5 Temmuz 2020 Pazar

2020.07.06.CEZAEVİ YAZILARI-10 EĞİTİM ÇALIŞMALARIMIZ ÜZERİNE GÖZLEMLER

  Hiç yorum yok

     CEZAEVİ YAZILARI-10: EĞİTİM ÇALIŞMALARIMIZ ÜZERİNE GÖZLEMLER...
     Nihayetinde, bir biçimde gündeme gelen (kişisel değil; o ayrı bir konudur; burada sözü edilen, toplu olanıdır) ideolojik-teorik eğitim çalışmaları üzerine ilk anlarda yaptığımız gözlemlere dayanarak, somut öneriler içeren aşağıdaki yazıyı yazdık.
                          “EĞİTİM ÇALIŞMALARIMIZ ÜZERİNE GÖZLEMLER...
     Eğitimden, salt entelektüel kazanım ya da kitaplar içinde kaybolmanın anlaşılmaması gerektiği, tartışılmadan kabul görmeli. Ancak biz, yine de aksini düşünerek, eğitimden geniş anlamıyla somutumuza dair söyleşelim.
     İçinde bulunduğumuz koşullar nedeniyle, eğitimimizi, somut mücadele pratiğinde, geniş kapsamlı ele alamıyoruz. Yani ülkedeki dinamikler, yapılar, politikalar vb. üzerine somut ve belirleyici üretimde bulunamıyoruz. Bunun da nedeni, somut koşullardan kopuk olmamızdır. Ama yine her şeye rağmen bir şeyler saptamak ve söylemek olası; ne var ki belirleyici olmadığını bilmeli. Peki eğitimimizin içeriği ve biçimi nasıl olacak? Hangi gereksinimi karşılayacak ve neye hizmet edecek?
     Eğitimimiz çok yönlü olabilecektir. Dışarının sıcak ve geniş pratiğinden koparılmış olan bizlerin, özellikle olumsuz özelliklere sahip kılınmaya çalışılmış olan mevcut koşullar içinde, eğitiminin can sıkıcı bir hal almaması, canlı ve renkli olması gerekir. Bunun sağlanmasının birinci koşulu, herkesin eğitimin gerekli olduğuna inanmasıdır. İkincisi, özverili çabalarla somut olarak ve programlı bir biçimde hayata geçirilmelidir. Üçüncüsü, her insan kendisinin ve mensubu olduğu hareketin geçmiş değerlendirmesini eleştirisel bir gözle yapabilmelidir.
     A. Cezaevinde bulduğumuz bu olanaklar, eğitimimizin daha olumlu kılınmasına bir zemindir. Ama görünen o ki, bizler bu olanakları yeterince değerlendiremiyoruz. Bu saptamayı yapmama neden olan hayli veri var. Elbette ki bu veriler, daha çok kişisel gözlemlerimdir. Tartışılmaya açıktır ve tartışılmalıdır da.
     Panoya katılım ya da panonun yazılarının okunup değerlendirmelerinin yapılması, olması gerekenin çok altında seyretmekte. Pano, eğitimde bir araç olabilirdi, olmalıydı da.
     Tartışma toplantıları, en canlı ve en verimli eğitim araçlarımızdır. Tartışmalarda üretkenlik, zenginlik, topluluğa mal etme, katılım vb. ögelerin bizzat örgütlenmesi söz konusudur. Bu tartışmaların sık sık yapılması can sıkıcı oluyorsa, o zaman tartışmaların sınırlandırması çözüm olarak önümüze gelmeli; can sıkıcılığın nedenleri araştırılmalı ve nedenlerin üzerine gidilmelidir. Bunun yapılabilmesini, üç-beş arkadaşın omuzlarına yüklememeliyiz. Sahip çıkılması gereken değerleri ve ögeleri inatla savunmalı, bunların yaşamımızda kaybolmaması için sahip çıkmalıyız.    Katılım, üretim, eleştiri ve öz eleştiri, iç sorumluluk vb. ögeler, bir yaşam gerekçeleri olmalıdır. Çok doğaldır ki, geçmişimizden bugüne taşınan kişilik, alışkanlık vb. olumsuzluklar, her zaman olması gereken bu ögeleri baskı altına alacak ve bunların gerilemesi, hatta yok olmasına neden olabilecektir. Bir başka deyişle, doğru olan devrimci yaşamımızın ögeleri ile olumsuz olan ve geçmişten kalan yanlarımız sürekli çatışma halinde olacaktır. Bu çatışmadan hangisinin galip gelip çelişkiyi çözümleyeceği ise sorumluluk ve özveri anlayışımıza bağlı olacaktır. Bu noktada da, sorumluluk anlayışını ve özveriyi yaratıp geliştirecek olanın ise, iradi yönlendirme olacağını vurgulamak isterim. İradi yönlendirme, dönem dönem bazı arkadaşların omuzlarına yüklenecektir. Daha iyi olanı, elbette ki, iradi yönlendirmeyi, sayısal bakımdan daha çok kişiye mal etmektir. Ama iradenin kolektifliği, ancak eğitimle, tartışmalarla vb. mekanizmalarla kazanılır.
     Yaşamımızın her alanı, karşıtlarla dolu değil midir? İyinin olması, kötünün olmasıyla anlam kazanmaz mı? O halde, katılımın ve üretimin (doğal sonuç eğitimdir) sağlanabileceği mekanizmaları sürekli üretmek ve canlı tutmak gerekir.
     Son zamanlarda görülen şu ki, tartışmalar, can sıkıcı oluyor ve tahammül edilemiyor. Bu durumda, süreyi kısa tutmak ya da konuşmacıların tek söz hakkına sahip olması gibi önlemler geliştiriliyor. Bu, tehlikeli ve olması gerekeni geriye götürecek bir yaklaşımdır. Bunun yerine, şöylesi çözümlere başvurulabilir: Yapılacak tartışmalardan önce (3-5 gün) herkesin haberdar edilmesi ve herkese hazırlanabilme olanağının tanınması; tartışma, sıkıcı bir havaya girdiğinde ara vermek ya da ertelemek (bitirmek değil); süreleri, aşırı ölçüde (on gün gibi) devam ettirmemek vb. Burada esas vurgulanması gereken nokta şudur: tartışmanın en kötü biçimi bile, durağanlıktan ve edilgenlikten iyidir. O halde tartışmaların sınırlandırması, aniden yapılması ya da 'hep aynı şeyler söyleniyor' 'kimse kimsenin zamanını boşa yemesin' gibi gerekçelerle ortadan kalkmasına (bu anlayış sonucu uzun vadede kalkar) hizmet edecek bir saplantıya düşülmemeli. Tartışmaların daha verimli, daha üretken ve daha zengin kılınmasını yine tartışarak sağlamak durumundayız. Aynı zamanda dar bakış açısını genişletecek bir mekanizma oluşturabilmemizin yoludur da tartışmalar.
     Eğitim çalışmalarının gruplar tarzında örgütlenişi, o çalışmaları daha verimli kılar. Bu doğrudur.    Ancak bu grupların kendi içlerinde uygunluk şartları da aranmalıdır. Bu da, gönüllü birlikte olmayı içerecektir.
     Bu çalışmaların dışında, periyodik olarak (örneğin 15 günde bir), her isteyen arkadaşımızın istediği bir konuyu hazırlayıp gelerek genele yönelik tartışabilmesinin olanağını yaratmalıyız. Bu, üretkenliği ve tartışma konularının çeşitliliğini sağlamada itici bir rol üstlenecektir.
     Yazıların yazılması, üretkenliğin ve katılımın sağlanmasının diğer bir aracıdır. 'Ne gerek var yazılara? Başkaları yazıyor da okunuyor mu?' gibi gerekçeler, bu aracın, son tahlilde yadsınması anlamına gelir. Yazılar okunmuyorsa, bu, okumayanların eksikliğidir. Yazıları daha okunur bir hale getirmek ve bunun yollarını aramak, bir çözüm biçimi olabilir. Her arkadaşımız 15 günde bir veya genel seminerde vereceği konuları, ayrıca eğer yapıyorsa, kişisel çalışmalarını yazmalıdır. Bunun çok yönlü yararları vardır. Bilgi birikimi, çeşitliliği, tartışmaya katılımı, üretkenliği, yazım yeteneğini vb. geliştirir.
     Bu yazım ya da düşünce belirtme, doğal olarak, farklı yaklaşım ve yorumlardan mütevellit olacaktır. Bunun sakıncaları olmaz. Tam aksine berraklık, birlik ve zenginlik kazandırır.
     Düşüncelerin gelişimi, ancak açıklanırsa ve tartışılırsa sağlıklı olur. Bir takım kaygılar nedeniyle bu vb. çalışma ve olanaklar ortadan kaldırılmamalı ya da engellenmemelidir...
     25-12-1987/AYDIN”
     06.07.2020/Datça
     Mehmet Erdal


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder