öndersiz oluşu...”
(25.09.1988)(5)
“Pazar
sabahı:...Bundan önceki mektubu yolladığım gün, 04'e kadar
TV'de referandum sonuçlarını izledim. Sonuçları biliyorsun.
Senin de sandık başına gidip iradeni ortaya koyduğun gibi,
Hayır, demek, doğru olandı. Bu oylama, Özal'ın açıktan ifade
ettiği ve çağrıda bulunduğu gibi, Özal ve iktidarının güven
oylaması niteliğine bürünmüştü. Böylesi durumlarda, şunu
istemiyorum, ama şunu istiyorum denmez. Yalnızca, şunu
istemiyorum, denir. Özal'ı istemiyorum, ifadesi, doğruydu. Böyle
irade beyanında bulunmak, İnönü'yü veya Demirel'i istiyorum
anlamına geleceği için yanlıştır, doğru tavır, geçersiz
oydur, denemez. Geçersiz oy, Özal'ın hanesine oy anlamına
gelebilir. Nitekim, bu referandumda, öyle de oldu. 25 Eylül sonrası
doğacak süreç göz önünde tutulmalıydı. Hayır oyları ile,
büyük çoğunluğun, Özal'ı ve uygulamalarını, şu veya bu
nedenle, şı veya bu oranda istemediği açığa çıkmıştır.
Böylesi bir tepki ile karşılaşan Özal'ın, rahatça ve kolayca,
eski uygulamaları sürdürmesi mümkün değildir. Yeni ekonomik
içerikli uygulamalara yönelineceğini yazıyor gazeteler. Olabilir.
Ama tepkiler ve tepkileri pasifize edecek farklı çözüm biçimleri
de düşünülüyor, olabilir. Bunlar, daha çok siyasal, sosyal,
kültürel vb. alanlardaki uygulamalar olacaktır. Vaatler ve
belirtiler de o doğrultudadır...
Bu referandum
ile Özal-Demirel rekabetinin noktalanacağı tahminleri, doğru
çıkmadı. Özal'ın, DYP'nin defterini yerel seçimlerde dürme
planları yaptığı yazılıp çiziliyor. Yani, Özal, mevcut 82
Anayasası ile de yetinmiyor. Bu nokta önemli. Demokratik ve
toplumsal, hatta burjuvazinin farklı kesimlerinin burjuva
muhalefetine bile tahammülsüzlüğü bir kere daha anlaşılıyor,
demektir. Bu, onun zayıflığını gösterir. Zayıflığını
dolaylı da olsa kabul eden ama suni ve zorlama yollarla güçlenmeye
çalışan bir iktidarın yönetimde olacağı bu yeni süreçte,
ülke, olumlu-olumsuz gelişmelere gebe demektir. Taleplerini yüksek
sesle haykıran ve bu talepler doğrultusunda çalışan, kazançlı
çıkacak. İşte, bu noktada, demokratik ve toplumsal muhalefetin
öndersiz, örgütsüz ve programsız oluşu dezavantajlı yön
oluyor. Bu olgunun devam etmesi veya olumlu anlamda dönüştürülmesi,
istemlerin olası karşılanmasında boyutu belirleyecektir.
Önümüzdeki süreçte, bunu göreceğiz...
Burada, bu ay
infaz indiriminin olacağı ve az cezalıların ilçe cezaevlerine
gönderileceği söylentisi çıktı. Başka amaçlı ve aba altından
sopa gösterme anlamına gelen söylentilerde olabilir. Genelde,
mutlu bir tebessüm gözleniyor. Yadsımıyorum. Çıkmayı kim
istemez? Ama gerçekten bu ay çıkıp çıkmayacağı tartışma
götürür. Bu, TCK değişikliğinden önce çıkacağı anlamına
mı geliyor? Öyle oluyor, herhalde...Çıkacaksa, ne kadarlık bir
indirimle çıkacak?..” (02.10.1988)(6)
“... Çok
önceleri yazmıştım: Türkiye'de, istisnasız her yanında,
halkımız ve insanlarımız, bu dönemde, tüm haklarını, tek tek
alacaklar. Haklar verilmeyecek. Alınacak. Bedeli ödenerek alınacak. Çalışılarak alınacak. Özellikle referandum sonrası,
istemlerini yüksek sesle dile getiren ve bu uğurda çalışan,
kazanabilecek. 'Her çalışan kazanamayabilir, ama kazananlar,
mutlaka çalışanlardır.' Beleş yok. Halkımızın bütün
kesimlerinin birbirinden görece farklı da olsa, özünde aynı olan
yaygın sorunları vardır. Referandum, bir anlamda, bunun dile
getirilişidir...”(09.10.1988)(7)/Aydın
19.12.2020/Datça/Mehmet Erdal
(*)
(**) Saddam
Hüseyin'in, 16 Mart 1988 yılında, Halepçe'de, zehirli gaz
kullanarak binlerce kişiyi çoluk-çocuk, kadın-erkek, yaşlı-genç
demeden topluca katlettiği bir süreçten söz ediyoruz.
(***)1989 yılında yapılacak olan yerel seçimlerin bir yıl öncesine alınmasına dair 25 Eylül 1988günü yapılan referandum: Bu referandum, Türkiye'de 4.kez yapılan referandumdu ve bu referandumda sonuç, Özal'ın beklediğinin aksine 'Hayır' çıktı.
(1)27.08.1988
(2)04.09.1988
(3) 09.09.1988
(4) 18.09.1988
(5) 25.09.1988
(6) 02.10.1988
(7)
Gönderen
MEHMET ERDAL