5 Nisan 2020 Pazar

2020.04.06.MARMARİS YAZILARI-4 'DEMOKRAT' KİME DENİR? KİM 'DEMOKRATTIR' ?

  Hiç yorum yok

     MARMARİS YAZILARI-4: 'DEMOKRAT' KİME DENİR? KİM 'DEMOKRAT'TIR?
     Bu yazıları okuyanların anımsayacağı üzere, birinci bölümde, ÖDP Marmaris İlçe Örgütü'nün bulunduğu Halıcılar İş Hanı'nın birinci katında ÇEV-DER'in de bulunduğunu; birinci, ikince ve üçüncü bölümlerde ise, 'Demokrasi Platformu'nu oluşturan bileşenlerden birisi konumunda ola gelen ÇEV-DER içerisinde yer alan, 'Demokrasi Platformu' toplantılarında zaman zaman derneklerini temsil eden ve kendilerini 'Demokrat' olarak nitelendiren bazı arkadaşların, 'Demokrasi Platformu'nun dağıtılarak 'Kent Meclisi' içerisinde yer alınması gerektiği konusunda etkin bir rol üstlendiklerine değinmiştik; nitekim, yazılarımızda, eleştirilerimizi de, bu arkadaşlara yönelttiğimizi anlatmıştık.
     İşte bu sözü edilen 'Demokrat' arkadaşlardan birisi, Ferit Dağ imzası ile, bizim 21.03.1998 tarihli yerel Çağdaş Marmaris gazetesinde yayınlanan yazımıza, aradan 5 ay 4 gün geçtikten sonra, 25.08.1998 tarihinde, ''DEMOKRASİ PLATFORMU, KENT MECLİSİ VE DEMOKRAT OLMAK'' başlıklı oldukça uzun ve ayrıntılı bir yanıt verdi. Biz de, Ferit Dağ'ın bu yazısına 18.09.1998 günü, ''DERVİŞİN FİKRİ NEYSE ZİKRİ DE ODUR (Bir kez daha Kent Meclisi)'' başlığıyla aynı gazetede yayınlanan, bir yanıt verdik.
     Ferit Dağ'ın ve bizim yazdığımız yazıları, yani 24 gün arayla yayınlanan bu iki yazıyı, orijinal halleriyle, tek bir kelimesini dahi değiştirmeden yayınlıyoruz. Yalnızca, tartışılan konunun okuyucu tarafından daha kolay anlaşılabilmesini sağlamak amacıyla, sanki Ferit Dağ ve biz, bir masa başında, bizleri izleyenlerin gözleri önünde tartışıyormuşuz gibi şekli bir düzenleme yaparak, üç(3) bölüm halinde yayınlıyoruz.
     ((Biz bu yazıları yazarken ve bu yazılar üzerinden yürütülen tartışmalarda düşüncelerimizi ortaya koyarken, aradan 22 yıl geçecek ve bir gün, bu yazıları (Kent Konseyinde, farklı demokratik çevrelerde ve platformlarda yürütülen bazı tartışmaların yeni bir şey olmadığını, tarihsel kökleri bulunduğunu ve öteden beri devam ede gelen tartışmaların bir biçimde devamı olduğunu somut bir biçimde gösterebilmek için) yeniden gün yüzüne çıkarmak zorunda kalacağımızı, hiç mi hiç düşünmemiştik; ama hayat bu... Buyurun ve okuyun; karar sizin.))
     ***
     Ferit Dağ- ''Çağdaş Marmaris Gazetesi'nin 21 Temmuz 1998 tarihli yayınında 2.sayfada konuk yazar olarak M.Ali Yılmaz imzalı bir yazı yayınlandı. 'DEMOKRASİ PLATFORMUNDAN KENT MECLİSİNE, KENT MECLİSİNDEN MARMARİS KENT VAKFINA' başlıklı yazıda DEMOKRASİ PLATFORMU ve KENT MECLİSİ deneyimi değerlendirilirken, ağırlıkla ÇEV-DER içerisinde konumlanan 'DEMOKRAT'lar eleştirilmiştir. Demokrat kelimesi tırnak içerisine alınarak o kişilerin SÖZDE DEMOKRATLIĞI özellikle vurgulanmıştır. Böylece kendisinin ve kendisi gibi düşünenlerin ne kadar GERÇEK DEMOKRAT oldukları ve GERÇEK DEMOKRAT olabilmek için de onlar gibi düşünmek gerektiği anlaşılmıştır.''(Vurgular yazara aittir)
     M.Ali Yılmaz- ''21 Temmuz'da Çağdaş Marmaris gazetesinde yayınlanan 'Kent Meclisi' ile ilgili eleştirel yazımız, adeta yürüyen arabanın tekerleğine 'çomak sokma' olarak algılandı; bizlere karşı 'öfkeli haykırışlar' yükseltildi.''
     Ferit Dağ- ''DEMOKRAT OLMAK''
     M. Ali Yılmaz- ''DEMOKRAT'MI, 'SÖZDE DEMOKRAT'MI?
     Ferit Dağ- ''Demokrat olmak, ilk önce başkalarının düşüncelerine, bizlere son derece ters gelse de hoşgörü ile yaklaşmayı gerekli kılar. Kendi düşüncelerine 'hayatın tek doğrusu' gibi yaklaşan, bu düşüncelere 'iman' eden kişinin başkalarına hoşgörülü davranması çok zor. 'Doğruların tekelini' kendimizde zannederek kendi dışımızdakileri kötülemek, savunulan ya da savunulduğu sanılan düşünceler ile tartışmak yerine bu düşünceyi savunanlara ithamlarda bulunmak, suçlamak ne kadar GERÇEK DEMOKRAT olduğumuzun bir göstergesi. Bu şekilde yaklaşan, böyle düşünen kişilerden bence demokrat değil, ama iyi bir 'MÜRİT' olur. Solda ve sağda oluşmuş bir çok tarikatın 'müritlik' noktasında birbirlerinden hiçbir farkı yoktur. Kendilerine örgütlerince sunulan düşünceye 'iman' ederler, sadece şeyh, şıh, merkez komite veya liderlerinin dediklerine inanırlar. Son derece iyi niyetle kurulmuş bir çok örgütlenmede, örgütlenmeye katılan kişilerin yetişme tarzıyla kendisine empoze edilmiş, 'içselleştirilmiş' müritlik geleneğini mevcut örgütlenmeye taşımasıyla bu örgütlerin de diğerleriyle hiçbir farkı kalmaz.
     Hoşgörü, kendi düşüncelerinin de yanlış olabileceği olasılığının baştan kabulünü içerir. Bunu kabul eden kişi başkalarının düşüncelerini ilgiyle izler, onlardan bir şeyler öğrenebilir miyim ya da katkıda bulunabilir miyim diye düşünür ve bu doğrultuda çaba sarf eder.
     Diğer bir hastalığımız da DAYATMACILIK: Dayatmacılık, otoriter bir kültürle yoğrulmuş bizler için geçmişten devraldığımız en kötü hastalıklarımızdan biri. Demokrat olmamızın önünde en büyük engel. Bunun altında da; kendi savunduğu düşüncelerin 'EN DOĞRUSU' olduğuna iman ile diğer haddini bilmeyenlerin 'doğru yola' getirilmesinin 'dikensiz gül bahçesi' yaratılması için zorunlu olduğu düşüncesi yatar. Bu yüzden de mevcut siyasi örgütlenmeler içerisinde bir süre bulunmuş ve fikir uyuşmazlığı vb. nedenlerden örgütlerinden ayrılan kişilerin örgütte bulundukları durumlara göre 'dönek', 'hain', 'işbirlikçi', 'ajan', 'provokatör', 'hizipçi', 'katli vacip kişi' olarak suçlanmaları, hatta katledilmeleri her zaman olasıdır.
     Demokrat olmak 'hiç bir örgüt, kişi, lider sultasına esir olmadan özgür bir birey' olabilmeyi zorunlu kılar. Demokrat olmak birbirinden farklı olan, farklı düşünen, farklı yaşayan milyarlarca insanın, birbirini boğazlamadan bir arada yaşamasının 'formülünü' bulmamızı zorunlu kılar.
     Konuk yazar M. Ali Yılmaz, kendisinden farklı düşünen, ağırlıkla ÇEV-DER içinde 'konumlanan' kişilerin demokratlığından kuşku duyuyor. En demokrat kendisi. Hatta daha ileri gidiyor. Kendi ileri sürdüğü düşüncelerin, içinde yer aldığı örgütlenmenin bütün katılımcılarının ortak görüşü olduğunu ima etmek için ÖDP'nin ismini bir çok yerde kullanıyor. Böylece bu örgütlenme içinde yer alıp ta kendisinden farklı düşüncenin olamayacağını anlamış oluyoruz. Yani, bu örgütlenmede yer alacak kişiler bu 'tezleri' savunmak zorunda. Kendisi bundan emin.''(v.y.a)
     M.Ali Yılmaz- ''Biz 'Kent Meclisi' önerisinin ÇEV-DER patentli olmasına karşın, asıl teorisyenlerinin ÇEV-DER içerisindeki belli bir çevre olduğunu bildiğimizden, bu gerçeği tam anlamıyla ifade edebilmek için, kendilerini ÇEV-DER içerisinde konumlandıran bazı 'Demokrat arkadaşlar'dan söz etmiştik.
     Yazımızda 'Demokrat' kelimesini tırnak içerisinde belirtmemizden yola çıkan 'Kent Meclisi' teorisyenlerinden Ferit Dağ, 25 Ağustos'ta yine Çağdaş Marmaris'te yayınlanan cevabi yazısında bizim kendilerini 'SÖZDE DEMOKRATLAR' olarak gördüğümüzü ileri sürüyor ve akabinde, gerçekte kendilerinin değil bizlerin 'SÖZDE DEMOKRATLAR' olduğumuzu kanıtlamaya çalışıyor. Üç sütun üzerinden tam sayfa olarak yayınlanan yazısının tam bir sütununu 'DEMOKRAT OLMAK' konusuna ayırıyor.
     'Kent Meclisi' ile ilgili 'özet' bir eleştirel yazıya 'DEMOKRAT OLMAK' konusundan yola çıkarak cevap verilmeye çalışılınca, haliyle bizim de o konuda bir şeyler söylemek, hakkımız olur.
     Yakın geçmişte politik yaşamlarını 'SOL' çevrelerde icra-i sanat eylemiş, bir biçimde 'MARKSİST' kültürden etkilenmiş, böylesi bir politik kimliğe sahip olmanın bedelini bir biçimde ödemiş ve geldikleri noktada kendilerince açıklanabilir gerekçelerle yeni konumlanmalar içerisine girmiş pek çok insanın bu yeni konumlarına yönelik olarak severek kullandıkları ve söylendiğinde kabullendikleri yegane tanım, 'Demokrat'lıktır.
     Dünkü 'Sosyalist' kimliklerinden bugünkü 'Demokrat' kimliklerine evrilen bu arkadaşlardan bazıları, bu evrilmenin külliyen negatif yeni bir konumlanma olarak algılanmamasını sağlamak için kendilerini bu 'Demokrat' kelimesiyle tanımlarlarken, yazısından anlaşılacağı üzere, muhatabımız gibi bazıları da bu evrilmeyi bir 'TERFİ'(!) olarak lanse edebilmek için külli inkar ve karalama yolunu seçerek 'Sosyalist' kimliği karşısında 'Demokrat' kimliğini yüceltmeye çalışıyor.
     Bize göre 'Gerici', 'Faşist' vb. bir kimlikten 'Sosyalist' bir kimliğe evrilmek pozitif bir evrilmeyi, tersi ise negatif bir evrilmeyi ifade eder. Bir başka deyişle her 'Sosyalist' önce 'Demokrat'tır ve bu kimliği aştığı noktada 'Sosyalist' kimliği edinir. Aynı anlama gelmek üzere, her 'Sosyalist' her şeyden önce 'tutarlı bir Demokrattır' ve öyle de olmak zorundadır.
     Bu görüşümüz doğrultusunda biz, dünkü 'Sosyalist' kimliklerini terk ederek bugünkü 'Demokrat' kimliklerini yeğlediklerini bir biçimde ifade eden arkadaşlarımızın bu evrilmelerini 'negatif' bir değişim olarak değerlendiriyor; ancak 'Demokrat' kelimesinin kendi gerçekliğinde pozitif bir anlamı olduğunu bildiğimizden, bu değişimi yaşayan her insanın yeni konumunun değerlendirilmesinin onların evrilme gerekçelerinin, biçimlerinin ve yeni konumlarındaki gerçekliklerinin bilinmesiyle mümkün olacağını düşünüyoruz. Bu anlamda bizim bütün bu arkadaşları toptan ele alma, aynı kefeye koyma ve karalama gibi bir mantığımız yoktur.
     Bizim görüşümüz böylesine açık ve net iken, 'Kent Meclisi' önerisinin asıl sorumlularının ÇEV-DER içerisinde konumlanan bazı 'ESKİ SOLCULAR' olduğunu vurgulama kastıyla yazdığımız 'Demokrat' kelimesinden, sanki bir yazıda bir kelimeyi tırnak içerisinde belirtmenin yalnızca ve yalnızca o kelime ile anlatılmak istenen şeyin küçümsenmesi anlamına geldiğini ve başkaca bir anlamı olamayacağını varsayarak (yazının hiç bir yerinde bu kelimenin önüne başkaca 'SÖZDE', 'SÖZÜM ONA', 'SAHTE'...gibi herhangi bir kelime eklenmediği halde) 'SÖZDE DEMOKRAT denilmek isteniyor' yorumunun çıkarılması, ancak ve ancak, muhatabımızın halet-i ruhiyesini ve kendisine 'yandaş' bulabilme telaşını anlatır.
     ÖDP'LİLER DEMOKRATTIR
     Yazısının 'DEMOKRAT OLMAK' adlı ilk bölümünde, kendilerinin değil, gerçekte bizlerin 'SÖZDE DEMOKRAT' olduğunu, bizlerden olsa olsa 'İYİ BİRER MÜRİT' olacağını kanıtlamaya çalışan muhatabımızı 'şecaat arzederken merd-i kıpti, sirkatin söyler' misali 'gerekçeler'(!) sıralıyor. Açık 'itiraf' biçiminde yazılmasa da, yazıdan anlaşıldığı kadarıyla, muhatabımız, bugün terk-i viran eylediği 'SOL' çevrede, 'Bilimsel bir ideoloji' olan 'Sosyalizm'i bilince çıkarıp içselleştirme ve bu bilinç ile yer alma yerine tamamen 'iman gücü' ile yer almış; her daim 'lider' bildiklerinin söylediklerini 'sorgusuz' kabullenmiş ve pratiğe geçirmiş; 'ideolojik birlik' oluşturma (ki bu yazıda 'dikensiz gül bahçesi' yaratma olarak ifade ediliyor) gerekçesiyle farklı düşünceler dile getiren pek çok arkadaşının bir biçimde ağır suçlamalara maruz kaldığına tanık olmuş vb.vb...yani, iyi bir 'MÜRİT'miş.
     Bugün geldiği noktada ise, bu gerçekliğin, yakın geçmişi yaşayan herkesin gerçekliği olduğunu var sayıyor ve bu varsayıma ikinci bir varsayım ekleyerek ÖDP'de politik yaşamını devam ettiren bizlerin bu 'MÜRİTLİK' geleneğini sürdürdüğünü ileri sürüyor.
     Biz kendi adımıza konuşalım, yakın geçmişte bir bütün olarak böylesi bir gerçekliği yaşamadık; bu nedenle vicdanımız rahat ve yine bu nedenle ısrarla yolumuza devam ediyoruz.
     İkincisi, anlaşılan odur ki, bu 'gerekçeler'(!) sıralanırken, aslında, bizim yazımız bir vesile kabul edilip, 'günah çıkarmaya' çalışılıyor; ama bu yapılırken, yerin ve zamanın yanlış seçildiği, bizim de 'papaz' olmadığımız gerçeği gözden kaçırılıyor.
     Üçüncüsü,Türkiye Solu'nun büyük çoğunluğu bir bütün olarak geçmişinin eleştirisini ve özeleştirisini geleceğe ışık tutacak şekilde ana hatlarıyla da olsa yaparak bugünkü ÖDP'yi yarattı ve yola onunla devam ediyor. Bir başka deyişle, ÖDP'liler, geçmişin değerlendirmesinden 'külli inkar' sonucunu değil, olumlama anlamında 'aşmak' sonucunu çıkardılar ve birleşerek yola koyuldular.
     Bu yazılanların ışığında programına uygun bir tüzüğe sahip olan ve tüzüğünde açık açık 'Parti üyelerinin BİREY, ÇEVRE, veya PLATFORM olarak tutum ve görüşlerini tüm partiye ve kamuoyuna duyurma hakkı vardır. KARARLARIN UYGULANMASINA KATILMAK GÖNÜLLÜLÜK ESASINA DAYANIR'(abç) diye yazan ÖDP ve bunu böyle formüle eden ÖDP'liler, hadi muhatabımızın vurgusuna uygun olarak daha dar çerçevede ifade edelim, ÖDP içerisindeki renklerden birisi olan ve bu anlayışın ısrarlı savunucularından olan bizler, yazıda sıralanan bu hezeyanların dışında hangi gerekçelerle ÖDP içinde veya 'DEMOKRASİ PLATFORMU' gibi içinde yer alınan oluşumlarda 'DEMOKRATÇA DAVRANMAYAN', 'OTORİTER' ve 'DAYATMACI' olan, 'MÜRİT GELENEĞİNİ İZLEYEN', 'SÖZDE DEMOKRATLAR' olarak ilan edilebiliriz?
     Anlaşılan o ki, muhatabımız, 'döne döne' yol alageldiği politik çizgisinde bindiği 'sübjektivizm atı'nın uygun bir at olup olmadığını bir kez olsun sorgulamak yerine, şahlandırarak, yalın kılıç 'hayali tavşan' peşinde koşmakta ısrarlı görünüyor.''(Vurgular, yazının orjinalinde var)

(Devam edecek)
06.04.2020 / Datça
Mehmet Erdal




Hiç yorum yok :

Yorum Gönder