31 Aralık 2019 Salı

2019.04.04.VAATLER VE GERÇEKLER 1-2

  Hiç yorum yok

VAATLER ve GERÇEKLER(1)
08 03 2019: Datça MHP('Cumhur İttifakı') Belediye Başkan Adayı Feyzullah Gülada, Datça merkezde yıkılan Hükumet Konağının yerinin DADYA Park adı altında yeşil alan olarak düzenleneceğini ve altına, 2 katlı/350 araçlık otopark yapılacağını vaat ediyor. (Bknz; Facebook, Feyzullah Gülada)
Seçim yapılıyor; CHP adayı Gürsel Uçar kazanıyor.
04.04.2019: Datça Havadis, gazetesi; ''Kaymakam Mesut Çoban,' Hükumetin Milli Eğitim için ayrılmış yaklaşık 8 dönümlük arsaya yapılacağını, eski yıkılan Hükumet konağının yerine de (şimdi otopark olarak kullanılan) Emniyet binasının yapılacağını' söyledi(Datça Havadis, sayfa 3)
???????????
04.04.2019 /DATÇA
MEHMET ERDAL

VAATLER ve GERÇEKLER(2)
2009 Yerel Seçiminde Datça'da AKP Belediye Başkan Adayı, aslen ANAP'lı Mustafa Soytok; CHP Belediye Başkan Adayı ise TRT'den emekli Şener Tokcan'dı.
AKP, seçim öncesi 'bu kez kazanabiliriz' havasında.(O yıllarda 'Cumhur İttifakı' yok, elbette.)
AKP, elindeki(iktidar olmanın verdiği her türlü) olanakla yükleniyor...du.
Datçalı seçmenin, özellikle alt gelir grubundaki seçmenin dilinde bir TOKİ muhabbeti; TOKİ Datça'ya ev yapacakmış, isim yazılıyormuş, AKP kazanırsa hemen inşaat başlayacakmış, evi olmayanlar çok uygun aylık taksitlerle ev sahibi olabilecekmiş vb...
Bahçıvan Adem, pazarcı Özkan, esnaf Süleyman, emekli Ahmet, işçi Ali vb... pek çok kişi, bir biçimde, elden ele dolaştırılan dilekçeye adını yazıp imza atıyor...du.
Biz, 'yahu bu ne iş? Hele TOKİ' nin sayfasına girelim, bakalım, TOKİ'nin planında Datça var mı? Yok mu? görelim' diyoruz...dinleyen kim?
2009 Yerel seçimi yapıldı; CHP'den aday olan Şener Tokcan kazandı...
10 yıl geçti; TOKİ hala konut yapacak ve o imza atan arkadaşlar ev sahibi olacaklar...

06.04.2019 /DATÇA
MEHMET ERDAL

29 Aralık 2019 Pazar

2019.12.22.ÖDP den SOL PARTİ ye DÖNÜŞÜRKEN

  Hiç yorum yok

     ÖDP'den SOL PARTİ'ye dönüşürken !
     ÖDP'nin SOL PARTİ'ye dönüşmesine, bir başka deyişle, ÖDP'lilerin SOL PARTİ adı altında yeniden konumlanmalarına ve yollarına devam etmelerine anında (bir gün bile sabredemeden) karşı çıkan (kişi, çevre, grup, parti vb. konumundaki) arkadaşlara:
     Bu acelecilik neden?
     Siz bulunduğunuz konumdan memnun musunuz?
     22.12.2019/Akhisar
     Mehmet Erdal

28 Aralık 2019 Cumartesi

2016.10.08.KARDEŞİM MUSA ERDAL(SETTAR) 'İN ARDINDAN

  Hiç yorum yok
     Musa Erdal benim kardeşimdir. Bu uğurlama töreninin yapıldığı bu derneğe adı verilen Nihat Aydın benim devrimci bir arkadaşımdır. Bugün  burada,bu mahallede,bir dönem içinde benim de yer aldığım direnişlerle anılan bu mahallede 1979'tan sonra ilk kez ve yeniden bugün siyasi bir konuşma yapmak arkadaşımın adına kurulan bu dernekte ve kardeşimin cenazesinde olacakmış: Bu tarihin -bana  karşı -garip bir cilvesidir. 
      Musa, aynı adını taşıdığı Musa Erdal'ın, namı diğer 'Hardal Musa'nın onbir çocuğundan onuncusudur. Beş kız ve altı erkek kardeşten birisidir.
     Tire'nin Ayaklıkırı köyünde bir çiftçinin,bir bakkalın oğlu olarak 04.03.1962 yılında doğmuştur.
İlkokulu, artık şimdi yıkık bir bina olan aynı köydeki okulda okudu.Ortaokulu İzmir Fevzi Çakmak Ortaokulunda okudu. Liseyi okumak için Eşrefpaşa Lisesine kaydoldu.
     Liseye kaydolduktan sonraki süreçte, kuruluşunda birinci derecede rol aldığım İDOD'un (İzmir Devrimci Orta Öğrenimliler Derneğinin) bir üyesi ve aktif bir neferi olarak mücadeleye katılmaya başladı. 
     Devrimci mücadeleye bizden sonra,kısmen bizden etkilenerek ama asıl  olarak,o dönemdeki koşullardan ve Orta Öğrenimlilerin sorunlarından hareketle katıldı. 
     Ben onu,1979 yılı Nisan ayında, İzmir'de, içinde yer aldığı Orta Öğrenim mücadelesinde bırakıp başka bir ile,o ildeki Devrimci mücadeleye omuz vermek üzere giderken son kez gördüm. 
     Sonrasında o devrimci mücadelede yer almaya devam etti.
     Ben 1979 yılı Temmuz ayında bir nedenle girdiğim Denizli Kapalı Cezaevinden 1979 yılı Aralık ayında firar edip Uşak bölgesine, kırsal  kesime geçtim. 
     O mücadelede yer aldığı Salihli bölgesinde 1980 yılı içinde girdiği Salihli Kapalı Cezaevinden, aynı yıl 18 Mayıs günü, arkadaşlarının yardımıyla firar etti ve kendi deyimiyle 'yeniden doğdu'.
     Sonrasında, 12 Eylül 1980 Askeri Faşist Darbe koşullarında,bizler, Askeri ve Sivil cezaevlerinde 'zulüm ve direniş' sarmalında yaşamımızı devam ettirirken, o her yerde devrimci mücadeleye devam etti.
     O günkü koşullarda ondan çok az haber alabildik.
     O yaşıyordu ve mücadeleye devam ediyordu.
     Bunu biz, yalnız yaşayan annemizin ve kardeşlerimizin bazılarının evlerine yapılan baskınlardan ve baskılardan biliyorduk.
    Annemiz ve bazı kardeşlerimiz bu süreçte çok baskı gördü ve çok acı çekti. 
    Yıllar geçti. 
    Ben 1991 yılı 1 Ağustosunda cezaevinden çıktım. 
    O artık Avrupa'da yaşıyordu. 
    Uzaktık.
     Kopuktuk.
     Yabancılaşmıştık. 
     Sonra onun KANSERE yakalandığını öğrendik. 
     Son iki yılda,bu hastalığı süresince yeniden yakınlaştık. 
     Gördük ki,bizim küçük Musa'mız büyümüştü.
     O, bu kez hastalığa karşı direniyordu. 
     Doktorları bile şaşırtıyordu. 
     Onu,ülkesini, bu ülkedeki dostlarını, sevenlerini ve ailesinin bütün bireylerini, onu adıyla bilip hiçbir zaman yakından tanıma olanağı bulamayan akrabalarının diğer bireylerini görebilsin  diye ülkesine getirmeye çalıştık. 
    Sağ olsunlar, bir bayan avukat arkadaşımızın ve bazı dostlarımızın yoğun ve candan çabalarıyla bunu başardık. 
    Ülkesine, yeniden, bir geldi. 
    İki geldi.
    Üçüncü de son kez geldi.
    Musa,benden sonra mücadeleye katılmıştı.Tarih de , sizler de bu söylediklerime tanık olun ki: O beni ve bu mücadelede yer alan pek çok arkadaşı geçti. O yaşadığı her yerde iz bırakan bir devrimci oldu.
   Bugün burada toplananlar ve sonrasında, köyümüzde onu omuzlarında taşıyacak olanlar bunun kanıtıdır. 
    İlk mücadeleye katıldığı an ile son günü bir bütün olarak ele alındığında o bir devrimcidir ve bir DEVRİMCİ YOLCUDUR. 
   O bizim onurumuzdur.
   Tarih bunu böyle yazacaktır. 
    Bu nedenle ben onun önünde, bizim küçük Musa'mızın ve namı diğer SETTAR'ımızın  önünde saygıyla eğiliyorum.
    Gözün arkada kalmasın kardeşim... 
06.10.2016/İZMİR/GÜLTEPE






26 Aralık 2019 Perşembe

2019.12.03.DATÇA BELEDİYE MECLİSİ ARALIK AYI TOPLANTISI ÜZERİNE NOTLAR

  Hiç yorum yok

     BELEDİYE MECLİSİ ARALIK AYI TOPLANTISI ÜZERİNE NOTLAR 
     Datça Belediyesi Aralık ayı olağan toplantısı, bugün, saat 09.30-13.00 arası, Belediye Meclisi toplantı salonunda yapıldı.
     ***
     Toplantıya CHP-10, AKP-3, MHP-2; yerel basın-2; biz izleyiciler, toplam 15 kişi katılım gösterdi.(Bu ayki toplantının gündem maddelerinin birisinin, önceki toplantıda AKP-MHP ortak imzasıyla yazılı olarak önerilen 'yabancı sokak isimlerinin değiştirilmesi' olması ve bu önerinin yerel kamuoyunda bir ölçüde de olsa tartışılması; 07.11.2019 günkü seçimsiz Kent Konseyi kongresinde bu öneri ve bu toplantıya katılım üzerine konuşulması; ayrıca, 17.11.2019 tarihinde Hızırşah Kültürev'inde yapılan 'Yerel Demokrasi-Forum'unda Belediye Başkanının 'Gelin, katılın' çağrısını yinelemesi hasebiyle, bu toplantıya 'izleyici' düzeyindeki katılımın her zamankinden daha çok olacağı olasılığı vardı; ama, olmadı...)
     ***
     Belediye Başkanı Gürsel Uçar, toplantıyı açış konuşmasında, öncelikle, bugünün 'Dünya Engelliler Günü' olması nedeniyle, bütün engelli yurttaşların gününü kutladı;'Herkese engelsiz ve huzurlu bir yaşam diliyorum. Engelli olmak çok uzağımızda değil; ne zaman engelli olunacağı bilinmiyor. O nedenle engelli yurttaşlara karşı hoşgörülü olmalıyız...Sağlıklı bir kentte yaşamak için, engelliler için ne yapıyoruz? sorusuna verilecek cevap, çağdaş bir kentin göstergelerindendir. Sonra hayvanlar ve dağdaki ormanlar, diktiğimiz ağaçlar için neler yapıyoruz?...' diyerek sözüne devam etti.
Bu noktada, 03.09.2019 günkü oturumda sokak hayvanlarıyla ilgili meclise bir sunumda bulunan sayın Nurcan Kaya'nın verdiği bilgiler çerçevesinde Çevre, Sağlık, Eğitim ve Gençlik Komisyonunun hazırladığı önergeyi komisyonun CHP'li üyesi Şinasi Turgay Eser okudu. Komisyonun önerisine göre, Hızırşahtaki 4996 metrekarelik arazi ya da Kızlandaki belediyeye ait depo, sokak hayvanları için yapılacak faaliyetlere verilebilirdi.
     ***
     Başkan, aynı açış konuşmasında, 'kaçak yapılar' ve son yağmurda Palamutbükünde yaşanan su baskınları konusuna ve bunların nedenlerine; neler yapıldığına ve neler yapılması gerektiğine dair de konuştu.
     Bazı meclis üyeleri, başkanın değindiği konularda söz aldılar ve görüşlerini açıkladılar; oldukça uzun bir 'toplantıya giriş' bölümüne tanık olduk.
     ***
     Gündem maddelerinin görüşülmesine geçildi:
     1-İlk gündem maddesi, İskele mahallesindeki 192 ada 15 no'lu parselle ilgili İmar Komisyonu raporuydu; okundu ve oy birliğiyle kabul edildi.
     2-Daha önceki toplantılarda gündeme getirilen Atatürk caddesindeki trafik düzeninin değiştirilmesi önerisine dair İmar Komisyonunun raporu okundu; Komisyon, oy çokluğu ile, trafik düzeninin aynı kalması, yaz aylarında Atatürk Caddesinin Ziraat bankası ile Liman arasındaki bölümünün trafiğe kapatılması vb. dair görüşlerini okudu.
     Bu rapor çerçevesinde, ilçedeki trafik düzenini belirleme yetkisinin Büyükşehir'in ilgili dairesinde olduğu, çağdaş bir şehirde şehir merkezine araçların girişinin doğru olup olmadığı, cadde boyunca otopark olarak kullanılan, gerçekte ise kısa zamanlı park etmek amacıyla tahsis edilen yerler, esnafın şikayetlerinin gerçekte nelerden kaynaklandığı vb.vb. konularda karşılıklı konuşmalar yapıldı.
Sonuçta, rapor oylandı ve AKP'nin bir konudaki muhalefet şerhi ile kabul edildi.
     3-Cadde ve Sokak isimleri konusunda AKP-MHP meclis üyelerinin ortak imzasıyla 5 sokak adını değiştirilmesi ve yerlerine yeni isimlerin konulması(AISKA KAVACI/YILDIZ KENTER, BERTOL BRECHT/BARIŞ MANÇO, ARAGON/MÜNÜR ÖZKUL, GARCIA LORCA/RUHİ SU, MAYAKOSKİ/HALİDE EDİP ADIVAR olarak); ayrıca, AKP meclis üyesi Aslı Kaya'nın, dedesi Mehmet Sönmez'in doğup büyüdüğü 70.sokağa dedesinin adının verilmesi önerildi; öneriler, yazılı olarak sunuldu.
     Bu konuda karşılıklı görüşler dile getirildi; CHP grup başkan vekili Can Canbey, bu konuda komisyonun yapacağı çalışmada, öncelikle kriterlerin belirlenmesi gerektiğini söyledi. Bu öneri genel kabul gördü. CHP meclis üyesi Kamil Sönmez, bu 'adı değişsin' diye önerilen sokak adlarına çift (var olan ve önerilen) ad verilmesini önerdi.
     Bu çerçevede yapılan tartışmalarda, bu konunun ilgili komisyonda bir çalışma yapılmasının ve sağlıklı bir yaklaşım ortaya konulmasının; önceki dönemlerde bu konuda yeterince sorgulama ve tartışma yapılmadan isimlerin konulduğuna dair ortak bir uzlaşmaya varıldığı söylenebilir.(Önerilen sokak isimleri önerilen isimlerle yer değiştirebilir mi? Komisyonun çalışmasını ve hazırlayacağı raporu beklemek gerekir, derim.)
     4-Badem Çiçeği festivali: Önceki iki yıl, Belediyenin desteklediği ama özel bir girişimcinin organize ettiği festivalin, bu yıl, önceki yılları organize eden girişimcinin de önermesi ve Belediyenin de uygun görmesiyle 7-8 ve 9 Şubat günleri Belediye tarafında yapılacağına dair karşılıklı görüşler ortaya konuldu; Başkan, yerel halkın katılmadığı, yerel halkın yararlanmadığı ve memnun kalmadığı bir festivalin yapılmasının doğru olmadığını; geçmiş yıllarda Can Yücel ile ilgili yapılan festivallerde bu durumlara tanık olunduğunu; bu yıl elbirliğiyle bir çalışma yürütüleceğini; komisyon oluşturulduğunu ve komisyonun çalışmalara başladığını; festival ile ilgili nakdi yardımlar için bir hesap açtırılması gerektiğini söyledi; öneri oylandı ve kabul edildi.
     5-2020 yılında, evsel atıklarla ilgili alınacak ve MUSKİ'nin sayaç okumaları sonrası oluşturduğu faturalara eklenecek; hane başına (maliyet hesapları sonucu belirlenen) aylık 9 tl. 18 kuruş konusu tartışmaya açıldı.(Saat 11.00'de verilen arada komisyon bu konuda ayrıntılı bir çalışma yaptı; oturumun ikinci bölümünde bu çalışma okundu ve oy birliğiyle kabul edildi)
     6-2464 sayılı yasanın ilgili maddesi gereği, yol yapımlarında, zorunlu olan asfaltlama vb. çalışmalarda değil; 'iyileştirme' kapsamındaki yol çalışmalarına yurttaşların hane başına katılım yapması konusu görüşüldü ve oylama ile kabul edildi.
     ***
     Aralık ayı toplantısı, bitti; Ocak ayı olağan toplantısının 07.01.2019 günü saat 09.30' da yapılmasına karar verildi.
     03.12.2019/Datça
     Mehmet Erdal

2019.11.30.DATÇADAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -2...('MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' ÜZERİNE 1-2-3)

  Hiç yorum yok

     DATÇADAKİ YEREL YÖNETİMİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -2
     'MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' -1
     07.11.2019 günü (ilkinde salt çoğunluk sağlanamadığı için ikinci kez) toplanan Datça Kent Konseyi 'seçimsiz' Genel Kurulunun, ilk bölümünde, 'Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyelerinin geçmiş deneyimlerden yola çıkarak (her birinin farklı katkılarıyla) hazırladıkları ve tartışmaya sundukları 'Kent Konseyi Çalışma Yönergesi Taslağı', uzun uzun tartışılarak (adeta, Kent Konseyi katılımcısı bazı arkadaşların 'ince eleyip, sık dokuması' sonucu) kabul edildi; Çalışma yönergesinin bu yeni hali, Kent Konseyinin çalışmalarının önünü açabildiği ölçüde anlam kazanacaktır.
     ***
     İkinci bölümde, (Datça Kent Konseyinin tanıtım ve sunum ifadesiyle) 'Mahalle Meclisleri Yönergesi Taslağı'(Bknz:Datça Kent Konseyi/Facebook) gündeme geldi;Yürütme Kurulu üyesi olan bir arkadaşın (kendi) ifadesiyle 'Bir başka yerden gelen ve kendisi tarafından Datçaya uyarlanan' bu 'taslak', taslağın 'hazırlanışına' ve şimdi 'neyin tartışılacağına' dair yapılan bazı itirazlar ve bu çerçevedeki kısa görüş bildirimlerinden sonra, 'elimizin altında bir taslak bulunsun' denilerek (tamamen bu niyetle); içeriğine, nasıl kurulacağına, ne zaman kurulmaya başlanacağına ve kimlerle kurulacağına vb.vb. dair tek bir cümlesinin bile tartışılmasına gerek duyulmaksızın, genel kurula sunulduğu haliyle 'kabul edildi'.
     ***
     Şimdi, okumakta olduğunuz bu yazının tartışma konusu olan bu 'Mahalle Meclisleri Yönergesi Taslağı'nı okuyanınız var mı bilmiyorum; konunun iyice anlaşılabilmesi için, konuya ilgi duyanlarımızın, bir biçimde bu yönerge taslağını, öncelikle, bulup okuması çok yararlı olacaktır. Lütfen!(Okumak isteyenler için, Bknz:Datça Kent Konseyi/Facebook)
     ((Ülkemizde, resmi kayıtlara göre(Bknz:e-içişleri gov.tr), 1389 yerleşim biriminde belediye örgütlenmesi mevcuttur; kimse kesin rakam veremiyor ama 15.06.2015 tarihli bir habere göre(Bknz: Yeni Asya/Google), o tarihte 200, yani %15'lik bir kısmında;bugün ise, 350 civarındakinde, yani %25'inde, Kent Konseyinin kurulu durumda olduğu söyleniyor. Bu Kent Konseylerinden hangisinde, ne zaman hazırlandığı ve uygulamaya konulduğu, uygulama sonuçlarının neler olduğu bilinmeyen (ya da bilenlerin bildiklerini, bu 'yönerge taslağı'nın görüşüldüğü toplantıda katılımcılara açıklamadığı) bu 'Mahalle Meclisleri Yönergesi'.... Datça'ya uyarlanmış.
     İşte, tartışma konumuz olan 'taslak', Datça kent Konseyinin Yürütme Kurulu üyesi olan arkadaşın Datça'ya uyarladığını söylediği bu 'taslak'tır.))
     ***
     2006 yılında çıkarılan 'Kent Konseyi Yönetmeliği'nin hiç bir yerinde (2009 yılındaki değişikliklerden sonra bile) 'Mahalle meclisleri' adı geçmez ve hele hele, Kent Konseylerine, 'Mahalle Meclisleri kurma' görevi verilmez; haliyle, bu, 'Kadın, Gençlik, Emekliler, Engelliler...Meclisleri' gibi 'kurulması zorunlu meclisler' arasında da sayılmaz.(Keza, Datça Kent Konseyi Yönergesinde de farklı bir durum söz konusu değildir. Bknz:Datça Kent Konseyi/Facebook)
     ***
     Yasa koyucunun ve dahası Datça Kent Konseyi çalışma yönergesini ilk yazanların, bu yazının tartışma konusu olan 'Mahalle Meclisleri'ne hiç değinmemelerinin ve 'Mahalle Meclisi kurma'yı 'zorunlu görevler' kapsamında saymamalarının nedenlerini bilemiyoruz. (Bu yazının tartışma konusu, bunu sorgulamak ve bulmak değildir.)
     ***
     Yasa koyucunun ilgili yönetmelikte ve Datça Kent Konseyi Çalışma Yönergesi'ni ilk yazanların ilgili yönergede 'Mahalle Meclisi'nden hiç bahsetmemesi ve bunu 'kurulması zorunlu meclisler' arasında saymaması, Datça Kent Konseyi Genel Kurulunun, bu hususları, bir yönerge değişikliği ile yönergeye eklemesine engel midir?
     Hayır!
     Eğer, (söz konusu olan bir platform vb. değil, yasal olarak tanımlanmış ve ilgili yönetmeliği ilgili bakanlıkça çıkarılmış bir örgütlenmedir; o nedenle) yasal olarak buna engel bir durum yoksa, ki yoktur; yürütme kurulu, genel kurulu toplar ve yeterli sayıya ulaşılmış ise genel kurul üyeleri bu öneriyi tartışır; çoğunluk kabul ediyorsa, değişiklik yapılır ve yönergeye eklenir.
     Nitekim, 07.11.2019 günü ikinci kez toplanan Datça Kent Konseyi seçimsiz Genel Kurul toplantısının birinci bölümünde, her şey bu çerçevede olup-bitmiş ve (Mahalle Meclisleri kurulması da dahil) istenilen değişiklikler gerçekleştirilmiştir.
     ***
     Bu değişiklik yapılmakla, iyi bir şey mi yapılmıştır?
     Evet! İkirciksiz, evet!
     ((''...Herhangi bir kişinin ya da birilerinin keyfiyetine bağlı olarak değil, bir ihtiyaca cevaben önerilen ve asıl işlevi, o ihtiyacı karşılamak olan bütün örgütlenme biçimleri gibi kent konseyinin alt bir örgütlenme biçimi olarak önerilen, kurulmaya çalışılan ve kurulan 'Mahalle meclisi' de (DAHA İŞLERLİĞE SAHİP ALTERNATİF BİR ÖRGÜTLENME BİÇİMİNİN OLMADIĞI YERLERDE) somut ve ileri bir adımdır; haliyle, içeriğine, biçimlenmesine, işleyişine vb. yönelik eleştiri hakkı saklı kalmak kaydıyla tereddütsüz desteklenmeli ve sahiplenilmelidir.
     Bunun aksini düşünmek ve o çerçevede bir konumlanma içerisine girmek, akla ziyan bir hareket olur.''(24.08.2019/Yerel Yönetimimizi Demokratikleştirelim...Bölüm:17/a.b.ç)
     Bu satırlar, Ağustos ayında yazıldı ve yayınlandı.))
     23.11.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     'MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' -2
     (('Kent Konseyi'ni ve ona bağlı kurulması önerilebilecek/önerilen 'Mahalle Meclisi'ni teorik olarak savunmadığımızın (çünkü, biz, yuttaşın özne olduğu ve doğrudan yönetime katıldığı; söz-yetki ve karar alma hakkının yalnızca onda olduğu bir yerel yönetim anlayışını ve Mahalle Meclisini savunuyoruz); bu iki örgütlenme biçimini, bizim irademize rağmen önerilmiş ve önümüze konulmuş somut bir veri olarak gördüğümüzün; öncesi dönemle kıyaslandığında 'pozitif' bir öneri olmaları hasebiyle desteklediğimizin ve içlerinde yer alınarak çalışılması gerektiğini savunduğumuzun, artık 'bilindiğini' düşünerek, devam ediyoruz.))
     2006 yılında yayınlanan 'Kent Konseyi Yönetmeliği'nde (2009 yılındaki değişikliklerden sonra bile) ve bugüne kadar da Datça Kent Konseyi Çalışma Yönergesinde 'Mahalle Meclisleri'nden hiç bahsedilmemesi; onun, Kent Konseyi tarafından nasıl bir bakış açısı ile ele alınacağı; nerelerde, ne zaman, nasıl ve kimlerle kurulacağı; işleyişinin nasıl olacağı; Kent Konseyi ile ilişkisi vb. konularda bağlayıcı herhangi bir hükmün olmaması; 'Mahalle Meclisi' kurmak için kolları sıvayan Belediye Başkanı, Kent Konseyi Yürütme Kurulu ve Kent Konseyi katılımcıları için dezavantaj değil, avantajdır.
     ***
     İlgili yönetmelikte 'Mahalle Meclisleri kurulamaz' diye bağlayıcı ve kesin bir hükmün bulunmaması nedeniyle, Kent Konseyleri, 'Mahalle Meclislerini kurmayı' önlerine görev olarak koyduklarında, kuruluşundan kurulma biçimine, iç işleyişinden Kent Konseyi karşısındaki konumuna kadar her yönüyle farklı formatlar geliştirebilirler (elbette Kent Konseyi Yönetmeliği çerçevesinde) ve Kent Konseyi Genel Kurulu önüne getirebilirler; 'Mahalle Meclisi' kurmanın olanaksız olduğu ya da yalnızca bir formatın söz konusu olduğu, onun da 'şu format'(?) olduğu söylenemez.
     Bu noktada, nasıl bir yol izleneceğinin ve format belirleneceğinin, tamamen, 'Mahalle Meclisleri'ni kurma görevini Kent Konseyinin önüne bir 'görev' olarak getiren Belediye Başkanı'na ve/veya Yürütme Kurulu'na bağlı olduğunu; 'Mahalle Meclisleri'ni kurmak istemelerindeki 'beklentileri' neyse, o çerçevede bir yol izleyeceklerini ve format belirleyeceklerini, söyleyebiliriz.
     ***
     07.11.2019 günü, Datça Kent Konseyi seçimsiz Genel Kurulunun ilk bölümünde, 'Çalışma Yönergesi Değişiklik Taslağı' tartışıldıktan ve kabul edildikten sonra, (bu kabul edilen 'değişiklikler' içinde 'Mahalle Meclisleri kurmak' da olduğu için) 'Evet, şimdi, mahallelere gidelim; mahalleli yurttaşlarla toplantı(lar) yapalım; niyetimizi ve önerimizi anlatalım; onların düşüncelerini alalım; tartışalım; bilahare, Yürütme Kurulu, bu görüşmeler sonrası alınan notlar ve Datça Kent Konseyi Çalışma Yönergesi çerçevesinde bir 'Mahalle Meclisi' taslağı hazırlasın; bu Genel Kurul yeniden toplansın ve bu taslağa son şeklini versin vb.' denilseydi, hem oldukça (Kent Konseyi yönetmeliği çerçevesinde 'olabildiği' kadarıyla) 'Demokratik' bir yol izlenmiş, hem 'Mahalle Meclisi' mahalleliyle tartışılarak 'ortak istek' haline getirilmiş/içselleştirilmiş ve haliyle somut bir sonuç alınabilmesi daha olası olabilecekti. (Bu çerçevede bir öneri de, Genel Kurul öncesinde yazılı halde kamuoyu ile paylaşılmıştı. Bknz: 02.11.2019/Yerel Yönetimimizi Demokratikleştirelim...Bölüm 24)
     ***
     Bilindiği ve geçen hafta yayınlanan bir önceki bölümde de anlatıldığı üzere, gelişmeler bu doğrultuda olmadı; Genel Kurul'un ikinci bölümünde, Datça'ya uyarlanmış bir 'Mahalle Meclisi Yönergesi Taslağı', görüşülmek üzere, Kurul'un önüne konuldu; ama, bu taslak, itirazlar üzerine, görüşülme gereği bile duyulmadan, 'elimizin altında bir taslak bulunsun' niyetiyle kabul edildi.
     ***
     'Demokratik bir bakış açısı' ile asla savunulamayacak bir yöntemle hazırlanan ve Genel Kurul'un önüne konulan (ve mahallelerde mahallelinin de önüne konulması istenen) bu 'Mahalle Meclisi Yönergesi Taslağı', en özet ifadeyle, Kent Konseyinin mahalledeki 'izdüşümü' olarak formatlanmış bir 'örgütlenme biçimi', önerisidir.
     Dahası, anlaşılan o ki, 'Yönerge' hazırlanırken, 'Katılımcılığı arttıralım' diye yola çıkılmış, ama, 'her sandıktan bir temsilci belirleme' vb. ile 'masa başında', masa başında bu 'Yönerge'yi' hazırlayan kişiye/kişilere (keza, belli ki bize sunulan 'taslağı' hazırlayan arkadaşa da) çok 'ideal' gibi görünen, gerçekte ise hayatta somut bir karşılığı olmayan; ille de yaratılmak istenirse, 'şekli bir örgütlenme'den öteye geçemeyecek ve tıpkı 'izdüşümü' olduğu 'Kent Konseyi gibi katılımcılarını 'bıkkınlık' noktasına getiren 'gel-gitler' yaşatacak çok karmaşık ve afaki bir 'model' ortaya konulmuş.
     (2005 yılında yasal olarak kabul edilmiş, 2006 yılında yönetmeliği yayınlanmış ve 2009 yılında da bu yönetmeliği yenilenmiş olan Kent Konseylerinin, aradan 14 yıl, haydi yönetmeliğin yayınlandığı tarihi esas alalım, aradan 13 yıl geçtikten sonra bile 1389 yerleşim biriminde var olan belediyelerin yalnızca 350 kadarın da, yani %25'inde kurulabilmiş olması ve kurulu olanların da ezici çoğunluğunun 'laf olsun diye' kurulduğunun konuşuluyor olması...; tam da şimdi, 'Mahalle Meclisleri' konuşulurken, bunun nedenlerinin üzerinde düşünülmesi gerekiyor.)
     ***
     Bu tartışma konumuz olan 'taslağı' ve bu 'taslak' hazırlanırken esas alınan 'Mahalle Meclisi Yönergesi'ni yazan kişi ya da kişilerin, eğer herhangi bir yerde bu sunulan şekliyle uygulanıyorsa, o uygulamanın yapıldığı yerdeki Belediye Başkanı ve Kent Konseyi Yürütme Kurulunun, var olan 'Kent Konseyi Yönetmeliği'ne eleştirel bir bakış açısının hatta herhangi bir ciddi eleştirisinin olmadığı, söylenebilir; çünkü, hiç kimse ya da kurum, teorik olarak/anlayış düzeyinde/bakış açısı olarak reddettiği ya da eleştirdiği bir şeyin 'izdüşümü'nü, kendiliğinden ('yapacaksın/yapmak zorundasın' şeklinde hiç bir yazılı hüküm yokken) 'yaratmaya' kalkmaz; eğer, yapmak zorunda olmadığı (ve pekala yerine bir başka şeyi ikame edebileceği) bir şeyi kendiliğinden yapıyorsa, bu yaklaşımın arka planında, söylem düzeyinde 'eleştiriyor' gibi görünse de (bulunduğu konumdan hareketle, sanki o konumu ilelebet 'kalıcı' olacakmış gibi), var olanı kullanma isteği ve 'umudu' vardır; başka bir şey değil.
      ***
     'Kent Konseyi'ni ve 'Kent Konseyine bağlı Mahalle Meclisi'ni teorik olarak reddetmemek; var olan 'Kent Konseyi' içerisinde çalışılıyorsa, onun köklü bir şekilde 'Demokratikleştirilmesi' gerektiğini savunmamak ve bunun için çalışmamak; ille de 'Kent Konseyi'ne bağlı kurulması isteniyorsa, kurulmak istenen 'Mahalle Meclisi'ni 'Kent Konseyi'nin bir 'izdüşümü' olarak kurma anlayışını ve yaklaşımını elinin tersiyle bir tarafa itmemek; tam aksine, bunu önermek, savunmak ve kurmaya çalışmak...
     Bunu yapan kişi ya da kurum, kim olursa olsun; kendini siyasal olarak nasıl tanımlarsa tanımlasın, fark etmez, özünde, var olan toplumsal sistemi (genelde, yerelde), anlayış düzeyinde savunmaktadır; gerisi, lafügüzaf'dır.
     30.11.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     'MAHALLE MECLİSLERİ' YÖNERGESİ -3
     07.11.2019 günkü Datça Kent Konseyi seçimsiz Genel Kurulunda başlayan, 17.11.2019 günü Hızırşah Kültür Evi'nde devam eden ve bu yazılarda da sürdürülmeye çalışılan tartışmanın konusu olan 'Meclisler', ısrarla yineliyoruz, 'Mahalle Meclisleri' değildir; 'Kent Konseyine bağlı olarak kurulması düşünülen ve önerilen Mahalle Meclisleridir'.
     Bunlar, birbirlerinden çok farklı iki örgütlenme biçimidir.
     ((Datça'da 'Mahalle Meclisleri Yönergesi taslağı' gündeme getirilmeden ve bu tartışma başlamadan çok önce, yine bu sayfalarda, şunlar yazıldı ve yayınlandı:
     'Mahalle Meclisleri', ülkemizde, bugünden yarına, teorik düzeyde, üzerinde en çok yazılıp çizilecek, konuşulacak ve tartışılacak örgütlenme biçimlerinden birisidir....
     ...'MECLİSLER' önerisine hem ad hem de biçim ve içerik olarak sahip çıkanların, bugünden yarına, bu konuda yaşanacak olan olası algılama yanlışlıklarını, kafa karışıklıklarını ve bugünden öngörülemeyecek daha başka sıkıntıları düşünerek, bu örgütlenme biçimine hem teorik düzeyde hem de günlük politik pratikte sahip çıkmaları gerekiyor.'(Bknz: 24.08.2019/Yerel Yönetimimizi Demokratikleştirelim, Bölüm.17)
     Bu konuda, gerekenin yapıldığı söylenebilir mi?
     Evet! Kendi adımıza, evet! (Bknz:a.g.y/Bölüm 17-24) ))
     ***
     'Mahalle Meclisleri', 'Demokrasi' mücadelesinin (genelde ve yerelde) temel örgütlenme biçimlerinden (Meclisler'den) birisidir; mücadelenin yürütülüp-yönlendirilme sürecinde (bu mücadelenin bir ifadesi olarak) ortaya çıkar ve mücadelenin gelişim seyri içerisinde, farklı biçimlere bürünerek (somut günlük sorunları çözen bir örgütlenme biçiminden 'mahalli iktidar organı' olmaya doğru) evrilirler.
     Bir başka deyişle, 'Mahalle Meclisleri', özü itibarıyla, mahallede yaşayan ve mahallede var olan sorunların elbirliğiyle çözülebileceğine inanan; bu amaçla kendi iradeleriyle bir araya gelen ve her konuda söz, yetki ve karar alma hakkı olan özgür yurttaşların oluşturduğu demokratik bir yapılanmadır. Herhangi bir yere bağlı değillerdir; bürokratik olarak tanımlanmaları gerekirse, belediyelerin/yerel yönetimlerin alt organları olarak tanımlanabilirler.
     'Mahalle Meclisleri', farklı ülkelerde farklı tarihsel dönemlerde tarih sahnesine çıkmalarının ardından, o ülkelere has özellikleri üzerilerinde taşıyarak bugünlere gelmişlerdir.
     'Mahalle Meclisleri'ni bu gerçekliğinden soyutlayarak, var olan yerel yönetimlerin (Temsili Demokrasiler'in) yetersizlikleri karşısında yükselen tepkilerin bir biçimde (yönetenlerin kabullenebildikleri kadarıyla) giderebilmesi amacıyla yönetenler (Merkezi Otorite) tarafından gündeme getirilen ve oldukça 'şekli bir örgütlenme' olan (yani, bir nevi, yasa koyucu tarafından belediyenin/yerel yönetimin 'yardımcısı' olarak görevlendirilmiş ve yetkileri 'öneri sunmak' ile sınırlanmış) 'Kent Konseyi'nin 'alt bir organı' olarak ele almak; dahası, 'Kent Konseyi'nin mahalli düzeydeki bir 'izdüşümü' olarak formatlamak ve bu formatlanan 'Mahalle Meclisi'ni de, merkezi otoritenin ve/veya yerel yönetimin (tabir-i caizse) gölgesinde; onların 'kurulmasını istedikleri bir şey' gibi sunmak ve kurmaya çalışmak...
     Evet, Kent Konseyi'ne bağlı olarak kurulması düşünülen 'Mahalle Meclisi', tam da böyle bir şeydir...
     Gerçekte, bu iki örgütlenme biçimi, iki farklı dünya görüşünün, 'Demokrasi' ve 'mücadele'(genel-yerel) anlayışının ve yaşama bakışın günlük hayata yansımasıdır.
     Fark, bu kadar açık ve nettir.
     ***
     Hiç şüphesiz, Belediye Başkanı, Kent Konseyi Yürütme Kurulu, Kent Konseyi katılımcıları ya da Kent Konseyi çalışmalarına katılan yurttaşlar, mahalli çalışmaları yürütmek için, Kent Konseyinin, mahallelerde, alt organlar anlamında 'Mahalle Meclisleri' kurmalarını isteyebilirler; Kent Konseyleri (07.11.2019 günü olduğu gibi), bu doğrultuda, çalışma yönergelerine bir madde ekleyerek ya da fiili olarak (Kadın, Gençlik, Emekli, Engelli vb.) önüne bu konuyu bir 'iş' olarak koyabilir; mahallelere gidip, mahallede yaşayanları, bu çerçevede örgütlemeye çalışabilirler; buna kim ne diyebilir ki?
İlke olarak 'Kent Konseyi' örgütlenmesine ve haliyle ona bağlı olarak kurulacak olan bu 'Mahalle Meclisi' biçimine karşı olanlar bile, bir önceki bölümde açıkça yazıldığı üzere, öncesi dönemle kıyaslayarak, yani 'görece', bu yapılanları 'pozitif bir adım' olarak değerlendirebilir ve destekleyebilirler; nitekim, bu yazılarda, bu yaklaşım savunulup gelmiştir ve asla, aksi iddia edilmemiştir.
     ***
     Ama, kalkılır, 'kör kör parmağım gözüne' yaparcasına, bilerek ve isteyerek, bu iki farklı örgütlenme biçiminin (isim benzerliği suistimal edilerek) 'aynı' örgütlenme biçimiymiş gibi tartışılmasına/tartıştırılmasına ve bu çerçevede bir algı yaratılmasına çalışılırsa...; evet bu, tam da, bir amaç doğrultusunda, bilerek ve isteyerek, tarihten günümüze gelen ve tarihte yaşanan mücadelelerin somut birer ifadesi olan kavramların içinin boşaltılması, içi boşaltılan bu kavramlara farklı içerikler yüklenmesi ve tarihsel olarak ortaya çıkış gerekçelerinin tam zıddı bir yerlere yamanmasıdır; yani, örneğin 'Fatsa' adının, mevcut düzene bir isyan simgesi olmaktan çıkarılması ve var olan düzene (Fatsa=Doğrudan Demokrasi, yerine, Fatsa=Temsili Demokrasi'ye Katılım, şeklinde) eklemlenmeye çalışılmasıdır.
     Bu (yani içi boşaltılmaya çalışılan kavramların sahipsiz olduğu ve o kavramlara anlam veren tarihsel yaşanmışlıkların 'mazi'de kaldığı şeklinde bir yanılgıya yol açmaya çalışmak), kabul edilebilir ve savunulabilir bir şey değildir.
     ('Mahalle Meclisleri' Yönergesi hakkında, şimdilik, bu kadar.)
     07.12.2019/Datça
     Mehmet Erdal

2019.11.17.YEREL DEMOKRASİ VE KATILIM-FORUMU ÜZERİNE NOTLAR

  Hiç yorum yok

     YEREL DEMOKRASİ VE KATILIM-FORUMU ÜZERİNE NOTLAR
     Günlerdir 'Yılın büyük bölümüne yayılan tartışmaya, bir nokta koymaya çalışacağız; son sözü söyleme densizliğine düşmeden.'(Bknz: farklı yerel İnternet siteleri) denilerek tanıtılan ve düzenleyicilerin DAÇEV (Datça Çevre Derneği), BELEDİYE ve EBERT VAKFI olduğu yazılan 'Yerel Demokrasi ve Katılım-Forumu, bugün, 17.11.2019 günü saat 14.30-18.00 saatleri arasında yapıldı.
     ('Yerel yönetimimizi demokratikleştirelim/Demokratik bir yerel yönetim yaratalım' başlığı altında 6 ay boyunca (haftada bir gün yayınlanan) 24 bölüm yazı yazan ve bu başlık altına girdiğini düşündüğüm Belediye meclislerine katılım, Kent Konseyleri, Mahalle Meclisleri vb. konularda düşüncelerini kamuoyu ile paylaşan bir kişi olarak, bu forumu düzenleyen bu arkadaşların, Datça'da, bir yıl boyunca bu konuda nerede ve ne zaman bu tartışmaları yaptıklarından, inanın bihaberim.)
     ***
     Toplantıyı moderatör görevini üstlenen (MUÇEP ve Datça Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyesi) Güngör Erçil, açtı; ilk sözü, açılış konuşmalarını yapmak üzere, Belediye başkanı Gürsel Uçar'a, EBERT vakfı Ankara temsilcisi Pınar Yiğitoğlu'na ve DAÇEV başkanı Hüseyin Tüzün'e verdi: Hüseyin beyin konuşmasından, bu forum'un onların bir faaliyeti olduğunu öğrendik.(Belediyenin, forum'un düzenleyicilerinden olmadığını ve yalnızca katkıda bulunduğunu biliyordum; DAÇEV'in de aynı konumda olduğunu sanıyordum; yanılmışım.)
     ***
     Forum'da, 7 konuşmacı vardı.
     Moderatör Güngör Erçil, başladığı konuşmasını 'galiba çok uzattım' diyerek nihayet bitirdi ve ilk sözü, konuşmacılardan İkbal Polat'a verdi; İkbal Polat, Bursa Nilüfer ve şimdi de Kadıköy Kent Konseyleri deneyimlerinden yola çıkarak, benim değerlendirmemce, büyük ölçüde Kent Konseyi ve Kent Konseyine bağlı Mahalle Meclisi güzellemesi yaptı.
     İkinci konuşmacı Belediye başkanı Gürsel Uçar'dı. Gürsel bey, kısmen (forum boyunca her konuşmacıyı bir biçimde yönlendirmeye çalışan) Güngör Erçilin yönlendirmesine de kayıtsız kalmayarak, Datça'ya dair kişiliğini, uygulamalarını, Kent Konseyine yaklaşımını... ifade eden ve oldukça sade-anlaşılır bir konuşma yaptı.
     Üçüncü konuşmacı, Marmaris Kent Konseyi başkanı Ufuk Baytekin'di. Ufuk Baytekin, kısa dönemdir yürüttüğü Kent Konseyi başkanlığı deneyiminden yola çıkarak, tartışma konusunun ana iki başlığını oluşturan Kent Konseyi ve Kent Konseyine bağlı Mahalle Meclisleri konusunda çok yararlı bilgiler verdi ve düşüncelerini anlattı.
     Dördüncü konuşmacı, Validebağ Dayanışmasından Latif Şimşek'ti. Latif bey, Validebağ deneyimlerinden daha çok, genel politik havaya ve gidişata dair çok çarpıcı sözler söyledi.
     Beşinci konuşmacı, Datça Kent Konseyi Kadın Meclisi Yürütme Kurulu üyesi Nezaket Koç'tu.          Nezaket Koç, konuşmasında, Kadın Meclisi olarak yerelde yaptıkları çalışmaları ve belediyeden beklentilerini dile getirdi; ayrıca yazılı taleplerini içeren bir metni, belediye'ye verilmek üzere Güngör Erçil'e teslim etti.
     Altıncı konuşmacı, MUÇEP adına Serdar Denktaş'tı. Serdar Denktaş, konuşmasında, asıl olarak, MUÇEP'in yerel seçim öncesi açıkladığı 'Yerel Yönetim Bildirgesi'ni ve bu çerçevedeki düşüncelerini açıkladı.
     Yedinci ve son konuşmacı, Şehir Plancısı ve Datça Belediyesi İmar İşleri'nden Özgür Yayla idi. Özgür bey, konuşmasına hem teorik, hem Entelektüel, hem tarihsel ve hem de deneyimlere dair pek çok konuyu sıkıştırmaya ve bütün bunları da 10 dakikada aktarabilmeye kalkınca, konuşması yeterince anlaşılamadı.
     ***
     Toplantıya 10 dakika ara verildi.
     ***
     İkinci bölümde, izleyicilerin soruları ve katkıları gündeme geldi.
     Sorular sorulmaya ve düşünceler ifade edilmeye başlandı.
     İlk söz alışımda, şu soruları sordum: ''23 Haziran 2019 tarihinde yine bu salonda yapılan 'Nasıl bir Datça?' panelinde olduğu gibi bugünkü forum'un tanıtım yazılarını görünce aklıma otomatik olarak James Petras'ın 1990 yılında yazdığı 'Latin Amerikalı Aydınların Dönüşümü' başlıklı yazı geldi.
Şu an bu salonda bulunan ya da bulunmayan hemen hemen herkesin mutlaka İnternetten indirip okuması gereken bu çok önemli yazısında James Petras, lafı dolandırmaz ve pat diye söyleyeceğini söyler; '20 yıl önce' der, 'Latin Amerika'da yabancı fonlarıyla beslenen kuruluşlardan mali destek almayı kabul eden solcu bir aydın bulmak neredeyse imkansızdı. Bugünse, şöyle ya da böyle Kuzey Amerika ya da Avrupa vakıfları tarafından finanse edilmeyen bir araştırma enstitüsü ile bağlantılı bir araştırmacı bulmak oldukça zor...'(Bknz:Google)
     1990 yılında yazılan ve 1990 yılı ile 1970'li yılları kıyaslayan; bu kıyaslama çerçevesinde Latin Amerikalı aydınlardaki ilginç dönüşümü sorgulayan James Petras'ın bu cümlelerini, yadırgadınız mı?
Ben yadırgamadım.
     ***
     Bu forum'u düzenleyen arkadaşlar ya da onlar adına, eğer konuya vakıfsa, moderatör arkadaş yanıtlayabilir mi:
     Demokrasimize, Demokrasimiz ile ilgili kurumlara, konulara vb. dair sorunlarımızı tartışmak için ille de Ebert/Alman vakfından ya da benzeri bir vakıftan yardım almak zorunda mıyız? Ya da bu konular, artık, bu ülkede bu tür vakıfların yardımı olmadan tartışılamıyor mu? Ya da biz, bu vakıfların yardımını almadan bu konuları tartışamayacak kadar aciz bir durumda mıyız?
     Bu vakıflar babamızın vakfı değilse ya da bize de babalarının hayrına destek olmuyorlarsa, biz bu tartıştığımız konularda, burada, kime göre ve nasıl bir yaklaşım savunacağız?''
     Benden sonra, bir başka izleyici arkadaş, aynı konuya bir başka biçimde değindi.
     ***
     'Kıyamet' koptu!...
     ***
     ((Datça'da yaşayan 68'lilerden, 78'lilerden olup da 'yurt dışı vakıflardan yardım alınabilir', 'bırakın bu sözde Anti-Emperyalizm söylemlerini' vb.vb. diyen (daha ayrıntılısını bir başka katılımcı yazabilir) ne kadar çok kişi varmış...Çok şaşkın durumdayım.))
      ***
     Forum, bu sorudan sonra, bu soru çerçevesindeki tepkiler ve kısmen o tepkilere yanıtlarla sürdü ve bitti...
17.11.2019/Datça
Mehmet Erdal
     Not: Aşağıdaki açıklama, adı geçen kişinin, yukarıdaki yazım yayımlandıktan sonra yaptığı açıklamaya atfen yazılmış ve Güngör Erçil'in açıklamasının yayımlandığı her İnternet sahifesinde yayımlanmıştır.
     (Güngör Erçil bey, forum'un tanıtımındaki 'Yılın büyük bölümüne yayılan tartışmaya, bir nokta koymaya çalışacağız; son sözü söyleme densizliğine düşmeden.' ifadesinin, bu yapılan forumun içeriği olarak gösterilen 'Yerel Demokrasi-Katılım' ile ilgili olduğu varsayımından yola çıkarak, onları yazmıştım; Ebert vakfı sponsorlu 'dosya'nın bütünü ile ilgili olduğunu düşünmemiştim; Özür dilerim; bu 'yorum' hatası benimdir.
     Size, bu forum çerçevesinde söyleyeceklerim var: Eğer, duygularınızla hareket edecekseniz, yani yönettiğiniz forumda tartışılan konu çerçevesinde sizin düşündüklerinizin tam aksini savunanlara karşı 'eşit' davranamayacaksanız, 'moderatör'lük görevini üstlenmeyin. Eğer, forum konuşmacıları gibi 'görünür' olmak istiyorsanız, yine 'moderatör'lüğü üstlenmeyecek ve konuşmacıların yanına bir koltuk daha koyacaksınız ve orada oturacaksınız. Eğer hem 'moderatör' hem de 'proje yürütücüsü' ya da sorduğum sorunun cevabını verebilecek bir konumdaysanız, o zaman cevabı bir biçimde vereceksiniz; sizin yaptığınız gibi, topu taça atıp, sizin ifadenizle 'proje yürütücüsü olmayanların'(eğer öyle iseler, başkasına sorulan bir soruya hangi akla hizmet cevap vermek için el kaldırdılar, anlaşılır değil) cevap vermesinin önünü açmayacak, ben cevap hakkı istedikçe 'daha ben cevap vermedim' deyip, salondan başka ('proje yürütücüsü olmayan') konuşmacı var mı diye gözlerinizle salonu taramıyacak ve Belediye Başkanımızın 'Mehmet Erdal'a söz hakkı vermelisin' uyarıları üzerine, naçar kalıp 'polemik yok, polemik yok' (sanki toplantılarda sataşılan kişilere 'cevap verme hakkı' tanımak gibi bir gelenek yokmuşcasına) demeyecek ve benim 'tamam, polemik yapmayacağım; katkıda bulunacağım' sözüm üzerine, 'kerhen' söz hakkı verme yoluna gitmeyeceksiniz.
     Benim sorumun, forum'un konusu olan 'Katılım' konusunun, izleyenlerin katkılarıyla derinleştirilmesini engellediğini söylüyorsunuz: Eline verilen 'Kent Konseyine bağlı Mahalle Meclisi' kurma yönergesini (tamamen sahip olduğu afaki bilgilerle) masa başında siz ne kadar derinleştirebildiniz ve Datça'ya uyarlayabildiniz ise (ki, Kent Konseyi toplantısında neden tartışılma gereği bile duyulmadığını, biliyorsunuz), bırakın Kent konseyi ve ona bağlı Mahalle Meclisi yönergesi konusunda bugüne kadar kamuoyuna (doğru/yanlış) herhangi bir fikir sunamamış olmalarını, ilgili yönetmeliği ve yönergeyi bile okumamış olan izleyicilerin de 'derinleştirmeye' katkıları o kadar olur; ben sorumu sormadan önceki 'katkılar' bunun kanıtıdır.
     Bırakın, afaki söylemi; sizin bu forum'un konusu olan 'Yerel Demokrasi-Katılım' konusunun yaslandığı arka plandaki (ülkemizdeki) 'yakın tarih', Özgür Yayla'nın değindiği Fatsa, İzmir Gültepe, dahası ODTÜ-ÖTK, Yeraltı Maden İş, izlediyseniz, yetersiz de olsa 'Karık' belgeselinde anlatılan Uşak...ve diğerleri bizim 'dünümüz'dür. Siz, bizim tarihin sayfalarına altın harflerle kazıdığımız ve hala onur duyduğumuz bu 'dünümüzü', bugün, içeriği boşaltılmış kavramlarla tartışılan bir 'DOSYA' konusu olarak görüyorsunuz; itirazımız, bunadır. Demokrasi, Yerel demokrasi ve bu kavramlar çerçevesinde anlatılan her şey, bizim için, dünkü-bugünkü ve yarınki yaşamımızdır; sizler için de aynı anlama geliyorsa, o zaman, bunları 'EBERT VAKFI'na sunulacak ve onun sponsorluğuna ihtiyaç duyulacak bir 'DOSYA' konusu olarak göremezsiniz. Sorumuzun soruluşuna bakın, 'Demokrasimize, Demokrasimiz ile ilgili kurumlara, konulara vb. dair sorunlarımızı tartışmak için...' diyor; başka bir şey değil. Biz, bunları ve benzeri konuları elbirliğiyle tartışabilecek durumdayız... Biz bu itirazımızı her daim sürdüreceğiz; olaya 'DOSYA' konusu olarak bakanlarımız ne düşünürlerse düşünsünler...Bu dönem geride kalacak...Yoksa, bizim, kimsenin yok EBERT olmuş, yok SOROS olmuş, yok bilmem ne vakfı olmuş, hangisiyle olursa olsun, kuracağı herhangi bir düzeydeki ilişkiyle uğraşacak ne niyetimiz ne de zamanımız var...


2019.11.17.YEREL DEMOKRASİ VE KATILIM FORUMU

  Hiç yorum yok

     YEREL DEMOKRASİ PANELİ ÜZERİNE
     23 Haziran 2019 tarihinde yine bu salonda yapılan 'Nasıl bir Datça?' panelinde olduğu gibi bugünkü forum'un tanıtım yazılarını görünce aklıma otomatik olarak James Petras'ın 1990 yılında yazdığı 'Latin Amerikalı Aydınların Dönüşümü' başlıklı yazı geldi ve bu yazıyı bir kez daha paylaştım.
     Şu an bu salonda bulunan ya da bulunmayan hemen hemen herkesin mutlaka İnternetten indirip okuması gereken bu çok önemli yazısında James Petras, lafı dolandırmaz ve pat diye söyleyeceğini söyler; '20 yıl önce' der, 'Latin Amerika'da yabancı fonlarıyla beslenen kuruluşlardan mali destek almayı kabul eden solcu bir aydın bulmak neredeyse imkansızdı. Bugünse, şöyle ya da böyle Kuzey Amerika ya da Avrupa vakıfları tarafından finanse edilmeyen bir araştırma enstitüsü ile bağlantılı bir araştırmacı bulmak oldukça zor...'
     1990 yılında yazılan ve 1990 yılı ile 1970'li yılları kıyaslayan; bu kıyaslama çerçevesinde Latin Amerikalı aydınlardaki ilginç dönüşümü sorgulayan James Petras'ın bu cümlelerini, yadırgadınız mı?
Ben yadırgamadım.Aynı saptama, bugün bizim için de geçerlidir.
     ***
     Bu forum'u düzenleyen arkadaşlar ya da onlar adına, eğer konuya vakıfsa, moderatör/kolaylaştırıcı/yönetici arkadaş yanıtlayabilir mi:
     Demokrasimize, Demokrasimiz ile ilgili kurumlara, konulara vb. dair sorunlarımızı tartışmak için ille de Ebert/Alman vakfından ya da benzeri bir vakıftan yardım almak zorunda mıyız? Ya da bu konular, artık, bu ülkede bu tür vakıfların yardımı olmadan tartışılamıyor mu? Ya da biz, bu vakıfların yardımını almadan bu konuları tartışamayacak durumda mıyız?
     Bu vakıflar babamızın değilse ve bize de babamızın hayrına destek olmuyorlarsa, biz bu tartıştığımız konularda kime göre ve nasıl bir yaklaşım savunacağız?
     ***
     Devam ediyorum; özet olarak;
     a) Kent konseyi ve kent konseyine bağlı olarak kurulması önerilen mahalle meclisleri, teorik olarak savunulamaz.Yalnızca, bize rağmen ve bizim irademiz dışında önerilmiş somut bir veri olarak ele alınabilir ve tartışılabilir.
     b)Kent konseyi, var olan bir boşluğu doldurması için önerilmesi hasebiyle, var olan sorunun sorumlusu merkezi otorite tarafından ucube bir şekilde önerilmesine karşın pozitif bir adımdır ama yetersizdir.(Kent konseyine bağlı olarak kurulması düşünülen mahalle meclisleri de benzer bir değerdedir.)
     c) Ancak, Kent konseyi ve onun bir izdüşümü olarak önerilen kent konseyine bağlı mahalle meclisleri, var olan durumdan memnun olmayanların, yani yönetilenlerin savunabileceği bir örgütlenme biçimi olamaz.
     d)Yerel yönetimler ve haliyle yerel demokrasiler için asıl olan, meclisleri esas alan yeni ve farklı bir örgütlenme modelidir; biz, bunu öneriyoruz. Bu önerdiğimiz modelde kent konseyine ve ona bağlı mahalle meclisine değil; özgür bireylerden oluşan, söz-yetki ve karar alma hakkının onda olduğu,mahalle meclislerine ihtiyaç vardır.
     e)Her düzeyde, temsili demokrasiyi ve ona katılımı değil; her düzeyde, doğrudan demokrasiyi, bu demokrasinin yaşanılır bir gerçeklik kazanacağı kurumları ve bu kurumlar arasındaki demokratik ilişkiyi savunuyoruz.
     f) Sonuç; Yurt dışı vakıfların bir biçimde yönlendirdiği ve finanse ettiği etkinlikleri düzenleyenler değil, kendine özgüveni olan ve kendine güvenen, kendi demokratik ve sosyalist görüşlerini savunan kişiler olmalıyız; bu duruşu savunmalıyız.
     Şimdilik, bu kadar!
     Teşekkürler.
     17.11.2019/Datça
     Mehmet Erdal
     (Bu metin, ilgili toplantıda okunmak üzere hazırlanmış taslak bir metindi;ama okunmadı;doğaçlama bir konuşma yapıldı)

2019.11.14.DATÇADAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR...(YABANCI SOKAK ADLARI SORUNU))

  Hiç yorum yok

     DATÇADAKİ YEREL YÖNETİMİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -1
     'YABANCI' SOKAK İSİMLERİ
     31 Mart 2019 Yerel Seçim sonrası oluşan Datça Belediye Meclisi Temmuz ayı olağan toplantısında AKP grup başkan vekili Haluk Laçin tarafından gündeme getirilen 'yabancı isimli sokak adları', bu kez, Kasım ayı olağan toplantısında, AKP ve MHP meclis üyelerinin ortak imzasıyla yazılı olarak yeniden gündeme getirildi. (Bknz: Belediye Meclisi Temmuz/03.07.2019 ve Kasım/05.11.2019 toplantıları)
     ***
     Belediye meclisinin Temmuz ayı olağan toplantısında söz alan AKP grup başkan vekili Haluk Laçin, daha önceki dönemlerde, telaffuzu güç olan bazı 'yabancı' yazar ve şairlerin adlarının bazı sokaklara ad olarak verildiğini; vatandaşlardan, bu konuda farklı şikayetler aldıklarını; bu konunun ilgili komisyonda gündeme alınması ve komisyonun bu konuda bir çalışma yapması gerektiğini vb. söylemişti.
     Eylül ayı toplantısında da (03.09.2019), 'canlı yayın' konusu tartışılırken, konu bir biçimde bu 'yabancı isimli sokak adları'na gelmiş ve yine Haluk Laçin, bu konuda Datça yerelinde kendilerine yönelik oluşan tepkilere değinerek, yanlış anlaşıldıklarını, bu konuda kendilerine dair yanlış bir algı yaratıldığını; kendilerinin, bu konuyu gündeme getirme gerekçelerinin 'yabancı düşmanlığı' olmadığını; tamamen, kendilerine aktarılan (bir hastanın bulunduğu adresin 112 Ambulans servisine bildiriminde yaşanan ve az daha o hastanın canından olmasına yol açabilecek düzeydeki) 'telaffuz' problemi olduğunu, yani tamamen insani olduğunu vb. açıklama gereği duymuştu.
     05.11.2019 günkü Kasım ayı olağan toplantısında AKP-MHP meclis üyelerinin ortak imzasıyla verilen yazılı öneride ise, aynı konu, bu kez '...Belediye Meclis Başkanlığımıza verdiğimiz 06.08.2019 tarihli dilekçemiz sonucunda ilçemizde bulunan sokak isimlerinin detaylı listesi tarafımıza teslim edilmiş ve üzerinde yaptığımız incelemede vatandaşlarımızın mağdur olduklarını belirttiği telaffuz zorlukları tespit edilmiştir....Bizler...Belediye Meclisimizin alacağı bir kararla ilçemiz İskele, Eski Datça ve Reşadiye mahallelerimizde bulunan cadde ve sokak isimlerinin Meclis komisyonumuzca tekrar görüşülerek vatandaşın adres tarifindeki mağduriyetinin giderilmesini teklif ediyoruz.' (Bknz: Kasım ayı toplantısı) biçiminde yeniden gündeme getirildi.
     ***
     Nisan ayı dışındaki bütün Belediye Meclis toplantılarını izleyen ve bir anlamda, tabir-i caizse, meclis toplantılarının 'gayri resmi' tutanaklarını tutan ve yayınlayan kişi olarak; AKP grup başkan vekili Haluk Laçin'in ısrarla gündeme getirdiği ( şimdi MHP'yi de yanına aldığı) bu sokak adları konusunda, söylediği gibi, gerçekten bir telaffuz sorunu ve haliyle buna bağlı hiç istenmeyen bir durumun yaşanmasına ramak kalınmış olup olmadığını; ramak kalınmış ise, bu nahoş olayın hangi sokakta yaşandığını ve adı verilmeyen ama bahse konu edilen bu kişi ya da kişilerin yaşadıkları bu olayı yerel yönetime, yerel mülki amirliğe...vb. herhangi bir yere bildirip bildirmediklerini; bildirdiler ise bir çözüm isteyip istemediklerini; çözüm istediler ise ne yanıt verildiğini; ya da yalnızca AKP İlçe Örgütü'ne ya da AKP'nin yereldeki temsilcilerine bildirmekle yetinip yetinmediklerini vb.vb. bilemiyoruz; şu ana kadar da bu konularda somut ve ayrıntılı tatmin edici herhangi bir açıklama yapılmadı.
     Şimdilik, bilinen ve bu konuyla ilgili olarak açıkça yazılabilecek olan nokta şudur; AKP grup başkan vekili Haluk Laçin, meclis toplantılarında, şimdilerde dozajı düşürülmüş olsa da, AKP genel merkezi ve özellikle R.T.Erdoğan tarafından izlenen 'yerli ve milli' söylemli 'siyasi çizgi'ye denk düşen 'Milliyetçi ve Popülist' bir çizgi izlemektedir(Mayıs ayı toplantısından itibaren, ısrarla, neredeyse her meclis toplantısında 'Meclis toplantıları sırasında canlı yayın yapılması, meclis salonunda yeterli büyüklükte bir Atatürk posterinin ve Türk Bayrağının bulunması...' konularında gösterdiği 'hassasiyet' ve bu konuları, sanki AKP ve MHP grubu dışındaki CHP grubu ve Belediye Başkanı bunların olmasına pek gönüllü değillermiş de 'ite kaka' onları bunları yapmaya zorluyorlarmış imajına yol açacak şekilde gündeme getirmesi); 'yabancı isimli sokak isimleri' konusu da (görece farklı söylemlerle gündeme getirilse de), bu çizginin bir parçası olarak görülmelidir.
     ***
     Belediye başkanına göre, AKP-MHP gruplarının sözünü ettikleri ve istedikleri gibi bu konuda ilgili komisyonun herhangi bir çalışma yapması doğru değildi; AKP-MHP grubu dahil, bu konuda şikayeti ve önerisi olan herkes ve her kesim, dernekler vb. dersine iyi çalışmalı; şikayetçi oldukları sokak adlarını ve yerlerine neleri önerdiklerini Belediyeye ve Belediye Meclisine yazılı olarak bildirmeli idiler; meclis, bu yazılı önerileri görüşmeli ve bir karara bağlamalıydı; doğru olan buydu...
     ***
     Şimdi:
     AKP-MHP gruplarının, Belediye meclisinin ilgili komisyonları üzerinden 'sonuç' elde etme yöntemi yerine doğrudan 'sorumluluk' alarak; şikayetçi oldukları/değiştirilmesini istedikleri sokak adlarını ve yerlerine hangi adları önerdiklerini tek tek yazılı olarak meclis gündemine getirip getiremeyeceklerini, bilemiyoruz.
     Aralık ayı olağan meclis toplantısında bir biçimde gündeme getirilmesi halinde görüşülebilecek olan bu 'yabancı isimli sokak isimleri' konusunda CHP grubu nasıl bir yaklaşım gösterecek; bunu da bilemiyoruz...
     ***
     Genelde ve yerelde, her yerde, var olan yerel yönetimlerin demokratikleştirilebilmesinde ve demokratik bir yerel yönetimin yaratılmasında meclis toplantılarına katılımın (toplantılarda olan-bitenin bizzat gözlenmesinin, konuşulanların ilk ağızdan duyulmasının; meclis üyelerinin, izlendiklerini bilmelerinin vb.) ve kamuoyunun/meclis üyelerini seçen yurttaşların olan-bitenden haberdar olmasının çok önemli olduğunu yazan-çizen, söyleyen ve bu nedenlerle meclis toplantılarına katılınması/meclis salonunda olan-biten her şeyin bilinir kılınması gerektiği çağrısını durmaksızın yineleyen birisi olarak; şu an, bu satırlar yazılırken ve sizler bu satırları okurken, bir şeyin daha hala 'belirsiz' olduğunu, söyleyebiliriz:
     CHP, AKP ve MHP dışındaki (mecliste temsil edilmeyen) siyasi partiler; çevreler; platformlar; dernekler; sendikalar; hatta, mecliste temsil edilen bu siyasi partilerin üyesi ya da taraftarı Datçalılar; bu 'yabancı isimli sokaklarda' yaşayan ya da yaşamayan herkes...'Katılımcılık şart!' diyenler; bu konuda ne düşünüyorlar?
     Bu konu, onları ilgilendirmiyor mu?
     Bu konu, önemsiz mi?
     Bu tartışmanın dışında mı kalmak istiyorlar?...
     Ne düşünüyorlar!
     ***
     03.12.2019 günü yapılacak olan ve bu konunun da görüşüleceği Aralık ayı olağan meclis toplantısında CHP, AKP ve MHP gruplarının bu konuda ne düşündüklerini öğrenebileceğiz; peki, bu üç partinin gruplarının dışındakilerin görüşlerini ne zaman öğrenebileceğiz? Öğrenebilirsek eğer, öğrenebildiklerimizin, sonuç üzerinde herhangi bir etkisi olabilecek mi?
     16.11.2019/Datça
     Mehmet Erdal


2019.11.05.DATÇA BELEDİYE MECLİSİ KASIM AYI TOPLANTISI ÜZERİNE NOTLAR

  Hiç yorum yok

     BELEDİYE MECLİSİ KASIM AYI TOPLANTISI ÜZERİNE NOTLAR
     Belediye meclisi olağan Kasım ayı toplantısı, Belediye Meclis salonunda, her zamanki gibi saat 09.30'da başladı.
     ***
     Toplantıya CHP-10, AKP-3 ve MHP-1 (mazeretli 1 eksik) üye olarak; basın-3 ve biz izleyiciler ise toplam 16 kişi olarak katılımda bulunduk.
     ***
     Kasım ayı toplantısı, önceki (31 mart yerel seçim sonrası yapılan) 7 meclis toplantısından oldukça farklı bir toplantı oldu;a) İlk kez (sırtında PRESS yazan) farklı bir basın mensubu toplantıya katıldı, b) İlk kez AKP ve MHP yazılı olarak 3 konuda ortak (gündeme alınması amacıyla) öneride bulundu, c) İlk kez CHP, AKP ve MHP grup sözcülerinin ortak imzası ile yazılı olarak bir konuda ('Barış Pınarı' harekatı) açıklama yapıldı.
     ***
     AKP ve MHP gruplarının, özellikle AKP grup sözcüsü Haluk Laçin'in, meclis toplantısı öncesinde 'dersini iyi çalıştığı' ve biz izleyicilere bu izlenimi verdiği söylenebilir.
     ***
     Meclis toplantılarına ilk kez katıldığına tanık olunan basın mensubunun ve toplantının ilk saniyelerinde (resmi bölüme geçilmeden) Belediye başkanınca müdahale edilerek önlenen (canlı yayın mı yoksa video çekimi mi olduğu anlaşılamayan) çekim'in, AKP ve MHP ortak imzasıyla önerilen dilekçelerle ve ardından başlayan tartışmalarla herhangi bir bağlantısı var mıdır, bilinmez; ama başkanın bu müdahalesi ve ardından okunmaya başlanan AKP-MHP ortak imzalı dilekçeler, ilk kez, daha resmi bölüme geçilmeden ve resmi gündem maddeleri görüşülmeye başlanmadan, oldukça uzun süren ve hararetli geçen bir tartışmaya yol açtı.
     ***
     AKP-MHP ortak imzalı önerilerde:
     1-''..Belediye başkanımızın haftada bir gün 'Vatandaş günü' olarak belirlemesi, Belediye Meclis salonumuzda gelen vatandaşların taleplerini dinleyerek ilgili birimler ile koordineli olarak çözüm bulmaları...'',
     2-''...ilçemiz Atatürk caddesi üzerinde uygulanan tek yön trafik akışının özellikle turizm sezonunda aksaklıklara ve sıkışmalara neden olduğu...bölgede bulunan vatandaşların ve esnaflarımızın da görüşleri alınarak belediye Meclis Komisyonlarımız tarafından incelenerek konunun meclisimize raporlanması...'',
     3-''...Belediye meclis Başkanlığımıza verdiğimiz 06.08.2019 tarihli dilekçemiz sonucunda ilçemizde bulunan sokak isimlerinin detaylı listesi tarafımıza teslim edilmiş ve üzerinde yaptığımız incelemede vatandaşlarımızın mağdur olduklarını belirttiği telaffuz zorlukları tespit edilmiştir...Belediye Meclisimizin alacağı kararla ilçemiz İskele, Eski Datça ve Reşadiye Mahallelerimizde bulunan cadde ve sokak isimlerinin Meclis Komisyonumuzca tekrar görüşülerek vatandaşın adres trafiğinde ki mağduriyetinin giderilmesi...'' istenmekteydi.
     ***
     Her ayın ilk Salı günü yapılan belediye Meclis toplantılarının toplantı salonuna gelemeyen Datçalılara da canlı yayın ile sunulabilmesi konusunda süre gelen tartışma da bir biçimde bir ilerleme sağlandığı söylenebilir; şöyle ki; 'Belediye tarafında yapılan çekimlerin video çekimi olduğu ve istenirse çoğaltılabileceği; canlı yayın için bir hat alınması gerektiği ve bu doğrultuda gerekenin yapılması; çekimin ve yayının, herhangi bir kesimi kollayacak veya mağdur edecek bir biçimde değil, herkese eşit mesafede olacak şekilde yapılması' doğrultusunda bir uzlaşı oluştu.
     ---Belediye başkanı, haftada bir günün 'vatandaş günü' olmasının, düşünce olarak çok iyi olduğunu ama hayatın öyle düşünüldüğü gibi yürümediğini, bunun teknik ve pratik olarak çok zor olduğunu ama ayda bir olabileceğini, buna karşı olmadıklarını, bu konuyu düşüneceklerini...vb.vb. söyledi; AKP grup sözcüsünün söylemiyle, 'pazarlık' sonucu bu 'ayda bir' olması konusuna sıcak bakıldı.
     ---Atatürk caddesindeki trafik sorunuyla ilgili olarak da Başkan, alış-verişi arabaların değil insanların yaptığını; şu anı değil, 5-10 yıl sonrasını düşünmek gerektiğini; ileride, esnafın Şenkaya'dan itibaren araba girişinin önlenmesini isteyeceğini, yöneticilerin anlık isteklere göre değil uzun erimli gelişmelere göre hareket etmesi ve bu doğrultuda vatandaşı ikna etmeye çalışmasını vb.vb... söyledi; toplantının bitiminde, 8. madde olarak, bu konu, bütün komisyonlarda incelenmek üzere oylandı ve kabul edilerek komisyonlara sevk edildi.
     ---Sokak isimleriyle ilgili olarak, AKP grup sözcüsü, özellikle ve ısrarla, döne döne açıklamaya çalıştı ki; kendileri, yabancı şairlerin sokak adı olmasına karşı değillerdi; aksine, bu şairlerin adları yeşil alanlara verilse daha iyi olurdu; kendilerinin itiraz nedeni, tamamen vatandaşın telaffuz güçlüğü çekmesi nedeniyle yol ve yer tarifinde yaşanan sıkıntılardı; ayrıca, ad verilmeyen sokak adları, adı olan ama kendisi olmayan sokaklar vb.vb. vardı...Konu komisyona sevk edilmeli, komisyon bu konuda ayrıntılı bir çalışma yapmalı ve bilahare hazırlanan rapor meclise sunulmalıydı. Başkan ise, bu konuda AKP, şikayeti olan vatandaşlar vb...dahil herkesin dersine iyi çalışmasını, şikayet ettikleri isimleri ve yerlerine neleri önerdiklerini bizzat kendilerinin yazılı olarak meclise sunmalarını; bu çerçevede, bu konunun Aralık ayındaki meclis toplantısında gündeme alınmasını...ifade etti. Bu konunun komisyona sevk edilmesine gerek duyulmadı.
     ---Üç grup sözcüsünün yazılı olarak hazırladıkları ve konusu 'Barış Pınarı hareketi'ne destek olan açıklama okundu.
     ***
     Toplantının resmi bölümüne geçildi:
     1-Plan ve Bütçe Komisyonunun hazırladığı 2020 yılı tahmini Bütçesi okundu; tahmini bütçe 34.000.000.00 tl. olarak belirtilmiş. MHP grup sözcüsü Serdar Ören, gelirlerin artırılması ve yatırma yeterli kaynak aktarılmaması konusunda görüşlerini açıkladı. Oylama yapıldı ve tahmini bütçe oy çokluğuyla kabul edildi.
     2-2020 yılına ait tarife ve harçlar ile ilgili yasal olarak yapılması gereken düzenlemeler okundu; Amfi-Tiyatronun gecelik kirasının 2.000.00 tl.den 3.000.00 tl'ye çıkarılması; tiyatro gösterimlerinden herhangi bir bedel alınmamaya devam edilmesi kabul edildi.
     3-Hızırşah'taki 144.ooo m2 civarındaki ağaçlandırma ve orman sahasının, Hızırşah muhtarlığının 'Yapamayız' sözlü görüşü sonrası bir şahsa tahsis edilmesi, kabul edildi.
     4-Tunceli ili Pertek ilçesi belediyesini 'Kardeş Belediye' olma önerisi konusunda ilgili komisyonun hazırladığı 'Olur' görüşü oylandı ve kabul edildi.
     5-Bütçedeki (yasal olarak yapılması gereken) aktarımlar konusu oylandı ve kabul edildi.
     6-Sosyal Demokrat Kamu İşverenler Sendikasına üyelik konusu tartışıldı ve oy çokluğuyla kabul edildi.
     7-Kargı yolu üzerinde bir yurttaşa ait yerle ilgili mülk sahibince verilen ve içeriği 'mağduriyetin giderilmesi' olan dilekçenin ilgili komisyona sevki oylandı ve kabul edildi.
     8-Atatürk Caddesindeki trafik konusunda bir çalışmanın yapılması ve rapor hazırlanması konusun komisyona sevkini yapılması oylandı ve kabul edildi.
     ***
     Toplantının resmi bölümünden sonraki kısmında izleyicilerden 4 kişi, farklı konularda düşünce, öneri ve istemlerini dile getirmek üzere söz aldılar.
     Kasım ayı toplantısı sona erdi.
     05.11.2019/Datça
     Mehmet Erdal

2019.10.01.DATÇA BELEDİYE MECLİSİ EKİM AYI TOPLANTISI ÜZERİNE NOTLAR

  Hiç yorum yok

     BELEDİYE MECLİSİ EKİM AYI TOPLANTISI ÜZERİNE NOTLAR
     Datça Belediye Meclisi Ekim ayı olağan toplantısı 01.10.2019 günü saat 09.30'da Belediye Meclis Toplantı salonunda başladı.
     Toplantıya CHP-10, AKP-3 ve MHP-2 tam üye sayısı, yerel basın-2 ve biz izleyiciler (yer yer giriş çıkışlar da dahil) ise 8 kişi ile katılım gösterdik.
     ***
     Belediye başkanı Gürsel Uçar 'Toplantıya başlamadan önce sizlerle paylaşmak istediğim çok şey yok.' diyerek söze başladı ve 'Toplam bütçemizin % 30'nu personele harcamamız gerekirken, bunu biraz aşmışız; bu nedenle, yeni personel alımında dikkatli olmalıyız. Başka bir şeyimiz yok. Son günlerde gündemimizde olan ve sıkça konuşulan deprem gibi felaketler kimseye, hiç bir ülkeye yaşatılmamalı. Biliyorsunuz, İstanbul'da 5.8'lik bir deprem oldu; İstanbul, bu ve benzeri depremlere hazır değilmiş. Toplanma alanları, deprem anında ne yapılmalı, insanlar kendiliğinden ne yapmalı? Şiddeti ne olursa olsun, insanların kendilerinin yapacağı, merkezi ve biz yerel yönetimlerin yapacakları...Datça olarak, başkan olduğumdan beri bu konularda çok çalışmalar yapıyoruz. Bana, bu konuda ilçemizde çalışmalar yürüten arkadaşlar (AME/SAR), bir deprem anında elektriklerin yanı sıra telefonların da kesilebileceğini söylemişlerdi; telsizi önermişlerdi. Haklı çıktılar. Bu konuda bir protokol imzalamıştık. Bunun gereği yapıldığı zaman, tabir-i caizse, yaz aylarında terlemeyecek ve kış aylarında da üşümeyeceğiz. Bu konularda 20 arkadaşımız gönüllü çalışıyor. Bir ekip oluşmuş durumda. Gerekli desteği vermeye çalışıyoruz. Biliyorsunuz, bir deprem anında toplanılacak alanlar konusundaki çalışmaları valilik yürütüyor. Bizim, Datçanın, merkezde 6 toplanma alanı mevcut.' diye devam etti. Yerel basından gelen bir soru üzerine verdiği cevaba göre, başkan, bu mevcut toplanma yerlerinin 'dar' olmadığını, çünkü 'ilçemizde büyük binaların olmadığını ve yeterli olacağını; köylerde ise meydanların bulunduğunu, her evin bir bahçesi olduğunu' vb. söyledi.
CHP meclis üyesi Mutlu Gündoğan, belediye başkanının yaptığı konuşma ile ilgili olarak söz aldı ve MAG AME (Mahalle Gönüllüleri Acil Müdahale Ekibi) örgütlenmesine değindi; 'Merkezi, Datça Belediyesinin tahsis ettiği sanayi bölgesinde, Knidos Yolu üzerindeki yapı olup, yapısal ve ekipman eksiklikleri...' bulunmaktaydı.'Herhangi acil bir müdahalede tam donanıma sahip olabilmeleri, bu eksikliklerin giderilebilmesine...' bağlıydı. 'Afetlerden ve kazalardan sonra ''sesimizi duyan var mı?'' diye soracak olan bu ekibin sesini hepimizin duyması...'gerekmekteydi.(Mutlu Gündoğan/yazılı konuşma metni) Yardıma ihtiyaçları vardı. Belediye olarak destek çıkılmalıydı.
     Başkan 'Yaşanılanlardan ders çıkarmalıyız. Arkadaşlara teşekkür ediyoruz. Kurs düzenlemeyi düşünüyorlar. Önümüzdeki günlerde bu konuda adımlar atabilirler. Arkadaşlarla konuşuyoruz.'
     AME/SAR'dan iki arkadaş, meclisi, çalışmaları konusunda çok kısa olarak bilgilendirdiler.
     ***
     Belediye başkanı, toplantının resmi bölümüne geçti ve 7 gündem maddesi olduğunu söyledi.
     1- 2020 yılı bütçesinin görüşülmesi; 2020 bütçesi 34.000.000.00 TL. olarak öngörülmüş. Başkana göre, 'Bir bütçenin %100 gerçekleştirilme şansı pratikte pek olası değildi; %90-95 gerçekleştirilse, bu çok iyi bir şey olur'du. 'Gelirlerin artırılması için çalışmalar yapılmalı'ydı. Oylama yapıldı ve oy birliğiyle, bütçe, gerekli hazırlıkların yapılması için plan ve bütçe komisyonuna sevk edildi.
     2- Harçlar konusu; Tekne bağlama, işgaliyeler, iş makinalarının saat ücretleri vb. her yıl rutin olarak yapılması gereken bir işti; güncellenmesi konusunda hazırlıkların yapılması amacıyla komisyona sevki oy birliğiyle kabul edildi.
     3- Arazi satışları konusunda başkana ve encümene yetki verilmesi; Belediye meclisinin Eylül ayı toplantısında tartışılan ve İmar komisyonuna sevk edilen bir öneriye göre, İmar komisyonu, Askeriye ile Migrosun tam karşısına düşen ve bir kaç yıl öncesine kadar Kurban bayramı öncesi küçük baş ve büyük baş hayvanların alım-satım işlerinin yapıldığı yere belediye tarafından yapılması düşünülen yeni pazar yeri ile ilgili maliyeden yapılacak bir kamulaştırmanın bedelinin karşılanabilmesi için belediyeye ait bazı yerlerin satışı konusunda bir çalışma yapacaktı; komisyon, bu çalışmayı oldukça ayrıntılı bir biçimde yapmış; komisyon başkanı Esat Akkın, belediyeye ait merkezde ve çevre mahallelerde (köylerde) var olan arazilerin ve parsellerin listesini, özelliklerini, imara uygun olup olmadıklarını vb. tek tek, hazırladıkları rapordan okudu.
     Başkana göre, yönetim, tarım arazilerinin satışına karşıydı, ama belediyenin elinde 'haydi belediyeye ait bir kreş yapalım' denildiğinde, üzerine bu kreşi yapabilecek uygun bir arazi bile yoktu; bugüne kadar, ufak çaplı, örn: 10 m2 gbi parseller satılmıştı. Bu pazar yeri yapılmalıydı. Bu yetkinin verilmesi demek, başkanın ve encümenin bu arazileri ya da (Eylül ayı toplantısında da) asıl tartışma konusu olan Kızlan'daki 5.000 küsurluk arazinin hemen satılması demek değildi. Belki hiç birisi satılmayacak ve başka bir yol bulunacaktı; ama bu yetkinin verilmesi, yönetimin elini rahatlatacaktı.
     Başkan, bu konuda, meclis üyelerine görüşlerini sordu.
     MHP grup sözcüsü Serdar Ören: 'Arazi satışına karşıyız; belediyenin alacaklar var; bunların tahsilatları hızlandırılsın; kamulaştırma bu yolla yapılsın'.
     Bu itiraz, bu konuda uzun bir tartışmayı tetikledi.
     Başkan, MHP'nin, her toplantı aynı konudan bahsettiğini; evet, kendisinin de, belediyeye en yüksek borcu olandan başlayarak haciz işlemlerinin başlatılması talimatını verdiğini, ama bunun akşamdan sabaha hemen olamayacağını, hükumetin bile IMF'ye başvurduğunu...söyledi.
     Serdar Ören; Mal müdürlüğünün tahsilatlarının %90-95 düzeyinde olduğunu...ekledi.
     Başkan; 'Kamulaştırmayı bir an önce yapalım; alacakların tahsilatı süre istiyor'.
     AKP grup sözcüsü Haluk Laçin; 'Satılacak olan arazilerde limit ne olacak?'
     Başkan; 'Kamulaştırma bedeli kadar. Belediyenin 42 parseli olduğu söyleniyor; doğru değil.'
     Haluk Laçin; ' Birlikte, belediyenin gelirlerini artırmayı tartışalım. Siyaset yapmayalım.'
     CHP grup sözcüsü Can Canbey; 'AKP'li meclis üyeleri, ilçemizdeki bazı arazilerin TOKİ üzerinden satışı ve bu yolla yapılan satış nedeniyle belediyeye verilmesi gereken 10.000.000.00 TL. kaçırılması konusunda bugüne kadar hiç bir şey yapmadılar. Bu konuya hiç değinmiyorlar. Samimiyet nerede?
     Haluk Laçin; ' Datça konusunda siyaset yapmamalıyız. Çözüm için birlikte çalışalım, diyoruz.'
     Başkan; 'Bu konuda çok duyarlıyız. Kimseye hiç bir şeyi peşkeş çekmiyoruz. Tasarruf olmalı, evet...Hükumet 2014'te yasa çıkardı; kırsal kesimden çöp ve emlak vergisi alınmayacak, diye...Tamam. Ama ben 2 aracım ve az sayıdaki personelim ile her Allahın günü Knidos'tan itibaren çöpleri topluyorum, yakıt harcıyorum. Bakanlığa gittim; Karaincir dahil deniz kıyılarının işletilmesini bana verin, dedim. Tamam, dediler. Dilekçe yaz, dediler. Yazdım. Arayacağız, dediler, aramadılar. Farklı düşünüyor muşuz! Ne var bunda? Elbette farklı düşünüyoruz. Bu doğal değil mi? Ama orayı, Karainciri, belediyeye değil, şahıslara, pekala verdiler...Her ay 130-140.000.00 TL. yakıt parası veriyorum. Gelirim yetmiyor. Yeterli personelim yok. Bugüne kadar 15 iş makinası aldım; önce makam arabası, demedim. Makam aracımın motorunu yaptırdım; arabasının motorunu yaptırarak binmeye devam eden başka belediye başkanı var mı? Duydunuz mu?...
     Arazi satışları konusunda belediye başkanına ve encümene yetki verilmesi oylandı; 1 MHP (Serdar Ören) ve 1 AKP (Halit Berk Bayar) itiraz etti; oy çokluğuyla kabul edildi.(Toplantının resmi bölümü bitip toplantı tutanakları imzaya sunulduğunda, MHP'li üye Mustafa Ceylan da bu konuda yetki verilmesine karşı olduğunu söyledi; ilginçtir, el kaldırarak itiraz eden yalnızca Serdar Ören ve Halit Berk Bayar'dı.)
     4- Kent Parkındaki voleybol ve basketbol sahalarının Muğla Büyükşehir Belediyesi'ne 3 yıllığına devri; Oylama yapıldı ve oy birliğiyle yetki verildi.
     5- Hızırşah'taki özel ağaçlandırma bölgesinin verilmesi; 2011 yılında yapılan bir protokole göre bazı bölgeler ağaçlandırılma yapılması amacıyla köy tüzel kişiliklerine veriliyor. 2011 yılından beri, Hızırşah muhtarlığı, kendisine verilen yerin ağaçlandırmasını yapmamış. Hızırşahtaki piknik alanının biraz ilerisindeki bu yerin ağaçlandırılması için bir başka kişiye tahsisi konusunda Orman Bölge Müdürlüğünden resmi yazı geliyor. Bu ağaçlandırılacak bölge belediyeye mi yoksa bir şahsa mı verilmesi daha uygun olur, konusu tartışıldı. Şu anki Hızırşah muhtarı, bu yeri kendilerinin bir biçimde ağaçlandıracaklarını ve bu amaçla istediklerini dile getirdi. Oylama yapıldı; bu konu, gerekli incelemeleri ve araştırmaları yapmaları için var olan bütün komisyonlara sevk edildi.
     6- Ödenek aktarma, konusu; ortada para yok ama yazı var, demek olan bu konuda öneri oy birliğiyle kabul edildi.
     7- Tunceli ili Pertek ilçesi belediyesinin 'Kardeş şehir' olma önerisi; Kendisi Muğla'da öğrencilik yapan ve bu bölgeyi seven şu anki belediye başkanının belediye meclisinde bu konuda aldığı ve Datça Belediyesi'ne ilettiği öneri tartışmaya açıldı; başkan, kendi düşüncelerini ifade etti; Geçmişte, Soytok zamanında, Fransa'nın (bir sokağa adı da verilen) Buxerolles kentiyle ilgili mecliste alınan 'kardeş şehir' kararı vardı; bugüne kadar, kağıt üzerinde var ola gelmişti; günlük yaşamda herhangi bir karşılığı yoktu. Bu konu, önümüzdeki bir ay ilgili komisyonda görüşülmeli ve bir yaklaşım sunulmalıydı. Pertek belediyesi ile kardeş şehir olunmasına karşı değildi, ama bunun günlük yaşamımızda bir anlamı ve karşılığı olmalıydı. Kültürler arasında ortak bir yaklaşıma katkıda bulunabilir miydi? Bu konu çok yönlü düşünülmeliydi...
     Oylama yapıldı ve bu konu da oy birliğiyle komisyona sevk edildi.
     ***
     Toplantının resmi bölümü bitti.
     İzleyicilerden ADD başkanı, bir öğrenci yurdu yaptırmak için yer tahsisi yapılıp yapılamayacağına; Hacıbektaş Kültür ve Dayanışma Derneği başkanı ise şu anki Cem evi ile ilgili yasal mevzuata ilişkin düşüncelerini söylediler. Bir başka yurttaş da mahallesinde yapılanlar ile ilgili olarak belediyeye teşekkürlerin, dile getirdi.
     01.10.2019/Datça
     Mehmet Erdal

2019.09.21.YEREL YÖNETİMİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 1-7

  Hiç yorum yok

     YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/
     DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM 
     MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE -1
     24.08.2019 tarihli (12.) bölümde, 'Kent Konseyi' yönetimine bağlı ve 'kent konseyinin çalışma gruplarından' birisi olarak kurulabilecek 'Mahalle meclisleri' konusunu ele almış ve özet olarak; kent konseyi üyelerinin, yaşadıkları yerleşim birimlerinde (mahallelerinde) var olan 'ortak/toplumsal' ('bireysel' değil) sorunlarının (örn: çevresel, alt yapı...) bir biçimde çözümünü sağlamak amacıyla 'kent konseyi yönetimine bağlı' bir örgütlenme biçimini ('mahalle meclisi') gündeme getirmeleri, bu örgütlenme biçimini hayata geçirmeleri ve var olan sorunlarını bu örgütlülük çerçevesinde çözmeye çalışmaları halinde, bu adımın, (aynı amaca yönelik başkaca ve daha iyi bir örgütlenme biçiminin olmadığı) öncesi dönemle kıyaslandığında, o yerleşim biriminde, 'pozitif' bir adım olacağını ve haliyle, desteklenmesi/içinde yer alınması gerektiğini; ancak, bu 'mahalle meclisinin 'Var olan toplumun hem merkezi hem de yerel düzeyde demokratikleştirilmesinin ve Demokratik bir toplum yaratılmasının temel örgütlenme biçimlerinden birisi olarak (Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat ve Yurtseverlerce) önerilen ve tartışılan' 'meclisler' olmadığını, bu iki örgütlenme biçiminin farklı örgütlenme biçimleri olduklarını... söylemiştik.(Bknz:a.g.y.)
     ***
     Kent konseyi yönetimine bağlı çalışma gruplarında birisi olarak kurulması önerilebilecek ve kurulacak bir mahalle meclisi, var olan ortak/toplumsal sorunların, o yerleşim biriminde yaşayanların, kendilerinin dışında olduklarını düşündükleri kurum ve kuruluşlarca (örn: yerel yönetim ve onun organlarınca) ya da kişilerce değil; asıl olarak, (kent konseyi dolayımıyla da olsa) kendilerinin aktif olarak içerisinde yer alacakları süreçlerde kapsamlı ve köklü bir biçimde çözülebileceğini bilince çıkartması, bu doğrultuda pratikler yaşatması (ya da bunu başarabilmesi) ve elbette, bu yaşanan sorunlara bir biçimde çözüm getirebilmesi nedeniyle, önemlidir.
     Kent konseyi üyesi bazı 'mahalle sakinleri' tarafından (tamamen 'iyi niyetle' ve 'gerekli' olduğuna inanılarak) kurulması öngörülen ama kurucularıyla sınırlı kalan/kitleselleşemeyen/mahalleliyi kucaklayamayan (örgütleyemeyen) ya da 'kağıt üzerinde' kurulduğu ile kalan ve o kurulduğu yerleşim birimindeki yaşayanların günlük yaşamlarında 'elle tutulur ve gözle görülür' bir 'araç' haline gelemeyen ya da 'kurulmasıyla yok olması' bir olan vb.vb... bir 'mahalle meclisi' girişimi ise, hem kent konseyi ve hem de kurulmasının gündeme getirildiği mahalleli açısında hiç bir anlam ifade etmez ve dahası, 'örgütlenme' konusunda 'umutsuzluk' yaratan ve bu duyguyu yaygınlaştıran bazı olası gelişmeleri tetikler.
     ***
     Halihazırda, kent konseyini (ilgili yasal mevzuat/yönetmelik nedeniyle) fiilen yöneten ve yönlendiren 'belediye başkanının', kent konseyi yönetiminin ya da 'kent konseyinin bir çalışma grubu' olarak 'mahalle meclisini' kuran ve içinde yer alan kent konseyi üyelerinin/mahalle sakinlerinin bu düzlemdeki inisiyatiflerinin tamamen dışında; bu düzlemdeki çabalar da dahil olmak üzere, toplumsal mücadelenin bir aşamasında ('olmazsa olmaz' bir şekilde) gündeme gelebileceği öngörüsüyle daha bugünden bazı Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat ve Yurtseverlerce önerilen, dillendirilen, teorik açılımları yapılmaya çalışılan 'Meclisler' (Halk, Mahalle, Sokak, Okul, İş yeri...meclisleri) ise, özellikle ilk başlarda ve bazı yönlerden, yukarıda sözünü ettiğimiz 'mahalle meclisi' ile 'biçimsel' benzerlikler taşısa da, özde, çok farklıdır ve asla 'aynı/eş/benzer/aynı içerikte vb.' olarak ele alınamaz ve değerlendirilemez; farklı bir düzlemde ele alınması gereken bu 'meclisler', özet olarak ''...bütün kuralları meclis üyelerince ortaklaşa belirlenen, yetersiz kaldığında yine aynı meclis üyelerince değiştirilen; tamamen meclis üyelerine ve kurulduğu yerde yaşayan halka karşı sorumlu olan; yerel ve merkezi otorite ve de yalnızca mahallede yaşayanlarca çözülebilmesi olası bütün sorunları kendisine 'iş' edinen bir örgütlenme biçimidir; yerel düzeyde gerçek bir 'ortak iradeyi' ifade eder.''(Bknz: a.g.y.)
     ***
     Bazı belediye başkanlarınca, yönetiminde oldukları yerel yönetimin sınırları içinde var olan sorunların çözümünün sağlanabilmesinde 'esas alınacak örgütlenme biçimleri' arasında sayılan ve kurulması teşvik edilen, bazı yerleşim birimlerinde ise kent konseyi yönetimlerince kurulması doğrultusunda adımlar atılan ve bazı yerlerde de, bazı kent konseyi üyelerince, farklı nedenlerle kurulması için çaba sarf edilmesi gerektiği dillendirilen 'mahalle meclisleri' ile bir başka düzlemde önerilen ve savunulan 'Meclisler' konusunu, bugünden yarına, '...yaşanacak olan olası algılama yanlışlıklarını, kafa karışıklıklarını ve bugünden öngörülemeyecek daha başka sıkıntıları düşünerek..'(Bknz:a.g.y.), tartışmaya açmak ve tartışmak gerekiyor.
     Haydi başlayalım !
     21.09.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/
     DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM 
     MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE 2
     Bugüne kadar 'Yerel yönetim', 'Belediye meclisi', 'Kent konseyi'...vb. başlıklar altında tartışırken, gerçekte, yerel düzeyde de olsa 'Örgüt'ü ve 'Örgütlenme'yi tartışıyoruz; bunun böyle olduğunun kolayca anlaşıldığını ve bilindiğini düşünüyoruz.
     ***
     Ancak, 'Örgüt'ü ve 'Örgütlenme'yi afaki düzeyde ya da sorunları yaratan ve bu konumlarını her yolu deneyerek korumaya ve sürdürmeye çalışanlar açısından değil, tam aksine, içinde yaşanılan toplumsal düzende var olan sorunlardan mağdur olanlar açısından tartışmaya ve tartıştırmaya çalışıyoruz; bu yazıları okuyanlar açısından, bu, bilinen bir şey olmalıdır.
     ***
     Eğer, herhangi bir yerde bir sorun ya da sorunlar varsa, çok doğal olarak bir de o sorunun ya da sorunların bir müsebbibi ya da müsebbipleri ve haliyle, bu sorunun ya da sorunların yarattığı mağduriyetler ve o mağduriyetleri yaşayan mağdurlar da vardır.
     Bu mağdurlar, yaşadıkları bu mağduriyetlerden kendilerini korumak, etkilerini en aza indirmek veya bu mağduriyetleri ve dahası buna yol açan kaynağı da ortadan kaldırmak için bir araya gelmeye çalışıyorlarsa buna 'örgütlenme', bir araya gelip somut bir şeyler yaratabiliyorlar ise, buna da 'örgüt' diyebiliriz.
     Bu çerçevede, mağdurlarca ve/veya mağdurlar için önerilen ve yaratılmaya/oluşturulmaya çalışılan bütün örgütlenme biçimleri, önerenlerin keyfiyetine değil, mağdurların içinde yaşadıkları koşullara ve bu koşullarda mağdurların neler yapmak istediklerine bağlıdır; bir başka deyişle, 'örgütlenmek', bir gereksinimin ve zorunluluğun ifadesidir.
     ***
     Var olan mağduriyetlerin niteliği, boyutu ve çeşitliliği yaratılacak örgütlenmenin niteliğini, boyutunu ve çeşitliliğini belirler; bir başka deyişle, sorun/sorunlar(mağduriyet/mağduriyetler) ile yaratılacak örgüt/örgütler arasında doğrudan bir ilişki vardır ve bunun aksi düşünülemez. (İmece'den derneğe, sendikadan partiye kadar var olan veya yaratılabilecek bütün örgütlenmeler bu kapsamdadır.)
     (Herhangi bir sorunu ya da sorunları olmayan ya da var olan sorununun tamamen kişisel olduğunu ve bunu da, bir başkasına gereksinim duymadan kendi başına çözebileceğini söyleyenler ya da var olan sorunlarını 'kader' olarak görenler ve haliyle herhangi bir şey yapmayı düşünmeyenler ya da herhangi bir şey yapmaktan 'sıtma görmüş' gibi korkanlar ve bu nedenle parmağını bile oynatmaktan kaçınanlar vb. için burada yazılanlar, elbette geçerli değildir.)
     Bu kadar basit...
     ***
     Tartışma konumuz olan 'Mahalle meclisleri' de, bu çerçevede gündeme gelen ve tartışılması gereken örgütlenme biçimlerindendir.
     28.09.2019/Datça
     Mehmet Erdal


     YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/
     DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM 
     MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE -3
     Egelilerin bildiği ve yaygın olarak kullandıkları, Aydın/Germencik yöresinin, yörenin özgün şivesiyle söylenen bir 'kargı (kamış)' tekerlemesi vardır; bilen bilir, çok hoş bir tekerlemedir; 'Gagı va, gagıcık va/Gagıdan gagıya fak va/Gagı va beli bükülüyo/Gagı va deli dövülüyo'(Bknz: Google/Ali Nihat Özer-Antoloji.Com).
     Tekerleme içinde Germencik, Umurlu, İmamköy, Erbeyli...kargılarının birbirinden farklı olduğu ve bu farkların da neler olduğu çok esprili bir şekilde anlatılır; hiç bir yörenin kargısı küçümsenmez ama ısrarla, her yörenin kargısının kendine özgü belirleyici bir özelliği olduğu vurgulanır; bir başka deyişle, bir kargının hangi yörenin kargısı olduğu, bu özelliğine bakılarak anlaşılır; afaki varsayımlarla değil...
     ***
     Tartışma konumuz olan 'mahalle meclisleri' de benzer durumdadır.
      ***
     İster yerel yönetimin (belediye başkanının), ister yerel yönetimden (belediye başkanından) görece bağımsız hareket eden kent konseylerinde kent konseyi yönetiminin 'yukarıdan aşağıya', isterse mahalle sakini olan bazı kent konseyi üyelerinin çabalarının ve diretmelerinin sonucu 'aşağıdan yukarıya' doğru kurulmuş olsun; nasıl kurulmuş olursa olsun; kent konseyi yönetimine bağlı bir çalışma grubu olarak herhangi bir mahallede kurulan 'mahalle meclisi', eğer öncesi dönemde, o mahallede aynı işlevi gören 'eş' ya da 'daha iyi' bir başka örgütlenme biçimi yok ve haliyle, orada, o güne kadar var olan bir boşluğu dolduruyor ise; böylesi bir durumda, bu atılan adım, pozitif bir adımdır.
     Haliyle, önceki bölümlerde de (24.08.2019/17.-21.09.2019/18. bölümler) yazmıştık; bu 'mahalle meclisleri', desteklenmeli ve içinde yer alınmalıdır; bunun aksini düşünmek olası değildir.
Yerel yönetim, mevcut yerel yönetim örgütlenmelerinin ve çalışma yöntemlerinin görece dışında ve ilerisinde bir yaklaşımın ifadesi olan bu 'mahalle meclisi' örgütlenmesi ile o mahalledeki 'yerel yönetim ile çözülebilecek' sorunları (mahalleliyi de sorunların çözüm sürecine katarak) hem daha kapsamlı ve kalıcı bir biçimde hem de var olan iş yükünü hafifleterek çözmeye çalışabilir; mahalleli ise, üyesi olduğu ya da 'bizim meclisimiz' diyerek içselleştirdiği ve varlığını kabullendiği, haliyle çalışmalarını kah desteklediği kah bilfiil çalışmalarına katıldığı bu 'mahalle meclisi' ile mahallenin, yine 'yerel yönetim düzeyinde çözülebilecek' sorunlarının hem daha kapsamlı ve kalıcı bir biçimde hem de daha kolayca çözülmesini sağlayabilir.
     ***
     Kent konseyi yönetiminin bir çalışma grubu anlamında kurulabilecek bu mahalle meclisi eğer yerel yönetimin, kent konseyi yönetiminin ve mahalledeki kent konseyi üyelerinin (her üç kesimin) nazarında 'gerekli bir örgütlenme' değilse, bunlardan birisi ya da ikisi bu örgütlenmeyi 'gereksiz' görüyorsa; öte yandan, bu üç kesimin 'gerekli bir örgütlenme' olarak görmesine ve kurulması için çaba göstermesine karşın, mahalleli, bu mahalle meclisini, şimdilik ya da hepten 'gereksiz' görüyorsa; onu, kurucu iradeye karşın (şu veya bu nedenle) benimsemiyor, kabullenmiyor ve içselleştirmiyor ise; kuruluşuna ve çalışmalarına farklı biçimlerde destek ve üye olarak da katılım göstermiyorsa; böylesi hallerde, bu mahalle meclisi girişimi 'kadük' olmaya mahkumdur.
     ***
     Demokratik bir yöntemle (kent konseyi yönetimine bağlı) kurulması başarılacak ve demokratik bir işleyişe sahip olarak çalışmalarını sürdürecek bir mahalle meclisi ise, gücünü, o mahallede yaşayan ve var olan toplumsal (şu veya bu ölçüde ortak) sorunlarının ancak el birliğiyle daha kalıcı, kapsamlı ve kolayca çözülebileceğine inanan ve bu çerçevede taşın altına elini koymaya hazır insanlarından alacaktır; bu güç, aynı zamanda, onun kitleselleşebilmesinin, kalıcılaşabilmesinin ve çalışmalarından sonuç almasının da asli unsuru olacaktır.
     ***
     Bu biçimiyle tartışma konumuz olan mahalle meclisi, bütün yetkisini kent konseyi yönetiminden /kent konseyi yönetmeliğinden ve üyesi olacak olan mahalleliden alır; kurulma süreci de dahil olmak üzere mahalleliye ve yanı sıra kent konseyi yönetimine karşı sorumlu olur; kent konseyi yönetmeliği çerçevesinde çalışmalarını yürütür; faaliyet alanı, yerel yönetimin çözebileceği ve/veya çözmesi gereken her türlü sorundur.
     ***
     Bu mahalle meclisinin niteliği ve bu ayırt edici özellikleri, daha baştan, kurulmaya başlandığı andan itibaren, kurucu kent konseyi üyeleri tarafından mahalleliye söylenmek zorundadır.
     Bunun nedeni şudur:
     Mahalleli, mahallesinde kurulacak olan mahalle meclisinin niteliğini, gücünü, yetkilerini, işlevini...kısacası, bu kurulacak olan mahalle meclisinin mahalleye 'hayır'mı yoksa 'şer'mi getireceğini; çalışmalarına karşı çıkmanın mı yoksa destek vermenin mi; seyirci kalmanın mı yoksa bir biçimde çalışmalarına katılmanın ve hatta bu katılımı üye olarak yerine getirmenin mi kendisi ve mahalleli açısından daha doğru olacağını...ilk evvel kurucularının ağzından duyduğu bilgilerle düşünmeye ve sorgulamaya başlar; sonrasında, mahallesinde gözünün önünde olup bitene bakar; kararını verir; konumunu ve tavrını belirler.
     Dahası, mahallesindeki mahalle meclisinin çalışmalarının ve bizatihi mahalle meclisinin kendisinin süreç içindeki gidişatı çerçevesinde gündeme gelecek başarının ya da başarısızlığın nedenlerini, mahalle meclisi ile ilgili birinci ağızdan (kurucu üyelerden) edindiği ve dağarcığına yerleştirdiği bu bilgiler ışığında daha sağlıklı bir biçimde yapabilir.
     05.10.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/
     DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM 
     MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE -4
     Kent konseyinin bir çalışma grubu olarak kurulması gündeme getirilen ve kurulmaya başlanan mahalle meclisi, daha baştan, kurucularının ve mahallelinin zihinlerinde her türlü 'kuşku'dan azade bir konumda olur; çünkü, kurulmasına çalışılan bu mahalle meclisi, yasa koyucu tarafından yasal olarak tanımlanmış ve bütün yerel yönetimlerce kurulması önerilmiş kent konseyinin bir çalışma grubu olarak kurulmaktadır; haliyle, yasa koyucu (devlet) tarafından 'meşru'dur; yerel yönetimin (belediye başkanının) kent konseyine ve mahalle meclisine yaklaşımına bağlı olarak şu veya bu ölçüde desteğine sahiptir; bir başka deyişle, bu mahalle meclisi, mahallelinin karşısına, bir anlamda, devletin,yerel yönetimin ve kent konseyinin gücünü arkasına alarak, tabir-i caizse, onların gölgesinde çıkar ve çalışmasını yürütür; bu durum, bazı yönlerden, bu mahalle meclisine, hiç de küçümsenmeyecek bir avantaj sağlar.
     ***
     Özellikle yerel yönetimin ve kent konseyinin şemsiyesi altında çalışmalarına başlayan bu mahalle meclisi, ilk anlarda mahalleliye vereceği 'yerel yönetim arkamızda' imajı ve bilahare var olan sorunların çözümünde yerel yönetimden göreceği (farklı ölçeklerde de olsa) maddi (araç-gereç, insan) ve manevi destek ile mahallede 'bir çekim merkezi' olmayı oldukça kolay başarabilir.
     Yerel yönetimin bu desteği devam eder ve mahalle meclisi de 'ne oldum delisi' olmadan (mahalleliyle birlikte ve mahalleliyi sorunların çözüm sürecine katarak var olan sorunları çözme) 'kitle çizgisini koruyarak çalışmalarını sürdürebilirse, hiç şüphesiz 'çekim merkezi/çözüm merkezi' olmaya da devam eder.
     ***
     Farklı yerlerde farklı tarihlerde örneklerine tanık olunduğu üzere, şu ya da bu nedenle, bir gün, yerel yönetimin (ve haliyle, mevcut kent konseyi yönetiminin) desteği azalır ya da tamamen kesilirse ya da yerel yöneticiler değişir ve kent konseyine ilke olarak karşı olan yenileri yönetime gelirse, evet böylesi bir durumla karşılaşılırsa, böylesi koşullarda, o güne kadar var olan mahalle meclisi ya da mahalle meclislerinin 'kaderi' ne olur?
     Mahalle meclisini kendi yaşadığı mahallede kuran kent konseyi üyelerinin bütün iyi niyetlerine ve (diyelim ki hatasız) çabalarına karşın, eğer bir gün böylesi bir durum ile karşılaşılırsa, bu mahalle meclisinin/mahalle meclislerinin ayakta durması ve çalışmalarını sürdürmesi çok zor, hatta olanaksız olmaz mı?
     ***
     Kent konseyinin bir çalışma grubu olarak mahallesinde mahalle meclisini kurmaya çalışan bütün kent konseyi üyeleri, bir gün böylesi bir durumla karşılaşabileceğini öngörerek ve böylesi bir durumla karşılaştığında ne yapacağını düşünerek hareket etmelidir.
     Böylesi bir durumla karşılaşıldığında 'Harç bitti, yapı paydos'mu denilecek ya da başka bir şey mi?
     Evet, ne denilecek?
     ***
     ((Gerçekte, baştan beri ona 'avantaj' sağlayan (onu 'ayakta tutan') yönü (yerel yönetimin maddi ve manevi gücünü arkasına alarak ve onun şemsiyesi altında çalışmasını sürdürmesi), aynı zamanda, onun 'dezavantaj'lı yönüdür; bir başka deyişle, bu biçimde kurulan bir mahalle meclisi, bu 'dayanak' (yerel yönetim/kent konseyi yönetimi) onun arkasında varsa vardır, yoksa yoktur; bu durum, her şeyin yolunda gittiği normal zamanlarda değil, işlerin yolunda gitmediği böylesi anlarda gözle görülür ve yaşanılır bir gerçeklik olur, denebilir mi?))
     12.10.2019/Datça
     Mehmet Erdal

     YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/
     DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM 
     MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE -5
     Kent konseyi, konuyla ilgilenenlerin çok iyi bildiği gibi, tarihsel olarak, kurulmasına karar verildiği ülkelerde, egemen (muktedir) olan ('yasa koyucu/devlet' düzeyindeki) güçler tarafından (farklı ülkelerde var olan biçimleriyle) formüle edilmiş ve yasalaştırılarak kabul edilmiş bir örgütlenme biçimidir.
     ***
     Egemenler,''...tarihsel süreç içerisinde farklı zamanlarda, farklı ülkelerde, farklı kişiler ve kesimlerce...'' eleştirilen yerel yönetimlerin (Belediyelerin) eleştirilere konu olan eksikliklerini ve yetersizliklerini, gün gelmiş, kabul etmeye başlamışlar; bu kabul etmelerinin ve (eleştirenlerin istediği çerçevede değil, kendilerinin 'yeterli' gördükleri çerçevede) gidermeye çalışmalarının bir ifadesi olarak 'Ne yapmalı?/Ne yapılabilir?' sorusunu tartışmaya başlamışlar; nihayetinde, bugün tanık olduğumuz ve farklı yönleriyle tartışmaya çalıştığımız kent konseyini bir örgütlenme biçimi olarak formüle etmiş ve ''...bilahare farklı ülkelerde, farklı zamanlarda ve görece birbirinden farklı biçimlerde...'' yasalaştırarak uygulamaya geçmişlerdir. (15.06.2019.Bknz: Kent konseyleri üzerine tartışma notları/2. Bölüm)
     ***
     Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat ve Yurtseverlerin örgütlemeye ve örgütlü bir güç olarak tarih sahnesinde yerlerini almalarını sağlamaya çalıştıkları mağdurlarla birlikte yönelttikleri eleştirilerinin bir sonucu olarak egemenlerce gündeme getirilen bu kent konseyi karşısında ne yapmaları ve nasıl bir tepki göstermeleri gerekiyor(du)?
     Bir başka deyişle Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat ve Yurtseverler, yaşadıkları ülkelerde, kendilerinin bir tartışma konusu olarak ('Savunduğumuz ideolojik ve teorik görüşler açısından doğru mu ya da yanlış mı?' diyerek) önlerine koymadıkları; egemenlerce, somut bir olgu olarak gündeme getirilen bu 'kent konseyi' karşısında nasıl bir tavır ortaya koymalılar(dı) ki bu tavır 'doğru' ve 'olması gereken' bir tavır olarak algılansın ve genel kabul görsün(dü)?
     ***
     Bugüne kadar yaşanılan süreçte, kent konseyi ile ilgili olarak Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat ve Yurtsever kişi ve kesimler arasında, başlıca, 3 farklı yaklaşımın var olageldiği söylenebilir:
     1- Kent konseyinin, egemen güçlerce, var olan yerel yönetim modelinin bir biçimde ('sistem/düzen' içinde kalınarak) devam ettirilmeye çalışılması amacıyla önerildiği ve yasalaştırılarak kabul edildiği; bu nedenle, ideolojik ve teorik olarak savunulmasının mümkün olmadığı; reddedilmesi ve 'elimizin tersiyle' bir kenara itilmesi gerektiği...(Ki, açıkça söylenemese de, kent konseyinin olmadığı/kurulmadığı yerlerde yaşayan Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat ve Yurtseverlerin bu konuda hiç 'kapak kaldırmamalarının'; kent konseyinin var olduğu yerlerde ise ondan uzak durmalarının ya da 'kerhen/şeklen' ilgilenmelerinin altında yatan asıl neden, onlardaki bu yaklaşımın varlığıdır.)
     Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat ve Yurtseverler tarafından kent konseyine yöneltilen haklı ve doğru bir eleştirinin ifadesi olan bu yaklaşım, var olan yerel yönetimin 'Devrimci' alternatifinin somut olarak ortaya konulamadığı ve yaşanılan bir gerçeklik haline getirilmediği koşullarda dillerden düşürülmediğinde ('sığınılacak' bir liman olarak görüldüğünde), gerçekte, yapılan, 'pasifizmin' bir ifadesi olan 'Sol lafazanlık'tan başka bir şey değildir. (Eğer, derdimiz, gerçekte 'örgütsüzlüğü' savunmak ve meşrulaştırmak değilse, istenilen örgütlenmenin yaratılamadığı koşullarda 'En kötü örgüt, örgütsüzlükten daha iyidir.' Böylesi koşullarda doğru olan da, var olan örgütlenmenin içerisine girip çalışmaktır.)
     2- Devlet tarafından kurulması (yasal olarak) öngörülen ve yerel yönetimler tarafından bir biçimde desteklenerek kurulmaya çalışılan/kurulan kent konseyinin (ve çalışma gruplarının) var olan haliyle ya da günlük hayatta bazı istenmeyen sorunlara yol açan yönlerinin yasal düzeyde düzenlenerek var olmaya devam edebileceği ve yerel yönetimi ilgilendiren sorunların bu örgütlenmenin yardımı ile daha kolay çözülebileceği...Başka bir örgütlenme biçimine gerek olmadığı...(Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat ve Yurtseverlerinin etkinliğinin yetersiz olduğu halihazırdaki koşullarda, bu anlayışın, var olan kent konseylerinde önemli bir ağırlığa sahip olduğu söylenebilir.)
     '' Mevcut (Kapitalist) sistemin/düzenin 'reforme' edilerek devam etmesinin (hem sistemin önceki dönemine ve hem de 'Sosyalizm'e göre) 'daha iyi' olacağı...'' düşüncesinin bir yansıması olan bu yaklaşım, günlük yaşamda tanık olunan bütün 'ilericilik, radikallik vb.' söylemlerine karşın, özünde, var olan yerel yönetim modelinin(sistemin/düzenin) devamının savunulmasından başka bir şey değildir. 
     (Yerel yönetim tartışmalarında, a-Var olan yerel yönetimin yanında kent konseyinin olması yeterli midir? ve b-Var olan yerel yönetimin yerine daha başka bir yerel yönetim modelinin geçirilmesi gerekli midir? sorularına verilecek yanıtlar can alıcıdır;turnusol kağıdı, gibidir.)
     3- Evet '' 'Kent Konseyi', var olan Yerel yönetimin yetersizliklerinin eleştirisi üzerinde yükselmiş ve bu yetersizliklerin giderilebilmesi çerçevesinde (yani somut bir gereksinime bağlı olarak) tarih sahnesine çıkmış ve önerilmiş...'', tir, dolayısıyla ''...var olan 'Temsili Demokrasi'nin (Belediye yönetimlerinin) 'daha demokratik' (katılımcı, şeffaf, çok sesli vb.) bir yönde evrilmesine/ dönüşmesine katkıda bulun''an '' 'pozitif' bir öneri ve 'örgütlenme biçimi' olarak kabul edilmeli, haliyle sahiplenilmelidir.'' (Bknz:a.g.y)
     Evet, halihazırda yürürlükte olan ilgili yönetmeliklere göre, ülkemizde var olan kent konseylerinin oldukça 'biçimsel/şekli' (adeta 'ucube') bir örgütlenme biçimi olarak tanımlandığı; pek çok yönden, mutlaka ve acilen yeniden tanımlanmaya gereksinimi olduğu; bunun yapılabilmesine bağlı olarak daha işlevsel olabileceği de...söylenebilir.
     Ama, evet ama, bu da yeterli değildir.
     Kent konseylerini kuran ve ona destek veren yerel yönetimlerin (Belediye başkanlarının) şu veya bu nedenle desteklerini çektikleri ya da yerel yönetime (Belediye başkanlığına) kent konseyine (ve alt çalışma gruplarına) karşı olan yenilerinin seçildiği; var olan kent konseyinin (ve alt çalışma gruplarının), kurulu oldukları yerde yaşayan yurttaşların sorunlarını çözmekte yetersiz kaldıkları ve yurttaşlarca bunun yüksek sesle dillendirildiği; demokratik bir toplumsal mücadelenin yükseldiği ve yurttaşların var olan taleplerinin yerel düzeyden merkezi otoriteye yöneldiği, yerel ve merkezi sisteme yönelik taleplerinin iç içe geçtiği..vb.vb. hallerde ne önerilecektir ve neden önerilecektir?
     İşte, 'zurnanın zırt dediği yer', tam da burasıdır.
     Böylesi durumlarla karşılaşıldığında 'Harç bitti, yapı paydos!' mu denilecek ve 'evlere' dönülecektir ya da tam aksine, bugünden de dillendirilen, savunulan ve önerilen örgütlenme biçimlerinin yaşama geçirilmesine mi çalışılacaktır? Ve bu örgütlenmeler, hangi yaklaşımın somut bir ifadesi olacaktır?
     Bir başka deyişle, kent konseyi yokken ya da varken, yurttaşların sorunlarının çözümünde yetersiz kalındığı hallerde 'Ne yapalım? Elimizden başka bir şey gelmiyor' mu denilecek ya da ''...yaşayan her bireyi '' yerel yönetimin ''sahibi birer özne olarak gören ve var olan sorunları onlarla birlikte çözmeye çalışan, bunu sağlamanın yol ve yöntemlerini bulan ve uygulamaya sokan;...'' yeni ve bugün var olandan farklı bir yerel yönetim modelinin temelini de oluşturan 'Meclisler'mi gündeme getirilecektir?(Datça'da Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?/Birleşik haziran Hareketi-Datça)
     Evet, ne yapılacaktır?
     3.yaklaşıma göre, yapılması gereken, 'Söz, Yetki ve Karar hakkının' yalnızca yurttaşlarda olacağı 'Meclisler'i (İş yeri, Fabrika, Okul, Sokak, Cadde, Mahalle; Gençlik, Kadın, Emekli, Aydın-Sanatçı...vb.) yaşanılır bir gerçeklik haline getirmeye çalışmak olmalıdır.
     ''Evet, günlük yaşamımızda tanık olunan sorunların köklü ve kalıcı çözümü bu anlayıştadır, bize gerekli olan budur ve işin sırrı da buradadır.''(Datça'da Nasıl Bir Yerel Yönetim İstiyoruz?/Birleşik Haziran hareketi-Datça)
     (Kent konseyi yönetimine bağlı ve onun alt çalışma gruplarından birisi olarak kurulacak olan 'Mahalle meclisleri', bu çerçevedeki bir örgütlenme biçimi değildir.)
     ***
     Öyleyse, her şeyin yolunda gittiğinin var sayıldığı süreçte de, 3. yaklaşımın dilinin açık ve net olması; 'ayırt edici' yönlerini vurgulaması ve bunun nedenlerini ortaya koyması gerekir.
     Şimdi, tartışma konumuz olan 'Mahalle meclisleri' özelinde, tam da bu noktadayız.
     19.10.2019/Datça
     Mehmet Erdal


      YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/
     DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM 
     MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE -6
     'Kent konseyi' gibi 'Kent konseyi' bünyesinde kurulabilecek 'Mahalle meclisleri' de Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat ve Yurtseverler'in, kendilerinin, 'doğru mu ya da yanlış mı?' diye tartışmak için önlerine koydukları 'teorik bir önerme' değil; iradeleri dışında gündeme getirilen ve haliyle 'somut bir olgu' olarak ele aldıkları ve tartıştıkları bir örgütlenme biçimidir.
     Öncelikle, bunu bilmek gerekiyor.
     ***
     Bu 'Mahalle meclisleri', tıpkı bir parçası oldukları 'Kent konseyleri' gibi, kuruldukları yerlerdeki bazı nedenlere bağlı olarak, görece birbirinden farklı özellikler gösterebileceklerdir; ama bu, kimseyi yanıltmamalıdır; bu farklılıklar öze ilişkin olmayacaktır, göreceli olacaktır; bu konumdaki bütün 'Mahalle meclisleri', özde, aynı olmak zorundadırlar; çünkü, aksi bir durum, (hepsi de aynı yönetmelik çerçevesinde kurulan 'Kent konseylerinin birer alt organı olacağı için) olası değildir.
Hiç şüphesiz, bu düzlemdeki 'Mahalle meclisleri', kurulmasının önerildiği yerlerde önerildiği ya da kurulmaya çalışıldığı/kurulduğu yerlerde ise var olan halleriyle somut olarak ele alınmalı ve tartışılmalıdır; doğru olan budur.
     ***
     Yasa koyucu tarafından 2006 yılında çıkarılan ve 2009 yılında da güncellenen 'Kent konseyi yönetmeliğinde açıkça tanımlanmasa da (farklı yerel yönetimler tarafından kurulması) gündeme getirildiğinde ('Kent konseyinin ruhuna uygun bir öneri olduğu için) hiç de yadırganmayan bu 'Mahalle meclislerinin, var olan yönetmeliğin 'ruhu' esas alınarak kurulması halinde, 'Kent konseyinin mahalle özgülündeki bir 'izdüşümü' olması kaçınılmazdır.
     Hal böyle olunca, 'Kent konseyi' için yapılan bütün değerlendirmelerin ve yöneltilen eleştirilerin, özü itibarıyla, bu konumdaki 'Mahalle meclisleri' için de geçerli olduğu/olacağı söylenebilir.
     ***
    Yeterince anlaşılamadığı ve bilince çıkarılamadığı için, ikide bir yazıp duruyoruz; tarihsel olarak 'Kent konseyi', var olan yerel yönetimlerden şikayetçi olan mağdurların dile getirip durdukları eksikliklerin ve yetersizliklerin egemenlerce/devletçe/yasa koyucularınca bir biçimde (mağdurların istedikleri biçimde değil, kendi uygun gördükleri ölçüde) karşılanmaya çalışılmasının bir ifadesi olarak gündeme getirilmiş ve yasalaştırılmış bir örgütlenme biçimidir; haliyle, bir bütün olarak, var olan yerel yönetimin 'alternatifi' olarak değil, 'yardımcısı/var olan boşluğu doldurmaya aday' (düzen/sistem içi) bir örgütlenme biçimi olarak tasarlanmış, formüle edilmiş ve bu çerçevede (ilgili yönetmelikle) yasal bir statüye kavuşturulmuştur.
     Dahası, ülkemizdeki siyasi iktidar/yasa koyucu, 2005 tarihinde 5393 sayılı Belediyeler yasasının 76. maddesinde kabul ettiği kent konseyine 2006 yılında ilgili yönetmeliği çıkarırken ve bilahare 2009 yılında bu yönetmeliği güncelleştirirken (ülkemizde bu örgütlenme biçiminin gerekliliğine inanmamanın ama muhtelif nedenlerle kabul etmek ve yasalaştırmak zorunda kalmanın sonucu olsa gerekir) oldukça 'içten pazarlıklı' davranmış; başka ülkelerde tanık olunan benzerlerinin çok gerisinde, merkezi otoritenin denetiminde ve yerel otoritenin fiili yönetiminde 'bürokratik, şekli/biçimsel' ve tabir-i caizse 'ucube' bir 'Kent konseyi' tanımlaması yapmıştır.
     Bir başka deyişle, yasa koyucu, ilgili yönetmeliği çıkarırken, adeta, yasallaştırdığı ve ülke genelinde kurulmasını önerdiği 'kent konseyinin, gerçekte, kurulmasını ve kurulduktan sonra da, doldurmaya aday olduğu (tarihsel olarak kurulmasının nedeni olan) boşluğu doldurmasını değil; kurulup kurulmamasının keyfiyete tabi olmasını; kurulsa bile işlevsizleşmesini; bir hevesle ve 'toplumsal ideallerle' içinde yer alanların ve çalışmak isteyenlerin 'bürokratik' mekanizma içinde boğulup gitmesini, canından bezmesini, yılmasını ve giderek uzaklaşmasını; ya merkezi otoritenin denetiminde ve yerel yönetimin/otoritenin fiili yönetiminde (onun istediği ve onayladığı çerçevede) çalışmayı kabullenmesini ya da bu tür girişimden uzak durmasını ve haliyle bu girişimin gerekçesi olan 'toplumsal' (demokratik, katılımcı ve şeffaf...yerel yönetim) ideallerinin gerçekleştirilmesi hayallerini 'rafa kaldırmasını; daha açık ifade etmek gerekirse, 'Kent konseyinin kurulmasından çok kurulmamasını...amaçlamış gibidir.
     ***
     Bırakın 'Kent konseyinin' tarihsel olarak ortaya çıkış öyküsünü araştırmayı ve öğrenmeyi, yerel yönetimin yasal dayanaklı 'Gelin, katılın ve çalışın!' çağrısı üzerine bir hevesle içinde yer aldıkları örgütlenmenin yasal çerçevesini çizen ilgili yönetmeliği bile okumayan/okuma gereği duymayan ve bilahare tanık oldukları gelişmeler karşısında ise şaşkın bir biçimde sessizce kendi kabuğuna çekilen katılımcıların, gerçekte, daha baştan, yukarıda özetlediğimiz bu gerçeği bilmeleri ve bunu bilerek çalışmalara katılmaları elzemdir.
     ***
     İşte, 'Kent konseyi'ne bağlı olarak kurulacak bir 'Mahalle meclisi' de, eğer 'Demokratik' ve örgütlenmesi istenen yurttaşları sürecin öznesi olarak gören ve kabul eden 'Katılımcı' bir bakış açısının değil, 'statükocu/yasalcı' ve 'bürokratik' bir bakış açısının ürünü olarak önerilir ve mahallelerde kurulmaya çalışılırsa, tıpkı bağlı olduğu örgütlenme biçimi gibi 'bürokratik, şekli/biçimsel' olmak...zorundadır.
     ***
     Her koşulda, böyle bir 'Mahalle meclisi' kurulabilir mi? Eğer kurulmak isteniyorsa, evet!
     Peki, böyle kurulacak bir 'Mahalle meclisi' iş yapar mı? Merkezi otoriteyle ve özellikle de yerel yönetimle/otoriteyle işbirliği yaptığı ve 'uyumlu' çalıştığı sürece evet; ama, bir yere kadar!
Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat ve Yurtseverler böyle kurulan bir 'Mahalle meclisi' içine girip çalışabilirler mi? Evet, çalışabilirler! Çalışmalıdırlar da!
     Peki, böyle kurulan/kurulması önerilen bir 'Mahalle meclisini' teorik olarak savunabilirler mi?             Elbette, hayır!
     Neden?
    Çünkü, onların savundukları başka bir 'Mahalle meclisi' vardır ve o meclis, o mahallede yaşayan ve gönüllüce bu meclis çalışmalarına katılan özgür bireylerden oluşur; yalnızca mahalleliye hesap verir; mahallede yaşayan yurttaşların yaşamlarını ilgilendiren her konuda söz, yetki ve karar alma hakkı yalnızca ona aittir; onun üzerinde başkaca bir güç, haliyle çözemeyeceği (elbette sahip olduğu güç ve olanaklar ölçüsünde) hiç bir sorun yoktur.
     O, en alt düzeydeki 'yerel iktidar organı'dır.
     26.10.2019/Datça
     Mehmet Erdal

      YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM/
     DEMOKRATİK BİR YEREL YÖNETİM YARATALIM 
     MAHALLE MECLİSLERİ ÜZERİNE -7
     Kent konseyine bağlı 'Mahalle meclisleri' kurma önerisini gündeme getiren ve bu doğrultuda girişimlerde bulunan 'sosyal demokrat' nitelikli belediye başkanlarının ve/veya kent konseyi yürütme kurulu üyelerinin 'Sol' kültürden ve Sol'un geçmişteki mahalle çalışmalarından etkilendiğine; bu etkilenmenin bir sonucu olarak 'Sol'a ve Sol'un uygulamalarına öykünmeye çalıştıklarına ve bu öykünmenin bir sonucu olarak da bu öneriyi gündeme getirdiklerine hiç şüphe yoktur.
     ***
     ('Bürokratik sosyalizm'i savunanlar ve 'Sol lafazanlar' dışındaki) 'Sol' açısından (Siyasi hareketlerin, mahallelerde, 'siyasi çalışmanın bir parçası' anlamında ilk adımda kurmaya çalıştıkları 'Mahalle komitesi' değil) 'Mahalle meclisleri', çok kısa olarak özetlemek gerekirse; mahalleli yurttaşların özgür iradeleriyle bir araya gelecekleri ve var olan sorunlarını birlikte tartışmak, çözüm yollarını bulmak ve bu doğrultuda adımlar atmak da dahil olmak üzere ortak yaşamlarına dair her konuda söz, yetki ve karar alma haklarını kullanabilecekleri; toplanma, tartışma, karar alma ve alınan kararları hayata geçirme süreçlerinde uymaları gereken bütün kuralları kendilerinin belirleyecekleri ve gerekli hallerde gerekenleri değiştirebilecekleri ve yerlerine yenilerini koyabilecekleri; kendileri ve mahalleli yurttaşlar dışında kimseye hesap vermek zorunda olmayacakları yerlerdir.
     Mahalle meclisleri, 'Sol' açısından, savunulan ve ülkemizde yaşanılan bir gerçeklik haline getirilmeye çalışılan 'Demokrasi' mücadelesinin 'olmazsa olmaz'ı ve tabiri caizse, 'vücut bulmuş' halidir.
     Bu nedenle masa başında değil, 'Demokrasi' mücadelesinin içinde yer alanlar tarafından mücadelenin yürütüldüğü süreçte bir biçimde gündeme getirilerek (mücadelenin bir sonucu olarak) kurulmaya başlanabilir; mücadelenin gelişmesine bağlı olarak da farklı biçimlere bürünerek ileriki aşamalara evrilebilir ya da geriler...ve bir sonraki 'bahar'da da, topraktan fışkıran çiçekler gibi yeniden gündeme gelirler ve boy vermeye başlarlar.
     ***
     'Sol'un savunduğu ve önerdiği bu 'Mahalle meclisi' ile kent konseyinin bünyesindeki bir örgütlenme biçimi olarak kurulması öngörülen 'Mahalle meclisi' arasında 'ad' ve bazı biçimsel benzerlikler dışında 'öz'e ilişkin herhangi bir ortak ya da benzer yönün olduğu söylenemez.
     Demokrasi mücadelesinde aktif olarak yer alan mahalleli yurttaşların 'iradesini/örgütlü gücünü' ifade eden 'Mahalle meclisi' ile (tabir-i caizse) 'icazetli' bir örgütlenme biçimi olan kent konseyinin bünyesinde 'icazetlinin icazetlisi' olarak kurulması öngörülen 'Mahalle meclisi', birbirinden çok farklı iki ayrı düzlemde kurulması öngörülen (birbirinden çok farklı) iki örgütlenme biçimidir.
     Bu kadar açık ve net!
     ***
     Peki, 'Sol'dan etkilenmenin ve 'Sol'un mahalle çalışmalarına öykünmenin bir sonucu olarak 'sosyal demokrat' belediye başkanlarınca ve/veya kent konseyi yürütme kurulu üyelerince gündeme getirilen 'kent konseyine bağlı mahalle meclisinin kurulma sürecinde izlenecek yöntem konusunda ne öneriliyor?
    • 'Sol'un mahalle/kitle çalışmalarında izlediği yola (kabaca da olsa) benzer bir biçimde (Mahalleliyle oturup konuşma, bu örgütlenme biçiminin gerekliliğini anlatma ve tartışma, kurulma sürecine her aşamada ve her yönüyle katılımlarını sağlama vb.) bir yol mu?
    • 1944 yılında Ankara valisi olan Nevzat Tandoğan'a atfedilen 'Bu ülkeye komünizm gelecekse, onu da biz getiririz!' (Bknz: Google) söyleminde simgeleşen 'Kendini her şeye muktedir gören ve kendisinin her şeyi en iyi bildiğini sanan' bir yaklaşım mı?
    • Ya da...???
     Hangisi?
     ***
     İşte bu da, tartıştığımız 'kent konseyine bağlı mahalle meclisi' kurulması önerisinin yapıldığı yerde tanık olunabilecek ve haliyle tartışılabilecek (hiç şüphesiz, tartışılması da gerekli olan) bir şeydir.
     (Şimdilik, bu kadar!)
     02.11.2019/Datça
     Mehmet Erdal