yerel yönetim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2024 Perşembe

2024.01.04.DATÇA'DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ? (4)

  Hiç yorum yok
02:18


 DATÇA'DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ? (4)

Bir önceki bölümde görüldüğü üzere 31 Mart 2019 Yerel Seçimi sonrası ilk işimiz her ay başı Salı günleri toplanan belediye meclisi aylık olağan toplantılarına katılmak ve Datçalıların da katılım göstermesi için ısrarla çağrıda bulunmak olmuştu. İkinci adımda o günlerde ve sonraki süreçte bir süre daha adından söz ettiren Datça Kent Konseyi'nin 23.05.2019 tarihinde yapılan olağan kongresinden başlayarak kent konseyleri konusunu masaya yatırmış, 08.06.2019 tarihinde kamuoyu ile paylaştığımız görüşlerimizi 18-25.06.2021 tarihlerinde yapılan olağan kongrede yaşananları da ele alarak devam ettirmiştik. Kent konseyleri konusunda en son 17.01.2022 tarihinde  bir yazı yazıp yayınlamış, bu yazıyı Marmaris ve Milas Kent Konseylerinde yaşanılanlardan sonra 25.05.2022 tarihinde bir kez daha paylaşma gereği duymuştuk.

Bütün Datçalıların farkında olduğu üzere şimdilerde Datça Kent Konseyi'nin varlığı "şekli düzeyde bile var ile yok arasındadır"; bu durumun Datça'da yaşayan herkesçe istenmeyen bir durum olduğunu söyleyemeyiz. Bugünden geriye bakıldığında "çok soft" olduğu bile söylenebilecek olan Datça Kent Konseyi'nin işlevini kendilerince "sıkıntılı" gören bazıları 18-25 Haziran 2021 günleri yapılan olağan kongrede izledikleri yöntem ile onu "devre dışı" bırakmayı amaçlamışlardı, bu amaç hasıl olmuştur. 


"TOPLUMSAL MÜCADELE, KENT KONSEYLERİ İÇERİSİNE HAPSEDİLEMEZ (*)

     2020 yılı ikinci yarısı ile 2021 yılı ilk yarısında Datça Kent Konseyi'nde yaşananların ardından olduğu gibi bu yılın başlarında Marmaris Kent Konseyi'nde ve bugünlerde de Milas Kent Konseyi'nde yaşananlar, bir kez daha “Kent Konseyi” tartışmasını gündeme taşıdı.

     2019 yılından itibaren Datça yerelinde ve Datça Kent Konseyinde yaşananlardan hareketle bir çok kez haber yapan ve oldukça çok sayıda ayrıntılı yazılar yazan birisi olarak, 17.01.2022 tarihinde yazdığım ve paylaştığım yazımı, bugün bir kez daha paylaşmadan önce, şunların bilinmesinin yararlı olacağını düşünüyorum:

     Datça, Marmaris ve Milas Belediye Başkanları CHP'lidir; belediye meclislerinde çoğunluk, CHP grubundadır.

     Datça Kent Konseyindeki “olağan dışı” gelişmeler, Datça kamuoyunun “1+1'ler” olarak bildiği, gerçekte, köy (şimdilerde “mahalle”, Körmen/Karaköy, Kızlan...) yerleşim alanları içerisindeki arazilere kaç konut yapılabileceği çerçevesindeki bir tartışmaya Datça Kent Konseyi'nin müdahil olması ve bu konuda Datça Belediyesi üzerinden İl Çevre, İklim Değişikliği ve Şehircilik Bakanlığı'ndan görüş istemesi sonrasında gündeme gelmiş; kent konseyi başkanı istifa etmiş, Sol Parti İlçe Örgütü üyeleri Datça Belediye Binası içinde fiziki olarak taciz edilmiş... ve Datça Kent Konseyi 18.06.2021 tarihinde kongreye gitmiştir.

     Marmaris Kent Konseyi'ndeki “olağan dışı” gelişmeler, Kızılbük Koyu'nda 30 yıl önce başlanılan ve yarım kalan bir otel inşaatının SİNPAŞ'a devredilmesi ve Marmaris Belediyesi'nin, bu inşaat ile ilgili bütün talepleri onaylaması karşısında Marmaris Kent Konseyi'nin başlattığı mücadele sürecinde gündeme gelmiş; Marmaris Kent Konseyi Yürütme Kurulu'nun bir kısmı istifa etmiş, yerel basına da yansıyan “olağanüstü kongre” tartışmaları başlamıştır.

     Milas Kent Konseyi'ndeki “olağan dışı” gelişmeler, Milas-Bodrum Karayolu üzerindeki Bargilya Tuzlak Alanı yakınlarında Ali Ağaoğlu'nun yaptıracağı devasa tatil köyü inşaatına Milas Belediyesi'nin izin vermesi ve belediye başkanı Muhammet Tokat'ın, belediye tarafından verilen bu izinler nedeniyle, 17 Nisan 2022 tarihinde Milas'ta yapılan “Zeytin Mitinginde” bazı katılımcılar tarafından protesto edilmesi sonrasında gündeme gelmiş; protestonun faturası Milas Kent Konseyi'ne kesilerek, kent konseyi olağan üstü kongreye zorlanmaya başlanmıştır.

     Görüldüğü üzere, üç ilçedeki kent konseylerinde gündeme gelen “olağan dışı” gelişmelerin nedeni, yerel yönetimlerin de içinde olduğu düşünülen “rant ilişkileridir.”

     Her üç kent konseyi ya da daha doğrusu kent konseyi yürütmesindekilerin çoğunluğu bu rant ilişkilerine karşı çıkmış ve yerel yönetimleri, bu nedenle eleştirmeye başlamış; “kıyamet”, bu eleştiriler dillendirilmeye başlanınca kopmuştur..

     Her üç ilçede yaşananlar, var olan CHP'li yerel yöneticilerin kent konseyini AKP, MHP vb. bazı siyasal partilerden seçilmiş yerel yöneticiler gibi ilke düzeyinde reddetmediklerini ama “görece bağımsız” kitle örgütlenmesi olarak değil, “yan/yardımcı örgüt, arka bahçe...” olarak gördüğü ve aykırı bir sese asla tahammülleri olmadığını, göstermiştir.

     Sonuç: Her üç ilçede yaşananlar, şu anki kent konseylerinin “hepten yararsız” değil ama yürütülüp-yönlendirilecek toplumsal mücadelenin, içerisine hapsedileceği ya da bu mücadelenin kalıcı öznesi olabilecek örgütlenmelerden birisi olamayacağını somut olarak ortaya koymuştur; yapılması gereken, mücadelenin içinde, gücünü, toplumsal mücadelenin öznesi olan yurttaşların iradesinden ve birleşik gücünden alan örgütlenmelerin yaratılmasıdır."(25.05.2022)

     Şimdi, 17.01.2022 tarihli yazım: 

     "BİR KEZ DAHA KENT KONSEYİ VE MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE (*)

     Datça Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi Kent Plancısı & Kent Bilimci Dr. Mehmet Pembecioğlu'nun 10 Aralık günü zoom üzerinden yapılan Datça Kent Konseyi Seçimsiz Genel Kurulunda sunumunu yaptığı “DATÇA KENT KONSEYİ ÇALIŞMA YÖNERGESİNİN YENİLENMESİ VE GELİŞTİRİLMESİ” başlıklı çalışma ile bir kez daha gündemimize giren kent konseyi tartışmasına, aynı konuda, farklı tarihlerde hem teorik hem de Datça'da uygulamada karşılaşılan sorunlar kapsamında yazan ve bu yazıları da Datça Kent Konseyi Facebook sayfası başta olmak üzere birçok yerde kamuoyu ile paylaşan (1) birisi olarak, birkaç açıdan katkıda bulunmak istiyorum.

     Kent konseyi konusunda “afaki” bir tartışmayı sürdürmemek için, öncelikle şu üç noktanın altını çizmemiz gerekiyor:

     1) KENT KONSEYİ, NE ZAMAN GÜNDEME GELDİ?

     “Kent konseyi örgütlenmesi doğrultusunda ilk adım, 1992 yılında, Brezilya'nın Rio Grande de Sul eyaletinin başkenti Porto Allegre Belediyesi'nce (önceki yıllarda ülke genelinde yaygınca gündeme gelen 'adem-i merkeziyetçi/ yerinden yönetim' uygulamalarının bir devamı anlamında da) başlatılan 'katılımcı bütçe' deneyimi ile atılmıştı: Bu uygulama ile belediye bütçesinin tamamında değil, yalnızca yatırımlara ayrılan (bugüne kadarki uygulamalara bakarsak % 5-20'lik) kısmının nerelerde ve hangi yatırımlarda nasıl kullanılması gerektiği konusunda yurttaşların öneri ve düşüncelerinin alındığı; yurttaşların söz, yetki ve karar sahibi olarak kabul edildiği; böylece 'yöneten ve yönetilen' ayrımının önüne geçilmeye çalışıldığı bir sürecin önü açılmak istenmişti. (Brezilya'da 2002 yılında 140 yerde bu 'Katılımcı bütçe' uygulamasına geçilmiş; bugün ise, dünyanın farklı yerlerinde 300 kadar yerde bu uygulama yapılmaktadır.)

     Aynı yıl, 1992 yılında, Brezilya'da, BM Çevre ve Kalkınma Konferansı, 'Yeryüzü Zirvesi' adı altında toplanmış, burada 'Gündem 21' olarak bilinen 'sürdürülebilir kalkınma', bir başka deyişle 'kalkınma ve çevre' içerikli uluslararası 'eylem planı' kabul ve ilan edilmişti. '...İnsanlık tarihsel bir dönüm noktasındadır' cümlesi ile başlayan bu zirvede kabul edilen bu 'Gündem 21' eylem planı ile '...merkezi yönetim-yerel yönetim ilişkisinde yerel yönetim lehine daha fazla yetki devredilmesi, yerelin güçlendirilmesi, hükumet ve hükumet dışı kuruluşlar arasında işbirliğinin geliştirilmesi ve halkın etkin katılımının sağlanması...' anlayışı benimsenmişti.(Bir başka deyişle 'Toplumsal Uzlaşma') (Bknz: Mehmet Çilsal/Bodrum...Keza, İnternette farklı kaynaklar)

     'Gündem 21' veya 'Yerel Gündem 21' adıyla bilinen bu program, 1997 yılında, Avrupa ile birlikte ülkemizde de BMKP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) çerçevesinde 'Yerel Gündem 21'lerin Teşviki ve Kalkındırılması' başlığıyla uygulanmaya başlanmış; ilk elde 9'u Büyükşehir, 3'ü İl Özel İdaresi olmak üzere toplam 48 yerel yönetimin katılımıyla yürütülmüştü.

     1997 yılından itibaren il il, ilçe ilçe yapılan 'Gündem 21' toplantılarının ardından ise 2005'de resmi gazetede yayınlanan 5393 Sayılı Belediyeler Kanununun 76. maddesi ile 'Kent Konseyi' resmen kabul edilmiş ve günlük hayatımıza girmiştir...” (2)

     2) KENT KONSEYİ NEDEN GÜNDEME GELDİ?

     “Dünyanın pek çok ülkesinde (ülkemizde de olduğu gibi) yerellerde var olan yerel yönetim (belediye) modellerindeki işleyişin (görece farklılıklar olsa da özde aynıdırlar) nasıl olduğunu hepimiz biliyoruz: Yerel yönetim seçimleri gündeme geldiğinde sandığa gidiliyor, başkanlığa aday olanlardan birisini 'başkanlığa' ve belediye meclisi için çıkarılan listelerden (veya 'bağımsız' adaylardan) birisindeki adayları da belediye meclisine seçmek için oy kullanılıyor; en çok oy alan başkan adayı 'başkanlığa' seçiliyor ve belediye meclisi için liste çıkaranlardan ise (keza bağımsız adaylar), aldıkları oy oranında 'belediye meclisine' temsilci gönderiliyor.

     Belediye başkanlığına aday gösterilebilmek, belediye meclis üyelikleri için çıkarılacak 'aday listelerine' girebilmek, hele hele kazanılması garantili sıralarda yer alabilmek, seçilebilmek vb. vb. için kendilerince 'en uygun yol ve yöntemleri' izleyen (ki bizim, bütün bu yol ve yöntemlere başvurulmaması veya en azından minimalize edilebilmesi için önerdiğimiz yol ön seçimdir) bu 'temsilci adaylardan' seçilebilenler, seçildikten sonraki dönem içerisinde (yeni seçime kadar), yerel yönetimlerdeki yetki alanları dahilindeki her konuda ( yasal zorunluluklar dışında) kelimenin tam anlamıyla 'özgür' oluyorlar ve bu sahip oldukları özgürlük ekseninde hareket ediyorlar; kendi kişilikleri, sorumluluk duyguları, ahlaki ve toplumsal değerleri ve mensubu oldukları siyasi partinin denetimi dışında, bu 'temsilcileri/ vekilleri/ emanetçileri', yerel yönetimdeki görevleri çerçevesinde denetleyen herhangi bir mekanizma olmuyor.

     Bir başka deyişle, seçmenler, seçim öncesi dönemde, yani seçim sürecinde kendilerinin varlığını hatırlayan, hal hatır soran, gönüllerini kazanmaya çalışan, herhangi bir sorunu olup olmadığını ve eğer varsa, bu sorunları hemen veya bilahare (eğer seçilebilirler ise) çözebileceklerini söyleyen, tabir-i caizse evlerinin, iş yerlerinin, derneklerinin, sendikalarının... oturdukları kahvehanelerin vb. yollarını aşındıran, seçilebildikleri takdirde yerine getirip getiremeyecekleri meçhul sayısız vaatlerde bulunan 'temsilcilerinin', seçildikten sonraki 'görev' sürecinde yaptıkları faaliyetleri ve aldıkları kararları yalnızca seyredebilmekte; bu faaliyetlerin ve alınan kararların ne ölçüde (vekaleti verenler olarak) kendi iradelerine ve istemlerine uygun olup olmadığını asla denetleyememektedirler.

     Bu çerçevede eleştiri yönelttiklerinde, aldıkları cevap, çoğunlukla 'bakarız, ederiz', hatta bazen, doğrudan 'gelecek seçim oy vermezsin, seçmezsin, olur biter' olmaktadır.

     Literatürdeki adlandırmayla, seçilen temsilcilerin, süreç içerisinde, kendisini seçenlere 'yabancılaşma' olasılığının bulunduğu, keza yaygın olarak da bu 'yabancılaşma' olgusuna tanık olunduğu ama buna rağmen bu düzlemde 'görevine' (!) devam ettiği bu modelin adı, 'temsili demokrasidir.'” (3)

     “Kent konseyi”, işte bu yerel yönetim modelinin (temsili demokrasinin) alternatifi olarak değil, “eksik ve yetersizliklerinin” giderilebilmesi amacıyla gündeme getirilmiş, tartışılmaya başlanmış ve pek çok ülkede, o ülkedeki (yönetenler ile yönetilenler arasındaki) güçler dengesi çerçevesinde şekillenerek günlük yaşamda somut bir olgu haline gelmiş örgütlenme biçimidir.

     3) TÜRKİYE, KENT KONSEYİNİ NEDEN KABUL ETTİ?

     Türkiye'nin, kent konseyini, 2005 yılında, 5393 sayılı Belediyeler Kanunu'nun 76. maddesi çerçevesinde resmen kabul etmesinin nedeni, bugüne kadar, hatta bugün dahi hep tartışma konusudur.

     2001 yılında kurularak siyasal yaşamımıza katılan ve 2002 yılında yapılan genel seçimi kazanarak hükumet olan AKP'nin, kurulmasının dahi gündemde olmadığı tarihlerde “bir tartışma konusu” olarak Türkiye'nin gündemine giren kent konseyini, ülkeyi yönetmeye başladığı ilk yıllarda kabul etmesinin nedeninin, başka pek çok ülkede olduğu gibi, var olan yerel yönetim modelinin (temsili demokrasinin) “eksik ve yetersiz” oluşunu kabullenmesi ve bunların bir ölçüde de olsa giderilebilmesini sağlamak olduğu, söylenebilir mi?

     AKP hükumetinin, 2005 yılında kent konseyini kabul etmesinin ardından, 2006 yılında kent konseyi yönetmeliğini çıkarmasına ve 2009 yılında da bu yönetmelikte bazı yeni düzenlemeler yapmasına karşın, bu soruya, “evet” diyebilmek, olası değildir.

     Böyle düşünmemizin nedeni, AKP hükumetinin, bugüne kadar, kent konseyine ilişkin başkaca hiç bir somut adım atmamış, olmasıdır. Tartışmanın ileriki bölümlerinde daha ayrıntılı bir biçimde görüleceği üzere, kent konseyi, yasalarca “tüzel bir kişilik” olarak tanımlanmadığı için, devlet kurumlarınca ciddi bir muhatap olarak görülmemekte; Devletin hiç bir resmi kurumu, ülkemizde var olan kent konseylerine dair tek bir cümle bile bilgi verememekte; kent konseyinin kurulup kurulmaması, kurulmuş ise kağıt üzerinde kalıp kalmaması, tamamen belediye başkanlarının “keyfiyetine” bırakılmakta; ilgili yönetmelikte, “yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” olarak tanımlanmakta; dahası, bu haliyle bile “güvenilmez” görülüp, fiilen, yerel mülki idarenin ve asıl olarak da yerel yönetimin/belediye başkanının mutlak kontrolüne bırakılmaktadır...

     Bütün bunların yanı sıra, (ki, kent konseyine ilişkin AKP'lilerin ne düşündüğünü öğrenmemizde çok somut bir veridir) 19 yıldır hükumet olan AKP'nin belediye başkanlarının tamamına yakını, uzun yıllar yönetimde oldukları ya da yönetime geldikleri yerlerde kent konseyini toplantıya çağırmamakta (yani, kurmamakta), dahası, adını ağızlarına bile almamaktadırlar.

     Bütün bu nedenlerle, 2002 yılında hükumet olan AKP'nin, o günlerde gündemde olan AB'ne üyelik” tartışmaları ve parlamentodan geçirilen “AB'ne uyum yasaları” çerçevesinde kent konseyini kabul ettiğini ve ilgili yönetmeliği çıkardığını, ama “yönetilen yurttaşların yerel yönetimlerin karar alma süreçlerine katılımını sağlama” gibi herhangi bir derdi olmadığından, savunduğu dünya görüşü nedeniyle karşı olduğu bu örgütlenme biçimini “kerhen” kabul ederek, ilgili yönetmelikte, olabildiğince “yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” olarak tanımladığını, söyleyebiliriz.

     Şimdi, tartışmaya devam edebiliriz.

     KENT KONSEYİ

     Yasaya göre, kent konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşerilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır. (Bknz: 5393 sayılı yasa/76.madde)

     KENT KONSEYİ KİMLERDEN OLUŞUR?

     “Yasa koyucunun, 2006'da çıkarılan 'Kent Konseyi Yönetmeliği' ve bilahare 2009'da çıkarılan 'Kent Konseyi Yönetmeliğinde değişiklik' ile kent konseyi katılımcıları olarak belirledikleri şunlardır;

' a) Mahallin en büyük mülki idare amiri veya temsilcisi,

b) Belediye Başkanı veya temsilcisi,

c) Sayısı 10'u geçmemek üzere illerde valiler, ilçelerde kaymakamlar tarafından belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri,

ç) Mahalle sayısı yirmiye kadar olan belediyelerde bütün mahalle muhtarları, diğer belediyelerde belediye başkanının çağrısı üzerine toplanan mahalle muhtarlarının toplam muhtar sayısının yüzde 30'nu geçmemek ve 20'den az olmamak üzere kendi aralarında seçecekleri temsilcileri,

d) Beldede teşkilatını kurmuş olan siyasi partilerin temsilcileri,

e) Üniversitelerden ikiden fazla olmamak üzere en az bir temsilci, üniversite sayısının birden fazla olması durumunda her üniversiteden birer temsilci,

f) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, baroların ve ilgili dernekler ile vakıfların temsilcileri,

g) Kent konseyince kurulan meclis ve çalışma gruplarının birer temsilcisi.'(Bknz:8 madde)” (4)

Görüldüğü üzere,

1- Kent konseyi, yurttaşların gönüllü katılımlarıyla (“doğrudan demokrasi”) değil, yönetmelikte belirtilmiş kurucu/katılımcı örgütlerin temsilcilerinden oluşacak (“temsili demokrasi”) bir örgütlenme biçimi olarak formüle edilmiştir.

2- Kent konseyine temsilci gönderebilecek bu örgütlenmeler, kesinlikle bu yönetmelikte tanımı yapılmış örgütlenmeler olacaktır. Haliyle, teknolojinin bugün ulaştığı seviyenin doğal bir sonucu olarak toplumsal olgular haline gelen dijital platformlar, gruplar...ve çok farklı nedenlerle toplumun bağrında uç veren toplumsal örgütlenmeler, ulaştıkları boyut, kucakladıkları kitle, toplumdaki etkileri vb. ne olursa olsun, kapsam dışıdır. Bizce, bu örgütlenmeler de kent konseyi kurucuları arasına alınmalıdır.

3- Kent konseyinin çalışmaları sırasında, gerektiğinde, yerel mülki idarenin, kamu kurum ve

kuruluşlarının yardımını istemesi doğaldır; ama yerel mülki idarenin ve sayıları 10'u geçmemek üzere de olsa kamu kurum ve kuruluşlarının kuruluş aşamasından itibaren kent konseyi içerisinde yer alması, başka bir şeydir; kent konseyinin tarihsel olarak ortaya çıkış gerekçesine uygun olarak

işlevini yerine getirebilmesi için yerel mülki idarenin, sayıları 10'u geçmese de bütün kamu kurum

ve kuruluşlarının kurucu ve daimi katılımcı olmalarına son verilmelidir.

     KENT KONSEYİNİ KİM TOPLAR?

     Kent konseyi, “...belediye teşkilatı olan yerlerde, mahalli idareler genel seçim sonuçlarını izleyen 3 ay içinde...” kurulması ve “... ilk toplantısını (genel kurul) yapmak üzere belediye başkanının çağrısı ile toplan..” ması öngörülen bir örgütlenme biçimidir.(Bknz:06.06.2009 tarihli ve 27250 sayılı Kent Konseyi yönetmeliğinde değişiklik, Madde 5-1,2)”

     Anlaşılacağı üzere, ilgili yönetmelikte, kent konseyinin, yapılan yerel seçimin ardından gelen ilk 3 ay içinde belediye başkanının çağrısı ile toplanacağı belirtilmiş ama bu konuda, belediye başkanını bu işi yapmakla yükümlü kılan hiç bir hükme yer verilmemiştir; adeta, kurucuları toplantıya çağırıp çağırmama, belediye başkanının keyfiyetine bırakılmıştır. Nitekim, ülkemizde, bugün, var olan 1389 yerel yönetim (belediye) örgütlenmesinin her 3 tanesinin 2'sindeki belediye başkanları kent konseyini toplantıya çağırmamakta (bulundukları yerlerde kurmamakta), hatta bazı belediye başkanları, kendilerinden önceki belediye başkanlarının döneminde var olanları fiilen sönümlenmeye bırakmaktadırlar.

     (Ülkemizde, kent konseyi örgütlenmesinin kabul edilişinin üzerinden 17 yıl geçmesine karşın, halihazırda, 1389 belediyeden 350-400 kadarında kent konseyinin kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir; bu konuda, hiç bir devlet kurumu sağlıklı bir bilgilendirme yapamamaktadır.) (5)

     “Belde, İlçe, İl ve Büyükşehirlerde kent konseyini kurmak, belediye başkanının 'zorunlu' görevleri arasında sayılmalı.”dır. (6)

     KENT KONSEYİ VE BELEDİYE BAŞKANI İLİŞKİSİ

     “ '...Kent konseyi bulunmayan yerlerde ilk toplantı belediye başkanının çağrısı ile...' (Geçici madde-1/2009) '... belediye başkanının çağrı yazısında bildirilen gündemle, ilan edilen yer ve tarihte...' yapılır. (Geçici madde-3) '... Belediye başkanının başkanlığında toplanan genel kurul, toplantıyı idare etmek üzere üyeleri arasından en az üç kişiden oluşan divan kurulunu seçer.' (Madde 5-2)

     Divan kurulu seçildikten sonra (o ana kadarki) yetkileri hukuken sona eren belediye başkanının, sonraki süreçte, kent konseyi ile ilişkileri ve kent konseyi/kent konseyi çalışmaları üzerindeki etkisi tartışma konusudur.

     Kent konseyi yönetmeliğine göre, kent konseyi ilk genel kurulunu yapıp divan kurulunu seçtikten sonra, belediye başkanının kent konseyi ile ilişkisi bitmez; 'Belediye başkanı veya temsilcisi' (Madde 8-b) kent konseyi kurucularından birisi olarak kent konseyi genel kurul toplantılarına daimi katılımcı olarak katılır; hukuken eşiti olan diğer katılımcılardan farklı olarak, yalnızca, yürütme kuruluna (yürütme kurulu tarafından aralarından seçilerek belirlenmek üzere) üç 'sekreter adayı' önerir (Madde 14/A-1); yine keza, bazı kent konseylerinde gerekli ise, 'sekreterya hizmetleri' için kent konseyi yürütme kuruluna 'görevli adayları' önerir, yürütme kurulu, önerilen bu adaylar arasından, yeterli sayıda görevliyi belirler; bu görevliler, sekretere bağlı olarak çalışmaya başlar.( madde 15-1)

     Belediye başkanı, (kendisinin katıldığı ya da yaygınca gözlendiği üzere, temsilcisini gönderdiği) kent konseyi içerisinde, yönetmeliğin lafzi yorumuna göre, yetki açısından, diğer katılımcılardan ne bir adım önde ne de bir adım geridedir; eşittir; aynı konumdadır; aynı haklara ve sorumluluklara sahiptir.” (7)

     Peki, uygulamada gerçek nedir?

     Kent konseyini toplantıya çağıran belediye başkanlarının (“demokrat” kişiliği olan istisnai konumundaki bazıları hariç) tamamına yakını, kent konseyi başkanının ve yürütme kurulu üyelerinin seçimi de dahil olmak üzere hemen hemen her konuda kent konseyine müdahale etmektedir; öyle ki, belediye başkanının bilgisi ve onayı dışında, hele hele belediye başkanının hiç hoşlanmayacağı kişilerin kent konseyi başkanı ve yürütme kurulu üyeleri olarak seçilebilmesi, ola ki seçildiler, seçildikleri yerde özgürce ya da daha açık bir ifadeyle, sonuçları itibariyle belediyenin ve belediye başkanının hiç hoşlanmayacağı bir alanda çalışma yapması, hiç olası değildir.(Faraza, böyle bir çalışma yapıldı, bu durumda da, o kent konseyi başkanının ve hatta yürütme kurulu üyelerinin o görevde kalabilmeleri, görülmüş şey değildir.) (8)

     Bunun nedeni, kent konseyinin “yetkisiz ve şekli” örgütlenmeler olarak tanımlanması ve haliyle belediye başkanlarının, toplantıya çağırdıkları kent konseyini (görece de olsa) bağımsız bir örgüt olarak görmemesidir.

     Önerimiz, şunlardır:

1- Belediye başkanı, kent konseyi kurulduktan sonra doğrudan ya da temsilcisi aracılığıyla, kent konseyinin daimi katılımcıları arasında yer almamalıdır.

2- Kent konseyinin, mali ve ayni destek açısından, mevcut haliyle belediyeye bağımlı olmasına son verilmeli: ya belediyeler, kurdukları kent konseyine, yıllık bütçeyi hazırlarken ya da merkezi otorite, ülkemizdeki bütün kent konseylerine, İçişleri Bakanlığı ya da 'Yerel Yönetimler Politikalar Kurulu ve Finans Bölümü' üzerinden, kurulduğu yerdeki nüfus oranına göre, merkezi bütçe hazırlanırken, pay ayırmalı; bu pay, doğrudan, o kent konseyinin emrine tahsis edilmeli. Böylece, kent konseyi, 'mali özerklik' sahibi olabilmelidir.

3- “Kent konseyi”, merkezi otorite ve onun bütün kurum ve kuruluşları tarafından 'tüzel bir kamu kuruluşu' olarak tanınmalı ve ilan edilmelidir.

4- Kent konseyi genel kurulundan çıkan ve belediye meclisinde görüşülmek üzere belediye başkanına sunulan kararlar, belediye başkanının keyfiyetine tabi olmaksızın belediye meclisinde mutlaka görüşülmelidir.

5- Kent konseyi, her daim belediye meclisinde temsil edilebilmeli (Datça'da olduğu gibi) ve mecliste görüşülen her konuda görüş belirtebilme hakkına sahip olmalıdır. (Mecliste alınan kararlarda oy kullanma hakkının olup-olmaması ise tartışılmaya değer bir noktadır.)

     KENT KONSEYİNDE SEÇİMLİ KONGRELER

     Kurucularının ve katılımcılarının farklı nitelikte olmaları nedeniyle “homojen” değil, “heterojen” bir örgütlenme olan kent konseyinin seçimli genel kurullarında başkan ve yürütme kurulu üyelerinin seçiminin nasıl yapılacağına dair herhangi bir hüküm yoktur; haliyle, bu konuda karar verme hakkı, genel kurullara bırakılmış sayılır.

     “Şeklen” (bulunmuş olmak için bulunma) ya da “kerhen” (istemeden) değil, gönüllü olarak birlikte olabilmenin ve üretebilmenin, eşit konumda bulunabilmenin ve eşit haklar kullanabilmenin belirleyici şartı “demokrasi”, “demokratik işleyiş” ve "demokratik seçimdir"; bunlar yoksa, her şey yanıltıcı bir görünümden ibarettir ve her şey laf-ı güzaftır.

     Bu belirsizlik nedeniyle, uygulamada, kent konseyi içerisindeki güçler dengesine (merkezi yönetim-yerel yönetim, belediye başkanı-muhalefet...) bağlı olarak, kendisini/kendilerini “daha çok” ve “daha güçlü” görenlerin “yönetimi” (başkanlığı ve yürütme kurulu üyeliklerini) ele geçirme ve böylece her istediklerini yapma/yaptırma çabaları otomatik olarak blok listeyi gündeme getirmektedir.

     Pek çok yönden sorunlu bulup tartıştığımız (“yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” olarak gördüğümüz) kent konseyinde, “blok liste” ile elde edilmek istenen ve elde edilen neticenin, bu neticeyi elde edenlerin ne işlerine yaradığı ayrı bir tartışma konusu olabilir ama bu bölümde, şimdilik, şunları söylemek mümkündür: “Blok liste” uygulaması, bu uygulamaya taraf olmayanları ve “kaybeden” tarafı otomatik olarak kent konseyi çalışmalarından uzaklaştırmakta, “kazanan” tarafın iş yapamaması için izleyici konumuna geçmelerine ya da dahası, kazanan tarafın iş yapamaması için bir biçimde “tekerlerine çomak sokma” noktasında kendilerini konumlandırmalarına neden olmaktadır...

     Bu konuda önerimiz şudur: Kent konseyi başkanlığına aday olanlar/aday gösterilenler liste düzenlemeden aday olmalı/aday gösterilmeli ve seçilmelidirler. Yürütme kurulu üyelikleri için ise, kişiler, birey olarak aday olmalı ve oy kullanma hakkı bulunan her katılımcı, bu adaylar arasından yalnızca bir kişiye oy verebilmelidir. En çok oy alan ilk (...) kişi, yürütme kuruluna seçilmiş ve onlardan sonra gelen (...) kişi de yedek üye kabul edilmelidir.

     Seçilen başkanın ve seçilen yürütme kurulu üyelerinin her birinin, kendisi gibi düşünmeyen başkan ve yürütme kurulu üyeleri ile uyumlu ve üretken bir çalışma yapamayacağını ileri sürerek çarşaf listeye hayır demek, gerçekte, kent konseyi vb. “heterojen” örgütlenmelerin ve onların felsefelerinin (bir arada olma, birlikte üretme ve birlikte yol yürüme), yanlış olduğunu savunmak, demektir. (9)

     KENT KONSEYİ VE MAHALLE MECLİSLERİ

     29 Temmuz 2021 günü Marmaris/Armutalan'da çıkan orman yangınının hızla yaygınlaşması karşısında paniğe kapılan Datçalı bir grup yurttaşın Özbel'de bir WhatsApp grubu oluşturarak ilk adımını attıkları “mahalle meclisi” kurma düşüncesi, bir hafta gibi kısa bir sürede, 11 mahallede somut bir olgu haline gelmiş ya da o sürece girmişti; bu gelişme, doğal olarak, 2019 yılında, Datça Kent Konseyinde “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi” görüşülmesi öncesi ve sonrası teorik bir konu olarak tartışılan mahalle meclislerinin(10), bu kez, “somut bir tartışma konusu” olarak yeniden gündemimize girmesine neden oldu.

     ***

     Mahalle Meclisleri Yönergesi”ni kim okumuştur, bilemiyoruz; mahalle meclisi, kent konseyi-mahalle meclisi ilişkisi konularında afaki bir tartışmanın yürütülmemesi için öncelikle bu yönergenin okunmasında ve yönergede neler yazıldığının bilinmesinde yarar vardır. (Bknz: Datça Kent Konseyi/Facebook sayfası)

     Okuyanların gördüğü üzere, “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi” çerçevesinde kurulması öngörülen mahalle meclisleri, o mahalledeki sorunları çözmeye gönüllü yurttaşlardan oluşan “mahalle meclisi/mahalle gönüllüleri/mahalle çalışma grubu vb” değildir. Önerilen mahalle meclisi, “...en özet ifadeyle, Kent Konseyinin mahalledeki 'izdüşümü' olarak formatlanmış bir örgütlenme biçimidir. Dahası, anlaşılan o ki, 'yönerge' hazırlanırken, 'katılımcılığı arttıralım' diye yola çıkılmış, ama, 'her sandıktan bir temsilci belirleme' vb. ile 'masa başında', bu yönergeyi hazırlayan kişiye/kişilere (keza, belli ki bize sunulan 'taslağı' hazırlayan arkadaşa da) çok 'ideal' gibi görünen, gerçekte ise hayatta somut bir karşılığı olmayan; ille de yaratılmak istenirse, şekli bir örgütlenmeden öteye geçemeyecek ve tıpkı 'izdüşümü' olduğu kent konseyi gibi katılımcılarını 'bıkkınlık' noktasına getiren 'gel-gitler' yaşatacak çok karmaşık ve afaki bir model ortaya konulmuş.” (11)

     Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesinde önerilen bu mahalle meclisinin, (Örn: Datça'da) herhangi bir mahallede uygulanma, uygulanmaya çalışılsa da şekli bir örgütlenmeden öteye geçme, kalıcılaşma ve iş görme şansı yoktur.

     Öncelikle bunu bilelim.

     Peki, kent konseyine bağlı bir mahalle meclisi kurulamaz mı?

     “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi”nin tartışılarak kabul edildiği 17.10.2019 tarihli Datça Kent Konseyi Seçimsiz Genel Kurulundan iki ay kadar önce yazdığımız bir yazıda şunları yazmışız:

     “... kent konseyleri ile ilgilenen ya da ilgilenmenin ötesinde, içerisinde yer alıp çalışmalara katılanların çok iyi bildiği gibi, kent konseyi, alt çalışma gruplarından oluşan bir bütündür; bu çalışma grupları, kadın ve gençlik gibi vazgeçilmez temel alanların yanı sıra o yerleşim biriminde var olan çevre-ekoloji, kültür-sanat, kıyılar, imar, ulaşım, altyapı, su....vb. sorunları birer 'konu' başlığı olarak ele alıp kurulabilir; öte yandan, 'yerleşim birimi' ölçeğinde ele alınarak da kurulabilir; 'A, B, C.... mahallesi çalışma grubu', 'A, B, C...mahallesi meclisi' gibi.

     Yönetmelikte, bunun böyle anlaşılamayacağına ve olamayacağına dair, herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.

     Herhangi bir kişinin ya da birilerinin keyfiyetine bağlı olarak değil, bir ihtiyaca cevaben önerilen ve asıl işlevi, o ihtiyacı karşılamak olan bütün örgütlenme biçimleri gibi kent konseyinin alt bir örgütlenme biçimi olarak önerilen, kurulmaya çalışılan ve kurulan 'mahalle meclisi' de (daha işlerliğe sahip alternatif bir örgütlenme biçiminin olmadığı yerlerde) somut ve ileri bir adımdır; haliyle, içeriğine, biçimlenmesine, işleyişine vb. yönelik eleştiri hakkı saklı kalmak kaydıyla tereddütsüz desteklenmeli ve sahiplenilmelidir.

     Bunun aksini düşünmek ve o çerçevede bir konumlanma içerisine girmek, akla ziyan bir hareket olur.” (12)

     Kent konseyi yürütme kurulu tarafından mahalledeki gönüllü yurttaşlardan oluşturulacak ya da mahalledeki gönüllü yurttaşlarca kurulup kent konseyine bağlanacak “alt çalışma grubu” niteliğindeki bu mahalle meclisleri, “...kent konseyi yönetmeliği çerçevesinde hareket eden, kent konseyi yürütme kuruluna karşı sorumlu olan, yerel düzeyde çözümlenebilmesi olası sorunları kent konseyi dolayımı ile çözmeye çalışan...bir örgütlenme biçimi” olarak tanımlanabilir. (13)

     Orman yangınlarının hızla yaygınlaştığı günlerde ortaya çıkan ve bir haftada 11 mahallede oluşturulmaya başlanan mahalle meclisleri ile yukarıda sözünü ettiğimiz ve kurulmasını olası gördüğümüz (kent konseyine bağlı) mahalle meclisi/mahalle çalışma grubu arasında yalnızca şekli bazı benzerlikler (mahalleli gönüllü yurttaşlardan oluşması, mahalle ile ilgili sorunların çözümünü kendilerine iş edinmeleri vb.) vardır; o kadar.

     Datça'da ortaya çıkan mahalle meclisleri içerisinde yer alan yurttaşlar, orman yangınlarının yol açtığı o karamsarlık ortamında, daha ilk andan itibaren, hiç bir yere (yerel mülki idare, yerel yönetim, kent konseyi vb.) danışmadan ve hiç bir yerden onay beklemeden, kendi kaderleriyle/kendi gelecekleriyle ilgili karar verme ve bir şeyler yapma yoluna yönelmişler, somut bir adım atarak, mahalle meclislerini kurmaya başlamışlardır. (14)

     Akıp giden yaşamın içerisinde somut bir olgu olarak ortaya çıkan ve gündemimize giren bu meclisler karşısında yapılması gereken, onları, yetkisiz ve şekli bir örgütlenme olan kent konseyine bağlamak, “alt çalışma grubu” niteliğindeki birer mahalle meclisine/mahalle çalışma grubuna dönüştürmek veya “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi”nde önerilen mahalle meclisi formatında yeniden düzenlemek; bir başka deyişle, kadükleştirmek ve zaman içinde sönümlendirmek, olmamalıdır.

     Yapılması gereken, bu mahalle meclisleri içerisinde yer almak, ete kemiğe büründürmek ve kalıcı örgütlenmeler haline gelmelerini sağlamak; sonra da, tümünü (seçimle belirlenmiş temsilcilerini) bir “Datça Meclisi” çatısı altında toplamak olmalıdır. (15)

     Ülkemizde yürütülen “demokrasi” mücadelesinin temel örgütlenme biçimlerinden birisi olacak olan meclisler, bu nitelikteki meclislerdir.

     SON SÖZ

     Özet olarak, bu yazıda farklı açılardan ele aldığımız ve farklı yönleriyle tartıştığımız kent konseyi örgütlenmesini, tarihsel olarak ortaya çıkmış nesnel bir olgu olarak görüyoruz. Ülkemizde 2005 yılında kabul edilen ve 2006 yılında yayınlanan “Kent Konseyi Yönetmeliği” çerçevesinde faaliyet yürüten kent konseyinin ise, 2002 yılından beri ülkeyi yöneten AKP siyasi iktidarı tarafından, bilinçli olarak, “yetkisiz ve şekli bir örgütlenme” biçiminde tanımlandığını, söylüyoruz.

     Daha iyisinin olmadığı bir yerde kurulmasını “pozitif” bir gelişme olarak görüyor ve haliyle içerisinde çalışma yapılabileceğini, ama yereldeki “toplumsal/demokrasi” mücadelenin yalnızca bu örgütlenme biçimi içerisine hapsedilmesini ve/veya bu örgütlenme üzerinden yürütülmesi gerektiğinin savunulmasını doğru bulmuyoruz.

     Var olan “Kent Konseyi Yönetmeliği”nin pek çok yönden değiştirilmesinin ve fiilen esnetilmesinin (tabiri caizse “demokratikleştirilmesinin”) yararlı olacağını ama istenilen değişikliklerin yapılması ve esnekliğin sağlanması halinde bile, kent konseyinin, var olan yerel yönetimin eksikliklerini ve yetersizliklerini gidermeye çalışmaktan öteye geçemeyeceğini, yerel yönetimin (temsili demokrasinin) kendisinden kaynaklanan temel sorunun (yönetenler ile yönetilenler arasındaki ayırımın ve yabancılaşmanın) ortadan kalkmasını sağlayamayacağını, düşünüyoruz.

     Yurttaşların kent konseyi dolayımı ile yerel yönetimlerin karar alma mekanizmalarına bir ölçüde de olsa katılımını önemsiyoruz ama asıl olarak, yurttaşın özne olarak doğrudan yönetime katıldığı, söz-yetki ve karar alma hakkının yalnızca onda olduğu bir yerel yönetim anlayışını, yani, kendilerine dair her konuda karar alma, uygulama ve hesap verme/hesap sorma hakkına sahip iş yeri, okul, fabrika, site, sokak ve mahalle meclisleri üzerinde yükselen bir yerel yönetim modelini savunuyoruz. (Fatsa örneğini anımsayın)

Bu kadar.

17.01.2022/Datça/Mehmet Erdal

(1) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE -1-12,

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE-1-7,

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI- 1-7)

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ÜLKEMİZDE KAÇ KENT KONSEYİ

VAR?

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com DATÇA KENT KONSEYİ KONGRESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 1-7

Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com DATÇA MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 1-3

(2) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-2

(3) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-2

(4) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-3

(5) Bknz:http://mehmeterdalyazilar.blogspot.comÜLKEMİZDE KAÇ KENT KONSEYİ VAR?

      (6) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-7

      (7) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-5

      (8) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com DATÇA KENT KONSEYİ BAŞKANI, GÖREVİNDEN İSTİFA ETTİ.

      (9) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.comDATÇA KENT KONSEYİ KONGRESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ 1-7

      (10) “Kent Konseyi Mahalle Meclisleri Yönergesi” tartışılması öncesi ve sonrası dönemlerde yazılıp paylaşılan yazılar için,

      Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-12. Bölüm,

      Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com, YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 1-7,

      Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ,DATÇADAKİ YEREL YÖNETİMİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -2/'MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' 1-3

(11) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com, DATÇADAKİ YEREL YÖNETİMİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -2 /'MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' -2

(12) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-12,

(13) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/KENT KONSEYİ ÜZERİNE-12,

  1. Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com , DATÇA MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 1-3,
    Önerinin ve ilk adımın sahibi Aylin Himmetoğlu'nun ağzından “Datça/Özbel Mahalle Meclisi”nin kısa kuruluş öyküsü, https://youtu.be/rVYVHjpTa-M , Datça/Özbel Dayanışması Muğla Turnosol.

(15) Bknz: http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ÇOMARLIK MAHALLE GÖNÜLLÜLERİ ÇALIŞIYOR

(Devam edecek)

(*) Bu bölümde okuduğunuz yazı ve yazının altında atıfta bulunulan yazılar o tarihlerde bazı yerel İnternet sitelerinde ve İnternetten yayın yapan gazetelerde yayınlanmıştır.

Devamını Oku...

3 Ocak 2024 Çarşamba

2024.01.03.DATÇA'DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ? (3)

  Hiç yorum yok
02:51

 


DATÇA'DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?(3)

31 Mart 2019 Yerel Seçim sonrasında ilk toplantı hariç düzenli olarak her ay başı Salı günleri yapılan olağan meclis toplantılarına katılmaya başladık; katılım çağrısı yaptık. Zorunlu haller dışında katılımı düzenli hale getirdik.

"YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/

DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM (1)(*)

31 Mart Yerel Yönetim seçimleri yapıldı ve (her nerede yaşıyorsak, orada) yeni yerel yöneticilerimiz (bazı yerlerde sancılı ve tartışmalı da olsa) görevlerine başladılar.

***

Yerel seçim tartışmalarının başladığı ilk anlardan itibaren, yerel seçim ile ilgili hemen hemen her konuda (aday belirleme, seçimin niteliği, ittifaklar, savunulan yerel yönetimin niteliği vb.), açık ve herkesçe anlaşılabilir bir dille somut öneriler, düşünceler ve eleştiriler dile getirdik; bütün bunları yazılı halde ilgili kamuoyu ile paylaştık; böylece, farklı ve bir adım önde bir duruş ortaya koymaya çalıştık.

Bugün gelinen noktada da, bu çizgimizi ve duruşumuzu koruyarak, yola devam etmeyi düşünüyoruz...

***

Başlayalım!

***

31 Mart Yerel Seçim öncesi süreçte yazılı hale getirdiğimiz ve Datça'da dağıttığımız broşürümüzün (DATÇA'DA NASIL BİR YEREL YÖNETİM İSTİYORUZ?/Birleşik Haziran Hareketi/DATÇA) bir yerinde '...1 Nisan 2019 sabahından itibaren, öncelikle, Demokratik bir yönetimin oluşturulması ve mevcut yönetimin demokratikleştirilmesi doğrultusunda gerekli adımların atılmasını ve gereksinim duyulan kurumların yaratılmasını öneriyoruz. EĞER BU İLK ADIM ATILABİLİRSE, yaşanan ve yaşanacak olan diğer sorunların çok daha kolay çözülebileceğini düşünüyoruz' (Bknz.adı geçen broşür/a.b.ç) diye yazmış ve devam etmiştik:

' Bu çerçevede:

Datça'nın bütün mahallelerinde ve köylerinde(teknik olarak nasıl şekillenecekleri bilahare tartışılabilecek olan) 'MECLİSLER' oluşturulmalı; o yerde var olan sorunlar bu meclislerde tartışılmalı ve çözülmeye çalışılmalı, oradaki olanaklar ile çözülemeyen sorunlar her ay belediyeye iletilmeli ve belediye meclis toplantısında gündeme alınarak görüşülmeli ve karara bağlanmalıdır.

Her ay yapılan belediye meclis toplantılarına, seçimle gelmiş meclis üyelerinin yanı sıra mahalle ve köylerdeki meclislerin temsilcileri, muhtarlar, ilçemizde bulunan diğer siyasi partiler, meslek odaları, DKÖ/STK'lar, AK-TUR, BİLLURKENT ve ÖZBEL gibi sitelerin temsilcileri katılabilmeli ve kendileriyle ilgili konularda 'söz' söyleyebilmelidirler' (Bknz.adı geçen broşür)

***

Aktarılan bölümden de anlaşılacağı üzere, biz, yerellerde, demokratik bir yerel yönetimin üzerinde yükseleceği asıl örgütlenmenin (her köyde, mahallede, sokakta, işyerinde, okulda vb. her yerde, tartışmasız bir biçimde, tamamen 'demokratik' olarak oluşturulacak ve her yere özgü nasıl şekilleneceği tartışılabilecek olan) MECLİSLER olduğunu söylüyoruz.

Öte yandan, bu örgütlenme biçiminin, akşamdan sabaha, o yerlerde (köyde, mahallede, sokakta, işyerinde, okulda vb.) yaşayan kadın-erkek yurttaşlara rağmen kurulamayacağını; öncelikle, her nerede kurulacaksa, orada, orada yaşayanlarca içselleştirilmesi ve bilahare 'kuvveden fiile' çıkarılması gerektiğini; bu nedenle, bu örgütlenme biçiminin 'yaşanılır bir gerçeklik' haline getirilmesinin, bugünden kesin olarak öngörülemeyecek bir zaman istediğini, biliyoruz.

Hal böyle olunca, bugün, (oturduğumuz yerde oturmaya devam ederek) bu örgütlenme biçiminin kurulmasını beklemek yerine, 'hayat devam ediyor ve sorunlar çözüm bekliyor; o halde, bir yerden başlayalım; iş başına...' demek; var olan yerel yönetimin 'demokratikleştirilmesi' çerçevesinde gereksinim duyulan başkaca adımları atmaya başlamak ve bunlar için, yola çıkmak gerekiyor...

***

Bizce, bugün, bir ilk adım olarak, var olan mevcut yerel yönetimce, her ay başında (önceden belirlenmiş bir günde) periyodik olarak yapılan 'meclis' toplantılarına katılmaya başlamak gerekiyor.

***

Bu çerçevede:

1-31 Mart öncesi 'aday belirleme' sürecinde, farklı listelerden belediye meclislerine aday gösterilmek için listeleri düzenleyenlere (siyasi çevrelere, gruplara, platformlara ve partilere) başvuruda bulunan ama aday gösterilmeyen veya seçilebilecek yerlerden aday gösterilmedikleri için seçilemeyen veya kazanamayan listelerden aday olan bütün kadınlara ve erkeklere; 'Aday olma nedenlerinizin tamamen kişisel olmadığını, kişisel beklentilerinizin yanı sıra ve hatta ondan daha önemli olarak 'kamu çıkarı' ve 'kamuya hizmet' olduğunu varsayıyoruz; bu nedenle, eğer seçilebilseydiniz ve meclise girebilseydiniz ne yapmayı düşünüyor idiyseniz, gelin, şimdi, fiilen ve gönüllü olarak, sanki seçilmişsiniz gibi, meclis toplantılarına katılın ve çalışmaları izleyin; yapabileceklerinizi, bu biçimde de olsa, yapmaya çalışın',

2-Belediye meclisinde 'üye' bazında temsil edilmeyen bütün siyasi çevrelere, gruplara, platformlara, partilere; aday belirleme sürecinde liste çıkaranlara kendilerinden 'aday' gösterilmesi için başvuran ama bu istemleri geri çevrilen derneklere, sendikalara, platformlara; keza, AK-TUR, BİLLURKENT ve ÖZBEL gibi sitelerin yöneticilerine; 'Eğer mecliste temsilciniz olsaydı ne yapacak idiyseniz, gelin, şimdi meclis çalışmalarına katılın; özde yine aynı şeyi yapın; kendi düşünce ve önerilerinizi, bizzat kendi ağzınızdan ifade edin' diye sesleniyoruz.

***

Bu davet bizim.

Buyurun!

***

Biz, katılıyoruz!..

04.05.2019/Datça"


"YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/

DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM (2)

Belediye Meclisi'nin 07.05.2019 günü yapılan Mayıs ayı toplantısına ( Belediye Başkanı ve 15 Meclis Üyesinin yanı sıra) CHP Datça İlçe Örgütü avukatı, A. D. Derneği başkanı, Haziran Hareketi adına biz (iki kişi) ve 3 yerel basın mensubu katılmıştık.

Başkaca (zaman zaman bir nedenle girip çıkan bazı belediye personeli dışında) kimseler yoktu.

***

04.05.2019 tarihindeki 'Belediye meclis toplantılarına katılalım' (Bknz: 1.bölüm) çağrımızın 2 gün ardından yapılan Mayıs ayı toplantısındaki bu 'ilgisizliğe' bakarak, (en azından 'katılalım' çağrısı yaptığımız kişiler, dernekler, sendikalar, platformlar, siyasi partiler vb. hakkında) 'erken bir genel değerlendirme' yapmak belki çok doğru olmayabilir; ama, itiraf edelim, böylesi 'az' bir katılımı da beklemiyorduk...

***

31 Mart Yerel Yönetim Seçimi öncesi süreçte belediye başkan adaylarının belirlenmesinin ardından öne çıkan 'Belediye meclis listesi' hazırlanma çalışmaları sırasında aday olmak için 'Liste' çıkaran siyasal partilere yapılan başvuruların yoğunluğuna; adaylığının kabul edilip aday listesine alınacağına dair 'yeşil ışık' yakılmayan veya adaylık başvurusu yapıp da aday listesinde adını göremeyen 'aday adaylarının' veya 'seçilmesi garanti' sıradan aday gösterilmeyen 'adayların' tepkilerine; kendilerine 'aday listesi için isim bildirin' çağrısı yapılmasını bekleyen ve böyle bir çağrı yapılmayınca bir biçimde serzenişte bulunan derneklerin, platformların, çevrelerin... 'kinayeli/küçümseyici' 'eleştirilerine (!); bir biçimde 'meclis listesinde ittifak' çağrısı yapan ama bu çağrılarına 'pozitif' bir yanıt alamayınca ayrı aday veya ayrı liste çıkaran siyasal partilere...bakarak çağrımıza 'pozitif' bir yanıt alacağımıza ve toplantı salonunda oldukça kalabalık olunacağına dair çok umutluyduk...

***

Bizce, eşitlerinden bir adım öne çıkarak, belediye meclisine girmek isteyen ama bir nedenle giremeyen kadınlar ve erkekler veya belediye meclisinde temsil edilmek isteyip de yine bir nedenle temsil edilemeyen dernekler, sendikalar, platformlar, partiler...vb. her ne nedenle bu yola çıkmışlar ise işte yine aynı nedenin (ama şimdi bir başka biçimde) takipçisi olmak için şimdi Belediye Meclis toplantılarına katılmalıydılar.

03.11.2018 tarihinde, seçime katılacak siyasal partilere aday belirlemede yöntem olarak önseçimi öneren ve bu çağrıyı kamuoyu ile paylaşan bizler, çağrı sonrasında, bu tartıştığımız konuda doğrudan veya dolaylı (farklı biçimlerde) benzer hiçbir iddia ve çaba içerisinde olmamamıza karşın, bu meclis toplantılarına katılmaya karar verdik ve dahası 'katılalım' çağrısı yaptık; yukarıda bahse konu edilen kadınların ve erkeklerin, keza derneklerin, sendikaların, platformların, partilerin vb. ise can-ı gönülden ve bizlerden daha önde katılımcı olmaları gerekirdi.

Olayın mantığının doğal devamı olarak, böyle bir gelişmenin olması normal olanıydı.

Ama öyle olmadığını biliyoruz.

Neden?

11.05.2019/Datça"


"YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/

DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM (3)

31 Mart Yerel Yönetim seçiminde belediye meclisine girmek için liste hazırlayanlara 'yoklama' çekenlerden, aday adayı olanlardan, aday gösterilenlerden veya kendi adlarına bir temsilcilerinin listelerden aday gösterilmesi beklentisi içerisine giren, aday gösterilmesini isteyen, aday bildiren/aday öneren derneklerden, sendikalardan, platformlardan, çevrelerden veya 'ittifak' çağrılarına 'olmaz' yanıtı aldıkları için ayrı aday veya ayrı liste çıkaran siyasi partilerden...vb. içinden, bu konuda 'Maksat spor olsun, namımız yürüsün; yoksa benim/bizim meclis üyeliğine ihtiyacımız yoktur' diyen var mıydı, bilemiyoruz.

Ama sanmıyoruz!

Birebir ilişkisi olanlar veya bir biçimde olayın içinde yer alanlar, muhtemeldir ki, aday olanların veya kendilerini temsil etmesini istedikleri kişilerin aday gösterilmesini ve belediye meclisine seçilmesini isteyen derneklerin, sendikaların, platformların, çevrelerin, partilerin vb. kendi ağızlarından kendilerine has gerçeği biliyorlardır.

Bizce, bahse konu olan olayda 'aday olma/aday önerme/aday gösterme ve aday çıkarma' biçiminde rolü olan her bireyin, derneğin, sendikanın, platformun, çevrenin, siyasi partinin vb. somut ve kendince savunulabilir bir nedeni mutlaka vardır.

Aksi durum, olası değildir.

***

Hal böyle olunca, 31 Mart Yerel Seçim sonrası mazbatasını alarak belediye meclisine girenlerin içerisinde yer alamayan kadınlar ve erkekler veya bu mecliste temsil edilemeyen dernekler, sendikalar, platformlar, çevreler, siyasi partiler vb., bu yeni durumda, kalkıp 'Madem durum bu; bize de bu nedenleri (problemleri, beklentileri, istemleri, gelecek hesaplarını vb.) rafa kaldırmak, bir sonraki seçime ertelemek, yok saymak...vb. düşer' mi diyeceklerdir?

Elbette hayır!

Böyle bir şey, eşyanın tabiatına aykırı bir şey olur.

***

Peki ne yapacaklardır?

Çok doğal olarak, her ne nedenle belediye meclisine girmek veya belediye meclisinde temsil edilmek istiyorlar idiyse, bir biçimde o 'davalarının' takipçisi olmak isteyeceklerdir.

İşte biz, bu nedenle, öncelikli olarak, eşitlerinden bir adım öne çıkarak belediye meclisine girmek isteyen ama bu istemleri bir nedenle gerçekleşmeyen kadınları ve erkeleri; keza yaşadığımız yerde var olan ve belediye meclisinde temsil edilemeyen dernekleri, sendikaları, platformları, çevreleri, siyasi partileri vb. bu konuda başka yollar aramak yerine, doğrudan belediye meclis toplantılarına katılmaya ve bu katılımı istikrarlı hale getirmeye çağırıyoruz.

'Gelin, katılın ve kendi davanızın takipçisi olun; Belediye meclisinde olsaydınız veya temsil edilseydiniz her ne yapacak idiyseniz, şimdi bu biçimde, yine onu/onları yapmaya çalışın; bunun için ille de resmi bir sıfatınızın olması gerekmiyor, yurttaş olmanız yetiyor' diyoruz.

***

Belediye Meclisi, yetkileri büyük ölçüde elinden alınmaya ve merkezi otoriteye devredilmeye çalışılsa da, tarihsel olarak, yurttaşların var olan sorunlarını kendi kendilerine çözmeye çalışmalarının, bunu tartışmalarının ve kendi kendilerini yönetmelerinin bir ifadesi olarak ortaya çıkmış ve bu anlamda, özünde, YEREL PARLAMENTO olarak kabul edile gelmiştir..

Bütün yurttaşlar ve haliyle, öncelikli olarak, eşitlerinden bir adım öne çıkarak belediye meclisine girmek için çaba sarf eden veya belli bir örgütlülük (dernek, sendika, çevre, platform, siyasi parti vb.) içerisinde hareket ederek var olan sorunlarını ortaklaşa çözmeye çalışan kadınlar ve erkekler, yaşadıkları yerele özgü veya yaşadıkları yerdeki yerel yönetimden kaynaklanan sorunlarını bu YEREL PARLAMENTO (Belediye Meclisi) odaklı tartışmaya ve çözmeye çalışmalıdırlar.

Ancak o zaman, yaşadıkları sorunların kalıcı çözümünü sağlayabilmeleri ve bu kalıcı çözümün de bir parçası (öznesi) olmaları mümkün olabilecektir.

Bugün, bulunduğumuz yerdeki belediye meclislerini, tarihsel olarak olması gereken bu yere oturtmak ve bu içeriğiyle çalıştırmak gerekiyor.

Bu ise, ancak, Belediye Meclis toplantılarına, bu çerçevede, en geniş katılımı sağlamaya başlamakla olasıdır...

Yoksa, her şey, laf-ı güzaf'tır!

18.05.2019/Datça"


"YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/

DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM (4)

Biliyoruz, her ay başı, önceden belirlenmiş bir günde toplanan belediye meclis toplantılarında, belediye meclis üyeleri dışındaki katılımcılar, önceden belirlenmiş (ve bilahare ancak belediye meclis üyelerinin toplantı başında önerebildikleri ek) gündem maddelerinin görüşülmesi süresince, kendilerine ayrılmış yerlerde, sessizce oturmak ve olup biten her şeyi izlemek zorundadırlar.

Biz, bu gerçekliğe karşın, özünde, kadın ve erkek her yurttaşa 'Gelin ve belediye meclis toplantılarına katılın' çağrısı yapıyoruz; bu konuda ısrar ediyoruz, ısrar etmeye de devam edeceğiz.

Neden?

***

İster oy vermiş olun ister oy vermemiş olun, ( herhangi bir haklı mazeretiniz yoksa, mutlaka katılmış olduğunuz) yerel yönetim seçiminde seçilerek belediye meclisine girmiş olan üyeler, görev yaptıkları sürece, sizin (5 yıllık bir süre için) 'vekalet' vererek oraya gönderdiğiniz ve orada, o süre boyunca, sizi temsil edecek; sizi (ve haliyle kendilerini de) ilgilendiren konularda, sizin istekleriniz ve beklentileriniz doğrultusunda hareket edecek, kararlar alacak; bir başka deyişle, sizlere 'hizmet' etmek zorunda olan ve bunu (sizlerle arasındaki ilişkinin bu çerçevede olduğunu) da daha baştan, o göreve aday olduğu anda kabul etmiş olduğu varsayılan/varsayılması gereken kişilerdir.

***

Sizler, her ay başı yapılan belediye meclis toplantılarına katılarak, sizinle arasındaki ilişkileri bu içerikte olan üyeleri, baştan itibaren, 'denetlemeye' başlamış ve bunu da (denetlendiklerini) onlara göstermiş oluyorsunuz.

Her şey, sizin gözünüzün önünde olup bittiği için, siz, (5 yıllık bir süre için) görevlendirdiğiniz belediye meclis üyelerinin (görevlilerinizin), sizin yaşadığınız yere ilişkin sorunların ve yapılacak hizmetlerin tartışıldığı, kararların alındığı belediye meclis toplantılarında, gerçekten, sizin istekleriniz ve beklentileriniz doğrultusunda mı yoksa kendi bildikleri başkaca (kendileri için veya o an sizin bilemediğiniz) nedenlerle mi hareket ettiklerini gözlemlemiş oluyorsunuz.

Bir başka deyişle, (5 yıllık bir süre için) 'vekalet' vererek görevlendirdiğiniz bu görevliler, görevlerine başladıkları andan sonra, kendilerine 'güven duyarak' (oy vererek) verdiğiniz vekalete ve haliyle size bağlı kalarak mı görev yapıyorlar, yoksa o 'yetkiyi' aldıktan sonra sizi bir kenara koyarak, sizin onlara duyduğunuz güveni suistimal ederek, tabir-i caizse, size 'yabancılaşmış' birisi olarak mı hareket ediyorlar?

***

Sizlerin (oy vermiş olun ya da oy vermemiş olun) seçerek belediye meclisine gönderdiğiniz kadınlar ve erkekler bu 'denetimi' ister can-ı gönülden ister kerhen kabullensinler, ister 'normal bir durum' olarak ister 'bu da nereden çıktı şimdi?' diyerek karşılasınlar, bu o kadar önemli değil; önemli olan şudur; sizler bu meclis üyelerini gözlemek, bilmek ve onların, 'gözünüzün' onların üstünde olduğunu, ona göre hareket etmeleri gerektiğini bilerek hareket etmelerini istiyor musunuz yoksa istemiyor musunuz?

Aile ve iş yaşamınızdaki deneyimlerinizden hareketle de belli bir yargınız vardır; sizce, belli bir inisiyatifi olan ama sürekli denetlediğiniz ve haliyle denetlendiğini bilen bir meclis üyesi mi yoksa yetki verdiğiniz andan itibaren 'saldım çayıra Mevla'm kayıra' diyerek kendi haline bıraktığınız bir meclis üyesi mi size (seçmenlere) sadık kalır ve daha çok hizmet eder?

***

Elbette, verili koşullarda, belediye meclis toplantılarına katılmak ve bu 'denetim' hakkını bir biçimde kullanmak gereklidir, mutlaka hayata geçirilmelidir; ama yeterli değildir.

Bizce, belediye meclis toplantılarının 'resmi' bölümünün bitiminden sonra, oturumu yönetenin (belediye başkanının) izleyicilere yönelik olarak sorduğu 'Söyleyeceğiniz bir şey var mı?' sorusu sonrası, izleyicilerden söyleyecek sözü olanların sözlerini söylemeleri yöntemi yerine, belediye meclis toplantılarına katılan (üyeler dışındaki) bütün kadınlar ve erkekler de, gündem maddelerinin görüşüldüğü zaman diliminde ''...kendileriyle ilgili konularda 'söz' söyleyebilmeli'' ve böylece, tartışılan konulara ve alınan kararlara bir biçimde katkıda bulunabilmelidirler. (Bknz: Datça'da Nasıl bir Yerel Yönetim İstiyoruz?/B.H.Hareketi/Datça)

Bugünkü yasal mevzuat buna uygun olmayabilir, nitekim öyledir de.

Ama baştan beri ısrarla önerdiğimiz 'katılım' iradesi ortaya konur ve istikrarlı hale getirilir ise, bunun bir yolu bulunabilir ve bu 'hakkın' yasallaşması için de ortak bir 'mücadele' gündeme alınabilir ve örgütlenebilir.

***

Biz, eğer istersek ve uğruna mücadele edersek, istemediğimiz pek çok şeyi değiştirebilir ve istediğimiz pek çok şeyi de elde edebiliriz.

Aksi durumda, verili koşullara 'rıza' gösteririz...Bize verilenlerle yetiniriz.

Siz hangisinden yanasınız?

25.05.2019/Datça"


"YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/

DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM (5)

Her ay başı, önceden belirlenmiş bir günde yapılan belediye meclis toplantılarına katılan yurttaşlar, (oy vermiş ya da oy vermemiş olsunlar) kendilerini temsil eden (öyle olduğu da genel kabul gören) meclis üyelerinden kimin ya da kimlerin kendilerine verilen 'vekalete' sadık kalarak, kimin ya da kimlerin ise bu 'vekalete' sadık kalmayarak (kendilerine, bir başkasına ya da bir başkalarına) çalıştıklarını kendi gözleriyle görme ve birinci elden tanık olma olanağı elde ederler.

Hal böyle olunca, toplantı boyunca toplantı salonunda olup biten her şeyi gören ve konuşulan her şeyi duyan, bunları aklının bir köşesine ya da bugünkü olanaklar ile şu veya bu biçimde bir yerlere kaydeden katılımcılar, meclis salonunda olup bitenlere dair takdir duygularını, eleştirilerini, önerilerini vb. her ne düşünüyorlarsa, onu, toplantı süresince veya toplantı bitiminden hemen orada veya bilahare, toplantı sonrası süreçte birebir görüşmelerinde meclis üyelerine; farklı ortamlarda (uygun olan veya uygun gördükleri her yerde), kamuoyuna, farklı biçimlerde ifade edeceklerdir ve ifade etmelidirler de; bunlar olmaz ise, bu katılım 'eksik' kalır.

Bir başka deyişle, önerilen, belediye meclis toplantılarına katılanların, toplantı sırasında, toplantı salonunda, belediye meclis üyelerine dair tanık oldukları her şey karşısında yalnızca 'seyirci' konumunda kaldıkları ve bilahare, toplantı bitiminde, toplantı salonunda olup biten ve tanık olunan her şeyi orada bırakıp salondan çıktıkları, her şeyi 'unuttukları'(!) bir 'katılım' değildir.

(Meclis üyeleri, kendilerine oy vermiş ya da oy vermemiş olsun, temsil ettikleri seçmenlerin, belediye meclis toplantılarına bu çerçevede bir 'katılım' ve haliyle kendileri üzerinde böylesi bir hakları olduğunu bilmeli ve daha baştan, bunu kabul etmelidirler; herhangi bir biçimde, seçmenlerin bu hakkını yadsımamalı ve bu hakkını kullanmasına karşı çıkmamalıdırlar.)

***

Dahası var!

Seçmenler, 5 yıllık bir süre için 'vekalet' vererek meclise gönderdiği bir üyenin, bu 5 yıllık sürenin herhangi bir zaman diliminde, kendilerine, yani 'güven' duyarak ona verdikleri 'vekalete' sadık kalmadığını, kendileri aleyhine olmak üzere 'kişisel çıkarı' ya da 'bir başkası/bir başkaları' hesabına (meclis toplantılarında veya meclis toplantıları dışında) çalıştığı kanısına varıyorlarsa ve bu çerçevede, o üyenin bu duruma son vermesi doğrultusunda yaptıkları bütün girişimlerin sonuçsuz kaldığını görüyorlarsa, evet o zaman, o üyenin kendilerini o mecliste temsil etme hakkına son verebilme; o üyeye verdikleri 'vekaleti' iptal edebilme; onu 'geri çağırabilme' (ve yerine yeni birisini gönderebilme) hakkına da sahip olmaları gerekiyor. (Böylesi bir durumda, hiçbir güç, bu hakkını kullanmak isteyen seçmenlere, bugün olduğu gibi 'Aklınız neredeydi kardeşim? Bu kişiyi göndermeseydiniz! Şimdi oturun oturduğunuz yerde. Kaderinize rıza gösterin. Sonuçlarına katlanın. Gelecek seçimde, istemediklerinizi aday göstermezsiniz, olur biter...' diyemez.)

***

Verili durumda, yerel düzeyde, belediye meclis toplantılarında tanık olduğumuz sistem, bir biçimde, 'temsili demokrasi' olarak adlandırılabilir; bizim önerdiğimiz ise, var olandan daha ileri bir sistemdir ve biz, buna, 'doğrudan demokrasi' diyoruz!

***

Belediye meclis toplantıları sırasında, meclis üyeleri dışındaki katılımcılara, kendilerini ilgilendiren konularda söz söyleme hakkının fiilen ve dahası yasal olarak tanınmasını isteyen bizler, bu 'geri çağırma' hakkının, yani siyasi literatürdeki adıyla 'emredici vekalet' hakkının da fiilen ve dahası, yasal olarak tanınması gerektiğini söylüyoruz.

(Elbette, bu hakkın, ülkemizde ve günlük yaşamımızda nasıl bir şekle bürünerek kullanılabileceği, keza bugünden, bu doğrultuda ne tür adımların atılabileceği konusu ortaklaşa tartışılmalıdır.)

***

Daha iyi bir dünya, daha iyi bir düzen, daha iyi bir demokrasi, daha iyi bir yönetim...daha iyi bir yaşam isteyen ve bütün bunlar için mücadele eden bizlerin 'ayırt edici' özelliklerimizden birisi de 'gerçekçi olmamız' ama (o an, o koşullarda) imkansız olanı istememizdir.

Evet bizim, bizi (eşitlerimizden) 'farklı' kılan hayallerimiz vardır ve bizler, bu hayallerimizin gerçekleşebilmesi için mücadele ediyoruz; bu hayallerimizin, uğruna mücadele edilmeye değer olduğunu düşünüyoruz.

Ya siz?

01.06.2019/Datça"

(Devam edecek)

(*) Bu bölümde okuduğunuz yazılar o dönemde bazı yerel İnternet sitelerinde yayınlandı.


Devamını Oku...