24 Aralık 2019 Salı

2019.02.03.BİR KEZ DAHA ÖN SEÇİM ÖNERİSİ ÜZERİNE -2

  Hiç yorum yok

     BİR KEZ DAHA 'ÖN SEÇİM' ÖNERİSİ ÜZERİNE -2
(     YA DA SAPLA SAMANIN BİRBİRİNE KARIŞTIRILMASINA DAİR)
     ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş'ın CHP'den İstanbul/Beyoğlu Belediye Başkan adayı gösterilmesi sonrasında Sol kesim ağırlıklı başlayan tartışmalar (yer yer, köpeksiz köyde değneksiz dolaşmaya benzeyerek) aldı başını gidiyor; çok doğal ve haliyle Alper Taş dahil, bu konuyla ilgili olanlar açısından 'beklenmeyen bir gelişme' olmasa gerekir.
     ***
     İzlenebildiği kadarıyla, bugün için çok farklı yerlerde duran pek çok kişi, kah kendi adına kah içinde bulunduğu çevre, grup, parti vb. nin hislerine tercüman olurcasına, düşüncelerini yazıya döküyor.
     ***
     Bu ifade edilen görüşlerin çok farklı ve hatta yer yer birbirlerini dışlayan görüşler olduğu ama sonuçta, bazı istisnalar dışında, çoğunluk tarafından Alper Taşın ve haliyle ÖDP'nin ( Haziran'ın da) bu olay çerçevesinde bir kez daha 'hedef tahtası' haline getirilme amacı taşıdığı söylenebilir.
     ***
     Bu konuda görüş beyan edenlerin bir-iki cümle veya bir-iki paragraf yazmakla yetinmesinden kaynaklanıyor olsa gerekir ki, bu konuda kimin neyi doğru görüp neyi eleştirdiği tam anlaşılamıyor.
     ***
     31 Mart Yerel seçim süreci gündeme geldiği andan itibaren bu seçim süreci ile ilgili hemen hemen her konuda (Yerel Seçim/Genel Seçim, ön seçim/atama, aday/program, ittifaklar ...vb.vb.), sahadaki gelişmeler çerçevesinde yazı yazan birisi olarak, öncelikle eleştirilerin net ve anlaşılır olması gerektiğini düşünüyorum.
     Bu gelinen noktada, kimseye, 'hadi gelin yeni baştan ve daha anlaşılabilir bir biçimde eleştirilerinizi dile getirin' diye seslenmenin artık yararlı olmayacağından yola çıkarak, elden geldiği kadar ve kimseye haksızlık yapmadan, bu eleştirileri bir kaç noktada ele almak ve tartışmak gerekiyor.
     ***
     Kimse açıkça öyle bir şey yazmıyor ve ima etmiyor ama sanırım, kimsenin aklından Alper Taşın her hangi bir yerden (Yerel Seçim çerçevesinde) aday olamayacağı düşüncesi geçmiyordur; bunu düşünen varsa, bu çok abes bir şey olur; çünkü, bunu düşünen (ki, 'herkes her konuda eşit haklara sahiptir' diye düşünenlerden birisi olduğunu varsayarak) Alper Taşı kendinden veya eşitlerinden farklı görüyordur ki, bu akla ziyan bir bakış açısı olur.
     Alper Taş da bu eleştiriyi yapabilecek kişi veya herhangi birimiz gibi seçme ve seçilebilme hakkına sahiptir; senden, benden veya ondan, yani halihazırda 'birey' konumunda olanlardan farklı olarak, o, yalnızca Başkanlar Kurulu Üyesi olduğu ÖDP içerisinde bu konuyu tartışabilir ve 'olur' aldıktan sonra (parti tüzüğü ne diyorsa) pekala istediği her yerden aday olabilir.
     ÖDP üyeleri dışındaki kimse de bu bağlamda herhangi bir söz söyleme hakkına sahip değildir ve doğrusu da budur. (ÖDP üyelerinden birisi bu konuda söz söyleyecekse, bu da onların 'iç' sorunudur)
     ***
     Anlaşılabildiği kadarıyla, pek çok eleştiri, Alper Taşın CHP'den (ortak veya CHP namı hesabına) aday gösterilmesine yöneliktir. (Bazıları, hızını alamayıp, Alper Taşın CHP'nin değil 'Millet İttifakı'nın adayı olduğu varsayımı ile değerlendirmeler yapıyor ve bu düzlemde veryansın ediyor ki, bu eleştirileri yöneltenler ya bu 'ittifaklar' olayını yeterince bilmiyor ya da 'bana ne, fırsat bu fırsat; ben söyleyeceğimi söylerim' diyordur, ki bu kadarına da ancak 'pes' denir)
     Eğer, Alper Taş da dahil, herhangi bir Sol, Sosyalist, Devrimci vb. kişi CHP'den herhangi bir yerden aday gösterilmeyi kabul etmemeli deniyorsa; bu eleştiriyi yöneltenlerin, daha önce Hopa, Şavşat, Çamaş vb yerlerdeki gelişmeleri, dahası CHP'ye açık ya da örtük 'ittifak' çağrılarını, 'batıda kilit partiyiz' söylemlerini...vb.vb. sahadaki daha pek çok gelişmeyi eleştirmiş/eleştiriyor olması gerekiyor(du) ki, ama yok...
     Yani, CHP'nin nitelik değerlendirmesi üzerinden bir eleştiri yapılıyorsa, tutarlılık açısında, bu eleştiri, bu konuda veya her konuda yalnızca CHP-ÖDP ilişkisi düzleminde değil, Sol-CHP ilişkisi düzlemindeki her gelişme için de yapılmalıdır. Ama gerçek böyle değil...
     Neden?
     Neden aynı çerçevedeki gelişmeler için farklı söylemler ve değerlendirmeler söz konusu oluyor?
     Daha açık soralım; Alper Taşı aday gösteren CHP ile bazılarının 'ittifak' çağrısı yaptığı CHP aynı değil mi?
     ÖDP dışındaki Sol vb. için (CHP ile kurulan/kurulacak olan ilişkilerde) geçerli olan 'haklar', neden ÖDP için geçerli olmuyor?
     (Doğrusu, her kesim her kesimle istediği düzlemde ve çerçevede 'geçici' veya 'uzun erimli' birliktelikler kurabilir, bu konuda herkes eşit haklara sahiptir, aksi savunulamaz; yeter ki aleni olsun ve somut programlar/hedefler temelinde yapılsın.)
     ***
     Bu konudaki bazı eleştiriler, bazı eleştiri sahiplerinin çok safiyane bir biçimde açıkça ifade ettiği üzere, şudur; ÖDP, Sol kesim ile değil de neden CHP ile hareket etti/ediyor?
     Bu eleştiri, eleştirinin daha iyi anlaşılabilmesi açısından, bir kaç açıdan ele alınmalıdır:
     Önce şunu soralım;
     ÖDP, nerede Sol ile değil de CHP ile hareket etmeyi yeğledi?
     Hopa, Şavşat, Çamaş... geride kaldığına ve orada da 'birlikte hareket edilenler' veya 'birlikte hareket edilmeye çalışılanlar' kavramının içerisine yalnızca ÖDP ve CHP değil, daha başkaları da girdiğine göre, geriye Beyoğlu kalıyor.
     Peki, Beyoğlu'ndan yola çıkarak böylesi bir 'genel değerlendirme' yapılabilir ve buna da 'negatif' bir anlam yüklenebilir mi?
     'Evet, yapılabilir ve böyle bir anlamlandırma da doğrudur' diyebileceklere sormak gerekiyor; acaba, kendi ifadeleriyle, 31 Mart Yerel Seçim noktasında, ülkeyi 'Doğu' ve 'Batı' diye ikiye ayıran; Doğu'da 'Ulusal İttifakı' sağlamaya çalışan, Batı' da ise CHP'ye 'İttifak' çağrısı yapan, kendisini 'Cumhur İttifakı' ile 'Millet İttifakı' arasında 'kilit parti' ilan eden HDP'nin bu çağrısı, HDP'nin CHP ile ilişkilerinde 'genel bir olgu'mudur ve nasıl ('negatif/pozitif') değerlendirilmelidir?
     Hele bi söyleyin!...
     ***
     Gelelim şu 'Sol kesimler' tanımlamasına...
     Kimler kastediliyor?
     24 Haziran Genel Seçim öncesinden itibaren ÖDP ve bir-iki çevre, grup, parti vb. dışında Sol diye tanımlanabilecek kesimlerin tamamına yakını HDP içerisinde yer aldığına ve onunla birlikte hareket ettiğine göre, gerçekte Sol deyince neyi anlamalıyız? Kim aklımıza gelmeli?
     Eleştirilen ÖDP olduğuna ve pek çok Sol kişi, çevre, grup, parti HDP içerisinde konumlandığına göre, ÖDP ve HDP dışındaki bir-iki yapı mı?
     Bunlar ise ve kastedilen bunlar ile ortak hareket edilmesiyse, katılmak gerekir, haklılar; bunun yolu aranmalı...
     Ama yok, bugün Sol denince kastedilen, pek çok Sol kesimin içinde yer aldığı HDP ise, ki aslında açıkça söylenemeyen budur, o zaman doğrudan, istenenin ne olduğu söylensin: Şöyle, 'Hey ÖDP, sen neden HDP (Sol) ile değil de CHP ile ilişki kuruyorsun?'
     Kelimeleri, ağızda yuvarlayıp durmamalı ve derdimizi açıkça söylemeliyiz ki, yol alalım...
     ***
     HDP'nin, savundukları 'reel politika' gereği, içinde yer alan Sol çevre, grup, parti vb. ile birlikte (ki kimler oldukları biliniyor), kendi ifadeleriyle 'ülkenin batısında' CHP'ye (biz adını doğru koyalım, 'Millet İttifakı'na değil), 'gel ittifak yapalım' dediği (CHP'yi ikna etmek için bazı yolları denediği), ÖDP dahil kendi içine katılmayı kabul etmeyen Sol çevreleri 'pas' geçtiği, ama CHP'nin yüzünü 'Sağa' çevirmeyi tercih etmesiyle birlikte arayışlara yöneldiği bilinmeyen ve üzerinde yazılıp çizilmeyen bir şey değildir.
     Böyle bir gerçeklikte, HDP (ve içindeki Sol kesimler) dışında var olan Sol kesimler ne yapacaktı? Hem HDP ve HDP içinde konumlanan 'Sol' kesimler gibi iddia sahibi olduğunu söyleyecekler hem de oturup bekleyecekler miydi?
     Söylenmeye çalışılan ve istenen bu mudur?
     Onların yaptığı bir şeyi (CHP'ye 'ittifak' çağrısını) bir başkasının veya başkalarının başka biçimlerde yapma hakkı yok mudur? Yaptıklarında, neden farklı oluyor, görülüyor ve değerlendiriliyor?
     Tutarlılık (eğer böyle bir dert varsa), bunun neresinde?
     ***
     ÖDP'nin kah Alper Taşın ağzından kah farklı kalemlerden, özellikle son dönemde giderek artan yoğunlukta ve daha yüksek sesle HDP'yi, haliyle HDP içerisinde yer alan Sol çevreleri, ülke gerçekliğinden koptuğu ve ülke sorunlarını birinci dereceden gündem maddesi yapmadığı; Ortadoğu'daki gelişmeler çerçevesinde politikalar üretmeye yöneldiği, 31 Mart Yerel Seçimi gerçekliğinde bile bu çerçevede politikalar belirlemeye çalıştığı doğrultusunda eleştirdiği; HDP'nin, haliyle içerisinde yer alan Sol kesimlerin, bundan pek hoşnut olmadığı söylenebilir.
     ÖDP'nin, ÖDP dışındaki her kesimin, kendi yolunu çizme, çizdiği bu yolda yürüme ve dahası yürüdüğü bu yolda şurada veya burada, bir bölgede veya ülke genelinde 'geçici' veya 'uzun soluklu' yol arkadaşı bulma ve onunla/onlarla istediği birliktelikleri oluşturma hakkı vardır.
     Her kesimin bu yaptıklarının doğruluğunu savunma (aksi olası değil) ve bir başkasının yaptığını da eleştirme (bunun da aksi olası değildir) hakkı vardır.
     Bunun aksini, kendisini Sol'da gören birisi savunabilir mi?
     ***
     Evet, Sol, kendi içinde/arasında (birbirlerini nasıl gördükleri ve eleştirdikleri biline biline) bu Yerel Seçim çerçevesinde (yerelde/genelde), her yerelin kendi özgülünde bir biçimde birlikte hareket edebilmenin yollarını görev olarak önüne koymalı ve bunu başarmaya çalışmalıydı; bu konuda her kesim ortak sorumluluk duymalıydı; ama 'her kesim'...
     Olmadı....
     Şimdi kimse kendini sütten çıkmış ak kaşık görmesin, göstermeye çalışmasın...Bunun kimseye yararı yok... Olduğunu söyleyen, kendisini aldatır...
     ***
     Yerel Seçim sürecinin başından beri 'Ön seçim, olsa da olur olmasa da olur türünden teknik bir sorun değildir; ön seçim, olmazsa olmaz' diyen; tek başına aday çıkarma durumunda o çevrede, grupta, partide; ortak aday çıkarma durumunda o kesimler arasında 'ön seçim'i 'iç demokrasi' olarak gören; 'Demokrasi=Sosyalizm değildir' ama 'Demokrasi olmadan Sosyalizm de olmaz' diyen ve bu konuda sayısız yazı yazan, bu konuyu pek çok yönden tartışan birisiyim.
     Öncelikle Alper Taş'ın/ÖDP'nin ilke olarak 'ön seçim'i savunduğunu, Hopa ve Şavşat özgülünde bunu kanıtladığını; Beyoğlu adaylığının kendi gerçekliğinde ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
     ***
     Tek başına veya ortak aday çıkarılması hallerinde adayı çıkaracak olanın/olanların kendi içlerinde/kendi aralarında 'ön seçim' yoluyla adayını/adaylarını belirlemesi gerektiğini düşünen birisi (Alper Taş/ÖDP), 'ön seçim'i (ilkesel düzeyde olmasa da) reddettiği (Hopa'da Şavşat'da...) anlaşılan (CHP)'den gelen teklif (Beyoğlu adaylığı) karşısında ne yapmalıydı?
     Sorulması gereken soru budur?
     'Siz ön seçim filan savunmuyorsunuz, Hopa ve Şavşat bunun kanıtı, sizinle işimiz olmaz' mı demeliydi?
     'Tamam, aramızda Hopa ve Şavşat deneyimlerini yaşadık; bu kez şartlarımız şunlar, şunlar...dır' mı demeliydi?
     Ne demeliydi?
     Anlaşılan o ki, Alper Taş/ÖDP ikinci yolu seçti.
     Doğru, yanlış, eksik...iyi ama algı...vb.vb. Pek çok şey söylenebilir.
     Eyvallah!
     Ancak, bu karar konusunda Alper Taş'a/ÖDP'ye yöneltilebilecek eleştirilerin, bırakın 'ön seçim'i ilkesel olarak savunmayı, ağızlarına bile almaktan imtina edenlerin değil; öncelikle ÖDP üyelerinin ve 'ön seçim'i ilkesel olarak savunanların hakkı olduğunu söylemek gerekiyor.
     ***
     Şimdi, yaşanılan her yerde, yaşanılan yere ve haliyle kendi yaşamına dair somut şeyleri farklı biçimlerde dile getirme, çözümleri önerme ve bunu, o yerde herkesçe içselleştirilebilir hale getirme zamanı.
     ***
     Datça'da 'Ön seçim' önerisini MHP, AKP, CHP, VP, İYİ PARTİ...ye yazılı önerenlerden ve bu konuyu uçan kuş dahil herkese yeniden ve yeniden anlatanlardan, Datça'da hiç birisi bunu yapmadığı için hepsini eleştirenlerden; bugün ise, seçimde aday çıkarmadığı halde 'Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?' diye soran, bu istemi yazılı ve somut bir program haline getirip kapı kapı dolaşarak dağıtmayı önüne iş olarak koyanlardan birisi olarak; 31 Mart günü 'boykotu' değil, oy kullanmayı savunanlardan; aday olma biçimlerinden yaşadığımız yerdeki sorunların çözümlerine kadar pek çok konudaki eksikliklerine rağmen 'var olan adayların hepsi tıpkı basım değil ve her birinin farklı yönlerden bana yakınlığı ve uzaklığı aynı değil' diyenlerden birisiyim...
     Eleştiriler baki, ama 31 Mart'ta sandığa gidildiğinde, 1 Nisan'dan sonraki günlük yaşamımızı düşünmeliyiz diyorum...
     Ya siz? İzmir'de, Akhisar'da, Beyoğlu'nda, Ankara'da, Mersin'de, Adana'da, Diyarbakır'da,            Şemdinli'de...yaşayanlar, ya siz ne düşünüyorsunuz?
     04.02.2019/Datça
     Mehmet Erdal

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder