15 Ocak 2022 Cumartesi

2022.01.15.DATÇA KENT KONSEYİ GENEL KURULUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ (3)/ BLOK LİSTE ÇARŞAF LİSTE TARTIŞMALARI

  Hiç yorum yok

 

   


 DATÇA KENT KONSEYİ GENEL KURULUNUN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ (3)

     BLOK LİSTE-ÇARŞAF LİSTE TARTIŞMALARI!

     Bu bölümdeki değerlendirmelerimi yazmaya başlamadan önce, şunu not düşmeliyim: Pandemi sürecinde pazar yerlerinde uygulanan tek-çift numara uygulaması, Sosyete Pazarı, 1+1'ler, Cumalı'daki zeytinliğin satışa çıkarılması, Datça'da kırsal mahalle ve yerleşik alan tespiti... gibi pek çok konuda kendisini açıkça ve yüksek sesle eleştiren birisi olsam da, Belediye Başkanımız sayın Gürsel Uçar, bu kongre sürecine yönelik yönelttiğim eleştirilerden, muaftır. (Var olan Kent Konseyi Yönetmeliği gereği, bir belediye başkanının iradesine rağmen, Ankara dahil hiç bir irade, o belediye başkanının bulunduğu yerdeki kent konseyine, sonuç alabilecek, ne operasyon çekebilir ne de liste oluşturabilir; sonuç, her halükarda, o irade açısından hüsran olur. Keza, belediye başkanı yeşil ışık yakmadan ve dahası onay vermeden ya da seçime katılacak bütün başkan adayları ve listelere eşit uzaklıkta olduğunu ilan etmeden, kongrede kazanabilecek bir başkan adayı ve liste de çıkarılamaz; 18 ve 25 Haziran günü olup bitenleri, bir de bu açıdan irdelemek gerekiyor... Yine de, sayın başkanımızın, bu kongre sürecine doğrudan müdahale ettiğine dair herhangi bir somut kanıt yoktur.)

     Bu kez, kongre sürecindeki konumu nedeniyle, alkışı hak ediyor.

     ***

     Şimdi, değerlendirmelerime devam edebilirim.

     Datça Kent Konseyi genel kurulunda yarışa katılacak başkan adaylarının ve yürütme kurulu üyelerinin kimler olacağı ya da kimler olması gerektiği çerçevesinde yaşananlar, Datça'daki günlük politik, sosyal ve hatta kişisel ilişkilere dahi her daim çok yönlü yansımaları olabilecek, tabiri caizse, pek çok kişinin, birbirlerinin gerçekte ne olduğunu karşılıklı olarak görmelerini sağlayan turnusol nitelikteki gelişmelerdi.

     ***

     Artık çok net bir biçimde bilindiği üzere, bir yanda, yerel mülki idarenin desteğinin olduğu ve resmi kurumlar ile birlikte belirlendiği söylentisi yayılan bir başkan adayı (ki, hem 18 Haziran'da hem de 25 Haziran'da gösterilen başkan adayları resmen devlet memurlarıydı) ve (Sarı) liste vardı.

     Öte yanda ise, (25 Haziran günü temsilcilerin kongre salonuna girmeye başladığı anda dahi hala başkan adayı olduğunu açıklamaya devam eden ama her nedense, kongre başladıktan sonra salona girmeyen, aday olduğunu açıklamayan ve oy kullanmaya dahi gelmeyen Dilek Dündar dışında ) bu (devlet memuru) başkan adayını ve (Sarı) listeyi (hazırlayanlara duydukları tepki nedeniyle) reddedenler adına çıkarıldığı söylenen bir başka başkan adayı ve (Beyaz) liste vardı.

     ***

     18 Haziran günü istedikleri 'salt çoğunluk sağlanamadı' tutanağı tutulduktan sonra 'Ne gündü be!' diyerek salonu terk eden katılımcılar (hiç şüphesiz hepsi değil), üç konuda çalışmaya başladılar:

     1- Datça Kent Konseyinin, gerçekte, kaç katılımcısının olduğunu (geç de olsa) tespite yöneldiler.

     2- 18 Haziran günü kongre salonuna gelme zahmetine bile katlanmayan katılımcılar da dahil bütün katılımcılara ulaşmaya; belirlenecek başkan adayına ve yürütme kurulu üyelerine oy vermeleri için onları bir biçimde ikna etmeye çalıştılar.

     3- Yerel mülki idarenin desteğinin olduğu ve resmi kurumlar ile birlikte belirlendiği söylentisi yayılan başkan adayına ve (Sarı) listeye karşı çıkan temsilcilerin oy verebileceği bir başkan adayını ve (Beyaz) listeyi hazırlamaya giriştiler.

     Tartışma, üçüncü madde çerçevesinde başladı.

     ***

     18 Haziran günü kongre salonunda yaşanılanları abartarak korkuya kapılan bir kısım temsilci, 'aman, bir an önce bir şey yapılsın; kent konseyini bari kaptırmayalım' diyerek, yüzlerini, hala 'umut' olarak gördükleri kişi ve kurumlara çevirdiler. Yüzlerin kendilerine çevrildiğini gören bu kişi ve kurumlardan bazıları, bu 'korkuyu' yatıştırmak ve böyle bir 'korkuya' kapılmanın mesnetsiz olduğunu anlatmak yerine, o 'duyguyu' suistimal etmeyi tercih ettiler. Bu süreçte, başka bazıları da, 'Demokrasi' dedikleri için siyasal iktidarın gazabına uğradıkları gerçeğini unutarak, 'koşullar, ahhh koşullar' deyip, duyanı şaşırtacak ve hatta şok edecek bir biçimde, var güçleriyle ve bütün yetenekleriyle, var olan durumu suistimal ederek istedikleri sonucu almak isteyenlerin değirmenine su taşımaya başladılar. Bütün bunların toplam sonucu 'Blok liste' ve 'bizden' (!) birisinin başkan adayı olması gerektiği önerisi oldu.

     Kapalı kapılar ardında farklı ölçekte yapılan tartışmalarda bu 'Blok liste' düşüncesinin formatlanmaya çalışıldığına bir biçimde tanıklık eden, duyan vs. bazı temsilciler ise daha ilk andan itibaren bu yaklaşıma karşı çıktılar. Onlara göre, tamam, başkan adayını belirlemek önemliydi. Eğer, 'Baskın basanındır' diyerek 18 Haziran'da kongreye operasyon çekmeye çalışanların karşısında çoğunluğun desteğini alabilecek bir başkan adayı var idiyse, o desteklenebilirdi; hatta, aday olduğunu söyleyen Dilek Dündar ile de konuşulur ve ona, 'başkan adaylığından çekil, yürütme kuruluna aday ol, seni destekleyelim' bile denebilirdi. Ama yürütme kuruluna Blok liste çıkarmak, bu tür kitle örgütlerinde, hele hele yönetmelik gereği heterojen niteliği çok belirgin olan Kent Konseylerinde, kesin 'intihar' demekti. Bu örgütlerde asıl olan, gönüllü adaylık ve gönüllü adaylar arasından iş yapabileceklerine inanılanların, kongre salonunda, temsilciler tarafından seçilmesiydi. Bu nedenle 'Çarşaf liste', en doğru listeydi. Kongre salonunda, 'Blok liste', punduna getirilip bir biçimde dayatılmaya kalkışılırsa, hiç şüphesiz bodoslamadan karşı çıkılırdı.

     'Çarşaf listeyi' savunan temsilcilere göre, yerel mülki idareyi arkalarına aldıklarını ve resmi kurumlar ile birlikte hareket ettiklerini söyleyenlerin gücü abartılmamalıydı; eğer onlar o kadar güçlü olsalardı, 18 Haziran günü ne yapıp edip salt çoğunluğu sağlarlar ve istedikleri sonucu alabilirlerdi. Görüldüğü gibi, alamamışlardı. 'Baskın basanındır' diye kongre salonuna gelenler, hiç şüphesiz, baskına bütün güçleriyle gelmişlerdir; aksi halde, sonuç alamayacaklarını biliyorlardır... Yani, onların gücü bu kadardı; daha fazla değildi... Rahat olunmalı, başkanlığın ve yürütme kurulu üyeliklerinin büyük çoğunlukça alınabileceğinden hiç şüphe edilmemeliydi. Yürütme kuruluna, öbür listeden bir kaç kişinin girmesi de kötü bir şey değildi; hatta, iyi bir şey olarak bile görülmeliydi. İnsanlar, ötekileştirilerek değil, birlikteyken dönüştürülmeye çalışılarak kazanılırdı. 'Blok liste', gerçekte, ötekileştirme listesiydi...

     18-25 Haziran arası süren tartışmaların son anlarında, ortalığa, tamam, 'Çarşaf liste olacak' söylentisi yayılmaya başlandı...

     25 Haziran günü, kongre salonuna, bu atmosferde gidildi...

     ***

     Bu Blok liste-Çarşaf liste tartışmasının 25 Haziran günü kongre salonuna nasıl yansıdığı ve salondaki tartışmalar, bundan sonraki 'Bir kongre nasıl yönetilmemeli?' başlıklı bölümde an be an ele alınacak.

     Şimdi, artık şunu hepimiz biliyoruz: Kongreye, Ali Eren ve Sarı liste karşısına Çiğdem Canbey ve Beyaz liste çıkarılarak gidildi.

     Yani iki 'Blok liste' yarıştı. Gerçek bu!

     1- Çiğdem Canbey'in başkan adayı olarak belirlenmesine ve Beyaz listenin oluşturulmasına kent konseyi temsilcisi ya da dışarıdan kaç kişinin katılım sağladığını ve kaç kişinin 'çalışır', kaç kişinin 'oy alır' diyerek listeye adının yazıldığını bilemiyoruz. Ama şunu biliyoruz: Bu liste, daha açıkçası, böyle bir listenin varlığı, oylamanın yapılacağı ana kadar, temsilcilerin çoğunluğu açısından bir 'sır' olarak kaldı; dünyanın en önemli 'sırrı' muamelesi gördü ve herkesten saklandı.

     Neden?

     2- Datça Kent Konseyinde, '1+1'lere ilişkin raporun işleme konulmasının sonucu yaşanan depremin artçı sarsıntılarından sayılabilecek Kent Konseyi Başkanı sayın Hayriye Yılmaz Balkan'ın ve bir süre sonra da 4 yürütme kurulu üyesinin istifalarının bilindiği gerçeklikte şu nokta düşünülmeliydi: Oy kullanma hakkı bulunan temsilcilerin özgür iradeleri ile değil de kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerde dar çerçevedeki bir irade tarafından belirlenen başkan adayı ve listeye giren yürütme kurulu üyeleri, çalışmalarında ne ölçüde özgür olabileceklerdir? Daha baştan yapılmış bir akit yoksa, yaptıkları çalışmalarda eğer onları oraya koyan irade ile karşı karşıya gelirlerse kime güvenerek direnebileceklerdir?

     3- Yaşanılan deneyimler çerçevesinde, kent konseyi kongrelerinde ve konseyin çalışmalarında belediye başkanının müdahalelerinin bile öngörülemeyen sıkıntılara ve ciddi sorunlara yol açtığı deneyimle sabit iken, başkanın ve yürütme kurulu üyelerinin kongre salonuna gelecek olan temsilcilerin iradeleriyle belirlenmesi gerektiği konusunda ısrar etmek yerine, daha dar çerçevedeki başka bir irade tarafından belirlenmesi yoluna gidilmesi çok düşündürücüdür...

     Bunları tarihe not düşelim. Aklımızda olsun!

     (Devam edecek)

     30.06.2021/Datça/Mehmet Erdal 

     (*) Bu yazı 30.06.2021 günü Muğla turnusol'da yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder