CEZAEVİ YAZILARI-45: SOSYALİST
DEMOKRASİ...
Geçen hafta okuduğunuz yazının
bir yerinde '...Bir kaç gündür, aklımda, Devrimci Gençlik
dergisinin ilk sayısında Bülent Forta ile yapılan röportajda yer
alan bir bölüm üzerinde düşünüyor ve yoğunlaşmaya
çalışıyorum. 'Doğum sancılarımın' yaklaştığını
hissediyorum...' demiştim. İşte, yazılabilme olasılığından
bahsettiğim o yazımı paylaşıyorum, bu hafta.
“...Bunun notlarını Yaz
aylarında kaleme almıştım. D. Gençlik'teki Bülent ile yapılmış
röportajı okuyunca, üzerinde defalarca çalıştım. Umarım, sert
ve zamansız bulunmayıp, yayınlanır...
...Yazımın başlığı
'SOSYALİST DEMOKRASİ BAYRAĞI, DEVRİMCİ SAFLARDA
YÜKSELMELİDİR!' şeklinde. Bu başlığı, yazının içeriğini
ifade eden bir başlık olarak uygun buldum. Bu yazı ile özele
ilişkin bazı şeyleri anlatabildiğimi sanıyorum. Ayrıca, genele
yönelik bazı şeyleri de sağlıklı yakalayabildiğimi
düşünüyorum....
-----------------
'' Türkiye Solu'nun
küçümsenemeyecek bir kesiminde olduğu gibi, devrimci
hareketimizin saflarında da gündeme getirilen sosyalist demokrasi
tartışmaları, 'sol'umuzdaki bazı güçlerle birlikte,
saflarımızdaki bazı arkadaşlarca da olumsuzlanıyor ve
yadsınıyor. Bu iki kelimelik anlamlı tanım, adeta tiksintiyle
reddediliyor...
Kabul edelim ya da etmeyelim, bu
durum, acı ama yaşanılan/tanık olunan bir gerçekliktir.
Saflarımızdaki bu
arkadaşlarımızın böylesi bir tavır içerisine girmelerinin, hiç
şüphesiz bir nedeni vardır. Olmalıdır da.
SOSYALİST DEMOKRASİ, PARAVAN
OLARAK KULLANILDI
Sosyalist demokrasi tartışmaları,
12 Eylül sonrasının (ikinci) yenilgi koşullarında, Dünya Solu'ndaki bazı gelişmelerle/tartışmalarla eklemlenerek, Türkiye Solu'nun ve devrimci hareketimizin saflarında gündeme getirildi.
Bu tartışmayı gündeme getiren
ve bu tartışmalar içerisinde bir taraf olarak yer alan kişi,
çevre ve örgütlenmelerden bazıları, sosyalist demokrasi
kavramını ve bu içerikteki/çerçevedeki tartışmaları,
anti-Marksist bazı düşünce ve girişimleri/gelişmeleri gizlemeye
ve gerçekleştirmeye çalışmakta bir paravan olarak kullanmak
istemişlerdir.
1- 12 Eylül öncesi
dönemde (yakın geçmişte) faşizme (ağırlıkla sivil faşistlere)
karşı yürütüp yönlendirmeye çalıştığımız savaşımız,
yaratabildiğimiz ölçüde örgütlüydü. Öyle de olmak
zorundaydı.
Bu kesimler, yakın geçmişte
içinde yer alınan bu örgütlenmelerde sosyalist (ya da halk)
demokrasi anlayışının büyük ölçüde egemen olmadığını
ileri sürerek, yaratılması başarılabilen bütün siyasi
örgütlenmelerin külliyen reddedilmesi, hatta ilga edilmesi
(dağıtılması) gerektiğini savunmuşlar ve bu doğrultuda,
oldukça zarar verici adımlar da atmışlardır. Bunların yerine
ise ya 'yeni' (2. Enternasyonal partileri gibi) olanlarının ya da
bir biçimdeki kitle örgütlenmelerinin geçirilmesini
önermişlerdir.
2- Devrimci sınıf
mücadelesine ilişkin devrimci bakış açısı, yenilgi ortamının
insan psikolojisinden de yararlanılarak bulanıklaştırılmış ve
özünde sınıf uzlaşmacılığını temel alan açık/örtük
teoriler geliştirilmiş/güçlendirilmiştir.
3- Yılgınlık ve
teslimiyet içerisindeki pek çok 'eski devrimci', ihtilalcilikten
reformizm'e (özünde sosyal demokratlığa) evrilirken, hatta
karşı-devrim saflarına ilticaya (sığınmaya) yönelirken,
sosyalist demokrasi kavramını ağızlarından düşürmemişlerdir.
4- Devrimci mücadelenin
görevlerinden uzak gevezeliklerle günlerini geçirmeyi yeğleyen
'entellektüelliğe' soyunmuş bazı aydınlar, bir çocuğun yenice
bulduğu (sahip olduğu) ve bir süre oynamaya doyamadığı bir
oyuncak ile oynayıp durması gibi, sosyalist demokrasi kavramıyla
oynamaya başlamışlardır.
5- 'Gerçek sosyalist
demokrasi' adı altında, özünde burjuva demokrasisine öykünen ve
yönelen (ülkemizde ve dünyada) 'teoriler' formüle edilmiştir.
6- Var olan 'sosyalizm'in
tıkanması noktasında gündeme gelen Gorbaçov'un Sovyetler
Birliği'nde ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinde benzeri bir biçimde
başlatılmasına öncülük ettiği ve doğal/kaçınılmaz bir
biçimde dünya solunu saran Glasnost/Perestroyka (reformları)
tartışması sürecinde, yalnızca 'sosyalizm' uygulamalarının
değil, aynı zamanda sosyalizmin tarihinin, bütün değerlerinin ve
Marksist-Leninist ideolojinin kendisinin de sorgulanmaya ve revizyona
tabi tutulduğu gözlenmiştir.
Yer yer Liberter (anarşist) ve
Troçkist düşüncelere has yorumların/düşüncelerin izlerini
taşıyan, bu anlamda bunlarla iç içe olan, bir başka deyişle
yalınlıktan uzak bu sağ (revizyonist/inkarcı) yaklaşımların,
yenilgi yıllarında, sol ve devrimci hareketimiz saflarında, bir
ölçüye kadar da olsa göreli bir etkinlik sağladıkları
söylenebilir.
Yaşanılan dönemin nesnel ve
özellikle, içine yuvarlanılmaktan kurtulunamayan, bugüne kadar da
aşılması/mazide bırakılması başarılamayan öznel koşulları
nedeniyle, ülkemiz özgülünde bu sağ eğilimler/yaklaşımlar
karşısında 'olması gereken' (devrimci) tavır yeterince ortaya
konulamamıştır. Bir başka deyişle, bu sağ saldırı durdurulup
püskürtülememiş ve devrimci görüşler galebe çalınamamıştır.
Bunun kaçınılmaz sonucu olarak, sosyalist demokrasi kavramının
içinin boşaltılması, çarpıtılması, anlamsızlaştırılması,
ayağa düşürülmesi, yanlış ellerde 'bayrak' yapılması ve
göndere çekilmesi karşısında, hiç istenmemesine karşın,
yalnızca seyirci kalınmıştır.
SAĞ, 'SOL' TEPKİCİLİĞE YOL
AÇTI
Devrimci görüşlerin üretilip
saflara egemen kılınamadığı ve bir boşluğun/kaosun yaşandığı,
bugüne kadarki bu yenilgi yıllarında, ülkemiz tarihinde 12 Mart
sonrası olduğu gibi benzer durumlarda pek çok kez görülen bir
şey görüldü: Bir yönüyle ideolojik/teorik yetersizliğin,
duygusallığın ve tepkiciliğin ürünü olan, sağ'ın tam zıddı
'sol' (dogmatik) ve oldukça ilkel bir karşı eğilim boy verdi.
(Yakın geçmişi yaşayan ve çizgilerini/geçmişlerini/kendilerini
savunabilme güdüsüyle hareket eden insanlarda, bunun koşulları
zaten mevcuttur.)
Sosyalist demokrasi konusundaki
sağ yaklaşımlar karşısında, bu 'sol' (dogmatik) eğilim
içerisine giren arkadaşlarımız, dışımızdaki 'sol'lar gibi
bütün sosyalist demokrasi tartışmalarını küçümsemeye; bu
içerik ve çerçevedeki tartışmalarla dalga geçmeye ve alay
etmeye; bulaşıcı bir hastalık ya da ağır bir suçmuş gibi, bu
tartışmalardan uzak durmaya; bu tartışmalara katılmak veya bu
içerikte, kendi saflarımızda bile tartışmak isteyenleri aforoz
etmeye; giderek, sosyalist demokrasi tanımının kendisine, EVET,
YANLIŞ OKUMUYORSUNUZ, sosyalist demokrasinin (doğrudan
demokrasinin) kendisine, İLKE DÜZEYİNDE karşı çıkmaya
başladılar.
1- Yakın geçmişimizde
içinde yer alarak mücadele ettiğimiz bütün örgütlenmeler, a)
oluştukları dönemin nesnel ve öznel koşullarından bağımsız
ele alınamayacak, b) 'olması gerekene' ulaşma doğrultusunda
yaratmayı başarabildiğimiz örgütlenmelerdi.
Gerçek böyle olmasına karşın,
bu 'sol' eğilimdeki arkadaşlarımız, yanlış bir yaklaşımla,
hem bu örgütlenmeleri bu nesnel ve öznel koşullardan
soyutlayarak, hem de ideal/mükemmel örgütlenmeler olarak
algılamış, ele almış ve kendilerince değerlendirmişlerdir. Bu
yaklaşımın doğal sonucu olarak, bu örgütlenmelerin, bugüne
ışık tutacak şekilde irdelenmesi görevi gereksiz görülmüş,
yinelenmesi gerektiği yollu bir 'anlayış', kendiliğinden öne
çıkmıştır. Giderek, bu yönüyle de, yakın geçmişimiz
tabulaşmaya yüz tutmuştur. Aksi doğrultudaki bütün görüşler
ise, hiç bir ayrıma tabi tutulmaksızın, 'geçmişin reddiyesi'
olarak, sağ'cılık olarak 'damgalanmaya' çalışılmıştır. Hala
da devam ediyor...
2- 'Geçmişe sahip çıkma'
adına, geçmişimizde çok doğal olarak bulunan/bulunabilecek olan
ve daha o yaşanılan süreçte aşılmaya çalışılan eksiklikler
'yok', olumsuzluklar 'doğru' kabul edilmiş, savunulmuş ve haliyle,
kalıcılaştırılmak istenmiştir.
3- İdeolojik/Teorik
araştırma, çalışma ve tartışmalara, 'tehlikeli' diye karşı
çıkılmıştır. İdeolojik/teorik yetersizlik, gerilik ve
yüzeysellik yüceltilmiş, giderek teori düşmanlığı baş
göstermiştir.
4- Koyu bir 'keskinlik'
görüntüsü altında, yaygın bir sekterlik ve tasfiyecilik
saflarımıza egemen kılınmaya çalışılmıştır.
5- En önemlisi, hayret
edilecek bir biçimde, sosyalist demokrasi kavramı, onu gerçekte
inkar edenlere, sanki o onlara aitmiş gibi hediye edilerek, EVET,
GÖNÜLLÜCE HEDİYE EDİLEREK, sosyalist (ya da halk) demokrasisinin
dışında ve ondan soyutlanmış bir 'sosyalizm' ve devrimci
'örgütlenme' anlayışı (sanki mümkünmüş gibi) savunulmaya
başlanmıştır.
Bu çıkış, sağ yaklaşımlar
karşısında duyulan yoğun tepkilerin bir biçimde ifadesi
olduğundan, ilk başlarda haklı (meşru) bir zemine sahipti. Bundan
dolayı da, özellikle yakın geçmişi yaşayan bir kısım
arkadaşlarımız arasında, yaygın bir sempati topladı. Ancak,
hızla, farklı bir noktaya savrulmaktan kurtulamadı. Bugün
ulaştığı boyut itibariyle, bu 'sol' eğilimi de benimsemek ve
savunmak mümkün değildir.
Bu, nesnel olarak, saflarımızdaki
sağ bir yanlışın karşısına, tam tersi kutuptaki bir başka
('sol') yanlışın çıkarılması demektir.
Bugün, bu 'sol' eğilimin,
devrimci hareketimiz açısından, ideolojik/teorik anlamda herhangi
bir önemi ve anlamı yoktur. Olmamalıdır da. Bu da, karşı
çıkılan sağ'cı yaklaşımlar gibi, bugün için o düzeyde
olmasa da, saflarımıza zarar vericidir.
Sosyalist demokrasi konusunda,
Türkiye Solu'nun genelinde olduğu gibi, devrimci hareketimiz
saflarında da, birbirine zıt bu iki yaklaşımın egemen ve 'çekim
merkezi' olduğu gibi bir görüntü vardır.
Sosyalist demokrasi tartışmalarını
şu ya da bu biçimde gündeme getirenler, bu tartışmaların, başka
konulardaki tartışmalarla da bütünleşerek/gelişerek, yeni bir
saflaşmaya yol açmasını istiyorlardı (ve istemeye de devam
ediyorlar). Bugün, adeta, bu istek gerçekleşmiş ve büyük ölçüde
kendiliğinden yükselmeye başlayan ülkemizdeki sınıf mücadelesi
pratiğinden kopuk bir 'saflaşma' eğilimi gündeme gelmiştir (!).
BU GÖRÜNTÜ YANILTICI VE
GEÇİCİDİR
Bugünkü görüntünün ve bu
biçimdeki 'saflaşma' eğiliminin, bir süre daha varlığını
sürdürmesi mümkündür. Uzun dönemde kalıcı olup olmaması ise,
tamamen, ülkemizde yeniden yükselecek/yükseltilecek devrimci sınıf
mücadelesi içinde gerçek bir çekim merkezi olabilecek M-L bir
alternatifin yeniden ortaya konulup konulamamasına bağlıdır. Bir
başka deyişle, ülkemizdeki sınıf mücadelesinin devrimci
hareketimizin önderliğinde yükseltilebilmesine, yürütülüp
yönlendirilebilmesine, ya da aksine... bağlıdır.
Gerçek ayrıştırıcı,
ülkemizdeki sınıflar mücadelesinin kızgın/çetin pratiği ve
devrimci hareketimizin, 'yeniden üretilmesi ve aşılması'
sürecinde ortaya koyacağı devrimci (M-L) görüşleriyle
yürüteceği ideolojik mücadeledir.
Bugüne kadarkiler, (oldukça
tahribata yol açmış olsalar da) yanıltıcıdır. Geçicidir.
Bunun bilincine varmak gerekir.
Bugünkü görev, farklı
düzeylerde kalıcı saflaşmalara da yol açacak olan, işçi
sınıfımız başta olmak üzere bütün emekçilerin
sınıfsal/ulusal mücadelesini yükseltmek ve yanlışların
karşısına devrimci görüşleri koymak/bu görüşleri saflarımıza
egemen kılmak olmalıdır. Bugün bunun koşulları ve olanakları
vardır, denebilir.
SOSYALİST DEMOKRASİ, 'OLMAZSA
OLMAZ'DIR.
Sosyalist demokrasi konusundaki
saflarımızdaki 'sol' eğilimlerin bugün ulaştığı boyut,
yalnızca 'geçmişimizin ve M-L çizgimizin savunulması' iyi niyeti
olarak açıklanamaz. Böyle bir açıklama, bugüne kadar
oluşturduğumuz devrimci bakış açımızın bulanıklaştırılmasına
katkıda bulunur. Dışımızdaki 'sol'lardan yöneltilen
'eleştirileri' özendirir. Devrimci çizgimizi savunmadaki
uyanıklılığımızı köreltir. Devrimci hareketimizin 'yeniden
üretilmesi ve aşılması' doğrultusundaki uğraşılarımızı,
bir başka deyişle, bu anlamda başlattığımız 'uzun
yürüyüş'ü/'büyük sıçrayış'ı baltalar/yavaşlatır.
Saflarımızdaki bazı arkadaşlarda yaygınca gözlenen Oblomov'luk
eğilimlerini meşrulaştırır...
'Sol' eğilimlerin bugünkü
boyutu, aynı zamanda farklı bir 'sosyalizm'/'örgütlenme'
anlayışını ve Türkiye devrimci hareketinin/devrimci
hareketimizin çocukluk ve gençlik (12 Mart ve 12 Eylül öncesi)
dönemlerinin (aşılmasına çalışılan, ama bazı yönleriyle
aşılması başarılamayan) özelliklerini de yansıtmaktadır.
Süreç içerisinde, bir yönüyle sağ'a tepkici yaklaşımın
kaçınılmaz sonucu olarak, bu yönler öne çıkmaya ve savunulmaya
başlanmıştır, denebilir.
Devrimci teori, sosyalizm'de ve
içinde yer aldığımız bütün devrimci örgütlenmelerde
sosyalist (ya da halk) demokrasisinin olup olamayacağını
tartışmaz; onu, tartışmasız, var kabul eder. Teorinin ve
devrimcilerin tartıştığı, bu demokrasinin, içinde yaşanılan
koşullara, örgütlenmelerin niteliğine ve biçimlerine göre nasıl
şekillenmesi ve nasıl işletilmesi gerektiğidir. Sosyalizmi önceki
toplumsal sistemlerden, örgütlenmelerimizi feodal, burjuva,
faşist... örgütlenmelerden ayıran en önemli özelliklerden
birisi, budur. Sosyalist (ya da halk) demokrasisinden soyutlanmış
ve bunun dışında/ötesinde ne bir sosyalizm, ne de herhangi bir
devrimci örgütlenme söz konusu olabilir.
Bu arkadaşlarımıza ve
'sol'lara, sosyalist demokrasi konusunda sağ eğilimlere karşı
gösterdikleri tepkinin tam aksine, sosyalist demokrasi şiarının,
olması gereken devrimci içeriğiyle, devrimci saflardan
yükseltilmesi gerektiğini, ısrarla ve inatla anlatmalıyız.
Çünkü, bu bayrak, sosyalist demokrasiyi burjuva demokrasisi
doğrultusunda evriltmeye çalışanların değil, kesinlikle onların
değil, bizlerin ellerinde olmalıdır.
Sosyalist demokrasiyi
duyduğumuz an değil, bunun reddedildiğini duyduğumuz an
tüylerimiz diken diken olmalıdır.
Bugün, Yeni Öncü çevresinde ve
'Birlik' tartışmalarında yer alan aydınlarda görüldüğünün
benzeri bir amaçla ve oldukça soyut, entelektüel, plansız,
programsız... düzeyde yürütülecek sosyalist demokrasi
tartışmalarından yana olamayız. Ancak, sosyalist demokrasi
konusundaki ideolojik/teorik bilgilenmemizi derinleştirecek (ya da
bilgisizliğimizi aştıracak), daha iyi kavratacak, bugünkü
örgütlenmelerimizde yaşama geçirirken ortaya çıkabilecek pratik
sorunları çözümlememize yardımcı olabilecek sosyalist demokrasi
tartışmalarını ise örgütlemeli, yaygınlaştırmalı ve bu
anlamdaki tartışmaları teşvik etmeliyiz
Bu gereklidir. Zorunludur...
28.2.1990” (4.3.1990/Nazilli) (1)
06.03.2021/Datça/Mehmet
Erdal
(1)
Gönderen
MEHMET ERDAL