2022.01.08.YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-5: AĞABEYLER VE ABLALAR (2)
YAZILAR (YOLA VE YOLCULUĞA DAİR)-5: AĞABEYLER VE ABLALAR (2)
Devrimci Gençlik Dergisi'nin yayınlanmaya başlaması ve bir süre sonra da okulumuzda uzun süredir devam eden boykotun bitirilip-bitirilmemesi gerektiği doğrultusunda yapılan oylamada farklı oy kullanılması nedeniyle, “geri cepheci” olarak adlandırılan bizler arasında “ayrılık” olduğunu, önceki bölümlerde yazmıştım.
Bu ayrılıktan bir süre sonra kendilerini THKP-C/Eylem Birliği olarak adlandıracak arkadaşlarımıza göre, Devrimci Gençlik Dergisi'ni çıkaranlar, gerçekte, THKP-C/Mahir Çayan çizgisini savunmuyorlardı. Mahir, bizim gibi yeni-sömürge bir ülkede dergi etrafında örgütlenmeyi yanlış buluyordu. Bu örgütlenme biçimi, devrimin Sovyetik bir ayaklanma yoluyla gerçekleştirilebileceği öngörülen gelişmiş kapitalist ülkelerde geçerliydi. Bu nedenle, Devrimci Gençlik Dergisi'nin yayınlanmasını ve haliyle dergide yazılanları doğru bulmuyorlardı...
Devrimci Gençlik Dergisi'nin İzmir'de dağıtımını üstlenen “abi”ye ve ona yardım eden, benden daha bilgili bazı arkadaşlara göre ise (ki sayıları çok fazla değildi, anca bir elin parmağı kadardı), 12 Mart öncesi, yani Mahir Çayan ve arkadaşlarının mücadele ettiği koşullar büyük ölçüde değişmişti; içinde yaşadığımız koşullarda, faşizm, yukarıdan aşağıya, bütün ülkeyi işgal etmek istiyordu. Bu yaşanan gerçeklikte, okuduğumuz okullar başta olmak üzere, faşizmin saldırılarına karşı aktif bir karşı koyuşu/direnişi örgütlemeliydik. Biz, Devrimci Gençlik Dergisi etrafında örgütlenmiyorduk; dergi, görüşlerimizin bilinmesini ve öğrenilmesini sağlamak amacıyla çıkartılıyordu. Böyle bir yayın olmadan, savunduğumuz görüşler, örgütlemeye çalıştığımız gençler ve halkımız tarafından nasıl bilinecek ve öğrenilecekti? Dergiye eleştiri yönelten arkadaşlar, Marksizmi ve Mahir'i anlamıyor, şekli düzeyde algılıyor ve savunuyorlardı. THKP-C/Mahir'i şekli düzeyde taklit etmeye çalışmak, THKP-C/Mahir'i savunmak demek değildi; yanlıştı. (1)
Bu satırları yazarken mütevazilik yaptığımı filan düşünmeyin; gerçekten de, o günlerde, başka konularda yapılan “sol içi” tartışmalar da olduğu gibi “geri cephe” içi bu tartışmalardan da çok fazlaca bir şey anlamıyordum. Benim için önemli olan, okulumdaki faşist saldırılar karşısında ne yapılacağı ve bu faşist saldırıların nasıl püskürtüleceği idi. Bu nedenle, Devrimci Gençlik Dergisi'nde yazılan yazılardan okuduklarımdan anlayabildiklerim ve Devrimci Gençlik Dergisi'ni savunan arkadaşlarımın anlattıkları bana daha sıcak geliyordu; soyut, değil, somut, günlük yaşamımıza dair şeylerden bahsediyorlardı. Yapılması gerekenlere dair önerilerde bulunuyorlar ve yol gösteriyorlardı. Haliyle, okulumuzdaki anti-faşist mücadelede omuz omuza mücadele ettiğim “geri cepheci” diğer arkadaşlarımın “Devrimci Gençlik, geçmişi savunmuyor” eleştirilerinin benim kendimi Devrimci Gençlikçi olarak tanımlamam ve dergide yazılanları savunmam noktasındaki etkisi sıfırdı. Biz, Devrimci Gençlikçiler, dergide yazılanları yaşama geçirmeye çalışıyor ve yaşama geçirdiklerimizi de savunuyorduk; bana göre, bu, hem devrimcilik hem de Mahir'i savunmaktı. Benim açımdan, olay, bu kadar basit idi.
1975-76 Kışından söz ediyoruz; Devrimci Gençlik Dergisi'ni kimlerin çıkardığını, çıkaranlar içerisinde adı/sanı bilinen ve benim “abi” ve “abla” dediğim o DEV-GENÇLİLER'den kimlerin bulunduğunu bilmiyordum. Okuduklarımdan anladığım kadarıyla AYÖD (Ankara Yüksek Öğrenim Derneği), İYÖD (İstanbul Yüksek Öğrenim Derneği) ve EYÖD (Erzurum Yüksek Öğrenim Derneği) yönetimleri Devrimci Gençlik Dergisi çizgisini savunuyorlardı. Ortalıkta, bir “muhalefet” sözü dolaşıyordu ve bununla Halkın Kurtuluşu grubu kastediliyordu. İyi de, İzmir'de, Halkın Kurtuluşçuları, üniversite öğrenci kesiminde tartışılmaz bir üstünlüğe sahiptiler; bu durumda, onlar değil, olsa olsa biz “muhalefet” olarak anılabilirdik. Peki, neden onlara “muhalefet” deniyordu? Bilmiyordum. (2)
Aramızdaki konuşmalarda, bazen, Niğde'de yatan ve “geri cephe” içerisinde olduğu söylenen Ertuğrul Kürkçü'nün adı geçiyordu ya da o günden bugüne benim aklımda kalan onun adıdır; söylenenlere göre, Ertuğrul Kürkçü, kendisinin hangi grup içerisinde yer aldığına dair tavrını net olarak belirlememişti, ama, KSD'ye (Kurtuluş Sosyalist Dergi) yakın duruyordu.
O günlerde, savunmaya çalıştığım Devrimci Gençlik Dergisi'ni çıkaranların arasında, adı sanı duyulmuş bir DEV-GENÇLİ “abi”nin ve/veya “abla”nın olmasının benim ve bizim konumumuzu daha kolay savunulabilir hale getireceğini, hiç düşünmedim, diyemem.
Ama, yoktu işte! (3)
(Devam edecek)
08.01.2022/Datça/Mehmet Erdal
1- İnciraltı Yurdunda kaldığım günlerde, bazı günler, sabahleyin uyandığımızda, kapıların altından atılmış bildiriler bulurduk. THKP-C/Eylem Birliği imzalı teksirle basılmış bu bildirilerde, o gece ya da bir-iki gece öncesinde İzmir'in farklı yerlerinde bombalanmış ya da silahlı saldırılar düzenlenmiş yerlerin adları yazılı olurdu. Aynı bildirilerin, Bornova Kampüsü içindeki yurtların odalarının kapı altlarından da atıldığını duyardık.
Yazılı bir kanıt gösterememem ama kanımca bu arkadaşlar bu yaptıkları eylemlerin “silahlı propaganda” olduğunu düşünüyorlar ve bizi, bu eylemlerinden haberdar ediyorlardı.
Peki, bu arkadaşların, bu eylemleri gerçekleştirdikleri mahallelerde, iş yerlerinde... herhangi bir örgütlenmeleri var mıydı? Hayır!
THKP-C/Eylem Birliği'nden arkadaşların, bugün, İzmir'e dair anlatabilecekleri herhangi bir öyküleri yoktur.
2- Halkın Kurtuluşçularına “muhalefet” denilmesinin nedeninin, AYÖD seçimlerinden dolayı olduğunu, nice zaman sonra öğrendim.
3- Derginin İzmir dağıtımını üstlenen “abi”nin ve belki başka bazı arkadaşların da, o günlerde, Devrimci Gençlik Dergisi'ni çıkaranların içerisinde Nasuh Mitap, Oğuzhan Müftüoğlu, Ali Başpınar... gibi bir biçimde DEV-GENÇ içerisinde yer almış “abiler”in olduğunu bilmediklerini, iddia edemem. Ben, bu isimlerin ve hatta başka isimlerin de Devrimci Gençlik Dergisi'ni çıkaranlar içerisinde olduğunu, epey bir süre sonra öğrendim. Dahası, Devrimci Gençlik Dergisi çıkmadan önceki süreçte, Ankara'da, “geri cepheciler” içinde bir çok tartışmanın olduğunu, bu tartışmalar sürecinde bazı arkadaşlarımızın, kendilerini “Nasuhçu” olarak tanımladıklarını, yıllar ve yıllar sonra, kısmen Nasuh abinin cenazesinde yapılan konuşmalardan, ayrıntılı olarak ise “Tarihle Söyleşiler 1,2,3” te anlatılanlardan öğrendim.
Ankara dışından bir yerden mücadeleye katılmış olmamın sonucu olsa gerek, Devrimci Gençlik çevresi içerisine, doğrudan “Devrimci Gençlikçi” olarak katıldım ve sonrasında, Devrimci Yolcu oldum.

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder