2020.07.19.BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ-6 UMUT BİTİYOR MU
BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA
PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ-6: UMUT BİTİYOR MU?
Çarşamba günü Özbel Üretici
Pazarı'na tezgah açıp, satış yapan ve tezgahındaki ürünlerini
satıp bitirdikten sonra Kızlan'a (evine) dönmek için traktörü
ile yola çıkan bir üretici pazarcıdan duydum, belediyenin, bazı
sebze ve meyve satıcılarına, tek-çift numara uygulamasına aykırı
olarak açmamaları gereken günde de tezgah açtıkları için para
cezası verdiğini ve bu cezaların tebliğ edildiğini; ahha! dedim,
bunu duyunca, Başkan, Temmuz ayı olağan Meclis toplantısında bu
konuya değinmiş ama ben Başkanın bu konuşmasını 'bir uyarı
konuşması' olarak değerlendirmiş ve yayınladığım yazımda hiç
sözünü etmemiştim; canlı yayında duyan duymuştur ve her duyan
olmasa da bazıları duyduğunu bir başkasına anlatmıştır ve
böylece bu uyarı belli bir çevrede yayılmıştır, diye
düşünmüştüm. Kaç kişiye ve ne kadar para cezası verilmiş?,
diye sordum, üreticiye. Sayıyı bilemediğini ama para cezasının
900- 1000 TL. civarında olduğunu duyduğunu, söyledi.
Anlaşılan o idi ki, belediye,
yanlış-doğru, koyduğu yasağın, şu veya bu biçimde tespit
ettiği bazı üreticiler ve pazarcılar tarafından delinmesini,
amiyane deyimle, 'emre itaatsizlik' olarak değerlendirmiş ve bu
eylemi, 'ders olsun' babında cezalandırma yoluna gitmişti.
Bugünkü koşullarda, bu
cezalandırma biçimi, yerel yönetim açısından, istenen sonucun
elde edilmesine mi yoksa tam tersi, hiç istenmeyen ve bugünden
öngörülemeyen başka bazı gelişmelere mi yol açardı? Bunu,
önümüzdeki süreçte yaşanılacak gelişmeler içerisinde
gözleyeceğiz...
***
Cuma günü sabahleyin, Ak-Tur'a
tezgah açan bazı pazarcı arkadaşlar, telefonda, Muğla/Menteşe
Belediyesi Zabıtasının kendilerini arayıp, gelecek haftadan
itibaren, Perşembe günü kurulan pazar yerinde tek-çift numara
uygulamasının kaldırılacağını, söylediğini söylediler.
Menteşe Belediyesi, pazar yerine tezgah açan pazarcıların
aralarında birer metre fiziki mesafe koymalarını ve maske takma
vb. kurallara uymalarını, istiyordu. Pazarcılar açısından bu
iyi bir haberdi ve aklı selim galip geldi, diye düşünüyorlardı.
Sevinçliydiler.
***
Öğle üzeri evden çıktım ve
yürümeye başladım. Yolumun üzerindeki Datça Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanının iş yerinin önünden geçerken,
Başkanı gördüm. Ayak üstü sohbet etmeye başladık. Kısa süren
ayak üstü sohbette, benim anladığım, Başkanın, üreticilerin
ve pazarcıların pazar yerlerindeki tek-çift numara uygulamasına
yönelik şikayetleri ve beklentileri konusunda kafası çok net
değildi. Onun, kafasını meşgul eden, daha başka sorunlar vardı;
oldukça yorgun, bıkkın ve umutsuz görünüyordu.
Nereye gidiyorsun?, dedi;
Belediyeye, dedim. Yürüdüm...
Dayak yiyen ile dayak olayını
izleyenin duyguları, mümkün değil, aynı olmuyor, dedim, kendi
kendime; bu duyguyu, 07.07.2020 günü Datça Belediye Meclisinin
Temmuz ayı olağan toplantısının resmi bölümü bitimi
sonrasında, pazar yerlerindeki tek-çift numara uygulaması konusu
gayrı resmi olarak tartışılırken Belediye Meclis üyelerinin
kayıtsızlığını gördüğümde de yaşamıştım... Üreticilerin
ve seyyar esnafın (pazarcının) bu süreçte yaşadıklarını, bu
işleri yapmayanların anlaması olanaksızdı; herkesin önceliği,
kendince farklıydı ve hiç şüphesiz herkes, kendince haklıydı...
***
Cumartesi günü, öğle üzeri,
bir arkadaşım, motorsikleti ile beni pazar yerine girişin iki
kapısından biri olan giyimciler bölümünün yakınlarında
bıraktı.
Giyim bölümündeki kapı, geçen
hafta olduğu gibi 'GİRİŞ' ve ' ÇIKIŞ' yazıları ile ikiye
bölünmüştü; bir özel güvenlikçi ayakta bekliyor ve içeriye
giren müşterilere dezenfektan malzemesini işaret ediyordu.
İçeriye girdim. Yürüdüm.
Sağlı sollu, hayırlı işler,
hayırlı işler...diyerek ilerledim. Pazar, oldukça kalabalık,
görünüyordu.
Benim eski tezgaha vardım.
***
Günün konusu, Menteşe
Belediyesinin tek-çift numara uygulamasını sonlandırması ve
Datça Belediyesinin bu gelişme karşısında nasıl bir tavır
belirleyeceği idi.
Doğrusunu söylemek gerekirse,
gelip geçenler ya da bir muhabbet olduğunu görüp gelenler ile
yoğunlaşan sohbette asıl olarak giyim bölümündeki pazarcı
arkadaşlar düşüncelerini ifade ediyorlardı. Herkes, şu içinde
bulunduğumuz süreçte yaşadıklarından etkilendiği ölçüde
konuşuyor, dertlerini anlatıyor ve çözüm önerileri dile
getiriyordu.
İyi, tamam da, neden bir araya
gelip Belediyeye ya da Kaymakama çıkmıyor ve burada
söylediklerinizi onlara da söylemiyorsunuz?, denildiğinde, ya
susuluyor ya da adı verilmeyen ya da bilinmeyen bazı üreticilerin
ya da pazarcıların Belediye Başkanına ve Kaymakama çıktıklarında
(ağızdan ağıza aktarılan) aldıkları söylenen cevaplar ve
tanık oldukları iddia edilen yaklaşımlar gerekçe gösterilerek,
Belediyeye ve Kaymakama çıkmamanın gerekçeleri sıralanıyordu.
Bu durumda, var olan sorun nasıl
çözülebilirdi?
***
Bir ara, Sevda (eşim) börülce
istemişti; sebze ve meyve bölümüne varıp geleyim, dedim.
Yürüdüm. Pazar yerindeki çay ocağının yakınındaki Kızlan'lı
üretici/manavın tezgahına vardım. Börülce, dedim. Yok, dedi. O
da köylüsü birisinin bahçesine gidip toplamış ihtiyacı olan
börülceyi. Onun adını verdi. Tanıyordum. Yürüdüm. İçeride
bir iki fotoğraf çektim. Çay ocağının olduğu bölümde oldukça
fazla boş tezgah göze çarpıyordu. O saatte, bu tezgah
sahiplerinin mallarını satıp gitmiş olmaları olanaksızdı. Bu
boşluk, tek-çift numara uygulaması ile de açıklanamazdı. Vardır
bir sebebi, dedim ve sebze-meyve bölümünün içinden
baharatçıların ve kuru yemişçilerin oraya açılan kapıya doğru
yürümeye devam ettim.
Börülceyi bulabileceğim
tezgahın önüne vardım. Hayırlı işler, dedikten sonra tezgahın
üstünde var olan ama çoğu sararmış bir-iki kilo kadar olduğunu
tahmin ettiğim börülcelere baktım. Her erkek gibi olmasa da
çoğumuzun yaptığı üzere, ne olur olmaz diye, Sevda'yı aradım;
börülce buldum ama çoğu sararmış, ne yapayım?, dedim. Alma o
zaman, dedi; bana haşlanacak yeşil börülce lazım. Konuşmayı
duyan tezgahtaki yardımcı kadın, seçelim o zaman, dedi. Tamam,
dedim. Seçmeye başladık. Fiyatını sormamıştım; benim için
önemli olan börülcenin bulunmasıydı. Biz börülcenin
yeşillerini seçerken, gelip geçenlerden fiyatı soran oluyor ve
bana yardım eden kadın, 5 TL. diyordu. Soran, belki börülce
kalmadığını gördüğünden belki de fiyatı beğenmediğinden yürüyüp gidiyordu. Hayret, dedim, fiyat çok ucuz. Babam, Torbalı ve Tire civarındaki namı ile Hardal Musa, 1960'lı
yıllarda, köyüm Ayaklıkırı'nın (Tire/İzmir) ilk sebze üreticisi olduğu
için bilirim; sebze-meyve üreticisi olmak çok meşakkatlidir.
Dışarıdan göründüğü gibi değildir. Bu nedenle,hayatlarında
toprak ile hiç uğraşmayan ve pazar yerlerinde alış-veriş yapmak
için dolaşanlar, küçük üreticinin satış için tezgahına
koyduğu ürünlerin fiyatlarını değerlendirir iken, biraz insaflı
olmalıdırlar. Çok sıkça uğrayıp alış-verişlerinin çoğunu
yaptıkları büyük zincir marketlerin reyonlarında gördükleri
sebze-meyve fiyatları ile kıyaslama yaparak bir yargıya
varmamalıdırlar.
Pazarda börülce yok, neden ki?,
diyorum; zamanı mı geçti yoksa ürün mü yetişmiyor? Hayır be
abicim, diyor bana yardım eden kadın, börülce bu, her gün
toplamak gerekir; toplamak gerekir ki, yeniden ve yeniden üretsin.
Biz topluyoruz 15 günde bir; o zaman, börülce yenisini üretmiyor. Toplasak nerede satacağız? Pazara 15 günde bir çıkıyoruz.
Tarlada çok. Dikenin içinde. Bizim Kızlan'ın dikeni meşhur.
Toplarken, elim delik deşik oluyor. Yanıyor.
İçimde bir şeyler cızz ediyor.
Seçtiklerimizi bir poşete doldurup tezgahın asıl sahibi kadına
uzatıyorum. Bu, 3 TL. Mehmet abi, diyor. 10 TL uzatıyorum. Üstünü
iade ediyor.
Poşeti alıp, arkadaşın tezgahına yöneliyorum.
***
Tezgahta iken,
tanıdığım bir üretici kadın kendine bir şeyler bakmak için
tezgaha geldi. 25 yıl bu işi yapınca, hele Datça gibi küçük
bir pazarda, tezgah açan pazarcıların çoğunu bir biçimde
tanımak çok normal; dahası, sattığım ve şimdi de her şeyi devir ettiğim arkadaşın satmaya devam ettiği ürünler nedeniyle Datçalı kadınların
ezici çoğunluğu, yıllardır bu tezgahın müşterisidir.
Bakınmaya başladı. Önceki
haftaların birisinde, akrabası olan bir satıcı, beni gördüğünde,
biliyorum, sen uğraşıyorsun, yazıp çiziyorsun, bir şeyler
yapmaya çalışıyorsun, bir de senin partin galiba, bizim için bir
şeyler istemişsiniz, ama nafile, demişti. İzin vermeyecekler!
Belediye Başkanı topu Kaymakam beye, Kaymakam bey Vali'ye ve
İçişleri Bakanlığı'na atıyor ve hepsi işin içinden sıyrılıp
çıkıyorlar. Olan bizlere oluyor. Biz böyle sürünüp
gideceğiz... Bu konuşma aklıma geldi; sordum, tezgahta bakınan
satıcı kadına; nasıl olacak bu durum? Olmaz, dedi. Bizim
insanımız, memurun amirin karşısına çıkıp derdini anlatmaktan
korkar. Her şeyi kabullenir. Ne yapacaklar sana? Yiyecekler mi seni?
Ne var bunda? Çık, anlat derdini, böyle böyle, biz yok oluyoruz,
bitiyoruz, de.. Ama korkarlar. Onun için ne desen boş..
Söyleyecek bir şey bulamadım; o
söylemişti, söylenmesi gerekenleri!..
***
Saat 15.50 civarı kızımı
aradım; Okluk yazan yol ayrımından, Datça'ya giden kestirme yola
girmişler. Tamam, dedim, ben 16.45 gibi ayrılırım ve eve giderim.
Torunlar geldiğinde, beni kapıda görmeliler. Umut onlarda...
19.07.2020/Datça
Mehmet Erdal




Hiç yorum yok :
Yorum Gönder