2018.09.13.ÖRGÜT DEDİĞİN NEDİR Kİ (5.Bölüm)
'ÖRGÜT' DEDİĞİN NEDİR Kİ ?
(5.Bölüm)
Cezaevinden firar ettikten sonra,
nereye gideceğimizi/gönderileceğimizi bilmeden, 2-3 gün kadar,
Denizli Merkez'de, birlikte firar ettiğimiz arkadaşla ( ilk gün
birlikte ) ayrı ayrı olmak üzere farklı evlerde saklandık.
Sonra, 'ortalık sakin' denilerek,
Uşak tarafından gelen bazı arkadaşlarla birlikte, Uşak bölgesine
geçmek üzere yola çıktık.(Diğer arkadaş başka bir bölgeye
gönderilmişti.)
Uşak, öncesi dönemde, bizim
hareket açısından olduğu kadar, Anti-Faşist Mücadele açısından
da bize 'gurur' veren 'efsane' bir ildi.(Öyle ki, Uşak dışındaki
bazı bölgelerde, örneğin Arslan Yalçın gibi, devrimci
mücadelenin 'ön planında' 'Uşaklı' devrimcileri görmek, kimseye
şaşırtıcı gelmezdi; Sarayköy Tekel Deposu soygunu dolayısıyla yakalandığımızda, polislerin ilk sorusu 'Uşaklı mısınız?'
olmuştu.)
.....
'YAY-KUR direnişi' olarak
hafızamızda yer edinen 17.03.1977 tarihindeki Uşak Merkez'de
yaşanan olaylar (bu direniş sırasında Haydar Öztürk ve Semiha
Özakar adlı iki devrimci genç öldürülmüştü), bu il'deki
Devrimci Mücadele açısından bir dönüm noktasıydı.
Bu 'direniş'ten sonra, Uşak'ta
Devrimci mücadele hızla yaygınlaşmaya ve yükselmeye başlamıştı.
25.07.1977 tarihinde Sivaslı
ilçesinde Cafer Avcı arkadaşımız, bir faşist tarafından 'koyun
kırpma makası' ile kasığından yaralanmış ve bilahare ölmüştü.
(1969-1972 yılında okuduğum Gökçeada Öğretmen Okulundan
tanıdığım ve bilahare Gazi Eğitim Enstitüsünde okumaya devam
eden, sporda madalyaları olan bir arkadaşımızdı. Onu yaralayan
ve ölümüne neden olan faşist'in Sivaslı Cezaevinden kaçmaya
çalışırken, jandarma tarafından vurularak öldürüldüğünü
duymuştuk.)
09.09.1978 tarihinde İsa
Dinçtopal adındaki başka bir devrimci arkadaşımız, kaldığı
eve bir el bombası atılarak öldürülmüştü. 15.01.1979 tarihinde Ulubey ilçesi
Büyükkayalı köyünde çıkan olaylarda, faşistler, Cemil Vural
ile annesi Hatice Vural'ı öldürmüşler, Gülsüm Vural'ı ise
ağır bir şekilde yaralamışlar; olay sonrası bu faşistlerin
evleri köylülerce yakılmış ve bazı faşistler köyden sürülüp
çıkarılmışlardı. Keza aynı dönemde, Ulubey ili
Hanyeri köyünde, köyün öğretmeni faşistlerce ağır bir
şekilde yaralanmış ve akabinde, benzeri olay(sürgün) orada da
yaşanmıştı.
.....
Uşak'a geldikten sonra bir süre
farklı evlerde kalmış ve sonrasında, tren istasyonu
yakınlarında, istasyona çok yakın bir yerde kalacağımız ev
tutulmuş ve ben, Ulubey kırsalına götürülmüştüm.
.....
Ulubey, suyu Büyükmenderes'e
akan Banaz Çayı kıyısında kurulu küçük ama çok sayıda köyü
bulunan bir ilçe merkeziydi.
Bu köylerin bazılarında
(Kurudere, Aksaz...) faşistler, çoğunluğunda ise( Omurca, Kışla,
Gümüşkol, İnay, Hanyeri, Küçükkayalı, Büyükkayalı,
Avgan...) Devrimci, Sol ve Sosyal Demokrat kabul edilen kesim
etkindi.
İlçe merkezinde, siyasi anlamda,
bir 'pat durumu' söz konusuydu.
Bütün ilçe, köyleriyle
birlikte (bazı köylerde bazı aileler 'Almancı' olsalar da)
varlıklı bir yer değil, 'gelir seviyesi düşük' bir yer kabul
edilebilirdi.
.....
!978 yılı içerisinde(ay ve günü
anımsayamıyorum) Erdal Okan (01.09.1979 günü bir kuyumcu soygunu
sırasında vurularak öldürülmüş olan arkadaşımız) İzmir'den
beni ve başka bazı bölgelerden bazı arkadaşları da (nerelerden
ve kimler anımsayamıyorum) alarak, 'pratik eğitimi' görmek
amacıyla Küçükkayalı köyüne getirmiş, bu köy
civarında,(sonrası süreçte hiçbir işimize yaramayan) 3-5 günlük
bir 'eğitim'den sonra, gerisin geri götürmüştü.
1979 yılı sonlarındaki bu
gelişimde hangi köye ilk adımı attığımı (net olarak)
söyleyemem ama bu yöreye ilişkin ilk anımsadıklarım arasında,
Hatice ve Cemil Vural'ın 1.ölüm yıl dönümü olan 15.01.1980
tarihinde, arkadaşlarla, köyde yapılacak anma etkinliğine olası
bir jandarma müdahalesi ve alınacak tedbirler tartışması var.
Bu anma etkinliği oldukça geniş
katılımlı olmuş ve jandarma da köye gelmemişti.
.....
İlk başlarda, benim ne ölçüde
'uyum' sağlayıp sağlayamıyacağımın merak edildiğini ve gerçekten, ilk günlerde, kırsal kesim ve ormanlık bir alan olması
nedeniyle 'fiziken', önceki çalışma bölgelerimin koşullarının
ve konumumun getirdiği alışkanlıklarım ve değer yargılarım
nedeniyle de bazı 'uyumsuzluklar' yaşadığımı, bilahare bu
çerçevede eleştiriler aldığımı anımsıyorum.
Kırsal kesimin ve ormanlık
alanların koşullarına, köylülerin yaşam tarzlarına, değer
yargılarına, giyimlerine, konuşma tarzlarına, birbirleriyle
ilişkilerine, yemelerine ,içmelerine...uyum sağlamak, onlar gibi
olmak ve onlardan birisi olmak, onlar tarafından 'içselleştirilmek',
(illegal koşullarda 'olmazsa olmaz' bir şart olan) 'su ile balık'
gibi olmak (hele çok kısa bir sürede) öyle çok kolay bir şey
değildi ama (uzun dönemde) olanaksız da değildi.
14.09.2018 /DATÇA
Mehmet Erdal
Mehmet Erdal

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder