2020.07.06.CEZAEVİ YAZILARI-10 EĞİTİM ÇALIŞMALARIMIZ ÜZERİNE GÖZLEMLER
CEZAEVİ YAZILARI-10: EĞİTİM
ÇALIŞMALARIMIZ ÜZERİNE GÖZLEMLER...
Nihayetinde, bir biçimde gündeme
gelen (kişisel değil; o ayrı bir konudur; burada sözü edilen,
toplu olanıdır) ideolojik-teorik eğitim çalışmaları üzerine
ilk anlarda yaptığımız gözlemlere dayanarak, somut
öneriler içeren aşağıdaki yazıyı yazdık.
“EĞİTİM ÇALIŞMALARIMIZ ÜZERİNE GÖZLEMLER...
Eğitimden, salt entelektüel
kazanım ya da kitaplar içinde kaybolmanın anlaşılmaması
gerektiği, tartışılmadan kabul görmeli. Ancak biz, yine de
aksini düşünerek, eğitimden geniş anlamıyla somutumuza dair
söyleşelim.
İçinde bulunduğumuz koşullar
nedeniyle, eğitimimizi, somut mücadele pratiğinde, geniş kapsamlı
ele alamıyoruz. Yani ülkedeki dinamikler, yapılar, politikalar vb.
üzerine somut ve belirleyici üretimde bulunamıyoruz. Bunun da
nedeni, somut koşullardan kopuk olmamızdır. Ama yine her şeye
rağmen bir şeyler saptamak ve söylemek olası; ne var ki
belirleyici olmadığını bilmeli. Peki eğitimimizin içeriği ve
biçimi nasıl olacak? Hangi gereksinimi karşılayacak ve neye
hizmet edecek?
Eğitimimiz çok yönlü
olabilecektir. Dışarının sıcak ve geniş pratiğinden koparılmış
olan bizlerin, özellikle olumsuz özelliklere sahip kılınmaya
çalışılmış olan mevcut koşullar içinde, eğitiminin can
sıkıcı bir hal almaması, canlı ve renkli olması gerekir. Bunun
sağlanmasının birinci koşulu, herkesin eğitimin gerekli olduğuna
inanmasıdır. İkincisi, özverili çabalarla somut olarak ve
programlı bir biçimde hayata geçirilmelidir. Üçüncüsü, her
insan kendisinin ve mensubu olduğu hareketin geçmiş
değerlendirmesini eleştirisel bir gözle yapabilmelidir.
A. Cezaevinde bulduğumuz bu
olanaklar, eğitimimizin daha olumlu kılınmasına bir zemindir. Ama
görünen o ki, bizler bu olanakları yeterince değerlendiremiyoruz.
Bu saptamayı yapmama neden olan hayli veri var. Elbette ki bu
veriler, daha çok kişisel gözlemlerimdir. Tartışılmaya açıktır
ve tartışılmalıdır da.
Panoya katılım ya da panonun
yazılarının okunup değerlendirmelerinin yapılması, olması
gerekenin çok altında seyretmekte. Pano, eğitimde bir araç
olabilirdi, olmalıydı da.
Tartışma toplantıları, en
canlı ve en verimli eğitim araçlarımızdır. Tartışmalarda
üretkenlik, zenginlik, topluluğa mal etme, katılım vb. ögelerin
bizzat örgütlenmesi söz konusudur. Bu tartışmaların sık sık
yapılması can sıkıcı oluyorsa, o zaman tartışmaların
sınırlandırması çözüm olarak önümüze gelmeli; can
sıkıcılığın nedenleri araştırılmalı ve nedenlerin üzerine
gidilmelidir. Bunun yapılabilmesini, üç-beş arkadaşın
omuzlarına yüklememeliyiz. Sahip çıkılması gereken değerleri
ve ögeleri inatla savunmalı, bunların yaşamımızda kaybolmaması
için sahip çıkmalıyız. Katılım, üretim, eleştiri ve
öz eleştiri, iç sorumluluk vb. ögeler, bir yaşam gerekçeleri
olmalıdır. Çok doğaldır ki, geçmişimizden bugüne taşınan
kişilik, alışkanlık vb. olumsuzluklar, her zaman olması gereken
bu ögeleri baskı altına alacak ve bunların gerilemesi, hatta yok
olmasına neden olabilecektir. Bir başka deyişle, doğru olan
devrimci yaşamımızın ögeleri ile olumsuz olan ve geçmişten
kalan yanlarımız sürekli çatışma halinde olacaktır. Bu
çatışmadan hangisinin galip gelip çelişkiyi çözümleyeceği
ise sorumluluk ve özveri anlayışımıza bağlı olacaktır. Bu
noktada da, sorumluluk anlayışını ve özveriyi yaratıp
geliştirecek olanın ise, iradi yönlendirme olacağını vurgulamak
isterim. İradi yönlendirme, dönem dönem bazı arkadaşların
omuzlarına yüklenecektir. Daha iyi olanı, elbette ki, iradi
yönlendirmeyi, sayısal bakımdan daha çok kişiye mal etmektir.
Ama iradenin kolektifliği, ancak eğitimle, tartışmalarla vb.
mekanizmalarla kazanılır.
Yaşamımızın her alanı,
karşıtlarla dolu değil midir? İyinin olması, kötünün olmasıyla
anlam kazanmaz mı? O halde, katılımın ve üretimin (doğal sonuç
eğitimdir) sağlanabileceği mekanizmaları sürekli üretmek ve
canlı tutmak gerekir.
Son zamanlarda görülen şu ki,
tartışmalar, can sıkıcı oluyor ve tahammül edilemiyor. Bu
durumda, süreyi kısa tutmak ya da konuşmacıların tek söz
hakkına sahip olması gibi önlemler geliştiriliyor. Bu, tehlikeli
ve olması gerekeni geriye götürecek bir yaklaşımdır. Bunun
yerine, şöylesi çözümlere başvurulabilir: Yapılacak
tartışmalardan önce (3-5 gün) herkesin haberdar edilmesi ve
herkese hazırlanabilme olanağının tanınması; tartışma, sıkıcı
bir havaya girdiğinde ara vermek ya da ertelemek (bitirmek değil);
süreleri, aşırı ölçüde (on gün gibi) devam ettirmemek vb.
Burada esas vurgulanması gereken nokta şudur: tartışmanın en
kötü biçimi bile, durağanlıktan ve edilgenlikten iyidir. O halde
tartışmaların sınırlandırması, aniden yapılması ya da 'hep
aynı şeyler söyleniyor' 'kimse kimsenin zamanını boşa yemesin'
gibi gerekçelerle ortadan kalkmasına (bu anlayış sonucu uzun
vadede kalkar) hizmet edecek bir saplantıya düşülmemeli.
Tartışmaların daha verimli, daha üretken ve daha zengin
kılınmasını yine tartışarak sağlamak durumundayız. Aynı
zamanda dar bakış açısını genişletecek bir mekanizma
oluşturabilmemizin yoludur da tartışmalar.
Eğitim çalışmalarının
gruplar tarzında örgütlenişi, o çalışmaları daha verimli
kılar. Bu doğrudur. Ancak bu grupların kendi içlerinde uygunluk
şartları da aranmalıdır. Bu da, gönüllü birlikte olmayı
içerecektir.
Bu çalışmaların dışında,
periyodik olarak (örneğin 15 günde bir), her isteyen
arkadaşımızın istediği bir konuyu hazırlayıp gelerek genele
yönelik tartışabilmesinin olanağını yaratmalıyız. Bu,
üretkenliği ve tartışma konularının çeşitliliğini sağlamada
itici bir rol üstlenecektir.
Yazıların yazılması,
üretkenliğin ve katılımın sağlanmasının diğer bir aracıdır.
'Ne gerek var yazılara? Başkaları yazıyor da okunuyor mu?' gibi
gerekçeler, bu aracın, son tahlilde yadsınması anlamına gelir.
Yazılar okunmuyorsa, bu, okumayanların eksikliğidir. Yazıları
daha okunur bir hale getirmek ve bunun yollarını aramak, bir çözüm
biçimi olabilir. Her arkadaşımız 15 günde bir veya genel
seminerde vereceği konuları, ayrıca eğer yapıyorsa, kişisel
çalışmalarını yazmalıdır. Bunun çok yönlü yararları
vardır. Bilgi birikimi, çeşitliliği, tartışmaya katılımı, üretkenliği, yazım yeteneğini vb. geliştirir.
Bu yazım ya da düşünce
belirtme, doğal olarak, farklı yaklaşım ve yorumlardan mütevellit
olacaktır. Bunun sakıncaları olmaz. Tam aksine berraklık, birlik
ve zenginlik kazandırır.
Düşüncelerin gelişimi, ancak
açıklanırsa ve tartışılırsa sağlıklı olur. Bir takım
kaygılar nedeniyle bu vb. çalışma ve olanaklar ortadan
kaldırılmamalı ya da engellenmemelidir...
25-12-1987/AYDIN”
06.07.2020/Datça
Mehmet Erdal



Hiç yorum yok :
Yorum Gönder