2020.04.06.MARMARİS YAZILARI-4 'DEMOKRAT' KİME DENİR? KİM 'DEMOKRATTIR' ?
MARMARİS YAZILARI-4: 'DEMOKRAT' KİME
DENİR? KİM 'DEMOKRAT'TIR?
Bu yazıları okuyanların
anımsayacağı üzere, birinci bölümde, ÖDP Marmaris İlçe
Örgütü'nün bulunduğu Halıcılar İş Hanı'nın birinci katında
ÇEV-DER'in de bulunduğunu; birinci, ikince ve üçüncü bölümlerde
ise, 'Demokrasi Platformu'nu oluşturan bileşenlerden birisi
konumunda ola gelen ÇEV-DER içerisinde yer alan, 'Demokrasi
Platformu' toplantılarında zaman zaman derneklerini temsil eden ve
kendilerini 'Demokrat' olarak nitelendiren bazı arkadaşların,
'Demokrasi Platformu'nun dağıtılarak 'Kent Meclisi' içerisinde
yer alınması gerektiği konusunda etkin bir rol üstlendiklerine
değinmiştik; nitekim, yazılarımızda, eleştirilerimizi de, bu
arkadaşlara yönelttiğimizi anlatmıştık.
İşte bu sözü edilen 'Demokrat'
arkadaşlardan birisi, Ferit Dağ imzası ile, bizim 21.03.1998
tarihli yerel Çağdaş Marmaris gazetesinde yayınlanan yazımıza,
aradan 5 ay 4 gün geçtikten sonra, 25.08.1998 tarihinde,
''DEMOKRASİ PLATFORMU, KENT MECLİSİ VE DEMOKRAT OLMAK'' başlıklı
oldukça uzun ve ayrıntılı bir yanıt verdi. Biz de, Ferit Dağ'ın
bu yazısına 18.09.1998 günü, ''DERVİŞİN FİKRİ NEYSE ZİKRİ
DE ODUR (Bir kez daha Kent Meclisi)'' başlığıyla aynı gazetede
yayınlanan, bir yanıt verdik.
Ferit Dağ'ın ve bizim yazdığımız
yazıları, yani 24 gün arayla yayınlanan bu iki yazıyı, orijinal
halleriyle, tek bir kelimesini dahi değiştirmeden yayınlıyoruz.
Yalnızca, tartışılan konunun okuyucu tarafından daha kolay
anlaşılabilmesini sağlamak amacıyla, sanki Ferit Dağ ve biz, bir
masa başında, bizleri izleyenlerin gözleri önünde
tartışıyormuşuz gibi şekli bir düzenleme yaparak, üç(3) bölüm
halinde yayınlıyoruz.
((Biz bu yazıları yazarken ve bu
yazılar üzerinden yürütülen tartışmalarda düşüncelerimizi
ortaya koyarken, aradan 22 yıl geçecek ve bir gün, bu yazıları
(Kent Konseyinde, farklı demokratik çevrelerde ve platformlarda
yürütülen bazı tartışmaların yeni bir şey olmadığını,
tarihsel kökleri bulunduğunu ve öteden beri devam ede gelen
tartışmaların bir biçimde devamı olduğunu somut bir biçimde
gösterebilmek için) yeniden gün yüzüne çıkarmak zorunda
kalacağımızı, hiç mi hiç düşünmemiştik; ama hayat bu...
Buyurun ve okuyun; karar sizin.))
***
Ferit Dağ- ''Çağdaş Marmaris
Gazetesi'nin 21 Temmuz 1998 tarihli yayınında 2.sayfada konuk yazar
olarak M.Ali Yılmaz imzalı bir yazı yayınlandı. 'DEMOKRASİ
PLATFORMUNDAN KENT MECLİSİNE, KENT MECLİSİNDEN MARMARİS KENT
VAKFINA' başlıklı yazıda DEMOKRASİ PLATFORMU ve KENT MECLİSİ
deneyimi değerlendirilirken, ağırlıkla ÇEV-DER içerisinde
konumlanan 'DEMOKRAT'lar eleştirilmiştir. Demokrat kelimesi tırnak
içerisine alınarak o kişilerin SÖZDE DEMOKRATLIĞI özellikle
vurgulanmıştır. Böylece kendisinin ve kendisi gibi düşünenlerin
ne kadar GERÇEK DEMOKRAT oldukları ve GERÇEK DEMOKRAT olabilmek
için de onlar gibi düşünmek gerektiği anlaşılmıştır.''(Vurgular
yazara aittir)
M.Ali Yılmaz- ''21 Temmuz'da
Çağdaş Marmaris gazetesinde yayınlanan 'Kent Meclisi' ile ilgili
eleştirel yazımız, adeta yürüyen arabanın tekerleğine 'çomak
sokma' olarak algılandı; bizlere karşı 'öfkeli haykırışlar'
yükseltildi.''
Ferit Dağ- ''DEMOKRAT OLMAK''
M. Ali Yılmaz- ''DEMOKRAT'MI,
'SÖZDE DEMOKRAT'MI?
Ferit Dağ- ''Demokrat olmak, ilk
önce başkalarının düşüncelerine, bizlere son derece ters gelse
de hoşgörü ile yaklaşmayı gerekli kılar. Kendi düşüncelerine
'hayatın tek doğrusu' gibi yaklaşan, bu düşüncelere 'iman' eden
kişinin başkalarına hoşgörülü davranması çok zor.
'Doğruların tekelini' kendimizde zannederek kendi dışımızdakileri
kötülemek, savunulan ya da savunulduğu sanılan düşünceler ile
tartışmak yerine bu düşünceyi savunanlara ithamlarda bulunmak,
suçlamak ne kadar GERÇEK DEMOKRAT olduğumuzun bir göstergesi. Bu
şekilde yaklaşan, böyle düşünen kişilerden bence demokrat
değil, ama iyi bir 'MÜRİT' olur. Solda ve sağda oluşmuş bir çok
tarikatın 'müritlik' noktasında birbirlerinden hiçbir farkı
yoktur. Kendilerine örgütlerince sunulan düşünceye 'iman'
ederler, sadece şeyh, şıh, merkez komite veya liderlerinin
dediklerine inanırlar. Son derece iyi niyetle kurulmuş bir çok
örgütlenmede, örgütlenmeye katılan kişilerin yetişme tarzıyla
kendisine empoze edilmiş, 'içselleştirilmiş' müritlik geleneğini
mevcut örgütlenmeye taşımasıyla bu örgütlerin de diğerleriyle
hiçbir farkı kalmaz.
Hoşgörü, kendi düşüncelerinin
de yanlış olabileceği olasılığının baştan kabulünü içerir.
Bunu kabul eden kişi başkalarının düşüncelerini ilgiyle izler,
onlardan bir şeyler öğrenebilir miyim ya da katkıda bulunabilir
miyim diye düşünür ve bu doğrultuda çaba sarf eder.
Diğer bir hastalığımız da
DAYATMACILIK: Dayatmacılık, otoriter bir kültürle yoğrulmuş
bizler için geçmişten devraldığımız en kötü
hastalıklarımızdan biri. Demokrat olmamızın önünde en büyük
engel. Bunun altında da; kendi savunduğu düşüncelerin 'EN
DOĞRUSU' olduğuna iman ile diğer haddini bilmeyenlerin 'doğru
yola' getirilmesinin 'dikensiz gül bahçesi' yaratılması için
zorunlu olduğu düşüncesi yatar. Bu yüzden de mevcut siyasi
örgütlenmeler içerisinde bir süre bulunmuş ve fikir uyuşmazlığı
vb. nedenlerden örgütlerinden ayrılan kişilerin örgütte
bulundukları durumlara göre 'dönek', 'hain', 'işbirlikçi',
'ajan', 'provokatör', 'hizipçi', 'katli vacip kişi' olarak
suçlanmaları, hatta katledilmeleri her zaman olasıdır.
Demokrat olmak 'hiç bir örgüt,
kişi, lider sultasına esir olmadan özgür bir birey' olabilmeyi
zorunlu kılar. Demokrat olmak birbirinden farklı olan, farklı
düşünen, farklı yaşayan milyarlarca insanın,
birbirini boğazlamadan bir arada yaşamasının 'formülünü'
bulmamızı zorunlu kılar.
Konuk yazar M. Ali Yılmaz,
kendisinden farklı düşünen, ağırlıkla ÇEV-DER içinde
'konumlanan' kişilerin demokratlığından kuşku duyuyor. En
demokrat kendisi. Hatta daha ileri gidiyor. Kendi ileri sürdüğü
düşüncelerin, içinde yer aldığı örgütlenmenin bütün
katılımcılarının ortak görüşü olduğunu ima etmek için
ÖDP'nin ismini bir çok yerde kullanıyor. Böylece bu örgütlenme
içinde yer alıp ta kendisinden farklı düşüncenin olamayacağını
anlamış oluyoruz. Yani, bu örgütlenmede yer alacak kişiler bu
'tezleri' savunmak zorunda. Kendisi bundan emin.''(v.y.a)
M.Ali Yılmaz- ''Biz
'Kent Meclisi' önerisinin ÇEV-DER patentli olmasına karşın, asıl
teorisyenlerinin ÇEV-DER içerisindeki belli bir çevre olduğunu
bildiğimizden, bu gerçeği tam anlamıyla ifade edebilmek için,
kendilerini ÇEV-DER içerisinde konumlandıran bazı 'Demokrat
arkadaşlar'dan söz etmiştik.
Yazımızda 'Demokrat'
kelimesini tırnak içerisinde belirtmemizden yola çıkan 'Kent
Meclisi' teorisyenlerinden Ferit Dağ, 25 Ağustos'ta yine Çağdaş
Marmaris'te yayınlanan cevabi yazısında bizim kendilerini 'SÖZDE
DEMOKRATLAR' olarak gördüğümüzü ileri sürüyor ve akabinde,
gerçekte kendilerinin değil bizlerin 'SÖZDE DEMOKRATLAR'
olduğumuzu kanıtlamaya çalışıyor. Üç sütun üzerinden tam
sayfa olarak yayınlanan yazısının tam bir sütununu 'DEMOKRAT
OLMAK' konusuna ayırıyor.
'Kent Meclisi' ile
ilgili 'özet' bir eleştirel yazıya 'DEMOKRAT OLMAK' konusundan
yola çıkarak cevap verilmeye çalışılınca, haliyle bizim de o
konuda bir şeyler söylemek, hakkımız olur.
Yakın geçmişte
politik yaşamlarını 'SOL' çevrelerde icra-i sanat eylemiş, bir
biçimde 'MARKSİST' kültürden etkilenmiş, böylesi bir politik
kimliğe sahip olmanın bedelini bir biçimde ödemiş ve geldikleri
noktada kendilerince açıklanabilir gerekçelerle yeni konumlanmalar
içerisine girmiş pek çok insanın bu yeni konumlarına yönelik
olarak severek kullandıkları ve söylendiğinde kabullendikleri
yegane tanım, 'Demokrat'lıktır.
Dünkü 'Sosyalist'
kimliklerinden bugünkü 'Demokrat' kimliklerine evrilen bu
arkadaşlardan bazıları, bu evrilmenin külliyen negatif yeni bir
konumlanma olarak algılanmamasını sağlamak için kendilerini bu
'Demokrat' kelimesiyle tanımlarlarken, yazısından anlaşılacağı
üzere, muhatabımız gibi bazıları da bu evrilmeyi bir 'TERFİ'(!)
olarak lanse edebilmek için külli inkar ve karalama yolunu seçerek
'Sosyalist' kimliği karşısında 'Demokrat' kimliğini yüceltmeye
çalışıyor.
Bize göre 'Gerici',
'Faşist' vb. bir kimlikten 'Sosyalist' bir kimliğe evrilmek pozitif
bir evrilmeyi, tersi ise negatif bir evrilmeyi ifade eder. Bir başka
deyişle her 'Sosyalist' önce 'Demokrat'tır ve bu kimliği aştığı
noktada 'Sosyalist' kimliği edinir. Aynı anlama gelmek üzere, her
'Sosyalist' her şeyden önce 'tutarlı bir Demokrattır' ve öyle de
olmak zorundadır.
Bu görüşümüz
doğrultusunda biz, dünkü 'Sosyalist' kimliklerini terk ederek
bugünkü 'Demokrat' kimliklerini yeğlediklerini bir biçimde ifade
eden arkadaşlarımızın bu evrilmelerini 'negatif' bir değişim
olarak değerlendiriyor; ancak 'Demokrat' kelimesinin kendi
gerçekliğinde pozitif bir anlamı olduğunu bildiğimizden, bu
değişimi yaşayan her insanın yeni konumunun değerlendirilmesinin
onların evrilme gerekçelerinin, biçimlerinin ve yeni
konumlarındaki gerçekliklerinin bilinmesiyle mümkün olacağını
düşünüyoruz. Bu anlamda bizim bütün bu arkadaşları toptan ele
alma, aynı kefeye koyma ve karalama gibi bir mantığımız yoktur.
Bizim görüşümüz
böylesine açık ve net iken, 'Kent Meclisi' önerisinin asıl
sorumlularının ÇEV-DER içerisinde konumlanan bazı 'ESKİ
SOLCULAR' olduğunu vurgulama kastıyla yazdığımız 'Demokrat'
kelimesinden, sanki bir yazıda bir kelimeyi tırnak içerisinde
belirtmenin yalnızca ve yalnızca o kelime ile anlatılmak istenen
şeyin küçümsenmesi anlamına geldiğini ve başkaca bir anlamı
olamayacağını varsayarak (yazının hiç bir yerinde bu kelimenin
önüne başkaca 'SÖZDE', 'SÖZÜM ONA', 'SAHTE'...gibi herhangi bir
kelime eklenmediği halde) 'SÖZDE DEMOKRAT denilmek isteniyor'
yorumunun çıkarılması, ancak ve ancak, muhatabımızın halet-i
ruhiyesini ve kendisine 'yandaş' bulabilme telaşını anlatır.
ÖDP'LİLER DEMOKRATTIR
Yazısının 'DEMOKRAT
OLMAK' adlı ilk bölümünde, kendilerinin değil, gerçekte
bizlerin 'SÖZDE DEMOKRAT' olduğunu, bizlerden olsa olsa 'İYİ
BİRER MÜRİT' olacağını kanıtlamaya çalışan muhatabımızı
'şecaat arzederken merd-i kıpti, sirkatin söyler' misali
'gerekçeler'(!) sıralıyor. Açık 'itiraf' biçiminde yazılmasa
da, yazıdan anlaşıldığı kadarıyla, muhatabımız, bugün
terk-i viran eylediği 'SOL' çevrede, 'Bilimsel bir ideoloji' olan
'Sosyalizm'i bilince çıkarıp içselleştirme ve bu bilinç ile yer
alma yerine tamamen 'iman gücü' ile yer almış; her daim 'lider'
bildiklerinin söylediklerini 'sorgusuz' kabullenmiş ve pratiğe
geçirmiş; 'ideolojik birlik' oluşturma (ki bu yazıda 'dikensiz
gül bahçesi' yaratma olarak ifade ediliyor) gerekçesiyle farklı
düşünceler dile getiren pek çok arkadaşının bir biçimde ağır
suçlamalara maruz kaldığına tanık olmuş vb.vb...yani, iyi bir
'MÜRİT'miş.
Bugün geldiği noktada
ise, bu gerçekliğin, yakın geçmişi yaşayan herkesin gerçekliği
olduğunu var sayıyor ve bu varsayıma ikinci bir varsayım
ekleyerek ÖDP'de politik yaşamını devam ettiren bizlerin bu
'MÜRİTLİK' geleneğini sürdürdüğünü ileri sürüyor.
Biz kendi adımıza
konuşalım, yakın geçmişte bir bütün olarak böylesi bir
gerçekliği yaşamadık; bu nedenle vicdanımız rahat ve yine bu
nedenle ısrarla yolumuza devam ediyoruz.
İkincisi, anlaşılan
odur ki, bu 'gerekçeler'(!) sıralanırken, aslında, bizim yazımız
bir vesile kabul edilip, 'günah çıkarmaya' çalışılıyor; ama
bu yapılırken, yerin ve zamanın yanlış seçildiği, bizim de
'papaz' olmadığımız gerçeği gözden kaçırılıyor.
Üçüncüsü,Türkiye
Solu'nun büyük çoğunluğu bir bütün olarak geçmişinin
eleştirisini ve özeleştirisini geleceğe ışık tutacak şekilde
ana hatlarıyla da olsa yaparak bugünkü ÖDP'yi yarattı ve yola
onunla devam ediyor. Bir başka deyişle, ÖDP'liler, geçmişin
değerlendirmesinden 'külli inkar' sonucunu değil, olumlama
anlamında 'aşmak' sonucunu çıkardılar ve birleşerek yola
koyuldular.
Bu yazılanların
ışığında programına uygun bir tüzüğe sahip olan ve tüzüğünde
açık açık 'Parti üyelerinin BİREY, ÇEVRE, veya PLATFORM olarak
tutum ve görüşlerini tüm partiye ve kamuoyuna duyurma hakkı
vardır. KARARLARIN UYGULANMASINA KATILMAK GÖNÜLLÜLÜK ESASINA
DAYANIR'(abç) diye yazan ÖDP ve bunu böyle formüle eden
ÖDP'liler, hadi muhatabımızın vurgusuna uygun olarak daha dar
çerçevede ifade edelim, ÖDP içerisindeki renklerden birisi olan
ve bu anlayışın ısrarlı savunucularından olan bizler, yazıda
sıralanan bu hezeyanların dışında hangi gerekçelerle ÖDP
içinde veya 'DEMOKRASİ PLATFORMU' gibi içinde yer alınan
oluşumlarda 'DEMOKRATÇA DAVRANMAYAN', 'OTORİTER' ve 'DAYATMACI'
olan, 'MÜRİT GELENEĞİNİ İZLEYEN', 'SÖZDE DEMOKRATLAR' olarak
ilan edilebiliriz?
Anlaşılan o ki,
muhatabımız, 'döne döne' yol alageldiği politik çizgisinde
bindiği 'sübjektivizm atı'nın uygun bir at olup olmadığını bir kez olsun sorgulamak yerine, şahlandırarak, yalın kılıç 'hayali tavşan' peşinde koşmakta ısrarlı görünüyor.''(Vurgular, yazının orjinalinde var)
(Devam edecek)
06.04.2020 / Datça
Mehmet Erdal
06.04.2020 / Datça
Mehmet Erdal



Hiç yorum yok :
Yorum Gönder