2022.01.29.DATÇADA "KAÇAK YAPILAR":SUÇLU KİM? NE YAPMALI?
DATÇA'DA "KAÇAK YAPILAR": SUÇLU KİM? NE YAPMALI?
Bu dosyada okuyacaklarınız, farklı tarihlerde yazılmış ve Muğla Turnusol'da yayınlanmış yazılardır; bir bütün olarak okunabilmesi amacıyla bir araya getirilmiştir.
SUÇLU KİM? NE YAPMALI? (1)
Perşembe'yi Cuma'ya bağlayan gece (25.02.2021) Nazmi (Gültekin) hoca telefon etti. (Bilenler bilir de, bilmeyenler için yazıyorum: Nazmi hoca, emekli bir öğretmendir ve aynı zamanda, 2009-2014 yılları arasında Yaka Köyü Muhtarlığını yapmıştır)
Hoca, Mehmet abi, dedi, bugün Datça Belediye binası önünde bir grup toplanmış, protesto eylemi yapmışlar, haberin var mı? Var, hocam, dedim; bir arkadaş ile oturmuş sohbet ediyorduk, peş peşe iki arkadaş aradı. Tesadüfen, arabaları ile belediyenin oralardan geçip evlerine gidiyorlarmış, belediyenin önünde toplaşanları ve gazetecileri görmüşler; bana soruyorlardı, haberim var mı yok mu, diye. Hani bazen belediye ve Datça'nın bazı sorunlarına yönelik yazılar yazıyorum ya da haberler yapıyorum ya, o nedenle, sanmışlar ki, haberim vardır... Yani o arkadaşlardan öğrenmiş oldum. Öğrenince, merakla Belediye'de yeni oluşturulan Beyaz Masa'yı aradım ve toplaşmanın nedenini sordum; Mert, Mehmet abi, toplanan kalabalık, evleri yıkılacak Mesudiyeliler; Başkan ile görüşmek istiyorlar, dedi. Tamam, anlaşıldı, dedim ve belediye önüne gitmedim. İşin doğrusu, bu yıkım olayları karşısında nasıl bir tavır konulması gerektiği konusunda kafam karışık! Bak, bu akşam yayınlanacak (Perşembe günü akşamı yayınlanan 'DATÇA BELEDİYESİ BEKLENEN İTİRAZI YAPTI' başlıklı) habere belediyeyi olumlayan bir başlık koydum. Çünkü, belediye, o yazıda bahse konu edilen olayda, itiraz etmekle iyi bir şey yapıyordu. Ben, onu olumladım. Ama bu yıkımlar konusunda, yıkımları mı yoksa yıkımlara karşı çıkışı mı olumlamalı, bilemiyorum. O nedenle, olayın dışında kalmayı yeğledim. Gelişmeleri, diğer yerel gazeteci arkadaşların yaptıkları haberlerden ya da yerel İnternet sitelerinden öğrenirim, dedim.
Hoca, anlaşılan oydu ki, bu konuda konuşmak ve düşüncelerini benimle paylaşmak istiyordu. Anlatmaya başladı:
Dün, dedi, Mesudiye'de evi yıkılan o vatandaşın evine uğradım. Sivaslı imiş. Çok üzgündü. Bütün birikimini bu binaya yatırmış. Şimdi ne yapacağını bilemiyordu. Durumunu görünce, yıkım kararının nasıl alındığına vb. yönelik herhangi bir soru da soramadım...
Hocam, dedim, eğer bu yıkım, çevreci bazı arkadaşların bu konudaki, yani imarsız binaların yıkımına yönelik çabalarının sonucu değilse, muhtemelen, komşunun komşuyu CİMER'e ya da bir başka yere ihbar etmesinin ürünüdür; anlaşılan o ki, sizin oralarda, yani Palamutbükü ve Mesudiye taraflarında, herkes birbirini şikayet ediyor...
Haklısın da, dedi Nazmi hoca, ama olay başka türlü de olmuş olabilir.
Nasıl?
Geçenlerde, Mesudiye'de, doktorunun önermesi sonucu sağlığı nedeniyle Mesudiye'ye gelip yerleşen ama yaptırdığı binasına yıkım kararı çıkmış birisi ile konuştum. Diyordu ki, yaptırdığım bina hakkında ne Datça Belediyesi gelip bir tutanak tuttu ne de İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü bir işlem yaptı; doğrudan yıkım kararı geldi...
Hocam, o nasıl oluyor muş?
Şöyle: Vatandaş, 2018 yılı içinde Yapı Kayıt Belgesi almak için İnternet üzerinden başvuruyor. Diyor ki, ben 2017 yılı 31 Aralık tarihi öncesi bu binamı yapmıştım, m2'si şu, özelliği şu... Af'tan yararlanmak istiyorum. Tamam. İşlem tamamlanıyor. Bildirilen cezayı ödüyor ve gönlü, artık rahat... Ancak, bakanlık, bu bildirimi aldıktan sonra, vatandaşın verdiği bilginin doğruluğunu sorgulamaya başlıyor. Uydu resimlerine bakılıyor. Gerçekten, bina, vatandaşın bildirdiği gibi 2017 yılı 31 Aralık tarihinden önce yapılmış ve bu da uydu fotoğrafları ile doğrulanıyorsa, sorun yok. Yok, uydu fotoğrafları vatandaşın verdiği bilginin doğru olmadığını ortaya koyuyorsa, o zaman, yıkım kararı süreci başlıyor... Yani senin anlayacağın, bu durumda vatandaş, kendi ayağı ile tıpış tıpış gidip kendini ihbar etmiş oluyor...
Peki hocam, vatandaş, herhangi bir bildirimde bulunmamış olsaydı?...
O zaman sorun yoktu, diyesim geliyor... Hakkında yıkım kararı çıkarılan bu 40 küsur bina içinde o konumda olan, yani çıkarılan imar affı kapsamında herhangi bir bildirimde bulunmayan ama yine de bakanlıkça kaçak olduğu tespit edilip hakkında yıkım kararı verilen bina var mı, bilmiyorum...
Hocam, bu 'kaçak yapılar' karşısında nasıl bir tavır, doğru tavırdır? Biliyorsun, biz solcular, devrimciler olarak, 1970'lerde, gecekondu mahallelerinde yaşayan yurttaşlarla içli-dışlı yaşayanlar olarak İzmir Gültepe'de, Karabağlar Yeni Çamlık'ta, Urla'da, Ankara Tuzluçayır'da..., İstanbul 1 Mayıs (Ümraniye) Mahallesinde... köyden şehre gelmiş ve içinde yatılacak bir konuta ihtiyacı olanlara adıyla sanıyla briketten, tuğladan... gecekondu yapan insanlarız. Bu yapılan ya da yapımına yardımcı olduğumuz gecekondular yasalara ya da imar planlarına uygun mudur? değil midir? diye sormayan ve dahası, bunları yıkmaya gelenlere karşı dişiyle tırnağıyla direnen insanlarız. Bizim için önemli olan, o gün o vatandaşların bu gecekondulara olan ihtiyacı, idi... Şimdi, bugün, 'kaçak' denilen bu binaları yıktırmaya çalışmak ya da tam tersi, 2021 yılında plansız, yolu, suyu, kanalizasyonu olmayan... bir yapılaşmayı savunmak; ikisi de içime sinmiyor...
Evet, bu konu biraz karmaşık... Kim ihtiyacı nedeniyle, kim rant için, kim zorunluluk nedeniyle, kim keyfinin gereği bu binaları yapmış?... Bunu bilmeden, bir genelleme yaparak, bu binalar yıkılsın ya da yıkılmasın demek, doğru değil...
Bu konuyu biraz açabilir misin?
Benim yaşadığım Yaka Köyü ve Palamutbükünde 1970'li yılların ortasından beri, aman, kaçak bina yapmayın, imar planı çıkacak, onu bekleyin, deniliyor... Şimdi, yıl kaç? 2021... Neredeyse 50 yıl geçmiş... Hala imar planı yok. Daha şimdilerde üzerinde çalışılıyor. Peki ne zaman çıkacak? Onu Allah bilir... İmar planı önce belediye imar komisyonundan geçecek, belediye meclisine gelecek, bakanlığa gidecek, geri gelecek, askıya çıkacak vb. vb... Bu geçen 50 yıla yakın sürede, eğer yurttaşlar, kaçak bina yapmayın sözünü dinleyip içinde oturabildiği o gördüğümüz binaları yapmamış olsalardı, şimdi nerede yaşayacaklardı? Kaç kuşak geldi geçti... Hala aynı nakarat... Bu vatandaş bu kaçak yapıyı yapmakta haklı mı, değil mi? Ne düşünürsün?... Devlet ne yapmış? 1986'da bir ve 2017'de bir, toplam iki kez imar affı çıkarmış... Şu kadar para toplamış. Devletin görevi imar planlarını çıkarıp, vatandaşına, şu şu çerçevede binanı yapabilirsin demektir.... Ama Devlet, bunu yapmak yerine vatandaşına yapma, yapma... diyor, sonra da yapıldığını baştan beri bildiği binalara af çıkarıyor... Bu binaların nasıl binalar olduğuna bakmıyor bile... Olacak iş mi bu? Bu konularda kim suçlu? Vatandaş mı? Hayır!... Bunun adını doğru koyalım. Datça'da yıkılacak 40 binanın 17'sinin bulunduğu Mesudiye'de de durum aynı...
Hocam, Palamutbükü'nden sonra Mesudiye'nin imar planının çıkarılacağı söyleniyor...
İyi de ne zaman çıkacak? Kaç yıl sonra kesinleşecek?
?????
Sen Devlet olarak imar planlarını çıkar, eğer ondan sonra herhangi bir vatandaş keyfe keder bu imar planlarını hiçe sayarak ve ilgili makamlardan onay alıp almamayı tınlamayarak bina yaparsa, hep birlikte ona karşı çıkalım ve ne oluyor kardeş, hele bi dur bakalım, meydanı boş mu buldun, diyelim.
Bugün belediye önünde toplanan ve yıkımlar dursun diyen yurttaşlar, hangi konumda?
Bilmiyorum... Yalnız, söylediğim gibi, Mesudiye'nin imar planı da halihazırda yoktur... Ama on yıllardır orada yaşayan yurttaşlar var. Oradan arazi alıp, gelip yerleşmek isteyen var. Gelip yerleşen var... Ne yapmalarını bekliyoruz bu vatandaşların? Sana bir şey söyleyeyim mi? Palamutbükü'nde kaçak yapıdan ilk ceza alan kişi benim annemdir. 2017 yılında çıkarılan af öncesi o bölgedeki binaların %95'i kaçak idi... Annem aldığı cezasını ödedi. Biz olayı Anayasa Mahkemesi'ne götürdük. Yıllar geçti. Hala açtığımız davaya bakılacak. Geçenlerde, emekli bir hakim ile karşılaştım, durumu anlattım; hele bi dur, Anayasa mahkemesi daha 2013 yılındaki davalara bakıyor...2016'yılındakilere gelmesine epey bir zaman var, dedi...
Senin annen mi?
Evet! Dahası var. Benim evim de kaçak idi. Muhtarlığım zamanında bir gün Muğla valisi ile oturmuş konuşuyorduk. Bana, Muhtar, dedi, sizin oralarda kaçak binalar yapılıyormuş... Sayın valim, dedim, benim ovada 4 dönüm yerim var, tek taş koymadım ve tek çivi çakmadım... Ama komşum var, şu kadar odalı pansiyon yaptı, çatır çatır çalıştırıyor; tabi faraziye, konuşuyorum. İstiyorum ki, konuyu anlatabileyim. Anlaşıldı muhtarım, mesaj alındı, dedi...
Ama bir şey yapmadı?
Ne yapacak? En fazla Ankara'ya bildirmiştir. Sana çok ilginç bir şey anlatayım.
Dinliyorum, hocam!
2017'de çıkan imar affından yararlanan binalara yapı kayıt belgesi verildikten sonra ne yapılıyor, biliyor musun?
Ne yapılıyor?
Binanın cinsi, niteliği, kaç kat olduğu vb. sicil kayıta işleniyor. Biliyor musun, Palamutbükü ve Mesudiye'deki binalar, başka nerelerde aynı durum söz konusu bilmiyorum, evet bu iki yerde imar affından yararlanan binaların sicil kaydı tutulmuyor...
Neden?
Deniliyor ki, imar planı çıkacak, o zaman işlenecek. İyi de, bu sicil kaydının yapılabilmesi için Devlet 5 yıllık bir süre vermiş. Aha 4 yılı geçti... İmar planları ne zaman çıkacak ve bu kayıtlar ne zaman yapılacak?..
Yapılmayacak mı, yani?
Bu gidişle, öyle....
Hocam, sorun dışarıdan göründüğü gibi değilmiş, gerçekten. O nedenle, genelleme yapıp, şu ya da bu olsun demek, doğru değil.
Evet! Sana bir şey daha söyleyeyim mi?
Daha ne var?
Benim muhtarlığım zamanında Palamutbükü'ne arıtma yaptıralım, dedik ve çalışmaya başladık. İlk muhtar olduğum yılda İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü daha yoktu; Özel Çevre Koruma Kurulu'ndan geldiler. Gezdiler, dolaştılar. Dediler ki, burada arıtma yapılamaz! Neden? Nedeni, burada imar planı yok; imar planı olmayan yere arıtma yapılamaz... Gittiler. Sonra, muhtarlığımın son yılında, burada bir dernek kuruldu. Dernek aynı konuyu gündemine aldı. Muğla İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü artık var olduğundan, oradan geldiler. Onlar da gezdiler, dolaştılar. Ve dediler ki, burada arıtma yapılamaz. Neden? Çünkü imar planı yok!... Dernek dedi ki, bu arıtma bize çok gerekli. Burası bir turizm bölgesi. Bu arıtma olmaz ise deniz başta olmak üzere pek çok şey kirlenecek. Bütün masrafı biz üstlenelim. Hayır, olmaz, dediler; önce imar planı çıkmalı. O olmaz ise hiç bir alt yapı hizmeti yapılamaz... Düşün, Palamutbükü, Mesudiye... birer turizm bölgesidir ve buralarda yapılacak her şey imar planına endekslidir. Bu konu, o kadar çok önemli...
Başka bir konu var mı?
Neden bu kaçak yapılar hep CHP'li belediyelerin olduğu ilçelerde yıkılıyor? AKP'li ya da MHP'li belediyelerin olduğu yerlerde hiç mi kaçak yapı yapılmamış?
Herhalde.
Hayır. Oralarda da kaçak yapılar var. Ama siyasi iktidar özellikle CHP'li ya da kendisine muhalif olan belediyelerin sınırları içerisindeki binalarda yıkım kararı alıyor ve uygulamayı da oralardaki belediyelere bırakıyor. Yani, vatandaş ile CHP'li ve diğer muhalif belediyeleri karşı karşıya getiriyor. Bu konuda bazı siyasi oyunlar oynanıyor. Kardeşim, imar planlarını çıkarmayan kim? Siyasi iktidarlar! İmar affını çıkaran kim? Siyasi iktidar!... Vatandaşın baş vurularını herhangi bir kontrole tabi tutmadan kabul eden ve parayı tahsil eden kim? Siyasi iktidar!... Sonra yıkım kararı alan kim? Hükumet!... Peki, sonrasında, kime bu yıkım kararlarını uygula, diyor? Belediyelere!... Bu durumda, bugün görüldüğü gibi vatandaş ile karşı karşıya gelen kim? Belediye!... İyi de bütün bu gelişmeler içinde belediyelerin zerrece rolü yok ki, neden faturayı onlar ödüyor?
Yani, belediyeler ne yapsın?
Bu konuda benim yaklaşımım bellidir: Belediye başkanları çıksın ve bütün bunların sorumlusu belediyemiz değildir, eyyy vatandaş, bunu böyle bilin, desin...
Hocam, belediyeler bunu söyleyebilir mi?
Söylemeleri gerekir! Eğer söylemezler ise, bir biçimde, bu yıkımlarda hiç bir sorumluluğu olmamalarına karşın, vatandaşın gözünde, sorumlu ve faturayı ödeyecek kurum konumuna düşmekten kurtulamazlar...
28.02.2021/Datça/Mehmet Erdal
HEPSİ AYNI KEFEYE KONULAMAZ (4)
Datça'da, yakın zaman önce, gerçekte, "Köy yerleşim ve gelişim alanlarında" arazileri olan köylülerin, ihtiyaçları nedeniyle, bu arazilerinin üzerine "geçici ruhsatla" konut yapabilme haklarının tartışıldığı ama kamuoyuna 1+1'ler olarak yansıyan ve tartışılan bir konu vardı: bilenler bilir! Bu konuda Datça Kent Konseyi, çevreci arkadaşlar ve bazı siyasi partiler, aralarında farklı noktalarda nüans farklılıkları da olsa, özü itibariyle, ortak bir tavır geliştirmişlerdi; "Bu konuda, öteden beri devam edip gelen (ama Covid-19 salgını sonrası yoğunlaşan göçler nedeniyle göze batar hale gelen) Datça'daki uygulama yanlıştır. Datça ve Bozburun Yarım Adası Özel Çevre Koruma Bölgesi 1/25 000'lik plan notlarında yazılı olan kurallara uyulsun..."
Nitekim, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından yapılan ve askıya çıkarılan 1/25 000'lik plan notlarındaki değişiklik önerileri ile bu sorun bir biçimde çözüldü ve konu netleştirildi. Yani, bu konuda yüksek sesle itiraz edenler, haklı çıktı.
***
Bugün Datça'nın gündeminde olan ve bizim de bu yazılarımızda ele alıp farklı yönleriyle tartışmaya-tartıştırmaya çalıştığımız "kaçak" yapıların yıkımı konusu ise biraz farklıdır...
Nazmi hoca ile söyleşide de açıkça yazmıştım; başlarda, bu konuda, kafam, biraz karışık idi. Nazmi hocanın anlattıkları, Av. Ali Kurt'un (*) ve Av. Güngör Erçil'in (**) yazdıkları, telefonla arayanların ya da birebir konuşmalarda bildiklerini aktaranların söyledikleri sonucu, ben de şöyle bir kanı oluştu: "Yasal olarak 'kaçak' kabul edilen bu yapıların hepsini aynı kefeye koymak ve değerlendirmek, bunlara karşı, aralarında hiç bir ayırım gözetmeden doğru ya da yanlış, haklılar ya da haksızlar, yıkılmasın ya da yıkılsınlar... gibi toptancı bir tepki ortaya koymak gerçekçi değildir ve sürgit savunulamaz. Bu 'kaçak' yapıları farklı açılardan ele almak ve değerlendirmek gerekir."
Vardığım bu kanının sonucudur ki, bu konunun kamuoyunca daha sağlıklı tartışılabilmesi ve çözümler üretilebilmesi için, a) Kamuoyunca merak edilen ve kısmen spekülasyonu yapılan bazı konularda Datça Belediyesine Beyaz Masa üzerinden bazı sorular sordum (yanıtlar, geldiğinde paylaşılacaktır), b) Konuyu farklı açılardan tartışmaya karar verdim (Yıkılan ya da yıkılması olası yapıların sahipleri ile konuşmanın yanı sıra bu konuda yapılmış herhangi bir çalışma olup olmadığını araştırmaya ve sorgulamaya başladım.)
Nazmi hocanın ve Av. Ali Kurt'un anlatımlarında da var; bu "kaçak" yapılar incelendiğinde, bir konu, çok belirgin bir biçimde öne çıkıyor: Onlarca yıldır yasak kardeşim, imar planı çıkacak, bekleyin... denildiği için beklemiş, ama nihayetinde sabrı taşmış ya da bu söylenen sözlere dair, on yılların birikiminin sonucu olarak, en küçük bir güven duygusu kalmamış ve nihayetinde, kendi arazisi üzerine ihtiyacı olan yapıyı yapmak zorunda kalmış köylü Kamuran, Şener, Ümit, Akın ya da Fatma... lar var. Evet, böyle bir kesim var.
Öncelikle bu yurttaşların durumunu ele almak gerekiyor..
"Konut/Barınma" ya da zorunlu başka bir ihtiyacı nedeniyle bugün yıkılacağı söylenen yapıyı yapmak zorunda kalmış bu yurttaşlarımızın durumu ne olacak?
***
Bir gün öncesinden haberleştiğimiz için, İsmail Cevat (Toksöz) hoca, Çarşamba (10.03.2021) günü saat 12.00 arabası ile Yaka Köyünden yola çıkıp gelmişti. Gelince, geldiğini bildirdi ve artık açık olan sahil kıyısındaki kafelerin birisinin bahçesinde buluştuk.
Palamutbükünde, kiralık bir ev arıyormuş; 1+1'de olsa, ona yeterliymiş. Bulabildin mi, diye sordum. Önceleri, umutluymuş. Şimdilerde ise, bu Yaz sezonuna yönelik beklentilerden olsa gerekir, evlerini günlük ya da kısa sürelik kiraya vermek isteyen ev sahipleri, mızmızlanıyorlarmış. Yine de, oralı olması nedeniyle, umudunu yitirmemiş.
Karşılıklı hal hatır sorduktan sonra, konuya girdim.
Ben sormaya başladım, hocada yanıtlamaya:
Ailesi, Yaka köylü. İsmail Cevat'ın 4 erkek kardeşi daha var. Baba ölmüş. Anne Fatma Toksöz 85 yaşında ve halihazırda o köyde yaşıyor. Oturduğu ev, eski taş evlerden. Biraz virane. Anne Fatma hanım, doğduğu ve çocukluğunun geçtiği köyde ölmeden önce eli yüzü düzgün bir ev sahibi olmayı hayal edip duruyormuş. 2017 yılı sonlarına doğru, sahibi olduğu 3800m2'lik arazi (bademlik) üzerine bu hayal ettiği evi yaptırmak için bir inşaatçı ile konuşmaya başlamış. Sözü edilen arazi Yaka Köyü yerleşim alanı içerisindeymiş. Israrla, Devletin kayıtlarında 'yerleşim alanı' olarak mı belirtilmiş, diye soruyorum. Evet, öyleymiş. 2018 yılı Ocak ayında, yani 31 Aralık 2017 tarihi ile sınırlı İmar Barışından sonra, bu sözü edilen arazi üzerine konut yaptırmak isteği ile başvurusunu yapmış. Geçici olarak, bu nitelikteki araziler üzerine konut yapma hakkı durduruldu, demişler. Neden durdurulmuş?, diyorum. O yıllarda Marmaris'te öğretmenlik yaptığı için, bilebildiği kadarıyla, imar planı çalışmaları olduğu içinmiş, diyor... (Bu konuyu, Datça'da bir 'bilene' soruyorum: Doğrudur. İmar Planı çalışmalarının olduğu yerlerde geçici ruhsatla konut yapma hakkı verilmiyor, diyor.)
Neyse, 2018 yılı başlarında inşaat başlamış. Hoca, o tarihlerde benzeri inşaat yaptıran yalnız annem değildi ki, diyor. Duyumlarına göre, o tarihlerde Datça'da 280 civarında benzer inşaat varmış. Peki, bu binanın planı projesi var mıydı, diyorum; yokmuş. Köylerde, hangi bina planlı projeli ki, diyor.
2018 yılı Eylül ayında binanın kabası bitmiş. O ay içinde, Bakanlık mı, Belediye mi, kesin bilemiyor, denetimle ilgili bazı yetkililer dolaşırken geliyor ve yapılan binanın fotoğrafını çekiyorlar. Binayı mühürlüyorlar. Gidiyorlar.
2018 yılı Aralık ayında Yapı Kayıt Belgesi almak içini, yani İmar Barışından yararlanmak için başvuruda bulunuluyor. Başvuru kabul edilmiyor. O süreçte, diyor, benzer durumda olup da Yapı Kayıt Belgesi almak için başvuruda bulunan pek çok inşaat varmış. Annem, yalnız değilmiş.
2019 yılı Kasım ayında yıkım kararı geliyor. Muğla İdare Mahkemesi'ne başvurup yürütmeyi durdurma kararı aldırılıyor. Sonrasında, dava kaybediliyor. Bu kez bir üst mahkeme olan İzmir'deki Bölge İdare mahkemesine başvuruluyor. Ama, diyor, yasal olarak, oraya başvurulmuş olması, yıkımın ertelenmesini gerektirmiyormuş; yapılan bina, yıkılıyor.
Şimdi, annesi hakkında, yalan beyandan açılan dava devam ediyormuş.
Hocaya göre, bu yıkımlar çözüm değildi. Taa 1980'li yıllarda, Devlet tarafından, Milas'tan sonra, bu bölgede de tapulama çalışmaları yapıldığından beri köylü oyalanıp duruyordu. Köylü, sahibi olduğu arazisi üstüne, ihtiyacı olan herhangi bir yapıyı yapamıyordu. Devlet, yasak, imar planı çıkacak, bekle, diyordu, o kadar. Peki, yıllardır, çıkacak, çıkacak... denilip durulan bu imar planı ne zaman çıkacaktı? O belli değildi... Peki, o sürede, köylü ne yapacaktı? O da belli değildi. Şimdi Yaka/Palamutbükü imar planı çıkacak, deniyordu... Ne zaman çıkacaktı? Bunu Allah bilirdi... Bu, çözüm değildi ki! Köylü bu topraklarda doğmuştu, bu topraklarda ölecekti. Belediye mi, siyasetçiler mi, Bakanlık mı, Devlet mi... her kim yapacaksa yapsın ve köylünün bu sorununa dair bir çözüm üretsindi. Köylüye, farklı seçenekler sunulsundu. Köylüde mahkeme, yıkım, para cezası, hapis... korkusu vardı. Bunalmışlardı. Ayrıca, bu yıkılacak binalarda sıralama, öncelik-sonralık nasıl belirleniyordu? Annesinin davası hemen olup bitmişti. Bunun nasıl olduğunu anlayamıyordu.
Datça'da bu sorun ciddi bir yaraydı ve kanama devam ediyordu. Bir an önce çözülmeliydi...
(Annesi, bu söyleşi yapıldıktan bir gün sonra bile ağlıyor ve onlardan, eğer imar izni çıkmadan önce ölürse, bir göz bile olsa, o yıkılan binanın yerine bir ev yapmalarını istiyormuş...)
11.03.2021/Datça/Mehmet Erdal
(*) Datça Havadis Gazetesi
(**) Datça Gündem
İMAR PLANI ÇIKARILDI DA YURTTAŞ UYMADI MI (5)
"Datça'da kaçak yapıların yıkımı" konusunda sağlıklı bir tartışma yapabilmenin ve sorunun çözümüne yararı olabilecek çözümler üretebilmenin ilk şartı, sorunun ve haliyle tartışma konusunun, herkesçe çok net bir şekilde anlaşılabilir olmasından geçiyor.
Bugün tartışılan ve ilgili makamlarca (Bakanlık/Belediye) yıkılması istenen/kısmen yıkımına başlanan yapılar, imar planının var olduğu bir yerde (Örn: İskele Mahallesinde), keyfe keder yapılmış ya da yapılmaya çalışılan "kaçak yapılar" değildir.
Keza, Datça ve Bozburun Yarımadası Özel Çevre Koruma Bölgesi 1/25.000'lik Plan Notlarının farklı yorumlanmasından kaynaklanan yanlış bir uygulama çerçevesinde bir süre önce tartışma konusu olmuş olan ve ağırlıkla Kızlan ve Karaköy özgülünde dillendirilen (kamuoyuna 1+1'ler olarak yansıyan) "Köy yerleşim ve gelişim alanlarına yapılan yapılar" da değildir. (Bu konu, bir süre tartışılmış, şu veya bu nedenle, bazı istenmeyen gelişmelere yol açmış, ama nihayetinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 1/25.000'lik plan notlarının bazı maddelerinde yaptığı ve askıya çıkardığı değişiklik önerileriyle belli bir açıklığa kavuşmuş ve geride kalmıştır.)
Datça'da bugün tartışma konusu olan "kaçak yapılar", on yıllardır "ha bugün ha yarın çıkacak, bekleyin" denilip durulmasına karşın bir türlü çıkarılamayan "İmar Planı"nın olmadığı (şimdilerde mahalle kabul edilen) köylerde, 31 Aralık 2017 tarihinden sonra şu veya bu nedenle yapılmış olan yapılardır. (Öncesi tarihte yapılanlar, 1986'da çıkarılan "Gecekondu Affı" ve 2017 yılında çıkarılan "İmar Barışı" ile yasallaşmıştır.)
Öncelikle bunun bilinmesi gerekiyor.
***
1960'lı-70'li yıllarda, Anadolu'nun binlerce köyü (Örn: Ege'nin merkezi İzmir'in Tire İlçesine bağlı köyüm Ayaklıkırı bu köylerden birisidir) "kırsal kesimdeki çözülmeye" bağlı olarak, boşalma sürecine girerken, bir sahil yerleşim merkezi olan Datça, tam tersi bir gelişme sürecine giriyordu. Datça'nın var olan ve herhangi bir yere göç etmeyen yerli nüfusu doğumlar yoluyla artmaya devam ediyor, diğer yandan 1970'li yılların başında kurulan AK-TUR'u, sonraki yıllarda BİLLURKENT, KARAİNCİR/ÖZİL, ÖZBEL... gibi büyük sitelerin kuruluşu izliyordu. Av. Ali Kurt'un açıklamalarından da anlaşılacağı üzere, 1980'li yıllarda ise turizmin patlamasıyla birlikte Datça'ya ilgi ve göç artıyordu.
Bir başka deyişle, Anadolu'nun boşalma sürecine giren köylerinde, bu göçler nedeniyle "yapı/konut fazlalığı", bu köylülerin yöneldiği İstanbul, Ankara, İzmir, Adana... gibi büyük şehirler ile bilahare turizm nedeniyle gözde olan ve göç almaya başlayan Datça vb. sahildeki yerleşim yerlerinde ise 'yapı/konut açığı' ortaya çıkıyordu.
Bu yaşanılan gerçeklik karşısında yerel ve merkezi yönetimlerin yapması gereken, Örn: Datça özgülünde, ya bu yoğun ilgiyi ve talebi reddetmek/yok saymak ve böylece var olan yerli nüfusun doğumlar yoluyla belli bir oran dahilinde artmasını kontrol altına almak ya da yaşanan sürecin gereğini yerine getirerek, tartıştığımız konu bağlamında, bu yapı/konut açığını giderecek çalışmalar yapmaktı. Farklı nedenlerle ilk şıkkı uygulamak olanaksız olduğundan, yapılması gereken, ikinci şık çerçevesinde, bir an önce, Datça'ya ve hatta Datça'nın her yerleşim birimine uygun imar planlarını çıkarmaktı.
Hal böyle iken, bilindiği ve Datçalıların da açıkladığı üzere, 1970'li yıllardan beri, (1980'li yıllarda tapulama çalışmaları yapılmasına karşın) Datçalılara söylenen "İmar planı çıkacak, bekleyin" olmuştur.
Nihayetinde bekleyen beklemiş, şu veya bu nedenle bekleyemeyenler ise gereksinim duydukları (konut, iş yeri, ahır, eklenti vb.) yapıları yapmışlar; 1986 yılı öncesi yapılanlar 1986 yılında, 1986-2017 yılı 31 Aralık öncesi yapılanlar ise "İmar barışı" ile yasal statüye kavuşturulmuşlardır.
Şimdi, 2021 yılındayız; yeniden "kaçak yapılar" olayını tartışıyoruz!
***
Anlaşılacağı üzere, Datça'da sorunun özünü, doğum yoluyla artan yerli nüfusun ve 1980'li yıllardan itibaren özel olarak teşvik edilen turizm çerçevesinde Yaz sezonunda tatilini geçirmek ya da yerleşmek için gelenlerin gereksinimi olan 'yapıların' üretilememesi ve bu yapıların üretilebilmesinin ilk adımını oluşturacak olan imar planlarının çıkarılmaması oluşturmaktadır.
Bu durumdan, hem bugüne kadarki yerel yönetimler hem de merkezi yönetim (Ankara) sorumludur; her ikisi de, bu konuda sınıfta kalmıştır.
Yereldeki ve Ankara'daki yetkililer, bu konudaki sorumluluklarını kabul etmelidirler!
***
Şimdi, konuyu farklı açılardan tartışmaya devam edebiliriz!..
15.03.2021/Datça/Mehmet Erdal
RAKAMLAR BİZE NE SÖYLÜYOR (6)
Datça'daki 'kaçak' yapılar sorununun daha sağlıklı ve somut çözümler üretilebilmesine yol açacak bir biçimde tartışılabilmesine katkısı olabileceğini düşünerek, 05.03.2021 günü Beyaz Masa üzerinden Datça Belediyesine, yanıtlanması amacıyla 13 soru iletmiştim.
Datça Belediyesinin vereceği yanıtları beklerken, 09.03.2021 günü, Muğla Turnusol, Muğla İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğünün bir açıklamasını paylaştı. Haberde, İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü '...2019-2020 döneminde yaklaşık 202 bin yapı kayıt belgesi alındığını; bu yapı kayıt belgelerinin 3 bin 459'unun mevzuata uygun olmadığından iptal edildiğini, diğer yapı kayıt belgeleriyle ilgili incelemelerin devam ettiğini.' açıklıyordu.
Açıklamanın devamında ise'...kaçak yapılaşmayla mücadele kapsamında izinsiz ve ruhsatsız yapılarla ilgili hukuki sürecin tamamlanmasının beklendiği,... ödenek, iş gücü ve araçların yetersizliği nedeniyle yapılamayan yıkımların, belediyelerle koordineli bir şekilde gerçekleştirildiği..., bu çerçevede Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğümüzce 2019- 2020 yıllarında Bodrum'da 454, Menteşe'de 33, Marmaris'te 25, Datça'da 11, Milas'ta 40, Ortaca'da 50 olmak üzere toplamda 619 yıkım gerçekleştirildi. 2021'de il genelinde 231 parsel içerisinde bulunan yapıların yıkımı için işlemleri sürüyor. Marmaris'te 21, Fethiye'de 5, Datça'da 11 parsel içerisinde bulunan yapılar yıkılmış ve bazılarının da yıkım işlemleri devam ediyor.' deniyordu.
Muğla İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'nün bu açıklamasını bir kenara not edip, Datça Belediyesi'nin sorduğum sorulara vereceği yanıtları beklemeye başladım. 16.03.2021 günü, soruları ilettiğim kanaldan yanıtlar geldi. Sorular ve yanıtları şöyle:
“DATÇA'DAKİ
'KAÇAK' YAPILARIN YIKIMLARI İLE İLGİLİ MERAK EDİLENLER
Soru 1) Kayıtları arşivde ve ulaşılabilir bir yerde ise,
Datça Yarımadasında, 1986 yılında çıkarılan 'Gecekondu
affı'ndan yararlanarak Datça Belediyesi Emlak Bölümüne kaydını
yaptıran (toplam olarak) kaç yapı (ev, iş yeri, ağıl, eklenti
vb.) vardır?
Cevap- Elimizde veri yok
Soru 2)
31 Aralık 2017 tarihinden önce yapılmış olan yapılar ile ilgili
olarak çıkarılan 'İmar Barışı' çerçevesinde 'Yapı Kayıt
Belgesi' alıp Datça Belediyesi Emlak Bölümüne kaydını yaptıran
toplam kaç yapı (ev, iş yeri, ağıl, eklenti vb.) vardır ve
bunların yıl/mahalle dökümü nasıldır? (a- 2018, 2019, 2020 ve
2021 yıllarındaki başvuru sayıları, b- Mahalle dökümü, gibi)
Cevap- 1848 tane Yapı Kayıt dilekçesi verilmiştir
Soru 3) Bu yapıların kaç tanesi hakkında 'yanlış, eksik vb'
bilgi nedeniyle yasal işlem yapılmıştır?
Cevap- 274
Yapı Kayıt Belgesi iptal olmuştur.
Soru 4) Haklarında
yasal işlem yapılan kaç yapı hakkında 'sorun yok' kararına
varılmıştır?
Cevap- 558 Yapı Kayıt alınmış
yapının encümene girdikten sonra para cezaları ve yıkım
kararları kalkmıştır.
Soru 5) Kaç yapı hakkında
'yıkım' kararı verilmiştir?
Cevap- Mevzuat gereği
Yapı Kayıt Belgesi iptal olmuş, belediyemizce izinsiz veya ruhsata
aykırı olduğu tespit edilen yapılar, mühürlendikten 30 gün
sonra 3191 sayılı imar kanunun 32.maddesine istinaden tümü
hakkında yıkım kararı alınmaktadır. 57 adet yapının fiili
yıkımının gerçekleşmesi için tebligat gönderilmiştir.
Soru 6) Yıkım kararlarının kaç tanesini Datça Belediyesi,
kaç tanesini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın ilgili
kurumları vermiştir?
Cevap- 57 adet yapıdan, 7 adet
yapının yıkımına Datça Belediyesi tarafından, 50 adet yapının
yıkımına Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından,
valilik oluru ile yıkım kararı verilip, ihalesi yapılmıştır
Soru 7) 2018- 2019, 2020 ve 2021 yıllarında toplam kaç yapının
yıkımı gerçekleştirilmiştir?
Cevap- 41 adet yapının
yıkımı gerçekleşmiştir
Soru 8) Bu yıkımların
kaç tanesini, a- Yapının sahibi, b- Datça Belediyesi, c-
Bakanlık, gerçekleştirmiştir?
Cevap- Yapı sahibi :
14 Datça Belediyesi:4 Çevre Şehircilik :13
(Ayrıca 57 yapı haricinde 10 adet yapı , sahipleri tarafından
yıkılmıştır)
Soru 9) Yıkımı gerçekleştirilen
yapıların yıkım sırasını ve biçimini kim (Belediye, Valilik,
Bakanlık vb.) hangi ölçüler çerçevesinde belirlemektedir?
Cevap- Valilik onayı ile Çevre ve Şehircilik tarafından
yıkım kararı alınmış olanlar, Çevre ve Şehircilik İl
Müdürlüğünün teknik nezaretçisi ve Datça Belediyesi
temsilcisinin, birlikte koordinasyonuyla, yapıların konumu, durumu
(dolu -boş olması) yapının bulunduğu sit alanı, koşulları ve
mahkeme kararlarına göre belirlenmektedir.
Soru 10) Yıkımı Datça Belediyesi ve/veya Bakanlık gerçekleştirdiğinde,
yıkılan binanın sahibi, Belediyeye ya da Bakanlığa bu yıkımla
ilgili ayrıca bir para ödemekte midir? Ne kadardır?
Cevap- 3194 sayılı imar kanunun 32.maddesi gereğince, yıkım
masrafları, Datça Belediyesi tarafından gerçekleştirilenler
belediye tarafından, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünce
yıkım kararı alınanlar, döner sermaye işletmesi hesabına
yatırılmak üzere, Çevre Şehircilik tarafından alınır. Yıkılan
binanın m2'si, yüksekliği, kat adedi ve yapı cinsiyle ilgili
farklılık gösterir.
Soru 11) Yıkımlar ile ilgili
olarak Bakanlığın ya da Datça Belediyesinin önceden belirlediği
ve yıkım ekiplerine verdiği yazılı kurallar var mıdır?
Cevap- Yazılı kurallar yoktur. Ancak sözlü olarak bir takım
telkinler ve uyarılarda bulunulmaktadır. Her koşulda iş sağlığı
ve güvenliği kurallarına uyulması konusunda hassasiyet
göstermektedirler
Soru 12) Yıkımları Datça
Belediyesi mi yoksa Bakanlığın görevlendirdiği bir yetkili mi
koordine etmektedir?
Cevap- Çevre Şehirciliğin
teknik nezaretçisi ve Datça Belediyesi temsilcisi birlikte koordine
etmektedir.
Soru 13) 01.03.2021 tarihi itibariyle Datça
Yarımadasında Datça Belediyesi Emlak Bölümüne kayıtlı toplam
kaç bağımsız yapı vardır?
Cevap- 01.03.2021
tarihi itibariyle Datça Yarımadasında emlak bölümüne kayıtlı
toplam 15.206 yapı vardır.”
***
İki ayrı resmi kurumun kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla yaptığı açıklamalar ve açıklamalarındaki sayılar bunlar.
Bu açıklamalar ve sayılar bize şunları söylüyor:
1- Muğla genelinde "İmar Barışı" çerçevesinde başvuruda bulunup Yapı Kayıt Belgesi alanların hepsinin incelenmesinin tamamlanmadığını; şu veya bu nedenle incelenen daha bir kısım dosyanın bulunduğunu (Datça da dahil mi?) ,
2- Elimizde ayrıntılı bir döküm olmadığından, İmar Barışından yararlanarak Yapı Kayıt Belgesi almak için başvuranların 31 Aralık 2017 günü akşamı itibariyle Muğla genelinde var olan yapılar içindeki oranını bilemiyoruz; ama, Yapı Kayıt Belgesi alanların içerisindeki mevzuata uygun bildirimde bulunanlar ile mevzuata uygun bildirimde bulunmadığı için aldığı Yapı Kayıt Belgeleri iptal olanlara dair kamuoyu ile paylaşılan sayıları biliyoruz. Bu verilen bilgilere göre Muğla'da "İmar Barışı" çerçevesinde alınan 202 bin Yapı Kayıt Belgesinin 3459'unun (yani, 58'de birinin)), Datça'da ise 1848 Yapı Kayıt Belgesinin 274'ünün (yani, 7'de birinin) mevzuata uygun olmayan bildirimler olarak değerlendirilip iptal edildiğini,(Bu durumda, Datça'nın ortalamasının Muğla ortalamasından 8,5 kat daha yüksek olduğu anlaşılıyor, ki ister istemez akla şu sorular geliyor: Bu nasıl olur? Diğer ilçelerdeki sayılar ve oranlar nedir? Acaba, (0) iptalin görüldüğü ilçeler var mıdır? Bunun sırrı nedir? vb. vb...)
3- 2019-2020 yıllarında toplam 619 yıkımın gerçekleştirildiğini; bu yıkımların en çok Bodrum'da (454) ve en az Datça'da (11) olduğunu; 2021 yılında ise, en çok Marmaris'te (21) ve en az Fethiye'de (5) yıkım yapıldığını,
4- İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'ne göre Datça'da 2019-2020-2021 yıllarında toplam 22, Datça Belediyesi'nin verdiği bilgilere göre ise toplam 41 yapının yıkımının gerçekleştirildiğini,
5- Datça Belediyesi'nin verdiği bilgilere göre, bu üç yılda Datça'da toplam 57 yapı hakkında yıkım kararı verildiğini; bu yıkım kararlarının yalnızca 7 adedinin Datça Belediyesi, 50 adedinin İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından verildiğini,
6- Datça'da Yıkılan 41 yapının 24 tanesinin yapı sahipleri, 4 tanesinin Datça Belediyesi ve 13 tanesinin de Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekiplerince gerçekleştirildiğini,
(Buraya kadar sözü edilen sayıların hepsi, "İmar Barışı" kapsamında Yapı Kayıt Belgesi alan ve sonrası süreçte yapılan incelemelerde "mevzuata aykırı" bulunan yapılarla ilgilidir. 2018-2019-2020-2021 yıllarında yapımı bitmiş ya da devam eden ve Yapı Kayıt Belgesi almak için başvuruda bulunmadıkları halde bir biçimde "kaçak" oldukları tespit edilen ve haklarında işlem yapılan yapılar var mıdır? Var ise eğer, sayıları nedir?
Bu konuda soru sormadığımız için, çok doğal olarak, bu konuda hiçbir bilgimiz yoktur.)
7- "Kaçak" yapı sahibinin yıkımına karar verilen yapısını kendisi yıkmaz ise eğer, yıkımı ister Datça Belediyesi, ister İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü ekipleri gerçekleştirsin, belli bir yıkım parası ödediğini,
8- CHP'li belediye başkanlarının yönettiği Bodrum, Milas, Menteşe, Marmaris, Datça ve Fethiye'de, yani hepsinde ve MHP'li belediye başkanının yönettiği Ortaca'da 'İmar Barışı' kapsamında mevzuata uygun olmayan bildirimde bulunduğu için yıkımına karar verilen yapıların var olduğunu; buna karşın, AKP'li belediye başkanlarının yönettiği Yatağan, Kavaklıdere, Ula, Köyceğiz, Dalaman ve Seydikemer'de, yani tamamında mevzuata uygun olmayan bildirimde bulunduğu için yıkımına karar verilen tek bir bina bile olmadığını söylüyor. (İnanmıyor musunuz? Lütfen, devletin resmi bir kurumu olan Muğla İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'nün kamuoyu ile paylaştığı sayılara bir daha göz atın!)
Peki, size ne söylüyor?..
18.03.2021/Datça/Mehmet Erdal
YIKIM ÇÖZÜM MÜ (7)
Doğru, yanlış ya da doğru ama abartılı, her ne ise, gerçeği tam olarak bilemiyorum; halihazırda, tespit edilen "kaçak" yapıların mühürlendiğine ve yıkımına karar verilenlerin yıkımlarının devam ettiğine dair haberler geliyor, bir biçimde kulağıma. Bütün bunlar doğru olabilir mi ki, diye, soruyorum, Datça'yı benden daha iyi tanıdığını bildiğim bazı kişilere; doğruluyorlar. Anlaşılan o ki, bu mühürleme ve yıkımlara her kim ya da hangi makam (Datça Belediyesi, İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü) karar veriyor ise, "kaçak" yapılar sorununun ancak bu şekilde ortadan kaldırılabileceğini ve başkaca bir yolun bulunmadığını düşünüyor olmalı, diyorum, kendi kendime.
Yanlış anlaşılmak istemem! Baştan açık açık söyleyeyim: Bırakın, her kim nereye ve nasıl yapı yapmak istiyor ise yapsın; karışmayın, insanları rahat bırakın, gibi bir düşüncem ve önerim yok. Benim, bu yazılarda savunduğum, bu değil. Okuyorsunuz!
Ben, yerel ve merkezi yönetimin, her ikisinin, bu 'kaçak' yapılar konusunda şu an izledikleri çizgiyi ve var olan uygulamaları sorguluyorum; dahası, kendilerini sorgulamaya davet ediyorum.
Bu "yol", yol mu? Bu yıkımlar, çözüm mü?
Bu kadar!
***
Bir önceki bölümde okumuş olmalısınız: Devletin resmi bir kurumu olan İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'nün kamuoyu ile paylaştığı bilgilere göre, Muğla genelinde, 2019 ve 2020 yıllarında 619 yıkım gerçekleştirilmiş; içinde bulunduğumuz 2021 yılında ise, 231 yapı hakkında yıkım işlemi devam ediyormuş. Aynı kurumun verdiği bilgilere göre, Datça'da, 2019-2020 yıllarında 11 ve 2021 yılında 11 olmak üzere toplam 22 yapı yıkılmış. Datça Belediyesi'nin verdiği bilgilere göre ise, Datça'da 2019-2020-2021 yıllarında toplam 41 yapı yıkılmış. (Bu 41 yapının 24'nü yapı sahibi, 4'nü Datça Belediyesi ve 13'ünü de İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü yıkmış.) Peki bu yapıların yıkım kararlarını kim alıyor, biçimindeki bir sorumuzu, Datça Belediyesi, bugüne kadar alınan 57 kararın 50 adedini İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü, 7 adedini biz aldık, biçiminde yanıtlamıştı.
Anlaşılacağı üzere, şu anki yıkımlardan, farklı oranlarda da olsa, her iki yönetim sorumludur.(%87 İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü, %13 Datça Belediyesi),
Bir başka deyişle, her iki yönetim de, "kaçak" yapıları önlemede, yıkımları, "bir ölçüde ya da kesin olarak caydırıcı bir çözüm yolu" olarak görmekte ve uygulamaktadırlar.
Bu, kesin!
Peki, maksat hasıl olmakta mıdır?
***
Daha önce de yazmıştım, yeniden yazıyorum; Datça Yarımadasındaki yerleşim yerleri, Anadolu'nun binlerce köyü gibi, şu veya bu nedenle, ama asıl olarak 1960'lı-70'li yıllarda 'kırsal kesimdeki çözülmelere' bağlı olarak göç veren ve nüfusu hızla azalan yerleşim yerlerinden değillerdir. (Örn: İzmir ili Tire ilçesi Ayaklıkırı köyü, benim çocukluğumda, yani 1965'lerde 600 civarında nüfusu olan ve iki sınıflı İlkokulunda 110 civarında öğrencisi okuyan bir yerdi; bugün ise, nüfusu 150-200 civarındadır ve İlkokulu kapalıdır; benim 5 yıl öğrencilik yaptığım bina ile daha sonra yapılan bina, virane haldedir. Var olan bir kaç çocuğumuz, taşımalı eğitim görmektedir)
Datça Yarımadasındaki yerleşim yerleri, yarımadanın sahip olduğu özellikler nedeniyle, var olan nüfusu korumuş ve bu nüfus, zaman içerisinde, doğumlar ve dahası, 1970'li yılların başında AK-TUR, bilahare BİLLURKENT, ÖZBEL...vb. büyük sitelerin kurulması ve 1980'li yıllarda devlet tarafından özel olarak desteklenen turizm politikası çerçevesinde başlayan göçler ile artmaya devam etmiştir. (Örn: 1965-5975, 1970- 6.094, 1980-7.532, 1990-10.741, 2000-13.914, 2010-16.475, 2016-20.513, 2020-23.711)
2020 yılı Mart ayında varlığı resmen kabul edilen Covid-19 salgını sonrası hızlanan "Büyükşehirlerden/kalabalıklardan kaçış" eğilimi sonucu yoğunlaşan göç nedeniyle şu anki "fiili nüfusun" kaça ulaştığını ise, bilen yoktur. Sadece, tahmini sayılar ileri sürülebiliyor. (Örn: Av. Ali Kurt, nüfusun, bugün 30.000 civarında olduğunu söylemektedir.)
Görüldüğü üzere, nüfus, 1965'den 1970'e yalnızca 115 (her yıl 23) artarken; 1970'den 1980'e 1438 (her yıl 143), 1980'den 1990'a 3209 (her yıl 320), 1990'dan 2000'e 3173 (her yıl 317), 2000'den 2010'a 2561 (her yıl 256), 2010'dan 2016'ya 4038 (her yıl 673), 2016'dan 2020'ye 3198 (her yıl 799) ve sonrasında, yani 2021 yılında (tahminen) 6289 artmıştır. Artmaya da devam ediyor.
***
Eğer, Datça'nın nüfusu, bu şekilde artmasa, tam aksine, benim köyüm Ayaklıkırı gibi göç nedeniyle azalsa idi, hiç şüphesiz, Datça Yarımadasında muhtemelen su, çevre kirliliği, denizin kirlenmesi, tarım alanlarının yok edilmesi, ulaşım vb. olduğu gibi yapı sorunu da yaşanmayacaktı; tam aksine, yapı fazlalığı görülecekti. Eğer, nüfus, 1965 ile 1970 arasında görüldüğü gibi yalnızca doğum yoluyla artsa idi, elbette bir miktar yapı sorunu yaşanabilecek, ama bu sorun, ciddi bir boyuta ulaşamayacak; bir biçimde çözülebilir olacaktı.
Ancak, Datça'nın nüfusu, verilen sayılardan da anlaşılacağı üzere, doğumların yanı sıra ve asıl olarak önceleri AK-TUR vb. siteler, daha sonra Özal'lı yıllarda ülkenin ana gelir kaynaklarından birisi olarak görülen ve bu nedenle özel olarak teşvik edilen turizm çerçevesinde baş gösteren göçler nedeniyle çok hızlı biçimde artmaya başlamış; bu da, doğal olarak, Datça'da, diğer sorunlar gibi ciddi bir yapı sorununa da yol açmıştır.
1970'li yılların başından itibaren baş gösteren ve yıllar içinde ciddi bir boyuta ulaşan bu yapı sorunu karşısında hem yerel hem de merkezi yönetim 'Bekleyin, halledeceğiz' demekten başka bir şey yapmamış; ama öte yandan, turizmi, haliyle turizm çerçevesinde (konut, otel, apart, iş yeri vb.) 'kaçak' yapılaşmayı teşvik etmeye devam etmişlerdir. (İmar planının olmadığı, dahası, olmadığının bilindiği halde çıkarılmadığı bir yerde turizmi teşvik, bir yönüyle, turizmin "olmazsa olmaz"larından olan konut, otel, apart, iş yeri vb. yapılaşmada 'kaçağı' teşviktir; başka bir şey değil. 2017 yılı itibariyle nüfusu 20799 olan bir yerde 1848 adet yapının-konut, iş yeri, ahır, kümes, eklenti vb.- "İmar Barışı" çerçevesinde Yapı Kayıt Belgesi alması ve bunların 274 adetinin belgesinin 'mevzuata uygun olmaması' nedeniyle iptal edilmesi; dahası, 2018-2019 ve özellikle 2020 ve 2021'de bu çerçevede yaşanılanlar, bu söylediklerimin kanıtlarıdır.)
Bu nedenledir ki, merkezi yönetim tarafından 1986'da ve 2017'de çıkarılan "Af"lara karşın, Datça'da "yapı sorunu" her daim var olmaya devam etmiştir; halihazırda da devam etmektedir.
***
Bugün gelinen noktada, yerel ya da merkezi yönetim düzeyinde herhangi bir güç, ne yaparsa yapsın, Datça Yarımadasında, zamanı, 1970'lere, 80'lere, 90'lara, 2000'lere, 2010'lara ve hatta 2020 yılı Mart ayı öncesine götüremeyeceğine göre, yapılması gereken, döne döne yazıp durduğumuz nedenlerle artan ve artmaya devam edeceği anlaşılan nüfusun zorunlu yapı gereksinimini karşılayacak şekilde her yerleşim biriminin imar planını o yerde yaşayan halkla birlikte ivedi olarak çıkarmaktır; bu sorunu, Datça'da, çözüm bekleyen ilk sorunlardan birisi olarak görmektir.
Artan nüfusun bu yapı ihtiyacını yok kabul ederek ya da çözümü fi tarihine bırakarak, bu zorunlu ihtiyacın yurttaşın, kendisi tarafından bir biçimde (plansız, programsız) kapatılmaya çalışılmasının ifadesi olarak ortaya çıkan 'kaçaklar' ile şimdi olduğu gibi para cezası keserek, mühürleyerek, yıkarak vb. biçimlerde polisiye tedbirlerle mücadele etmeye çalışırsanız, beklenen yarardan daha çok farklı sorunlara yol açarsınız.
İnanmıyor musunuz?
Tarihe bakın!
22.03.2021/Datça/Mehmet Erdal
HEPİMİZ GÖÇEBEYİZ! (8)
3 yıl önce, bir vesile ile yine yazmıştım: 1994 yılında, 3-4 arkadaş, birlikte yaptığımız pazarcılık işinde, yeni pazar yerleri bulmak için rotayı sahile çevirmiştik; iki yıldır Yaz aylarında tezgah açtığımız Kuşadası Nazilli Halk Pazarında sezon bitince önce Fethiye'ye gitmiş, sonra, sırasıyla İçmeler, Marmaris ve yanılmıyorsam 17 Eylül Cumartesi günü yolumuz Datça'ya düşmüştü.
17 Eylül günü, sabaha karşı, siyah renkli Opel marka eski model bir taksi içerisinde Emecik'i ve Karaincir'i geçtikten biraz sonra, Datça'nın şimdilere göre oldukça az olan ve karanlıkta belli belirsiz fark edilebilen ışıklarını görmüş, heyecanlanmış ve yanımda bulunan arkadaşlarıma, işte, demiştim, ben, cezaevinde yatarken, yıllarca böyle bir yerin hayalini kurup durdum; ben, burada kalacağım. Buraya yerleşeceğim!
Düşünün, işimiz nedeniyle, kendimize yeni pazarlar bulabilmek umuduyla çıktığımız yolda, hasbelkader uğradığımız Datça'ya, ben, ilk gördüğüm gün, daha hiç bir özelliğini bilmezken, yerleşmeye karar vermiştim.
Geliş, o geliş.
Gel zaman git zaman, 37 yaşından sonra zorunluluktan başladığım (ve tam 25 yıl sürdürdüğüm) işimde bata çıka yol aldım ve nihayet, Datça'ya gelmeye ve yerleşmeye ikna olan eşim ile şimdiki evimizin bulunduğu arsayı, 2000 yılında, o yıllarda emlak bürosu bulunan ve aynı zamanda YTP (Yeni Türkiye Partisi) İlçe Başkanı olan (kulakları çınlasın ya da bu yazıları okuyorsa, sevgilerimi iletiyorum) Dursun Çümen aracılığıyla satın aldık.
2001 yılında, Datça'ya taşındık ve Doğuş Sitesi'nde kiraladığımız bir evde oturmaya başladık. 2002 yılında, bir tanıdığın yönlendirmesi sonucu, ilk gençlik yıllarımızdan gıyaben adını bildiğimiz ve bilahare bir vesile ile tanıştığımız mimar Necati (Sağır) abiye gittik; derdimizi anlattık. Tamam, dedi ve şu an içinde yaşadığımız evimizin planlarını çizmeyi kabul etti.
Bir gün, onun çizimleri yaptığı büroda oturuyoruz; konuşma sırasında, nasıl oldu bilemiyorum, laf dolaştı geldi ve eşim, Necati abi, dedi, Datça hep böyle kalsa ve bozulmasa, çok iyi olur, değil mi? Bizden çok önceleri Datça'ya gelmiş, yerleşmiş ve epey yol almış olan Necati abi gülümsedi; her yeni gelen, dedi, aynı şeyi söylüyor; kendisinin Datça'ya gelip yerleşmeye hakkı olduğunu düşünüyor ve Datça hep böyle, yani gördüğü/sevdiği andaki gibi kalsın, bozulmasın, haliyle kendinden sonra başkaca hiç kimse gelmesin, istiyor...
Bu konuşma hiç aklımdan çıkmaz.
***
Datça'ya ilk adım atışımın üzerinden 27, gelip yerleştiğimiz tarihin üzerinden ise tamı tamına 20 yıl geçti; bu süre içerisinde Datça'ya ve Datça'nın sorunlarına ilişkin ne zaman bir tartışma olsa, mutlaka, o tartışmada bulunanlardan birinin ya da bir kaçının, eşimin benzeri konuştuklarına tanık oldum.
Şimdilerde, gündemde olan 'kaçak' yapılar ve yıkımlarının tartışılması çerçevesinde, bu söylem, farklı kişilerce, yüksek sesle yeniden dillendirilmeye ve bu çerçevede, farklı yerel İnternet sitelerinde bazı paylaşımlarda bulunulmaya başlandı.
***
Bu söylemin bugün yeniden dile pelesenk edilmesindeki muradımız, eğer, Datça'nın, bugün sahip olduğu doğal ve tarihi güzelliklerinin korunması, bozulmaması ve gelecek kuşaklara devredilmesi ise, hiç şüphesiz, bu söyleme katılmayacak ve aksini iddia edecek tek bir kişi bile çıkmaz; aklı başında kim savunur ki yaşadığı yerde 'kaçak' yapıların yapılmasını, çarpık yapılaşmayı, doğal ve tarihi zenginliklerin hoyratça tarumar edilmesini ve yağmalanmasını? Datça'da yaşama nedeni olan her şeyin yok edilmesini?
Hiç kimse!
Yok, muradımız, bugün gündemde olan 'kaçak' yapıların asıl nedeninin ve haliyle tartışılması gerekenin yerel ya da merkezi yönetimin ya da her ikisinin 'görev/hizmet kusuru' (İmar planlarını zamanında yapmamaları) değil de (Pandemi nedeniyle) artan göç olduğu ve bu nedenle de göçün bir biçimde durdurulması ise, bu iddianın, ciddi olarak sorgulanması ve tartışılması gerekiyor.
***
Diyelim ki, Datça, eşimin "... hep böyle kalsa ve bozulmasa, çok iyi olur, değil mi?" dediği tarihte ya da haydi zamanı biraz daha geriye götürerek söyleyeyim, ilk site olan AK-TUR'un kurulması öncesi bir tarihte korunmaya başlansa, bu çerçevede, "yerleşimin/göçün" önüne aşılması mümkün olmayan bir set çekilse, nasıl olurdu?
Düşünün, 1970'li yılların başındayız; Datça yarımadası, ulaşımın çok zor olduğu bir yer. Toplam nüfus, 6094 ve yıl bazında nüfus artışı maksimum 23 kişi. Varsayalım ki, Datçalılar hayatlarından çok memnunlar. AK-TUR'un kurulacağını öğreniyorlar. Özellikle, AK-TUR'un kendi köy sınırları içinde kalan arazi üzerinde kurulacağını öğrenen Emecikliler, yine varsayalım ki, bu gelişmenin kendilerini ciddi anlamda etkileyebileceğini öngörerek yollara dökülüyorlar; hayır, istemiyoruz, kimse gelmesin, Datça bozulmasın, 'nerede çokluk, orada bokluk', diyorlar. İstediklerini elde ediyorlar ve AK-TUR daha doğmadan, bir varmış bir yokmuş oluyor. Datça, hiç bozulmamış bir biçimde kendi doğal evrimini yaşamaya devam ediyor. Aynı minvalde BİLLURKENT, KARAİNCİR, ÖZBEL vb. büyük sitelerin kurulduğu süreçlerde ya da turizmin özel olarak teşvik edildiği ve Datça'nın keşfedildiği, haliyle Datça'nın göç almaya başladığı Özal'lı yıllarda, haydi o kadar eskiye gitmeyelim, daha yakın tarihlere gelelim; 1990'da, 2000'de, 2010'da ya da 2020 yılı Mart ayı öncesinde, benzer bir tepki gösterilse, o tarihi anın (yıl, ay, gün) milat olması istense ve istenilen de olsa, şu anki Datça nasıl olurdu?
Hele bir düşünün!
Daha önemlisi, milat kabul edilen o tarih (hangisi ise) öncesi Datça'da yaşayan ya da Datça'da yaşamak için gelip yerleşmek istemiş ama önüne çekilen set nedeniyle bu isteği kursağında kalmış birisi olalım; hangi durumda olurduk?
Kendi adıma konuşayım; eğer, bu milat, 1993 yılı olarak belirlense idi, ben 1994 yılı 17 Eylül günü sabaha karşı Karaincir yakınlarında Datça'nın ışıklarını ilk gördüğümde, Allah kahretsin, geç kaldım, bu güzelim yere yerleşemeyeceğim, der, hayıflanır ve kahrolurdum. Eğer bu milat, bizim şu an içinde yaşamımızı sürdürdüğümüz evimizin yapıldığı arsayı almamızdan önce, yani 1999 yılı olarak ilan edilmiş olsaydı, (pazara çıkmaya devam ederdim, sanırım) ben pazarcılık hayatımı, muhtemelen yine 2017 yılında bitirmiş ve şu an ise başka bir yerde yaşıyor, haliyle şimdi sizin okuduğunuz bu yazıları yazmıyor olurdum.
Peki, ya sizler?
(Not: Datça'da yaşayabilecek maksimum nüfusun bilimsel bir çalışma ile belirlenmediği ve bu çerçevede yapılması gerekenlerin yapılmadığı koşullarda gündeme getirilen her "göç/nüfus artışı önlensin" eksenindeki söylem ya yerel ve/veya merkezi yönetimlerin "görev/hizmet kusurlarını" göz ardı etmek/ettirmek amacını taşımaktadır ya da sonuç itibariyle buna hizmet etmektedir. Bu nedenle de, ikide bir gündeme getirilmesi yanlıştır; hele ki, bunu, "göç etme" özgürlüğünü kullanarak Datça'ya gelmiş ve kendine yurt edinmiş birileri yapıyorsa, iki kez yanlıştır!..)
25.03.2021/Datça/Mehmet Erdal
DOĞRU SÖYLEYENİ KİMSE SEVMEZ (9)
"Kasap" namı ile tanınan eski celep Kızlanlı Hasan Kuzu ile daha önce de, "Datçalı Üreticilerin Sonbaharı" başlıklı yazımı yazma sürecinde gidip konuşmuştum; Hasan Kuzu, bende, söylemek istediği sözü söylemekten kaçınmayan bir kişi, kanısı uyandırmıştı. Onun, sıkça tekrar ettiği, çok hoşuma giden bir sözü var: "Doğruları kimse sevmez; ille yamulacaksın!" Bu cümle ile kendisinin "yamuk" bir kişi olmadığını anlatır. Bu nedenle, ilk anlardaki öngörümü aşarak uzayan bu yazı dizisi çerçevesinde mutlaka gidip konuşmak istediğim kişilerden birisiydi.
***
Geçtiğimiz Cuma günü öğle öncesi yola çıktık. Kızlanaltı'ndaki evlerine yaklaştığımızda, beni getiren kızı, aha babam burada, inebilirsin, ben önden gideyim, dedi.
Arabadan indim.
Kasap, yolun sağ tarafındaki kesiğin yola bakan tarafında, elinde çomağı, otların arasına oturmuş, yolun sol tarafında sürülmemiş durumdaki tarlada otlayan koyunları ve bir keçiyi güdüyordu.
Birlikte biraz sohbet ettik ve sonra, haydi eve gidelim, dedi. Yürüdük.
***
Geliş nedenimi biliyordu. Bu 'kaçak' yapıların yıkımı konusunda ne düşünüyorsun?, dedim.
Kızlan'da 17 civarında yıkılacak yapı olduğunu, duymuş. Ben, bu yıkımlara karşıyım, diyerek sözüne başladı. Ona göre, bu yapıları yıkmakla kimin eline ne geçiyordu ki? İnsanlar, bu kışta kıyamette evsiz barksız kalıyordu. Anlattığına göre, Kızlan köyünde, ilk "kaçak" yapı olayı, muhtar Yalçın Dıkık zamanında yaşanmış. Birileri şikayet etmiş. Kaçak olduğu söylenen bina ile ilgili yıkım kararı çıkmış. Şikayet edenleri anlayamıyordu; şikayet etmekle ellerine ne geçiyordu? Bu şikayetler, siyasi yönden yapılıyordu... Neyse, kendisi dahil bazılarının itirazları üzerine, bu yıkım gerçekleşmemişti.
Kızlan'daki ilk yıkım ise, Kösekesiği'nde Nejdet Aytekin tarafında yapılan 2-3 katlı bina imiş. Hala yıkıldığı yerde kalıntılarının görülebildiğini söylediği bu bina, yapıldığı arazinin niteliği gereği, arazinin %5'ini geçmemesi gerekirken, balkonları nedeniyle mi ne, o oranı aşmış ve bu nedenle de yıktırılmış. Sahibi, sonraları, kahrından ölmüş.
Peki, diyorum, o dönemde yapılan binalar için ruhsat alınmıyor muydu?
O günlerde diyor, Örn: Karaköy taraflarındaki binaların çoğu ruhsatsızdı. Yine Örn: ANAP zamanında, Soytok Belediye Başkanı iken, RAY-KENT'te benzeri sorunlar yaşandı... Sonra, bir biçimde çözüldü.
Datça'da ilk site AK-TUR; ben öyle biliyorum. Sonra BİLLURKENT falan geliyor. AK-TUR, işi Devletle bitiriyor, tamam, ama BİLLURKENT'in yerini sizin Kızlan'dan birisi satıyor Kabaklarlı ailesine; o kişi, arazisini sattıktan sonra "Yüz binlik adam" olarak tanınıyor. Bu konuyu anlatır mısın?
Kasap, bu duyumumu doğruluyor; o arazi, o günkü para ile yüz bin TL'ye satıldığı için, o kişi aldığı o para nedeniyle öyle anılır olmuş.
Peki, bu satışı yapan kişi, bu satıştan elde ettiği parayı ne yaptı?, diyorum.
Reşadiye taraflarında bahçeli bir ev almış. BİLLURKENT, o kişi öldükten sonra yapılmış. (Söyleşi bittikten sonra, oğlundan ve kızından, PERİLİ KÖŞK'ün kurulduğu arazinin de Emecikli bir kişi tarafından satıldığını öğreniyorum. Konuşulanlara göre, bu satıştan elde edilen para ile, o zamanlar, bugünkü Ziraat Bankası ile Halk Bankası arasındaki bütün binalar satın alınabilirmiş... Peki, alınmış mı? Hayır!..)
İyi de, bu kişiler, ellerindeki bu çok kıymetli arazileri neden ellerinde tutmayıp da satmışlar?
İleriyi gören mi var?, diyor, Kasap. Başka örnekler de veriyor... Çok ilginç şeyler anlatıyor. Kızlan'ın 1970'ler sonrası yakın tarihini dinliyorum... (Zaman zaman, aileden başkalarının da katıldığı konuşmanın bazı yerlerinde verilen örnekler üzerinde konuşulurken, 'Satmayıp da ne yapacaklardı?' deniyor ve örnek verilen o arazilerin neden satıldığı anlatılıyor. Bu satırları yazarken, pek çok Datçalının 1970'li, 80'li, 90'lı, 2000'li, 2010'lu ve hatta çok daha yakın tarihlerde, atalarından kalan arazileri neden elden çıkardıklarını ya da elden çıkarmak zorunda kaldıklarını sorup öğrenmeden, tartışma götürür duyumlar üzerinden genel bir hükme varılmasının ne kadar yanlış bir şey olduğunu, düşünüyorum...)
Ben, diyorum, yazılarımda, sıkça AK-TUR, BİLLURKENT, ÖZBEL vb. büyük sitelerin adlarından söz ediyorum ya, sanılıyor ki, ben bu siteleri ve siteleşmeyi doğru buluyorum ve savunuyorum; bu kanı yanlış! Ben, onları, olmuş bitmiş ve bugün için geride kalmış birer olay (nesnel olgular) olarak görüyor, ele alıyor ve yol açtıkları sonuçları, bu çerçevede bugünkü 'kaçak' yapıları tartışmaya çalışıyorum. Bu kadar. Sen, bu sitelerin yapılmasını nasıl değerlendiriyorsun?
AK-TUR, diyor, Emeciklilere iş kapısı açtı. Onların yararına oldu. Emecik'te, bazıları, çok kötü durumdaydı. Kendilerini kurtardılar. Ayrıca, AK-TUR vesilesiyle Datça yolu da yapıldı.
Bu sitelerin kurulması ve sonrasında göç etmeye başlayanlar ile köylülerin ellerindeki arazilerin ederi de arttı, diyebilir miyiz?
Evet, diyor; Örn: şu Kızlanaltı 18. Madde uygulaması. Erol Karakullukçu, hiç şüphesiz, bu uygulamayı, Ankara'dan habersiz, kendi başına yapmadı. Ama, 21 yıldır sonuçlandıramadılar. Neden? Herkes kendini düşündü de ondan. Eğer bu Kızlanaltı 18 uygulaması iptal olsun, herkes mağdur olacak. İnsanlara, bunları yaşatmaya kimin hakkı var?
(400.000 m2'lik bir alanı kapsayan bu Kızlanaltı 18. Madde uygulamasının, başlı başına sorgulanması gereken çok önemli bir olay olduğunu, düşünüyorum: Neden bu uygulamaya gidildi? Neden sonuçlanamıyor? Bu uygulamanın kesinleşmesi sonrası Kızlanaltı'nda, Kızlan'da ve Datça'da ne tür gelişmelerin yaşanması olasıdır?.. vb. Bu soruları bir bilene sormak ve yanıtlarını kamuoyu ile paylaşmak isterdim.)
Kim suçlu?
Herkes! Bir şey olsa, Belediye iktidarın üstüne atıyor, iktidar da Belediyenin. Olan sana bana oluyor. Arkadaş, oturun, aranızda anlaşın. Vatandaşın sorununu birlikte çözün.
"Kaçak" yapılar konusunda da mı?
Evet! Birisi, yapın; diğeri, yıkın, diyor. Bu binaların yapıldığını baştan itibaren bilmiyorlar mı? Biliyorlar! Peki, neden baştan müdahale etmiyorlar da bekliyorlar? Şikayet olunca yıkıyorlar? Neden?.. Olan vatandaşa oluyor; dünya kadar zarar ediyor.
Sen ne öneriyorsun?
Yıkımlar durdurulmalı. Bu yıkımların kimseye yararı yok.
Yani, göz mü yumulsun?
Hayır! İlk anda müdahale edilsin. Yapılmasına izin verilmesin. Sonra, Belediye, köy köy dolaşsın. Toplasın köylüleri, onlara anlatsın; kaçak yapı yapmayın, desin. Konuşsun. Onları dinlesin. Dertleri neymiş, öğrensin. Böyle yapılmıyor.
Ne yapılıyor?
Her şey masa başında halledilmeye çalışılıyor.
'Kaçak' yapılar devam ediyor!
İyi de, neden devam ediyor? Bunu sor!
Neden devam ediyor?
İhtiyaç var, ama imar planı yok; ondan!
Nasıl çözülecek?
Belediye yetkisini kullanacak. Devlet de onu onaylayacak ve destekleyecek. Başka yolu yok! Elbirliği ile çözülecek. İmar planları çıkarılacak. Devlet, bu konuda Belediyeye yetki verecek.
***
Eşi Fatma Kuzu, oturduğumuz masaya çatal kaşık getiriyor. Hayırdır?, diyorum; çorba içeceğiz, diyor. Tabakları taşımaya başlıyor. Gelen, sulu nohut yemeği. Yiyoruz. Kasap kalkıyor ve kayboluyor. Nereye gitti?, diyorum. Koyunların yanına gitmiş. Eşi Fatma Kuzu, çay bardaklarını getiriyor. İçiyoruz. Haydi kalk gidelim; benim de işim vardı çarşıda, diyor oğlu; adaşım olur. Kalkıyoruz. Ablası, beni bıraktıktan sonra marketlerine döndüğü için, adaş götürüyor, beni, motosikletiyle...
29.03.2021/Datça/Mehmet Erdal
ÜÇ MAYMUNU OYNAYAMAYIZ (10)
28 Şubat 2021 tarihinden beri 10 yazı yazarak tartışmaya çalıştığım "kaçak" yapılar konusunda, bugün vardığım noktada, düşüncem şudur: Bu sorun, yalnızca Datça'ya has bir sorun olmadığı gibi, büyük ölçüde, yalnızca, "kaçak yapılar" sorunu da değildir; haliyle bu sorunu, büyük çoğunluğu açısından, kişilerin şu veya bu nedenle işledikleri ama gerçekte, isteselerdi işlemeyebilecekleri bir "suç" olarak görmek, ele almak ve o çerçevede bir değerlendirme yapmak, yanlıştır!
Bu sorun, bir benzetme yapmak gerekirse, özünde, 1960'lı-1970'li yıllarda büyük illerin kenar mahallelerinde pıtrak gibi boy veren "Gecekondular" gibi toplumsal bir sorundur; o çerçevede ele alınmalıdır.
Bu nedenle de, bu sorun karşısında üç maymunu oynayamayız! (Görmedim, duymadım ve bilmiyorum/fikrim yok, diyemeyiz!) Ne düşündüğümüzü, açık açık söylemeliyiz.
***
Tartışma konumuz olan "kaçak" yapılar, Datça'da ve sahillerde, pat diye bugün ortaya çıkmadılar. Yalnızca, 2020 yılı Mart ayı (Pandemi) sonrası yoğunlaşan 'göç' ile birlikte göze batmaya başladılar ve bunun sonucu, tartışma konusu olarak gündemimize girdiler.
Şöyle ki:
1960'lı-70'li yıllarda kırsal kesimlerin "kapitalizm için pazara açılması/çözülmesi" ve bu çerçevede başlayan "büyük yerleşim birimlerine göç", o yıllarda, özellikle büyük illerin kenar mahallelerinde "Gecekondular"ı ortaya çıkardı. Sahillerin keşfedilmesi ve özellikle, 1980'li (Özal'lı) yıllarda özel olarak teşvik edilmeye başlanan 'Turizm' ile birlikte başlayan 'göç' ise sahillerde nüfusun olağanüstü artışını ve tartışma konumuz olan "kaçak" yapıları gündeme getirdi.
Örn: tapulama işlemlerinin bile 1980'li yıllarda yapılabildiği bir yer olan yarımadamızda nüfus 1965-1970 arası her yıl ortalama 23 kişi artarken, 1970'li yıllarda başlayan sitelerin kurulması ve bunu takip eden 'göç' sürecinde 1970-80 arası 143, 1980-90 arası 320, 1990-2000 arası 317, 2000-2010 arası 256, 2010-2016 arası 673, 2016-2020 arası 799 ve sonrasında tahminen 6.289 kişi arttı. ( Yarımadanın nüfusu 1965'de 5.975, 1970'de 6.094, 1980'de 7.532, 1990'da 10.741, 2000'de 13.914, 2010'da 16.475, 2016'da 20.513, 2020'de 23.711... dir.)
Datça'da, bu ölçüde artan nüfusun ve turizmin gereksinimi olan yapılar, merkezi ve/veya yerel yönetimler tarafından "mevzuata uygun" olarak üretilemeyince ( ki bu bir 'görev/hizmet kusuru' dur), doğal olarak, "kaçak" yapılar olgusu ortaya çıktı.
1986 yılı öncesi yapılan "kaçak" yapılar, 1986 yılında çıkarılan "Gecekondu Affı" ile yasallaştırıldı. Ama, sorun bitmedi; hızlı nüfus artışı ve turizm, "kaçak" yapıları yaratmaya devam etti. Nitekim, 1986 sonrası yapılan ve 2017 yılında çıkarılan "İmar Barışı" kapsamında "Yapı Kayıt Belgesi" alan "kaçak" sayısı 1.848'dir; yani, Datça'da, 1986-2017 yılları arasında her yıl ortalama 60 kaçak yapı (konut, iş yeri, eklenti, ahır, kümes vb) yapılmış.
2017 yılında nüfusu 20.799 olan küçük bir sahil kentinde bu sayı normal midir?
Peki, 2017 sonrası "kaçak" yapı olayı bitmiş midir?
2018-2019-2020 ve hatta içinde bulunduğumuz 2021 yılında duyduklarımız, gördüklerimiz ve resmi makamların açıklamalarından öğrendiklerimiz (ihbarlar, tutulan resmi tutanaklar, kesilen para cezaları, mühürlemeler ve yıkımlar), devam ettiğini gösteriyor.
Peki, bundan sonra da devam eder mi?.. Evet, devam eder!
Devam etmez, diyen var mı?.. Yok!
Peki, devam etmeli mi? Hiç şüphesiz ki, kocaman bir HAYIR!
***
Bugün, ÖÇK (Özel Çevre Koruma) Bölgesi olan Datça'mızda, sınırlı olduğu söylenen su kaynakları, yerleşim alanları vb. olanaklar çerçevesinde Yaz-Kış maksimum kaç kişinin yaşayabileceği bilimsel olarak belirlenmeden, bu konuda ortaklaşa bir bakış açısı sağlanmadan, bilinç oluşturulmadan ve bu çerçevede gerekli imar planları çıkarılmadan, sözlü ya da yazılı olarak, farklı biçimlerde, devam eden göçün bir biçimde durdurulmasını, şu anki gidişatı durdurmada bir çözüm yolu olarak öneremeyiz ve savunamayız. Çünkü, bu öneri hem gerçekçi değildir hem de var sayalım ki merkezi ve özellikle yerel yönetimce kabul edilip denendi, yeni mağduriyetler ve yeni sorunlar yaratmaktan başka hiç bir işe yaramaz.
Tartışma konumuz olan "kaçak" yapıların, gerçekte, zorunluluğun (İmar planlarının çıkarılmamasının) bir sonucu olarak değil de keyfiyetin/suistimalin bir sonucu olarak ortaya çıktığını ya da bazı kişiler, çevreler vb. tarafından (doğal ve tarihi sit alanları ile tarım ve orman arazilerine rasgele yapı kondurularak vb...) suistimal edildiğini (ki doğrudur) ileri sürülerek, külliyen mahkum edilmesi ve derhal yıkılması gerektiğini de savunamayız. Bu yaklaşım, bu sorunun ortaya çıkışında merkezi ve yerel yönetimlerin asıl sorumlular olduğu gerçeğini göz ardı etmekle kalmıyor, aynı zamanda onları aklıyor.
Dahası, bazılarının istedikleri yapıları istedikleri her yerde (doğal ve tarihi sit alanları ile tarım ve orman arazileri de dahil) istedikleri gibi yapabildikleri, gerekirse, bu amaçla var olan yönetmelikleri ve yasaları değiştirtmeyi ya da yenilerini çıkartmayı başardıkları ülkemizde, bu yaklaşım, yalnızca, zorunluluk nedeniyle "kaçak" yapı yapan vatandaşın başına, yaptığı "kaçak" yapının yıkılmasını savunmak anlamına geliyor; başka bir şey değil! Bu gerçeği görelim!
Bugün, yalnızca Datça'da değil, Ege ve Akdeniz başta olmak üzere bütün sahil kentlerinde gözlemlenen "kaçak" yapılar konusunda bir suçlu/sorumlu aranıyorsa, bu suçlu/sorumlu, o "kaçak" yapıları yapmak zorunda kalan/bırakılan vatandaşlar değillerdir; turizmin ve onun yol açtığı göçün zorunlu gereksinimlerinden ('olmazsa olmazlarından') olan otel, apart, iş yeri, konut vb. yapıları "yasal mevzuat" çerçevesinde yeterli miktarda üretmeyi ya da üretilebilmesinin koşullarını yaratmayı beceremeyen, iş'i oluruna bırakan merkezi ve yerel yönetimlerdir.
Vatandaş, eğer, imar planının olduğu bir yerde, ben imar planı falan bilmem diyor ya da sahip olduğu olanaklara (mal varlığına, farklı türden ilişkilerine) güvenerek, istediği gibi hareket ediyorsa, ancak o zaman suçludur. Ha, o imar planı yetersizdir, şudur, budur... O ayrı bir tartışma konusudur.
***
Son bir not: Devam eden göçün durdurulması çağrılarına ve/veya imar planlarının olmadığı yerlerde yapılmış bitmiş "kaçak" yapıların yıkılmasına karşı çıkılmasını, "kaçak yapıları" savunmak olarak değerlendiremeyiz. Bu karşı çıkışlar, toplumsal bir sorun olan "kaçak yapıların", bu yollarla önlenmesinin mümkün olmadığını bir biçimde anlatmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. O kadar!
01.04.2021/Datça/Mehmet Erdal
