İnfaz yasası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2021 Cumartesi

2021.11.14.CEZAEVİ YAZILARI-78: "...NİHAYET... FİNALE GELDİK"

  Hiç yorum yok
13:11

 

     CEZAEVİ YAZILARI-78: ”...NİHAYET, FİNALE... GELDİK.”

     “... Anayasa Mahkemesi, dün sürgün-sansür kararnamesini, bu sabah ise belediyeler ile ilgili yasayı iptal etti; TV söyledi. Bu, Bayram gazetesinde Yekta Güngör Özden'e atfen verilen haberin bir yönünden doğrulanmaya başlaması anlamına geliyor; haberde, 23 Temmuz'a kadar bütün başvuruların görüşüleceği ve karara bağlanacağı, söyleniyordu. Biz, bu haberleri duydukça, tamam, bu iş oldu, 23 Temmuz'a kadar bizim durumumuz da görüşülür, demeye ve sevinmeye başladık. Gel gör ki, bugünkü Güneş gazetesindeki bir haberde, Yekta Güngör Özden'in, raportörün hala raporunu hazırlamadığını söylediği yazılıyordu; bu haberi okuyunca, kızdık. Umarım, raportör, bazı baskılar nedeniyle, bilinçli olarak raporu tamamlamayı geciktirmiyordur. Eğer, böyleyse, bu rezalet bir şey... Öte yandan, bizim Bursa ve Ceyhan'da yatan Ana DY davasından yargılanmış arkadaşlar, İstanbul Askeri Mahkemesi'nin verdiği bir kararı 'emsal' göstererek, Ankara'daki askeri mahkemeye başvurduklarını yazdı, gazeteler. Cezaları hala mahkeme veya temyiz aşamasında bulunanlar, yani halihazırda 'hükümlü' statüsünde bulunmayanlar açısından, böyle bir yol var ve arkadaşlar, bu yolu deniyorlar. Mahkemeler, İstanbul'da olduğu gibi, anti-terör yasasının bozulma olasılığı ile başvuranların yattıkları süreleri göz önünde tutarak, tahliyelerine karar verebilir. Eğer, Ankara'daki mahkeme, arkadaşların bu başvurularını kabul eder ve tahliyelerine karar verirse, o zaman, aynı durumdaki herkesin aynı yoldan yürümeleri haydi haydi meşrulaşacak. Ve bu durum, Anayasa Mahkemesi'nin prestij kaybetmesi anlamına gelecek ve haliyle aleyhine olacak...

     Ben, raportörün önümüzdeki hafta içinde raporunu hazırlayabileceği ve dolayısıyla önümüzdeki hafta veya daha sonraki hafta içinde bizim durumumuzun ele alınabileceği umudunu hala koruyorum...”(4.7.1991) (1)

     “... Şimdi, gelelim, en önemli konuya: Bugünkü Hürriyet, Anayasa Mahkemesi'nin bugün toplanıp karar vereceğini yazıyordu gerçi de, biz, ondan daha çok dünkü Cumhuriyet ve Güneş'te çıkan haberlere inanıyoruz; yani, bizim durumumuzun, 25 Temmuz'da ele alınacağı anlaşılıyor. Eylül'e sarkacağına pek ihtimal vermiyoruz, ama 25'i yerine 26'da da çıkabilir. Bunu, yani kararın verileceği günü öğrenmiş olmak, şahsen beni çok rahatlattı. Elbette, bir de, raportörün hazırladığı kararın, pardon raporun içeriğinin olumlu olması, daha çok rahatlattı. Belki, Anayasa mahkemesi üyeleri, raportör gibi, Anayasa'nın 2. ve 10. maddesi açısından bu yasayı iptal etmeyebilir; ama, 10. madde açısından iptal etmesi mutlak, gibi. Yine, 'gibi' diyorum; çünkü, raportörün raporunun tam zıddı bir karar vereceklerine hiç ihtimal vermemekle birlikte, yukarıda sözünü ettiğim üzere, duygularım, beni, temkinli olmam için uyarıp duruyor...

     Evet, canım, sevgilim, nihayet, finale, yani benim buradaki son günlerime ve dolayısıyla, on bir küsur yıldır süren ayrılığımızın bitim noktasına geldik; şu an, müthiş bir mutluluk içerisindeyim. Umarım, bu mutluluğum(uz) Nisan ayında olduğu gibi yine yarıda kesilmez, aksine artarak devam eder...” (18.7.1991) (2)

     13.11.2021/Datça/Mehmet Erdal

      (1) 4.7.1991


     (2) 18.7.1991


Devamını Oku...

5 Kasım 2021 Cuma

2021.10.06.CEZAEVİ YAZILARI-77: "...NEŞELİ KAHKAHALAR YÜKSELMEYE BAŞLADI."

  Hiç yorum yok
14:01

 

     CEZAEVİ YAZILARI-77: “...NEŞELİ KAHKAHALAR YÜKSELMEYE BAŞLADI”

     “... Saat 11'e doğru uyandım. Kalktım. Aşağıya indim. Saat 11'deki slogana katıldım; açık görüş hakkımız bu bayramda da kullandırılmadığı için ilk gün yemek boykotu yapmış, kapıları vurmuş ve sloganlar atmaya başlamıştık, çoğunluk olarak. Sloganları, dört gün boyunca devam ettiriyoruz. Bu tepkiler ve keza İHD'nin açık görüşün yaptırılması gerektiğine ilişkin demeci, bu hakkın bu kez olsun kullanılabilmesi için yeterli değildi hiç şüphesiz ama gerekli şeylerdi. İktidar tarafından gasp edilen her türlü hak konusunda, ne yapalım gasp edildi deyip kabullenici bir tavır içerisine girmek yerine, bu hakkın yeniden kazanılmasını sağlayacak bir eylemlilik içerine girinceye kadar farklı biçimlerdeki tepkileri göstermek ve sorunu kamuoyu nezdinde canlı tutmak gerekiyor.

     Saat 12'ye doğru bayram gazeteleri geldi- bayram gazetelerini karşı koğuş alıyor- ve havalandırmadan neşeli kahkahalar yükselmeye başladı; bugünkü bayram gazetelerinin birisinde, Anayasa Mahkemesi başkanına ait olduğu belirtilen bizimle ilgili bir demeç vardı, o haber dolayısıyla bu kahkahalar yükseliyormuş. Habere göre, Anayasa Mahkemesi başkanı, bizim durumumuzla ilgili dört başvuru olduğu için raportörün bayram öncesine yetiştiremediğini, ama hürriyeti bağlayıcı bir durum söz konusu olduğu için bizim durumumuzu bayramdan hemen sonra ele alacaklarını ve bütün başvuruları 23 Temmuz'a kadar sonuçlandıracaklarını söylüyormuş. 'Bütün başvurular' derken, bizimle ilgili dört başvuruyu mu yoksa Anayasa Mahkemesi'ne farklı yasalarla ilgili yapılan bütün başvuruları mı kastediyor bilemiyorum, ama şu anlaşılabiliyordu; bizim durumumuz öncelikle ele alınacak ve muhtemelen Temmuz ayı içinde, yeni Anayasa Mahkemesi üyeleri fiilen adli tatile başlamadan önce sonuçlandırılacak. Aslında, bugünkü gazete haberi, önceki günlerde yine Cumhuriyet'te çıkan iki haberi bir biçimde netliğe kavuşturuyor ve bu anlamda da çok iyi oluyor: Okumuş olabileceğin gibi, anti-terör yasası ile ilgili olarak Baroların Meclis ve Anayasa Mahkemesi başkanlıklarına çıktıkları olayın ertesi günü Cumhuriyet, anti-terör yasasının bayramın hemen ertesinde ele alınacağını yazmıştı. Bir-iki gün sonra ise Ekmekçi, köşesinde, Anayasa Mahkemesi Başkanına atfen, raportörün hala raporunu hazırlamadığını ve mahkemenin, adli tatil süresince de çalışarak bu yasayı ele alacağını ve sonuçlandıracağını, yazmıştı. Özellikle Ekmekçi'nin yazısını okuyunca, bir ölçüde düş kırıklığına uğramış ve bizler bayram öncesi bir karar verilmesi beklentisi içindeyken, iş Temmuz-Ağustos aylarına kaldı, demiştim. 'Umut' mahpusun ekmeği derler, ama birbiri peşi sıra, beklenti içerisine girip, bu beklentinin gerçekleşmeyip ertelenip durması hiç hoş bir şey değildi ve insanın canını fena halde sıkıyordu. Eğer bu kez doğruysa gazetede çıkan haber, ki öyle olmasını çok istiyorum, artık son kez bir beklenti içerisine giriyoruz, demektir. Bu durumda, bu haftanın dışında, önümüzde, en çok üç haftamız var, demek oluyor. İyi... Yatılır.

     ... Muhtemelen yakında, ama çok yakında artık birlikte olacağız ve bütün sorunları birlikte göğüslemeye ve çözmeye çalışacağız. Bundan böyle ve her zaman, her türlü sorunu yalnız başına omuzlaman söz konusu olmayacak. Belki başka sorunlarımız olacak, ki bu doğal ve kaçınılmazdır, ama hem bu sorunlar farklı türden sorunlar olacaktır, hem de çözüm yollarını birlikte arayacak ve bulacağız. Öyle düşünüyor, istiyor ve bunda kararlıyım ki, bundan sonraki birlikte yaşamımızın uzun, sağlıklı, rahat ve mutlu bir yaşam olması için her şeyi yapacağız; çıktıktan hemen sonra bu doğrultuda kalıcı adımlar atacağız ve bunlarda da başarılı olacağız. Bence, böyle bir yaşama başlamak için tarihsel bir fırsat var ve ben bu fırsatı değerlendirmeyi düşünüyorum. Eğer, şu an düşünemediğimiz herhangi bir engel çıkmazsa önümüze, kimse, böyle bir yaşama başlamak için bize engel olamaz ve olamayacak. Yeteneklerimizi, deneyimlerimizi, şu an sahip olduğumuz koşulları ve olanaklarımızı, özlemlerimizi, istemlerimizi, bu yaşamdan beklentilerimizi ve geleceğe ilişkin düşlerimizi... biliyoruz; geriye, birlikte, kararlıca ve iyi düşünülmüş adımları atmak kalıyor. Başkaları neler düşünürler, nasıl algılarlar, ne türden tepkiler gösterirler... vb. bütün bunlar, bizler için can alıcı sorunlar olmayacak. Önemli ve belirleyici olan, bizim değer yargılarımız ve istemlerimizdir. Özellikle bugün, yani yaşanılmış on küsur yılın ardından bu böyledir ve böyle olmalıdır...

     Birazdan, saat 3'teki slogandan sonra çıkacağım gibi, her gün muntazaman güneşleniyorum. Bunu hiç aksatmamaya çalışıyorum. İyice yandım. Yalnız şu var: sabah sporu ve bir saat civarındaki güneşlenmeden sonra, iyice yorulduğumu görüyorum. Anlaşılan o ki, on küsur yıldan sonra, vücudum, tahmin ettiğimden ve görüldüğünden daha çok yıpranmış. Bu nedenle, çıktığımda, bu vücudu, köyde biraz taş kırarak, odun kökleyerek veya çapa kazarak, iyice yorayım; daha doğrusu, on küsur yıldan fazla bir süre alıştığı monoton yaşamdan farklı bir çalışma temposu içine sokayım; ondan sonra, bu vücut, yeni yaşamın yükleyeceği tüm yükü rahatlıkla kaldırabilir...” (25.6.1991) (NAZİLLİ) (1)

     06.10.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (1) 25.6.1991







Devamını Oku...

8 Ekim 2021 Cuma

2021.10.09.CEZAEVİ YAZILARI-73: 'ÖNEMLİ OLAN BİZİZ'

  Hiç yorum yok
14:03

 

     CEZAEVİ YAZILARI-73: 'ÖNEMLİ OLAN BİZİZ'

     “... Buradaki idareye inanılacak olursa, en geç Haziran'ın ilk yarısında Anayasa Mahkemesi kararını açıklayacak ve bizler de çıkacakmışız! Bu nedenle ocak, teyp vb. konularda verdikleri sözlere uygun olarak bu ihtiyaçları almamıza ve dolayısıyla masraf yapmamıza gerek yokmuş; çıkacakmışız. Hesaplarına göre, burada otuz kişi kadar kalıyormuş, onları da ya başka cezaevlerine yollarlarmış ya da burada kalırlarsa her şeyi serbest bırakırlarmış... Bu konuda, bizleri oyalamak gibi bir düşünceleri ve niyetleri yokmuş... Bu, kesinmiş vb. vb... Bu söyledikleri ne ölçüde sağlıklı bir bilgilenmenin veya öngörünün ürünüdür, haliyle ne ölçüde doğrudur ve gerçekleşir, bilemiyorum. Ama, böyle söyleniyor... Bildiğim, Anayasa Mahkemesi, İstanbul ve Ankara'daki Askeri Mahkemeler ile SHP'nin başvurularını esastan incelemeye karar vererek, rapor hazırlaması için raportöre teslim etmiş. Raportör ne kadar çabuk hazırlarsa, o kadar çabuk karar verilir... Kararın olumlu çıkacağına yönelik umut ve beklentilerimiz arttı. Şöyle ki: Anayasa Mahkemesi, bizim gibi 1/5'ten yararlanamayan Tuncay Mataracı'nın durumunu inceleyerek, onun 1/3'ten değil 1/5'ten yararlanması gerektiğine oy çokluğu ile karar vermiş. Tuncay Mataracı, Anayasa Mahkemesince yargılandığı ve cezalandırıldığı için, onun kişisel başvuru hakkı vardı... Bu karar, emsal kabul edilemese bile, bizlerin yaptığı başvuru konusunda verilecek kararın nasıl olabileceğine ilişkin somut ve önemli bir ipucu olabiliyor; öyle kabul edilebilir... Şimdi sorulan ve sorulması gereken soru şudur: Ne zaman?.. Haziran'da çıkmak, bizim için hala uygundur... Yaz'ın, dışarıda olmak istiyorum... Sonbahar'a kalmak, hiç işime gelmiyor. Hem 92'ye çok yaklaşmış oluyor, hem de Kış'a giriliyor. O zamana, yeni bir eve taşınmış ve bundan sonraki yaşamımıza ilişkin tartışmış, karar vermiş ve bu doğrultuda kalıcı adımlar atmış olmalıyız. Yoksa, askere gideceğimden, sizlerin şu anki koşullardaki yaşantınız daha devam eder... Bunu ise hiç istemiyorum...

     Günlük yaşamım, normal olarak devam ediyor. Ağırlıklı sohbetler, doğal olarak, çıkma üzerine yapılıyor... Çok hırslı ve kararlıyım. Çıkınca, geçmiş on küsur yılın bütün kayıplarını hızla telafi edebilmek için çok kararlı adımlar atmayı düşlüyorum. Artık, kaybedilecek bir saniyemiz bile yok. Hiç durmayacağız ve durmadan yürüyeceğiz. Bütün olanakları zorlayarak, sahip olmamız gereken her şeye sahip olacağız... Bu konuda, üçümüzün dışında, kimsenin değer yargılarına önem vermeyeceğiz. Doğru olduğuna inandığımız her şeyi yapacağız ve o doğrultuda kararlar alıp, gerekli adımları atacağız... Başkaca kim ne derse desin, hiç önemli değil. Zaten, dışımızdaki herkesi memnun etme diye bir sorunumuzun olmaması gerektiği gibi, bunun olanağı da yoktur... Yaptığımız şeyler konusunda dışımızdakileri ikna etme ve onların olumlu veya kabul eder bir tavır içerisine girmelerini sağlama, ki o da herkes açısından söz konusu olmaz, ancak pratikte ve zaman içinde mümkün olabilir... On yıl kadar süren ve oldukça önemli olan yaşanan alt-üst oluştan sonra bunun aksini düşünmek aptallık veya ham bir hayal olur... Ben, bunu öğrendim ve tam anlamıyla gerçekçi davranıp, bunun bilinciyle hareket edeceğiz. Gerekirse, tam anlamıyla yeni bir dünya yaratıp kendimize, o dünyada yaşayacağız... Önemli olan biziz... Bizim duygularımız, düşüncelerimiz, gereksinimlerimiz, değer yargılarımız ve onayımızdır. Bu anlamda, bildiğin gibi, pek çok konuda tartıştık ve hem fikir olduk. Bu konuda, bir adım dahi geri adım atmayacağız. Bu konudaki sözlerim, tamamıyla geçerlidir... geçerliliğini koruyacaktır... (*)” (19.5.1991/Nazilli)(1)

     09.10.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (*) Politik ya da iş yaşamımda asla 'konformist' olmadım; dahası, her daim, 'konformist' olanlara karşı da belli bir alerjimin olduğunu, söyleyebilirim. Bu nedenle, hep, 'aykırı kişi' olarak bilindim. Özellikle politik yaşamımda, böyle bir kişi olarak var olmaya çalışmamın faturası her daim önüme konuldu ve ben, bu faturaları ödedim. Pişman mıyım? Asla! Eğer, böyle bir duruşum olmasaydı, bugün, ben 'ben' olmazdım.

     1 Ağustos 1991 tarihinde tahliye olmadan önce, tahliye olacağımıza inandığım ve bunu öngördüğüm ama hangi tarihte tahliye olacağımızı hala bilemediğim günlerde, 1981-1991 tarihleri arasında bulunduğum cezaevlerinde yaşadıklarımdan hareketle, okuduğunuz bu satırları yazmışım. Bugünden geriye baktığımda, 1 Ağustos 1991 günü özgürlüğe adım attığım ilk andan itibaren, 19.5.1991 günü yazdığım bu görüşlerime uygun bir çizgi izlediğimi, düşünüyorum...

     (1) 19.5.1991



Devamını Oku...

2 Temmuz 2021 Cuma

2021.07.03.CEZAEVİ YAZILARI-63: DÜŞLEMESİ BİLE GÜZEL!

  Hiç yorum yok
14:03

 

     CEZAEVİ YAZILARI-63: DÜŞLEMESİ BİLE GÜZEL!

     “... Bir yönüyle, şu anki haleti ruhiyem, şu dışarıya çıkma beklentisinin ifadesidir. Olumlu veya olumsuz bir biçimde bu beklenti sona erinceye kadar da bu halet-i ruhiye devam eder, sanırım. Olumsuz olursa, deneyimlerimden bilirim, bir süre sonra var olan gerçekliği kabul eder ve yaşamımı, yeniden örgütleyerek devam ettirmeye çalışırım. Olumlu olursa, zaten kendiliğinden biter.

     Bugünkü Cumhuriyet'te Ali Sirmen, çok örtük olarak, bu iktidarın 'af' falan çıkarmayabileceğini ima ediyordu. Beklenen, resmi anlamda 'af' değildi ve bu çerçevede, bu yazının herhangi bir anlamı yok; ama, bu iktidar, herhangi bir nedenle, infaz veya ceza indirimi-ertelemesi yoluna giderek bu yol açtığı beklentileri gidermezse, öyle sanıyorum ki, duygusal anlamda bile olsa, kendisine yönelik şiddetli ve kalıcı tepkilere yol açar. Dışarıdaki yakınlarımızda var olan haleti ruhiyeyi sizin mektubunuzdan ve sizin özgülünüzden öğreniyorum; bizim buradakileri de biliyorum. Adli mahkumlar bir yana, Aydın'da, arkadaşların bazıları, eşyaları bile toplamışlar; bir mektupta yazılıyordu. Durum, böyle... Yani, Özal'ın ve ardından yapılan açıklamalarla 'ok yaydan çıktı' denebilir. Şimdi, iş, bu bir infaz indirimi mi yoksa ceza ertelemesi mi olmalı ile ne zaman çıkarılmalı sorularına kalmış gözüküyor veya dışarıdan bakılınca, öyle algılanıyor.

     Ben, bu yıl çıkabileceğimize daha büyük bir şans tanıyorum. Hiç şüphesiz var olan herkes çıkamaz, ama benim gibi cezaları 5 yıl civarında kalanlar çıkabilirler, diye düşünüyorum. Bu nedenle de, düşüncelerimi, ağırlıkla, dışarıya yönelik projeler üzerinde yoğunlaştırıyorum. Durum, bu ayın sonlarına doğru büyük ölçüde açıklığa kavuşabilir gerçi ya, eğer bu yıl ve özellikle de bu Yaz başlarında çıkabilirsem, her şeyin senin istediğin gibi olmasını kabul ettiğimi bilmeni istiyorum. Bunu, derinden ve bütün yüreğimle istiyor ve kabul ediyorum. Sizinle birlikte uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürmeyi arzu ediyor ve düşlüyorum. Askerlik sorunu falan var, ama onu bir biçimde çözmeye çalışırız...

     Gerçekten de, dışarıya çıktığımda bu askerlik ve iş durumunu nasıl çözeceğim? Askerlikten ne kadar izin alabileceğim ve sonra nasıl yapacağım? Yani paralı mı, yoksa 18 ay mı? İş konusunu nasıl çözeceğim?.. Bunlar, artık ağırlıkla düşünmeye başladığım ve haliyle beni korkutan konular oluyor. Çıktığımda, en az bir yıl izin alabilirsem, çok iyi olacak. Bu sürede işlerimizi hal yoluna koyar ve yaşamımızın bu yeni döneminin nasıl olacağına karar verir ve bu doğrultuda kalıcı-somut adımlar atarız... diye düşünüyorum. Bir de paralı askerlik yapabilirsem, çok daha iyi olacak. Çünkü, 18 aylık askerlik, bunca yıllık mahpusluktan sonra, çok tatsız olacak ve çok ağır kaçacak.

     Bir-iki ay önce, dışarıya çıkmak, oldukça uzaklardaki bir ihtimal iken; şimdilerde, haftalarla ve aylarla ölçülen bir süredeki kesin bir şey olarak önümüzde duruyor... Düşlemesi bile güzel... “(1)

     03.07.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (1) 10.3.1991



Devamını Oku...