24 Aralık 2019 Salı

2018.09.13.ÖRGÜT DEDİĞİN NEDİR Kİ (5.Bölüm)

  Hiç yorum yok

     'ÖRGÜT' DEDİĞİN NEDİR Kİ ? (5.Bölüm)
     Cezaevinden firar ettikten sonra, nereye gideceğimizi/gönderileceğimizi bilmeden, 2-3 gün kadar, Denizli Merkez'de, birlikte firar ettiğimiz arkadaşla ( ilk gün birlikte ) ayrı ayrı olmak üzere farklı evlerde saklandık.
     Sonra, 'ortalık sakin' denilerek, Uşak tarafından gelen bazı arkadaşlarla birlikte, Uşak bölgesine geçmek üzere yola çıktık.(Diğer arkadaş başka bir bölgeye gönderilmişti.)
     Uşak, öncesi dönemde, bizim hareket açısından olduğu kadar, Anti-Faşist Mücadele açısından da bize 'gurur' veren 'efsane' bir ildi.(Öyle ki, Uşak dışındaki bazı bölgelerde, örneğin Arslan Yalçın gibi, devrimci mücadelenin 'ön planında' 'Uşaklı' devrimcileri görmek, kimseye şaşırtıcı gelmezdi; Sarayköy Tekel Deposu soygunu dolayısıyla yakalandığımızda, polislerin ilk sorusu 'Uşaklı mısınız?' olmuştu.)
.....
     'YAY-KUR direnişi' olarak hafızamızda yer edinen 17.03.1977 tarihindeki Uşak Merkez'de yaşanan olaylar (bu direniş sırasında Haydar Öztürk ve Semiha Özakar adlı iki devrimci genç öldürülmüştü), bu il'deki Devrimci Mücadele açısından bir dönüm noktasıydı.
     Bu 'direniş'ten sonra, Uşak'ta Devrimci mücadele hızla yaygınlaşmaya ve yükselmeye başlamıştı.
     25.07.1977 tarihinde Sivaslı ilçesinde Cafer Avcı arkadaşımız, bir faşist tarafından 'koyun kırpma makası' ile kasığından yaralanmış ve bilahare ölmüştü. (1969-1972 yılında okuduğum Gökçeada Öğretmen Okulundan tanıdığım ve bilahare Gazi Eğitim Enstitüsünde okumaya devam eden, sporda madalyaları olan bir arkadaşımızdı. Onu yaralayan ve ölümüne neden olan faşist'in Sivaslı Cezaevinden kaçmaya çalışırken, jandarma tarafından vurularak öldürüldüğünü duymuştuk.)
09.09.1978 tarihinde İsa Dinçtopal adındaki başka bir devrimci arkadaşımız, kaldığı eve bir el bombası atılarak öldürülmüştü. 15.01.1979 tarihinde Ulubey ilçesi Büyükkayalı köyünde çıkan olaylarda, faşistler, Cemil Vural ile annesi Hatice Vural'ı öldürmüşler, Gülsüm Vural'ı ise ağır bir şekilde yaralamışlar; olay sonrası bu faşistlerin evleri köylülerce yakılmış ve bazı faşistler köyden sürülüp çıkarılmışlardı. Keza aynı dönemde, Ulubey ili Hanyeri köyünde, köyün öğretmeni faşistlerce ağır bir şekilde yaralanmış ve akabinde, benzeri olay(sürgün) orada da yaşanmıştı.
.....
     Uşak'a geldikten sonra bir süre farklı evlerde kalmış ve sonrasında, tren istasyonu yakınlarında, istasyona çok yakın bir yerde kalacağımız ev tutulmuş ve ben, Ulubey kırsalına götürülmüştüm.
.....
     Ulubey, suyu Büyükmenderes'e akan Banaz Çayı kıyısında kurulu küçük ama çok sayıda köyü bulunan bir ilçe merkeziydi.
     Bu köylerin bazılarında (Kurudere, Aksaz...) faşistler, çoğunluğunda ise( Omurca, Kışla, Gümüşkol, İnay, Hanyeri, Küçükkayalı, Büyükkayalı, Avgan...) Devrimci, Sol ve Sosyal Demokrat kabul edilen kesim etkindi.
     İlçe merkezinde, siyasi anlamda, bir 'pat durumu' söz konusuydu.
     Bütün ilçe, köyleriyle birlikte (bazı köylerde bazı aileler 'Almancı' olsalar da) varlıklı bir yer değil, 'gelir seviyesi düşük' bir yer kabul edilebilirdi.
.....
     !978 yılı içerisinde(ay ve günü anımsayamıyorum) Erdal Okan (01.09.1979 günü bir kuyumcu soygunu sırasında vurularak öldürülmüş olan arkadaşımız) İzmir'den beni ve başka bazı bölgelerden bazı arkadaşları da (nerelerden ve kimler anımsayamıyorum) alarak, 'pratik eğitimi' görmek amacıyla Küçükkayalı köyüne getirmiş, bu köy civarında,(sonrası süreçte hiçbir işimize yaramayan) 3-5 günlük bir 'eğitim'den sonra, gerisin geri götürmüştü.
     1979 yılı sonlarındaki bu gelişimde hangi köye ilk adımı attığımı (net olarak) söyleyemem ama bu yöreye ilişkin ilk anımsadıklarım arasında, Hatice ve Cemil Vural'ın 1.ölüm yıl dönümü olan 15.01.1980 tarihinde, arkadaşlarla, köyde yapılacak anma etkinliğine olası bir jandarma müdahalesi ve alınacak tedbirler tartışması var.
     Bu anma etkinliği oldukça geniş katılımlı olmuş ve jandarma da köye gelmemişti.
.....
     İlk başlarda, benim ne ölçüde 'uyum' sağlayıp sağlayamıyacağımın merak edildiğini ve gerçekten, ilk günlerde, kırsal kesim ve ormanlık bir alan olması nedeniyle 'fiziken', önceki çalışma bölgelerimin koşullarının ve konumumun getirdiği alışkanlıklarım ve değer yargılarım nedeniyle de bazı 'uyumsuzluklar' yaşadığımı, bilahare bu çerçevede eleştiriler aldığımı anımsıyorum.
     Kırsal kesimin ve ormanlık alanların koşullarına, köylülerin yaşam tarzlarına, değer yargılarına, giyimlerine, konuşma tarzlarına, birbirleriyle ilişkilerine, yemelerine ,içmelerine...uyum sağlamak, onlar gibi olmak ve onlardan birisi olmak, onlar tarafından 'içselleştirilmek', (illegal koşullarda 'olmazsa olmaz' bir şart olan) 'su ile balık' gibi olmak (hele çok kısa bir sürede) öyle çok kolay bir şey değildi ama (uzun dönemde) olanaksız da değildi.
     14.09.2018 /DATÇA
     Mehmet Erdal




Hiç yorum yok :

Yorum Gönder