Datça pazar yeri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2020 Pazartesi

2020.09.14.DATÇALI PAZARCILARIN SONBAHARI!

  1 yorum
08:26

 

     DATÇALI PAZARCILARIN SONBAHARI!

     Her yeni güne başlarken yaptığımız gibi denizde yüzme (saat 08.00-10.00), duş, kahvaltı, günlük gazeteyi okuma vs. derken öğle oldu ve ben, saat 13.00 civarı evden çıktım. Arabama bindim. İskele Mahallesinde, Korona virüsü salgını ile mücadele çerçevesinde gündeme getirilen Tek-Çift numara uygulaması nedeniyle artık hem Cumartesi hem de Pazartesi günleri açık olan pazar yerine gitmek için yola koyuldum. Pazar yerine yakın bir yere arabayı park ettim. Yürümeye başladım.

     Zorunlu nedenlerle bir kaç haftadır gidemediğim ve yalnızca geçen hafta (05 Eylül-07 Eylül) partinin (Sol Parti) 'Artık Yeter' başlıklı merkezi bültenini üreticilere ve seyyar esnaflara dağıtmak üzere bir grup arkadaş ile gidip dolaştığım pazar yerine bu hafta mutlaka gitmeliydim; Ekim ayına, şunun şurasında ne kalmıştı ki?

     Ekim ayı, bütün küçük iş yeri sahibi esnaflar gibi pazarcılar için de ödeme ayı idi. Öyle ya, Korona virüsü salgını başladığında, siyasi iktidar, esnafın Mart-Nisan ve Mayıs aylarına ait Bağ-Kur vb. bazı borçlarının ödemesini altı (6) ay, yani Ekim-Kasım ve Aralık aylarına ertelemişti. Keza çok düşük faiz ile (Esnaf ve Kefalet Kooperatifinin yanı sıra Halk Bankasından da) verdiği altı (6) ay geri ödemesiz kredilerin taksitlerinin ilkinin ödeme ayı da Ekim idi.

     Şimdi, Ekim ayı ve sonrasında, yani sahildeki esnafların işlerinin kesat olduğu aylarda, esnaf hem normal her ay ödenmesi gereken Bağ-Kur vb. ödemelerini, hem bu aylara ötelenen ödemeleri, hem de altı(6) ay ödemesiz alınan kredi taksitlerini ödemeye başlayacaktı.

     Önceki yıllara göre biraz karmaşık bir durum söz konusu olsa da, Yaz sezonunun bitme sürecine girdiği Datça'da, içlerinde bilfiil yirmi beş (25) yıl yer aldığım pazarcılar, şimdi ne durumdaydılar? Ve bu ödemeler konusunda ne düşünüyorlardı?

     Korona virüsü salgınının resmen kabul ve ilan edildiği Mart ayından itibaren gündeme getirilen uygulamaların sonuçlarından en çok mağdur olanların içinde yer alan üreticilerin ve pazarcıların yaşadıkları sorunları, şikayetleri, beklentileri ve çözüm önerilerini bizzat kendi ağızlarından yazarak kamuoyu ile pek çok kez paylaşan kişi olarak, bir kez daha onlara kulak vermeliydim.

     ***

     AYDEM'e yakın olan kapıya geldim. Üzerinde POLİS yazan demir parmaklıkların dikleme içeriye doğru uzananın üzerine kolumu koyarak bir fotoğraf çektim (*). Bugün bir iki yerde daha benzeri fotoğraf çekmeyi düşünüyordum. Pazartesi günü aynı saatlerde gelip, yine aynı yerlerde, bir kez daha fotoğraf çekecektim. Bu yazıyı okuyanlar, iki gün arasındaki farkı somut olarak görsünler ve bu iki farklı görüntünün nedenlerini, haliyle her yerde tartışma konusu olagelen sonuçlarını bir kez daha düşünsünler, istiyordum.

     Girişte, sol köşede, pazarcı arkadaşımız Ercan'ın tezgahı vardır. Ona baktım. Tezgahını açmış. Beni görmüyor. Tezgahtaki malları karıştıran müşterileri ile meşgul. Ercan, yaz başında, önceki yıllarda sattığı (çocuk-büyük/kadın-erkek) karışık parti malından çıkmaya ve asorti çocuk malı satımına dönmeye karar vermiş ve nitekim, bu kararına uygun bir dönüşüm geçirmişti. Hayırlı işler, diyorum. Duyuyor. Gülerek, yanıma geliyor. Nasılsın?, diyorum. İyi, imiş. Hayırdır, malların bir kısmını gözden mi çıkardın? Dökmüşsün, diyorum. Yok, bunlar elden çıksın, istiyorum, diyor. Bu yaz başında, çok mal almamış. Kış aylarının nasıl olacağını, kestiremiyormuş. Marmaris çarşısında dolaşırken, bazı dükkan sahipleri, gel, bak, mal var, hepsini al-git, diyorlarmış. Almıyorum, istemem, diyorum, diyor. İleride bir tezgah üzerindeki erkeklerin giyebileceği yarım kol tişörtleri gösteriyor. Bunları, diyor, 10 TL'ye vurdum. İnanır mısın, bunların toptan fiyatı 20 ile 30 TL. civarı. İçlerinde, o fiyata aldıklarım da var. Ama şimdi, bir dükkandan, 10 TL'den, dünya kadar buldum. Dükkan sahibi almış, elinde patlamış. Onların açık ya da tekleme olanlarını döküyorum. Serili olanları, öbür yaz için saklayacağım. Benim de yıllar öncesinden tanıdığım bir toptancının adını veriyor; o toptancı, serili olanları istemiş; vermemiş.

     Sen kredi çekmiş miydin?, diyorum. Çekmemiş. Pazarlara çıkmadığı zamanlarda yardım ettiği Marmaris'teki iş yeri sahibi (yıllar öncesinden tanıdığım eski bir pazarcı arkadaşımız) çekmiş. Biz de, ödemede sorun olmaz, diyor. Ama, pazarların tadı tuzu yok, diyor. Ak-Tur'a da tezgah açmak istiyormuş...

     İlerliyorum. Çok eskiden pazar yerlerinde kot vb. giyim eşyası satan ama bir kaç yıldır yalnızca terzilik yapan arkadaşa yaklaşıyorum. Hayırlı işler, nasılsın?, diye soruyorum. Sağ ol, diyor. Elinde bir pantolon var, paçalarını kıvırıyor. Dikecek. Pantolonun sahibi müşteri ona bakıyor. Benim de elimde bir pantolon var; cepleri falan sökülmüş. Onu veriyorum. Alıyor. Tamam, bakarım, diyor.

     Sağa sola, hayırlı işler, diyerek, ilerliyorum. Giyim bölümünden sebze bölümüne dönen yolun sol köşesine babası, amcası, halası, kuzeni... neredeyse bütün ailesi öteden beri pazarcılık yapan Burak, tezgah açmış; yanında Tekin var. Belli ki bugün ona yardım ediyor. Daha önce yayınlanan söyleşilerin birisinde, Burak'a, Halk Bankasından çektiği kredinin günü geldiğinde geriye nasıl ödeneceğini sormuş ve o da bana, onu ben niye düşüneyim, alacağı olan düşünsün, demişti. Ona yeniden aynı soruyu sormak istiyordum. Sordum. Ekim ayı geldi, nasıl ödeyeceksin? Onun açısından sorun yokmuş. Ben öderim, diyor. Daha doğrusu, ödeyebilecek ise ödermiş. Yoksa nasıl ödesin imiş! Peki herkes ödeyebilir mi?, diyorum. Öder, öder...diyor. Ellerine bakıyorum ve el hareketi yok, değil mi?, diye soruyorum, gülerek. O da gülüyor, yok, yok, diyor. Ama bu gülüş, hınzırca. Çare yok, Devlet erteleyecek, yoksa neyimi alacak?, diyor. Bugünkü BirGün gazetesindeki haberi (**) anımsayarak, TESK Başkanı Bendevi Palandöken de, ödemeler yıl sonuna kadar ertelensin, diyor, diyorum. Tekin, söze giriyor; yıl başından sonra nasıl ödenecek?, diyor. Bu Yaz aylarında ödenemeyen, kış aylarında ödenebilir mi ki? Ertelenecek kardeşim, öbür yaza ertelenecek. Başka çaresi yok! Peki, öbür yaz bu salgın bitmiş ve işler normale dönmüş olacak mı?, diye soruyorum. Dönmez ise, silecekler kardeşim, diye bir yanıt geliyor. Pazarcı arkadaşlar haklılar, diye düşünüyorum. Devlet olarak, sen kalk, büyüklerin trilyonlarını sil, küçük esnafın aracına, malına, bankadaki üç kuruşuna v.b... haciz koy. Küçük esnaf da bunu görsün ve sineye çeksin! Bu adalet mi?

     Onların yanından ayrılmadan, baharatçıların ve bazı üreticilerin tezgah açtığı sokağa yüzümü dönerek bir fotoğraf daha çekiyorum. (***)

     ***

     Pazara geldiğimde, yardım amaçlı olarak gün boyu tezgahında durduğum ve akşamı ettiğim Yasin'in yanına varıyorum. Yasin, biraz da bizim telkinlerimiz sonucu, Muğla'da sapa (ölü) bir sokakta bulunan küçük iş yerini kapamaya karar vermiş ve dükkanında bulunan bütün çocuk mallarını, pazar yerine ilk girişte sözünü ettiğim ve kendisine 'Dayı' diyen Ercan'a vermişti; ucuz-pahalı, demeden. Onunla da yetinmemiş, Yaz başı aldığı ve mallarını taşıdığı aracını da elden çıkarmıştı. Aracını satmadan önce, biraz önce konuştuğum Burak ile oturmuş, konuşmuş ve anlaşmıştı; bu kış onunla gidip gelecekti. Bence, çok akıllıca kararlar almıştı. Tabiri caizse, üzerindeki yükü atmış ve kurtulmuştu. Kışın ne getireceği bilinmiyordu. Kimse önünü göremiyordu. Hava giderek kötüleşiyordu. Her gün daha kötü haberler yayılıyordu.

     İşler nasıl?, diyorum. Cacık! diyor. Vardığımda, saat 14:00 'e geliyordu. Cebindeki parayı söylüyor. Çok kötü. Ak-Tur, üç-beş haftadır bitik, diyor. Ak-Tur'da da hasta var, diye, Ak-Tur yönetimince anons edildiğinden beri pazara çıkan doğru dürüst kimse yok, diyor. Böyle giderse, ne yapacağını, bilemiyormuş. İyi ki o dükkanı kapattın, arabayı da elden çıkardın, diyorum. Önümüzdeki yaz başı, önünü görmeye başladığında uygun bir araba alırsın. Araba sorun değil, diyor. Arabanın satışından elde ettiği paranın bir kısmını mala yatırmak istiyor. Uygun olur, diyorum. Mal alınan fabrikadaki, benim de tanıdığım depocuyu arıyor. Biraz mal varmış. Fiyatları soruyor. Fabrika sahibi, pazartesi bakalım, diyormuş. Belli ki, hafta sonu olması nedeniyle, patron çok meşgul.

     Yasin'in yanına geldiğimi gören pazarcı arkadaşlardan gelenler oluyor. Dert çok. Ankaralı (o kendisine Angaralı, diyor), bir kaç kez geliyor ve farklı konulardan söz ediyor...Söylenenlerden yazılabilecek olanlar var, yazılamayacak olanlar var. Bugün gördüklerim ve konuştuklarımız ile ilgili yazı yazacağımı bildiklerinden yazmam için söylenenler var; söylenen her şeyi yazsam hoş olmayacaklar var, söyleyenin başını derde sokacaklar var... Ben, en iyisi, her zaman yaptığımı yapayım; üzüm yeme amacımın dışına çıkmamaya çalışayım.

     ***

     Yunus'un oğlu Emre, KPSS sınavına girmek için Denizli'ye gittiğinden, ağabeyi M.Ali onun yerine tezgaha bakıyordu. Sizin aileden, bir tek Emre akıllı çıkacak; öyle anlaşılıyor. Kazansın, girsin bir yere, diyorum. Nereyi düşünüyor? Neresi olursa, diyor M.Ali. Eski pazar sokağında, öncekinin karşısında, sol çaprazında yeni bir dükkan daha kiralamışlardı; işler nasıl?, diye soruyorum. İyi, diyor. Kredi çekmiş miydiniz? Ben çekmedim, diyor. Tamam, sen çekmedin de, baban da çekmedi mi? Çekmiş. Ödeme ayı geldi, nasıl yapacaksınız? Öderiz, diyor. Peki vergi, Bağ-Kur, kredi taksiti vb. bütün bunlar, hepsi birden nasıl ödenecek? Ben bu yıl vergiye girdim. Gelecek yıl vergi vereceğim, diyor. Peki baban? O, Bağ-Kur primini ödemiyor. Bir pazarcı adı veriyor, onun gibi yapacak; üç(3) yılı var, günü geldiğinde borçlanacak ve emekli olacak, diyor. Kanımca, üç-beş seyyar esnaf dışında kimse Bağ-Kur primini ödemiyor, ya da ödeyemiyor. Devlet de, bunu biliyor ve kabulleniyor. Bu nedenle M. Ali'nin söylediklerine şaşırmıyorum.

     Bu konuda sohbet ilerliyor. Ortaya çıkan şu; Devlet, önümüzdeki süreçte, yeni bir yapılandırmaya gitmedikten sonra ne bu Bağ-Kur primi vb. ödemeleri ne de Mart ayından sonra Halk Bankası ve Esnaf Kefalet Kooperatif üzerinden verdiği kredileri geriye alabilecek. Peki, yapılandırma çözüm mü?.. Bu sorunun cevabı, şimdilik yok. Onu, yaşayarak göreceğiz.

     Onur, geliyor. Onur, her pazarcı bilir; nevi şahsına münhasır, bir arkadaşımızdır. Ona da aynı soruyu soruyorum. Ben, diyor, Halk Bankasından kredi çekmedim. Tamam, sen Esnaf Kefaletten çektin. Aynı şey. Onun taksitleri otomatikman ödeniyormuş. Benim, diyor, Allahıma çok şükür, devlete borcum yok. Bağ-Kur primi dahil... Bu kez, o soruyor, bu Tek-Çift numara uygulaması devam edecek mi?, diye. Ben ne bileyim, ben her yerde dile getiriyorum. Yazıyorum, Belediye Meclis toplantılarında konuşuyorum... Belediye Meclisinde bulunan üç grup(CHP, AKP, MHP) sözcüsü de, bu konu açıldığında, yalnızca önlerine bakıyorlar. Sanki üreticilerin ve pazarcıların sorunları onları ilgilendirmiyor. Bir kez, Haluk Laçin (AKP), Belediye Başkanına, pazarcıların durumunu sordu; o kadar! Kendisinin ne düşündüğü konusunda tek söz etmedi. Sizden de tık yok. Siz bileceksiniz. Bana ne, diyor. Hiç bir kimseye hiç bir şey söylemem. Uğraşmam. Uğraşsam, madalya mı verecekler? Aksine, arkamdan konuşacaklar. Küfür edecekler...Sözü, bir biçimde yıllar öncesindeki bir olaya getiriyor. Erol Karakullukçu zamanı mı idi neydi, sen de biliyorsun; ben Muğla Valiliğine bir şikayette bulunmuştum. Meğer, o güne kadar, pazar yerinde, 'metre' üzerinden işgaliye ücreti alınıyormuş ve bu yanlış imiş; yasaya göre, 'm2' üzerinden alınmalıymış. Ben şikayet ettikten sonra öyle alınmaya başlandı. Yani, belediyenin kasasına daha çok para girdi. Belediye bir kez bile teşekkür etti mi? Etmedi. O zaman neden uğraşayım? Bunları yazarsam, pazarcılar kulağını çınlatacaklar, diyorum. Yaz, hepsinin bildiği bir şey, diyor.

     ***

     Sohbet uzadıkça, bir arkadaş, duyum olarak, Datça pazarlarında uygulanan Tek-Çift numara uygulamasının İYİ PARTİ Muğla Milletvekili Metin Ergun'a sorulduğunu ve onun da, Datça Belediyesinin isterse bu uygulamadan vazgeçebileceğini, başka yerlerde uygulanmadığını, uygulama devam ettiğine göre, demek ki istemiyorlar, dediğini aktarıyor.

     Bir başka arkadaş, yaz sezonu bittikten sonra, bazı yasaklamaların gündeme gelebileceğini, haliyle bu kış durumlarının çok zor olacağını, söylüyor. Önümüzdeki süreçte, ayakta kalmanın büyük bir başarı olacağı konusunda, ortaklaşa bir kanı oluşmuş, görünüyor...

     ***

     Sabah, daha evde iken, pazarda terlik satan ama bu hafta tek numaralılar açtığı için tezgahını açamayan Bahri aramış ve pazara çıkıp çıkamayacağımı sormuş, çıkacağımı duyunca da, bir ara uğrayacağım, demişti. O geldi. Bunların, dedim, çayı yok, kahvesi yok. Hadi o zaman, çay ocağına gidip çay içelim, dedi. Yürüdük.

     Sebze ve meyve bölümüne, zabıta kulübesinin oradan girdik. Saat 16.00 civarı idi ve çay ocağına kadar olan bölümde bir-iki kişi dışında kimse yoktu. Dur, dedim, ben bir fotoğraf çekeyim. Çektim.(****) Ben fotoğraf çekerken, birisine, dur seni meşhur edeceğiz, diye seslendi. Seslendiği kişi, bana göre, gençten birisi. Edin, dedi, şaşkınlıkla karışık bakarken. Sessizce, kim bu?, dedim. Başkanın sözünü edip durduğu, yaka silktiği kişi, işte bu, dedi.

     Çay ocağına yaklaştık. Bahri'nin kayın biraderi yere çömelmiş, önündeki barbunyaları ayıklıyordu. Annesi ise tezgah üzerinde aynı işi yapıyordu. Adaş'a (onun adı da Mehmet), iki haftada bir gidip mal alıp geldiği Denizli'ye, bu hafta, kendi hatası nedeniyle, Perşembe ve Cuma günleri, iki kez gidip gelmek zorunda kaldığından, ne zaman geldin?, dedim. Saat 09.00 gibi, dedi. Annesi, gülmeye başladı. Bahri, yalanını yiyeyim senin, ben 09.15'de buradan ayrıldım, dedi. Tamam, dedi adaş, 09.30 gibi geldim. Karşılaştığımızda o bana 'Başkan', der, ben de ona " Ne varsa Mehmetlerde var; adamın adı Mehmet olsun, isterse çamurdan olsun!" derim; birbirimize, böyle takılırız. Mehmet, gerçekte, kimseye değil, yalnızca kendine zararı olan bir arkadaştır.

     Çay ocağına oturuyoruz ve Mehmet'den iki çay, diyoruz. Genç bir çalışan, hemen getiriyor. Çay ocağını çalıştıranı tanıyoruz, işler nasıl?, diyoruz. Tadı tuzu yokmuş...

     Bulunduğum yerden fotoğraflar çekiyorum.(*****)

     Kalkıyoruz. Dönerken, adaşa, tamam Tek-Çift numara uygulaması var da bu (sağ taraftaki bomboş tezgahları göstererek) tezgahlar neden boş?, diye soruyorum. Bitirdiler, gittiler, diyor. Azıcık malları vardı zaten. Onları da satıp gittiler. Tezgahının arkasındaki kasa kasa dolu durumdaki domatesleri göstererek, soruyorum; bunları bitirebilecek misin? Bunlar ne ki?, diyor. Akşamleyin işçiler gelince hepsini satarız. Annesi, fiyatı azıcık düşürünce bir şey kalmaz, diyor. On yıllar önce babam ile köyde üretip İzmir Eşrefpaşa pazarına getirip sattığımız sebzelerin fiyatlarını akşamleyin indirip eldekileri bitirişimiz aklıma geliyor. Yıllar geçse de, pazar yerlerinde bazı yöntemler değişmiyor. (Bilahare, adaşın ablasına soruyorum, Cumartesi günkü pazar satışını: annelerinin aktardığına göre, malları satmışlar ama gün sonu elde avuçta kalan sıfırmış. Yani, ancak malın parasını ve mazot masrafını çıkarabilmişler. Perşembe ve Cuma günü iki kez Denizli'ye gidiş geliş ile Cumartesi günü tezgahta iki kişinin çalışmasının karşılığı, koskocaman bir sıfırmış. Ablası, bugün, yani Pazartesi günü, evde "oturum" var, diyor. Datça pazarındaki fiyatlardan yakınan bazı tüketici arkadaşlara, hele bir gün, 24 saatinizi Karaköylü ya da Kızlanlı üreticilerden biriyle ya da bir manavla birlikte geçirin, diye boşuna demiyorum.)

     ***

     Dönüşte bir pazarcı arkadaşın yanında geçerken, gelin çay ısmarlayayım, diyor. Sağ ol, inan içtik, diyoruz. Ayak üstü, sohbete başlıyoruz. Yakınıyor. Pek çok şeyden yakınıyor... Bir pazarcı aileden bahsediyor. Sözünü ettiği aile, Datça'da oturuyor. Tanıyorum. Arada bir selamlaşırız. Konuşuruz. Bu pazarı bırakacaklarmış ve yalnızca, eşi emekli oluncaya kadar, köylere çıkacaklarmış. Duyunca, şaşırdım. Bazı pazarcı arkadaşların durumunun sıfırın altında, çok ekside olduğunu biliyor ve bir an önce bırakmaları en akıllıca iş olacak, diye düşünüyordum; ama sözünü ettiği pazarcı ailenin haletiruhiyesinin bu durumda olduğunu hiç tahmin edememiştim. Ben de, dedi, daha bir süre devam ederim ama belki bu kış, belki de önümüzdeki yaza varmadan burayı bırakırım. Konuştuğumuz, iyi bir arkadaştı. Biz, diyerek devam etti, dizlerimizin üzerinde durduğumuzdan, karşımızdakileri büyük ve baş edilemez görüyoruz; ayağa kalkabilsek, onların çok küçük olduğunu göreceğiz... Sonra, daha başka konulardan söz ettik...(Pazartesi günü yeniden gittiğim pazar yerinde, başka bazı pazarcı arkadaşların da adı dolaşıyordu, bırakmayı düşünenler ya da bırakabileceği söylenenler arasında)

     Yasin'in yanına döndük. Bahri ayrıldı. Marketine gitti. Ben akşamleyin tezgah toplamaya yardım etmek için beklemeye başladım...

     ***

     Saat 18.30 civarı toplamaya başladık. Terzi arkadaş, pantolonu getirdi; unutmuştum. Tamir parasını vermek istedim, almadı. Teşekkür ettim.

     Pazardan ayrılma saati 21.00 idi ama biz saat 20.00 gibi çadırları toplamış ve arabaya yüklemiştik.

     Artık, her birimiz evimizin yolunu tutmalıydık...

     14.09.2020/Datça

     Mehmet Erdal

     (*)

                                               (12 Eylül 2020/Cumartesi,saat 13:30 civarı)

                                                                       


                                                (14 Eylül 2020/Pazartesi, saat 13.30 civarı)                  

     (**)

                                           (12 Eylül 2020 tarihli BirGün'ün haberi)

     (***)

                                         (12 Eylül 2020/Cumartesi, saat 14.00 civarı)

                                                                    

                                                (14 Eylül 2020/Pazartesi, saat 14.00 civarı)

     (****)

                                          (12 Eylül 2020/Cumartesi, saat 16.00 civarı)

                                                                     

                                                 (14 Eylül 2020/Pazartesi, saat 14.00 civarı)

     (*****)


                                     (12 Eylül 2020/İki fotoğraf/Cumartesi, saat 16.00 civarı)

                                                                


                                      (14 Eylül 2020/İki fotoğraf/Pazartesi, saat 14.00 civarı)

                                                          

                                          (14 Eylül 2020/Alt bölüm/Pazartesi, saat 14.00 civarı)

Devamını Oku...

23 Haziran 2020 Salı

2020.06.23.BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ-4

  Hiç yorum yok
13:33


     BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ-4: S.O.S...
     21 Haziran günü öğleye doğru, aynı zamanda pazarda terlik, ayakkabı vb. de satan marketçi arkadaşım aradı; hadi, daha gelmiyor musun?, dedi.
     Hemen hemen her gün öğle civarı ya da öğle üzeri onun marketine uğrar ve mutlaka eşinin yaptığı kahveyi içer, dereden tepeden laflardık; tamam, geliyorum, dedim. Arabama atlayıp, yola çıktım. Üç-beş dakika sonra, marketin önündeydim.
     Pazarda işler kötü imiş, senin ortak (bazı pazarcı arkadaşlar, işi devir ettiğim ve haliyle, bazen Cumartesi günleri öğle üzerileri gidip yardım ettiğim arkadaş ile aramda 'dostluk' değil 'ortaklık' ilişkisi olduğunu düşündüğünden ve bu çerçevede konuştuğundan, ona atıfta bulunuyor) ağlıyor, dedi.
     ***
     Korona virüs salgını ile mücadele başladığında, İçişleri Bakanlığı, ilk elde, pazar yerlerinde sebze ve meyve bölümünün açık kalmasına ama giyim, züccaciye, deri-çanta-kemer, hediyelik eşya, takı vb. satıcılarının tezgah açtığı bölümün ise belirsiz bir süre kapalı olmasına karar vermişti; nitekim, yedi (7) hafta kadar, bu bölümlerde tezgah açan pazarcılar faaliyetten men edilmişler ve Allahın tek bir günü bile tezgah açamamışlardı.
     Yedi hafta sonra, İçişleri Bakanlığı, kendi bildiği ve haliyle açıklamadığı (yaygın olarak, 'tepkilerden dolayı açmak zorunda kaldı' şeklinde yorumlanan) nedenlerle, bu bölümde yer alan pazarcıların da yeniden tezgah açmalarına ama belediyeler/yerel yönetimler tarafından, tıpkı sebze ve meyve bölümünde olduğu gibi bu bölümde de 'sosyal mesafe' kuralına uygun bir düzenleme yapılmasına karar vermişti.
     Datça Belediyesi, İçişleri Bakanlığı'nın bu kararı çerçevesinde, tıpkı Mart ayı ortalarından itibaren, ilçe sınırları içerisindeki bütün pazar yerlerinde var olan sebze ve meyve satış bölümlerinde yaptığı gibi tek-çift numara uygulamasına gidilmesine karar vermişti; bu uygulamaya göre, bazı pazar yerlerinde haftada iki gün tezgah açılıyor; bir hafta, tek numaralar bir gün, çift numaralar ertesi gün tezgah açıyorlar; gelen haftada ise tersi oluyordu. Bazı pazar yerlerinde ise, öncesinde olduğu gibi tek gün pazar kuruluyor; tek numaralar bir hafta, çift numaralar ise gelecek hafta tezgah açabiliyorlardı.    Belediyeye göre, böylece, pazarcılar arasında, tezgah açma ve haliyle iş yapabilme açısından bir eşitlik sağlanmış oluyordu.
     ***
     Hiç şüphesiz, bu uygulama, 'şeklen' doğru bir uygulama idi ve belediye, bu konuda başkaca bir uygulama yapamayacağını, yetkinin kendisinde olmadığını, kendilerinin, İçişleri Bakanlığı tarafından alınan bir kararı uygulamakla mükellef olduğunu, o kararı değiştiremeyeceğini, söylüyordu.
     Pazarcılara göre ise, başka yerlerde, Örn: İzmir'de, Muğla Menteşe'de, Bodrum'da, Köyceğiz'de, Fethiye'de vb. daha başka yerlerde ilk anlarda benzeri uygulamalar gündeme gelmiş ama bir-iki hafta sonra uygulamada esnemelere gidilmiş; bugün Datça'dakine benzer bir uygulama artık hiç bir yerde söz konusu değildi. Doğrucu Davut olan tek yer Datça idi. Bu nasıl oluyordu?
     Keza, günlerin duyurulmasında da yalnızca İnternet ortamında duyuru yapmayı yeterli gören belediye hatalı idi; Datça'da kaç kişi İnternet kullanıyordu? Günlerin duyurulması cami hoparlöründen ya da araç çıkarılarak da yapılabilirdi, ama belediye bu yolları hiç kullanmamıştı... Haliyle, vatandaş, alışkın olduğu gün pazara çıkıyor, diğer gün pazar yerine uğramıyordu bile. Bu durumda, pazarcılar, bir hafta iş yapıyor, diğer hafta ise sinek avlıyordu. Yani, gerçekte, pazarcılar açısından pazara tezgah açma olayı, haftada bir günden iki haftada bir güne düşmüş oluyordu. Bu da ciddi bir mağduriyet, demekti.
     ***
     Datça (İskele Mahallesi) Halk Pazarı, gerçekte, benim bu yazılarımı okuyanlar artık ezberlemiş olmalılar, Cumartesi günleri kuruluyordu; bu hafta, Cumartesi günü, bütün ülkede LGS yapılmıştı ve haliyle o gün, İçişleri bakanlığı, Korona virüs salgını ile mücadele çerçevesinde 'sokağa çıkma yasağı' ilan etmişti. Bunun üzerine, Datça belediyesi, 18 Haziran'ı 19 Haziran'a bağlayan gece yarısı, İnternet üzerinden, Cumartesi kurulan pazarın Pazar gününe kaydırıldığını duyurmuştu.
     Aynı gün, Palamutbükü pazarı da kuruluyordu ve Datça Halk Pazarına çıkan pazarcıların bir kısmı Palamutbükü Pazarına da tezgah açıyordu; belediye, akla en yatkın çözüm olarak bunu görmüş ve ilan etmişti; başkaca bir yol da yok, gibiydi.
     Haliyle, bu karar, bu hafta, pazarın asıl günü olan Cumartesi günü, hem de 'Babalar günü'nün bir gün öncesi tezgah açacak oldukları için sevinen pazarcıların bu sevincini kursaklarında bırakmıştı; öyle ya, pazarın Pazar gününe alınarak gün değişikliğine gidilmesi ve o gün, aynı zamanda Palamutbükü pazarının da açılacak olması, müşterilerin pazara gelip gelmeyecekleri konusunda ciddi soru işaretlerine yol açıyordu.
     Nitekim, Cuma günü, bazı arkadaşlar telefon ederek, Pazar günü pazarın nasıl olabileceğine dair düşüncemi sormuşlar; onlara, Datça'ya çok gelenin olduğunu ve müşterinin pazara çıkmaktan başka çaresi olmadığını, çok fazla sorun yaşanmayabileceğini, söylemiştim.
     'Ortak' olarak nitelenen arkadaşım da bu ikirciklenen ve nihayetinde, pazar günü Datça'ya tezgah açarım, Muğla'ya dönmem, orada kalırım ve Pazartesi günü de Ak-Tur'a tezgah açarım; böylece mazot parasından tasarruf ederim, diye düşünen pazarcılardan birisi idi.
     Marketçi arkadaş da bu konuşmaları ve gelişmeleri, bir ölçüde de olsa biliyordu.
     ***
     Kahveyi içtim, tamam, pazara gidiyorum, dedim. Sen gide dur, ben de birazdan uğrayacağım, dedi, marketçi arkadaşım.
     Araba ile her zamanki gibi PTT arkasındaki otopark alanına gittim; arabayı park ettim. Sağa sola bakınarak pazar yerine doğru yürümeye başladım. İlk gözüme çarpan, otopark çıkışındaki işçi kahvehanesinin tenhalığı oldu. Yanındaki lokanta kapalı idi. Yürümeye devam ettim. Gelen giden yoktu. Eyvah, dedim, korkulan oldu, sanırım; pazarcı arkadaşlar sinek avlıyorlardır, şimdi. Ama, diyorum, bir yandan, kendimi avuturcasına; bugün pazar, belkide insanlar deniz kıyısındadırlar, akşamleyin gelirler.
     Pazar yerine yaklaşıyorum; ellerinde pazar arabaları ile gelen bir-iki kişi dışında kimsecikler görünmüyor. İçim kararıyor. Yürüyorum. Pazar yerindeki çadırları görüyorum. Yaklaşıyorum. Bir gün önce Marmaris Beldibi mi? Yoksa Datça mı?, diye ikirciklenen ve telefon açıp fikrimi soran çocuk giyimi satan arkadaşın girişte, solda, ilk numara olan tezgahına varıyorum. Oturmuş, öğle yemeğini yiyor. Nasıl?, diyorum; yok bir şey, diyor. Halbuki bu tezgah, pazarda iyi iş yapan tezgahlardan birisi olarak bilinir.
     Kalkıyorum ve devam ediyorum. Biraz ileride bir-iki arkadaş ile ayak üstü sohbete başlıyoruz. Ne olacak bu durum?, diyorlar. Belediye, elimizden bir şey gelmez, diyor; neden Kaymakama çıkmıyorsunuz ki? İlçe Pandemi Kurulu Başkanı, o. kararı o verecek. Neden çekiniyorsunuz? Kaymakam iyi birisi. Bir arkadaş, yok kardeşim, diyor; geçenlerde, bir tanıdığım anlattı; Kaymakam bey, bana pazarcının durumu şu, bu, demeyin. Elimden bir şey gelmez; yukarısı bu konuyu çok sıkı tutuyor, demiş. Tamam da bir de siz çıkın. Derdinizi anlatın. Kendi kulağınız ile duyun. Tamam, ben hazırım, falan, deniyor ama biliyorum, arkası gelmez. Pazarcı, bu konuda, her zaman ayağını sürür... Hep, bir başkası öne düşsün, ister.
     Valla, siz bilirsiniz; Devletçe ötelenen borçların ve aldığınız 25'er bin liralık kredilerin ödeme zamanına şurada ne kaldı ki? Belediye de 2018 ve 2019 işgaliyelerini 1 Temmuz'a kadar ödeyin, diyor. Ya kaymakama çıkar derdinizi ve çözüm önerinizi anlatırsınız, CİMER'e falan yazar durursunuz ya da siz bilirsiniz...
     'Ortağın' tezgahına varıncaya kadar sağlı sollu başka pazarcı arkadaşlara da hayırlı işler diliyorum.
     ***
     Öğle sonrası gün boyu tezgahtayım; saat 15.00/16.00 civarı gelen gidenler tek tük artmaya başladı ama yaşanan tam bir hayal kırıklığı, oluyor.
     Sıkıntı, başka pazarcıların da ilgisine çeken ve onların da düşüncelerini dile getirdiği bir sohbeti tetikliyor.
     Pazarcılar, pazarın, yine eskisi gibi, tek-çift uygulaması olmadan, tek güne dönüşmesi konusunda İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinin bağlayıcı olduğunu kabul ediyorlar ama başka yerlerde değil de neden yalnızca Datça'da katı bir biçimde uygulandığını, anlayamıyorlar.
     Bazıları o sözünü ettikleri yerlerde yaşadıkları ya da oralara da tezgah açtıkları için kesin bir dille, Datça dışında bu tek-çift uygulamasının uygulanmadığını, pazarcılara, sağlık kurallarına uyun, eğer herhangi bir sorun yaşanır ise siz bilirsiniz, tek-çift uygulamasına geçeriz, denildiğini, söylüyorlar. Eğer, bu tek-çift uygulaması devam eder ise, çoğunun sezon sonu ya da Ekim-Kasım aylarından itibaren, Kış aylarında topu dikmiş olacaklarını, biliyorlar. Çaresizler. Özellikle Datçalı üreticiler... Bir arkadaş, köylünün, arkadaşım, salatalık, biber, domates vb. 15 günde bir toplanmaz; 2.3 güne bir toplanmalı. Topluyoruz, ama Cumartesi dışında pazara çıktığımız gün gerisin geri getirip hayvanların önüne döküyoruz, dediğini, söylüyordu. Üreticinin halinin perperişan olduğunu, anlatıyordu. Onlara göre, Datça'da yerel yöneticiler, üreticinin halini görüyor ama bir çözüm getirmiyorlardı.
     ***
     Arada bir, can sıkıntısında ve meraktan, Palamutbükü Pazarına tezgah açmış arkadaşlarına telefon edenler ya da oradan arayanlar oluyor; karşılıklı, satış durumları soruluyordu. Anlaşıldığı kadarıyla, her iki yerde de durum birbirinden farklı değildi.
     Yarın, yani pazartesi günü, buraya kimse gelmez; bugün böyle ise, yarın durumu düşünemiyorum bile, diyen pazarcı arkadaşlar, akşamleyin 18.00'e doğru tezgahlarını toplamaya başladılar. Görevli zabıta arkadaş, arkadaşlar, saat 19.00'da çadırlar inmiş olacak, biliyorsunuz, değil mi?, diyerek dolaşmaya başladılar.
     Saat 19.15'te biz tezgahı toplamış ve çadırı indirmiştik.
     ***
     Bu yıl, (Mart ayından beri yazıp duruyorum) pazarcılar ve küçük yerleşim yerlerindeki üreticiler başta olmak üzere küçük esnafın durumu, giderek kötüleşiyor.
     Onlar, şimdilik yüksek sesle dile getirmiyorlar ama çoktan S.O.S vermeye başladılar bile...
     23.06.2020/Datça
     Mehmet Erdal.
                                                          Fıttırmaya az kaldı...
                                          Godot'u beklerken...

                                            Elde telefon, gözler müşterinin geleceği yönde.
Kızlan Mahallesinde, bir üretici pazarcının, pazarda satamayıp, tavuklarına yedirsin diyerek komşusuna verdiği salatalıklar. 

Devamını Oku...

18 Mayıs 2020 Pazartesi

2020.05.18.BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ-2

  Hiç yorum yok
13:32



     BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ (2)
     15 Mayıs Cuma günü akşamleyin, halihazırda bahçıvanlık yapan bir arkadaşım aradı ve istersem, bana limon verebileceğini, söyledi. Tamam, olur, gelirim, ama bugün gelemem, yarın gelsem, olur mu?, diye sordum. Olur, dedi.
     16 mayıs Cumartesi günü sabahleyin 05.00'te kalktım. Yürüyüşümü yaptım. Duş, kahvaltı derken saat 11.00'e doğru aradım. İskele tarafındaymış. Belediyenin yanından Çevre Yoluna girdim; Kargı Yolunu takip ettim, Hava Lojmanlarının oradan döndüm.
     O yoldan gidip gelenler bilirler; Seyir tepesinin oradan Gölet'in, Taşlık Plajının, Liman'ın ve göz alabildiğine, Simi Adası'na kadar çarşaf gibi uzanıp giden Akdeniz'in seyrine doyum olmaz. İşte, tam oradan geçerken bomboş haldeki Taşlık Plajına gözüm takıldı. Aklıma, geçen yıl bugünlerde, erken saatlerde bu plaja gelip denize girişimiz ve şimdilerde İnternette dolaşan ''AVM'lere gitmek serbest, deniz kıyısında dolaşmak ve denize girmek yasak'' esprileri geldi. Gülümsedim. Bu akılları, kim veriyor, uygulayan da neden uyguluyordu ki?
     Arkadaşımı buldum. Bir poşet dolusu limonu aldım. Baktım, elinde bir paket maske. Eczaneden, tanesi bir liradan almış. Burnun üzerine gelecek yerinde teli var mı, dedim; yokmuş. İktidarın, söylemlerinin aksine, Korona virüs salgınına karşı ne ölçüde hazırlık yapılıp yapılmadığının göstergesi (turnusolu) haline gelen bu maske olayı, hala sallapati durumdaydı. Bunlar sağlıksız, tekstilde kullanılanlar sağlıklı olanları, dedim; burnun üzerine gelen kısımda tel olacak ve o teli bastıracaksın ki, oradan mikrop girişi önlenmiş olacak.
     Ayrıldım. Yolda, bir arkadaşımın marketinden gazeteyi aldım ve eve döndüm. Sonra, ver elini, pazar yeri.
     ***
     Belediye, 24 Mart'ta yayınlanan İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinden sonra, bu genelge çerçevesinde, Cumartesi günleri açılan İskele Mahallesi Halk Pazarı'nın 27 Mart'tan itibaren Cuma ve Cumartesi günleri olarak iki gün açılmasına ve tek-çift numara uygulamasına geçilmesine karar vermişti; bütün ülkede, tekstil, züccaciye, deri çanta-kemer vb. satıcılarının tezgah açmaları geçici bir süre yasaklanmasına karşın, tezgah açmaya devam edebilecekleri söylenen sebze ve meyve satıcılarının tezgahları arasında 3'er metre mesafe koyma kuralı getirildiğinden, en uygun çözüm yolu olarak bu görülmüştü. Çarşamba günü kurulan Özbel Köylü Pazarı da Salı ve Çarşamba günleri olmak üzere iki gün açılacak ve aynı tek-çift numara uygulaması orada da geçerli olacaktı. (Bir süre sonra, Belediye, yaşanan bazı sorunlar nedeniyle, Özbel Köylü Pazarı'ndaki bu uygulamaya son verecek, bir hafta tek numaralar, bir hafta çift numaralar tezgah açacak, diyecekti.)
     Yedi hafta süren bu uygulamanın ardından, İçişleri Bakanlığı, yeni bir genelge yayınlamış ve Belediye, yayınlanan bu yeni genelge (*) çerçevesinde, uygulamayı yeniden değiştirmeye karar vermişti.
     İçişleri Bakanlığı'nın yeni genelgesinde, 24 Mart'ta tezgah açmaları yasaklanan pazarcıların yeniden tezgah açmasına izin verildiği ama açılan her tezgah arasında 3'er metre mesafe olması gerektiği kuralının devam ettiği yazıldığından, Belediye, şöylesi yeni bir karar almıştı: Yedi haftadır Cuma ve Cumartesi günleri açılan İskele Mahallesi Halk Pazarı Cumartesi ve Pazartesi günleri açılacak ve tek-çift numara uygulamasına devam edilecek; Pazar günleri kurulurken, 27 Mart'tan itibaren Pazar ve Pazartesi günleri kurulan Palamutbükü Pazarı ise yalnızca Pazar günleri kurulacak ama tıpkı Özbel Köylü Pazarı gibi, her pazarcı, 15 günde bir Palamutbükü Pazarına tezgah açabilecekti. (İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinde, genelgeyi uygulayacak yerel yönetimlere, uygulamanın üzerinde herhangi bir tasarruf yapma hakkı tanınmadığından, yani, genelgede, çok açık bir biçimde, tezgahlar arasında 3'er metre mesafe konulacak, denildiği için, belediye, başka bir çözüm yolu bulamamış ve mecburen her yerde tek-çift numara uygulamasına yönelmişti; halbuki, Korona virüs salgını ile mücadele konusunda genel değil de lokal uygulama yöntemleri geliştirilebilse ve bu çerçevede yerel yönetimlere inisiyatif tanınabilse idi, örn: Datça'da, yöreye has uygulama biçimleri geliştirilebilirdi. Şimdi, Datça'da yaşayan ve Datça'nın içinde bulunduğu durumu bilenlerin aklına yatsın ya da çok saçma gelsin, yerel yönetimler ve merkezi yönetimin yerel kurumları, isteseler de istemeseler de bu uygulamaları uygulamak zorunda kalıyorlar.)
     ***
     İçişleri Bakanlığı'nın yeni bir genelge yayınlayıp tezgah açmaları yasaklanan pazarcıların yeniden tezgah açmalarına izin verileceği duyumları İnternette yayılmaya (**) başladıktan sonra, 7 haftadır tezgah açamayan ve haliyle, öfkeden, burunlarından soluyan pazarcılardan bazı tanıdıklarım, kendi aralarında ve (bir kısmı ile söyleşi yapıp, sorunlarını ve beklentilerini anlattıkları bu söyleşileri 31 Mart, 14 Nisan, 24 Nisan ve 28 Nisan tarihleri arasında yayınlayan) benimle hızlı bir haberleşme trafiğine girmişlerdi; Bu söylenti doğru muydu? Bu haberin doğruluğunu nereden öğrenebilirlerdi?
     Neyse, 8-9 Mayıs günleri durum netleşmiş, İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinin belediyeye geldiği ve belediyenin, 11 Mayıs'tan sonra gerekli düzenlemeyi yapıp duyuracağı belli olmuştu.
     Bu kez, yasaklı olup da yeniden tezgah açacak pazarcılar açısından bu düzenlemenin ne tür yapılırsa en iyi olacağı üzerine bir haberleşme trafiği başlamıştı. Sonunda, 11 Mayıs günü öğle saatleri civarında, belediyenin, yeni uygulamayı İnternete koyarak, kendi sayfasından duyurduğu görüldü.
     Belediyenin duyurduğu (yukarıda anlatılan) uygulama biçiminden memnun olmayan ve hoşnutsuzluk ifade edenler vardı ama alternatif olarak birbirlerine dillendirdikleri düşünceleri, belediyeye çıkıp, belediyeyi ikna edecek şekilde anlatacak kişi ya da kişiler kimler olacaktı? Bu konuda gönüllü kişi bulmak, 25 yıl pazarcılık yapmış birisi olarak yazıyorum, her zaman çok zordur; pazarcıların büyük çoğunluğu, şu veya bu nedenle, belediyelere çıkıp, ortak olan sorunlarını ve ne istediklerini anlatmakta çekingendirler. Topu, sürekli birbirlerine atarlar ve birbirlerinin gözüne bakarlar. (Ola ki içlerinden birileri gönüllü olarak ya da şu veya bu nedenle kendini bu belediyeye çıkma işini yapmaya mecbur hisseder ve belediyeye çıkar ise, hiç şüpheniz olmasın, dönüşte, bazılarınca, kendisinin ya da bazılarının menfaatleri doğrultusunda konuştuğu vb. vb. şeklinde suçlanır.)
     11 Mayıs günü, Datça'da yerleşik konumda olan üç pazarcı arkadaş, bu konuyu görüşmek için belediyeye çıkmış ama alınan kararın ötesinde, kendi aralarında konuştukları alternatif uygulama biçimleri konusunda herhangi bir değişiklik yaptıramamışlardı.
     ***
     İşte, 16 Mayıs Cumartesi günü, bu uygulamaya dair yerinde gözlem yapabilmek ve yeniden tezgah açan arkadaşlar ile sohbet edebilmek için pazar yerine gidiyordum.
     Arabayı, PTT'nin arkasındaki, şimdilerde fiilen otopark olarak kullanılan boş alana park ettim.    Eskiden pazarın kurulduğu ama şimdilerde giderek ticari bir cadde olarak öne çıkan sokak boyunca ilerledim. İş yerlerinin çoğu kapalı, açık olanlarında ise iş yeri sahipleri iş yerlerinin içinde, önlerinde ya da karşılarındaki banklarda oturuyorlardı. Aralarında sohbet edenler de vardı. Sokak, ıpıssızdı.
     Sokağın sonundaki balıkçı kapalı ama önünde iki kişi, sandalyeleri maviye boyuyorlardı; anlaşılan, 27 Mayıs ya da 1 Haziran'da açılacakları söylendiğinden, hazırlık yapıyorlardı. Balıkçıyı geçtim, 90 derece açı ile sağa, yukarıya doğru yöneldim. Karşıdan, tek tük, pazar alışverişi yapıp dönen kişilere rastladım. İskele Mahallesi Muhtarlığının bürosunu geçince, daha AYDEM'e varmadan, pazar yerinin girişindeki ilk tezgah sahibi arkadaşların kurduğu çadırları gördüm.    Yaklaştıkça, girişte, üzerinde POLİS yazan demir bariyerler gözüme çarpmaya başladı. Gerçekten, belediye, girişin düzenli olmasını sağlamak için bu uygulamayı gündeme getirmiş ama ortalıkta düzenli girişi sağlanacak herhangi bir kalabalık görünmüyordu.
     Demir bariyerleri geçince, hemen sol tarafta, kaldırımın üzerinde, bir zabıta ve iki özel güvenlik görevlisi taburelerin üzerinde oturmuş sohbet ediyorlardı; biraz ilerilerinde de bir kaç pazarcı...
     ***
     Giyim, züccaciye, deri-çanta-kemer vb. satan pazarcıların tezgah açtığı sokak hiç alışık olunmadığı oranda ıssızdı. Halbuki, saat 12.00'yi geçiyordu ve ben bilerek gelişimi bu saate ayarlamıştım. Hava çok sıcaktı ve belki onun da etkisi vardı, bilemiyorum; ben, iki-üç saat kalırım ve bu da bana, ortalama/sağlıklı bir gözlem yapmam için yeter diye düşünmüştüm.
     Selam vererek, hayırlı işler dileyerek, ayaküstü ya da 5-10 dakika yanlarında oturarak kısa sohbetler yapıp, yavaş yavaş ilerlemeye ve dolaşmaya başladım.
     Gerçekte, Datça'da, Korona virüs salgını ile mücadele başladıktan sonra bile bir biçimde gelenlerle birlikte oldukça çok yaşayan vardı. Sabah yürüyüşlerinde sokak aralarında rastladığım arabalardan ve bir de, büyük marketlerde tanık olunan kalabalıklara dair İnternetteki eleştirel içerikli paylaşımlardan anlıyordum, bu durumu. Ama pazarda in cin top oynuyordu.
     Sebze-meyve satılan bölüme yöneldim. Evde elime tutuşturulan alışveriş listesine baktım, acaba hangi tezgaha gidip almalıydım? Pazar alışverişlerini hiç sevmem, bugüne kadar hep Sevda yapmıştır. Kadınların bütün pazar yerlerini dolaşmalarını ve maydanozun, rokanın, dere otunun vb. fiyatını dahi pazarlık konusu yapmalarını hiç anlayamam. Yıllarca pazarcılık yaptım, kadınların bu huyunu hiç sevmem. Benim bildiğim, alacağın ürünü beğendin mi?, üzerinde fiyatı yazıyor mu?, tamam sorun bitmiştir; alırsın ya da almazsın. Satıcı, müşterinin daimi müşteri olup olmadığına, kendisi ile arkadaşlık, akrabalık, meslektaşlık vb. herhangi bir özel durumu varsa ona bakar ve hesabı yapar. Ben, çoğunlukla bu çerçevede hareket ettim.
     Sebze-meyve bölümünde de gözle görülür bir tenhalık vardı; hem satıcılar hem de alıcı müşteriler açısından.
     Baharatçıların bulunduğu yerden sebze-meyve satan bölüme girmiştim, sağa doğru yöneldim. Baktım, peynircilere varmadan, duvar kıyısında, genç bir kadın satıcının tezgahı var, ona yaklaştım. Bu tezgahta çeşit daha fazla idi. Satıcı kadını, benim tezgahtan yaptığı alışverişlerden tanıyordum. 2 kilo portakal, 2 kilo Golden elma, 4 baş Sarımsak ve 1 kğ.800 gram gelen muz aldım. Dere otu ile kuru soğan yokmuş. Kaç lira? Bana istediklerimi veren orta yaşlı ve saçlarını arkadan bağlamış kişi, 28, artı 21 daha 49....eder 85 TL. dedi. Tamam, deyip çıkardım 100 TL'yi uzattım. Üzerini aldım. Yürüdüm. Bir başka tezgahtan kuru soğan aldım; 3 TL. Dere otunu bulamadım. Eyvallah. Yukarıdaki, zabıta kulübesinin yanındaki kapıdan sebze-meyve bölümünden çıktım. Giyim satan bölüme geçtim. Kapının tam karşısındaki havlu, çarşaf, nevresim vb. ürünler satan arkadaşın tezgahına gittim. Oturduk. Hal hatır sorma ve ardından ne olacak bu yeniden tezgah açmalarına izin verilen pazarcıların durumu, muhabbeti başladı. Gören bir iki arkadaş daha yaklaştı. Muhabbet derinleşti. Bugünkü uygulamanın kendileri açısından yarattığı sorunlar üzerine düşünceler dile getirildi; tezgahlar arasındaki boşluk nedeniyle satılan ürünlerin güneşte kalmaları, müşterinin hem çeşit bulamayacağını düşünerek hem de güneş altında yürümek istememesi nedeniyle bu bölüme gelmemesi vb...Sebze-meyve bölümü de bomboştu ama neler yapılabilirdi? Belediyeye neler önerilebilirdi? Neden belediyeye gidilmiyordu? Belediye, İçişleri Bakanlığı'nın genelgesi ortada iken başka neler yapabilirdi? vb.vb... Muhabbetin sonlarına doğru ben artan fiyatlardan ve yaptığım alış verişten söz ettim. Anlattım. Bazı sebze-meyve satıcıları ile yakın ilişkisi olanlar, tanıdıklarına seslendiler, portakal kaç lira?, elma kaç lira?, diye. Fiyatları duyunca, bozuldum. Benim elma ve portakallar, alenen bana kğ. 9 TL.'den gelmişti. Bu işte bir yanlışlık var, git yeniden hesaplat, dediler. Kalktım. Ulan, dedim, bu kadınlar, fiyat sormakta ve bütün pazar yerini dolaşmakta haklılarmış. Resmen aptal yerine konuldum. Yürüdüm. Alışveriş yaptığım tezgaha vardım. Biraz önce alışveriş yapmıştım sizden, hele şunların fiyatını bir daha hesaplar mısınız, kafam karıştı, dedim. Kadın satıcı, tezgahın öbür tarafında; saçlarını arkadan bağlayan orta yaşlardaki erkek geldi ve aldı elimdekileri, yeniden tartmaya başladı; muz 27 TL.,Sarımsak 20 TL., etti 47 TL.; sonra portakal ile elmayı tarttı, eder 73 TL. Döndü bana ve senden kaç lira almıştık?, diye sordu; 85 TL. aldınız. Bu yaptığınız ayıp, şimdi zabıtayı çağırıp tutanak tutturacağım, tezgahı beğendim, malları beğendim, fiyat sormadım ve aldım, ama siz resmen hile yapıyorsunuz. Bu oldu mu?...Özür üstüne özür, yok kasıtlı yapılmamış da, yok olurmuş böyle yanlışlık da...Kadına, sen beni tanıyorsun, aha şurada giyim sattım, sen gelip alış veriş yapıyordun; ben böyle bir şey yaptım mı hiç? 12 TL. iade ettiler. Sinirlenmiştim. Yürüdüm. Çıktım pazardan. Tamam hava çok sıcaktı falan filan ama öyle yoğun bir müşteri de yoktu; anlaşılan o idi ki, bazıları, az satıştan da bütün masrafları çıkarmak için bu tür alavere dalavere yollara tenezzül ediyordu...Yazık. (Eve vardım, Sevda, muzlar ekşimiş, köpürüyor, portakal ve elmada da çürükler var, dedi. Anlaşıldı, kadınlar haklı, onların pazar alışveriş yöntemleri konusunda tek söz etmemek gerekiyor. Bu tür pazarcıların hakkından ancak onlar gelebilir.)
     ***
     Bazı pazarcı arkadaşlar, bugün böyle ise alışveriş, Pazartesi kimse gelmez bu pazara; o halde pazartesileri gelmeye gerek yok!... Göreceksiniz, Pazartesi daha az pazarcı tezgah açacak vb.vb... diye konuşmuşlardı; olabilir miydi? En iyisi, Pazartesi günü de pazarı gezmek ve gözlem yapmak gerekiyordu.
     ***
     18 Mayıs Pazartesi günü yine aynı saatte evden çıktım, arabayı aynı otoparka park ettim, aynı yolu izledim; manzara aynı idi.
     Pazar yeri girişine vardım. Görünüm daha derli toplu idi. Belli ki, bugün tezgah açan tekstil, züccaciye, deri çanta-kemer vb. ürün satıcıları, Cumartesi günü tezgah açanların yaptığı hataları yapmamışlar, çadırları birbirlerine yaklaştırmışlar ve böylece daha gölgeli bir koridor yaratmışlardı.    Yine tek tük olan müşteriler, bu gölgelik yerlerden gidip geliyorlardı.
     Selam vererek, hayırlı işler dileyerek, ayaküstü hal hatır sorarak, sohbet ederek ilerledim. Sevda'nın baharatçılardan alınacak bir siparişi vardı; baktım, hiç bir baharatçı gelmemiş. Devam ettim. İki yıl önce tezgahımı ve bütün ilişkilerimi devir ettiğim, benim yıllarca tekstil ürünleri alıp sattığım yerden aynı ürünleri alıp satan arkadaşın tezgahına vardım. Bugün akşama kadar burada kalacak, hem ona yardım edecek hem de gördüğüm pazarcı arkadaşlar ile sohbet edecektim.
     Cumartesi günü tezgah açan bazı arkadaşların kendi satışlarına dair söyledikleri abartılı rakamlara dayanarak, bazı arkadaşlar, Cumartesi günü iyi iş olmuş, bugün kimse gelip gitmiyor, diyor ve sızlanıyorlardı. Yok, doğru değil, aynı durum söz konusu idi; en iyisi 500 TL. almıştır, ya da o civarda...diyorum, ne ölçüde ikna edici oldu ise...
     Karşı tezgahlardan, gün boyu gelen giden oldu, muhabbet ilerledi. Bir ara, bugün görevli ve aynı zamanda pazar yerinden sorumlu zabıta amiri arkadaş gelip oturdu. Mevcut durumun nedenleri ve olabilecekler konusunda karşılıklı fikirler ifade edildi.
     ***
     16 Mayıs Cumartesi ve 18 mayıs Pazartesi günü sohbetlerden, pek çok pazarcının kafasının karışık olduğu ve aralarında, belediyeye götürebilecekleri somut bir önerinin oluşturulamadığı görülüyordu...
     ***
     Zaman ise akıp gidiyordu. Haziran ayı gelmiş ve normal Bağ-Kur, vergi, sigorta primleri, stopaj vb. kim hangi ödemeyi yapıyor ise onun normal ödemeleri başlayacaktı. (***) 16 ve 18 Mayıs günleri yapılan ciroları esas alır isek, bu cirolar ile ne belediyenin işgaliyeleri, ne Bağ-Kur, ne arabaların vergi borcu, ne 6 ay sonrasına ötelenen borçlar ne de Esnaf Kefaletten veya Halk Bankasından 6 ay sonra ödemeli alınan kredi taksitleri ödenebilirdi.
     Yanımıza gelen genç bir pazarcı arkadaşa bir biçimde bunu anımsatıyorum; alacaklı olan düşünsün, ben niye düşünüyorum ki?, diye cevap veriyor, gülerek...
     18.05.2020/Datça
     Mehmet Erdal                             
     Notlar:                                                               (*)

(**)

(***)
                                 (18 Mayıs 2018/BirGün gazetesi) 
                               




                           

Devamını Oku...