24 Eylül 2025 Çarşamba

2025.09.24.Kent Konseyleri ve Sol, Sosyalist Kesimin Kent Konseylerine Bakışı Üzerine (1)

  Hiç yorum yok


Kent Konseyleri ve Sol, Sosyalist Kesimin Kent Konseylerine Bakışı Üzerine (1)

(Birinci Bölüm)

NE OLMUŞTU?

30.04.2024 tarihinde yapılan olağan kongrede başkan seçilen Aytekin Erdoğan'ın döneminde Datça Kent Konseyi, önceki dönemine göre daha iyi bir çalışma performansı içerisine girmiş ama Datça Yarımadası'nda çok uzun yıllar önce doğaya bırakılmış eşeklerin bu yılın haziran ayı içerisinde Muğla Valiliği'nin kararıyla (18.06.2025) Datça Belediyesi veterineri kontrolünde toplatılmaya başlanması ve sokak hayvanları ile ilgili yine Datça Belediyesinin uygulamaları, özellikle göreve başlayan veteriner ile ilgili tartışmalar sürecinde Datçalı yaşam savunucularının çokça eleştirisine hedef olan Aytekin Erdoğan, hem bu eleştirilerin etkisiyle, hem de Datça Kent Konseyi Yürütme Kurulu'nda görev yapan 2 üyenin yürütme kurulunun işleyişine yönelik eleştiriler yönelterek yürütme kurulundan ayrılması üzerine önce “Bir süre Kent Konseyi faaliyetlerinden uzak kalacağım için gruptan ayrılıyorum” diyerek içerisinde yer aldığı bütün çalışma gruplarından ayrılmış, akabinde diğer yürütme kurulu üyeleri ile birlikte seçimli olağanüstü kongreye gitme kararı alınmıştı.

18.08.2025 günü Bülent Ecevit Kültür Merkezi'nde yapılan olağanüstü kongrede bir ilk yaşanmış, sol, sosyalist kesim hem Datça Kent Konseyi Başkanlığına hem de Datça Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyeliklerine aday çıkarmış; sol, sosyalist kesimin adayı Haluk Koşar, yeniden aday olan Aytekin Erdoğan karşısında seçimi 38/20 kaybetmişti.

Haluk Koşar ile 19.09.2025 günü sol, sosyalist kesimin aday çıkarma sürecini, kent konseylerini ve sol, sosyalist kesimin birlikteliklerini konuştuk.

TEK ADAY VARSA YA “UZLAŞMA” YA DA “UMUTSUZLUK” VARDIR!

18.08.2025 günü yapılan Datça Kent Konseyi Seçimli Olağanüstü Kongresi'nde sen sol, sosyalist kesimin başkan adayı idin. Önceki seçimli kongrelerde, örneğin 25.06.2021 ve 30.04.2024 tarihli olağan kongrelerde sol, sosyalist kesim, Cumhur İttifakı'nın Datça Kent Konseyi Başkan Adayı rahmetli Ali Eren'e karşı bir nevi CHP'li Datça Belediyesi Yönetimi'nin desteklediği, yeşil ışık yaktığı... adayları desteklemiş, ayrı aday çıkarmamıştı. Ne oldu da sol, sosyalist kesim bu olağanüstü seçimli kongrede aday çıkardı ve sen sol, sosyalist kesimin başkan adayı oldun?

“18.08.2025 günü yapılan seçimli olağanüstü kongrede sol, sosyalist kesimin birlikte bir liste oluşturmasını belirleyen ana unsur, esasında seçimin tek liste ile gerçekleştirilmek istenmesiydi. Bilindiği üzere yürütme kurulundan bazı istifalar olmuş, bu istifalar sonrasında seçimli olağanüstü genel kurula gidilmişti. Duyduğumuz kadarıyla, kent konseyi başkanından kaynaklı sıkıntılar söz konusuydu ve şimdi aynı başkan yeniden aday oluyor, yeni bir liste oluşturuyordu. Karşısında da herhangi bir aday çıkmıyordu.

Bu noktayı ben, kongre anında yaptığım konuşmada da belirttim: Sol, sosyalist, demokrat birkaç kuruluş oturduk, 'Tek adaylı bir seçim, demokratik seçim olmaz. En azından seçimin demokratik geçmesi için, bir liste oluşturabilir miyiz,? ' dedik; 'Tek aday çıkıyorsa, ortada ya bir uzlaşma ya da bir umutsuzluk vardır.' Yeni yürütme kurulu listesinin oluşturulma biçiminden, yaşanan tartışmalardan ortada bir 'uzlaşmanın' olmadığı aşikardı, diğer taraftan bir 'umutsuzluğun' olduğu da aşikardı; bu 'umutsuzluk' aslında, ülkeyi de saran bir umutsuzluğun, 'Demokratiksizleşme' diye adlandırabileceğimiz bir umutsuzluğun yansımasıydı. Bu durum, kent konseyinin yapısı, işleyişiyle de alakalı bir durumdur. Bütün bunları dikkate alarak, 'Acaba' dedik, 'Biz, bugüne kadar kaçırdığımız fırsatları da göz önünde bulundurarak, Datça'da var olan sol, sosyalist, demokrat, demokratik işleyişe sahip kurum, kuruluşlar olarak ortak bir liste oluşturabilir miyiz? Bu listenin bir adayını da çıkartabilir miyiz?' Tek, tek görüşmeler yaptık. Görüştüğümüz herkesten hemen hemen olumlu yanıt aldık ve ortak bir liste oluşturduk. Ben de bu ortak listenin gösterdiği adaydım. Yani, ben 'aday' olarak çıkmadım; bir 'adaylığım' söz konusu değildi. 'Sen aday ol.' denildi. Ben 'başkan' adayı değildim, o listenin sözcüsüydüm. Böyle bir adaylığım söz konusu. Esasında, kent konseyindeki 'başkanlık' kavramı da bizim açımızdan tartışmalı, sorunlu bir kavramdır... ”


KENT KONSEYİ, SADECE BİR “SİVİL TOPLUM KURULUŞU” DEĞİLDİR!

Aslında bir “Kent Konseyi Yönetmeliği” var ama Kent Konseyleri, yasal olarak tanımlanmamış örgütlenmelerdir. Dolayısıyla, yetkileri de sorunludur. Böyle bir örgütlenmede sen sol, sosyalist kesimin sözcüsü olarak seçildiğinde, önceki yönetimlerin uygulamalarını esas alırsak, uygulamada ne tür farklılıklar olabilirdi? Ya da neler olabileceğini öngörerek, planlayarak sen 'sözcü' olarak aday oldun ya da birlikte bu işe giriştiniz?

“Kent konseylerinin oluşturulma mantığı, özünde, o yörede yaşayan, o ilçede, bölgede, ilde yaşayan insanların hem hemşehrilik bilincinin geliştirilebilmesi, hem kendi aralarındaki dayanışmanın oluşturulabilmesi ama en önemlisi, o yerin yerel yönetimine o yerde yaşayan insanların katılım kanallarının açılmasıdır. Kent konseyi, bu katılımın bir aracıdır. Yapısı da bunun üzerine oturtulmuştur. İki tane çalışma şekli var: 'Çalışma grupları' şeklinde farklı konularda oluşturulmuş gruplar etrafında bir araya gelen yurttaşların yaptığı çalışma, bir diğeri de 'meclisleşme' üzerinden yapılan bir çalışma. Burada, ağırlıklı olarak da zaten o bölgeyi, o ilçeyi ya da ili sokak sokak, mahalle mahalle ekipler oluşturarak halkın hem kendi yaşamı üzerinde, kendi yaşam alanı üzerinde hem de yerel yönetimde söz sahibi olabilme, alınacak kararların istedikleri gibi alınmasını zorlayabilme araçlarının oluşturabilmesi amaçlanıyor.

Burada, bizim temel yaklaşımımız, kent konseyini bu tip bir örgütlenme üzerine oturtabilmek, gerçek işlevine kavuşturtabilmektir. Normal işleyiş olarak baktığımızda kent konseyi, bir nevi 'bir sivil toplum kuruluşu' gibi çalışıyor. Yani çalışma grupları var, çalışma gruplarının her birisinin kendine has yaptıkları bazı çalışmalar var, değerli çalışmalar bunlar, önemli çalışmalar; bu çalışmaların her birisi kendi başına birer dernek çalışması gibi, isteyen bu çalışmaların içerisine girip çalışabiliyor, onların toplantıları oluyor, çalışmalarına ait raporları yayınlanıyor, farklı etkinlikleri oluyor... Kent konseyi de bunlarla birlikte bir hareket gerçekleştiriyor. Bu, tek başına baktığımızda, 'halkın yönetime katılım' ilkesini yerine getiren, gerçekleştiren bir durum değil. Katılım kanallarını açan bir durum değil.


MECLİSLER” ÜZERİNDEN BİR ÖRGÜTLENME ŞEMASI ÖNGÖRÜYORUZ

Bizim temel yaklaşımımız, bu kanalların açılması üzerinedir. Yani, kent konseyinin var olan yapısını 'meclisleşme' üzerine organize edebilecek, örgütleyebilecek bir yaklaşım ortaya koymaya çalıştık. Eğer seçilebilseydik, kent konseyini mahallelerden başlayarak, çeşitli sosyal grupların da meclisleştiği bir yapı haline getirmeyi düşündük. İşte bunun en yakın örneğini o gün kongrede yapılan konuşmalarda da ifade ettik konuşma yapan diğer arkadaşlar ile birlikte; mesela Bursa/Nilüfer Belediyesi'nin Mahalle Komiteleri dedikleri, daha meclisleştirmedikleri 'komite' şeklinde kurdukları bir yapı var. Bu örgütlenmeyi örnek olarak gösterdik. Keza başka birkaç belediye de var... Bütün bunların hepsi, baktığımızda, özünde sol, sosyalist, demokratik bir belediyecilik anlayışını, yerel yönetim anlayışını getiren, bununla bir izdüşüm sağlayan, üst üste düşen bir yaklaşım; Fatsa'ya kadar dayanan, Fikri Sönmezlere kadar dayanan bir süreçten bahsediyoruz. Şu anda kent konseyinin, bizim seçilmemiz halinde, seçilmiş olsaydık eğer, mahalleden, en tabandan başlayarak en tepeye kadar bir meclisleşme, meclisler üzerinden bir örgütlenme şeması öngörüyorduk. Temel farklılığımız buydu.

Bir ikincisi, temsil ettiği yapı olarak da şu haliyle baktığımızda kent konseyleri, hem yönetmelik gereği hem de geleneksel olarak sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri üzerinden örgütleniyor. Yedi (7) tane sivil toplum kuruluşunun temsilcisi bir araya gelerek bir yönetim oluşturuyor; bu haliyle, sadece kendilerini, kendi sivil toplum kuruluşlarını temsil ediyor, halkı temsil eden bir yapısı yok. Halkı temsil edebilmesi için meclislerin üzerine, halkın mahallelerde örgütlendiği sosyal grupların, meclislerin üzerine oturması gerekiyor ki kent konseyi, gerçekten kentte yaşayan insanları temsil edebilsin. Burada yaklaşım olarak da yönetimin tekrardan oluşturulması, şu anki yönetimin, seçilen yönetimin dışında başka türlü bir modelin gerçekleşmesi gerekiyor. Yani, meclislerin temsilcilerinin kendilerini bir şekilde var ettiği yeni bir meclisleşme, bu fiili olabilir, ille de yönetmeliğinin olması gerekmiyor.

Bir diğeri, başkanlığın 'bir formalite' haline getirilmesi gerekiyor. 'Başkanlık' denilen kurum, bugün ülkemizde öyle bir hale gelmiş vaziyette ki her taraf başkan kaynıyor; herkes başkan. Bu, başkanlıktan öteye bir sisteme dönüşmüş vaziyette. Yaklaşımımız açısından da söyledim, başkan adayı değildim, sözcüydüm. Başkanlık, bizim gözümüzde bir formaliteden farklı bir şey değil. Bu nedenle ayrı bir başkanlık seçiminin yapılmasından ziyade bir yönetim seçiminin yapılması gerekiyor; normalde, demokratik kitle örgütünün işleyiş budur. Bir yönetim seçilir, yönetim kendi içerisinde o görev bölüşümünü yapar. Kent konseyinde tersi bir işleyiş söz konusu. Tam da 'Başkanlık' sistemine uygun bir işleyiş var. Biz, aslında bu başkanlık sistemini de bir şekilde demokratikleştirme üzerine bir yaklaşım savunuyoruz. Bu yaklaşımımız, hem kent konseyinin aşağıdan yukarıya örgütlenmesini, demokratik kanalların açılarak örgütlenmesini sağlamak hem de en üstte, işte başkanlıktan yönetimine kadar bir demokrasi içerisinde bunun gerçekleşmesini sağlamaktı...”

(Devam edecek)

22.09.2025/Datça/Mehmet Erdal


 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder