21 Ocak 2022 Cuma

2022.01.22.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-7: "ANKARA YAZAR, İSTANBUL YAPAR, İZMİR BAKAR" MIYDI?

  Hiç yorum yok

   


 YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-7: “ANKARA YAZAR, İSTANBUL YAPAR, İZMİR BAKAR” MIYDI? (1)

     12 Mart yenilgisi sonrası koşullarda rotayı sağa çeviren ve kendi geçmişlerini “goşizm”, “küçük burjuva maceracılığı” vb. olarak adlandıran ağabeylerin ve ablaların yol açtığı “caydırıcı ve yıldırıcı” havaya karşın Mahirlerin, Denizlerin ve İbrahimlerin yolundan gitmek isteyen (İzmir'deki) Devrimci Gençlikçilerin üzerindeki “mahalle baskısı”, “sol”dan, “geçmişin çizgisini savunuyoruz” iddiasındaki DK'lı (Devrimci Kurtuluş/THKP-C-Eylem Birliği) arkadaşlardan geliyordu; ama, etkisi, 5. bölümde de yazmıştım, sıfırdı.

     Biz, okullarımızda, Örn: İTBF'de (İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi), GHİYO'da (Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu) 1975-76 Öğretim yılında, var olan sorunlarımızın çözümünde ve özellikle İTBF'de yoğunlaşan anti-faşist mücadelede her daim sahadaydık; öyle “bir görünüp bir yok olan” ya da “varmış gibi görünüp rol kesenlerden” de değildik. DK'lı, HK'li, TDY'li, DDKD'li arkadaşlar ile birlikte, gündüz ya da gece bölümünde, birlikteydik ve birlikte hareket ediyorduk.

     Okulumuzdaki mücadele esas alındığında, dışarıdan bir gözle bakıldığında biz DK'lı, HK'li, TDY'li, DDKD'li, Devrimci Gençlikçi değildik; var olan sorunlarının çözümüne çalışan ve okullarını faşistlere terk etmek istemeyen sol, sosyalist, devrimci... gençlerdik. Elbette, yürütülen anti-faşist mücadelenin uzağında durmaya çalışan SGB/GSB, İGD ve Halkın Sesi/Doğu Perinçekçi gençlerden ise farklıydık (*)

     Okul ve yurt (İnciraltı, Bornova) içerisinde kalındığı sürece, fark, lafta (kendini anlatımda ya da tartışmalardaki söylemde)- giyimde-arkadaşlık gruplarında-hal ve hareketlerdeydi; buralardaki ayrım noktalarını da ancak içeriden bakan bir göz görebilirdi.

     Siyasal anlamdaki ayrılık, okul/yurt dışı alanlara adım atmaya başladığımız andan itibaren somut olarak görünür hale gelmeye başladı.

     1976 yazında, İnciraltı Öğrenci Yurdundaki (Ali Alfatlı'nın “Tarihle Söyleşiler-1”de ve benim de bir çok kez değindiğim) teorik eğitim çalışmasını gündüzleri yaparken, geceleri de afişlemeye çıkıyor ya da hep anımsarım ve anımsadıkça da gülümserim, Halkapınar'da bulunan bir tekstil fabrikasında başlayan grev için fabrika önüne gidiyorduk. Gece boyu uykusuz bir şekilde bulunduğumuz grev yerinde, Örn: Halkın Kurtuluşçusu arkadaşlar tanıdıkları işçiler ile oturarak ya da volta atar gibi yol boyunca gidip gelerek sohbet ederken, ben, tabiri caizse, ne yapacağını bilemeyen şaşkın ördek gibi bir kenarda oturuyor ve mel mel bakınıp duruyordum; benim gibi orada bulunan diğer arkadaşlarımın da benden pek farkları yoktu.

     1976-1977 Öğretim yılı başında, Aydın Ön Lisans'tan oldukça kalabalık bir öğrenci grubunun İTBF'ye gelmesi, hem İTBF hem de bizim için bir dönüm noktası oldu.

     Aydın Ön Lisans'tan gelen bu öğrenci arkadaşların büyük çoğunluğu devrimciydi, bu devrimcilerin büyük çoğunluğu da, ki İsmail Şahin (**) bu arkadaşların içindeydi, Devrimci Gençlikçiydi. (***)

     Biz, o kış, Aydın Ön Lisans'tan gelen bu arkadaşların yarattığı pozitif havanın da etkisiyle, Devrimci Gençlik Dergisi'nin yazdığı çerçevede, anti-faşist mücadelenin ön saflarında yer almak için mahallelere yönelmeye başladık.

     Narlıdere, Balçova, Hatay, Yeşilyurt, Karabağlar, Buca, Şirinyer, Gültepe, Ferahlı, Ballıkuyu, Yeşildere, Altındağ ... (Karşıyaka tarafını çok bilemiyorum, ama sanırım 1976-1977 kışında o bölgede ciddi bir çalışma yapmaya başladığımız bir mahalle henüz yoktu) Gidip mahalle çalışması yapmaya, bu çerçevede, oralarda yaşayan arkadaşlarımız (ki sayıları ikiyi, üçü geçmiyordu) ile birlikte örgütlenmeye ve bazılarında da mahalle dernekleri kurmaya başladığımız yerlerdi.

     Bizden bir adım önde ya da bir adım geride, ama aynı dönemde, HK'nin (Balçova, Karşıyaka, Çamdibi), HY'nun (Gürçeşme), Partizan'ın (Mehtap), İGD'nin (Karabağlar/Aydın Mahallesi-Çamlık), Halkın Sesi'nin (Şirinyer) ve KSD'nin de (Kahramanlar) bazı mahallelerde mahalle örgütlenmeleri ve çalışmaları vardı.

     Okulları boşaltmadan mahalle çalışmalarına yöneldiğimiz andan itibaren DK'lı arkadaşlardan çok belirgin bir biçimde ayrışmaya başladık; bu ayırım, öğrenci kesiminde, gözle görülür hale geldi. Bizim, kendimize ve grubumuza olan özgüven duygumuz artmaya, psikolojik üstünlüğü ele geçirmeye ve Mahir'in Doğu Perinçek ve avanesine yönelttiği “Campüs Maocuları” eleştirisinden esinlenerek, İnciraltı ve Bornova Öğrenci Yurtlarını kendilerine mekan edinen DK'lı ve benzer konumdaki sol, sosyalist, devrimci... arkadaşlara yönelik olarak, “Campüs devrimcileri” sıfatını kullanmaya başladık. (****)

     Mahalle çalışmalarını, kurduğumuz derneklere gidip gelmenin ötesine taşımaya, anti-faşist mücadeleyi ise “aktif bir anti-faşist mücadele” çizgisinde yürütmeye çalıştık; böylece, mahalle çalışması yapan diğer sol siyasi yapılardan da ayrışmaya başladık.

     Bu süreç, İzmir'de, bizi “biz” yapan, yani bugünden geriye bakıldığında Devrimci Gençlikçi-Devrimci Yolcu denildiğinde ne anlaşılıyorsa, işte o “profili” oluşturmaya başlayan, süreçti. (*****)

     1 Mayıs 1977'den bir ya da iki gün önce, Devrimci Yol Dergisi, İzmir'de elimize bu süreçte ulaştı ve biz (çok azımız İstanbul Taksim'deki mitinge gitmişti), 1 Mayıs 1977 günü Nazilli'deki mitinge bu haleti ruhiye ile katıldık.

     (Devam edecek)

     22.01.2022/Datça/Mehmet Erdal

     (*) Doğruya doğru, biz Devrimci Gençlikçiler onlara “Maocu Bozkurt”, “Sosyal faşist” falan demiyorduk ama onlara karşı çok sıcak duygular da beslemiyorduk; hani “kalp kalbe karşıdır” derler ya, onlar da bize karşı aynı duyguları beslediklerini “fırsat buldukça” somut olarak gösteriyorlardı.

     (**) İsmail Şahin'i ilk kez, 1974-75 kışında Erzurum'da okurken, bir gün, Dadaş Sineması'nın bulunduğu pasajda o kış açılan küçük bir kitabevinde tanımıştım; Sivas Divriği'den kitap almak için geldiğini, söylemişti. Sonrasında, İzmir'de karşılaştık ve Karabağlar'daki bir yaralama sonrası aranır durumuna düşüp Adana bölgesine gönderilinceye kadar da yol arkadaşlığı yapmıştık. İsmail, Aydın Ön Lisans'ta iken arkadaşlarının Devrimci Gençlikçi olmasında büyük rol oynayan bir kişiydi. Kalın ve tok bir sese sahip, sosyal ilişkileri çok gelişkin, yürürken hafif kamburumsu görünen, ileri derecede gözlük kullanan, mangal gibi bir yüreği olan, çok cana yakın ve karşılaştığı kişiye güven duygusu veren bir arkadaşımızdı; birlikte olduğu arkadaşlarından birisi, bir gün sohbet ederken, bana, o, demişti, bizim CHE GUEVERAMIZDIR.

     (***) Bu arkadaşlar, İTBF'ye geldikten sonra, hem İTBF'de hem de İTBF dışındaki alanlarda yürütülen anti-faşist mücadele içerisinde karşılıksız ve sınırsız özveride bulunan birer sıra neferi oldular; ölen ya da bugün Sivas'tan Mersin'e, Hatay'dan İzmir'e kadar ülkenin pek çok yerinde yaşamaya devam eden bu arkadaşları, tarihe not olarak düşüyorum.





     (****) Solun o dönemdeki öznel durumu nedeniyle olsa gerekir, o yıllarda “masa başı devrimcisi” tanımı ya hiç kullanılmıyordu ya da bugünkü kadar çok kullanılmadığından olsa gerekir, ben anımsamıyorum; bugün, “masa başı devrimciliği” moda ve revaçta. Bu sıfatı hak edenler, ki bir kısmı yakın geçmişte farklı siyasi yapılanmalarda yer almış, mücadele etmiş, şu veya bu ölçüde fatura ödemiş ve bugün yaşamlarını sürdürdükleri yerlerde (yurt içinde, yurt dışında) şu veya bu nedenle şimdiki konumlarını yeğlemiş yaşlı başlı kadın ve erkek eski arkadaşlarımızdır, fırsatını bulmaya görsünler, eksik ya da fazla, günlük yaşama dair somut olarak bir şeyler yapmaya çalışanlara karşı bildikleri ezberler çerçevesinde döktürüyorlar da döktürüyorlar; bazen, kendi kendime “Bunu yazan gerçekten bu arkadaş mı? Yoksa onun hesabını ele geçiren bir trol mü?” diye sormuyorum, diyemem; doğruya doğru. Hiç şüphesiz şu an yürüdükleri çizgide yürümeye devam edip etmeyeceklerine kendileri karar vereceklerdir ama bu arkadaşların, bu paylaşımları, bulundukları yer ya da konum ola ki bir gün birileri tarafından sorgulanır korkusuyla “ön almak” amacıyla yaptıklarının bilindiğini ve sabah akşam her fırsatta açtıkları bu yaylım ateşinin hiç bir işe yaramadığını, bilmeleri gerekiyor.

     (*****) Her dönem, kendi “devrimci profilini” oluşturur, diye düşünüyorum.

     1965 sonrasının devrimci profili, var olan düzene ve soldaki statükoya isyan bayrağını çeken, “GO HOME YANKEE” sloganları eşliğinde 6. Filo askerlerini denize döken, 15-16 Haziran işçi direnişinde ve fabrika grevlerinde, işgallerinde yer alan, Torbalı'da, Söke'de, Tire,de... yoksul köylülerin toprak işgallerini destekleyen, ZAP suyu üzerine “DEVRİM KÖPRÜSÜ” inşa eden, Karadeniz'de fındık üreticilerinin yanında yürüyen...dir.

     1975 sonrasının devrimci profili, bulunduğu her yerde dişe diş anti-faşist mücadele yürüten, ODTÜ-ÖTK'yı, YERALTI MADEN İŞ'i, HEKİMHAN'ı, FATSA'yı, İzmir TARİŞ, ÇİĞLİ ve GÜLTEPE'yi, UŞAK BÜYÜK KAYALI'yı, HANYERİ'ni... yaratandır, Direniş Komiteleri önerisini formüle edendir.

     Peki, bu dönemin devrimci profili nedir? Bu dönemin devrimci profili, önümüzdeki süreçte yürütülecek olan mücadele içerisinde somut olarak tanımlanacak ve gelecek kuşaklar tarafından tarihe not olarak düşülecektir. Haliyle, bugün var olan bazı tanımlamalar ve bu çerçevedeki bazı algılar, oldukça uzun süren 12 Eylül yenilgisinin ortaya çıkardığı yanlış ve geçici tanımlamalardır, algılardır.  

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder