Direniş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2019 Perşembe

2019.08.15.MUSTAFA KESKİN İÇİN

  Hiç yorum yok
13:40


     MUSTAFA KESKİN İÇİN !
     Behçet Dağdelen'in ardından Mustafa Keskin'i de kaybettik; acı haberler peş peşe geliyor.
     ***
     Mustafa, 1976 yılı sonlarında, 'Mahalle çalışması' çerçevesinde gidip gelmeye başladığım Gültepe (Gültepe, Toros, Ferahlı, Levent, Çobançeşme...) bölgesinde tanıdığım ilk devrimci arkadaşlardan birisiydi; 1978 yılı sonlarına kadar o mahalledeki Anti-Faşist mücadelenin örgütlenmesinde ve yürütülmesinde, bugün yaşamaya devam eden pek çok arkadaşla birlikte yer aldık. 
     (1978 yılı sonu benim ikinci kez cezaevi dönemim ve bilahare 1979 yılı Nisan ayından itibaren Denizli yolculuğum başlar.)
     ***
     Mustafa, Anadolu'nun çok farklı yerlerinden göçüp gelen yoksul insanların yerleştiği bir semt olan Gültepede doğan, okula giden, büyüyen; kendilerinden önceki 68'li ağabeylerini ve ablalarını ama özellikle de Mahir Çayan'ı kendisine örnek alan; Devrimci Gençlik ve Devrimci Yol dergilerinde yazılanları, Mahir Çayan'ın yazılarını okuyan; devrimci olmaya ve bunu da bizatihi günlük yaşam içinde, günlük yaşamın sorunlarına çözüm bulmaya çalıştıkları bir süreçte başarmaya çalışan gepgenç, inançlı ve kararlı gençlerden birisiydi.
     ***
     Yoksul ailesinin sofrasında her daim devrimcilere yer olan; aile evinin altındaki boş odayı o mahallede çalışmaya gelen devrimci gençlere tahsis eden; evlerinin yakınında kurduğumuz GÜL-DER (Gültepe Kültür ve Dayanışma Derneğinde)'de, gelir getirmek için açtığımız karpuz sergisinde, Gültepe'nin sokak sokak örgütlenmesinde, kadınlara yönelik açılan okuma-yazma kursunda, 1977 yılı Aralık ayında yapılan ve Aydın Erten'in belediye başkanı seçilmesiyle sonuçlanan yerel seçim sürecinde...aktif olarak yer alan, emek veren ve alınteri döken yol arkadaşlarımızdandı.
     Mustafa'nın aktif olarak içerisinde yer aldığı bu mahalle çalışmaları hem o mahalle hem de Devrimci Gençlik/Devrimci Yol çizgisi için o kadar önemliydi ki, bu çalışmalar, daha sonraki bir tarihteki 'Gültepe direnişinin ve bu yolla da İzmir'de Devrimci Gençlik/Devrimci Yol çizgisinin tarihe bir çizik atmasının ön koşullarını oluşturmuştur.
     (Daha öncede yazmıştım: 'Destansı Gültepe Direnişinin 'tarihi' yazılmaya başlandığında, bu mahalle çalışmaları ve bu yerel seçim, 'başlangıç noktası' olarak ele alınmalıdır.' 09.09.2018/ Örgüt Dediğin Nedir ki? Bölüm-2)
     ***
     68'li ağabeylerinin ve ablalarının ardından yola koyulan ve bütün eksikliklerine ve hatalarına karşın ellerinden geleni yapmaya çalışan ve yapan bizler, bir nedenle ölen arkadaşlarımızı sevgiyle ve saygıyla anıyoruz.
     Ölen her arkadaşımız gibi Mustafa'yı da tarihe not olarak düşmek istiyoruz; Gültepe, kendiliğinden 'Gültepe' olmadı. Gültepenin 'Gültepe' olmasında Mustafa'nın ve bugün yaşamaya devam eden arkadaşlarının emeği ve alın teri vardır. Bu unutulmayacak.
     15.08.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...

24 Aralık 2019 Salı

2018.09.16.ÖRGÜT DEDİĞİN NEDİR Kİ (8.Bölüm)

  Hiç yorum yok
02:27


     'ÖRGÜT' DEDİĞİN NEDİR Kİ ? ( 8. Bölüm)
     Şimdi adını anımsayamadığım ama İnay'dan olduğunu söyleyebileceğim o genç arkadaşın bizi uyandırması ve haberdar etmesi üzerine öğrendiğimiz Askeri Faşist Darbenin ilk günlerinde, şahsen ben, tam anlamıyla 'şaşkın ördek' gibiydim.
     Tamam, öncesi süreçte, Ağustos ayında,'sorumlu' iki arkadaşın yakalanmasından önce, yapılan tartışmalarda, bize iletilen 'merkezi değerlendirmeler'den de hareketle, ğidişatın bir 'Açık Faşizm' doğrultusunda olduğunu söylüyorduk ama öte yandan, 40 civarında milletvekili ( bazı değerlendirmelerde daha az sayılar dile getiriliyor ise de biz o günlerde bu 40 sayısını telaffuz ediyorduk) çıkarabileceğimiz bir 'yasal parti' ve 'seçim' olasılığını da konuşuyorduk. Haliyle, 'Açık Faşizm' öngörüsünde bulunuyor olmamızın, o günkü 'siyasal' ve 'örgütlenme' pratiğimizde somut bir anlamı yoktu; çünkü o doğrultuda yoğunlaşmıyor, olası gelişmeler ve alternatifler konusunda tartışmıyor ve kısacası, bu öngörülen 'Açık Faşizm' olasılığı 'söylem düzeyinde' kalıyor ve 'kuvveden fiile' çıkmıyordu. (Bu 'merkezi' anlamda da böyleydi,çünkü Ege'de, neredeyse tek-haydi 'başlıca' diyelim- 'aktif çatışma' bölgesi olarak kabul edilebilecek bu bölgedeki bizlere, bu yöndeki 'teorik' değerlendirmelerin ötesinde ne 'özel' bir 'görev' verilmiş ve ne de 'gerekli kişi' veya 'ekipman' gönderilmişti. Haa, 'sorumlu' konumundaki arkadaş, 'sığınaklar' filan demişti ama bu hem 'soyut' hem de 'kendiliğindenciliğe' bırakılmış, bir şeydi.)
     Keza, 1978 Maraş Katliamı sonrasında ülkenin bazı bölgelerinde 'Sıkıyönetim' ilan edilmiş, bu 'Sıkıyönetim' durumu, o bölgelerde bugüne kadar devam ede gelmiş; arkadaşlar ve de başka 'muhalif' ( kişiler, gruplar, çevreler, örgütler, partiler vb.) güçler, bu 'Sıkıyönetim' koşullarında mücadelelerine devam etmişler ve 'bir ölçüde de olsa' başarılı olmuşlar ve bugüne gelmiştik.
     Öteden beri, yapılan bütün 'teorik' tartışmalarda ve anlatımlarda, şahsen ben 'sürekli faşizm', 'gizli faşizm', 'açık faşizm' vb konularda çatır çatır konuşuyordum ama işte şimdi '12 Eylül Açık Faşizm' sabahında uyandırılmış ve o tartıştığımız 'olay'la yüz yüzeydik: Bu, günlük yaşamımızda ve mücadelemizde bize nasıl görünecekti? Neler yaşayacaktık? Neler olacak ve neler değişecekti?
     Olayın alacağı boyutları tahmin edemiyordum.
     Kafam karışıktı.
     Karamsardım.
     'İş başa düştü' diye düşünmüştüm.
     Direnecektik.
     Peki nasıl?
     Onu bilmiyordum.
     Direnecektik, o kadar.
.....
     Ağustos ayında, iki arkadaşın yakalanmasından sonra, bizim bölgenin Uşak ile bağlantısı kopmuştu; Ben Uşak merkezde bulunan evime gidip geliyor ve olası operasyonlara dair (hiyerarşik ilişki dışından) bilgiler alabiliyordum ama bizim durumumuz ne olacaktı? Yeni 'sorumlu' arkadaş gelecek miydi? Biz ne yapacaktık? Neler yapmalıydık?..Bilemiyordum.
....
     Bizim bölgede, Uşak'tan ve başka illerden gelen çok sayıda arkadaş vardı ve farklı köylere dağıtılmışlardı: Bu arkadaşlar, bulundukları köylerde ve köylerin çevrelerindeki arazide bir biçimde kalıyorlar, 12 Eylül öncesi itibarıyla, o köylerdeki günlük yaşama ve çalışmalara farklı biçimlerde katılıyorlardı.
     Her köyde (veya bir-iki köyü kapsayacak biçimde), 'sorumlu' arkadaşlar vardı.
     Bu arkadaşlardan 'görece' önde olanlar, Büyükkayalı ve Küçükkayalı köyleri civarındakiler idi; onlar hem 'görece' daha yoğun bir 'pratik' süreç yaşamışlar, hem 'sığınak vb' daha önce yönelmişler ve hem de 'görece' ormanlık sayılabilecek bir arazi bölgesinde bulunuyorlardı.
....
     Bu 'boşluk'ta, aklıma, 1980 öncesi koşullarda elden düşürmediğimiz ve neredeyse başucumuzda duran 'VİETNAM KAZANACAK' adlı kitap geliyordu; biz (veya, hadi kimseye haksızlık yapmayayım, ben), 'gerilla savaşını', teorik düzeyde, bu kitaptan öğrenmiştik.
     Aklımda kaldığı kadarıyla, mevcut durumla o kitaptaki bölümler arasında paralellikler kuruyor, çıkarsamalarda bulunuyor ve tamam, biz de şunu yapmalıyız diyordum.
     Hiç unutmam, İnay'da bulunduğum ve boş evlerde saklandığım o 12 Eylül sonrası günlerin birisinde, Büyükkayalı köyü tarafından gelen ve 'ne yapmak' gerektiği konusunda benden bilgi almak isteyen (kurye, diyebiliriz) bir arkadaşa, o zamanlar yayınlanan ve benim her hafta alıp okuduğum 'Yankı' dergisinin arka sahifesinde güncel gelişmelere dair yazısı yayınlanan Kışlalı'nın değerlendirmelerinden de yararlanarak, İnay'ın arka bir sokağında, sokak lambasının ışığı altında oldukça ayrıntılı bir değerlendirme yazmış ve o bölgedeki arkadaşlara yollamıştım.
     Hiyerarşik ilişki hala yoktu, nesnel olarak, bir biçimde, 'otonomlaşmış' idik ve başka ne yapabilirdim ki?
     Arazide saklanmaya devam edecektik.
     Yakalanmayacaktık.
     Teslim olmayacaktık.
     Var olduğumuzu gösterecektik.
     Hiyerarşik ilişki kurmaya çalışacaktık.
.....
     Yanılmıyorsam, Eylül sonlarına doğru yeni 'sorumlu' arkadaş gelmiş ve benimle bir biçimde ilişki kurmuş ve buluşmuştuk.
     Yine yanılmıyorsam, bu arkadaşın önerisi ile, şartların değiştiği ve yeni bir durum oluştuğu gerekçesiyle, o güne kadar Uşak'ta olduğundan bihaber olduğum Selim Martin ile (yıllardan sonra) tekrar bir araya gelmiştik.
.....
     O buluşmadaki 'iş bölümü'ne göre Selim, Uşak merkeze; ben, bütün kırsala ve yeni gelen arkadaş ise il ile 'merkez' arasındaki ilişkilere bakacaktı.
....
     Ben Uşak merkezde iken, yeni 'sığınak' yerleri aramak için farklı yerleri dolaşan arkadaşlardan bir grup, 10.10.1980 günü Güre bölgesinde, bir evde, jandarmalar tarafından kıstırılmış ve Kutlubeyli Abdurrahman Çetin burada öldürülmüş ve bir arkadaş yaralı yakalanmıştı.
     18.10.1980 tarihinde, Kurban Bayramının ilk günü, Küçükkayalı köyünde, bayram namazı çıkışı köylüler arasında çıkan kavgada, bizim Kara Dayımız (Himmet Uysal) 'köyden bir kişiyi öldürdü' gerekçesiyle, Ulubey Jandarma Karakolu tarafından gözaltına alınmıştı. ( Ağır işkenceler gören ve bakımı yaptırılmayan Kara Dayı, nihayetinde, Kasım ayı içinde, Cezaevinde ölmüştü.)
     Bu olaylar, o güne kadar Büyük şehirlerde ve şehir merkezlerinde operasyonlarını yoğunlaştıran Askeri Faşist Cuntanın resmi kolluk kuvvetlerinin, artık kırsal kesime yönelebileceğine dair bir işaret olarak algılanmış ve ben bölgeye dönmüştüm.
     16.09.2018 Datça
     Mehmet Erdal

Devamını Oku...