ABD etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2021 Cuma

2021.06.12.CEZAEVİ YAZILARI-60: İKİ DEĞERLENDİRME/İKİ ÖNGÖRÜ

  Hiç yorum yok
14:07

 

CEZAEVİ YAZILARI-60: İKİ DEĞERLENDİRME/İKİ ÖNGÖRÜ!

     “... Bizim vatandaşın selamını kabul ediyorum, ama oldukça açık bir biçimde dile getirdiği önerisini ise kabul etmiyorum, etmeyi doğru bulmuyorum. Bugün böyle bir öneriyi kabul etmek, çok farklı ve hiç istemediğim, hep kaçınmaya çalıştığım yorumlara yol açar; hatta, özellikle böyle bir yorumun yaygınlaştırılacağına eminim. Dahası, benim bu öneriyi kabul etmem, olumlulukları değil, olumsuzlukları geliştirir ve meşrulaştırır. Halbuki, ben, özellikle, bugüne kadar gözlenen ve gözlenmeye devam edilen olumsuzlukların ortaya konulmasını, kabul edilmesini ve bunların aşılmaya başlanacağı bir sürecin gündeme getirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca, bu öneriyi kabul edersem, taraflardan birinin üzerine bir çizgi çizilmesi kalıcılaşacak ve ben de bu çizilme olayına ortak olur bir görünüm içine gireceğim. Düşünce olarak, onun 'bitti' dediği kesimin tamamı için olmasa bile, büyük çoğunluğu için aynı şeylere katılsam bile, ben, bunun nesnel olarak, yani herkesçe kabul edilebilir bir gerçeklik olarak yaşanılmasından yanayım. Bunun yolu ise, pratikten geçiyor. Ayrıca, bu, yalnızca özgüldeki gelişmeler çerçevesinde değil, geneldeki, merkezi düzeydeki gelişmeler çerçevesinde, o gelişmelere bağlı olarak ele alınmalıdır. Aksi halde, kesin bir çözüm değil, her zaman spekülasyona açık ve baş ağrıtıp duracak bir çözüm söz konusu olur. Ben, bu anlamda, yeterince başımın ağrıdığına ve spekülasyonun yapıldığına inanıyorum. Nitekim, bugünkü konumu yeğleyerek, her şeyin açıkça ortaya çıkabileceği ve anlaşılabileceği bir süreci başlattım; süreç içinde ortaya çıkan gerçeklik, ortada. Ben doğrulandım. Yalnız olmama karşın, konumum, dışımdakileri çok rahatsız ediyor, bunu biliyorum. Nasıl olursa olsun, benim bu konumumun sona ermesi şiddetle, herkesçe şiddetle arzu ediliyor, bunu da biliyorum. Bu nedenle, bugün, en azından özgülümüzde, sayı değil, konum ve ortaya konulan tavır önemli oluyor. Ben, baştan öngördüğümden de ötede bir konuma ulaştım. Bir mektubunda yazdığın gibi, ki buna katılmıştım, bu hiç de kolay olmadı. Ama, inan ..., bazı şeylerin ortaya çıkmasını hedeflememe karşın, şu anki konumu aklımdan bile geçirmiyordum. Ama, oldu. Öyleyse, bunun değerini bileceğim ve çarçur etmeyeceğim. Görürsen ve yeniden açarsa, sen değil, o açarsa, bunları aktarabilirsin. Yani hepsini değil, gerekli olanları. Ayrıca, şunu düşünüyorum; özellikle buralarda, her şeyi, içerisinde uzun dönemli ve gerçeği yakalamaya yarayan öğeler bulunsa ve bunlar tespit edilse bile, görünürdeki şekliyle değerlendirmek yanlıştır. Dışarıda olduğundan çok daha fazla ve vurgulayarak, buralarda toparlayıcı ve herkesin kendini aşmasına olanak tanıyan bir tavır ortaya konulmalıdır. Bu nedenle, buralara, bugün, doğrudan müdahale yerine, dolaylı bir müdahale gereklidir. Bu ise, yalnızca, buraların, geneldeki gelişmelere bağlı olarak bir eklemlenme süreci içerisine girmesini istemekle ve bir bakış açısı sunmakla mümkün olabilir. Ondan ötesini, bugün için, tamamen iç dinamiklere bırakmak gerekiyor. Böylesi nesnel bir süreç yaşanması, çok yararlı olacaktır. Aksi halde, özgülümüzde görüldüğü gibi, her şey çarpıklaşacak ve dumura uğrayacaktır. Kısacası, her yerde olduğu gibi, özellikle buralarda, insanların önü açılmalı ve insanlara, kendilerini aşma şansı verilmeli; insanlar eğer istiyorlarsa, kendileri kulvar dışına çıkmalılar. Bu, herkes için ve her anlamda yararlı olacak... Bu ise küçük hesaplar ile değil, her türlü hesabın ve duygusallığın ötesinde bir tavır ile hareket edilmesiyle mümkün. Bırakalım, insanlar, kendi gelecekleri için kendileri karar versinler...” (1)

     “... ABD ve yandaşlarının Irak'a saldırısıyla, nihayet beklenilen ve korkulan savaş başladı. Dünya, CNN vasıtasıyla, korkunç bir ABD yanlısı enformasyona tabi tutuldu.

     Irak'ın Kuveyt'i işgalini doğru bulmamaya devam ediyorum. ABD ve yandaşlarının Irak'a saldırısı öncesi, böyle bir savaşın çıkmasına ve Türkiye'nin bu savaşa katılmasına karşı çıkanlardan birisiyim. Bu nedenle, 'Savaşa hayır' ve 'Bağımsız Türkiye' şiarının yükseltilmesi gerektiğine inandım. Savaş başladığına göre, Türkiye'nin bu savaşa karışmasına karşı çıkmaya devam etmek gerekiyor. Sen bu mektubu aldığında, Türkiye savaşa girmiş olur mu bilemiyorum; ama, Özal yönetiminin, İncirlik üssünü kullandırarak, Irak'a dolaylı olarak saldırması ve Irak'ı kışkırtıp durması, çok iğrenç ve çok tiksindirici bir olay. Şimdi, Irak İncirlik üssünü bombalasa, şahsen ben, önce Irak saldırdı, vay nasıl saldırır?, diyemem. ABD ve Özal yönetiminin istediği de böyle bir saldırıdır. O zaman, aradıkları bahane bulunmuş olacak. Ama, Saddam yönetimi, şimdilik de olsa, olayı görmemezlikten gelmeye ve bir anlamda bu tuzağa düşmemeye çalışıyor. Saddam, fazlaca sevinemiyorum ama, çok mantıklı olarak, İsrail'i vuruyor. Bu, onun hesapları açısından çok yerinde. Çünkü, İsrail savaşa girerse, savaş, bir Arap-İsrail savaşına dönüşebilir; ABD ile Arap yandaşları arasında çelişki baş gösterebilir ve Arap halkları ayağa kalkabilir. Gerçi, Suriye ve Mısır hükumetleri, İsrail'in olası bir saldırısını sorun etmeyeceklerini duyurdular ve uzun dönemde, kendi ülke halkları ile aralarında bir uçurum yarattılar, ama asıl olarak, şu işbirlikçi ve hain Fahd yönetimine fitil oluyorum. Savaş başladıktan sonra, yüksek sesle, ulan Saddam, diyordum, batarken, hiç olmazsa şu Riyad'a bir füze yolla ki, bu pislik Fahd yönetimi Allahına kavuşsun. Ne zaman ki füze yolladığını duydum, müthiş sevindim. Saddam, her şey bir yana, şu an, bir mahalle kabadayısına benziyor. Mahalledeki herkes ya ona saldırıyor ya da onun dövülmesine seyirci kalıyor. Buna karşın, Saddam, var gücüyle direniyor. Bu olay karşısında adama hem acıyorum hem de hayranlık duyuyorum. Belki yenilecek ve ölecek, ama öldükten sonra, asıl o zaman, Arap halkları nazarında bir kahraman mertebesine yükselecek. Türkiye dahil, bugünün galipleri, lanetlenecek ve tiksintiyle anılacak. Ben, Saddam'ın kahramanlaştırılmasını doğru bulmuyorum, ama nesnel olarak, halklar açısından öyle olacak.

     Saddam yenilirken, ABD'ye kafa tutan ve kafa tutmaya yeltenecek herkese, bir ders veriliyor. Bugün önemli olan, Saddam'ın yenilip-yenilmemesi değildir, ABD'nin kazanmasıdır; bu ise, bölgedeki ve bütün dünyadaki ülkeler halkları için hiç de iyi bir şey değildir. Baştan, ABD ve yandaşlarının kazanmaması için elden gelen her şey yapılmalıydı ve bu anlamda da, bu savaş çıkmamalıydı... Ama çıktı ve büyük bir ihtimalle, ABD kazanacak... Saddam faresinin ABD kedisi tarafından yakalanması yerine, Irak halkları tarafından yakalanması çok iyi olurdu. Şu an, bu savaşın, Saddam başta bulunsun veya bulunmasın, bir Vietnam'a dönüştürülmesini çok istiyorum.

     Saddam'ın yıkılması sonrası bağımsız bir devlet kuracaklarını düşleyen Kürtler ve iktidara geleceklerini uman anti-ABD'ci güçler, aldanıyorlar. Bunlar, birer .... ABD, Saddam'ı devirecek ve sonra da, bunlara, buyurun, diyecek; özellikle Kürtlere ha? Türkiye'ye rağmen ha? Bunlar, on yıllardır yaşadıklarından hiç ders çıkarmayan ... .ABD, Irak'a ve Ortadoğuya yerleşmeye geliyor. Hak, hukuk, adalet. vb. için değil. Kendi çıkarlarını garanti altına almak için geliyor. Bu nedenle, Iraklı Kürt veya Arap radikalleri, öncelikle ezilecek olanlardır. ABD'nin Ortadoğuya yerleşmesi ve Türkiye'nin, Ortadoğu'nun jandarması veya jandarmalarından birisi olması, ne Türkiye halkları için ne de Ortadoğu halkları için hiç de iyi olmayacaktır. Ülkemizde, bizlerin omuzlarındaki yük artmıştır...

     Olaylar hızla devam ediyor. Şu andan sonraki süreçte İsrail, Türkiye ve başka ülkeler savaşa girer mi bilemiyorum. Ama girerse, savaş daha da karmaşıklaşacak ve böyle bir savaş çok kanlı geçecektir. Savaş sonrası ise, kan akmaya devam edecektir. Bu kez, şimdi savaşın özü gereği öldürülen halklar, bilinçli olarak, susturulmak için öldürülecektir. Tek avuntum, eğer örgütlenebilirse, ABD ve yandaşı işbirlikçilere karşı doğan öfke, kin ve anti-ABD'ci eğilimlerin doğuyor olmasıdır...” (2) (20.01.1991/NAZİLLİ)

     12.06.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (1) 20.01.1991


     (2) 20.01.1991


Devamını Oku...

2 Nisan 2021 Cuma

2021.04.03.CEZAEVİ YAZILARI-50: GO HOME YANKEE!

  Hiç yorum yok
14:11

 

     CEZAEVİ YAZILARI-50: GO HOME YANKEE!

     “... Saddam'ın, ülke içindeki yönetiminin diktatörlük ve Irak'lı Kürtlere karşı soykırımcı olduğunu söylemek mümkün. Dışarıya yönelik ise, milliyetçi. Bu niteliklere sahip bir yönetimin Kuveyt'i işgalini onaylamak mümkün değil. Yani, genelde, zorla ilhakı reddetmek gerekir. Birleşmeler gönüllü olur ve biz, bu tür birleşmelerden yanayız. Ama, bu birleşme, tamamen ekonomik, politik, askeri vb. çıkarlara yönelik ve üstelik ahlaki değil; Kuveyt halkının iradesini hiçe sayıyor. Bazıları, Kuveyt'in ve Arabistan (Yarımadası)ndaki diğer ülkelerin suni olduğunu ve ulusal temelde yükselmediklerini, tüm ülkelerin Arap ulus kökenli olduğunu söylüyor. Tartışılır olmakla birlikte, doğru olduğunu kabul edelim. Ama biz, tarihin yeni baştan yazılmasını, burjuva anlamda savunmuyoruz. Hele, bunun, zorla yapılmasını hiç savunmuyoruz. Öyleyse, Saddam'ın bu işgalini onaylamak, meşru görmek ve desteklemek mümkün değil. Öte yandan, Saddam'ın Kuveyt'i işgali, ABD önderliğinde emperyalizmin Ortadoğu işgali olasılığını gündeme getirdi. Bazıları, Saddam'ın soykırımcı, diktatör ve faşist olduğunu söyleyerek, aynı zamanda Saddam sonrası Irak Kürtlerinin olası kazanacağı 'hakları' düşünerek, kim tarafından olursa olsun, Saddam'ın devrilmesini desteklediklerini söylüyorlar. Haliyle, ABD'nin Ortadoğu işgalini onaylama noktasına düşüyorlar. Saddam sonrası Iraklı Kürtlerin bazı 'haklar' kazanmaları mümkün. Ama ABD'nin Ortadoğu'yu işgali sonrası, uzun dönemde çok şey kaybedecekler. Ülkemiz ve diğer Ortadoğu halkları da kaybedecek. Bu nedenle, 'ne olursa olsun, kim tarafından devrilirse devrilsin' diyemeyiz. Yani, biz, iki ucu boklu bir değneğin iki ucundan birini yakalamak zorunda değiliz. En iyisi, bu değneği, hiç ele almamaktır.

     Biz, Kuveyt halkının işgalcilere ve Irak halkının Saddam rejimine karşı yürüteceği mücadeleden yana olmalıyız. Buna destek vermeliyiz. 750 bin nüfuslu Büyük Sahra halkı POLİSAİRO önderliğinde Moritanya'yı anlaşmaya zorlayabilmiş ve Fas ile savaşını sürdürebiliyorsa, 1,5 milyonluk Kuveyt halkı da savaşabilir ve kazanabilir. Elbette 'zor' olacaktır, zaten, kurtuluşun kolay kazanıldığını kim görmüş ve söyler... Dünya ülkeleri, bu mücadeleyi bir biçimde destekleyebilir, ama o halkların yerini alamaz ve onların boyunlarına, Saddam boyunduruğunun yerine kendi boyunduruklarını geçiremezler. Ve biz, Saddam boyunduruğu gibi, bu boyunduruğa (da) karşı çıkarız... Ne Saddam'ın ne de emperyalizmin kazanmasını istemeliyiz. Biz, Ortadoğu halklarının kazanmasından yana olmalıyız. Ama, bu durum, ileride, doğrudan emperyalizmle bir savaş durumuna dönüşebilir mi? Saddam'ın, böyle bir görünüm verebilmek için çalıştığını ve tüm İslam dinindeki halklara çağrı yaptığı görülüyor. Kısmi de olsa, bir destek elde ediyor. Bugün, bu noktada değildir ve biz, bugünkü gerçeklikte tavrımızı belirlemek zorundayız...”(14.8.1990)(1)

     “...Hiç şüphesiz, Irak'ın Kuveyt'i işgali savunulamaz. Bu işgal, herhangi bir 'gerekçeyle' ve herhangi bir biçimde 'meşru' gösterilemez. Irak, 1980 yılı Eylül ayında olduğu gibi, şimdi de işgalci ve saldırgan bir devlet konumundadır. Bu niteliğini, bir kez daha ortaya koymuştur.

     Kuveyt'i işgal eden Saddam yönetimi, bir diktatörlüktür. Bu diktatörlük, yıllardır, Irak Kürdistanı'nda, az görülür bir soykırım uygulamış ve katliamlar ('Irak Hiroşima'sı' Halepçe) yapmıştır.

     Bu niteliklere sahip ve sicili çok kötü olan bugünkü Saddam yönetimi, yıkılmalıdır. Kuveyt işgali, sona ermelidir.

     Ancak, hangi gerekçelerle olursa olsun, bugün Ortadoğu'da yaşanılan gelişmeler biline biline, bunları gerçekleştirecek olanın kim olduğunun (Irak'taki Arap halkı, ezilen Irak Kürtleri ve işgale uğramış Kuveytliler ya da emperyalizm) önemli olmadığı, önemli olanın, bunların gerçekleşmesi olduğu, savunulamaz. (Bu noktada, insanın aklına, bir dönem Çin'de, Deng Şiaoping'in söylediği 'Önemli olan farenin yakalanmasıdır; fareyi yakalayan kedinin siyah ya da beyaz oluşu değil' sözleri geliyor.) Bugün yaşanılan gerçeklikte, bu savununun anlamı, bir biçimde, emperyalizmin Irak'ı (açık ya da gizli) işgal etmesine yeşil ışık yakmak ve 'Ortadoğu sorununu' çözebilmek için uygulamaya soktuğu politikalarının başarıya ulaşmasına destek vermektir.

     Halbuki, bugün, asıl olarak karşı çıkılması gereken şey, tam da, emperyalizmin Ortadoğu'daki varlığı ve uygulamaya soktuğu politikalar olmalıdır.

     Emperyalizm, bugün, Ortadoğu'da ve Türkiye'de, aynı anda, aynı amaçla ve birbirleriyle bağlantılı olarak, yeni bir dönemi başlatmıştır. Yaşanılan gelişmelerin özünü ve yönünü kavrayabilmek için, öncelikle, bu halkayı yakalamak gerekiyor. Bu, can alıcıdır. Bunun yerine, olayları, yalnızca görünürdeki biçimleriyle izlemeye ve kavramaya çalışmak, büyük yanılgılara yol açar.

     Bugün, Ortadoğu'da, asıl olarak, emperyalizme karşı saf tutmalı ve konumlanmalıdır. Emperyalizm kazanamamalı ve politikaları başarıya ulaşamamalıdır.

     Emperyalizm, Ortadoğu'da, sonunda mutlaka kendisinin kazanabileceğini düşündüğü bir savaşı kışkırtmaktadır.

     Herhangi bir biçimde başlayabilecek bu savaş, boyutuna bağlı olarak, bu savaşa katılacak ülkelere kıyım, yıkım, tamiri çok zor yaralar ve yeni düşmanlıklardan başka bir şey getirmeyecektir. Ama, savaşın sonucu ne olursa olsun, her halükarda yine emperyalizm kazançlı çıkacaktır.

     Bu nedenle, böyle bir savaşa 'Hayır' denilmelidir.

     1919-1922 yılları arasında, dünyanın ilk anti-emperyalist kurtuluş savaşını yürüten ve başarıya ulaştıran Türkiye'de, bugün, emperyalizme karşı olmak 'hainlik', emperyalizmden yana olmak ise 'yurtseverliktir'. Yani, gerçek yurtseverler 'hain', gerçek hainler 'yurtsever' durumundadırlar.

     Bu durumun, tersine çevrilmesi gerekmektedir.

     Bu nedenle, 1970'lerden beri körelen (bir yönüyle köreltilen) 'Bağımsızlık' bilinci, yeniden yükseltilmelidir. Türkiye'nin 'Ortadoğu'nun Jandarması' olmasının tartışıldığı ve emperyalizmin, Ortadoğu'ya yönelik yeni politikalarının yaşama geçirilmeye çalışıldığı bugünlerde, emperyalizm ile var olan bütün ilişkilerin sona erdirilmesi ve NATO'dan çıkılması talepleri ileri sürülmelidir.

     Türkiye'nin geleceği, bir yönüyle, 'Bağımsız Türkiye' şiarının, Türkiye halklarına mal edilebilmesine ve yaşanılan bir gerçeklik haline getirilebilmesine bağlıdır...”(20.8.1990) (2)Nazilli

     03.04.2021/Datça/Mehmet Erdal

     



     (1) 14.8.1990

     

     (2) 20.8.1990



Devamını Oku...

4 Ocak 2020 Cumartesi

2020.01.03.ABD'nin Kasım Süleymani Suikasti

  Hiç yorum yok
00:53

     ABD, İranlı general Kasım Süleymani ve Iraklı Haşdi Şabi örgütünün bazı yöneticilerini 3 füze ateşleyerek öldürdü.' (TV)
     Yani, ABD, Ortadoğuda çıkardığı ve bir türlü söndürülemeyen ateşe yeniden bir bidon benzini daha boca etti.
Şimdi yanan ateş harlayacak!
     Bir kez daha: ABD, Ortadoğuda hiç bir halkın dostu değildir.
     YANKEE GO HOME
     03.01.2020/Datça

     -2-
     ABD, Ortadoğuda çıkardığı ve bugüne kadar söndürülemeyen ateşle yetinmiyor; ateşe bidon bidon benzin  döküyor; ateşi harlatıyor.
     Bu harlayan ateşte kendilerinin yanmayacaklarını ve dahası karlı çıkacaklarını düşünüyorlar olsalar ki, bazıları, ateşe benzin döken NERON'u alkışlıyor!
     Bu, bir 'akıl tutulması' değilse, nedir?


Devamını Oku...

24 Aralık 2019 Salı

2018.12.24.ORTADOĞUDA KARTLAR YENİDEN DAĞITILIRKEN

  Hiç yorum yok
10:29


     ORTADOĞUDA KARTLAR YENİDEN DAĞITILIRKEN...
     ((ORTADOĞU'YU adeta poker masasına çevirdiler; kanla, hile hurdayla oynanan bir kumar...Şimdi bütün kartlar yeniden karıştırılıyor ve bir kez daha dağıtılacak...
     Son gelişmeler ABD için stratejik bir taktik hamle ama Kürtler için trajik bir durum.
     Trajik: Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK), çağrıda bulunuyor: 'ABD hükümeti, kararını gözden geçirmeli ve geri çekilme kararını iptal etmelidir.' Bazı Kürtler 'ABD Suriye'de kalsın' diye imza toplayabiliyor. Yeni Yaşam gazetesinde Kenan Kırkaya imzasıyla ' ABD'nin çekilmesi: Her misafir evine döner' başlıklı bir yazı yayınlanıyor.
     (Misafirmiş öyle mi?)
     Bu trajik durumda haliyle kafalar da karışık. Mesela Özgür Politika gazetesinde Ahmet Çimen ' Kuzey-Doğu Suriye'nin TC, İran, Rusya ve gerici Baas rejiminin ciddi saldırı tehdidi altında olduğu görülüyor' diyor. Oysa KCK son açıklamasında 'ortaya çıkan yeni dengeler'den söz ediyor.'ABD Kürt karşıtı oyunlar içine girerek kendisini daha büyük çıkmazlar içine sokmamalıdır' derken, diğer yandan ' Mevcut Suriye yönetimini Suriye'nin demokratikleşmesinde uzlaşmaya' çağırıyor....
Yani kartlar karıştı ama henüz yeniden dağıtılmadı...))
     (Melih Pekdemir/ Birgün/ 24.12.2018)

Devamını Oku...