DATÇA'DA COVİD 19 (PANDEMİ) SÜRECİ VE SOL PARTİ İLÇE ÖRGÜTÜ (*) "BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA
PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ
Korona virüs salgınına bağlı
bir panik havasının kamuoyunda esmeye başlamasının ardından,
İstanbul ve Ankara başta olmak üzere pek çok büyük şehirden
yurttaşların, bu mevsimde daha az kalabalık ve büyük şehirlere
göre daha korunaklı olarak gördükleri Ege ve Akdeniz'deki sahil
yerleşim yerlerine akın ettikleri, yerel ve ulusal basında haber
olarak yer almıştı.
Bu yerleşim yerlerinden olan ve
coğrafi olarak da en uzak bir noktada bulunan Datça, büyük
şehirlerde yaşayan ve bugünlerde Korona virüs salgını nedeniyle
rağbet gören yerlerden birisidir.
Geçtiğimiz on beş gün
içerisinde, bu çerçevede, bazı büyük şehirlerden erkenci
yazlıkçıların geldiği, sokaklarda kiralık ev ya da satılık ev
arayanların dolaştığının sıkça görüldüğü duyumları
alınmasına karşın; sokaklarında dolaşan ve farklı iş
yerlerinde alış-veriş yapan insan sayısında belli bir
hareketlilik göze çarpmıyordu. Konuştuğum bazı esnaflar, ya siftah etmediklerini ya da satışların çok düştüğünü; bu
durumda ne yapacaklarını bilemediklerini söylüyorlardı.
Bu duruma dair en gerçekçi
gözlem, her Cumartesi günü açılan Halk Pazarında yapılabilir
ve geneli yansıtan ortalama bir bilgi farklı pazarcılardan
alınabilirdi.
Pazar yerine gitmeden önce
uğradığımız büyük bir marketin Datça'daki en büyük
şubesinde içeride gezinen ve alı-veriş yapan müşteri,
beklentilerimize karşın oldukça az ama özellikle sebze, kuru
bakliyat, unlu mamullerin olduğu raflar bomboştu; bazı
aradıklarımızı bulamadık.
Oradan Halk Pazarına yöneldik.
Arabamızı, pazar yerine yakın
bir yere park etmeye özen gösterdik; önceleri, çarşının
merkezindeki otoparka park eder ve yürüyerek pazar yerine giderdik.
Pazar yeri girişindeki
giyimcilerin bulunduğu bölümde pek fazla müşteri göze
batmıyordu; eski bir pazarcı olarak, satıcıların tamamına
yakınını tanıdığımdan, selamlaşarak yürüdük. Sebze ve
meyve satılan bölümün girişi yerine üzerinde müşteriler için
ellerini dezenfekte edebilecekleri malzeme olan bir masanın
konulduğunu gördük; Belediye, yaptığı bir paylaşımda, bugün
tuvaletlerin parasız olarak kullanılabileceğini ve pazar yerinin
farklı yerlerine yerleştirilen dezenfekte noktalarından
yararlanabileceklerini de duyurmuş...
Sebze ve meyve bölümü, öğle
saatleriydi girdiğimizde ve her zamanki gibi, öğleden sonra biraz
daha kalabalıklaşması olasıydı ama önceki haftalara göre çok
tenha idi. Yiyeceklerin tümünün, poşetlere konulduğu ve satışa
öyle sunulduğu görülebiliyordu. Pazar yerinde görevli olan
zabıta, sormam üzerine, bunun, Ticaret ve Sanayi Bakanlığından
gelen genelge çerçevesinde belediye tarafından pazarcılardan
istendiği, bilgisini verdi.
Bazı pazar tezgahları boştu ve
o yerlerin sahibi pazarcılar, bugün pazara gelme ve satış yapma
gereksinimi duymamışlardı.
Pazar yerinde çay, tost vb. satılan yerde her zamanki oturakların ve masaların olmadığını
gördük. İş yerinin sahibi Yusuf Yaşar, işlerin durduğunu ve
bekleşip durduklarını, söyledi.
Giyim satan yerden geriye dönerken
kadın üst giyim satan Yasin Kırbaş, siftah ettiğini;
karşısındaki, kadın elbiseleri ve farklı giyimleri satan Mesut
Evci, daha soran bile olmadığını söyledi.
Bazı pazarcıların, gelecek
haftaya dair endişeli olduklarını gördük; Muğla Yatağan,
Akyol, Menteşe ve başka bazı yerlerdeki .pazar yerlerinin gelecek
haftalarda açılmayacağının ilgili belediyelerce tebliğ
edildiğini duymuşlardı ve Datça Pazarı için durumun ne
olacağını bilemiyorlardı.
Bu konuyu, belediyeden sorumlu
konumunda olan bir yetkiliye sorduk; bazı belediyelerin inisiyatif
kullanarak böyle bir karar aldıklarını duyduklarını ama
şimdilik Datça Pazar yeri için buna benzer bir düşüncenin
olmadığını; tam aksine, pazar yerini açık tutmak istediklerini
ama yine de bu konuda, Ticaret ve Sanayi bakanlığının
genelgesinin belirleyici olacağını, söyledi.
Fazla kalmadan pazar yerinden
ayrıldık.
İş yerleri kapanan ve şimdi
işsiz kalan, ne yapacağını ve nasıl geçineceklerini bilemeyen
çalışanlar gibi pazarcı esnafı da kara kara düşünüyordu
yarınlarını; bunda da yerden göğe kadar haklıydılar...
21.03.2020/Datça Mehmet Erdal "
" 'YASAKLI' PAZARCILARIN DURUMU VE
BEKLENTİLERİ.
'DEVLET ÖDESİN!...'
21.03.2020 tarihli yazımda
(Bknz:https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
/'BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ'),
pazarcıların, başka yerlerdeki gelişmelere bakarak, Datça Pazar
yerinin de gelecek haftalarda açılıp açılmayacağına dair bir
endişelerinin olduğunu ve bunda da, '...tıpkı işsiz kalan, ne
yapacağını ve nasıl geçineceklerini bilemeyen çalışanlar
gibi...yerden göğe kadar haklı...' olduklarını yazmıştım.
***
Bu yazımın yayınlanmasının
hemen ardından, 23.03.2020 günü, Datça Belediyesi, kendi internet
sayfasında, önce, her ayın son Pazar günü açılan '2.el
pazarının' ve bilahare ardından, aynı gün, her hafta sonu
Cumartesi günleri kurulan Halk Pazarı'nda, sebze ve meyve, yani
temel gıda maddeleri dışında satış yapan pazarcıların tezgah
açmasının da, Korona virüs ile mücadele kapsamında, ikinci bir
emre kadar yasaklandığını duyurdu; İçişleri Bakanlığı ise,
24.03.2020 günü gece yarısı yayınladığı bir genelge ile bu
yasağın ülke genelinde uygulanacağını, dahası, tezgah açmasına
izin verilen sebze-meyve vb. temel gıda maddesi satıcısı pazarcı
esnafının da belli kurallar çerçevesinde bu faaliyetlerini
sürdüreceklerini resmen ilan etti.
***
Datça Pazar Yeri, 28.03.2020
günü, yasaklı olan pazarcıların tezgah açtıkları yerlere,
tezgah açan pazarcıların ve pazara temel gıda maddelerini satın
almak için gelen oldukça az sayıdaki müşterilerin araçlarını
park ettikleri bir görüntüyle açıldı. (Bunun böyle olduğunu,
bizim için de alış veriş yapan yasaklı bir pazarcı arkadaşın
benim bu yazım için çektiği fotoğraflardan anlıyoruz.)
***
21.03.2020 günü pazar yerini
gezerken bazı pazarcı arkadaşların ağzından ilk kez
'Yasaklanabilir mi?' sorusunu duyduğum andan itibaren kendi kendime
sorup durduğum sorular beynimde giderek büyüdüler; 1992-2017
yılları arasında tam 25 yıl birlikte olduğum bu kadın ve erkek
pazarcı arkadaşlar, şimdi ne düşünüyorlardı? Ne yapacaklardı?
Nasıl geçineceklerdi? Günlük yaşamlarını devam ettirebilmek
için gereksinimlerini nasıl karşılayacaklardı? Belediyeden,
Esnaf ve Sanatkarlar Odasından, Devletten beklentileri nelerdi?
Geleceklerine dair öngörüleri nelerdi?...
***
Datça Belediyesinden alınan
bilgilere göre, Datça Belediyesi'ne kayıtlı 250 pazarcı vardır
ve bu kayıtlı pazarcıların, sebze-meyve vb. temel gıda ürünü
satmayan 58'i, şu an için ne kadar devam edeceği öngörülemeyen
bir zaman diliminde, Datça dahil hiç bir yerde tezgah
açamayacaklardır; yani, 'yasaklı'dırlar.
Ülke genelinde sayıları
on binleri bulan bu 'yasaklı' pazarcıların Datça'da yaşayanlarının
ve/veya Datça dışında yaşamalarına karşın Datça'da da tezgah
açtıkları için bir biçimde tanıdıklarımın şu an içinde
bulundukları maddi koşulları, halet-i ruhiyelerini ve
beklentilerini (ülke genelini de kavramamıza yardımcı olabilmesi
amacıyla) öğrenmek için, 3'ü Datça'da 4'ü de Datça dışında
yaşayan olmak üzere 7'si ile telefon üzerinden söyleştik:
BURAK GERİDÖNMEZ: Kadın dış
giyimi satıyor. Marmaris'te oturuyor ve oradan gelip gidiyor. Datça
dışında Ak-Tur'a, Ak-Tur açılıncaya kadar Turunç'a ve Muğla
merkezde Perşembe günleri açılan pazara çıkıyor. Evli. Çocuğu
yok. Eşi, çalışıyor. Kirada oturuyor. Bağ-Kur borcu var. Başka
borcu yok. Şu an keseden yiyorlar. Arkadaşlarıyla oluşturdukları,
13-14 kişilik bir WhatsApp grupları var; yolda belde gider gelirken
lazım olur, ortak bilgilenmeleri gereken bilgileri paylaşırız,
düşüncesiyle kurmuşlar.
Belediyeden, pazar yerine tezgah
açamadıkları süreçte işgaliyelerin borç hanesine işlememesi
gerektiğini, düşünüyor. Belediyenin yapabileceği başka bir şey
yok, diyor.
Esnaf Odası'nın kredi vereceğini
duyduğunu ama bu konuda fazlaca bir şey bilmediğini, sorup
soruşturacağını, söylüyor.
Hükumete, 'Sezona girecektik,
giremiyoruz. Destek paketi, diyorlar; bu ne ki? Bize nakdi destek
lazım. Açıklamalar muallak. Belirsiz bir süreç bu...süre belli
olsa, tedbirimizi alırız. Şimdi neye göre ne yapacağız?
Bilemiyoruz. Bize faizsiz kredi lazım, gelecek sezon ödemeli. Böyle
olmaz ise, biz bu aldığımız kredileri kış sezonunda nasıl
ödeyeceğiz? Bağ-Kur ötelendi, diyorlar. Gelecekte ödenir,
diyorlar. Kimsenin bu borcu böyle ödeme şansı yok. Bunu peşinen
söyleyeyim. Devletin yanımızda olmasını istiyorum. Biz onu
dinliyoruz. O da bizi dinlesin. Bizim yanımızda olsun.' diye
sesleniyor.
MEHMET SÖYLEMEZ (ATA): Ayakkabı
ve terlik satıyor. Datça'da oturuyor. Datça, Ak-Tur, Karaincir,
Palamutbükü, Çeşme Köy, Yazı Köy pazarlarına çıkıyor. Evi,
kira. Emekli. Evli. İki çocuğu var. Büyük çocuğu kız ve
üniversitede öğrenci. Oğlu, lisede okuyor. Eşi, çalışmıyor.
Toptancıya mal ve belediyeye işgaliye borcu var. Şu an keseden
yediğini, belediyenin, tezgah açamadıkları süreç için işgaliye
almamasını; önceki işgaliye borçlarını yapılandırmasını,
yoksa kimsenin bu borçları ödeyemeyeceğini, söylüyor.
Hükumetin faizsiz kredi
vermesini, bazı kurallar çerçevesinde değil, ihtiyacı olan
herkese vermesini, bunun başka yolu olmadığını; Kaymakamlıktan,
sosyal güvencesi olmayanlara 300-400 TL verildiğini, duyduğunu
ama kendisi emekli olduğu için, bundan da yararlanamayacağını;
1600 TL emekli maaşı aldığını, evin kira olduğunu ve bu
durumda bununla nasıl geçineceğini, soruyor.
TURGUT GÜN: Marmaris'te oturuyor.
3 kardeş olarak çalışıyorlar. Datça, Ak-Tur, Palamutbükü,
Karaincir, Beldibi, Söğüt, Bozburun, Selimiye ve Bayır
pazarlarına tezgah açıyorlar. Evli. İki çocuğu var ve ikisi de
okuyor. Plastik ve cam eşya mamulleri satıyorlar. 3 kardeşin
üçünün de evi var. Toptancılara, Esnaf Odasına, bankalara kredi
borçları var. Şimdi, eldekilerle bir şekilde geçinmeye
çalışıyorlar.
Belediye için, 'Kendisi de zor
durumda; ondan bir beklentimiz yok.' diyor. Üç kardeş, kendileri
çare arıyormuş. Bir an önce pazarların açılmasını,
bekliyorlarmış. Pazarların açılmadığı sürece işgaliyeler
konusunda, herkesin mağdur olacağını, söylüyor.
Hükumete, 'Gelir gideri zaten
karşılamıyordu, gelir giderek düşüyordu; ne yapılacaksa bir an
önce yapılmalı. Büyüklere verildi; bize de bir kaynak
ayırılsaydı da biz de açmasaydık. Elimiz kolumuz bağlı. Küçük
esnafa destek verilmeli.' diye sesleniyor.
HÜLYA ÇAKMAKOĞLU: Evli.
Datça'da oturuyor. Datça'ya ve Palamutbükü'ne çıkıyor. İki
çocuğu var; ikisi de kendilerine bakabilecek durumdalar. Ev,
kendisinin. Emekli maaşı var. Kredi kartı ve Bankalara kredi borcu
var. Mal borcu yok. Hali hazırda Datça Knidos Pazarcılar Derneği
başkanı. Başkanı olduğu derneğin, farklı mallar satan toplam
42 (kırk iki) üyesi var.
Belediye için 'Nakdi ve yiyecek
desteği yapmalı. İşgaliye borcunu ertelemeli, yarısını
affetmeli. Mutlaka yardım yapmalı. Belediye Başkanı ne
düşünüyorsa açıklamalı.' diyor.
Kaymakamın sosyal yardım yapması
gerektiğini, düşünüyor. Kaymakamlık bünyesindeki Sosyal Yardım
bölümündeki Deniz bey ile görüşmüş ve Deniz beyin,
kendisine, Bağ-Kur'lu oldukları için 'yasaklı' kapsamına giren
pazarcılara yardım edemeyeceklerini; Yeşil Kart sahibi olsalardı,
yardım yapabileceklerini söylediğini, söylüyor.
Devlet için, 'Madem yasakladı,
destek vermeli. Nasıl geçineceğiz? Sosyal yardım yapılmalı.'
diye de ekliyor.
İBRAHİM KELEŞ: Marmaris'te
oturuyor. Evli. Evi, kira. İki çocuğu var ve ikisi de üniversitede
okuyor. Deri çanta, kemer vb. deri ürünleri satıyor. Datça,
Fethiye ve Fethiye/Hisar Önü pazarlarına tezgah açıyor. Kredi
kartı, SSK, Bankalara kredi ve piyasaya mal borcu var. Şimdilerde
kredi kartında yiyip geçiniyorlar.
Belediye için, 'Yardım
edebilirse etmeli; ne yiyip ne içeceğiz? Erzak vb. olur;
çalışmıyoruz' diyor.
Hükumet için 'Kredi veriyormuş.
Geçmişte SSK borcum var. Sicilim temiz değil. Kefil istiyormuş;
neyin kefili? İhtiyacı olan kredi ister; biz kefil mi bulabiliriz?
Devlet bizi aç mı bırakacak? Bu durum ne kadar sürecek? Ne
yapacağız?..., diyerek, devam ediyor.
ERCAN GÜNGÖZ: Marmaris'te
oturuyor. Çocuklara ve büyüklere karışık penye giyim eşyaları
satıyor. Datça, Turunç ve Beldibi pazarlarına çıkıyor... Bekar.
Kirada oturuyor. Maliyeye, kredi kartına ve her yere borcu var.
Şimdilerde, hazırdan ve kredi kartından geçiniyor.
Belediyeden, işgaliyeleri
dondurmasından başka bir beklentisi, yok.
Hükumetin kredi ve kredi kartları
borçlarının faizini iptal etmesini; ana paraların ödenmesini de
ötelemesini istiyor. Halihazırdaki pakete göre, faiziyle birlikte
ötelendiğini, söylüyor ve peki, sonra ne olacak?, diye soruyor.
Bu borçlar , günü geldiğinde, nasıl ödenecekti?...
Bağ-Kur, vergi vb. zaten
ödeyemiyormuş. Önceki yıllarda, bu borçları Yaz sezonunda
ödüyormuş, ödeyemediği zaman ise öteliyormuş. Şimdi nasıl
yapacakmış? Ne zaman tezgah açılacağı belli değil; yardımcı
olsalar iyi olur, diyor. Bağ-Kur dondurulsun, vergi
dondurulsun...Eskileri yatırmayalım....Tezgah açmaya başlayınca,
yeniden başlasın..., diye devam ediyor.
BİRCAN USTA ÜNSAL: Datça'da
oturuyor. Evi, kira. Eşinin 2, 2 de kendisinin olmak üzere toplam 4
çocukları olduğunu; 4'nün de kendilerine bakabildiklerini,
söylüyor. Kredi, Kredi Kartı, toptancı, Maliye...daha bir sürü
yere borçları varmış. Eşi ile birlikte bu işi yapıyorlar.
Buldan bezinden yapılma ağırlıklı bayan ve erkek giyim
satıyorlar. Datça, Ak-Tur, Palamutbükü ve zaman zaman da Yazı
Köy ile Çeşme Köy pazarlarına çıkıyorlar. Şimdilerde çağla
toplamaya gidiyor ve elde ne varsa onunla geçiniyorlarmış;
önümüzdeki sürece dair de, açık açık, hiç bir fikrinin
olmadığını, söylüyor.
Düşüncelerini, açık bir
biçimde ve en yalın kelimeler ile ifade etmekten kaçınmıyor:
'Esnaf Kefalet kredi veriyor; ama kime? Borçlar 3 ay erteleniyor;
ama 3 ay sonra kim ödeyecek? Kazancımız yok ki...3 ay sonra aynı
anda hepsini nasıl ödeyeceğiz? Bu, milletin gözünü boyamaktan
başka ne işe yarıyor? Kira, elektrik, su... Ödemeyi bile
düşünmüyorum. Versinler mahkemeye. Hakim sormayacak mı, neden
ödemiyorsun?, diye; ben de derim ki, neyle ödeyeceğim? Yok...
Devlet, 3 ay tezgah açmayın,
diyor ve biz de açmıyorsak, o zaman 3 aylık bütün borçları
silsin; kredi borcunu, kredi kartı borcunu, elektrik, su... desin
ki, ben ödüyorum. Ben o zaman göreyim Devletin, Hükumetin,
Bankaların...büyüklüğünü....Pazara çıkma! Tamam, ama 3 ay
sonra bütün bu borçları nasıl ödeyeceğiz? Bunları, ödenmiş,
kabul edecekler; keyfimizden değil. Yaz bunları, aynen yaz; ben ne
söylüyorsam, yaz.
Pazarcılar, çalışan kesimlerin
en alt kısmıdır. Pazarcılık, çok zordur. Sen de yaptın;
bilirsin. Beni ne konuşturuyorsun? Öyle değil mi? Bu böyle
bilinmelidir. Ahım şahım bir gelirimiz de yok...Kredi kartı ile
geçiniyoruz.
Hükumetin yaptığı, benim
aklımla oynamaktır.
Belediyenin durumunu biliyorum.
Bir şey yapamaz. Çok zor dönüyor. Var olan bütçe ile ancak
kendini döndürüyor. Belediyenin yapabileceği bir şey olsa, bizim
belediye yapar. Bunu biliyorum.
Tezgah açmadığımız sürece
işgaliye almasa iyi olur; ama alır. Neden? Çünkü, ona sorarlar,
o nedenle o da bizden almak ister. O da sistemin içinde. Deseler ki,
her belediye kendi bildiği gibi yapsın; o zaman Datça belediyesi
almaz....'
***
Korona virüs salgını ile
mücadele kısa sürede pozitif bir sonuca ulaştırılamaz ve
pazarcıların korktuğu gibi 2-3 ay ya da daha fazla sürer, haliyle
pazarcılar da pazar yerlerine tezgah açıp çarklarını
döndüremezler ise; bu, onların bazıları için tam bir yıkım
olur.
Pazarcılık yapmaları belirsiz
bir süre için yasaklanan bu pazarcılar, şu an var olan koşullarda
evlerini geçindiremeyecekleri için ev içi ve/veya yakın
çevreleriyle, kaçınılmaz olarak, çok ciddi sorunlar
yaşayacaklar; dahası, yeniden normal koşullara dönüldüğünde
ya bir kısmı artık bu işi yapamayacak kadar kötü durumda/batmış
ya da ödeyemeyecekleri bir borç batağı içerisinde ne
yapacaklarını bilemeyecek kadar şaşkın olacaklardır; 25 yılını,
pazarcılık yaparak yaşayan birisi olarak, bunları çok rahat
öngörebilirim.
Bu nedenle, şu an tezgah açmaları
yasaklanan pazarcıların sesine kulak verilmeli ve Belediyeler,
Esnaf ve Sanatkarlar Odaları, Devlet olarak onların dertlerine deva
olunmaya çalışılmalıdır; şimdi, bugüne kadar söylenen her
şeyin test edileceği ve ayan beyan görüleceği günleri
yaşıyoruz.
Not:1-Bu yazı yazılırken, bir
sorumuz üzerine, Datça Belediyesi'nden yetkili bir kişi, Belediye
Başkanı'nın, pazarcıların, Korona virüs salgını günlerinde
(yasak nedeniyle) tezgah açamadıkları günler için işgaliye
parası ödemeyeceklerini, söylediği, bilgisini verdi.
2- Hükumetin açıkladığı 100
milyar TL civarındaki 'Destek Paketi' içerisinde esnafa yönelik
olarak sözü edilen 25 bin ve 50 bin TL'lik kredilerle ilgili
pazarcı esnafının duyumlarını ve beklentilerini ilettiğimiz
Datça Esnaf ve Sanatkarlar Odası başkanı Cemal Demirtaş,
şunları söyledi: Bu krediler ve pazarcı esnafının bu kredilerden
yararlanacağı duyumları doğrudur. Ancak, bu kredilerden
yararlanmak için, tabir-i caizse sicilin temiz olması
gerekmektedir. Sicilin temiz olması da yeterli değildir; bu devirde
kefil bulmak kolay olmadığından ve haliyle kimse kefil
bulamayacağından, kefil bulma konusunu pas geçiyoruz; aracın
kasko değerinden ya da başka bir şeyin ipotek edilmesi, yani
teminat olarak gösterilmesi gerekmektedir. Bu olmaz ise, krediden
yararlanamıyorsun. Haliyle, bugün bu kredilerden, yalnızca durumu
iyi olanlar yararlanabilir. Hükumetin bu paketi iyileştirmesi,
esnafı desteklemesi gerekir. Ayrıca, bu kredilerin yalnızca bir
banka üzerinden yapılması da doğru değildir; diğer bankalar da
bu konuda devreye sokulmalıdır. Halk bankası, bu konuda Esnafı
Kooperatife yönlendiriyor. Onlar da işi zorlaştırıyorlar.
Gittim, onlarla konuştum; 15 bin TL kadar kredileri kişiye verin;
kefil vb. bir şey istemeyin. 15-30 bin TL arasında kefil isteyin,
sonra ipotek isteyin vb., ama hayır, ikna edemiyorum. Sorun çok....
3-Pazarcı esnafının bu konudaki
sorularının yanıtlarını bulabilmek için Datça'daki esnafın
kredi gereksinimlerini karşılamakla görevli Esnaf Kefalet ve Kredi
Kooperatifi Datça Şubesi Başkanı Hasan Esat Deniz'i de aradım:
Esat bey, kendilerine kredi için baş vuracak esnafın ilk kez mi
kredi talebinde bulunduğunun ya da daha önce de kredi kullanan
birisi mi olduğunun önemli olduğunu, söyleyerek açıklama yaptı:
Eğer, kredi talebinde bulunan esnaf daha önce de kredi kullanmış
ve ödemelerinde herhangi bir sıkıntı yaratmamışsa, bir başka
deyişle sicili temiz ise, Kooperatif olarak, o esnafın kefil bulup
bulamayacağına bakıyor ve eğer hem sicili temiz hem de kefil
bulamayacağı kanısına varırlarsa, o esnafa, 25 bin tl. kadar
kefilsiz kredi verebiliyorlarmış; elbette, onların hazırladığı
dosyanın, Halk Bankası tarafından da onaylanması gerekiyormuş.
Açıklamaların özünün şu
olduğunu söyleyebiliriz: Kooperatif, kendileri açısından
sicilinde sorun bulunmayan bir esnafa kefilsiz kredi verebiliyor ve o
esnafın dosyasını hazırlayarak Halk Bankasına yolluyor; ama
ister bu biçimde ister kefilli olarak Halk Bankası'na dosyaları
gönderilen esnafın banka tarafından yapılan incelemesinde, kredi
ya da kredi kartı ödemelerinde herhangi bir soruna rastlanırsa,
banka, otomatikman o esnafın dosyasını ilerletmiyor ve geri
gönderiyormuş.
Bu durumda, hükumetin, Halk
Bankası'nın esnaf kredilerine yönelik kriterleri konusunda yeni
bir düzenleme yapılması gerektiğini bankaya söylemesi gerekiyor;
anlatılanlardan, yapılması gerekenin bu olduğu anlaşılıyor.
4- Bu konuda en tam ve sağlıklı
bilginin alınabileceğini düşünerek, Esnaf Kefalet ve Kredi
Kooperatifleri Birliği'nin Ankara'daki Merkezi'ne 30.03.2020 günü
bir mail atarak, bu konuda durumun ne olduğunu ve bize yazılı bir
veri yollayıp yollayamayacaklarını sordum; 24 saat geçti ve hala
beklemeye devam ediyorum.
31.03.2020/Datça Mehmet Erdal"
"YASAKLI PAZARCILARIN AYAKTA KALMA
ÇABALARI.
'NİSAN-MAYIS NEYSE, AMA
HAZİRAN'DA DAYANAMAYIZ!...'
İçişleri Bakanlığı'nın 24
Mart 2020 günü gece yarısı yayınladığı genelge ile pazar
yerlerine tezgah açmaları (süresi baştan ilan edilmeyen bir zaman
dilimi için) yasaklanan (giyim, deri çanta-kemer, ayakkabı ve
terlik, plastik eşya, hediyelik vb. ürün satıcısı) pazarcıların
durumu ve içine girilen süreçteki beklentilerinin neler olduğuna
dair yedi (7) pazarcı esnafı ile telefon üzerinden söyleşi
yapmış ve bu söyleşiyi, 31.03ç2020 tarihinde
yayınlamıştım.(Bknz: Yasaklı Pazarcıların Durumu ve
Beklentileri/ https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com)
Söyleşi yaptığım Pazarcılar,
söyleşide, kendi durumlarına ve (Belediyeden, Esnaf ve Sanatkarlar
Odası'ndan, Devletten) beklentilerine dair düşüncelerini açık
açık ifade etmişlerdi.
Bu yasağın üzerinden üç (3)
hafta civarında bir süre geçti.
***
Bu 'yasak' durumu, halihazırda
devam ediyor ve daha ne kadar devam edeceğine dair de hiç bir
yetkili kişi ve kurum, herhangi bir somut açıklama yapmıyor.
Peki, bu pazarcı esnafı, şimdi
ne düşünüyor? Ne yapıyor? Kendisinin ve evinin geçimini nasıl
devam ettiriyor? Belediyeden, Esnaf ve Sanatkarlar Odası'ndan,
Devletten beklentilerine somut bir yanıt bulabildiler mi? Şimdilerde
kimden ve ne tür beklentileri var? Gidişata dair düşünceleri
nedir?
Fikri takip yaparak, aynı
pazarcılar ile yeniden bir söyleşi yapmaya karar verdim; önceki
söyleşi sıralamasına uygun olarak, telefonlarını çaldırdım:
BURAK GERİ DÖNMEZ: (Marmaris'te
oturuyor. Evli. Çocuğu yok. Kadın giyim eşyaları satıyor ve
Datça, Ak-Tur, Ak-Tur açılıncaya kadar Turunç, Perşembe günleri
de Muğla Pazarı'na tezgah açıyordu) Halet-i ruhiyen nasıl, diye
soruyorum, anlamıyor; ne?, diyor. Kuşak farkı, doğal. Nasılsın?
Psikolojik durumun nasıl?, diyorum; orta şekerli, diye cevap
veriyor. Ne iyi ne de kötüymüş. Sürekli TV'lere bakıyormuş.
Yakın zamanda her şeyin güzel olacağını, söyleyemem, diyor.
Bir köpeği varmış ve gündüzleri onu gezdiriyormuş.
Bugünlerde, kirada oturduğu evi boyayacakmış. Eşi çalışmaya
devam ediyormuş, ama onun maaşı ile geçinemeyecekleri için
hazırdan yemeye devam ediyorlarmış. Kredi için, bağlı olduğu
Datça Esnaf ve Sanatkarlar Odası'nı aramış. Oda Başkanı, Cemal
Demirtaş, Halk Bankası'na başvurmasını, eğer orada bir sorun
yaşarsa kendilerini aramasını söylemiş. Odadan verilen bilgiye
göre, 5-25 bin TL. arasında kefil, ipotek vb. herhangi bir şey
istenmiyormuş. 25-100 bin TL. arasındaki kredi taleplerinde kefil
ve ipotek isteniyormuş. Marmaris'te oturduğu için, Devletin sözünü
ettiği yardımlar konusunda Marmaris Kaymakamlığı'nı aramış;
oradan, kendisine bir telefon numarası vermişler ve o numarayı
aramasını söylemişler. Aramış, aramış, bir türlü
düşürememiş. İçinde yaşanılan mevcut durumun, Haziran sonuna
kadar devam edebileceğini düşünüyor. O saatten sonrası için,
yurtdışına yönelik sınırları açarlar mı açmazlar mı?,
Açmaları mı iyi olur ya da açmamaları mı?, Açarlarsa,
turistlerin gelmeleri mi iyi olur yoksa gelmemeleri mi?, diye kendi
kendine soruyormuş. Çünkü, bu virüsün öyle kolay kolay
engellenemeyeceğini, engelledik deseler de gerçekten tehlike
olmaktan çıkıp çıkamayacağını, bilemediğini ve bu konularda,
TV'lerden dinledikleri çerçevesinde, kafasının karışık
olduğunu, söylüyor. Bu nedenle, Devletten, kira ve geriden gelen
borçlar konusunda, nakdi yardım ya da gelecek yıl ödemeli kredi
vermesini istiyor. Bu konuda, İç Anadolu ile sahillerdeki esnafa
yönelik iki ayrı yaklaşımın gösterilmesinin iyi olacağını,
söylüyor. Eğer, Devlet, Bankalar, Esnaf Odaları, gelecek yıl
değil de normal kredi verirse, Haziran ayının da bu durumda
geçeceği ve geriye 2-3 ayın kalacağı, o ayların da nasıl
geçeceğinin bilinmediği bir durumda, bu krediler, nasıl ödenir?,
diye soruyor. Nisan-Mayıs-Haziran ayları Bağ-Kur borçları
Ekim-Kasım-Aralık aylarına ertelendi, o aylarda hem ertelenenleri
hem de o ayları, yani sezonun, haliyle işin bittiği o kış
aylarında iki aylık Bağ-Kur borcunu birlikte kim ödeyebilir ki?,
bu imkansız bir şey, diye de ekliyor. Ben, bu borçları, ancak
gelecek yıl ödeyebilirim, diyor. Toptancıları ile konuşuyormuş.
Onlar da bir beklenti içerisindeymiş. Ben, diyor, Haziran ayında
neye güvenerek mala gireyim? Toptancı, biliyorsun, önceden mal
yapar; peki, onlar kime güvenerek, şimdiden mal yapsın?
Bilemiyorum, bekliyorum, diyerek sözünü bitiriyor.
MEHMET SÖYLEMEZ (ATA): ( Datça'da
oturuyor. Evli. İki çocuğu var. Birisi üniversitede olmak üzere,
her ikisi de okuyor. Ayakkabı ve terlik satıyor. Datça, Ak-Tur,
Palamutbükü, Çeşme Köy ve Yazı Köy Pazarlarına çıkıyordu.)
Ne yapıyorsun?, diyorum; ne yapacağım?, boş boş oturuyorum,
diyor. Boş olduğu zamanlarda kahvelere giden ve arkadaşlarıyla
'taş döşeyen' (Okey oyunu) birisi olduğunu bildiğim Ata,
şimdilerde kahveler de kapalı olduğundan, evden dışarıya
çıkmıyormuş. Evde sorun çıkmıyor mu, diye soruyorum, yok, ne
sorunu çıksın, diyor. Hanımı da evde oturuyormuş. Evin geçimini,
emekli maaşı ile sağlamaya çalışıyormuş. Durumunu az çok
bildiğimden, emekli maaşından kesilen bir şey yok mu, diyorum;
varmış; 875 TL. civarında bir kredi borcu kesintisi varmış.
Evi kira olduğu için, ev sahibi ne diyor?, diyorum. Şimdilik, bir
şey istediği yok, diyor. Üniversitede okuyan kızı da, şimdi
evdeymiş. Kredi için, İnternetten Ziraat Bankası'na baş vurmuş.
Sana döneriz, demişler; bir hafta olmuş başvuralı ve ses seda
yokmuş. Döneceklerine dair umudu da yokmuş. Kendisi gibi tezgah
açması yasak olan bir pazarcı arkadaşı ile Datça
Kaymakamlığı'na gitmişler. Kaymakamlıktan, SSK güvenceleri
olduğu için, yardım edemeyeceklerini, söylemişler. Kaymakamlık,
herhangi bir güvencesi olmayanlara yardım ediyormuş. Peki, Devlet,
açmayın, dediği için tezgah açmadıklarını, onlara yönelik
bir yardımın olup olmadığını bilip bilmediğini, soruyorum.
Bilmiyormuş. Bu durumun Mayıs ortalarına kadar süreceğini
düşünüyor muş; daha doğrusu, TV'lerde söylenenlere bakarak bu
öngörüde bulunuyormuş. Peki, diyorum, diyelim ki bu durum Haziran
sonu ve Temmuz ortalarını buldu, ne yapacaksın? Ne yapacağım,
bekleyeceğim, diyor. Beklemekten başka çaresi olmayan her yurttaş
gibi...
TURGUT GÜN: (Marmaris'te
oturuyor. Evli ve okuyan iki çocuğu var. Ev kendisinin. Üç kardeş
birlikte aynı işi yapıyorlar. Plastik ve cam eşya mamulleri
satıyorlar. Datça, Ak-Tur, Palamutbükü, Karaincir, Beldibi,
Söğüt, Bozburun, Selimiye ve Bayır pazarlarına tezgah
açıyorlardı) Evde oturuyorum, hanıma ev işlerinde, bahçe
işlerinde yardım ediyorum, diyor, sormam üzerine. Çocuklarla
ilgileniyor, TV izliyormuş. Yazdan yaptıkları yiyecek stokunu
kullanıyorlarmış. Şu ara elektrik, su, İnternet ödemelerini pas
geçiyormuş. Başka yapılacak bir şey yok, diyor. Durumuna
şükrediyor. Şimdilik idare edecekleri kadar paraları varmış.
Ama öte yandan, Halk Bankası ve faizli olarak da Yapı Kredi
Bankası'na olan borçları ötelemişler. Kredi kartı borcum var,
ödeyemeyeceğim, diyor. Bağlı oldukları Kavaklıdere Esnaf
Odası'na 25 bin TL'lik kredi için kardeşi başvurmuş; kefil
istemişler. Kefil gösterip o krediyi alacağız, başka çaremiz
yok, diyor. Kaymakamlığa ya da Belediyeye, ayni yardım için
başvuruda bulunup bulunmadıklarını soruyorum, hayır, bulunmadık,
bulunmayız da; çünkü durumumuz o kadar kötü değil, bizden daha
kötü durumda olanlar var, onlar gitsinler ve onlara yardım
yapılsın, diyor. Bu durumun ne kadar süreceğine dair somut bir
öngörüsü yokmuş, TV'lerde söylenenleri dinliyormuş, bir an
önce bu durum bitsin ve işimize gücümüze bakalım; akşam ki (10
Nisan Cuma günü akşamı yaşananları kastediyor) gibi olursa,
işimiz zor...diye bitiriyor.
HÜLYA ÇAKMAKOĞLU:(Datça'da
oturuyor. Evli. Datça ve Palamutbükü Pazar yerlerine tezgah
açıyor. Evi kendisinin. Emekli maaşı var. İki çocuğu var ve
ikisi de kendilerine bakacak durumdalar. Halihazırda, 42 üyesi olan
Knidos Pazarcılar Derneği Başkanı. Hediyelik eşya satıyor.) Çok
zor, etrafımdaki tanıdıklara üzülüyorum, diyerek söze
başlıyor. 10 Nisan günü akşamı olan olay, çok canımı sıktı,
diyor. 'Bu ülke ne olacak? Ekonomi ne olacak? Biliyorsun, benim,
baktığım, evcil hayvanlarım var. Bir hayvan barınağım var. Ben
onlar için pazarlara çıkıyorum. Bunların, aylık 2-3 bin TL'lik
ihtiyaçları var. Pazarcı arkadaşlar için, çok üzülüyorum.
Muğla Büyükşehir Belediyesi ile görüştüm; on (10) kadar
arkadaşa, koli ile yardım gönderttim.' Tekrar, soruyorum; kaç
kişi?, on kişi var, diyor. Şaşırıyorum. Duymamıştım. Ama
yeterli değil, diyor. Bu insanlar için, daha başka şeyler de
yapmalı, diye devam ediyor. 'Şu Nisan ayı geçsin, hani, salgın,
tepe noktasını bulacak, diyorlar ya, bulsun; Mayıs ayı başı
tekrar Büyükşehir ile görüşmeli, Milletvekilleri ile görüşmeli,
Ankara ile görüşmeli, bu insanlar çok zor durumda. Çoğu kiralık
evde oturuyor ve ev kiralarını ödeyecek, hadi bir ay dayandılar
diyelim, ondan sonra karınlarını doyuracak paraları yok.'
Söylediklerinden, bir parçası olduğu pazarcılar için endişe
duyduğu, bir şey yapmak için çırpındığı ama var olan
olanakları ve ilişkileri içerisinde, ne yapacağını bilemediği,
anlaşılıyor. Kaymakamlığın, SSK güvenceleri nedeniyle,
pazarcılara yardım yapamayacaklarını söylediklerini, söylüyor.
Datça Belediyesi CHP Meclis üyelerinden bazıları ile görüştüğünü,
onların, kendilerine, ellerinden bir şey gelmediğini,
söylediklerini, söylüyor. 10 Nisan akşamı yaşananların salgın
konusunda yapılan her şeyi yok ettiğini ve şimdi durumun
düzelmesinin daha zor olduğunu ve uzun süreceğini; tanıdığı
ve bu konularda bilgisine güvendiği bazılarının, Korona virüs
ile mücadelenin Ekim ayına kadar süreceğini söylediklerini,
ekliyor. Bütün bu olayların, hep birlikte hareket etmemekten,
birilerinin, hep, ben bilirim, demesinden kaynaklandığını,
kendisinin, buna karşı olduğunu; daha fazla insanın ölmemesi
gerektiğini, bu salgın çıkalı, panik atak olduğunu; Datça
merkezde tanıdığı bazı (kuaför gibi) iş yeri sahiplerinin iş
yerlerini boşalttıklarını, daha da boşaltacak kişiler olduğunu,
tahmin ettiğini, söyleyerek, sözünü bitiriyor.
İBRAHİM KELEŞ:(Marmaris'te
oturuyor. Evi kira. Evli. Üniversitede okuyan iki çocuğu var. Deri
çanta ve kemer satıyor. Datça, Fethiye ve Fethiye/Hisarönü
pazarlarına tezgah açıyordu.) Ortaca/Sarıgerme'de, bir kaç
yıldır işlettiği dükkanın arkasına yaptığı iki göz odada
yaşıyormuş, eşi ve şu an okullar açık olmadığı için yanına
gelen üniversite öğrencisi iki oğluyla. Marmaris'ten buraya
kaçtım, Marmaris çok kalabalık, diyor. Sezonun ne zaman
başlayabileceği konusunda net bir öngörüsü yok. Sarıgerme'de
sezon Mayıs ayı ortalarında başlıyormuş, bu nedenle, Haziran
ayı başları açılırsa, fazla bir kaybının olmayacağını,
düşünüyor. Şimdilerde evde oturuyoruz, yiyip içiyoruz, vakit
geçiriyoruz, diyor. Hayatın sıkıcı olduğunu, söylüyor.
'Yapacak başka bir şey yok. Kredi kartlarına asılıyoruz. Bütün
harcamaları ondan yapıyoruz. Bir kredi kartı borcum ile bir banka
kredisini, biraz faizi kabul ederek öteledim. Benim ilişkim, özel
bankalar ile. Kredi için, Esnaf Kefalet'e baş vurdum; 4-5 gün
oluyor. Cevap bekliyorum. Muğla Esnaf ve Sanatkarlar Odası
Başkanı'nı aradım, İbrahim, verirler, sıkma canını, dedi.
İstediğim, 25 bin TL. Bu ne kadar beni ayakta tutar? Sonra nasıl
ödenecek? Biz, şimdi bunları düşünmüyoruz. Benim ilişkilerim
var. Toptancı, sezon başlasa, malı getirir ve yıkar. Kardeşlerim
var. Ama onlara, zor durumdayım, yiyecek ekmeğe muhtacım, desem,
yardım ederler; demiyorum. Utanıyorum. Geçenlerde, bizim partiyi
(AKP-Marmaris) aradım, onlar da burayı (Ortaca) aramışlar; böyle
böyle, bir üyemiz var orada, yardım edin, demişler. İnan,
üzerine düşmedim. Utandım. Biz böyle yardım istemelere alışkın
değiliz. Yarın, laf eden olur. Dayandığımız kadar, dayanırız.
Canımızı alacaklar değiller ya. Çok üzerimize gelirlerse, alın,
bir arabam var, sizin olsun, derim. Haa böyle daha ne kadar
dayanabiliriz? 1,5-2 ay daha dayanırız. Sonra? Sonra, topu
dikeriz.' Kaymakamlığa ayni yardım için başvurup başvurmadığını,
soruyorum. Hayır, başvurmamış. Duyduğuna göre, kaymakamlık,
TC'yi istiyormuş, SSK güvencesi olduğunu görünce, hayır,
diyormuş. Dükkan için kredi çekmiş, bu Korona virüs salgını
başlayınca, sonra her şey tepe taklak olmuş. Daha önce, SSK ile
mahkemelik bir durum yaşamış; mahkemeyi kaybetmiş. Oradan da bir
fatura geldi, diyor.
ERCAN GÜNGÖZ:(Marmaris'te
oturuyor. Bekar. Evi kira. Çocuklara ve büyüklere, karışık,
parti malı penye giyim eşyaları satıyor. Datça, Turunç ve
Beldibi pazarlarına çıkıyordu.) İş yapmıyoruz, evde yatıp
kalkıyoruz, diyor. Bir arkadaşının dükkanına yardım ediyormuş,
ama o da açık olduğu günlerde bile 100-200 TL. satış
yapıyormuş. Psikolojisi, normalmiş. Günlük geçimini kredi
kartlarından sağlıyormuş. Bu durumun Haziran sonunu
bulabileceğini, bazı otel sahiplerinin, Haziran ayı başında
sezonun başlayacağını, bazılarının da, bu sezon bitti, bu iş
uzar, dediklerini, söylüyor. Yapabileceği bir şey yokmuş ve
bekliyormuş. Konuşmasından, gelişmeler konusunda pek umutlu
olmadığı; iktidarın, Korona virüs ile mücadelede anlık kararlar
verdiğini düşündüğü, anlaşılıyor.
BİRCAN USTA ÜNSAL: (Datça'da
oturuyor. Evi kira. Evli. Eşinin 2, 2'de kendisinin, toplam 4
çocukları var. 4'ü de kendilerine bakabilecek durumdalar. Buldan
bezinden yapılma kadın ve erkek giysileri satıyorlar. Datça,
Ak-Tur, Palamutbükü ve Çeşme Köy pazarlarına çıkıyorlardı.)
Önceki söyleşide çağla topluyordu; şimdilerde, evde
oturuyormuş. Evi, Palamutbütü'nde. Nasılsın? diyorum. Nasıl
olayım?, yalnızca kendim için söylemiyorum, genel için
konuşuyorum; akıl hastanesine gidecek potansiyel hasta adayıyım,
diyor. Hem de en önde, diye ekliyor. 'Düşünüp duruyorum. Çıkış
bulamıyorum. Biz tezgah açmayalı ne kadar oldu? Üç hafta. Gelir
yok. Öncesinde ancak kendimize yetmeye çalışıyorduk. Borçları
vs. erteledik, diyorlar. Ertelemek çözüm değil ki! Sonra ne
yapacağız? Nasıl ödeyeceğiz?'. Nasıl geçiniyorsun?, diye
soruyorum. 'Her Türk ailesinin yaptığı gibi, yazdan bir şeyler
hazırlayıp bir kenara koymuştuk; onları yiyoruz. Bu kumanya ile
yetiniyoruz. Ayrıca, bulunduğum yer köy olduğu için yardımlaşma
oluyor; ben pişirdiğimden komşuya, o da pişirdiğinden, bana
veriyor. Komşu yardımı, yani. İdare edip gidiyoruz.' Esnaf
Kefalet'e kredi için baş vurmuş. Esnaf Kefalet, kiradaki dükkanı
daha önceden Esnaf Kefalat'e ipotekli olduğu için, 25 bin TL krediyi vermiş. Ama, diyor, ona dokunmuyoruz. Neden? 'Nedeni şu;
korkuyorum. Bunun yarını var. Sonumuz ne olacak, belli değil.' Bu
durumun daha ne kadar devam edebileceğine dair herhangi bir öngörüsü
olup olmadığını soruyorum. 'Biz zaten toplum olarak cahiliz. Ama
başımızdakiler, okumuşun cahilleri oldukları için, herhangi bir
öngörüm yok. Ali, yani eşim, bu yıl sezon hiç açılmaz,
diyor.' 10 Nisan akşamı sokağa çıkma yasağı ilan edildikten
sonra yaşananlara yönelik olarak İçişleri bakanı Süleyman
Soylu'nun 'Böyle olacağını öngöremedim' sözünü aktarıyorum;
ateş püskürüyor. '1 kişi, 16 kişiye bu hastalığı
bulaştırıyor. Özrü kabahatinden büyük. Öngörememiş ise, o
zaman orada ne işi var? (1) Onun işi öngörüde bulunmak. Orada
yalnız değil ki. Danışmanları var, yardımcıları
var...Öngöremedim, diye bir şey olmaz. Bu işin siyaseti olmaz.
Bu, bütün dünyanın problemi. Bunun şakası yok.' Bu durum ne
kadar sürerse ne yaparsın? Ne kadar zaman dayanabilirsin?, diyorum.
'Haziran ayında da bu durum devam ederse, bunu kaldıramayız.
Biliyorsun, bu pazar yerinde en uzun dayanabilecek 5-10 kişi varsa,
birisi de benimdir. Ama, ben bile Nisan-Mayıs neyse, ama Haziran
ayında tezgah açmaya başlamalıyız. Ali'nin emekli maaşı,
dükkan kirası olmasına rağmen böyle...Diğer esnaf arkadaşlar
ne yaparlar, bilemiyorum.' Herhangi bir yerden ayni yardım isteyip
istemediğini, bazı pazarcı arkadaşların Kaymakamlığa
gittiğini, bazılarına Muğla Büyükşehir'den koli ile yiyecek
yardımı yapıldığının söylendiğini söylüyorum. Ona da Muğla
Büyükşehir Belediyesinden yardım istemesi için bir telefon
numarası verildiğini, ama kendisinin istemediğini, çünkü
kendisinin o noktada olmadığını, daha zor durumda olanların
istemesi gerektiğini düşündüğünü söylüyor. 'Yalnız, şunu
söyleyeyim: Ben, maske için İnternetten başvuruda bulundum, Datça
Belediyesi'ne de gittim; Ali de gitti. Yok...Maske yok. Geçenlerde
markete gideceğim, maske olmadan içeriye almıyorlar. Jandarmayı
aradım. Ya bana maske getirin ya da market alış verişimi yapın,
dedim. Bir maske getirdiler. Şimdi onu markete giderken
kullanıyorum, eve dönünce asıyorum; sora, yeniden aynı şey...'
Bunun sağlıklı olmadığını, o maskelerin, bir kullanımlık
olduğunu, söylüyorum; o dediğin, maske varsa olur, diyor; ben de
bir tek var, o bir tek maske ile o dediğin nasıl olacak?...Söyleşi
bittikten ve ben bunları yazarken, telefon ediyor: 'Bak bir şey
okudum, sana da aktarayım. Biliyorsun, ben doğrucuyum'dur. Adam
yapıyor, çalışıyor'. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı
Mansur Yavaş'ın, bütün pazarcıların elinde var olan sebze ve
meyveleri satın alıp yoksul kesimlere dağıttığını, aktarıyor
ve ekliyor; 'Diğer pazarcılar ne yapacak? Bu, belediyenin vereceği
bir cevap değil. Bu soruya Devlet cevap vermeli'. Tamam, bunu da
yazacağım, diyorum ve yazıyorum..
(1)-Bircan Usta Ünsal ile bu
söyleşi, 12 Nisan günü gündüz yapıldı; bilindiği üzere,
akşamında, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu istifa etti, ama
Cumhurbaşkanlığı İletişim Daire Başkanı Fahrettin Altun, gece
yarısına çeyrek kala, bu istifanın uygun bulunmadığını
duyurdu.
--- Yardımlar konusunda, Datça
Belediyesinden, Meclis üyesi de olan Başkan Yardımcısı İnci
Bilgin'i aradık: İnci hanım, Datça belediyesi olarak,
bağışçıların yardımıyla, anlaştıkları üç (3) market
üzerinden yoksul, zorda olan ve yardıma muhtaç 51 aileye ayni
(yiyecek-içecek) yardımı yaptıklarını; yine, ihtiyacı olanlara
bedava çorba dağıtan Murat beyin bildirdiği 9 aileye, 13.04.2020
günü yardım gönderdiklerini; ayrıca, Muğla Büyükşehir
Belediyesinin verdiği telefon numarasına, yardım isteyen ailelerin
baş vurmaya devam ettiğini; Datça Belediyesi'nin ve CHP İlçe
Örgütü'nün de mahallelerdeki muhtarlar ve başka ehil kişilerden
öğrendikleri ailelerin isimlerini, 'bu ailelere yardım edilsin'
diyerek, Büyükşehire bildirdiklerini...söyledi.
---Datça Esnaf ve Sanatkarlar
Odası Başkanı Cemal Demirtaş'ı bu kez yine aradık: Cemal bey,
Devletin, Esnaf kefaletlere, kredi talebinde bulunan esnaflardan
kefil gösterme ve ipotek verme konularında esnek davranılması
doğrultusunda yazı yolladığını ama Esnaf Kefalet'in ya da
Bankanın, yine bildiği gibi davrandığını; sistemde bir problem
olduğunu; sistemin değişmesi gerektiğini; Sol olmuş, Sağ olmuş,
kimin yönetimde olduğunun önemli olmadığını, sistemin
değişmesinin önemli olduğunu; Datça Esnaf Odası olarak,
esnaflara, yardıma muhtaç durumda olan varsa kendilerine baş
vurması, kendilerine yardım edecekleri doğrultusunda mesaj
attıklarını ama gerçekten yardıma muhtaç olan kimsenin
kendilerine gelmediğini; Datça Esnaf Odası olarak maske, eldiven
ve iş yerlerinin dezenfekte edilmesi konusunda esnafa yardımcı
olduklarını; dezenfekte malzemelerini ve gerekli aleti
aldıklarını..., söyledi. Ayrıca, Cemal beye, şu içinde
bulunduğumuz durumun ne kadar devam edebileceği konusunda herhangi
bir öngörüsünün olup olmadığını, soruyorum; Mayıs 20'yi
işaret ediyor, eğer diyor, Mayıs 20 gibi bu iş sonlandırılmaz
ve normale dönülmez ise, bırak esnafı, Devlet bile sıkıntı
yaşar...
---Datça Esnaf Kefalet Kooperatifi
Başkanı Hasan Esat Deniz: Bizde, öncekinden farklı olarak yeni
bir gelişme yok. Bizim ortaklarımızdan, yani bizden daha önce
kredi kullanmış ve bizde ipoteği bulunan bir esnaftan, biz
herhangi bir şey istemiyoruz; istediği krediyi veriyoruz. Bize
gelen yazıda, ilk kez kredi baş vurusunda bulunan esnaftan kefil
isteyin, diyor. Biz, yine de, durumuna bakıyoruz ve hem herhangi bir
sorunu yok hem de bu devirde kefil bulmasını olanaksız görüyorsak,
kredi veriyoruz. Ama, bir esnaf, doğrudan Halk Bankası'na baş
vurur ise, banka, kefil aramadan, o esnafa kredi veriyor; Halk
Bankası'nın bu konudaki kuralları, bizden biraz daha farklı,
diyor.
14.04.2020/Datça Mehmet Erdal"
" ESNAF, ÖTELENEN BORÇLARI ÖDEYEMEZ
!
Seyyar ticari faaliyet yürütürken
ve geçimlerini bu yolla sağlamaya çalışırken, İçişleri Bakanlığı'nın 24.03.2020 günü gece yarısı yayınladığı bir
genelge ile pazar yerlerine tezgah açmaları belirsiz bir süre için
yasaklanan binlerce pazarcının genel ortalamasının halet-i
ruhiyesini ve bilinçli/bilinçsiz 'çare arayışlarını' yansıtan
ve önceki haftalarda yayınlanan ( Bknz:
https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
) söyleşileri okumuştunuz.
Şimdi, yine bu yasaklı
pazarcıların, ama daha dar ve bazı yönlerden, eşitlerine göre
'görece' farklı özellikler gösteren (hem pazarcılık yapan hem
de bir iş yeri bulunan ya da bu işi aileden 'miras' gibi devir alan
ya da aileden birisinin yanında çalışarak ya da bu işi yapan
aile bireylerine özenerek kendine 'iş' edinen, 'büyüme' düşleri
olan vb...) bir kesiminin, yine bugünkü 'yasaklı' koşullardaki
durumlarını, beklentilerini, çare arayışlarını, geleceğe
yönelik öngörülerini vb. vb. öğrenmeye çalışacağız.
Bu nedenle, biraz daha ayrıntılı
sorular sorduk ve sorgulama yaptık.
Buyurun:
İSA PAŞALI: (30 yaşında. Muğla
Sıtkı Koçman Üniversitesi İşletme Fakültesi 2012 yılı
mezunu. Kendisi gibi üniversite mezunu ve yaz sezonunda turizm
sektöründe çalışan kız arkadaşı ile nişanlı; Korona virüs
salgını öncesi günlerde, bu yıl sonbahar aylarında evlenmeyi
düşünüyorlardı.)
Muğla/Akçaovalı. 'PAŞALI'
olarak bilinen ve tanınan çok kalabalık bir sülalenin bir kolunun
ferdi. Babası, Muğla bölgesinde, Denizli'deki ev tekstili ürünleri
üretenler ve pazarcılar arasında, adından daha çok soyadı ile
tanındığından, ailesi 'PAŞALILAR', kendisi de 'Paşalının
oğlu' olarak biliniyor.
Dedesi ve babası, 1980'li
yılların başında göç ettikleri Muğla Merkez'de, birlikte,
sahip oldukları traktör ile nakliyecilik yapmaya başlıyorlar;
babaanne ise market işine soyunuyor. Sonra, babaanne ev tekstil
ürünleri satma işine geçiyor; dede ve babasından daha küçük
olan iki amcadan en küçük olan amca da bu ticari faaliyete
katılıyor; yıl, 1980'li yılların sonu 1990'lı yılların
başları... Amca askere gidince, baba Ali Paşalı, nakliyecilik
işini bırakıyor ve 1993 yılında, o da ev tekstil ürünleri
satmaya başlıyor. (1994 yılında, İçmeler Pazar yerinde,
birlikte iş yaptığım bir arkadaş adına sahip olduğumuz ilk
pazar tezgahı, tamamen tesadüfi bir şekilde, Paşalılar ile yan
yana idi; onlar 8 numara, biz ise 9 numara idik.; o günden beri
tanışırız.) Amcası, 2007-2008 yıllarında, pazar pazar
dolaşmayı bırakıp, Muğla Merkez'de dükkan açıyor ve aynı
işi, yerleşik olarak sürdürmeye karar veriyor.
Baba Ali Paşalı, anne ve üç
kardeş, toplam beş (5) kişi, ailecek, ev tekstil ürünlerini
pazarlarda satarak, kendi yollarında yürümeye başlıyorlar.
Ali Paşalı, 1990'lı yılların
ortalarından 2004/2005 yıllarına kadar Marmaris merkezli olarak
faaliyet yürüten Marmaris Pazarcılar Derneği'nin (Bknz: PAZAR
YERİ YAZILARI 1,2,3,4,5,6/ https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
) değişmez yöneticilerinden birisi oluyor; ama, o, laf lafı
açtığında ve konuşma o günlere geldiğinde, o günleri bilen
pazarcıların yüzlerini buruşturarak, dişlerini sıkarak,
kafasını iki yakaya sallayarak ve bir şeyler mırıldanarak kötü
söz söylemediği nadir yöneticilerden birisi olarak kalmayı
başarıyor.
Evin en küçüğü olan İsa'nın
en büyük ablası, 2004 yılında, pazar yerlerinden tanıdığı
bir pazarcının oğlu olan pazarcı bir gençle evleniyor. (Onlar
da, önceleri karışık parti malı penye giyim eşyası satarken,
şimdilerde, İsa'lar gibi, ev tekstil ürünlerini hem pazarlarda
hem de Datça merkezde açtıkları iş yerlerinde satıyorlar; artı,
farklı iş yerlerine, sipariş usulü iş yapıyorlar)
İki numaralı abla da, bir ara
eniştesi ile birlikte pazarcılık yapan bir genç ile evleniyor;
ama onlar, aile mesleğini sürdürmeyi değil, Aydın'a gidip bir iş
yerinde çalışmayı tercih ediyorlar.
Geçen yıla kadar Fethiye
Pazarına da çıkan aile, Korona virüs salgını öncesi günlerde,
bazı konulardaki değerlendirmeleri sonucu, Fethiye Pazar yerini
elden çıkarıyor; şimdi, bugüne kadar olduğu gibi, Datça
Merkez'deki iş yeri dışında Datça, Ak-Tur, Akyaka ve Muğla
Pazarlarına çıkmayı ve aynı zamanda Datça , Palamutbükü,
Bozburun, Selimiye...civarlarında otellere, restoranlara, sipariş
üzerine iş yapmayı sürdürmeyi düşünüyorlar.
İsa, kendi ifadesiyle, 2007
yılında liseyi bitirdikten sonra, önce iki yıl Turizm ve
ardından, iki yıl da İşletme okuyor ve İşletme Fakültesinden
üniversite diplomasını alıyor.
Üniversiteye giderken ya da
üniversitede okurken, pazarcılık dışında başkaca bir hayalin
var mıydı?, diyorum; yokmuş. O, okumak istemiyormuş. Babası
zorlamış. Onun hayali, pazarcılık yapmakmış. Neden?, diyorum;
çocuğum, pazar dönüşü babam eve gelince, hasılatı, bir kutu
içinden önümüze döküveriyor; ablamlar ile bana, sayın,
diyordu. Gözlerim fal taşı gibi açık, başlıyoruz saymaya. O
zamanlar, satışlar şimdilerdeki gibi değil; deli satış
yapıyoruz. Bunu görünce, kim okumak ister? (Onu anlıyorum, çünkü,
1990'lı yıllarda, dış turizme yönelik olarak sahillerde pazar
yerlerine tezgah açan pazarcılar iyi satış yapıyorlardı ve
haliyle iyi de kazanıyorlardı...O yıllarda Aydın/İncirliovalı
deri-çanta ve kemer satıcıları,
Muğla/Menteşe-Kavaklıdere-Yeşilyurt ve Milaslı imitasyon ürün
satıcıları, tabir-i caizse, 'çuvalla' para kazanıyorlardı; bu
konuda, aslı var-yok, dilden dile çok söylenti dolaşıyordu...
Haa bugünden geriye bakıldığında, bu pazarcılardan kaç tanesi
bu kazandıklarını elde tutmayı ya da başkaca bir alanda
değerlendirmeyi başarabilmiştir?..1993 yılından beri Marmaris ve
civar bölgelerde tam 25 yıl pazarcılık yapan birisi olarak, bu
sorunun cevabının ne olduğunu, çok iyi biliyorum...)
Paşalılar, pazarcılar arasında,
parmakla sayılacak kadar az olan 'kazananlar' ya da daha doğrusu,
kazandığını başka bir alanda değerlendirmesini bilenler
tarafındaydılar; şimdilerde, Datça'da kaldıkları ev ve iş
yerleri kiralık olmasına karşın, hem Muğla merkez ve Akçaova'da
evleri ve işyerleri, hem de Datça Merkez'de iş yerleri, haliyle
kira gelirleri var. Ayrıca baba ve anne fiilen olmasa da resmen
emekli ve dolayısıyla, emekli maaşı da alıyorlar. Bu nedenle,
Korona virüs salgını ile mücadele süresinde, ayakta kalmayı
başarabilecek esnaflardan birisi sayılabilirler. İsa, bu gerçeği,
benim çıkışım var, diye ifade ediyor.
Salgın başlayınca ne yaptınız?,
diye soruyorum; Halk Bankasına olan kredi borçlarını ertelemişler
ve ardından, bazı mülkleri ipotekli olduğu için, Esnaf
Kefalet'ten bir miktar kredi çekmişler. Ama bu paraya
dokunmuyorlarmış. Neden?, diyorum; önümüzü göremiyoruz, bırak
bizi, kimse önünü göremiyor, diyor. Toptancılara vb. yerlere
toplam 100 bin TL. civarında bir borçları varmış, ayrıca
satılacak mal sorunları yokmuş; elimizde yeterli mal var, diyor.
Korona virüs salgını ile mücadele belli bir yere gelse ve Haziran
ayı başı gibi pazar yerlerine tezgah açma izni verilse bile,
tedirginliğin süreceğini; insanların sahillere illaki geleceğini
ama alış veriş yapma konusunda öyle, geçen yıllarda olduğu
gibi harıl harıl para harcamayacaklarını, haliyle, gözle görülür
bir canlılığın olmayacağını; kendileri nasıl para harcamada
çekingen iseler, gelenlerin de aynısını yapacağını; buralarda
sezonun zaten 90 gün olduğunu, 12 ay satış
yapılmadığını...söylüyor. Ona göre, bu salgın nedeniyle, en
az 2-3 yıl geriye gidilmişti; bu nedenle, durumlar, öyle kolay
kolay düzelemezdi; bugün yaşananların sarsıntısı, bir kaç yıl
devam ederdi. (1)
Peki, bu borçlar?, diyorum; biz
bugünü kurtarmaya çalışıyoruz; illaki bu borçlar ödenecek,
ama nasıl? Onu bilmiyoruz. Bakacağız bir çaresine...Hükümetin
yaptığı kredi taksiti, Bağ-Kur...ödemesi ertelemelerini,
soruyorum; erteleme çözüm değil ki, diyor. Ona göre, bu
ertelemeler, esnafa yapılmış bir iyilik değildi... Bugün bir
aylık Bağ-Kur borcunu ödeyemeyen, yarın iki aylık borcunu nasıl
ödeyecekti? Olmayacak işti bu... İş yerini ya da pazar yerine
tezgahını açamayan esnafların kira, stopaj, Bağ-Kur, vergi,
elektrik, su, İnternet vb borçlarını, tıpkı Kanada...gibi
Devlet'in ödemesi gerektiği düşüncesine/önerisine ne diyorsun?,
diyorum; iyi olur ama bizimkilerin kasasında para yok ki, nasıl
ödesinler? diye cevap veriyor. Sonbahar'a doğru bir yapılandırma
olabilir mi? diye soruyorum; illaki, diyor. Peki, o zaman bu borçlar
ödenebilir mi?...Biz, diyor, İç Anadolu Bölgesi esnafları gibi
12 ay tezgah açmıyoruz; Devlet, bizim bu durumumuzu bilerek bize
kredi vermeli. Alacaklarını, para kazandığımız aylarda
istemeli.
Sokağa çıkma yasağının
olduğu 18-19 Nisan öncesi 15-16-17 Nisan günlerinde dükkanlarının
cirolarını soruyorum;15 Nisan günü şiftah yok, 16 Nisan günü
35 TL oldu ve 17 Nisan günü 200 TL alacak geldi, diyor. Bununla ne
yapılabilir ki?, kira bile ödenemez.
Kimden ne bekliyorsun?, diye
soruyorum; Belediye, işgaliye borçları konusunda bir iyileştirme
yapmalı, Devlet ise mazotun fiyatını düşürmeli, diyor.
Önünü nasıl görüyorsun?
diyorum; Korona virüs salgını olmasaydı, Sonbaharda düğün
yapacaktık. Şimdi 'gelecek bahara' kaldı gibi. Altın aldı başını
gitti...Gelecekten çok umutlu değilim, diyor.
ÜZEYİR SÖZERİ: ( 1970, Denizli
Tavas/Nikfer doğumlu; ikisi kız ve birisi erkek 3 çocuk babası.
Babasının adını verdiği büyük çocuğu Ali, 2 yıllık yüksek
okul mezunu; iki numara olan kız çocuğu İşletme Fakültesi
birinci sınıfta ve en küçük kız Lise ikide okuyor. Şu an,
Marmaris'te oturuyor ve orada ev tekstil ürünleri satan bir iş
yeri var.)
1987-1988 yıllarında,
amcalarından Ahmet ile Marmaris'e geliyor ve birlikte, Marmaris ve
civar yerleşim birimlerindeki pazar yerlerinde, giyim tekstil
ürünleri satarak pazarcılığa başlıyorlar. Bir süre sonra
babası ve diğer erkek kardeşi de Nikfer'den Marmaris'e geliyorlar;
ondan sonra baba, Üzeyir ve diğer erkek kardeş, birlikte
pazarcılık yapmaya başlıyorlar; artık, ev tekstil ürünleri
satışı yapmaktadırlar.
1995 yılında, Marmaris'te,
Uzunyalı caddesi üzerinde, bir butik açıyorlar; bu iş yeri 2005
yılına kadar açık kalıyor.
2002 yılında, erkek kardeşi,
motosiklet kazasında ölüyor.
Butiği Üzeyir beklerken, baba
pazarları takip ediyor. (Babası Ali Sözeri, özellikle Datça ve
Ak-Tur pazarlarında, müşteriler açısından, Denizli'den aldığı
ve sattığı export ev tekstil ürünleri nedeniyle, çok popüler
olmuş birisidir. Öyle ki, pazarlara çıktığım günlerde tanık
olmuşumdur; bazı müşteriler, Üzeyir'e de, kendi adıyla değil,
babasının adıyla hitap ediyorlardı.)
Butik kapandıktan ve baba da köye
döndükten sonra pazarlara yalnız çıkmaya başlıyor.
Marmaris, İçmeler, Armutalan ve
Turunç pazar yerlerinin CHP'li Marmaris belediye Başkanı Ali Acar
tarafından kapatılmasından sonra ise yalnızca Datça ve Ak-Tur
pazarlarına çıkmaya devam ediyor. Marmaris'te ev tekstil ürünleri
satışı yapan iş yerini açıyor; iş yeri, şimdilerde, Marmaris
Kapalı Çarşı içindedir.
18-19 Nisan günleri sokağa çıkma
yasağı olduğu için 15-16-17 ve 21 Nisan günkü dükkan
satışlarının ne kadar olduğunu soruyorum; 100-200 TL
arasındaymış; örn: 21'deki satış, 150 TL imiş.
Bu yıl, Yaz sezonu için mal
alınacağı zaman, Korona virüs salgını gündeme geldiğinden,
fazlaca mal alamamış. (Bu, maldan dolayı fazlaca bir borcu
olmadığı anlamına geliyor.) Öteden beri gelen bazı borçları
varmış, Denizli'den mal aldığı bazı fabrikalara ve
toptancılara; ama, onlar da, durumu bildiklerinden ve aynı
koşulları kendileri de yaşadıklarından, para için arayıp
durmuyorlarmış. Onlar, diyor, işler açıldığında ve piyasada
para dönmeye başladığında, borcumu ödeyeceğimi, bilirler. Onun
için beklemedeymişler. Zaten diyor, tekstilde, ihracat da durdu;
mal yapan ve satan yok. İş yerlerinin çoğu kapalı. Kim,
satamayacağı malı neden üretsin? İplikçiye, boyahaneye,
kumaşçıya, atölyelere durduk yere borçlansın?
Bağ-Kur, stopaj, vergi, kredi,
kredi kartı...vb. erteleme yaptırdığı herhangi bir borcu yokmuş;
durumumuz, diğer arkadaşlara göre iyi sayılır; öyle, sıkışık
bir durumum yok, diyor. Yalnızca, Halk Bankasından 25 bin 'destek'
kredisi çekmiş ve 25 bin TL'lik de kredi kartı almış.
Önümüzdeki süreci nasıl
görüyorsun?, diyorum; Haziran ayı ortası bu içinde bulunduğumuz
süreç bitse bile, Temmuz ayında normale döneriz, ama beklenilen,
olması istenen iş olmaz; bu yıl böyle gider, diyor. Neden?,
diyorum. İnsanlarda tedirginlik olacağını, bu nedenle sahillere
İstanbul'dan, Ankara'dan tatilcilerin değil, çoğunlukla yazlık
evi olanların gelebileceğini, onların da önceliği, hepimiz gibi,
yemeye içmeye vereceğini, tekstil ürünlerini vb. ikinci planda
tutacağını, söylüyor.
Devlete ya da bankalara olan
borçları erteleyenler, hem bu ertelenenleri hem de bunların
ödeneceği tarihteki ödemeleri aynı anda ödeyebilirler mi?, diye
soruyorum; zor öderler, diyor. Bu yaz pazarlardan iş alamayız,
ancak geçen yılların üçte birini alabiliriz; yani geçen yıl 3
bin TL alıyor idi isek, bu yıl bin TL alabiliriz, iş düşük
olacak; bu nedenle, öteden beri borçlu gelenlerin işi zor, diye
devam ediyor. (1)
Ona göre, Devlet, borçları
olana değil, borcu olmayana kredi veriyormuş. Esnafa, her birinize
bakamam, diyormuş. Verdiği parayı geri alabileceği kişilere para
veriyormuş; işi düzgün olana yardım ediyormuş. Yardım etmediği
esnafa, yapmayın, bırakın bu işi, diyormuş.
Aile ve yaptıkları iş
açısından, önümüzdeki süreçte ne düşünüyorsun?, diyorum;
yeni fırsatlar da çıkabilir, daha kötü de olabilir, diyor.
Karamsar olunmamalı imiş. Bu günler mutlaka geçer, ama önümüz
kapalı, bu nedenle herhangi bir plan yapamıyoruz; yaşadıkça ve
gelişmeleri gördükçe plan yapacağız, diyerek sözünü
tamamlıyor.
YUNUS EMRE PAŞALI: (İzmir
doğumlu ve halihazırda İzmir'de yaşıyor; 32 yaşında, Celal
bayar Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu. Evli, bir çocuk
babası.)
Adı, Yunus Emre'ye atfen
verilmemiş; annesi ile babası, isim konusunda anlaşamamış;
birisi Yunus, diğeri de Emre olacak, demiş; olmuş Yunus Emre
Paşalı.
İsa Paşalı ile soyadı
benzerliği dışında herhangi bir akrabalık ilişkisi yok; Yunus
Emre'nin babası, Akhisar'ın Süleymanlı mahallesinden. Baba Ali
Paşalı (şaka gibi, ama okuduğunuz doğru; İsa'nın babasının
adı gibi Yunus Emre'nin babasının adı da Ali Paşalı; ama onu
tanıyan bütün pazarcılar, babasını, 'Enişte' diye bilirler ve
öyle çağırırlar.) Süleymanlı'da bir rençber (çiftçi) iken,
komşularının kızı ile evlenen ve 2 kardeşi ile birlikte
İzmir'de pazarcılık yapan İzmirli Hüseyin Geridönmez'in (Önceki
söyleşilerde söyleşi yaptığımız pazarcı Burak Geridönmez'in
babası, Bknz: https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
) kız kardeşi ile evleniyor; bir süre sonra, eşi ile birlikte
İzmir'e göçüyorlar. İzmir'de pazarcılığa başlıyor; iç
çamaşırı satıyor... Yıl 1987'ler...
Baba, bu yeni işinde, ilk
başlarda iyi para kazanıyor; ama sonra, ticareti el yordamıyla
yapmaya ve öğrenmeye çalışan pek çok kişinin başına gelen,
onun da başına geliyor; tepe taklak oluyor, yani batıyor.
Sonrasında, ver elini Rusya...Yıl, 1993-1994'ler...
Rusya'da iki yıl kadar kalıyor.
Sonra ülkeye ve haliyle eşinin yaşadığı İzmir'e dönüyor.
Yunus Emre, daha çocuk, 8 yaş civarında.
Baba Ali Paşalı, yeniden
ticarete başlıyor; yine iç çamaşırı ve çocuk giyimi, alıp
satıyor, pazar pazar dolaşarak. Eşi, onunla. Yunus Emre de onlarla
birlikte.
2003 yılında, İzmir Çamdibi
Mahallesinde, şu anda da pazar yeri olan yerin yakınındaki dar bir
sokakta, iş yerlerini açıyorlar; Yunus Emre üniversiteye
başlıyor.
Üniversiteye giderken, okulu
bitirip bankacı olmak istiyormuş ama sonradan ticaret ağır
basmış. Şimdilerde, iyi ki bankacı olmamışım, bankacıların
işi, öyle sanıldığı gibi kolay değilmiş, tanıdıklarım var
içlerinde ve hiç mutlu değiller. Bizim iş de zordur ama onların
başında sorumluları var; biz istediğimizde kaytarabiliyoruz,
diyor.
2007'de okul bitiyor ve bir süre
babası ile birlikte pazarlara çıkıyor; sonra, babası, dükkan
mı? Pazarlar mı? diye soruyor. Yunus Emre, pazarlar, diyor. Babası,
özverili her baba gibi, pazar düzenini, olduğu gibi; yani içi mal
dolu arabayı ve Muğla, Ortaca, Datça Pazar yerlerini Yunus Emre'ye
bırakıyor ve hanımının çalıştırdığı dükkana, bir başka
deyişle, eşinin yanına çekiliyor.
Yunus Emre 2016 yılı sonuna
kadar Muğla, Ortaca ve Datça pazarlarına çıkıyor; yılda birer
kez kurulan Ortaca ve Dalaman panayırlarına katılıyor.
2016 yılında, Ortaca ve Datça
pazar yerlerini elden çıkarıyor. Şimdilerde Muğla, Bostanlı,
Yeni Girne, Özkanlar ve Hatay pazarlarına çıkarak ticari
faaliyetini sürdürüyor. Parti malı iç çamaşırı, bebe ve
çocuk giyimleri, bazen de bayan badileri satıyor.
Evleniyor.
Satışını yaptığı çocuk
giyimlerini, kumaşçılardan ihracat fazlası uygun parti malı
kumaş alarak kendisi imal etmeye çalışıyor; kesimini, ütüsünü,
baskısını ve poşetlemesini kendisi yapıyor; yalnızca, dikimi,
fason atölyelerine veriyor.
Korona virüs salgını öncesi
günlerde, Instagram'da bebek ve çocuk giyimi satan kişilere,
sipariş alıp yapma ilişkisi çerçevesinde, toptan iş yapmaya
başlamış ve bu konuda ilerlemeyi düşünüyormuş; ama, şimdilik,
bu konu rafa kalkmış.
Ne ile geçiniyorsun?, diye
soruyorum. Kredi kartına asılıyoruz, sonra, pazar işi bitince,
Ziraat Bankasından 5 bin TL kredi çektim, onunla idare ettik,
diyor. Bu söyleşi 21 Nisan günü yapılmıştı; iki gün önce,
İçişleri Bakanlığına maske diken bir tekstil atölyesinde parça
başı poşetleme işi bulmuş; bu, pazarlara çıkıncaya kadar bizi
idare eder, diyor.
Kirada oturduğu ev sahibine,
binanın inşaatı yapılırken, bir yıllık kira karşılığı
kadar yardım etmiş; o nedenle, kira ödeme derdi yokmuş. O konuda
kafası rahatmış. Deposu da aynı kişiye aitmiş. Ev sahibi, iyi
bir insanmış ve Korona virüs salgını ile mücadele çerçevesinde
bugün içinde yaşadığımız koşullar gündeme gelince, bütün
kiracılarına, Nisan ayı kiralarını düşünmeyin, bu durum
Mayıs'ta da devam ederse yine duruma bakarız, demiş; kendisi, bir
yıllık kirayı peşin ödediği için, ona, artı bir ay, opsiyon
tanımış.
Toplam 150 bin TL civarında bir
borcu varmış. Pazarcılık yaparken, babasının iş yerinde
sigortalı işçi de olduğundan, Devletin sözünü ettiği 'Destek
Kredisi'nden hiç yararlanamamış.
Bu süreç ne zaman biter ve
pazarlara ne zaman çıkabilirsiniz?, diye soruyorum; Haziran ayını
geçtik, Temmuzu ayını da kaybedilmiş olarak görüyor. Temmuz ayı
ortaları normale dönülse bile Ağustos'ta işler açılmaya başlar
ama Korona virüs tehlikesi kesin olarak ortadan kalkmayacağı için,
tedirginlik devam edecek, diyor. Bu nedenle, geleceğe yönelik
karamsarmış. İzmir'de Pazar yerlerindeki tezgah açılan yerlerin
yüzde sekseni yatırımcıların, yani asıl işi pazarcılık
olmayan avukat, doktor, zabıta vb. elinde, ancak yüzde yirmi kadarı
pazarcıların, diyor. Bu durumda, yer bulmakta zaten zorlanan
pazarcılar, diyelim ki pazarlara tezgah açabilirsiniz, dendi ve
tezgah açmaya başladılar; devam eden tedirginlik nedeniyle iş
yapamıyorlar...eee ne olacak? Mazot para, yer sahibi yerin kirasını
isteyecek. Pazarcı evini geçindirecek. Ama, satış, bütün
bunları karşılamaya yetmeyecek. Bu durumda ne yapacak? Pazardaki
yeri bıraksa bir daha yer bulması zor, yer sahibine ödeme yapsa
evi geçindiremez, arabasına mazot alamaz, mal alıp tezgahına
koyamaz....Tam bir çıkmaz. Peki, pazarcı ne yapabilir?, diyorum.
Pazarcı, sıfırı tüketinceye kadar pazarlara çıkmaya devam
eder, haliyle sermayeyi tüketir ve top atar; bu anlattığım durum
2 ay devam etsin, İzmir'de pek çok pazarcı sen sağ ben selamet,
der, diyor. (1)
R.T. Erdoğan'ın da ifade ettiği,
Korona virüs salgını sonrası hiç bir şey eskisi gibi olmayacak,
yollu söylemlere ne diyorsun?, diyorum. Bu söz, diyor, her yöne
çekilebilir; kimin için iyi kimin için kötü, olacak?
Bilemiyorum. Aklıma somut bir şey gelmiyor. Biliyorsun, önceleri,
iştahlı kumaş alıyordum; ben stoklu çalışmayı seviyordum. Ama
şimdi, yalnızca gerekli olanı almak ve daha çok nakit de kalmak
istiyorum.
Peki, sence, bu anlattığın
çerçevede, şimdilerde, harıl harıl kredi peşinde koşan ve
alanlar için ne diyorsun?, bu esnaflar, bu borçları nasıl
ödeyecekler?, diyorum. Devletin ertelediği borçları ve alınan
kredileri geri ödemeyi, şu sıralar kimse düşünmüyor ki, diyor.
Herkes anlık hareket ediyor. Günü kurtarmaya ve ayakta kalmaya
çalışıyor. Sonrası Allah kerim, diyorlar...
(1) Prof. Hayri Kozanoğlu hoca da,
bu söyleşileri yaptığım günlerde, 21.04.2020 günkü BirGün
gazetesinde (Bknz: IMF Raporları ve Türkiye) şunları yazıyordu:

24.04.2020/Datça Mehmet Erdal"
" DEVLET, ESNAFTAN, FAALİYETTEN MEN
ETTİĞİ SÜRE İÇİN, HİÇ BİR TALEPTE BULUNMAMALI!
İçişleri Bakanlığı'nın
Korona virüs salgını ile mücadele kapsamında 24 Mart 2020 günü
yayınladığı genelge ile pazar yerlerine tezgah açmaları
belirsiz bir süre için yasaklanan pazarcıların bazıları ile
yaptığımız söyleşilerin son bölümünü yayınlıyoruz.
BAHRİ ÇARKÇI: (44 yaşında.
Adana Merkez doğumlu. Ortaokuldan terk. Evli. Bir kızı var.)
Adana'da ortaokulda okurken aynı
zamanda çıraklık eğitime gitmeye ve bir markette çalışmaya
başlamış. Kendi ifadesiyle, markette çalışırken, marketçi
sormuş, kaç lira istersin?, haftalık 5 bin TL, demiş, o günkü
parayla; marketçi, sana 10 bin TL, demiş, gel ve servis işine
başla. O zamanlarda, diyor, babam alıyordu emekli maaşını aylık
23 bin TL, annem alıyordu 20 bin TL; ben neredeyse onların ikisinin
toplamı kadar alıyordum, artı, bunun iki katı kadar da bahşiş,
etti mi 120 bin TL civarı; bu durumda kim okur?.. Hesap böyle
olunca, Ortaokulu terk etmiş. Markette bir yıl kadar çalışmış,
annesi, marketçilik, meslek değil, demiş ve bir marangozun yanına
yerleştirmiş; o marangozun yanında iki yıl kadar çalışmış.
Sonra askerlik...
Acemilikten sonra önce Datça
Merkez ve sonra AK-TUR'a göndermişler.
1998 yılında askerlik bitiyor,
'Ev yapacaksan tuğladan, kız alacaksan Muğla'dan' diyorlardı, ben
de Datça'da kalmaya karar verdim, diyor; kalıyor. Askeri
Lojmanların yanındaki bir markette çalışmaya başlıyor. Eşi
ile tanışıyor. 2002'de evleniyorlar. O günlerde Datça'da
isminden söz edilen SUN markette çalışmaya başlıyor. 2004'te
kendi marketini açıyor.
Marketinin şimdiki yeri, Özbel
civarında, Burgaz Ören yeri yolu üzerinde; yoldan gelip geçenlere
ve mahalleliye de satış yapabilen bir site marketi.
Eşinin ailesi, Datça'nın
yerlisi; Kızlanlı. Kayınpeder, rençber ve aynı zamanda hayvan
yetiştiricisi; KASAP namı ile biliniyor. Kayınbirader, pazarlara
çıkıyor; hem üretici hem de manav sertifikalı.
2014 yılında, marketçiliğin
yanı sıra, pazarlara, terlik ve ayakkabı satmak için çıkmaya
başlıyor. (O ilk açtığı yıl, yanımdaki yerin sahibinin kartı,
devamsızlıktan iptal edildiğinden, Belediye, Bahri'ye, yanımdaki
yeri tahsis etmişti. O günden beri tanışırız.) Yasak öncesi,
Datça ve Palamutbükü pazarlarına çıkıyordu.
24 Mart 2020 gününden beri
pazarlara tezgah açması, diğer pek çok pazarcı gibi, yasak
olduğundan, yalnızca, sabah 09.00-akşam 21.00 arası, marketini
açabiliyor. 25 ve bu söyleşinin yapıldığı 26 Nisan günleri
sokağa çıkma yasağı herkes için geçerli olduğundan 21,22,23
ve 24 Nisan günkü market satışlarını soruyorum; 4 günlük
yasak öncesi günlere denk gelen 21'de 800, 22'de 350 TL; sabah
09.00-öğle sonu 14.00 arası açtıkları 23'de 600 ve 24'de 350 TL
satış yapabilmiş. Bu satışların çoğunun tekel ürünlerinden,
ekmek ve gazeteden oluştuğunu söylüyor. Geçen yıllarla
kıyaslandığında, çok düşük, geçen yıl, ortalama, 800-1200
TL arasındaydı, diyor. Bu fark nereden kaynaklanıyor?, diyorum;
salgın ve asıl olarak da büyük-zincir mağazalarından, diyor.
Datça 20 bin civarında bir nüfusa sahip, sayısız büyük market
var; neredeyse her mahallede bir ya da birbirine inat açtıkları
için, bir baç zincir market var; 23 ve 24 Nisan günleri, biz
alınan karar gereği saat 14.00'te marketi kapadık ve eve gittik,
ama ben geçerken o büyük marketler hala açıktı; karar
uygulanacaksa, herkes uygulasın, çifte standart olmamalı, diye
devam ediyor.
Şu an 70-80 bin TL civarında bir
borcu varmış. Evi ve iş yeri, kira.
Korona virüs salgınından sonra hükumetin açıkladığı 'Destek Paketi' çerçevesinde Esnaf
Kefalet'e borç ertelemesi ve yeni kredi talebinde bulunmuş; hala
cevap verecekler, yarın, yani 27 Nisan günü gidip, gelişmeyi
soracağım, diyor. (27.Nisan günü akşamı: Sormuş; 25 bin TL
kredi talebi kabul edilmiş.)(1)
Devlet, yani Reis, dedi ki, borç
vb. yok. 30 Nisan 2020 günü, 2019 yılının birinci taksit vergi
ödemem var 1250 TL ve gel ödemeni yap, diyor muhasebecim, erteleme
falan yokmuş. Geçen yıl yapılan yapılandırmalarda da yok...
Elektriği, 18-19 günde okuyorlar. Şubat ayından bugüne kadar 800
TL fatura geldi.
Kimden ne bekliyorsun?, diyorum;
Devletten, yardım bekliyormuş. İş, bundan sonrasında...
Salgından sonra ne olacak? Önümüzü göremiyoruz! Çıkacak
mıyız? Batacak mıyız?...Temmuz, Ağustos...diyorlar. O zaman,
işimiz bitik. Herkes, çıkış peşinde...Pazarlara çıkamıyoruz,
Market 3 gün kapalı, 4 gün açık, ya da başka
türlü...Toptancılar, her şey peşin, diyorlar. Sonraki süreçte
de bu sistem eskiye dönmez; fırsat bu fırsat, derler, devam
ederler. Küçük esnaf, zaten bitti. Büyük esnafa yol veriliyor.
Ama vergiyi küçük esnaf ödüyor.
Yeni Pazar Yerinde terlik,
ayakkabı vb. satmamıza izin verilmez ise, eşimin adına üretici
belgesi alarak sebze ve meyve satışı yapacağız, aç kalacak
halimiz yok ya, diyor. Market işi ise, bitmiş; sen de biliyorsun,
65 yaş üstü dahil herkes, büyük marketlerde; duruma bakacağız.
Sonra, Bursa Karacabey Fen Lisesi'nde okuyan kızın okul durumuna da
bakacaklarmış; şurada kaldı iki yılı, bu okulun ne zaman
yeniden normale döneceğini de bilemiyoruz, diyerek sözünü
bitiriyor.
ALİ GÖKÇE:(50 yaşında.
Eskişehir Sivrihisar doğumlu. 3 çocuk babası. İlk çocuğu
Üniversite mezunu, ikincisi Üniversitede öğrenci, üçüncüsü liseyi bitirdi. Marmaris'te oturuyor.)
Lise dengi Sanat Okulu'nun Torna
Tesviye bölümünü bitirdikten sonra 1992 yılında Eskişehir'deki
ENTİL fabrikasına tornacı olarak işe giriyor. 1994'te evleniyor.
3 çocuğu oluyor.
Daha önceden Marmaris'e gelip
yerleşen ve Marmaris ile civarındaki yerleşim birimlerinde
pazarcılık yapan kayınpederi gibi pazarcılık yapmak amacıyla
2001 yılında Marmaris'e geliyorlar ve yerleşiyorlar. Marmaris,
Armutalan, İçmeler, Turunç ve Datça pazarlarını dolaşarak
pareo ve şapka satmaya başlıyor.
2008 yılında Marmaris Merkez'de
iç ve dış turizme yönelik olarak faaliyet yürütecek dükkanını
açıyor.
Şu an, bütün ödemeleri bitmiş
bir evi var, iş yeri ise kira.
150 bin TL civarında borcu
bulunuyor.
Korona virüs salgını ille
mücadele başladıktan sonra içine girilen koşullarda Hükumetin
sözünü ettiği 'Destek Paketi' çerçevesinde Halk Bankası'ndan 25
bin TL kredi çekmiş; 25 bin TL'lik kredi kartı ise hala gelmemiş.
Erteleme yaptığı bir borcu
yokmuş. Var olan borç taksitlerini ödemeye devam ediyormuş.
Bağ-Kur, SSK, vergi vb. borçların
hiç birisini ödeyemiyoruz, diyor. Bunların önüne geçilemiyormuş.
Aşırı fazlalarmış. Vergi, peşin vergi çok yüksek geliyormuş.
Bir elamanın yıllık maliyeti 50 bin TL, diyor. O nedenle elaman
çalıştıramıyorlarmış. Kendisi iş yerinde eşine yardım
ediyormuş. Şu an kendisinin hiç bir sosyal güvencesi yokmuş. Yaz
bunları, bunun böyle olduğunu, kendileri de biliyorlardır, diyor.
Kimden ne bekliyorsun?,
diyorum. Kimseden bir şey beklediğim yok; Devlet, şimdi yaptığı
gibi borç vereceğine, bize, sıfır faizli ve 24-36 ay ödemeli
taksitlendirmeli kredi versin, var olan borçları
yapılandırsın...Biz böyle şeyler istiyoruz. Pazara çıkamıyoruz.
İşyerini açamıyoruz, açtığımız günlerde zor siftah
yapıyoruz. Habire Devlet'in verdiği borç parayı yiyiyoruz. Ne
zamana kadar? Devlet, iş yapamadığımız süre için, bizden
Bağ-Kur, SSK, vergi, kira...gibi konularda hiç bir talepte
bulunmasın. İnan, bankadan aldığım krediyi tüketiyoruz. Kız,
salgın başlayınca işten çıkarıldığı için çalışmıyor.
Oğlan, okullar kapandığı için yanımızda. Dağ dayanmaz.
Geleceği nasıl görüyorsun?,
diye soruyorum. Ümitsizim, bitkinim, yorgunum...ne yapacağımı
bilmez bir durumdayım. Ruhsuzum. Hiçbir şey para etmiyor.
Psikolojik olarak bitiğim. Mal alsak mı? Almasak mı? Bilemiyorum.
Mal almamız gereken parayı tüketiyoruz. Devlet, borçları
erteledik, diyor. Arkadaşlardan duyuyorum, hiç bir borç
ertelenmiyor. Erteleyenler de yüksek faizleri kabullenerek
erteliyorlar. Oğlana, kredi kartı borcunu ertele, dedim. Faiz
istiyorlarmış. Askıya alınmış arabanın boşa dönen dört
tekeri gibi boşa dönüp duruyorum. Bal yapmaz arı gibi evin içinde
dönüp duruyoruz. Yaz bunları, aynen yaz, diyor. Yazıyorum.
YASİN KIRBAŞ: (43 yaşında.
Aydın İncirliova doğumlu. Evli. İki çocuğu var. Muğla Merkez'de oturuyor. İlkokul mezunu.)
İlkokulu bitirir bitirmez, 12
yaşında, sahil yerlerinde pazarcılık yapan dayılarının yanında
işe başlıyor; bazen birinin yanında bazen de diğerinin...En çok,
büyük dayısının. O zamanlar, diyor, Aydın, Söke, Fethiye,
Marmaris, İçmeler ve Datça olmak üzere çok geniş bir bölgede
dolaşıp duruyorduk. 2003-2004'e kadar dayılarının yanında
çalışıyor; iç çamaşır konusunda uzmanlaşıyor. Askere gidip
geliyor. Dayısı, Marmaris'e dükkan açıyor; bir süre sonra,
pazar yerlerini Yasin'e devrediyor. Artık, o kendine çalışmaya
başlıyor.
Uzun süre, dayılarının yanında
öğrendiği iç çamaşır satış işini yapıyor; bir ara, iki yıl
kadar imitasyon ürün satıyor.
2011 yılında evleniyor;
bacanağı, pazarlarda hediyelik eşya satan iyi bir insan;
şimdilerde, küçük kardeşi ile müteahhitlik yapıyor.
Evlendiğinde Marmaris'te
otururken, Muğla'ya taşınıyor ve 2014 yılında Muğla Merkez'de,
dar bir sokakta küçük bir dükkan açıyor. Bebe giyim ve iç
çamaşırı satmaya devam ediyor.
2017 yılında export badi giyim
işine giriyor.(Ben, 25 yılı tamamladıktan sonra 2017 yılında
pazar işini bırakmaya karar vermiş ve işi kime bırakabileceğimi
kendi kendime sormaya başlamıştım; bir-iki arkadaş üzerinde
düşünürken, şu veya bu nedenle o arkadaşlar vazgeçince,
Yasin'e teklif ettim; kabul etti. Uzun yıllar çalıştığım
fabrika ile ilişkileri ve Datça Pazar yerini, ona bıraktım. Sözü
edilen export badiler, bu badilerdir.)
Şu an ev ve iş yeri kira. Dükkan
sahibi, iyi bir adammış; Korona virüs salgını ile mücadele
başladıktan sonra içine girilen süreçte arıyor ve Nisan ayı
kirasını düşünme, durum böyle devam ederse, Mayıs ayına da
bir çözüm buluruz, diyor; o konuda kafası rahatlıyor.
Salgın gündeme geldiğinde
toplam 50-60 bin TL civarında bir borcu varmış; ilk elde, kardeşi
üzerinden mal alımı için Ziraat Bankasından çektiği krediyi
erteletiyor. Sonra Halk Bankası'na başvuruyor; 25 bin TL kredi
çekiyor. 25 bin TL'lik kredi kartı talebinde de bulunuyor.
Dükkanın satış durumunu
soruyorum; 20'da 3o TL, 21'de siftah yok, 22'de 100 TL imiş.
Açıyorum ama çoğu zaman siftah olmuyor, diyor.
Bu durumda nasıl geçiniyorsunuz?,
diyorum; anne-baba ve kardeşlerimden, diyor. Aç kalmıyorlarmış...
Kimden ne bekliyorsun?, diyorum.
Durum düzelsin, başka ne
bekleyebilirim ki?, diyor. Devletten yardım bekliyormuş. Bağ-Kur,
SSK...vb. borçlar erteleniyormuş; iyi de bunlar, daha sonra nasıl
ödenecek?, diye soruyor. Bizim nasıl olsa Bağ-Kur, vergi vb.
ödediğimiz yok; ödeyemiyoruz ki!.. Gelecek yıllarda durumlar
düzelirse, öderiz.
Datça ve Yaz sezonu Ak-Tur'a
tezgah açıyor.
Mayıs ayı sonu Haziran ayı başı
gibi giyim vb. satan pazarcıların da pazar yerlerine tezgah açmaya
başlaması gerekiyor, diyor. Tamam, biz de, sebze ve meyve satanlar
gibi aralıklı açalım, maske takalım, kurallara uyalım ama
açalım...Bu salgının kısa sürede biteceği yok, o zaman bir
çözüm üretilmeli. (2)
Yardımlar, bir yere kadar. Asıl
olarak, biz kendi çarkımızı döndürmeliyiz.
Devlet, önceden ihtiyacı olana
değil, ihtiyacı olmayana yardım ediyordu; niye ki? Asıl ihtiyacı
olana yardım etmeli. Kredi verirken kefil, ipotek vb. istemek de
neyin nesi?, diyerek sözünü bitiriyor.
(1)Pazarcı esnafı ile yapılan
bu söyleşilerde sıkça sözü edilen borç ertelemeleri ve 'Destek
Kredileri' konusunda, 27.04.2020 günü BirGün gazetesinde Ozan
GÜNDOĞDU'nun '200 milyarlık hokus pokus' başlıklı haberi,
okunmaya değer bir haberdir. (Bknz: https://www.birgün.net )

(2) Bu konuda, bütün ülke
genelinde aynı uygulama biçimini esas almak yerine, Korona virüs
salgınının yayılma ve görülme haritasına bakılarak, İlçe ve
İl bazında farklı uygulama biçimlerinin gündeme getirilmesi daha
akla yatkın bir çözüm olabilir mi?(Bu konuda Bknz: 27.04.2020
günkü
BirGün gazetesi haberi.)
28.04.2020/Datça Mehmet Erdal"
"BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA
PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ (2)
15 Mayıs Cum günü akşamleyin,
halihazırda bahçıvanlık yapan bir arkadaşım aradı ve istersem,
bana limon verebileceğini, söyledi. Tamam, olur, gelirim, ama bugün
gelemem, yarın gelsem, olur mu?, diye sordum. Olur, dedi.
16 mayıs Cumartesi günü
sabahleyin 05.00'te kalktım. Yürüyüşümü yaptım. Duş,
kahvaltı derken saat 11.00'e doğru aradım. İskele tarafındaymış.
Belediyenin yanından Çevre Yoluna girdim; Kargı Yolunu takip
ettim, Hava Lojmanlarının oradan döndüm.
O yoldan gidip gelenler bilirler;
Seyir tepesinin oradan Gölet'in, Taşlık Plajının, Liman'ın ve
göz alabildiğine, Simi Adası'na kadar çarşaf gibi uzanıp giden
Akdeniz'in seyrine doyum olmaz. İşte, tam oradan geçerken bomboş
haldeki Taşlık Plajına gözüm takıldı. Aklıma, geçen yıl
bugünlerde, erken saatlerde bu plaja gelip denize girişimiz ve
şimdilerde İnternette dolaşan ''AVM'lere gitmek serbest, deniz
kıyısında dolaşmak ve denize girmek yasak'' esprileri geldi.
Gülümsedim. Bu akılları, kim veriyor, uygulayan da neden
uyguluyordu ki?
Arkadaşımı buldum. Bir poşet
dolusu limonu aldım. Baktım, elinde bir paket maske. Eczaneden,
tanesi bir liradan almış. Burnun üzerine gelecek yerinde teli var
mı, dedim; yokmuş. İktidarın, söylemlerinin aksine, Korona virüs
salgınına karşı ne ölçüde hazırlık yapılıp yapılmadığının
göstergesi (turnusol'u) haline gelen bu maske olayı, hala sallapati
durumdaydı. Bunlar sağlıksız, tekstilde kullanılanlar sağlıklı
olanları, dedim; burnun üzerine gelen kısımda tel olacak ve o
teli bastıracaksın ki, oradan mikrop girişi önlenmiş olacak.
Ayrıldım. Yolda, bir arkadaşımın
marketinden gazeteyi aldım ve eve döndüm. Sonra, ver elini, pazar
yeri.
***
Belediye, 24 Mart'ta yayınlanan
İçişleri Bakanlığı'nın
genelgesinden sonra, bu genelge çerçevesinde, Cumartesi günleri
açılan İskele Mahallesi Halk Pazarı'nın 27 Mart'tan itibaren
Cuma ve Cumartesi günleri olarak iki gün açılmasına ve tek-çift
numara uygulamasına geçilmesine karar vermişti; bütün ülkede,
tekstil, züccaciye, deri çanta-kemer vb. satıcılarının tezgah
açmaları geçici bir süre yasaklanmasına karşın, tezgah açmaya
devam edebilecekleri söylenen sebze ve meyve satıcılarının
tezgahları arasında 3'er metre mesafe koyma kuralı
getirildiğinden, en uygun çözüm yolu olarak bu görülmüştü.
Çarşamba günü kurulan Özbel Köylü Pazarı da Salı ve Çarşamba
günleri olmak üzere iki gün açılacak ve aynı tek-çift numara
uygulaması orada da geçerli olacaktı. (Bir süre sonra, Belediye,
yaşanan bazı sorunlar nedeniyle, Özbel Köylü Pazarı'ndaki bu
uygulamaya son verecek, bir hafta tek numaralar, bir hafta çift
numaralar tezgah açacak, diyecekti.)
Yedi hafta süren bu uygulamanın
ardından, İçişleri Bakanlığı, yeni bir genelge yayınlamış
ve Belediye, yayınlanan bu yeni genelge (1) çerçevesinde,
uygulamayı yeniden değiştirmeye karar vermişti.
İçişleri Bakanlığı'nın yeni
genelgesinde, 24 Mart'ta tezgah açmaları yasaklanan pazarcıların
yeniden tezgah açmasına izin verildiği ama açılan her tezgah
arasında 3'er metre mesafe olması gerektiği kuralının devam
ettiği yazıldığından, Belediye, şöylesi yeni bir karar
almıştı: Yedi haftadır Cuma ve Cumartesi günleri açılan İskele
Mahallesi Halk Pazarı Cumartesi ve Pazartesi günleri açılacak ve
tek-çift numara uygulamasına devam edilecek; Pazar günleri
kurulurken, 27 Mart'tan itibaren Pazar ve Pazartesi günleri kurulan
Palamutbükü Pazarı ise yalnızca Pazar günleri kurulacak ama
tıpkı Özbel Köylü Pazarı gibi, her pazarcı, 15 günde bir
Palamutbükü Pazarına tezgah açabilecekti. (İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinde, genelgeyi uygulayacak yerel
yönetimlere, uygulamanın üzerinde herhangi bir tasarruf yapma
hakkı tanınmadığından, yani, genelgede, çok açık bir biçimde,
tezgahlar arasında 3'er metre mesafe konulacak, denildiği için,
belediye, başka bir çözüm yolu bulamamış ve mecburen her yerde
tek-çift numara uygulamasına yönelmişti; halbuki, Korona virüs
salgını ile mücadele konusunda genel değil de lokal uygulama
yöntemleri geliştirilebilse ve bu çerçevede yerel yönetimlere
inisiyatif tanınabilse idi, örn: Datça'da, yöreye has uygulama
biçimleri geliştirilebilirdi. Şimdi, Datça'da yaşayan ve
Datça'nın içinde bulunduğu durumu bilenlerin aklına yatsın ya
da çok saçma gelsin, yerel yönetimler ve merkezi yönetimin yerel
kurumları, isteseler de istemeseler de bu uygulamaları uygulamak
zorunda kalıyorlar.)
***
İçişleri Bakanlığı'nın yeni
bir genelge yayınlayıp tezgah açmaları yasaklanan pazarcıların
yeniden tezgah açmalarına izin verileceği duyumları İnternette
yayılmaya (2) başladıktan sonra, 7 haftadır tezgah açamayan ve
haliyle, öfkeden, burunlarından soluyan pazarcılardan bazı
tanıdıklarım, kendi aralarında ve (bir kısmı ile söyleşi
yapıp, sorunlarını ve beklentilerini anlattıkları bu söyleşileri
31 Mart, 14 Nisan, 24 Nisan ve 28 Nisan tarihleri arasında
yayınlayan) benimle hızlı bir haberleşme trafiğine girmişlerdi;
Bu söylenti doğru muydu? Bu haberin doğruluğunu nereden
öğrenebilirlerdi?
Neyse, 8-9 Mayıs günleri durum
netleşmiş, İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinin belediyeye
geldiği ve belediyenin, 11 Mayıs'tan sonra gerekli düzenlemeyi
yapıp duyuracağı belli olmuştu.
Bu kez, yasaklı olup da yeniden
tezgah açacak pazarcılar açısından bu düzenlemenin ne tür
yapılırsa en iyi olacağı üzerine bir haberleşme trafiği
başlamıştı. Sonunda, 11 Mayıs günü öğle saatleri civarında,
belediyenin, yeni uygulamayı İnternete koyarak, kendi sayfasından
duyurduğu görüldü.
Belediyenin duyurduğu (yukarıda
anlatılan) uygulama biçiminden memnun olmayan ve hoşnutsuzluk
ifade edenler vardı ama alternatif olarak birbirlerine
dillendirdikleri düşünceleri, belediyeye çıkıp, belediyeyi ikna
edecek şekilde anlatacak kişi ya da kişiler kimler olacaktı? Bu
konuda gönüllü kişi bulmak, 25 yıl pazarcılık yapmış birisi
olarak yazıyorum, her zaman çok zordur; pazarcıların büyük
çoğunluğu, şu veya bu nedenle, belediyelere çıkıp, ortak olan
sorunlarını ve ne istediklerini anlatmakta çekingendirler. Topu,
sürekli birbirlerine atarlar ve birbirlerinin gözüne bakarlar.
(Ola ki içlerinden birileri gönüllü olarak ya da şu veya bu
nedenle kendini bu belediyeye çıkma işini yapmaya mecbur hisseder
ve belediyeye çıkar ise, hiç şüpheniz olmasın, dönüşte,
bazılarınca, kendisinin ya da bazılarının menfaatleri
doğrultusunda konuştuğu vb. vb. şeklinde suçlanır.)
11 Mayıs günü, Datça'da
yerleşik konumda olan üç pazarcı arkadaş, bu konuyu görüşmek
için belediyeye çıkmış ama alınan kararın ötesinde, kendi
aralarında konuştukları alternatif uygulama biçimleri konusunda
herhangi bir değişiklik yaptıramamışlardı.
***
İşte, 16 Mayıs Cumartesi günü,
bu uygulamaya dair yerinde gözlem yapabilmek ve yeniden tezgah açan
arkadaşlar ile sohbet edebilmek için pazar yerine gidiyordum.
Arabayı, PTT'nin arkasındaki,
şimdilerde fiilen otopark olarak kullanılan boş alana park ettim.
Eskiden pazarın kurulduğu ama şimdilerde giderek ticari bir cadde
olarak öne çıkan sokak boyunca ilerledim. İş yerlerinin çoğu
kapalı, açık olanlarında ise iş yeri sahipleri iş yerlerinin
içinde, önlerinde ya da karşılarındaki banklarda oturuyorlardı.
Aralarında sohbet edenler de vardı. Sokak, ıpıssızdı.
Sokağın sonundaki balıkçı
kapalı ama önünde iki kişi, sandalyeleri maviye boyuyorlardı;
anlaşılan, 27 Mayıs ya da 1 Haziran'da açılacakları
söylendiğinden, hazırlık yapıyorlardı. Balıkçıyı geçtim,
90 derece açı ile sağa, yukarıya doğru yöneldim. Karşıdan,
tek tük, pazar alış verişi yapıp dönen kişilere rastladım.
İskele Mahallesi Muhtarlığının bürosunu geçince, daha AYDEM'e
varmadan, pazar yerinin girişindeki ilk tezgah sahibi arkadaşların
kurduğu çadırları gördüm. Yaklaştıkça, girişte, üzerinde
POLİS yazan demir bariyerler gözüme çarpmaya başladı.
Gerçekten, belediye, girişin düzenli olmasını sağlamak için bu
uygulamayı gündeme getirmiş ama ortalıkta düzenli girişi
sağlanacak herhangi bir kalabalık görünmüyordu.
Demir bariyerleri geçince, hemen
sol tarafta, kaldırımın üzerinde, bir zabıta ve iki özel
güvenlik görevlisi taburelerin üzerinde oturmuş sohbet
ediyorlardı; biraz ilerilerinde de bir kaç pazarcı...
***
Giyim, züccaciye,
deri-çanta-kemer vb. satan pazarcıların tezgah açtığı sokak
hiç alışık olunmadığı oranda ıssızdı. Halbuki, saat
12.00'yi geçiyordu ve ben bilerek gelişimi bu saate ayarlamıştım.
Hava çok sıcaktı ve belki onun da etkisi vardı, bilemiyorum; ben,
iki-üç saat kalırım ve bu da bana, ortalama/sağlıklı bir
gözlem yapmam için yeter diye düşünmüştüm.
Selam vererek, hayırlı işler
dileyerek, ayak üstü ya da 5-10 dakika yanlarında oturarak kısa
sohbetler yapıp, yavaş yavaş ilerlemeye ve dolaşmaya başladım.
Gerçekte, Datça'da, Korona virüs
salgını ile mücadele başladıktan sonra bile bir biçimde
gelenlerle birlikte oldukça çok yaşayan vardı. Sabah
yürüyüşlerinde sokak aralarında rastladığım arabalardan ve
bir de, büyük marketlerde tanık olunan kalabalıklara dair
İnternetteki eleştirel içerikli paylaşımlardan anlıyordum, bu
durumu. Ama pazarda in cin top oynuyordu.
Sebze-meyve satılan bölüme
yöneldim. Evde elime tutuşturulan alış veriş listesine baktım,
acaba hangi tezgaha gidip almalıydım? Pazar alış verişlerini hiç
sevmem, bugüne kadar hep Sevda yapmıştır. Kadınların bütün
pazar yerlerini dolaşmalarını ve maydanozun, rokanın, dere otunun
vb. fiyatını dahi pazarlık konusu yapmalarını hiç anlayamam.
Yıllarca pazarcılık yaptım, kadınların bu huyunu hiç sevmem.
Benim bildiğim, alacağın ürünü beğendin mi?, üzerinde fiyatı
yazıyor mu?, tamam sorun bitmiştir; alırsın ya da almazsın.
Satıcı, müşterinin daimi müşteri olup olmadığına, kendisi
ile arkadaşlık, akrabalık, meslektaşlık vb. herhangi bir özel
durumu varsa ona bakar ve hesabı yapar. Ben, çoğunlukla bu
çerçevede hareket ettim.
Sebze-meyve bölümünde de gözle
görülür bir tenhalık vardı; hem satıcılar hem de alıcı
müşteriler açısından.
Baharatçıların bulunduğu
yerden sebze-meyve satan bölüme girmiştim, sağa doğru yöneldim.
Baktım, peynircilere varmadan, duvar kıyısında, genç bir kadın
satıcının tezgahı var, ona yaklaştım. Bu tezgahta çeşit daha
fazla idi. Satıcı kadını, benim tezgahtan yaptığı alış
verişlerden tanıyordum. 2 kilo portakal, 2 kilo Golden elma, 4 baş
Sarımsak ve 1 kğ.800 gram gelen muz aldım. Dere otu ile kuru soğan
yokmuş. Kaç lira? Bana istediklerimi veren orta yaşlı ve
saçlarını arkadan bağlamış kişi, 28, artı 21 daha 49....eder
85 TL. dedi. Tamam, deyip çıkardım 100 Tl'yi uzattım. Üzerini
aldım. Yürüdüm. Bir başka tezgahtan kuru soğan aldım; 3 TL.
Dere otunu bulamadım. Eyvallah. Yukarıdaki, zabıta kulübesinin
yanındaki kapıdan sebze-meyve bölümünden çıktım. Giyim satan
bölüme geçtim. Kapının tam karşısındaki havlu, çarşaf,
nevresim vb. ürünler satan arkadaşın tezgahına gittim. Oturduk.
Hal hatır sorma ve ardından ne olacak bu yeniden tezgah açmalarına
izin verilen pazarcıların durumu, muhabbeti başladı. Gören bir
iki arkadaş daha yaklaştı. Muhabbet derinleşti. Bugünkü
uygulamanın kendileri açısından yarattığı sorunlar üzerine
düşünceler dile getirildi; tezgahlar arasındaki boşluk nedeniyle
satılan ürünlerin güneşte kalmaları, müşterinin hem çeşit
bulamayacağını düşünerek hem de güneş altında yürümek
istememesi nedeniyle bu bölüme gelmemesi vb...Sebze-meyve bölümü
de bomboştu ama neler yapılabilirdi? Belediyeye neler
önerilebilirdi? Neden belediyeye gidilmiyordu? Belediye, İçişleri
Bakanlığı'nın genelgesi ortada iken başka neler yapabilirdi?
vb. vb... Muhabbetin sonlarına doğru ben artan fiyatlardan ve
yaptığım alış verişten söz ettim. Anlattım. Bazı sebze-meyve
satıcıları ile yakın ilişkisi olanlar, tanıdıklarına
seslendiler, portakal kaç lira?, elma kaç lira?, diye. Fiyatları
duyunca, bozuldum. Benim elma ve portakallar, alenen bana kğ 9
TL.'den gelmişti. Bu işte bir yanlışlık var, git yeniden
hesaplat, dediler. Kalktım. Ulan, dedim, bu kadınlar, fiyat
sormakta ve bütün pazar yerini dolaşmakta haklılarmış. Resmen
aptal yerine konuldum. Yürüdüm. Alış veriş yaptığım tezgaha
vardım. Biraz önce alış veriş yapmıştım sizden, hele şunların
fiyatını bir daha hesaplar mısınız, kafam karıştı, dedim.
Kadın satıcı, tezgahın öbür tarafında, saçlarını arkadan
bağlayan orta yaşlardaki erkek geldi ve aldı elimdekileri, yeniden
tartmaya başladı; muz 27 TL, Sarımsak 20 TL, etti 47 TL.; sonra
portakal ile elmayı tarttı, eder 73 TL. Döndü bana ve senden kaç
lira almıştık?, diye sordu; 85 TL. aldınız. Bu yaptığınız
ayıp, şimdi zabıtayı çağırıp tutanak tutturacağım, tezgahı
beğendim, malları beğendim, fiyat sormadım ve aldım, ama siz
resmen hile yapıyorsunuz. Bu oldu mu?...Özür üstüne özür, yok
kasıtlı yapılmamış da, yok olurmuş böyle yanlışlık
da...Kadına, sen beni tanıyorsun, aha şurada giyim sattım, sen
gelip alış veriş yapıyordun; ben böyle bir şey yaptım mı hiç?
12 TL iade ettiler. Sinirlenmiştim. Yürüdüm. Çıktım
pazardan. Tamam hava çok sıcaktı falan filan ama öyle yoğun bir
müşteri de yoktu; anlaşılan o idi ki, bazıları, az satıştan
da bütün masrafları çıkarmak için bu tür alavere dalavere
yollara tenezzül ediyordu...Yazık. (Eve vardım, Sevda, muzlar
ekşimiş, köpürüyor, portakal ve elmada da çürükler var, dedi.
Anlaşıldı, kadınlar haklı, onların pazar alış veriş
yöntemleri konusunda tek söz etmemek gerekiyor. Bu tür
pazarcıların hakkından ancak onlar gelebilir.)
***
Bazı pazarcı arkadaşlar, bugün
böyle ise alış veriş, Pazartesi kimse gelmez bu pazara; o halde
pazartesileri gelmeye gerek yok!... Göreceksiniz, Pazartesi daha az
pazarcı tezgah açacak vb. vb... diye konuşmuşlardı; olabilir
miydi? En iyisi, Pazartesi günü de pazarı gezmek ve gözlem yapmak
gerekiyordu.
***
18 Mayıs Pazartesi günü yine
aynı saatte evden çıktım, arabayı aynı otoparka park ettim,
aynı yolu izledim; manzara aynı idi.
Pazar yeri girişine vardım.
Görünüm daha derli toplu idi. Belli ki, bugün tezgah açan
tekstil, züccaciye, deri çanta-kemer vb. ürün satıcıları,
Cumartesi günü tezgah açanların yaptığı hataları yapmamışlar,
çadırları birbirlerine yaklaştırmışlar ve böylece daha
gölgeli bir koridor yaratmışlardı. Yine tek tük olan müşteriler,
bu gölgelik yerlerden gidip geliyorlardı.
Selam vererek, hayırlı işler
dileyerek, ayak üstü hal hatır sorarak, sohbet ederek ilerledim.
Sevda'nın baharatçılardan alınacak bir siparişi vardı; baktım,
hiç bir baharatçı gelmemiş. Devam ettim. İki yıl önce
tezgahımı ve bütün ilişkilerimi devir ettiğim, benim yıllarca
tekstil ürünleri alıp sattığım yerden aynı ürünleri alıp
satan arkadaşın tezgahına vardım. Bugün akşama kadar burada
kalacak, hem ona yardım edecek hem de gördüğüm pazarcı
arkadaşlar ile sohbet edecektim.
Cumartesi günü tezgah açan bazı
arkadaşların kendi satışlarına dair söyledikleri abartılı
rakamlara dayanarak, bazı arkadaşlar, Cumartesi günü iyi iş
olmuş, bugün kimse gelip gitmiyor, diyor ve sızlanıyorlardı.
Yok, doğru değil, aynı durum söz konusu idi; en iyisi 500 TL.
almıştır, ya da o civarda...diyorum, ne ölçüde ikna edici oldu
ise...
Karşı tezgahlardan, gün boyu
gelen giden oldu, muhabbet ilerledi. Bir ara, bugün görevli ve aynı
zamanda pazar yerinden sorumlu zabıta amiri arkadaş gelip oturdu.
Mevcut durumun nedenleri ve olabilecekler konusunda karşılıklı
fikirler ifade edildi.
***
16 Mayıs Cumartesi ve 18 mayıs
Pazartesi günü sohbetlerden, pek çok pazarcının kafasının
karışık olduğu ve aralarında, belediyeye götürebilecekleri
somut bir önerinin oluşturulamadığı kanısına vardım...
***
Zaman ise akıp gidiyordu. Haziran
ayı gelmiş ve normal Bağ-Kur, vergi, sigorta primleri, stopaj vb.
kim hangi ödemeyi yapıyor ise onun normal ödemeleri başlayacaktı.
(3) 16 ve 18 Mayıs günleri yapılan ciroları esas alır isek, bu
cirolar ile ne belediyenin işgaliyeleri, ne Bağ-Kur, ne arabaların
vergi borcu, ne 6 ay sonrasına ötelenen borçlar ne de Esnaf
kefaletten veya Halk bankasından 6 ay sonra ödemeli alınan kredi
taksitleri ödenebilirdi.
Yanımıza gelen genç bir pazarcı
arkadaşa bir biçimde bunu anımsatıyorum; alacaklı olan düşünsün,
ben niye düşünüyorum ki?, diye cevap veriyor, gülerek...
(1) 
(2) 
(3) 
18.05.2020/Datça Mehmet Erdal"
"BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA
PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ (3)
Öğle civarı arabaya bindim ve
Cumartesi günü kurulan İskele mahallesi Halk Pazarına gitmek için
evden çıktım. Her zamanki gibi, arabamı, PTT arkasında
şimdilerde fiilen otopark olarak kullanılan boş alana park ettim.
Eski pazar yeri sokağından pazar
yerine doğru yürümeye başladım; önceki haftalara göre,
ellerinde pazar çantaları ve arabaları ile gidip gelenlerin
sayıları daha fazla idi. Bu, eski bir pazarcı gözü ile
bakıldığında, pazara gidip alış veriş yapanların sayılarının
arttığı anlamına geliyordu ki, bu iyiye işaretti; içimden,
sevindim. Açık olan iş yerleri sahiplerinin tamamına yakınını
bir biçimde tanıdığımdan, gördüklerime mırıldanarak ya da
seslenerek ama mutlaka başımla da destekleyerek hayırlı işler,
diyerek, yürümeye devam ettim.
Pazar yerine giriş kapılarından
birisi olan giyimcilerin oraya vardığımda, girişin, yine üzerinde
POLİS yazan demir bariyerler ile kapatıldığını ve dar bir giriş
bırakıldığını, gördüm. Bariyerin başında bir özel
güvenlikçi demir bariyerlere yaslanmış ayakta bekliyordu. Giyim
eşyası satan pazarcılar, bu kez, önceki haftalardan ders çıkarmış
olacaklar ki, çadırları birbirlerine yaklaştırarak kurmuşlar ve
böylece güneş ışınlarını büyük ölçüde engellemişler;
müşterilerin güneş altında kalmadan yürüyebileceği bir
koridor oluşturmuşlardı.
Her tezgahta ikişer, üçer
müşteri vardı; fiyat soruyorlar ya da alış veriş yapıyorlardı.
Yalnızca plastik ve cam eşya satan pazarcı arkadaşın tezgahında
bir müşteri yüksek sesle fiyattan yakınıyordu; anlaşılan o idi
ki, kadın müşteri, artan maliyetler nedeni ile ya da
fırsatçılıktan daha fabrikalarda yapılan astronomik zamları ve
artan maliyetler nedeni ile fabrikadan sıradan bir pazarcıya kadar
gelirken arada yapılan fiyat ayarlamalarını hesaba katmayıp,
ürünlerin satış fiyatlarındaki artışın tek sorumlusunun
pazarcı arkadaş olduğunu düşünüyor ve ona veryansın,
ediyordu; bu, yurttaşlarımızın pek çoğunun yaygın bir düşünce
ve davranış biçimi idi. Pazarcı ya da zincirin en sonundaki
parekendeci, gösterilen tepkiye eş değil, daha alt bir düzeyde,
müşteriye, şikayet ettiği sorunun sorumlusunun kendisi olmadığını
ya da yalnızca kendisi olmadığını sabırla açıklamak zorunda
kalıyordu. Nitekim, tezgahın sahibi arkadaşın eşi de hem işini
yapmaya çalışıyor hem de yüksek sesle konuşarak tezgahtan
uzaklaşmaya başlayan kadın müşteriye derdini anlatmaya
çalışıyordu. Yardım için tezgahına gittiğim arkadaşın
istediği kiloluk soğuk suyu bir an önce götürüp vermek
istediğimden, tanık olduğum bu olaya ve sağlı sollu pazarcı
arkadaşlara bu kez fazlaca takılmadan, hayırlı işler, diyerek,
hızlıca yürüdüm.
Bu hafta Cumartesi günü hem
sebze-meyve hem de giyim bölümünde numarası tek olanlar
açtığından, 17 numarada tezgah açan arkadaşın tezgahına
vardım; selam verdim ve tezgahın arkasına geçtim.
***
Önceki haftalarda gelip tezgah
açma gereği duymayan bazı pazarcı arkadaşların da bu hafta
geldikleri ve tezgah açtıkları, tezgahlar arasında üç metre
aralık bulunması gerektiği kuralı bazı pazarcılar tarafından
biraz suistimal edildiğinden, görevli zabıta arkadaş tarafından
uyarıldıkları, konuşuluyordu; pazar yerinde görevli olan zabıta
arkadaş görevini yapmıştı ve ona söylenecek bir şey yoktu;
görevli, görevini yapmakla mükellefti...
***
Datça Pazar yerinde, hem
sebze-meyve tezgahlarının açıldığı hem de giyim, deri çanta
ve kemer, plastik ve cam eşya satan bölümlerde halihazırda
uygulanmakta olan tek-çift numara uygulaması ne kadar doğru bir
uygulama idi? Pazarcı arkadaşlar, aralarında, farklı açılardan
yaklaşarak, bu konuyu tartışıyorlardı. Onlara göre, şu anki
uygulama, hiç tezgah açmamaktan iyi idi ama böyle devam eder gider
ise, bırakın ödemelerin altından kalkmayı, sermayeyi kediye
yüklemek kaçınılmazdı; özellikle, Pazartesi günleri külliyen
zarar yazıyordu. Asıl bunu sorgulamak ve bu sorunu çözmek
gerekiyordu.
Eski bir pazarcı olarak benim de
görüşüm o idi ki, Datça, saat 19.00 haberlerinde TV'lerde
görüntülerine yer verilen İstanbul, Ankara ve hatta İzmir gibi
büyük yerleşim yerlerindeki pazar yerleri gibi müşterilerin
sıkış tepiş dolaştıkları ve alış veriş yaptıkları bir
pazar yerine sahip değildi. Burada nüfus azdı ve yaşayanların
yaş ortalaması çok yüksekti; bunlar ya sokağa çıkma yasağı
nedeniyle ya da kendilerini koruma kaygısıyla zaten pazara
uğramıyorlar; büyük zincir marketlere gidiyorlar, internet
üzerinden sipariş verip istedikleri şeyleri kargo ile evlerine
getirtiyorlar, sokak aralarında dolaşan seyyar manavlardan alış
veriş yapıyorlar, tanıdıkları marketlere telefon ediyorlar
vs...idi. Ayrıca Özbel'de, Ak-Tur'da, Karaincir'de,
Palamutbükü'nde, Çeşmeköy'de... pazarlar kuruluyor ve müşteri
bölündükçe bölünüyordu. Datça Merkez'de kurulan pazara şu an
kaç kişi gelip alışveriş yapıyordu ki?
Yalnızca giyimciler değil
sebze-meyve satan pazarcılar da bu gidişattan memnun değillerdi;
geçenlerde, Kızlan'da yaşayan bir ağabeyimiz, üretici çok
şikayetçi, pazara götürdüğü malı satamayıp geri getiriyor,
bize veriyor, alın, tavuklarınıza yedirin, diyor; tek-çift numara
uygulamasından ve pazarların günlerinin duyurulmasından
şikayetçiler; herkes de internet yok ki, internetten yapılan
duyuruları görüp öğrensinler; belediye, cami hoparlöründen ya
da araç çıkarıp anons ettirerek bu duyuruyu yapmalı, diyordu.
Pazarcılarla gün boyu yapılan
sohbetlerde, Datça'da, Palamutbükü dahil, tek-çift numara
uygulamasına gerek olmadığı, bunun beklenen ve sağlayacağı var
sayılan yarardan çok pazarcıların mağduriyetine yol açtığı;
pazarcılarda ve müşterilerde maske vb. kurallara uyulmasını
sağlama temelinde tek güne dönülmesinin çok daha iyi olacağı;
Köyceğiz, Fethiye, Bodrum ve başka bazı yerlerde bunun
uygulanmadığı, Yatağan'da sebze-meyve bölümünde uygulandığı
ama giyim bölümünde uygulanmadığı...konularında uzun uzun
konuşmalarımız oldu. (Hiç şüphesiz, bu aktarılan bilgilerin
bir sohbet ortamında dillendirildiği ve dillendirenlerin de var
olan durumdan mağdur olduklarını söyleyenler olduğu
düşünülmelidir.)
Bence, Korona virüs salgını ile
mücadele sürecinin başından beri siyasal iktidar tarafından
yapılan genel uygulamalar yerine, merkezi otoritenin koordine ettiği
ama yerellerde yerel yönetimlerin inisiyatif sahibi olduğu ve
yerellere özgü koruma ve mücadele yöntemlerinin geliştirilip
uygulamaya sokulabildiği esnek bir uygulama çizgisi esas alınsa
idi, şimdi, tartıştığımız konuda Datça'da ya da başka
yerlerde başka bazı sorunlar yaşanmaz ve yurttaşlar bu ölçüde
mağdur olmazlardı.
Her ne ise, şimdi yeniden başa
dönüp süreci sil baştan yapmak olanaksız ise, varılan noktada
yapılabilecek olanı yapmak gerekirdi; bir başka deyişle, İlçe
Hıfzıssıhha Kurulu bu soruna el atıp, bir an önce bu soruna bir
çözüm bulmalı ve pazarcıların mağduriyetlerini giderecek
gerekli adımı atmalıydı. (Pazarın, akşamleyin saat 19.00'da
kapanması uygulamasının biraz esnetilerek saat 20.00'e
çekilmesinin de çözülmesi istenen sorunlardan birisi idi.)
***
Saat 17.00 gibi sebze-meyve
bölümüne gidip dolaşayım, dedim; tezgahların çoğu boşalmış
ve pazarcılar evlerine gitmişlerdi. Kızlanlı bir üretici/manav
tanıdık, Cumartesi günü, özellikle de bu Cumartesi iyi ama
Pazartesi günü çok kötü oluyor, dedi. Ayrıca, yazdığımı
bildiği için, belediye, mahalle aralarındaki seyyar dolaşanlara,
özellikle Datça dışından gelip dolaşanlara müdahale etsin,
bunları da yaz, diye seslendi. Tamam, dedim, yazarım. Yazdım. İyi
de, evlerinden çıkması yasaklı olan yaşlılar, kronik hastalığı
olanlar ve kendini virüsten koruma endişesi ile çıkmak
istemeyenler, bu seyyar manavların dolaşmasından memnun idiler;
kendi sokağımdan biliyorum.
Bu durumda, belediye, ne yapsa,
birileri memnun olmayacaktı; belediyenin işi zor...
06.06.2020 / Datça Mehmet Erdal"
"BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA
PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ-4: S.O.S...
21 Haziran günü öğleye doğru,
aynı zamanda pazarda terlik, ayakkabı vb. de satan marketçi
arkadaşım aradı; hadi, daha gelmiyor musun?, dedi.
Hemen hemen her gün öğle civarı
ya da öğle üzeri onun marketine uğrar ve mutlaka eşinin yaptığı
kahveyi içer, dereden tepeden laflardık; tamam, geliyorum, dedim.
Arabama atlayıp, yola çıktım. Üç-beş dakika sonra, marketin
önündeydim.
Pazarda işler kötü imiş, senin
ortak (bazı pazarcı arkadaşlar, işi devrettiğim ve haliyle,
bazen Cumartesi günleri öğle üzerileri gidip yardım ettiğim
arkadaş ile aramda 'dostluk' değil 'ortaklık' ilişkisi olduğunu
düşündüğünden ve bu çerçevede konuştuğundan, ona atıfta
bulunuyor) ağlıyor, dedi.
***
Korona virüs salgını ile
mücadele başladığında, İçişleri Bakanlığı, ilk elde, pazar
yerlerinde sebze ve meyve bölümünün açık kalmasına ama giyim,
züccaciye, deri-çanta-kemer, hediyelik eşya, takı vb.
satıcılarının tezgah açtığı bölümün ise belirsiz bir süre
kapalı olmasına karar vermişti; nitekim, yedi (7) hafta kadar, bu
bölümlerde tezgah açan pazarcılar faaliyetten men edilmişler ve
Allah'ın tek bir günü bile tezgah açamamışlardı.
Yedi hafta sonra, İçişleri
Bakanlığı, kendi bildiği ve haliyle açıklamadığı (yaygın
olarak, 'tepkilerden dolayı açmak zorunda kaldı' şeklinde
yorumlanan) nedenlerle, bu bölümde yer alan pazarcıların da
yeniden tezgah açmalarına ama belediyeler/yerel yönetimler
tarafından, tıpkı sebze ve meyve bölümünde olduğu gibi bu
bölümde de 'sosyal mesafe' kuralına uygun bir düzenleme
yapılmasına karar vermişti.
Datça Belediyesi, İçişleri
Bakanlığı'nın bu kararı çerçevesinde, tıpkı Mart ayı
ortalarından itibaren, ilçe sınırları içerisindeki bütün
pazar yerlerinde var olan sebze ve meyve satış bölümlerinde
yaptığı gibi tek-çift numara uygulamasına gidilmesine karar
vermişti; bu uygulamaya göre, bazı pazar yerlerinde haftada iki
gün tezgah açılıyor; bir hafta, tek numaralar bir gün, çift
numaralar ertesi gün tezgah açıyorlar; gelen haftada ise tersi
oluyordu. Bazı pazar yerlerinde ise, öncesinde olduğu gibi tek gün
pazar kuruluyor; tek numaralar bir hafta, çift numaralar ise gelecek
hafta tezgah açabiliyorlardı. Belediyeye göre, böylece,
pazarcılar arasında, tezgah açma ve haliyle iş yapabilme
açısından bir eşitlik sağlanmış oluyordu.
***
Hiç şüphesiz, bu uygulama,
'şeklen' doğru bir uygulama idi ve belediye, bu konuda başkaca bir
uygulama yapamayacağını, yetkinin kendisinde olmadığını,
kendilerinin, İçişleri Bakanlığı tarafından alınan bir kararı
uygulamakla mükellef olduğunu, o kararı değiştiremeyeceğini,
söylüyordu.
Pazarcılara göre ise, başka
yerlerde, Örn: İzmir'de, Muğla Menteşe'de, Bodrum'da,
Köyceğiz'de, Fethiye'de vb. daha başka yerlerde ilk anlarda
benzeri uygulamalar gündeme gelmiş ama bir-iki hafta sonra
uygulamada esnemelere gidilmiş; bugün Datça'dakine benzer bir
uygulama artık hiç bir yerde söz konusu değildi. Doğrucu Davut
olan tek yer Datça idi. Bu nasıl oluyordu?
Keza, günlerin duyurulmasında da
yalnızca İnternet ortamında duyuru yapmayı yeterli gören
belediye hatalı idi; Datça'da kaç kişi İnternet kullanıyordu?
Günlerin duyurulması cami hoparlöründen ya da araç çıkarılarak
da yapılabilirdi, ama belediye bu yolları hiç kullanmamıştı...
Haliyle, vatandaş, alışkın olduğu gün pazara çıkıyor, diğer
gün pazar yerine uğramıyordu bile. Bu durumda, pazarcılar, bir
hafta iş yapıyor, diğer hafta ise sinek avlıyordu. Yani,
gerçekte, pazarcılar açısından pazara tezgah açma olayı,
haftada bir günden iki haftada bir güne düşmüş oluyordu. Bu da
ciddi bir mağduriyet, demekti.
***
Datça (İskele Mahallesi) Halk
Pazarı, gerçekte, benim bu yazılarımı okuyanlar artık
ezberlemiş olmalılar, Cumartesi günleri kuruluyordu; bu hafta,
Cumartesi günü, bütün ülkede LGS yapılmıştı ve haliyle o
gün, İçişleri bakanlığı, Korona virüs salgını ile mücadele
çerçevesinde 'sokağa çıkma yasağı' ilan etmişti. Bunun
üzerine, Datça belediyesi, 18 Haziran'ı 19 Haziran'a bağlayan
gece yarısı, İnternet üzerinden, Cumartesi kurulan pazarın Pazar
gününe kaydırıldığını duyurmuştu.
Aynı gün, Palamutbükü pazarı
da kuruluyordu ve Datça Halk Pazarına çıkan pazarcıların bir
kısmı Palamutbükü Pazarına da tezgah açıyordu; belediye, akla
en yatkın çözüm olarak bunu görmüş ve ilan etmişti; başkaca
bir yol da yok, gibiydi.
Haliyle, bu karar, bu hafta,
pazarın asıl günü olan Cumartesi günü, hem de 'Babalar gününün' bir gün öncesi tezgah açacak oldukları için sevinen pazarcıların
bu sevincini kursaklarında bırakmıştı; öyle ya, pazarın Pazar
gününe alınarak gün değişikliğine gidilmesi ve o gün, aynı
zamanda Palamutbükü pazarının da açılacak olması, müşterilerin
pazara gelip gelmeyecekleri konusunda ciddi soru işaretlerine yol
açıyordu.
Nitekim, Cuma günü, bazı
arkadaşlar telefon ederek, Pazar günü pazarın nasıl
olabileceğine dair düşüncemi sormuşlar; onlara, Datça'ya çok
gelenin olduğunu ve müşterinin pazara çıkmaktan başka çaresi
olmadığını, çok fazla sorun yaşanmayabileceğini, söylemiştim.
'Ortak' olarak nitelenen arkadaşım
da bu ikirciklenen ve nihayetinde, pazar günü Datça'ya tezgah
açarım, Muğla'ya dönmem, orada kalırım ve Pazartesi günü de
Ak-Tur'a tezgah açarım; böylece mazot parasından tasarruf ederim,
diye düşünen pazarcılardan birisi idi.
Marketçi arkadaş da bu
konuşmaları ve gelişmeleri, bir ölçüde de olsa biliyordu.
***
Kahveyi içtim, tamam, pazara
gidiyorum, dedim. Sen gide dur, ben de birazdan uğrayacağım, dedi,
marketçi arkadaşım.
Araba ile her zamanki gibi PTT
arkasındaki otopark alanına gittim; arabayı park ettim. Sağa sola
bakınarak pazar yerine doğru yürümeye başladım. İlk gözüme
çarpan, otopark çıkışındaki işçi kahvehanesinin tenhalığı
oldu. Yanındaki lokanta kapalı idi. Yürümeye devam ettim. Gelen
giden yoktu. Eyvah, dedim, korkulan oldu, sanırım; pazarcı
arkadaşlar sinek avlıyorlardır, şimdi. Ama, diyorum, bir yandan,
kendimi avuturcasına; bugün pazar, belki de insanlar deniz
kıyısındadırlar, akşamleyin gelirler.
Pazar yerine yaklaşıyorum;
ellerinde pazar arabaları ile gelen bir-iki dışında kimsecikler
görünmüyor. İçim kararıyor. Yürüyorum. Pazar yerindeki
çadırları görüyorum. Yaklaşıyorum. Bir gün önce Marmaris
Beldibi mi? Yoksa Datça mı?, diye ikirciklenen ve telefon açıp
fikrimi soran çocuk giyimi satan arkadaşın girişte, solda, ilk
numara olan tezgahına varıyorum. Oturmuş, öğle yemeğini yiyor.
Nasıl?, diyorum; yok bir şey, diyor. Halbuki bu tezgah, pazarda iyi
iş yapan tezgahlardan birisi olarak bilinir. Kalkıyorum ve devam
ediyorum. Biraz ileride bir-iki arkadaş ile ayak üstü sohbete
başlıyoruz. Ne olacak bu durum?, diyorlar. Belediye, elimizden bir
şey gelmez, diyor; neden Kaymakama çıkmıyorsunuz ki? İlçe
Pandemi Kurulu Başkanı, o. kararı o verecek. Neden çekiniyorsunuz?
Kaymakam iyi birisi. Bir arkadaş, yok kardeşim, diyor; geçenlerde,
bir tanıdığım anlattı; kaymakam bey, bana pazarcının durumu
şu, bu, demeyin. Elimden bir şey gelmez; yukarısı bu konuyu çok
sıkı tutuyor, demiş. Tamam da bir de siz çıkın. Derdinizi
anlatın. Kendi kulağınız ile duyun. Tamam, ben hazırım, falan,
deniyor ama biliyorum, arkası gelmez. Pazarcı, bu konuda, her zaman
ayağını sürür... Hep, bir başkası öne düşsün, ister.
Valla, siz bilirsiniz; Devletçe
ötelenen borçların ve aldığınız 25'er bin liralık kredilerin
ödeme zamanına şurada ne kaldı ki? Belediye de 2018 ve 2019
işgaliyelerini 1 Temmuz'a kadar ödeyin, diyor. Ya kaymakama çıkar
derdinizi ve çözüm önerinizi anlatırsınız, CİMER'e falan
yazar durursunuz ya da siz bilirsiniz...
'Ortağın' tezgahına varıncaya
kadar sağlı sollu başka pazarcı arkadaşlara da hayırlı işler
diliyorum.
***
Öğle sonrası gün boyu
tezgahtayım; saat 15.00/16.00 civarı gelen gidenler tek tük
artmaya başladı ama yaşanan tam bir hayal kırıklığı, oluyor.
Sıkıntı, başka pazarcıların
da ilgisine çeken ve onların da düşüncelerini dile getirdiği
bir sohbeti tetikliyor.
Pazarcılar, pazarın, yine eskisi
gibi, tek-çift uygulaması olmadan, tek güne dönüşmesi konusunda
İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinin bağlayıcı olduğunu
kabul ediyorlar ama başka yerlerde değil de neden yalnızca
Datça'da katı bir biçimde uygulandığını, anlayamıyorlar.
Bazıları o sözünü ettikleri
yerlerde yaşadıkları ya da oralara da tezgah açtıkları için
kesin bir dille, Datça dışında bu tek-çift uygulamasının
uygulanmadığını, pazarcılara, sağlık kurallarına uyun, eğer
herhangi bir sorun yaşanır ise siz bilirsiniz, tek-çift
uygulamasına geçeriz, denildiğini, söylüyorlar. Eğer, bu
tek-çift uygulaması devam eder ise, çoğunun sezon sonu ya da
Ekim-Kasım aylarından itibaren, Kış aylarında topu dikmiş
olacaklarını, biliyorlar. Çaresizler. Özellikle Datçalı
üreticiler... Bir arkadaş, köylünün, arkadaşım, salatalık,
biber, domates vb. 15 günde bir toplanmaz; 2.3 güne bir toplanmalı.
Topluyoruz, ama Cumartesi dışında pazara çıktığımız gün
gerisin geri getirip hayvanların önüne döküyoruz, dediğini,
söylüyordu. Üreticinin halinin perperişan olduğunu, anlatıyordu.
Onlara göre, Datça'da yerel yöneticiler, üreticinin halini
görüyor ama bir çözüm getirmiyorlardı.
***
Arada bir, can sıkıntısında ve
meraktan, Palamutbükü Pazarına tezgah açmış arkadaşlarına
telefon edenler ya da oradan arayanlar oluyor; karşılıklı, satış
durumları soruluyordu. Anlaşıldığı kadarıyla, her iki yerde de
durum birbirinden farklı değildi.
Yarın, yani pazartesi günü,
buraya kimse gelmez; bugün böyle ise, yarın durumu düşünemiyorum
bile, diyen pazarcı arkadaşlar, akşamleyin 18.00'e doğru
tezgahlarını toplamaya başladılar. Görevli zabıta arkadaş,
arkadaşlar, saat 19.00'da çadırlar inmiş olacak, biliyorsunuz,
değil mi?, diyerek dolaşmaya başladılar.
19.15'te biz tezgahı toplamış
ve çadırı indirmiştik.
***
Bu yıl, (Mart ayından beri yazıp
duruyorum) pazarcılar ve küçük yerleşim yerlerindeki üreticiler
başta olmak üzere küçük esnafın durumu, giderek kötüleşiyor.
Onlar, şimdilik yüksek sesle
dile getirmiyorlar ama çoktan S.O.S vermeye başladılar bile...
23.06.2020/Datça Mehmet Erdal."
"BASIN AÇIKLAMASI
Sol Parti Datça İlçe Örgütümüz,
23.06.2020 tarihinde kongresini yapmış, 26.06.2020 günü İlçe
Seçim Kurulundan mazbatasını almış ve 29.06.2020 günü de İlçe
Örgütü Yönetim kurulumuz toplanarak kendi arasında bir görev
bölüşümüne gitmiştir.
İlçe Örgütümüz, var olan
siyasal İslamcı iktidardan kurtulma, demokratik ve bağımsız bir
ülke yaratma mücadelesinin yanı sıra Datça'da yaşayan her
yurttaşın içinde yaşadığı sorunlara çözüm bulma ve
sahiplenip gurur duyabileceği demokratik bir yerel yönetimi yaratma
mücadelesinin de içerisinde yer alacak ve yapılması gereken her
şeyi yapacaktır.
Biz, çok yönlü yürütülecek
bu mücadelenin ancak el birliği ve güç birliği ile yürütülmesi
halinde kalıcı sonuçlar elde edebileceğine inanıyoruz.
Bu çerçevede, her yurttaşımızı
partimizde örgütlenmeye ve bu mücadelede yer almaya çağırıyoruz.
***
Bilindiği üzere, Mart ayı
ortalarından itibaren gündeme getirilen Korona virüs ile mücadele
çerçevesindeki uygulamalardan en çok mağdur olanların başında
üreticilerimiz, pazarcılarımız ve küçük esnaflarımız
gelmektedir.
Bu nedenle, biz, Sol Parti ilçe
Örgütü olarak:
1-İlçe Pandemi Kurulu'nun Datça
sınırları içerisinde yaşayan ve faaliyet gösteren
üreticilerimizi ve pazarcılarımızı dinlemesini, sorunlarına
çözüm bulmasını ve pazar yerlerinde uygulana gelen tek-çift
numara uygulamasını yeniden gözden geçirmesini; Datça
gerçekliğine uygun yeni bir düzenleme yapmasını,
2-Siyasal iktidarın, küçük
esnafın 6 ay ötelenen Mart-Nisan ve Mayıs aylarına ait Bağ-Kur,
sigorta vb. borçlarının öngörülen Ekim, Kasım ve Aralık
aylarında da ödenmeyeceğinin az-çok belli olmasından hareketle
devlet tarafından ödeneceğini ve bu çerçevede silineceğini ilan
etmesini,
3- Mart ayı ortalarından
itibaren Esnaf kefalet kooperatifleri ile Halk bankası tarafından
küçük esnafa verilen 6 ay ödemesiz 25.000 TL. ve altındaki
kredilerin ilk taksitlerinin öngörülen tarihlerde ödenmeyeceğinin
anlaşılması nedeni ile 6 ay daha uzatılarak 12 aya çıkarılmasını,
Böylece çok zor durumda olan ve
yok olmanın eşiğinde bulunan üreticilerimizin, pazarcılarımızın
ve küçük esnafımızın ayakta kalma mücadelesine destek
verilmesini istiyoruz.
29.06.2020 Sol Parti Datça İlçe Örgütü"
"DATÇALI ÜRETİCİLERİN VE
PAZARCILARIN İMZA KAMPANYASI
Korona virüs salgını ile
mücadele çerçevesinde Datça Pandemi Kurulu tarafından Datça
ilçe sınırları içerisinde kurulan pazar yerlerinde gündeme
getirilen tek-çift numara uygulamasından mağdur olan Datçalı
üreticilerin ve pazarcıların topladığı 158 imza bugün (Salı)
Datça Kaymakamlığına ve Datça Belediye Başkanına teslim
edildi.
***
Mart ayı ortalarından itibaren
hükumet tarafından gündeme getirilen sosyal (fiziki) mesafe kuralı
bağlamında Datça ilçe sınırları içerisinde kurulan pazar
yerlerinde de önce yalnızca sebze-meyve bölümünün açılmasına
ama tek-çift numara uygulamasına geçilmesine; bilahare, İçişleri
Bakanlığı'nın aldığı yeni bir karara bağlı olarak giyim,
deri çanta-kemer , plastik ve cam eşya vb. satan bölümlerinin de
yine aynı kural çerçevesinde tezgah açabilmelerine olanak
tanınmıştı.
Hiç tezgah açamamaktansa bu
çerçevede de olsa tezgah açıyor olmaktan mutlu olan üreticiler
ve pazarcılar, sürecin uzamasına bağlı olarak bırakın
belediyeye işgaliye, devlete Bağ-Kur, bankalara kredi... borçlarını
ödemeyi; evlerine götürecek ekmek parası bile kazanamadıklarını,
ürettikleri ürünleri toplayamadıklarını ya da topladıklarını
satamayıp gerisin geriye evlerine götürüp hayvanlarının önüne
attıklarını gördüklerinde çare arayışlarına yönelmeye
başlamışlardı.
İşte bu çare arayışlarının
bir ifadesi olarak 4 Temmuz günü Datça İskele Mahallesi, 5 Temmuz
günü Palamutbükü ve 6 Temmuz günü bu kez çift numaraların
tezgah açtığı yine İskele mahallesi pazar yerlerinde kendi
aralarında 158 imza toplamışlardı.
Pazar yerlerinde ayakkabı ve
terlik satan Bahri Çarkçı, imza verenler adına, bu imzalanan
metni ve imzaları, bugün (7 temmuz Salı) önce Datça
Kaymakamlığına ve bilahare, Datça Belediyesi aylık olağan
meclis toplantısı bitiminde bizzat elden Datça Belediye Başkanına
teslim etti.
Datçalı üreticiler ve
pazarcılar, imzaladıkları metinde şunları söylüyorlardı:
“KAYMAKAMLIK MAKAMINA ve
BELEDİYE BAŞKANLIĞINA
DATÇA
Bizler, Datça ilçe sınırları
içerisindeki pazar yerlerinde tezgah açan pazarcılar, Mart ayı
ortalarından itibaren Korona virüs ile mücadele kapsamında
gündeme getirilen uygulamalardan birisi olan pazar yerlerimizdeki
tek-çift numara uygulamasından çok mağdur konumundayız.
Bilindiği üzere, Datça, yaş
ortalaması oldukça yüksek az bir nüfus yoğunluğuna sahiptir;
Korona virüs salgını endişesi ile yaz sezonu önceki yıllardan
çok kötü gittiği için bu gerçeklik, şimdi de değişmemiştir;
sokaklarda dolaşan kişi ve özellikle bizlerin tezgah açtığı
pazar yerlerinde alış verişe gelen müşteri sayısı parmakla
sayılabilecek kadar çok azdır.
Bizler, Datça'da yaşayanların
büyük çoğunlukla İnternet üzerinden ya da büyük zincir
marketlere giderek alış veriş yaptığı bugünkü koşullarda
zaten kendiliğinden azalan müşterilerin tek-çift numara ile bu
kez de ikiye bölündüğünü ve bunun doğal sonucu olarak
mağduriyetimizin katlandığını bilmenizi istiyoruz.
Bu süreç böyle devam eder ve
sizlerin katkılarınız ile İlçe Pandemi Kurulu bizim bu
çaresizliğimize bir çözüm getiremez ise bizler ne belediye
işgaliyelerini, ne Mart-Nisan-Mayıs aylarına ait olup da 6 ay
ötelenen borçlarımızı, ne Halk bankasından ve/veya Esnaf ve
Sanatkarlar Kooperatifinden çektiğimiz kredileri ödeyebiliriz; bu
gidiş ile bizlerin çoğu, günlük gereksinimlerimizi bile
karşılayamaz hale geliriz.
Bizler, aşağıda imzası
olanlar, durumumuzu size arz ediyor ve çözüm bekliyoruz.
Saygılarımızla.”
***
İmzalanan metni ve imzaları
Kaymakamlığa ve Belediye Başkanına teslim eden Bahri Çarkçı
şunları söyledi:
“ Kaymakam bey yıllık iznine
ayrılmış. Dilekçeyi yazı işlerine teslim ettim. Kayıt numarası
aldım. Yazı işleri müdürü, bu konuda belediyeye yazı
yazılacağını, söyledi. Belediye Başkanımız ise, biraz önce
meclis toplantısında bu konudaki düşüncelerini meclis üyeleri
ve izleyiciler ile paylaştığını, söyledi. Belediye Başkanımız,
üreticilerin ve pazarcıların mağduriyetleri konusunda her şeyin
farkında olduklarını, bu konuda şu an tatilde olan Kaymakam ile
de görüştüğünü; Kaymakam beyin bu konuda kendisine sözlü
iletilen şikayetleri Muğla Valiliği ve İçişleri Bakanlığı
ile paylaştığını ama oralardan, yeni bir karar çıkıncaya
kadar halihazırdaki uygulamanın devam edilmesinin söylendiğini,
kendisi ile paylaştığını; bu durumda, sosyal (fiziki) mesafe
kurallarına uyma çerçevesinde pazarcı arkadaşların bir önerisi
varsa onu tartışabileceklerini aksi halde mevcut durumun devam
etmesinden başka bir yolun olmadığını, söyledi. Ben Belediye
başkanımızın, kaymakam bey gibi şikayetlerimiz konusunda
hassasiyet gösterdiğini gördüm ama bu hassasiyet, bizim
mağduriyetimizi ortadan kaldırmıyor. Biz bir an önce, somut bir
çözüm istiyoruz.' dedi.
07.07.2020/Datça Mehmet Erdal"
"Sol Parti Datça İlçe Örgütü
Yönetim Kurulu bugün yaptığı toplantıda ilçemiz sınırları
içerisinde son bir haftadır yaşanan bazı olayları değerlendirmiş
ve yazılı olarak bir basın açıklaması yapılmasına karar
vermiştir.
İlçe Örgütümüz, yaptığı
yazılı basın açıklamasında şunları kamuoyu ile paylaşmıştır:
''BASIN AÇIKLAMASI
Datçalı üreticiler, manavlar,
seyyar esnaflar, tekne-taksi ve minibüs sahipleri, kiraladığı ya
da mülkü kendine ait olan iş yerlerinde faaliyet yürüten küçük
esnaflar, tıpkı ülkemizin her yerinde yaşayan meslektaşları
gibi, hükumet tarafından Mart ayı ortalarından itibaren Korona
virüs ile mücadele çerçevesinde alınan kararlardan ve gündeme
getirilen uygulamalardan en çok etkilenen kesimlerin ilk sıralarında
yer almaktadırlar.
Mart ayı ortalarından itibaren,
yetersiz bazı yardımların dışında, kaderleriyle baş başa
bırakılmışlardır ve çaresizdirler.
Bu yurttaşlarımızın geleceğe
bakışları karamsardır.
Var olan salgının daha uzun bir
süre yaşamımızı birinci dereceden etkileyeceğinin anlaşıldığı
bugünkü koşullarda bu üreticilerimiz ve esnaflarımız, 'Sağlık
mı?' yoksa 'Ekonomi mi?' şeklinde bir ikilemle değil; kelimenin
tam anlamıyla, var olmaya devam etme ya da yok olmayı kabullenme
seçeneği ile karşı karşıyadırlar.
Sol Parti Datça İlçe Örgütü
olarak;
1- Mart ayı ortalarından
itibaren pazar yerlerinde geçici bir süre için gündeme getirilen
tek-çift numara uygulamasının, süre uzadıkça, ilk uygulanmaya
başlandığı anda kendisinden beklenen yarardan daha çok pazar
yerlerinde faaliyet yürüten üreticilerimizin ve seyyar esnafımızın
zarar görmesine yol açtığını düşünüyoruz. Bu nedenle, pazar
yerlerinde satıcıların ve müşterilerin maske takma zorunluluğu,
hijyen koşulları vb. uygulamaların sıkıca hayata geçirilmesi
çerçevesinde bu uygulamanın sonlandırılmasını ve her pazarın,
o pazar yerinde tezgah açan tezgah sahiplerinin hepsinin aynı gün
tezgah açması biçiminde yeniden düzenlenmesini öneriyoruz.
Bu önerimizde ısrar ediyoruz.
2- Belediye Meclisinin 07.07.2020
günkü toplantısında oy birliği ile aldığı kararı (11.
Madde), yani Korona virüs salgını ile mücadele sürecinde beş
(5) hafta tezgah açamayan bir kısım seyyar esnafımızın tezgah
açamadığı bu beş (5) haftalık yer ve aynı şekilde, iş yeri
sahiplerinin üç (3) aylık kaldırım işgaliye (artı, ilan ve
reklam) borçlarının silinmesi ile belediye mülkünde kiracı olup
da kiralarını peşin ödeyen kiracıların mağduriyetlerinin bir
biçimde giderilmesine yönelik olarak alınan belediye meclis
kararını doğru buluyor ve destekliyoruz.
Bizler, yerel yönetimimizin, kamu
kurum ve kuruluşlarımızın, Korona virüs salgını ile mücadele
kapsamında da dahil olmak üzere yurttaşlarımızın zararına olan
bütün kararlarına ve uygulamalarına karşı çıkacağımızın;
yurttaşlarımızın yararına olan kararları ve uygulamaları ise
kararlıca ve sonuna kadar destekleyeceğimizin bilinmesini
istiyoruz.
10.07.2020 ''
Sol Parti Datça İlçe Örgütü"
"BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA
PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ-5: İŞ İŞTEN GEÇMEDEN!
Bu hafta Datça Pazar yerinde
olacakların ilk sinyali, Perşembe günü öğle civarı, Muğla
Pazarında tezgah açan bir pazarcı arkadaşın açtığı
telefondan gelmişti; bir kaç yıl öncesine kadar Datça Pazarına
da tezgah açan bu genç pazarcı, telefonda, yandım Mehmet abi,
diyordu; söylediğine göre, o güne kadar, fiiliyatta, tek-çift
numara uygulaması yok iken, Menteşe Belediyesi zabıtaları, o gün,
sabahın erken saatlerinde, tezgah açtığı bölgeyi dolaşmaya
başlamışlar ve bazı pazarcılara, biz sizi dün aramadık mı,
tek-çift numarası uygulaması nedeni ile yarın gelmeyin, diye?
Aradık! Ama siz ne yaptınız? Geldiniz. Şimdi tezgahları hemen
toplayacak mısınız? Yoksa işlem mi yapalım?, diye bağırmaya
başlamışlar. Anlattığına göre, zabıtaların sıralamasında,
kendisi, o hafta tezgah açma sırası olanlardan birisi imiş ve o
nedenle onu bir gün öncesi aramamışlar; diğer arananlar ise,
önceki haftalarda uygulanmıyordu, bu hafta da uygulanmaz, diye
düşünerek, gelmişler. Şimdi ise, eli mecbur tezgahları
toplamaya başlamışlar.
Telefon eden genç pazarcı
arkadaşıma göre, bundan sonra eğer bu tek-çift numara uygulaması
olur ise zararı çok büyük olacaktı; o nedenle, telefonda, yandım
ben, diyordu.
Mart ayı ortalarından itibaren
pazar yerleri ile ilgili yazdığım yazıları okuyan birisi olarak,
Datçadakiler gibi şimdi biz de yanacağız, diyordu.
Tamam, şimdi sloganımız, 'Bütün
pazarcılar birleşin'dir, dedim, esprili bir biçimde.
Yıllarca aynı pazar yerlerinde
tezgah açmıştık ve beni iyi tanıyordu; ne dediğimi ve neden
dediğimi anlardı.
***
Cuma günü öğleden sonra,
Datçalı bir pazarcı arkadaşım aradı; sana kötü haberim var,
dedi. Kötü haber dediği, Cumartesi günü tezgahına çıkaracağı
malları yüklediği arabasını pazar yerine bırakmaya gittiğinde,
zabıtaların, pazar yeri girişlerine, üzerlerinde giriş-çıkış
yazan demir bariyerleri koyduklarını ve bir düzenleme yapmaya
çalıştıklarını, görmesiydi. Yeniden başa, Korona virüs
salgını ile mücadelenin gündeme getirildiği ilk günlere
dönüldüğünü, düşünüyordu...
Anlaşılan, pazarcıların hafta
başında birer nüshasını hem Kaymakamlığa hem de Belediyeye
verdikleri (tek-çift numara uygulamasının gözden geçirilmesi
gerektiği doğrultusundaki talebini dile getiren) imza kampanyasının
yerel ve bir ölçüde de ulusal basına yansıması sonrasında
soruna çözüm bulunmaya çalışmak yerine, tam tersi bir
uygulamaya yönelmek, tercih edilmişti.
***
Cumartesi günü, öğle üzeri,
pazar yerine yakın bir yere arabayı park ettim ve giyimcilerin
tezgah açtığı bölümden pazar yerine girmek için yürümeye
başladım.
Öncesinde, pazar yerine arabayla
ya da yayan giriş-çıkış yapılabilen bazı sokakların demir
bariyerler ile kapatıldığı ve yalnızca iki giriş-çıkış
kapısı bırakıldığı duyumunu aldığımdan, doğru yönde
ilerliyordum. Girişe vardım; gerçekten, önceki haftalara göre,
daha ciddi bir görünüm vardı; üzerinde 'POLİS' yazan demir
bariyerlerin kapadığı yolun tam orta yerinde 'GİRİŞ' yazan az
bir aralık ve onun yanında da, pazar yerinden çıkanların
okuyabildiği 'ÇIKIŞ' yazan ikinci bir aralık vardı. 'GİRİŞ'
yazan aralıktan girdim. Demir bariyerlerin bir metre kadar
ilerisinde bir masa vardı. Bir pazarcı arkadaş, bir özel
güvenlikçinin görevli olduğunu, o ara, biten el dezenfektanının
yenisini almak için zabıta kulübesine gittiğini, söyledi. Bu ne
iş?, dedim. Ne işe yarıyor? Hiiç, dedi, pazarcı arkadaş; bir
yerden giriyorsun, diğerinden çıkıyorsun. O kadar. Gülüştük.
Sağa sola, hayırlı işler,
diyerek, yürüdüm.
Terlik satan arkadaşın getirmemi
söylediği ve marketinden alıp getirdiğim buzdolabında soğutulmuş
karpuz ile iki ekmeği teslim ettim; bir plastik tabure çekip
altıma, oturdum.
***
Satışı, sordum; geçen
haftalara göre düşük, olduğunu söyledi.
Mart ayı ortalarından beri pazar
yeri ve pazarcıların durumu/sorunları ile ilgili yazıp duruyorum
ya, artık bu herkesçe biliniyor; gelenler oluyor, konuşuyoruz.
Dert çok. Sıkıntı büyük. İnsanlar bunalmış durumdalar.
Gidişat hiç iyi değil ve ufukta herhangi bir umut görünmüyor.
Bir arkadaş, geçen Salı günü, meclis toplantısını, canlı
yayından izledim; Başkan konuşurken, senin orada olabileceğini
düşündüm ve şimdi, mutlaka konuşur, dedim. Başkan, pazar
yerleri ile ilgili konuşurken, yayın birden kesildi, dedi. Meclis
toplantısına katılan birisinin, yayının ne zaman açık ve ne
zaman kapalı olduğunu bilmesi, olası değil. O nedenle,
bilemiyorum. Ama, toplantıya katıldım, dedim; her toplantıya
katılıyorum. Bu kez, çok fazla katılan yoktu. Meclis üyelerinin
koltukları arasında mesafe bırakıldığından, izleyicilere
yalnızca beş sandalye ayrılmıştı. Toplantıda Başkan, pazar
yerlerine değindi. Resmi bölüm bitince ben de konuştum. Oldukça
uzun konuşuldu. Ama, şunu bilin, mecliste bulunan hiç bir meclis
üyesi, bırakın destek vermeyi, kalkıp, Başkanım, bu konuda bir
şeyler yapalım, bile demedi...
İmzaları hem Kaymakamlığa hem
de Belediye Başkanına elden teslim eden arkadaş ile birlikte,
yanımıza gelip de merak edenlere, Belediye Başkanının odasında
pazar yeri ile ilgili konuşulanları ve Belediye Başkanının,
Belediye Başkanının ağzından Kaymakamın düşüncelerinin ve
yaklaşımlarının neler olduğu üzerine açıklamalarda bulunduk.
Şahsen ben, hem Belediye Meclis
salonundaki hem de Belediye Başkanının odasındaki konuşmalardan
sonra, böylesi bir bariyer uygulamasının gündeme
getirilebileceğini ve en azından psikolojik olarak pazarcıların
demoralize edilebileceğini hiç beklemiyordum.
Anlaşılan o idi ki, Belediye
Başkanını ve Kaymakamı da aşan bir yerlerden yazılı ya da
sözlü yeni bir talimat gelmişti; nitekim, gün içinde, demir
bariyerler arasındaki o 'GİRİŞ' ve 'ÇIKIŞ' yazısı ile
belirtilen uygulamanın, böylesi bir yeni talimattan kaynaklandığı
duyumu dolaştı pazar yerinde.
Biz de her şey kitabi ve şekli,
dedim, kendi kendime; ne işe yarayacağını, yapılanın, o
yapılandan beklenen amacı gerçekleştirmeye yarayıp
yaramayacağını, düşünen bile yok. Yeter ki, şeklen çok güzel
görünsün ve talimatlara uygun olsun...
***
Bir pazarcı arkadaş, ben, diyor,
açma sıram Cumartesi günü olduğunda, gelip tezgah açıyorum;
ama, Pazartesi günü gelmiyorum. Neden? Çünkü zarar, yazıyor. Bu
durumda, Belediye, ben sana bir hafta Cumartesi ve bir hafta da
Pazartesi günü olmak üzere her hafta yer veriyorum, ister aç
ister açma; ben her haftanın işgaliyesini alırım, diyor. Haklı
mı? Haklı... Ama, gerçekte ben, her hafta değil, iki haftada bir
kez açıyorum; bu durumda Belediye benden açmadığım haftanın
işgaliyesini de almış olmuyor mu? Oluyor! Bu haksızlık, değil
mi?... Yanıtımız, yok...
***
Bir ara ayağa kalkıyorum;
bariyerler ile kapatılmış sokakların resmini çekiyorum ve diğer
'GİRİŞ'-'ÇIKIŞ' yapılan kapıya gidiyorum. Oranın da resmini
çekiyorum. Pazar yerleri ile ilgili paylaşımlarımdan sonra bazı
kadın ve erkek tüketicilerin ürünlerin çok pahalı olduğu ve o
nedenle satılamayıp eve gerisin geriye götürüldüğü
şeklindeki; dolayısiyle, gerçekte, alım gücündeki düşüşü,
ürünlerin üretim maliyetlerindeki artışı, alış-veriş
alışkanlıklarının değişimini, tek-çift numara uygulamasının
sonuçlarını vb. vb. göz ardı eden yaklaşımlarının doğruluğunu
sorgulamak için sebze ve meyve bölümünde dolaşıyorum. Bir
tanıdık, Mehmet abi kiraz almayacak mısın?, diyor; yok, diyorum,
o konu hanımın ilgi alanına giriyor. Bakınıyorum. Kirazın
fiyatını sorup, on TL. cevabın alınca yürüyüp giden ya da ver
bir poşet, deyip kendi eli ile poşete kiraz dolduran oluyor. İki
adım ötesinde kiraz sekiz TL; oradan da alanlar var. Daha ileride,
zabıta kulübesinin bitişiğinde altı TL. Yani, tek fiyat yok ve
hepsinin de alıcısı var. Bu fiyat farkı neden kaynaklanıyor ve
neden hepsinin farklı alıcısı var? Bunu, satanlar ve alanlar
bilir. Şu konu açık; altı liraya kiraz alana, hatta bekleyip,
akşamleyin beş TL'ye kiraz alana on TL. kiraz pahalıdır; doğruya
doğru. Öte yandan, on TL'ye satan, neden beş TL'ye vermiyor ya da
veremiyor? Onu da o satıcı bilir. Hani derler ya, dışı seni, içi
beni yakar; o hesap. Her birimiz, satıcı ya da alıcı olalım,
olaya, kendi açımızdan, daha doğrusu, kendi çıkarımız
açısından bakarız, karşımızdakini düşünmeyiz ve her birimiz
de kendimizce haklıyızdır. Aksini iddia etmek, çok saçmadır!
***
Bir pazarcı arkadaş, biz diyor,
kimleri ve kaç kişiyi kastediyor ise, Başkanla konuşmak ve ona
bazı öneriler sunmak istiyoruz; ama Başkan, pazarcıları kabul
edip konuşmak istemiyormuş; bıktım, anlatamıyorum, diyormuş,
dedi. Salı günü Belediye Başkanı ile konuşan kişi olarak, aha,
kim dedi?, diyorum. Yalandır. Başkan, varsa bir çözüm öneriniz,
getirin, diyor. Var ise götürün. Var, diyor. İyi, götürün, o
zaman.
Bu yazıyı yazarken, sonraki
gelişmenin nasıl olduğunu, bilemiyorum.
***
Akşamleyin, kapanış saati 21.00
olmasına karşın, saat 18.00 civarı, sebze ve meyve bölümünden
çıkıp evlerine gitmek isteyenlerin olduğu görülüyor; görevli
zabıtalar, bariyer açıp kapamaktan bıkkın ve yorgunlar. Onlar,
kapılar açılırsa arabaların içeriye doluşacağından ve
tezgahında hala satılacak malı olanların bu durumdan mağdur
olacaklarından endişeliler. Bazen orta yol bulunamıyor...
Saat 19.00'a doğru giyimciler de
arabalarını getiriyorlar; moralsiz, yavaş yavaş toplanma
başlıyor.
Anımsıyorum, ben pazarcılık
yaparken, çok değil, 2017 öncesinde, hatta ve hatta, geçen yıl
bazı pazarcı arkadaşlar, saat 21.00 olmasına karşın tezgah
toplamakta ayak sürürlerdi; bırakılsalar, gece yarılarına kadar
pazar yerinde kalırlardı. O kadar!.. Ama şimdi, saat 20.00 civarı,
pazar yerini, zabıtaların hiç bir uyarısı olmadan, herkes terk
ediyor. Yani, çok kısa bir sürede, pazar yerindeki alış-veriş
yoğunluğu bu ölçüde eksi bir seyir izlemiş ve bugün bu hale
gelmişti... Bunun ne anlama geldiğini, yalnızca pazarcılar ve
üreticiler bilir.
***
Pazartesi günü, çokça
şakalaştığım Kızlanlı bir üretici/manav, beni görünce,
duydun mu, dedi; pazarda kavga çıkmış; zabıta ayıramamış,
polis çağırmışlar. Neden?, dedim. Neden olacak; Cumartesi günü
tezgah açan birisi, bugün de açmak istemiş; yan komşusu şikayet
edince kavga çıkmış. İkisi de haklı, dedim; Cumartesi günü
açan, yetmediği için bugün de açmak istemiştir; komşusu da
haklı, o da ucu kendisine dokunacağı için şikayet etmiştir.
Çözüm, bu tek-çift numara uygulamasının bir an önce
sonlandırılmasında. Millet perişan ve ne yapacağını bilemiyor.
Komşu komşuya sarıyor...
14.07.2020/Datça Mehmet Erdal."
"BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA
PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ-6: UMUT BİTİYOR MU?
Çarşamba günü Özbel Üretici
Pazarı'na tezgah açıp satış yapan ve tezgahındaki ürünlerini
satıp bitirdikten sonra Kızlan'a(evine) dönmek için traktörü
ile yola çıkan bir üretici pazarcıdan duydum, belediyenin, bazı
sebze ve meyve satıcılarına, tek-çift numara uygulamasına aykırı
olarak açmamaları gereken günde de tezgah açtıkları için para
cezası verdiğini ve bu cezaların tebliğ edildiğini; aha dedim,
bunu duyunca, Başkan, Temmuz ayı olağan Meclis toplantısında bu
konuya değinmiş ama ben Başkanın bu konuşmasını 'bir uyarı
konuşması' olarak değerlendirmiş ve yayınladığım yazımda hiç
sözünü etmemiştim; canlı yayında duyan duymuştur ve her duyan
olmasa sa bazıları duyduğunu bir başkasına anlatmıştır ve
böylece bu uyarı belli bir çevrede yayılmıştır, diye
düşünmüştüm. Kaç kişiye ve ne kadar para cezası verilmiş?,
diye sordum, üreticiye. Sayıyı bilemediğini ama para cezasının
900- 1000 TL. civarında olduğunu duyduğunu, söyledi.
Anlaşılan o idi ki, belediye,
yanlış-doğru, koyduğu yasağın, şu veya bu biçimde tespit
ettiği bazı üreticiler ve pazarcılar tarafından delinmesini,
amiyane deyimle, 'emre itaatsizlik' olarak değerlendirmiş ve bu
eylemi, 'ders olsun' babında cezalandırma yoluna gitmişti.
Bugünkü koşullarda, bu
cezalandırma biçimi, yerel yönetim açısından, istenen sonucun
elde edilmesine mi yoksa tam tersi, hiç istenmeyen ve bugünden
öngörülemeyen başka bazı gelişmelere mi yol açardı? Bunu,
önümüzdeki süreçte yaşanılacak gelişmeler içerisinde
gözleyeceğiz...
***
Cuma günü sabahleyin, Ak-Tur'a
tezgah açan bazı pazarcı arkadaşlar, telefonda, Muğla/Menteşe
Belediyesi Zabıtasının kendilerini arayıp, gelecek haftadan
itibaren, Perşembe günü kurulan pazar yerinde tek-çift numara
uygulamasının kaldırılacağını, söylediğini söylediler.
Menteşe belediyesi, pazar yerine tezgah açan pazarcıların
aralarında birer metre fiziki mesafe koymalarını ve maske takma
vb. kurallara uymalarını, istiyordu. Pazarcılar açısından bu
iyi bir haberdi ve aklı selim galip geldi, diye düşünüyorlardı.
Sevinçliydiler.
***
Öğle üzeri evden çıktım ve
yürümeye başladım. Yolumun üzerindeki Datça Esnaf ve
Sanatkarlar Odası Başkanı'nın iş yerinin önünden geçerken,
Başkanı gördüm. Ayak üstü sohbet etmeye başladık. Kısa süren
ayak üstü sohbette, benim anladığım, Başkanın, üreticilerin
ve pazarcıların pazar yerlerindeki tek-çift numara uygulamasına
yönelik şikayetleri ve beklentileri konusunda kafası çok net
değildi. Onun, kafasını meşgul eden, daha başka sorunlar vardı;
oldukça yorgun, bıkkın ve umutsuz görünüyordu.
Nereye gidiyorsun?, dedi;
Belediyeye, dedim. Yürüdüm...
Dayak yiyen ile dayak olayını
izleyenin duyguları, mümkün değil, aynı olmuyor, dedim, kendi
kendime; bu duyguyu, 07.07.2020 günü Datça Belediye Meclisi'nin
Temmuz ayı olağan toplantısının resmi bölümü bitimi
sonrasında, pazar yerlerindeki tek-çift numara uygulaması konusu
gayrı resmi olarak tartışılırken Belediye Meclis üyelerinin
kayıtsızlığını gördüğümde de yaşamıştım... Üreticilerin
ve seyyar esnafın (pazarcının) bu süreçte yaşadıklarını, bu
işleri yapmayanların anlaması olanaksızdı; herkesin önceliği,
kendince farklıydı ve hiç şüphesiz herkes, kendince haklıydı...
***
Cumartesi günü, öğle üzeri,
bir arkadaşım, motosikleti ile beni pazar yerine girişin iki
kapısından biri olan giyimciler bölümünün yakınlarında
bıraktı.
Giyim bölümündeki kapı, geçen
hafta olduğu gibi 'GİRİŞ' ve ' ÇIKIŞ' yazıları ile ikiye
bölünmüştü; bir özel güvenlikçi ayakta bekliyor ve içeriye
giren müşterilere dezenfektan malzemesini işaret ediyordu.
İçeriye girdim. Yürüdüm.
Sağlı sollu, hayırlı işler,
hayırlı işler...diyerek ilerledim. Pazar, oldukça kalabalık,
görünüyordu.
'Ortağın' tezgahına vardım.
***
Günün konusu, Menteşe
Belediyesi'nin tek-çift numara uygulamasını sonlandırması ve
Datça Belediyesi'nin bu gelişme karşısında nasıl bir tavır
belirleyeceği idi.
Doğrusunu söylemek gerekirse,
gelip geçenler ya da bir muhabbet olduğunu görüp gelenler ile
yoğunlaşan sohbette asıl olarak giyim bölümündeki pazarcı
arkadaşlar düşüncelerini ifade ediyorlardı. Herkes, şu içinde
bulunduğumuz süreçte yaşadıklarından etkilendiği ölçüde
konuşuyor, dertlerini anlatıyor ve çözüm önerileri dile
getiriyordu.
İyi, tamam da, neden bir araya
gelip Belediyeye ya da Kaymakama çıkmıyor ve burada
söylediklerinizi onlara da söylemiyorsunuz?, denildiğinde, ya
susuluyor ya da adı verilmeyen ya da bilinmeyen bazı üreticilerin
ya da pazarcıların Belediye başkanına ve Kaymakama çıktıklarında
(ağızdan ağıza aktarılan) aldıkları söylenen cevaplar ve
tanık oldukları iddia edilen yaklaşımlar gerekçe gösterilerek,
Belediyeye ve Kaymakama çıkmamanın gerekçeleri sıralanıyordu.
Bu durumda, var olan sorun nasıl
çözülebilirdi?
***
Bir ara, Sevda börülce
istemişti; sebze ve meyve bölümüne varıp geleyim, dedim.
Yürüdüm. Pazar yerindeki çay ocağının yakınındaki Kızlanlı
üretici/manavın tezgahına vardım. Börülce, dedim. Yok, dedi. O
da köylüsü birisinin bahçesine gidip toplamış ihtiyacı olan
börülceyi. Onun adını verdi. Tanıyordum. Yürüdüm. İçeride
bir iki fotoğraf çektim. Çay ocağının olduğu bölümde oldukça
fazla boş tezgah göze çarpıyordu. O saatte, bu tezgah
sahiplerinin mallarını satıp gitmiş olmaları olanaksızdı. Bu
boşluk, tek-çift numara uygulaması ile de açıklanamazdı. Vardır
bir sebebi, dedim ve sebze-meyve bölümünün içinden
baharatçıların ve kuru yemişçilerin oraya açılan kapıya doğru
yürümeye devam ettim.
Börülceyi bulabileceğim
tezgahın önüne vardım. Hayırlı işler, dedikten sonra tezgahın
üstünde var olan ama çoğu sararmış bir-iki kilo kadar olduğunu
tahmin ettiğim börülcelere baktım. Her erkek gibi olmasa da
çoğumuzun yaptığı üzere, ne olur olmaz diye, Sevda'yı aradım;
börülce buldum ama çoğu sararmış, ne yapayım?, dedim. Alma o
zaman, dedi; bana haşlanacak yeşil börülce lazım. Konuşmayı
duyan tezgahtaki yardımcı kadın, seçelim o zaman, dedi. Tamam,
dedim. Seçmeye başladık. Fiyatını sormamıştım; benim için
önemli olan börülcenin bulunmasıydı. Biz börülcenin
yeşillerini seçerken, gelip geçenlerden fiyatı soran oluyor ve
bana yardım eden kadın, 5 TL. diyordu. Soran, belki börülce
kalmadığını gördüğünden belki de fiyatı beğenmediğinden yürüyüp gidiyordu. Hayret, dedim, fiyat çok ucuz. Babam, 1960'lı
yılların sonlarında köyümüzün ilk sebze üreticisi olduğu
için bilirim; sebze-meyve üreticisi olmak çok meşakkatlidir.
Dışarıdan göründüğü gibi değildir. Bu nedenle, hayatlarında
toprak ile hiç uğraşmayan ve pazar yerlerinde alış-veriş yapmak
için dolaşanlar, küçük üreticinin satış için tezgahına
koyduğu ürünlerin fiyatlarını değerlendirirken, biraz insaflı
olmalıdırlar. Çok sıkça uğrayıp alış-verişlerinin çoğunu
yaptıkları büyük zincir marketlerin reyonlarında gördükleri
sebze-meyve fiyatları ile kıyaslama yaparak bir yargıya
varmamalıdırlar.
Pazarda börülce yok, neden ki?,
diyorum; zamanı mı geçti yoksa ürün mü yetişmiyor? Hayır be
abicim, diyor bana yardım eden kadın, börülce bu, her gün
toplamak gerekir; toplamak gerekir ki, yeniden ve yeniden üretsin.
Biz topluyoruz 15 günde bir; o zaman, börülce yenisini üretmiyor.
Üretsek nerede satacağız? Pazara 15 günde bir çıkıyoruz.
Tarlada çok. Dikenin içinde. Bizim Kızlanın dikeni meşhur.
Toplarken, elim delik deşik oluyor. Yanıyor.
İçimde bir şeyler cızz ediyor.
Seçtiklerimizi bir poşete doldurup tezgahın asıl sahibi kadına
uzatıyorum. Bu, 3 TL. Mehmet abi, diyor. 10 TL uzatıyorum. Üstünü
iade ediyor.
Poşeti alıp 'ortağın'
tezgahına yöneliyorum.
***
'Ortağın' tezgahında iken,
tanıdığım bir üretici kadın kendine bir şeyler bakmak için
tezgaha geldi. 25 yıl bu işi yapınca, hele Datça gibi küçük
bir pazarda, tezgah açan pazarcıların çoğunu bir biçimde
tanımak çok normal; dahası, sattığım ve şimdi de 'ortağın'
satmaya devam ettiği ürünler nedeniyle Datçalı kadınların
ezici çoğunluğu, yıllardır bu tezgahın müşterisidir.
Bakınmaya başladı. Önceki
haftaların birisinde, akrabası olan bir satıcı, beni gördüğünde,
biliyorum, sen uğraşıyorsun, yazıp çiziyorsun, bir şeyler
yapmaya çalışıyorsun, bir de senin partin galiba, bizim için bir
şeyler istemişsiniz, ama nafile, demişti. İzin vermeyecekler!
Belediye başkanı topu Kaymakam beye, Kaymakam bey Vali'ye ve
İçişleri Bakanlığı'na atıyor ve hepsi işin içinden sıyırılıp
çıkıyorlar. Olan bizlere oluyor. Biz böyle sürünüp
gideceğiz... Bu konuşma aklıma geldi; sordum, tezgahta bakınan
satıcı kadına; nasıl olacak bu durum? Olmaz, dedi. Bizim
insanımız, memurun amirin karşısına çıkıp derdini anlatmaktan
korkar. Her şeyi kabullenir. Ne yapacaklar sana? Yiyecekler mi seni?
Ne var bunda? Çık, anlat derdini, böyle böyle, biz yok oluyoruz,
bitiyoruz, de.. Ama korkarlar. Onun için ne desen boş..
Söyleyecek bir şey bulamadım; o
söylemişti, söylenmesi gerekenleri!..
***
Saat 15.50 civarı kızımı
aradım; Okluk yazan yol ayrımından, Datça'ya giden kestirme yola
girmişler. Tamam, dedim, ben 16.45 gibi ayrılırım ve eve giderim.
Torunlar geldiğinde, beni kapıda görmeliler. Umut onlarda...
19.07.2020/Datça Mehmet Erdal"
"BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA
PAZAR YERİ GÖRÜNTÜLERİ-7: PUSULAYI ŞAŞIRINCA...
Datça Belediye Meclisi'nin Temmuz
ayı olağan toplantısının canlı yayınını izleyenler daha
ayrıntılı olarak anımsayacaklardır: Belediye Başkanımız, her
ay olduğu gibi toplantının resmi bölümüne geçmeden önce
yaptığı açıklamalarının sonuna doğru, tartışmalara ve
itirazlara neden olan pazar yerlerindeki tek-çift numara uygulaması
konusuna değinmiş ve ''...Korona
virüs salgını ile mücadele sürecinin başladığı ilk
günlerde...'', yani Mart Ayı ortalarında ''... pazar yerlerinde
uygulamanın nasıl olması gerektiği konusunda sebze ve meyve
satıcısı pazarcılar ile... '' görüşmeler ve toplantılar
yapıldığını; nihayetinde ''...onların önerileri doğrultusunda
tek-çift numara uygulaması''nın ''gündeme getiril''diğini;
''...bu uygulama...''nın ''...İçişleri Bakanlığının dayattığı
bir uygulama...'' olmadığını; İçişleri Bakanlığı'nın
''...sosyal mesafenin korunması çerçevesinde çözüm...''
istediğini; İlçe ''...Pandemi kurulunda yapılan görüşmelerde,
en uygun çözümün, pazarcıların istediği gibi tek-çift numara
uygulaması olduğu sonucuna...'' varıldığını söylemişti.
(Bknz: 08.07.2020/DATÇA BELEDİYESİ TEMMUZ AYI OLAĞAN MECLİS
TOPLANTISI/ http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com )
Kısacası,
Belediye başkanımız, bu konuşmasında, Mart ayı sonlarında
sebze ve meyve satıcıları bölümünde uygulanmaya başlanan ve
bilahare ( 'açmama' kararının kalkması sonrası) giyim, deri
çanta-kemer, plastik ve cam eşya ile hediyelik eşya satış
bölümünde de uygulanan tek-çift numara uygulamasının
kendilerinin bir dayatması değil; sebze ve meyve satıcıları
bölümündeki üreticilerin ve manavların bir tercihi olduğunu,
söylüyor ve durum bu iken, şimdi neden ağlayıp sızlıyorsunuz?,
siz istediniz, biz de olur dedik ve uygulamaya geçtik; şimdi bu
tepki de neyin nesi?, demeye getiriyordu.
25
Temmuz günü akşamleyin, Kızlanlı bir üretici/pazarcı ile bu
tek-çift numara uygulaması konusunda bir kez daha kısaca
laflarken, Belediye Başkanı'nın bu konuşmasını anımsattım;
Başkan doğru söylüyor, dedi. Bu konu konuşulurken, pazar yerinin
kapalı bölümünün dışına çıkma ve sokak aralarına yayılma
da dahil pek çok farklı seçeneğin sözü ediliyordu. Bazılarımız,
çadırım yok, dedi. Bazılarımız, dışarıya çıkılırsa
içeriye girilmez, dedi. Her kafadan bir ses çıktı. Sonra bir
baktık, tek-çift numara uygulaması olacak, dendi. Pek çok kişi,
tamam, dedi. Ama, abicim, kimse, Başkan dahil, çıkıp da, bu
uygulama aylarca ve aylarca uygulanacak; belki hep böyle gidecek;
ona göre düşünün ve karar verin, demedi ki. Yani bizi uyarmadı
ki. Sen de biliyorsun, o günlerde kim bunun bu kadar uzun süreceğini
tahmin ediyordu? Cumhurbaşkanı bile, kısa süre sabredin, her şey
yoluna girecek, demiyor muydu? Diyordu. Biz de, bu uygulamanın
üç-beş hafta kadar süreceğini sanıyorduk. Peki ne oldu?
Şimdiden dört (4) ay oldu. Daha ne kadar süreceğini Allah bilir!
Buna kim dayanabilir?
***
Mart
ayı ikinci yarısından itibaren pazar yerleri ile ilgili yazdığım
yazıları okuyan ya da okumayan ama Datça'da yaşayan ya da bir
kulağı Datça'daki yerel gelişmelerde olan hemen hemen herkesin
anımsayacağı üzere, özetle, siyasi iktidar tarafından Korona
virüs salgını ile mücadele gündeme getirildikten bir süre
sonra, 23 Mart günü, Datça Belediyesi, kendi İnternet sayfasında
yayınladığı bir duyuru ile her ay sonu açılan 2.el pazarı ile
giyim vb. satışın yapıldığı bölümün ikinci bir emre kadar
iptal edildiğini, sebze ve meyve bölümünde ise 28 Mart'tan
itibaren tek-çift numara uygulamasına geçileceğini açıklamıştı.
Bu
duyuruda, çok doğal olarak, bu uygulamaların ne kadar süreceğine
dair herhangi bir süre verilmiyordu. Her şey İçişleri
Bakanlığından, daha doğrusu Ankara'dan gelecek yazılı
açıklamalara bağlıydı. Datça Belediyesi, diğer yerel
yönetimler gibi, bu konuda, Ankara'nın alacağı kararlara uymak
zorundaydı.
Aksi
bir olasılık, söz konusu olamazdı.
Eyvallah!
Bu
durumda, 28 Mart tarihinden itibaren sebze ve meyve bölümündeki
satıcılar, Datça İlçe sınırları içerisindeki bütün pazar
yerlerinde (bazı ufak ayrıntılar bir yana) tek-çift numara
uygulamasına göre tezgah açmaya başlamışlar; buna karşın
giyim, deri çanta-kemer, plastik ve cam eşya satıcıları ile
hediyelik satışı yapan tezgahlar yasaklı konumunda kalmışlardı.
Bu
sürecin ne kadar devam edeceği söylenmiyordu; ama, hemen hemen
herkes, bu durumun, Ankara'nın söylemleri çerçevesinde, çok
fazla sürmeyeceğini var sayıyordu.
Biz,
o günlerde, tek-çift numara uygulamasının başlamasından (28
Mart) üç (3) gün sonra, içine girilen bu yeni sürecin en
mağdurlarının, tek-çift numara uygulaması biçiminde de olsa
tezgah açabilecek olanların değil, süresi belirsiz bir biçimde
tezgah açmaları yasaklı olan giyim, deri çanta-kemer, plastik ve
cam eşya ile hediyelik eşya satıcılarının olduğu tespitini
yapmış ve bu kesim ile birebir söyleşiler yaparak ilk yazıyı 31
Mart tarihinde yazmış; o yazıda şu öngörüde bulunmuştuk:
''...Korona virüs
salgını ile mücadele kısa sürede pozitif bir sonuca
ulaştırılamaz ve pazarcıların korktuğu gibi 2-3 ay ya da daha
fazla sürer, haliyle pazarcılar da pazar yerlerine tezgah açıp
çarklarını döndüremezler ise; bu, onların bazıları için tam
bir yıkım olur.'' (Bknz: 31.03.2020/YASAKLI OLAN PAZARCILARIN
DURUMU VE BEKLENTİLERİ/ http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
)
Öncelikle
yapılması gerekenleri, her yazıda (31 Mart, 14 Nisan, 24 Nisan, 28
Nisan), bizzat söyleşi yaptığımız pazarcıların ağzından tek
tek ve oldukça ayrıntılı bir biçimde yazılı halde dile
getirmeye çalışmıştık. (Bknz: Bu tarihli yazılar/
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
)
Bu
taleplerimizden ve uğruna mücadele edilmesi gerekenlerden birisi,
tezgah açmaları yasak olan pazarcıların da (bu konuda da farklı
yaklaşımlar olmasına ve ortak bir görüş oluşmamasına rağmen)
tıpkı sebze ve meyve bölümü gibi tek-çift numara uygulaması
biçiminde de olsa tezgah açabilmeleriydi; bu, hiç yoktan iyi idi.
Nitekim,
16 mayıs günü, haftalardır tezgah açamayan yasaklı pazarcılar
da, sebze ve meyve bölümündekiler ile paralel olarak tek-çift
numara uygulaması çerçevesinde tezgah açmaya başladılar; ve bu,
görece, yani yasaklı olunan dönemle kıyaslandığında, iyi bir
gelişme, olarak algılandı ve karşılandı.
Bu
algılamanın yanlış olduğunu kim söyleyebilir ki?
***
Bizim
31 Mart'ta öngördüğümüz sürenin ve
Datça Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Cemal Demirtaş'ın ise
14 Nisan'da ''... eğer... Mayıs 20 gibi bu iş sonlandırılamaz ve
normale dönülmez ise, bırak esnafı, Devlet bile sıkıntı
yaşar...
'' (Bknz: 14.04.2020/YASAKLI PAZARCILARIN AYAKTA KALMA ÇABALARI/
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ) dediği tarihin üzerinden
bunca zaman geçti; asla o kadar sürmemeli, denilen tarihler geride
kaldı.
Şimdi, Temmuz
ayı sonlarındayız.
Biz,
yasaklı pazarcıların tezgah açmaya başlaması sonrasında da
pazar yerinde yaptığımız birebir gözlemlerden ve söyleşilerden
hareketle pazarcıların sıkıntılarını, beklentilerini ve
istemlerini; dahası, bu gidişatın nelere yol açabileceğini çok
yalın bir biçimde yazarak kamuoyu ile paylaşmaya devam ettik.
(Bknz: 19 Mayıs, 07 haziran, 28 haziran, 14 temmuz, 20 temmuz 2020
tarihli 'BİR SAHİL KASABASI OLAN DATÇA'DA PAZAR YERİ
GÖRÜNTÜLERİ'/ http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com)
Israrla,
bu uygulamanın bir biçimde sonlandırılmasını ve Korona virüs
salgını ile mücadele kuralları kapsamında maske takma,
dezenfektan kullanma vb. uygulamalarına sıkıca uyulması
çerçevesinde var olan tek-çift numara uygulamasının
kaldırılarak, her hafta tezgah açılabilecek bir uygulamaya
yönelinmesi gerektiğini; var olan durumda Datçalı üreticilerin
ve seyyar esnafların (pazarcıların) bir kısmının yok olup
gideceğini, yok olmayanların ise borç batağı içinde çırpınıp
duracağını; Datça dışında başka yerlerde tek-çift numara
uygulamasının kaldırıldığını vb. vb... bıkmadan yazıp
durduk; artı, sözlü olarak, karar verme konumunda olanlara bir
biçimde anlatmaya çalıştık. Dahası, Datça Pazar yerinde satış
yapan üreticiler, manavlar ve her kesimden seyyar esnaf 158 imza
toplayarak, bu uygulamanın kendilerini bitirdiğini ve kaldırılması
gerektiğini yazılı olarak Datça Kaymakamlığına ve Belediye
Başkanlığına ilettiler. (Bknz: DATÇALI ÜRETİCİLERİN VE
PAZARCILARIN İMZA KAMPANYASI/ 07.07.2020/
http://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
)
***
Şimdi, kim, bu
pazarcıların, yani sebze ve meyve satıcılarının Mart ayı ve
yasaklı pazarcıların Mayıs ayı ortalarında yukarıda özetlenen
nesnel ve öznel koşullar içerisinde tek-çift numara uygulamasını
'gönüllüce' kabul etmelerini gerekçe göstererek, bu uygulamanın,
yine bahse konu edilen bu üreticiler ve seyyar esnaflar tarafından
kaldırılmasının istenmesini yanlış bulabilir ve bu uygulamanın
devamından yana tavır koyabilir?
Mart ayı
ortalarında Korona virüs salgını ile mücadelenin ve haliyle bu
mücadele kapsamında gündeme getirilen uygulamaların çok uzun
sürmeyeceği var sayılmıyor muydu? Dahası, yerel mülki idare ya
da doğrudan üreticilerin ve pazarcıların muhatabı konumundaki
yerel yönetim, bunun aksi doğrultuda somut herhangi bir tarih
verdiler ya da öngörüde bulundular mı? Üreticiler ve manavlar,
bu bilinmezlik koşullarında, her birimiz gibi çok kısa süreceği
var sayımıyla bu uygulamayı kabul etmediler mi? Bir başka
deyişle, Korona virüs ile mücadelede mademki işe yarayacak, biz
bu özveride bulunuruz, satışlarımızın bir kısmından vaz
geçeriz, diyerek bu uygulamayı kabul etmediler mi? Giyim, deri
çanta-kemer, plastik ve cam eşya ile hediyelik satıcıları da hiç
akmamasındansa damlaması iyidir, diyerek bu uygulamayı
kabullenmediler mi?
Bugün, bütün
bunların aksini kim iddia edebilir?
***
Bugünkü
koşullarda, bizim önerimiz, daha fazla zaman kaybetmeksizin, bir an
evvel, Mart ayı ortalarında bu sürecin bu kadar uzun
sürebileceğinin ve haliyle o koşullarda gündeme getirilen
uygulamaların kalıcı hale gelebileceğinin ve ciddi mağduriyetlere
yol açabileceğinin, öngörülememesi gerçeğinden yola çıkarak,
bu uygulamanın masaya yatırılmasıdır; diğer yerlerdeki
uygulamalar çerçevesinde Datçalı üreticiler ve seyyar esnaflar
ile bir biçimde bir araya gelerek mağduriyetlere yol açmayacak
yeni bir uygulamaya yönelinmesidir.
26.07.2020/Datça Mehmet Erdal
Not: Datçalı
üreticilerin ve seyyar esnafların üzerinde ortaklaştıkları
talep, çok ciddi mağduriyetlere yol açan (158 imzalı dilekçede de
ifade edildiği gibi) tek-çift uygulamasının kaldırılması iken,
21 temmuz günü 4 kadın pazarcının önce Datça Kaymakamlığına
ve ardından Belediye Başkanlığına çıkarak, 4 ay önce önerilen
ve kimsenin kabul etmediği 'Her tezgah arasında üçer metre mesafe
bırakarak pazar yerlerinin yeniden düzenlenmesi' uygulamasını
(kendi adlarına değil, genel adına) kabul etmeleri ya da
önermeleri, anında gösterilen tepkilerden de anlaşılacağı
üzere, pek çok pazarcı tarafından, çaresizliğin sonucu gündeme
gelen bir yol kazası, olarak değerlendirilmektedir.
Kişisel
çıkarların söz konusu olduğu yerde, çözüm yolu, ortak noktada
buluşabilmekte ve ortak aklı oluşturabilmektedir. Bu ise, hiç de
kolay değildir!"
"BASIN AÇIKLAMASI
Sol Parti Datça İlçe Örgütü
Yönetim Kurulumuz dün saat 14.00'te toplanmış ve aşağıdaki
görüşlerin kamuoyu ile paylaşılmasına karar vermiştir:
1- Partimiz, 08.08.2020 tarihinde
Ankara'da 'YIKALIM HARAMİLERİN SALTANATINI' üst başlığı
altında 1. Konferansını gerçekleştirmiş ve bütün yurttaşları
DEVRİMCİ DEMOKRATİK CUMHURİYET İÇİN MÜCADELEYE çağırmıştır.
Biz Sol Parti Datça İlçe Örgütü olarak, bu çağrıya tam
destek veriyor, Datçalı yurttaşlarımızı partimize üye olmaya
ve örgütlü bir mücadele yürütmeye çağırıyoruz. Var olan
sorunlarımızın başkaca bir çözüm yolunun olmadığını
düşünüyoruz.
2- Datça Belediye Meclisi'nin
04.08.2020 tarihinde yaptığı toplantıda, Belediye mülklerinde
kiracı konumunda olan ve Pandemi nedeniyle iş yerlerini açamayan
esnafın 3 ay kira ödemeksizin faaliyet yürütmesi ve pazar
yerlerinde tezgah açamayan pazarcıların ise 7 haftalık işgaliye
borçlarının tahsil edilmemesi doğrultusunda oy birliği ile alınan
karardan dolayı memnuniyet duyuyor; belediye meclis üyelerini
kutluyoruz.
3-Datça Belediyemizin,
a) Korona virüs salgınının
daha uzun süre devam edeceğinin en yetkili ağızlardan ilan
edildiği bugünlerde üreticilerimiz ve seyyar esnaflarımız
(pazarcılarımız) ile geniş katılımlı bir toplantı yapmasını,
bu yurttaşlarımızın içinde yaşadıkları sorunları
tartışmasını ve pazar yerlerindeki tek-çift numara uygulaması
dahil bütün sorunları masaya yatırmasını; pazar yeri esnafının
rızasının olacağı ve onayının alınacağı sürdürülebilir
uygulamaları gündeme getirmesini öneriyoruz.
b) Pazar yerlerindeki tek-çift
numara uygulaması nedeni ile (İskele Mahallesi Pazar yerinde) bir
hafta Cumartesi, bir sonraki hafta Pazartesi günleri tezgah açması
istenen üreticilerimizin ve seyyar esnaflarımızın (bazı büyük
manavlar dışında) büyük çoğunluğunun farklı nedenlerle
Pazartesi günü tezgah açmadıkları; keza Özbel ve Palamutbükü
Pazar yerlerinde ise, Belediyenin aldığı ilgili karar
çerçevesinde, sadece 15 günde bir tezgah açtıkları hepimizin
bildiği bir gerçektir. Bu nedenlerle, Pandemi sürecinde çok
mağdur konuma düşen pazar yeri esnaflarımızın işgaliye
bedellerinin Mart ayı son haftasından itibaren yarı yarıya
düşürülerek tahsil edilmesine karar verilmesini talep ediyoruz.
c)Belediye Meclisinin özel bir
komisyon kurarak, Pandeminin (küçük üreticiler, seyyar esnaflar
ve küçük iş yeri sahipleri başta olmak üzere) Datça
ekonomisinde yol açtığı zararı araştırmasını, tespit
edilecek zararın yerel yönetim ve Devlet tarafından ne tür
katkılar sağlanabilirse daha kolay ortadan kaldırılabileceği
konusunda öneriler sunmasını; bu bilgileri kamuoyu ile
paylaşmasını ve böylece, elini, bir biçimde taşın altına
koymasını doğru buluyoruz.
Bizim görüşümüz odur ki,
Datça Belediyesi, Datçalılarındır; haliyle, Datçalıların
yaşadığı sorunlara, Datçalılar ile birlikte çözüm bulmaya
çalışmakla yükümlüdür.
13.08.2020 Sol Parti Datça İlçe Örgütü"
"DATÇALI PAZARCILARIN SONBAHARI!
Her güne başlarken yaptığımız
gibi denizde yüzme (saat 08.00-10.00), duş, kahvaltı, günlük
gazeteyi okuma vs. derken öğle oldu ve ben, saat 13.00 civarı
evden çıktım. Arabama bindim. İskele Mahallesinde, Korona virüs
salgını ile mücadele çerçevesinde gündeme getirilen Tek-Çift
numara uygulaması nedeniyle artık hem Cumartesi hem de Pazartesi
günleri açık olan pazar yerine gitmek için yola koyuldum. Pazar
yerine yakın bir yere arabayı park ettim. Yürümeye başladım.
Zorunlu nedenlerle bir kaç
haftadır gidemediğim ve yalnızca geçen hafta (05 Eylül-07 Eylül)
partinin (Sol Parti) 'Artık Yeter' başlıklı merkezi bültenini
üreticilere ve seyyar esnaflara dağıtmak üzere bir grup arkadaş
ile gidip dolaştığım pazar yerine bu hafta mutlaka gitmeliydim;
Ekim ayına, şunun şurasında ne kalmıştı ki?
Ekim ayı, bütün küçük iş
yeri sahibi esnaflar gibi pazarcılar için de ödeme ayı idi. Öyle
ya, Korona virüs salgını başladığında, siyasi iktidar, esnafın
Mart-Nisan ve Mayıs aylarına ait Bağ-Kur vb. bazı borçlarının
ödemesini altı (6) ay, yani Ekim-Kasım ve Aralık aylarına
ertelemişti. Keza çok düşük faiz ile (Esnaf ve Kefalet
Kooperatifinin yanı sıra Halk Bankasından da) verdiği altı (6)
ay geri ödemesiz kredilerin taksitlerinin ilkinin ödeme ayı da
Ekim idi.
Şimdi, Ekim ayı ve sonrasında,
yani sahildeki esnafların işlerinin kesat olduğu aylarda, esnaf
hem normal her ay ödenmesi gereken Bağ-Kur vb. ödemelerini, hem bu
aylara ötelenen ödemeleri, hem de altı(6) ay ödemesiz alınan
kredi taksitlerini ödemeye başlayacaktı.
Önceki yıllara göre biraz
karmaşık bir durum söz konusu olsa da, Yaz sezonunun bitme
sürecine girdiği Datça'da, içlerinde bir fiil yirmi beş (25) yıl
yer aldığım pazarcılar, şimdi ne durumdaydılar? ve bu ödemeler
konusunda ne düşünüyorlardı?
Korona virüs salgının resmen
kabul ve ilan edildiği Mart ayından itibaren gündeme getirilen
uygulamaların sonuçlarından en çok mağdur olanların içinde yer
alan üreticilerin ve pazarcıların yaşadıkları sorunları,
şikayetleri, beklentileri ve çözüm önerilerini bizzat kendi
ağızlarından yazarak kamuoyu ile pek çok kez paylaşan kişi
olarak, bir kez daha onlara kulak vermeliydim.
***
AYDEM'e yakın olan kapıya
geldim. Üzerinde POLİS yazan demir parmaklıkların dikleme içeriye
doğru uzananın üzerine kolumu koyarak bir fotoğraf çektim.
Bugün bir iki yerde daha benzeri fotoğraf çekmeyi düşünüyordum.
Pazartesi günü aynı saatlerde gelip, yine aynı yerlerde, bir kez
daha fotoğraf çekecektim. Bu yazıyı okuyanlar, iki gün
arasındaki farkı somut olarak görsünler ve bu iki farklı
görüntünün nedenlerini, haliyle her yerde tartışma konusu ola
gelen sonuçlarını bir kez daha düşünsünler, istiyordum.
Girişte, sol köşede, pazarcı
arkadaşımız Ercan'ın tezgahı vardır. Ona baktım. Tezgahını
açmış. Beni görmüyor. Tezgahtaki malları karıştıran
müşterileri ile meşgul. Ercan, Yaz başı, önceki yıllarda
sattığı (çocuk-büyük/kadın-erkek) karışık parti malından
çıkmaya ve regüle çocuk malı satımına dönmeye karar vermiş
ve nitekim, bu kararına uygun bir dönüşüm geçirmişti. Hayırlı
işler, diyorum. Duyuyor. Gülerek, yanıma geliyor. Nasılsın?,
diyorum. İyi, imiş. Hayırdır, malların bir kısmını gözden mi
çıkardın? Dökmüşsün, diyorum. Yok, bunlar elden çıksın,
istiyorum, diyor. Bu Yaz başı, çok mal almamış. Kış aylarının
nasıl olacağını, kestiremiyormuş. Marmaris Çarşısında
dolaşırken, bazı dükkan sahipleri, gel, bak, mal var, hepsini
al-git, diyorlarmış. Almıyorum, istemem, diyorum, diyor. İleride
bir tezgah üzerindeki erkeklerin giyebileceği yarım kol tişörtleri
gösteriyor. Bunları, diyor, 10 TL'ye vurdum. İnanır mısın,
bunların toptan fiyatı 20 ile 30 TL. civarı. İçlerinde, o fiyata
aldıklarım da var. Ama şimdi, bir dükkandan, 10 TL'den, dünya
kadar buldum. Dükkan sahibi almış, elinde patlamış. Onların
açık ya da tekleme olanlarını döküyorum. Serili olanları, öbür
Yaz'a saklayacağım. Benim de yıllar öncesinden tanıdığım bir
toptancının adını veriyor; o toptancı, serili olanları istemiş;
vermemiş.
Sen kredi çekmiş miydin?,
diyorum. Çekmemiş. Pazarlara çıkmadığı zamanlarda yardım
ettiği Marmaris'teki iş yeri sahibi (yıllar öncesinden tanıdığım
eski bir pazarcı arkadaşımız) çekmiş. Biz de, ödemede sorun
olmaz, diyor. Ama, pazarların tadı tuzu yok, diyor. Ak-Tur'a da
tezgah açmak istiyormuş...
İlerliyorum. Çok eskiden pazar
yerlerinde kot vb. giyim eşyası satan ama bir kaç yıldır
yalnızca terzilik yapan arkadaşa yaklaşıyorum. Hayırlı işler,
nasılsın?, diye soruyorum. Sağ ol, diyor. Elinde bir pantolon var,
paçalarını kıvırıyor. Dikecek. Pantolonun sahibi müşteri ona
bakıyor. Benim de elimde bir pantolon var; cepleri falan sökülmüş.
Onu veriyorum. Alıyor. Tamam, bakarım, diyor.
Sağa sola, hayırlı işler,
diyerek, ilerliyorum. Giyim bölümünden sebze bölümüne dönen
yolun sol köşesine babası, amcası, halası, kuzeni... neredeyse
bütün ailesi öteden beri pazarcılık yapan Burak, tezgah açmış;
yanında Tekin var. Belli ki bugün ona yardım ediyor. Daha önce
yayınlanan söyleşilerin birisinde, Burak'a, Halk Bankasından
çektiği kredinin günü geldiğinde geriye nasıl ödeneceğini
sormuş ve o da bana, onu ben niye düşüneyim, alacağı olan
düşünsün, demişti. Ona yeniden aynı soruyu sormak istiyordum.
Sordum. Ekim ayı geldi, nasıl ödeyeceksin? Onun açısından sorun
yokmuş. Ben öderim, diyor. Daha doğrusu, ödeyebilecek ise
ödermiş. Yoksa nasıl ödesinmiş! Peki herkes ödeyebilir mi?,
diyorum. Öder, öder...diyor. Ellerine bakıyorum ve el hareketi
yok, değil mi?, diye soruyorum, gülerek. O da gülüyor, yok, yok,
diyor. Ama bu gülüş, hınzırca. Çare yok, Devlet erteleyecek,
yoksa neyimi alacak?, diyor. Bugünkü BirGün gazetesindeki haberi
(1) anımsayarak, TESK Başkanı Bendevi Palandöken de, ödemeler
yıl sonuna kadar ertelensin, diyor, diyorum. Tekin, söze giriyor;
yıl başından sonra nasıl ödenecek?, diyor. Bu Yaz aylarında
ödenemeyen, Kış aylarında ödenebilir mi ki? Ertelenecek
kardeşim, öbür Yaz'a ertelenecek. Başka çaresi yok! Peki, öbür
Yaz bu salgın bitmiş ve işler normale dönmüş olacak mı?, diye
soruyorum. Dönmez ise, silecekler kardeşim, diye bir yanıt
geliyor. Pazarcı arkadaşlar haklılar, diye düşünüyorum. Devlet
olarak, sen kalk, büyüklerin trilyonlarını sil, küçük esnafın
aracına, malına, bankadaki üç kuruşuna vb...haciz koy. Küçük
esnaf da bunu görsün ve sineye çeksin! Bu adalet mi?
Onların yanından ayrılmadan,
baharatçıların ve bazı üreticilerin tezgah açtığı sokağa
yüzümü dönerek bir fotoğraf daha çekiyorum.
***
Pazara geldiğimde, yardım amaçlı
olarak gün boyu tezgahında durduğum ve akşamı ettiğim Yasin'in
yanına varıyorum. Yasin, biraz da bizim telkinlerimiz sonucu,
Muğla'da sapa (ölü) bir sokakta bulunan küçük iş yerini
kapamaya karar vermiş ve dükkanında bulunan bütün çocuk
mallarını, pazar yerine ilk girişte sözünü ettiğim ve
kendisine 'Dayı' diyen Ercan'a vermişti; ucuz-pahalı, demeden.
Onunla da yetinmemiş, Yaz başı aldığı ve mallarını taşıdığı
aracını da elden çıkarmıştı. Aracını satmadan önce, biraz
önce konuştuğum Burak ile oturmuş, konuşmuş ve anlaşmıştı;
bu Kış onunla gidip gelecekti. Bence, çok akıllıca kararlar
almıştı. Tabiri caizse, üzerindeki yükü atmış ve kurtulmuştu.
Kış'ın ne getireceği bilinmiyordu. Kimse önünü göremiyordu.
Hava giderek kötüleşiyordu. Her gün daha kötü haberler
yayılıyordu.
İşler nasıl?, diyorum. Cacık,
diyor. Vardığımda, saat 14.00'e geliyordu. Cebindeki parayı
söylüyor. Çok kötü. Ak-Tur, üç-beş haftadır bitik, diyor.
Ak-Tur'da da hasta var, diye, Ak-Tur yönetimince anons edildiğinden
beri pazara çıkan doğru dürüst kimse yok, diyor. Böyle giderse,
ne yapacağını, bilemiyormuş. İyi ki o dükkanı kapattın,
arabayı da elden çıkardın, diyorum. Önümüzdeki Yaz başı,
önünü görmeye başladığında uygun bir araba alırsın. Araba
sorun değil, diyor. Arabanın satışından elde ettiği paranın
bir kısmını mala yatırmak istiyor. Uygun olur, diyorum. Mal
alınan fabrikadaki, benim de tanıdığım depocuyu arıyor. Biraz
mal varmış. Fiyatları soruyor. Fabrika sahibi, Pazartesi bakalım,
diyormuş. Belli ki, hafta sonu olması nedeniyle, patron çok
meşgul.
Yasin'in yanına geldiğimi gören
pazarcı arkadaşlardan gelenler oluyor. Dert çok. Ankaralı bir kaç
kez geliyor ve farklı konulardan söz ediyor...Söylenenlerden
yazılabilecek olanlar var, yazılamayacak olanlar var. Bugün
gördüklerim ve konuştuklarımız ile ilgili yazı yazacağımı
bildiklerinden yazmam için söylenenler var; söylenen her şeyi
yazsam hoş olmayacaklar var, söyleyenin başını derde sokacaklar
var... Ben, en iyisi, her zaman yaptığımı yapayım; üzüm yeme
amacımın dışına çıkmamaya çalışayım.
***
Yunus'un oğlu Emre, KPSS sınavına
girmek için Denizli'ye gittiğinden, ağabeyi M. Ali onun yerine
tezgaha bakıyordu. Sizin aileden, bir tek Emre akıllı çıkacak;
öyle anlaşılıyor. Kazansın, girsin bir yere, diyorum. Nereyi
düşünüyor? Neresi olursa, diyor M. Ali. Eski pazar sokağında,
öncekinin karşısında, sol çaprazında yeni bir dükkan daha
kiralamışlardı; işler nasıl?, diye soruyorum. İyi, diyor. Kredi
çekmiş miydiniz? Ben çekmedim, diyor. Tamam, sen çekmedin de,
baban da çekmedi mi? Çekmiş. Ödeme ayı geldi, nasıl
yapacaksınız? Öderiz, diyor. Peki vergi, Bağ-Kur, kredi taksiti
vb. bütün bunlar, hepsi birden nasıl ödenecek? Ben bu yıl
vergiye girdim. Gelecek yıl vergi vereceğim, diyor. Peki baban? O,
Bağ-Kur ödemiyor. Bir pazarcı adı veriyor, onun gibi yapacak;
üç(3) yılı var, günü geldiğinde borçlanacak ve emekli olacak,
diyor. Benim kanım odur ki, üç-beş seyyar esnaf dışında kimse
Bağ-Kur ödemiyor, ya da ödeyemiyor. Devlet de, bunu biliyor ve
kabulleniyor. Bu nedenle M. Ali'nin söylediklerine şaşırmıyorum.
Bu konuda sohbet ilerliyor. Ortaya
çıkan şu; Devlet, önümüzdeki süreçte, yeni bir yapılandırmaya
gitmedikten sonra ne bu Bağ-Kur vb. ödemeleri ne de Mart ayından
sonra Halk Bankası ve Esnaf Kefalet Kooperatif üzerinden verdiği
kredileri geriye alabilecek. Peki, yapılandırma çözüm mü?.. Bu
sorunun cevabı, şimdilik yok. Onu, yaşayarak göreceğiz.
Onur, geliyor. Onur, her pazarcı
bilir; nevi şahsına münhasır, bir arkadaşımızdır. Ona da aynı
soruyu soruyorum. Ben, diyor, Halk Bankasından kredi çekmedim.
Tamam, sen Esnaf Kefaletten çektin. Aynı şey. Onun taksitleri
otomatikman ödeniyormuş. Benim, diyor, Allahıma çok şükür,
Devlete borcum yok. Bağ-Kur dahil... Bu kez, o soruyor, bu Tek-Çift
numara uygulaması devam edecek mi?, diye. Ben ne bileyim, ben her
yerde dile getiriyorum. Yazıyorum, Belediye Meclis toplantılarında
konuşuyorum... Belediye Meclisinde bulunan üç grup(CHP, AKP, MHP)
sözcüsü de, bu konu açıldığında, yalnızca önlerine
bakıyorlar. Sanki üreticilerin ve pazarcıların sorunları onları
ilgilendirmiyor. Bir kez, Haluk Laçin (AKP), başkana, pazarcıların
durumunu sordu; o kadar! Kendisinin ne düşündüğü konusunda tek
söz etmedi. Sizden de tık yok. Siz bileceksiniz. Bana ne, diyor.
Hiç bir kimseye hiç bir şey söylemem. Uğraşmam. Uğraşsam,
madalyamı verecekler? Aksine, arkamdan konuşacaklar.
Küfredecekler...Sözü, bir biçimde yıllar öncesindeki bir olaya
getiriyor. Erol Karakullukçu zamanı mıydı neydi, sen de
biliyorsun; ben Muğla Valiliğine bir şikayette bulunmuştum.
Meğer, o güne kadar, pazar yerinde, 'metre' üzerinden işgaliye
alınıyormuş ve bu yanlışmış; yasaya göre, 'M2' üzerinden
alınmalıymış. Ben şikayet ettikten sonra öyle alınmaya
başlandı. Yani, belediyenin kasasına daha çok para girdi.
Belediye bir kez bile teşekkür etti mi? Etmedi. O zaman neden
uğraşayım? Bunları yazarsam, pazarcılar kulağını
çınlatacaklar, diyorum. Yaz, hepsinin bildiği bir şey, diyor.
***
Sohbet uzadıkça, bir arkadaş,
duyum olarak, Datça pazarlarında uygulanan Tek-Çift numara
uygulamasının İYİ PARTİ Muğla Milletvekili Metin Ergun'a
sorulduğunu ve onun da, Datça Belediyesinin isterse bu uygulamadan
vaz geçebileceğini, başka yerlerde uygulanmadığını, uygulama
devam ettiğine göre, demek ki istemiyorlar, dediğini aktarıyor.
Bir başka arkadaş, Yaz sezonu
bittikten sonra, bazı yasaklamaların gündeme gelebileceğini,
haliyle bu Kış durumlarının çok zor olacağını, söylüyor.
Önümüzdeki süreçte, ayakta kalmanın büyük bir başarı
olacağı konusunda, ortaklaşa bir kanı oluşmuş, görünüyor...
***
Sabah, daha evde iken, pazarda
terlik satan ama bu hafta tek numaralılar açtığı için tezgahını
açamayan Bahri aramış ve pazara çıkıp çıkamayacağımı
sormuş, çıkacağımı duyunca da, bir ara uğrayacağım, demişti.
O geldi. Bunların, dedim, çayı yok, kahvesi yok. Hadi o zaman, çay
ocağına gidip çay içelim, dedi. Yürüdük.
Sebze ve meyve bölümüne, zabıta
kulübesinin oradan girdik. Saat 16.00 civarı idi ve çay ocağına
kadar olan bölümde bir-iki kişi dışında kimse yoktu. Dur,
dedim, ben bir fotoğraf çekeyim. Çektim. Ben fotoğraf
çekerken, birisine, dur seni meşhur edeceğiz, diye seslendi.
Seslendiği kişi, bana göre, gençten birisi. Edin, dedi,
şaşkınlıkla karışık bakarken. Sessizce, kim bu?, dedim.
Başkanın sözünü edip durduğu, illallah ettiği ... işte bu,
dedi.
Çay ocağına yaklaştık.
Bahri'nin kayın biraderi yere çömelmiş, önündeki barbunyaları
ayıklıyordu. Annesi ise tezgah üzerinde aynı işi yapıyordu.
Adaşa (onun adı da Mehmet), iki haftada bir gidip mal alıp
geldiği Denizli'ye, bu hafta, kendi hatası nedeniyle, Perşembe ve
Cuma günleri, iki kez gidip gelmek zorunda kaldığından, ne zaman
geldin?, dedim. Saat 09.00 gibi, dedi. Annesi, gülmeye başladı.
Bahri, yalanını yiyeyim senin, ben 09.15'de buradan ayrıldım,
dedi. Tamam, dedi adaş, 09.30 gibi geldim. Karşılaştığımızda
o bana 'Başkan', der, ben de ona, ne varsa Mehmetler de var; adamın
adı Mehmet olsun, isterse çamurdan olsun, derim; birbirimize
takılırız. Mehmet, gerçekte, kimseye değil, yalnızca kendine
zararı olan bir arkadaştır.
Çay ocağına oturuyoruz ve
Mehmetten iki çay, diyoruz. Genç bir çalışan, hemen getiriyor.
Çay ocağını çalıştıranı tanıyoruz, işler nasıl?, diyoruz.
Tadı yokmuş.
Bulunduğum yerden fotoğraflar
çekiyorum.
Kalkıyoruz. Dönerken, adaşa,
tamam Tek-Çift numara uygulaması var da bu (sağ taraftaki bomboş
tezgahları göstererek) tezgahlar neden boş?, diye soruyorum.
Bitirdiler, gittiler, diyor. Azıcık malları vardı, zaten. Onları
da satıp gittiler. Tezgahının arkasındaki kasa kasa dolu
durumdaki domatesleri göstererek, soruyorum; bunları bitirebilecek
misin? Bunlar ne ki?, diyor. Akşamleyin işçiler gelince hepsini
satarız. Annesi, fiyatı azıcık düşürünce bir şey kalmaz,
diyor. On yıllar önce babam ile köyde üretip İzmir Eşrefpaşa
pazarına getirip sattığımız sebzelerin fiyatlarını akşamleyin
indirip eldekileri bitirişimiz aklıma geliyor. Yıllar geçse de,
pazar yerlerinde bazı yöntemler değişmiyor. (Bilahare, adaşın
ablasına soruyorum, Cumartesi günkü pazar satışını:
annelerinin aktardığına göre, malları satmışlar ama gün sonu
elde avuçta kalan sıfırmış. Yani, ancak malın parasını ve
mazot masrafını çıkarabilmişler. Perşembe ve Cuma günü iki
kez Denizli'ye gidiş geliş ile Cumartesi günü tezgahta iki
kişinin çalışmasının karşılığı, koskocaman bir sıfırmış.
Ablası, bugün, yani Pazartesi günü, evde oturum var, diyor. Datça
pazarındaki fiyatlardan yakınan bazı tüketici arkadaşlara,
boşuna, hele bir gün, 24 saatinizi Karaköylü ya da Kızlanlı
üreticilerden birisi ya da bir manav ile birlikte geçirin,
demiyorum.)
***
Dönüşte bir pazarcı arkadaşın
yanında geçerken, gelin çay ısmarlayayım, diyor. Sağ ol, inan
içtik, diyoruz. Ayak üstü, sohbete başlıyoruz. Yakınıyor. Pek
çok şeyden yakınıyor... Bir pazarcı aileden bahsediyor. Sözünü
ettiği aile, Datça'da oturuyor. Tanıyorum. Arada bir selamlaşırız.
Konuşuruz. Bu pazarı bırakacaklarmış ve yalnızca, eşi emekli
oluncaya kadar, köylere çıkacaklarmış. Duyunca, şaşırdım.
Bazı pazarcı arkadaşların durumunun sıfırın altında ekside
olduğunu biliyor ve bir an önce bırakmaları en akıllıca iş
olacak, diye düşünüyordum; ama sözünü ettiği pazarcı ailenin
haletiruhiyesinin bu durumda olduğunu hiç tahmin edememiştim. Ben
de, dedi, daha bir süre devam ederim ama belki bu Kış, belki de
önümüzdeki Yaz'a varmadan burayı bırakırım. Konuştuğumuz,
iyi bir arkadaştı. Biz, diyerek devam etti, dizlerimizin üzerinde
durduğumuzdan, karşımızdakileri büyük ve baş edilemez
görüyoruz; ayağa kalkabilsek, onların çok küçük olduğunu
göreceğiz... Sonra, daha başka konulardan söz ettik...(Pazartesi
günü yeniden gittiğim pazar yerinde, başka bazı pazarcı
arkadaşların da adı doşıyordu, bırakmayı düşünenler ya
da bırakabileceği söylenenler arasında)
Yasin'in yanına döndük. Bahri
ayrıldı. Marketine gitti. Ben akşamleyin tezgah toplamaya yardım
etmek için beklemeye başladım...
***
Saat 18.30 civarı toplamaya
başladık. Terzi arkadaş, pantolonu getirdi; unutmuştum. Tamir
parasını vermek istedim, almadı. Teşekkür ettim.
Pazardan ayrılma saati 21.00 idi
ama biz saat 20.00 gibi çadırları toplamış ve arabaya yüklemiştik.
Artık, her birimiz evimizin
yolunu tutmalıydık...
(1)
14.09.2020/Datça Mehmet Erdal"
"DATÇALI ÜRETİCİLERİN SONBAHARI!
15 Eylül Salı günü öğle
üzeri, önceki bölümde (Bknz: Datçalı Pazarcıların Sonbaharı)
adından söz ettiğim adaşın (Mehmet Kuzu) ablasının ve
eniştesinin çalıştırdığı Eda Market'e uğradım; bu, benim
için, rutin bir olaydı.
Adaş, 14 Eylül Pazartesi günü
akşama doğru bir arkadaşı ile birlikte Denizli Hali'nden mal
almak için yola çıkmış ve ertesi günü öğle civarı Datça'ya
dönebilmişti. Dönüşünde, her zaman yaptığı gibi, ilk iş
olarak markete uğramış ve getirdiği sebze ve meyvelerin bir
kısmını, onun adına satmaları için markete indirmişti.
Ben markete vardığımda,
oradaydı. Hayırdır! dedim, bu hafta Özbel Köylü Pazarı'na
tezgah açma sırası sende değildi; ne oldu? Evet, çıkmıyorum,
dedi. Eee o zaman bunlar neyin nesi? Yoksa, daha önce sana zorluk
çıkaran marketlere, yine, toptan mal mı vereceksin? Yok, dedi,
onlara değil, pazarda tezgah açan köylülere vereceğim.
Anlamadım? Köylülerin tarlasında ürün mü kalmadı? Evet, dedi,
pek çok köylünün tarlasında şimdilerde ürün yok ve
tezgahlarında, sağdan soldan aldıkları mallar da var.
Bunu ilk duyuyor değildim!
belediye başkanımız bile, ikidir, olağan belediye meclis
toplantılarında, korona virüs salgını ile mücadele sürecinde
Datça'da gündeme getirilen tek-çift numara uygulamasından çok
mağdur olan pazarcıların ve üreticilerin durumları, belediyenin,
bu mağduriyetlerin giderilmesi konusunda bir şeyler yapması
gerektiği dile getirildiğinde, tezgahında kendi üretmediği
malları da satan Kızlanlı bir üreticiyi örnek veriyor ve onun
üzerinden, belediyenin bu süreçteki konumunu savunuyordu.
Sohbetin konusu, üreticiler
olunca, hani dedim, sen beni Kızlan Ovası'na götürüp bazı
üreticiler ile görüştürecektin? Pandemi ile mücadele kapsamında
gündeme getirilen tek-çift numara uygulaması nedeniyle
toplanamayan ve tarlalarda kavrulup yok olan salatalıkların,
kabakların vb. resimlerini çekecektik? Geçen hafta, pazarcıların
Sonbaharını yazdım ve yayınladım. Dün-bugün esnafları
dolaşıyorum. Ama benim için öncelikli olan, üreticilerdir.
Tamam, dedi, bu Cumartesi günü pazarda, Pazar günü de ovada
üreticiler ile seni görüştüreyim. Anlaştık, dedim. Cıllımak
yok, ama? Yok, yok dedi.
***
Cumartesi günü, saat 13.00 gibi,
pazar yerine vardım. Eniştesi Bahri, pazarda terlik satıyor. Ona,
adaş geldi mi?, diye soruyorum. Anne (kaynana) ile geldiler idi, biraz
önce sebze ve meyve bölümüne girdiler, diyor. Tamam, ben bir
bakayım, diyorum. Sebze ve meyve bölümünü dolaşıyorum.
Bulamıyorum. Adaşa, telefon ediyorum. Açmıyor. Adaş, senin
adını değiştirmeli, sen Mehmetlerin yüz karasısın, diyorum,
kendi kendime.
Bazı satıcıların tezgahları
gözüme çarpıyor; bunlar, diyorum, muhtemelen yalnızca kendi
ürünlerini satıyorlar. Bahri'nin yanına varıyorum; bazı
tezgahların fotoğraflarını çekmek istiyorum. Şunları, diyorum,
bazı tezgahları uzaktan işaret ederek, tanıyor musun? Evet, hadi
gidelim, diyor.
İki bölümün tam orta yerindeki
merdivenden aşağıya iniyoruz. Sol tarafta bir tezgah var, sahibi
orta yaşlarında bir erkek. Tezgahın üzerinde fazlaca mal
kalmamış. Bahri, işte bu tezgahtaki her ürünü kendisi üretiyor,
diyor. Adı, Burhan Çetin. Kızlanlı. Tezgahının fotoğrafını
çekebilir miyim?, diyorum. Elbette, ama fazla malım kalmadı,
diyor. Önemli değil, ben yalnızca kendi ürününü satan
tezgahları görmek istiyorum; üretici, bugün neleri satıyor?, onu
tespit etmek istiyorum. Tezgahın bir adet fotoğrafını çekiyorum. Sohbete başlıyoruz.
Kızlanaltı denilen (Denizliler
Sitesi'nin yanındaki azmaktan SHELL petrol istasyonuna/Gebekum'a
kadar olan) bölgede 21 yıldır sonuçlanmayan ve 400 dönüm (400
bin m2) civarında bir alanı içeren on sekiz (18 ) uygulaması
kapsamındaki bölgede bulunan arazilerin kaçta kaçı köylülerin?,
kaçta kaçı o bölgeyi yatırım amaçlı alanların?, diye,
soruyorum. 1970'li yıllarda Billurkent kurulurken, bazı köylüler,
para etmiyor, diye, yerlerini sattılar ve ellerine geçen para ile
altlarına birer araba çektiler, her şey böyle başladı, diyor.
Bugün Mülayim'in Yeri olarak bilinen restoranın yerine o yıllarda berduşun yeri derlermiş. İşte, altına araba çekenler, o
Berduş'un yeri ile Körmen (Karaköy) arasında gidip gelir ve diğer
köylülerine hava atarlarmış. Bunu gören diğer bazı köylüler
de, bizim neyimiz eksik, deyip, başlamış onlar da yerlerini
satmaya ve altlarına araba çekmeye. Gel zaman, git zaman, bugün
Uşaklılar Sitesi olarak bilinen bölgenin neredeyse %70'i satılmış.
Sonra, Kızlanaltı'ndaki diğer yerler ve Kızlan civarı... İyi
de, bugün neden satıyorlar?, diyorum. İhtiyaçtan, diyor. Köylü
evini yapacak, düğününü yapacak; nasıl yapacak? Elindeki
tarlayı, arsayı satarak. Bunu duyunca, bir süre önce, evlerinin
çevresine çekilecek duvar, evin tadilatı, pergule vb. için
ellerindeki iki dönüm tarlayı satan Kızlanlı bir aileyi
anımsıyorum...
Şu an, bu pazarda kaç tezgah
yalnızca kendi ürettiği ürünü satıyordur?, diyorum. Olsa olsa
on, diyor. Toplam olarak, yirmi civarındadır. Anladım, bugün çift
numaralar var, tek numaralıları da hesap edersek, o kadar? Evet,
diyor. Çok az, diyorum, içimden; Kızlanlı, Karaköylü, Emecikli,
Reşadiyeli...Çok az!
Burhan Çetin'le ayak üstü
yaptığımız sohbette, köy yerleşim/gelişim alanları içinde
kalan arazilere verilen imar izni ve bu çerçevede belediye meclis
toplantısında da kısmen gündeme gelen tartışmalara
değiniyoruz... Sonra, teşekkür ediyorum ve yalnızca kendi ürününü
satan başka tezgahların fotoğraflarını çekmek için
ayrılıyoruz.
Bahri, bu nitelikteki başka bazı
tezgahları da gösteriyor ve ben önce hayırlı işler diliyorum,
sonra da izin isteyerek, o tezgahların fotoğraflarını, çekiyorum.
***
İlginçtir, Bahri'nin tezgahında
da, sohbete gelen bazı tanıdıklarla, ağırlıkla, köy
yerleşim/gelişim alanlarında verilen imar izni ve belediyenin bu
konudaki tavrı üzerine sohbet ediyoruz; Pazartesi günü yaptığım
bazı esnaf ziyaretlerinde ve sonrasında yaptığım söyleşilerden
anlıyorum ki, bu konu, Datça'da çok güncel ve çok popüler. Ben,
1 Eylül günü, belediye meclis toplantısında belediye başkanının,
AKP ve CHP grup başkan vekilleri ile CHP belediye meclis üyesi
Hayriye Yılmaz Balkan'ın bu konudaki konuşmalarını dinlemiş ama
bu konunun bu kadar popüler bir konu olduğunu fark edememiştim.
Bu, benim, imar ile ilgili rant tartışmalarından olduğu kadar,
bir siyasi partinin ilçe başkanı olarak, Datça'da günlük
hayatta yaşanan bazı gelişmelerden bihaber oluşumu da
gösteriyordu! Bunu, aklımın bir köşesine yazmalıydım.
***
Bahri ile Cumartesi günü
sözleştiğimiz üzere, Pazar günü öğle civarı Eda Market'e
gidiyorum; Bahri'nin ön gördüğü gibi, adaş ortalarda yok.
Evdedir, diyor ablası.
Bugün Kızlan Ovası'nı
dolaşacağız...
Kahvaltıları bittikten sonra
Bahri, kızı Eda ve ben, benim araba ile yola çıkıyoruz. Bak,
diyorum, beni hep CHP'ye ve haliyle belediyenin her yaptığına
karşı olanlar ile görüştürme; yarın, Erdal, yalnızca
AKP'lileri dinlemiş ve onlardan duyduklarını yazmış, demesinler.
Ben herkesi dinlemek ve yazacağım konuların aslını astarını
öğrenmek istiyorum. Tamam, diyor, birazdan, seni birisine
götüreceğim.
Burgaz ören yerine paralel uzanan
yoldan ve Denizliler Sitesi'nin önünden ilerledikten sonra sahile
kıvrılıyoruz. Belediyenin WC ve büfe olarak ihaleye çıkardığı
yerin yanından geçiyoruz. Yapılan yapıları ve çevrilen alanı
görüyoruz. Burası için ihaleye girip de ihaleyi alanların ve bu
yapıları yapanların bildikleri bir şeyler var ki, bunca masrafı
göze almışlar, diyorum Bahri'ye; yoksa, bu upuzun ve ıpıssız
sahilde kimler buraya gelecek de bunca masraf çıkarılacak ve
üstüne ekmek yenilecek?
Sahil boyunca, hafta sonu nedeni
ile ailesini yanına alarak ya da kendi başına arabasına atlayıp
balık avlamaya ya da yüzmeye gelenlere rastlıyoruz. Yol tozlu, o
nedenle 1. ya da 2. vites ile yol alıyoruz.
Uşaklılar Sitesi'ne yaklaşırken
domates fidanı dikilmiş tarlalar görüyoruz. Arabayı sağa
yanaştırıp, fotoğraf çekiyoruz. Bu tarlaları kimin işlemiş
olabileceğine dair fikir yürütüyoruz. Domates tarlalarının
biraz ilerisinden, Uşaklılar Sitesi'ne varmadan, sola dönüyoruz.
Aha! diyor Bahri, bizim “Deli!” orada. İleride küçük bir
kulübe görünüyor. Araba ile kulübenin yanına yaklaşıyoruz.
Arabanın kontağını kapatıp, iniyoruz. Selam veriyoruz. İki
erkek ve bir kadın; oturmuş sohbet ediyorlar.
Hoş beşten sonra, konuya
giriyoruz. Derdimizi anlatıyoruz. Sohbet başlıyor. Biraz önceki
domates tarlaları Ercan'ınmış. Ercan, ileride, başka bir
tarlaya da domates dikmiş ama orası, bir başkası ile ortakmış.
Dışarıdan mı bu arkadaşlar, diyorum. Hayır, buralı imişler.
(Bahri, bir gün önce, pazarda, Burhan Çetin ile sohbet yaparken,
bugün, Kızlanlıların bir kısmının, sattıkları arazilerinde,
arazilerini satın alanların haberi olmaksızın ya da belli bir
ücret ödeyerek ekim-dikim yaptıklarını, hatta, bu konuda Datça
dışından gelip de Datça'da ürün yetiştirmeye çalışanlarla
rekabet ettiklerini; dışarıdan gelenlerin, Kızlanlılardan üç
kuruş daha fazla icar parası vererek tarlaları ekip-biçtiklerini
vb. anlatmıştı.) Dışarıdan gelip de üretim yapanların
tarlaları daha içerilerde imiş. Bu bölgede Kızlanlılara ait
araziler ile Kızlanlıların elinden çıkan arazilerin oranını
soruyorum; %65 civarında yerlilerdedir, diyor. Bahri söze
katılıyor. Yarı yarıyadır, diyerek ortak fikre varıyorlar..
Datça-Marmaris yolunun öte tarafında, Kızlan köyü civarında
durum ne?, diye soruyorum. Orada, yerlilerin elindeki arazilerin
oranı biraz daha fazla imiş. Bu çerçevede konuşmaya devam
ediyoruz...
Size ne ikram edelim? Karpuz? Ya
da başka bir şey?, diye soruyor. Hayır, teşekkür ederiz,
diyoruz. Kalkıyoruz. Bir fotoğrafınızı çekebilir miyim?, diye soruyorum. Elbette, diyorlar. Biz vardığımızda “ Deli” ve eşi
ile sohbet eden diğer erkek, beni çekmeyin, diyor ve yerinden
kalkıp, biraz uzaklaşıyor. Geri kalanların fotoğrafını
çekiyorum.(4)
Arabaya binince, bu arkadaşın
adı ne?, diye soruyorum. Bahri, Mehmet Karaçoban ama kimse onu bu
adı ile bilmez, sen, 'Kızlanlı Deli', de; herkes öyle bilir,
diyor. Ayıp olmaz, değil mi?, diyorum. Hayır, diyor. Bu Mehmet'i
sevdim, dedim; tam benim kafadan. Anam da bana, hep, 'Deli Memedim',
derdi.
Uşaklılar Sitesi'nin yanından
Datça-Marmaris ana yoluna çıkıyoruz. Datça'ya doğru dönüyoruz.
Bahri, yoldaki manavlar ile ilgili bir şeyler söylüyor. Devam
edelim, diyorum. Senin kayınpederinin yanına gidelim. Bahri ve
Selda, bu bölge ile ilgili en sağlıklı bilginin babalarından,
yani Hasan Kuzu'dan alınabileceğini, bu nedenle onunla da konuşmamı
söylemişlerdi.
Hasan Kuzu, iyi adamdır. Dahası,
oğlunun deyimi ile eski Demirkıratlılardandır (rahmetli babam
Hardal Musa da öyleydi) ama geçtiğimiz yerel seçimde, İnci
(Bilgin) hanım, eşi Fatma Kuzu'nun çocukluk arkadaşı olduğu
için, evlerine kadar gelen Feyzullah Gülada'ya değil, Gürsel
Uçar'a oy vermişlerdi; bunu da, Feyzullah Gülada'nın yüzüne
açıkça söylemişti Fatma Kuzu.
Evet, Hasan Kuzu, iyi bir tanık
ve iyi bir danışmandı, bu yazının konusu olan konularda.
***
Ana yoldan sapıyoruz;
Kızlanaltı'na doğru, toprak yolda, yavaş yavaş ilerliyoruz.
Hasan Kuzu'nun evine varıyoruz. Arabadan iniyoruz. Benim adaş,
belden üstü çıplak, biraz ileride, tarlaların içinde, elinde
dirgen, büyük baş hayvanlarına saman veriyor. Adaaaşşş! diye
sesleniyorum, senin adını değiştireceğiz; hiç sözünde
durmuyorsun. Evin ön kısmındaki veranda'da Hasan Kuzu, bir
kanepenin üzerine, arkaya doğru yaslanarak oturmuş. (5) Nasılsın?,
diyorum. Hoş geldiniz, diyor. Ayağımdaki terliği çıkararak,
verandaya adım atıyorum. Hasan Kuzu'ya yüzüm dönük olarak, bir
sandalye çekip, oturuyorum.
Sohbete başlıyoruz...
Adaş, Bahri ve Fatma hanım da
zaman zaman sohbete katılıyorlar.
***
Sohbet, benim için oldukça
doyurucu oluyor. Sohbetinin sonuna doğru, dünden beri yaptığım
söyleşilerden ve dolaşırken gördüklerimden çıkardığım
sonuçları , orada, onların huzurunda, üç (3) maddede
özetliyorum; istiyorum ki, bunlar, yani şimdi burada
okuyacaklarınız, yalnızca benim vardığım sonuçlar olmasın;
ortak bir yargı oluşturalım ve onu paylaşalım.
1) Datça'daki pazar yerlerinde 28
Mart'tan beri uygulana gelen Tek-Çift numara uygulamasının
üreticiler üzerindeki etkisi, oldukça yıkıcı olmuş. Bu konuda
daha önceki tarihlerde yazdığım yazılarda da örneklerini
verdiğim üzere, üreticiler, gerçekte, ürettikleri ürünleri, 15
günde bir tezgah açıp satabilmeleri nedeniyle, bazı ürünleri
toplayamamış ya da topladıkları ürünleri satamamışlardı;
haliyle, çok ciddi zararları söz konusu idi. Bu durum,
üreticilerin şevkini kırmıştı. İçlerinden, tarlaya, hiç bir
şeyi ekmek gelmiyordu. Sohbet sırasında, buraya gelirken, yol
üzerinde gördüğümüz bir patlıcan ve kabak tarlasının da
fotoğraflarını çekebileceğim, söyleniyor. Sahiplerinden izin
almadan olmaz, diyorum. Sorun olmaz, patlıcanların sahibinin haberi
var, kabak tarlasının sahibi ile de konuşuruz, deniyor.
Konuşuluyor. İzin alınıyor.
2) Havaların sıcak olması ve
mevsim değişikliği nedeniyle, şu ara yeni ürün yetişmiyormuş.
Yolda gelirken görüldüğü üzere, güz (Sonbahar) için dikilen
domatesler yenice çiçek açmaya durmuşlar, diğer kışlık
sebzelerin de (lahana, karnabahar vb.) zamanı değilmiş.
3) Maliyenin itirazı nedeni ile
iptal edildiği söylenen Kızlan altındaki on sekiz (18 )
uygulamasının ileride yeniden gündeme gelmesi ve kesinleşmesi ile
bugünlerde üzerinde hararetle fikir yürütülen köy yerleşim ve
gelişim alanlarına imar izni verilmesi konusunda kafalar karışıktı.
Hasan Kuzu'ya göre, Erol
Karakullukçu, tamam, zamanında, şunu yapmıştı bunu yapmıştı
ama on sekiz (18) uygulamasını, Ankara'dan habersiz kafasına göre
de gündeme getirmemişti. Bu nedenle, bu konuda geriye dönüş
olmazdı. Ama iki yıl sonra, ama üç yıl sonra ya da hadi diyelim
ki beş yıl sonra, bazı parsellerde yeni değişiklikler yapılır
ve bu on sekiz (18) uygulaması kesinleşirdi. Bu konuda, zerrece
şüphesi yoktu. Ona ve adaşa göre, Kızlanaltı'ndaki
Kızlanlıların şu an sahip oldukları araziler, öyle söylendiği
gibi çok fazla değildi; % 20-30 gibi bir orandaydı... Bu on sekiz
(18) uygulaması kesinleşir de buralara, öyle düşünüldüğü
gibi on (10) dönüm üzerinden oteller yapılmaya başlanırsa, bu
otellerde çalışacak onca çalışan nerede yatıp kalkacaktı?
Elbette, bunlar için de evler, çocukları için okullar, parklar,
bunca insan için cami, hastane, alış-veriş merkezleri vb.
yapılacaktı. Haliyle, bu on sekiz (18) uygulaması şu anki
sınırlarında kalmaz ve Datça-Marmaris ana yoluna kadar dayanırdı.
Hatta yolun Kızlan köyü tarafına da geçerdi. Yok, olmaz, o kadar
da değil, diyerek, kimse ne kendini ne de bir başkasını aldatmaya
kalkmasındı. Peki, bu iyi bir şey miydi? O konuda kafalar
karışıktı. İyi olur, diyen de vardı, kötü olur diyen de.
Peki, Kızlanaltı'na oteller, geriye kalan, yani yolun her iki
tarafında kalan yerlere de evler yapıldı, Kızlanlıların
ellerinde ekilip biçilecek hiç arazi kalmadı; bu durumda, diyelim
ki on (10), yirmi (20) yıl sonra Kızlanlıların çocukları ya da
torunları ne yapacaklardı? Şu an ferah ferah evlerinde yaşayan,
bahçelerinde dolaşan köylüler, sıkış tepiş, iç içe geçmiş
evlerinde nasıl yaşayacaklardı? Hasan Kuzu'ya göre, köylü,
şimdilerde eline geçen paraya bakıp yerini satma yanlısıydı.
Ama, dediğin gibi, diyordu, bana dönerek; bugün sattın, eline
geçen para dağ olsa dayanmaz, gün geldi, bitti, sonra?... Sonra,
Billurkent'te olan olacak. Nasıl ki, zamanında Billurkent'in
kurulduğu yerdeki arazilerin sahiplerinin çocukları bugün
Billurkent'e çalışmaya gidiyorlar ise, bugün bu ovadaki ya da köy
civarındaki yerleri satanların çocukları da yarın o otellerde
çalışmaya gidecekler. Bundan kaçış yok! Ben bu öykünün bir
benzerini, yıllar önce, Marmaris/İçmeler'de de dinlemiştim,
diyorum. Orada da, en baba yiğitleri, İçmeler-Marmaris dolmuş
hattında çalışan bir minibüs sahibi olabilmişlerdi. O kadar!
Çoğunun çocuğu, İçmelerdeki otellerde temizlikçi, güvenlikçi
vb. olarak çalışıyorlardı...
Hasan Kuzu sessiz, kimsenin
etlisine sütlüsüne karışmayan, kendi halinde ve çok çalışkan
birisi; geçmişteki mesleği nedeni ile, namı diğer, kasap... Bu
yaşta, soruna bakışı ve akıl yürütmesi, çok duru. Bugünü ve
gidişatı iyi analiz edebiliyor.
Fatma Kuzu, hadi bakalım, yemek
zamanı, diyor. Veranda da ki masanın başına toplaşıyoruz,
sofraya konulan yemekleri yiyoruz. Çayımızı içiyoruz. Sonra,
Eda'yı, anneannesine bırakıp araba ile yola koyuluyoruz. Fazla
ilerlememiştik ki Bahri'nin telefonu çalıyor; WhatsApp'tan
görüntülü arayan, Eda. Nice zamandır kayıp olan kedi yavrusunu
bulmuş eski evin oralarda bir yerde, babasına onu gösteriyor.
Neşeli sesini duyuyorum; bulduğu kedi yavrusunu seviyor. Biz
yolumuza devam ediyoruz. Yazılacak daha çooook konu var, 1991
sonrası dönemde beni rehabilite eden ve şimdi yurdum olan
Datça'da, diyorum, kendi kendime... Yazmaya devam!
(Not: Şimdi, on sekiz (18)
uygulamasının iptal edildiği, köy yerleşim/gelişim alanlarının
yapılaşmaya açılıp açılamayacağına dair Çevre ve Şehircilik
Bakanlığı'nın ilgili biriminden beklenen yazının geldiği
bugünlerde, hiç şüphesiz Ankara da dahil ama özellikle, yerelde,
uygulamanın başında olup uygulamalara dair yasal tasarruf
yetkisine sahip yerel yöneticiler başta olmak üzere Datça'da var
olan bütün siyasal partiler, kitle örgütleri, platformlar ve
Datça'da yaşayan yurttaşlar, bir konuda, çok net olarak,
düşüncelerini kamuoyu ile paylaşmalıdırlar.
Bugün dahi su sıkıntısının
çekildiği, bu gidişle yaşayanların susuzluktan kırılmanın
olası olduğu, tarım alanlarının yok edildiği, Kızlan Ovası'nın
ve diğer yerleşim yerlerinin betona gömüldüğü, denizinin
kirlendiği... bir Datça mı?
Yoksa, tarım alanlarının büyük
ölçüde korunduğu, denizine girilebildiği, havası nedeniyle her
yurttaş için çekici olmaya devam eden, eko turizmin temel alındığı
ve gelirinin Datça'da yaşayanları doyurduğu...bir Datça mı?)
22.09.2020/Datça Mehmet Erdal"
"BASINA VE KAMUOYUNA
Tek-çift numara uygulaması,
hepimizin bildiği üzere, bugün, yalnızca Marmaris ve Datça'daki
pazar yerlerinde uygulanmaktadır.
Bu uygulamanın, Datça'da, Mart
ayı ortalarında, üretici ağırlıklı bir grup pazarcı ile
yapılan görüşmelerde belirlendiği ve haliyle, belediyemiz
tarafından pazarcı esnafımıza dayatılmadığı ve onların
rızası hilafına gündeme getirilmediği bilinmektedir.
Ancak, 28 Mart tarihinden itibaren
Datça'daki pazar yerlerinde gündeme getirilen bu uygulamanın
belirlendiği günlerde, ülkemizdeki hemen hemen herkes gibi
pazarcılarımız da bu salgının ve haliyle bu salgın ile
mücadele kapsamında gündeme getirilen uygulamaların/kısıtlamaların
geçici olacağını düşünüyordu. Nitekim, Hükumet de farklı
ağızlardan, bu doğrultuda açıklamalar yapmaktaydı.
İşte, belediyemiz tarafından o
günlerde oturulup konuşulan ve görüşünün ne olduğu sorulan
üretici ağırlıklı pazarcı esnaflarımız, bu uygulamayı, bu
varsayım çerçevesinde tercih etmişlerdir.
Bunun doğru olup olmadığını
herhangi bir pazarcı esnafına sorun; gerçeği, size söyleyecektir.
***
Hepimiz aynı süreci yaşadık;
artık, biliyoruz. Korona virüs salgını, ilk başlarda ön
görüldüğü üzere kısa sürede bitmedi ve haliyle, bu salgın
ile mücadele kapsamında bir süreliğine gündeme getirilen
uygulamalar da kalıcı olmaya başladı. Nitekim, üretici ağırlıklı
pazarcı esnafımız tarafından geçici süre uygulanacağı var
sayımı ile kabul edilen tek-çift numara uygulaması da neredeyse
altı (6) ayını doldurmaktadır; koşullar böyle devam ederse, kaç
altı (6) ay daha devam edeceği de bilinmemektedir.
Bugün, bu uygulamanın dişe
dokunur bir işe yaramadığı, hatta beklenen yarardan daha çok
negatif sonuçları olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bizce, pek çok
üreticimizin ve seyyar esnafımızın yıkımına ve bitimine yol
açan bu uygulama, Korona virüs salgınının ve haliyle
kısıtlamaların daha ne kadar devam edeceğinin bilinememesi
nedeniyle, yeniden gündeme alınarak masaya yatırılmalı; pazar
yerlerine tezgah açan esnaflarımız ile birlikte sorgulanmalı;
esnafımızın bu konudaki görüşü yeniden sorulmalıdır.
Bu uygulamadan mağdur olanların
, bu konuda ne düşündükleri ve başka bir çözüm/uygulama
önerileri olup olmadığı sorulmalıdır. Bu uygulama, artık,
pazar yeri esnafımızın rızası yeniden alınmadan devam edemez,
etmemelidir. 23.09.2020
Sol Parti Datça İlçe Örgütü"
"AÇ KALMAYI MI YA DA VİRÜSE
YAKALANMAYI MI GÖZE ALMALI?
Salı günü, pazarlarda giyim
satan bir arkadaşım aradı; Datça Belediyesi Zabıta Amirliğinden
bir görevli aramış ve ona, Cumartesi günü açılacak pazar
yerinde, pazarcıların, komşusu ile birlikte aralarında 2,5 metre
mesafe koymaları gerektiğini, aksi halde, bu kurala uymayan
pazarcı(lar) hakkında yasal işlem yapacaklarını, bu bildirimi,
bütün pazarcılara yaptıklarını, söylemiş. Arkadaşım,
Datça'da yaşayan eski bir pazarcı olarak, benim, bu konuda
bilgimin olup olmadığını, merak ediyordu.
Bilgim yok; ben, evdeki tadilat
işleri ile uğraşıyorum, dedim.
İzmir İl sınırları
içerisindeki pazar yerlerinin tamamında giyim, ayakkabı, plastik
ve hediyelik eşya vb. bölümünün belirsiz bir süreliğine
faaliyetlerinin durdurulduğu duyumlarının ortalıkta dolaştığı
bir zamanda, anlaşılan oydu ki, Datça belediyesi, bu kez, aklı
selim davranmış; pazar yerinin giyim, ayakkabı, plastik ve
hediyelik vb. eşya satan bölümünü kapamak yerine, bu yolu
seçmiş. Çok akıllıca bir karar almış. Ben olsam, pazar yerini
kapattırma ya da tek-çift numara uygulamasına dönme yerine, bu
kararın uygulanmasını savunurdum, dedim.
***
Datça İlçe sınırları
içerisindeki pazar yerlerinde faaliyet yürüten pazarcılar
(üreticisinden seyyar esnafına kadar), Korona virüs salgınının
var olduğunun resmen kabul edildiği Mart ayından bugüne kadar, ne
zorluklar içerisinde iş yapıyor ve yaşamlarını devam ettirmeye
çalışıyorlardı.
Önce, İçişler Bakanlığı'nın
yayınladığı genelge çerçevesinde sebze-meyve ve yiyecek-içecek
satıcıları bölümünde tek-çift numara uygulamasına geçilmiş;
giyim, ayakkabı, plastik ve hediyelik eşya vb. satıcıları ise
bir süreliğine faaliyetten men edilmişti. Aradan yedi (7) hafta
geçtikten sonra giyim, ayakkabı, plastik eşya vb. satıcıları
bölümüne de tek-çift numara uygulaması çerçevesinde faaliyet
yürütmelerine izin verilmişti.
Yalnızca Datça Merkez'de
Cumartesi günü kurulan pazarda değil, Pazar günü Palamutbükü'nde
ve Çarşamba günü Özbel'de kurulan pazar yerlerinde de aynı
uygulama yapıla gelmişti.
Virüsün (AVM'lerde, büyük
zincir marketlerde vb değil) pazar yerlerinde hızlıca
yayıldığı-yayılabileceği ön yargısının ve haliyle, bir
yönetici olarak, bu bulaşın önlenmesi gerektiğine dair bir
inancın ifadesi olan bu uygulamanın, ne ölçüde bu amaca hizmet
ettiği bilinmez; ama, yaşanılarak görüldü ki, bu süreçte,
Datçalı üreticiler ciddi oranda zarar ettiler ve ürettikleri
ürünlerin bir kısmını toplayamayıp tarlada çürümesini
çaresizce izledikleri için, üretimden soğudular. Seyyar esnaflar,
ayakta kalmak için esnaf odasının ve Halk Bankası'nın verdiği
kredilere yüklendiler... Gelir giderleri karşılayamaz hale geldi.
Borç büyüdü. Umutlar tükendi... Bu işi bırakacağım,
diyenlerin sayısı arttı...
Bu süreçte, yerel yönetim, Ekim
ayı başında, giyim, ayakkabı, plastik ve hediyelik vb. eşya
satan bölümün yeniden her hafta tezgah açmasına izin verdi.
***
Önceki yıllarda Datça'da Yaz
Sezonu Eylül sonu, bilemedin devre mülklerin kapanış tarihi olan
Ekim ayı sonu biterdi. Büyük şehirlerdeki ya da Anadolu'nun bazı
illerindeki virüs salgını nedeniyle tanık olunan yoğun göç
nedeniyle, Datça'da, bu yıl biraz daha farklı bir hava
gözlemleniyor; emlakçılar ve tapu dairesi oldukça hareketli,
kiralık ev bulunamıyor, kiralar arttı, caddelerde daha çok araba
var, yollarda dolaşan ve Burgaz ören yeri yöresinde yürüyüşe
çıkan çok sayıda yeni yüzler söz konusu vb. vb... Haliyle, pazar
yerlerinde de, önceki yıllardaki Ekim, Kasım aylarına göre alış
veriş daha yoğun.
Ama günlük yaşamda gözlemlenen
bu görece hareketlilik, Yaz aylarında tek-çift numara uygulaması
nedeniyle pazarcıların uğradığı zararı karşılamaya ve var
olan açığı kapatmaya yetmiyor.
Hal böyleyken, yerel yönetimin
ya da siyasal iktidarın, gerekçesi ne olursa olsun, pazar
yerlerindeki ticari faaliyeti durduracak ya da kısıtlayacak her tür
uygulaması, pazarcı esnafında dışarıdan birisinin kolayca
gözlemleyemeyeceği bir tedirginliğe yol açıyor.
***
Siyasal iktidar ve yerel
yöneticiler, Korona virüs salgını ile mücadele kapsamında
kararları alırken, yazımızın konusu olan pazarcılar dahil
esnaflarımızın, işçilerimizin, bütün çalışanlarımızın,
velhasıl, akşamları evine ekmek götürmek zorunda olan
yurttaşlarımızın halinin nasıl olabileceğini zerrece
düşünmüyorlar.
Onlar, masa başında ve kağıt
üzerinde, kendilerine çok hoş gelen çok güzel kararlar
aldıklarını düşünüyorlar ve muhtemeldir ki, akşamları, o gün
nice canı kurtardıklarını var sayarak, gönül rahatlığı
içinde yataklarına yatıyorlar.
Aldıkları kararlara uymalarını
istedikleri yurttaşların ihtiyaçları, harcamaları, borçları,
yaşamlarını devam ettirmeleri vb. vb. onları zerrece
ilgilendirmiyor.
***
'Parayı düşünmeyin, işimi
kaybeder miyim diye korkmayın! Siz sağlığınızı düşünün.
Para bizim işimiz' (Kanada Başbakanı Trudeau) denilen bir ülkede
yaşamıyoruz!
Ülkemizde, Korona virüsüne
yakalanma riskine göze alarak, hatta yakalandığı halde işini
kaybetme ve aç kalma korkusu içindeki işçiler nasıl çalışıyorlar
ise, bütün esnaflarımız da bugün (pazarcı ise pazar yerinde)
tezgahını ve (iş yeri sahibi ise) iş yerini açamaz ise aç ve
açıkta kalacağını, batıp gideceğini, herkesin onu
seyredeceğini düşünüyor, virüse yakalanma riskini göze alıyor
ve ekmek teknesinin başında beklemeyi yeğliyor.
Kim onlara, somut ve farklı bir
seçenek sunamadan, hayır, yapmayın, diyebilir ki?
29.11.2020/Datça/Mehmet Erdal"
"AYDEM, MUSKİ, YEREL YÖNETİM ve
SİYASAL İKTİDAR'a SESLENİYORUZ:
SEYRETMEYİN, YARDIM EDİN!
Mart ayından (2020) itibaren
sağlığımızı tehdit eden ve yaygın ölümlere yol açan
Korona virüs salgını ile mücadele kapsamında alınan ve uygulanan
kararların, çok farklı sonuçlara yol açtığı bilinmekte ve
dillendirilmektedir.
Farklı açılardan yaygın
tartışmalara neden olan bu kararların ve uygulamaların, günlük
yaşamımızı büyük ölçüde değiştirmekle kalmayıp, bazı
toplumsal kesimler üzerinde telafisi çok zor ve hatta mümkün
olamayacak yıkıcı sonuçlara yol açtığı da görülmektedir.
Üreticiler, seyyar esnaflar, iş
yeri sahibi bazı küçük esnaflar ve bu iş yerlerinin bir kısmında
sezonluk ya da daimi olarak çalışanlar, bu olumsuz gelişmelerden
farklı ölçülerde nasibini alanlar arasındadırlar.
Bütün bunları bilmiyor,
görmüyor ve duymuyor olamazsınız!
Siyasal iktidarın son ilan ettiği
ve başvuru süresi 31 Aralık 2020 tarihinde bitecek olan 'BORÇLARIN
YAPILANDIRMASI' paketi de, bu yurttaşlarımızın mağduriyetlerini
gideremeyecektir.
Bizler, bu alınan kararların ve
uygulamaların yol açtığı mağduriyetlerin birazcık da olsa
giderilebilmesi ve bu yurttaşlarımızın, bu salgın sürecini
ayakta kalarak atlatabilmesi amacıyla, şu taleplerde bulunuyoruz:
AYDEM'e ve MUSKİ'ye:
Salgınının resmen kabul
edildiği Mart ayından, salgının bittiğinin resmen ilan edileceği
ana kadar, farklı dönemlerde faaliyetleri yasaklanan, çalışma
saatleri ya da olanakları kısıtlanan bütün iş yeri sahiplerinin
iş yeri elektrik ve su kullanım ücretleri şu anki fiyat üzerinden
değil, %50 indirimli tahsil edilmeli; Mart ayından bugüne kadar,
faturalarını, şu anki birim fiyatından hesaplanmış olarak
ödeyen esnafın ödediği faturaların %50'si, gelecekte ödeyeceği
faturalara sayılmalı.
YEREL YÖNETİM'e (BELEDİYE'ye):
A) Üreticilerin, pazar yerlerinde
her hafta değil de tek-çift numara uygulaması çerçevesinde
tezgah açıyor olmaları; seyyar esnafların ise tezgah açmalarının
bazen yasaklanması, bazen de üreticiler gibi tek-çift numara
uygulamasına tabi olmaları; müşterilerin alış-veriş
alışkanlıklarının değişmesi vb. nedenlerle her iki kesimin
gelir kaybı yaşamaları dikkate alınarak, salgının bittiğinin
resmen ilan edildiği ana kadar olan sürede pazar yerlerindeki
işgaliye ücretleri %50 oranında indirimli tahsil edilmeli; Mart
ayından bugüne kadar işgaliyelerini halihazırdaki m2 fiyatından
ödeyen üreticilerin ve seyyar esnafların ödediği işgaliye
tutarının %50'si, daha sonra ödeyeceği işgaliye bedeline
sayılmalı.
B) İş yeri sahibi küçük
esnafın hiç birisinden (Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında iş
yeri açık olup iş yapan bazı işletmeler hariç tutulabilir) Mart
ayından itibaren işgaliye, ilan ve reklam parası alınmamalı;
bugüne kadar ödemesini yapmış olan işyerlerinin ödemeleri, o iş
yerlerinin salgının bitiminin ilan edileceği günden sonraki
dönemde ödeyeceklerinin peşinatı olarak kabul edilmeli.
SİYASAL İKTİDAR'a:
Korona virüs salgını ile
mücadele kapsamında, Kamu Bankalarından ya da Esnaf ve Sanatkarlar
Kooperatifinden kredi kullanan esnafların geri ödeme taksitleri,
salgının bitiminin resmen ilan edileceği günden sonrasına
ertelenmeli; herhangi bir faiz alınmamalı.
Basit ya da gerçek usulde vergi
ödeyen esnafın, salgının bittiğinin resmen ilan edileceği
zamana kadarki vergi borcu; işyeri sahibi olan esnafımızın iş
yeri kira stopajı, KDV Damga Vergisi, Muhtasar Beyanname Damga
Vergisi, Geçici Vergisi, Kurumlar/Gelir Vergisi Damga Vergisi,
Muhasebe ücreti stopajı... 'yok' kabul edilmeli.
Esnafın Bağ-Kur borcu ile işsiz
kalan çalışanların sigortaları Devlet tarafından ödenmeli.
İş yerleri kapanan esnaflara ve
işsiz kalan çalışanlara, her ay asgari ücret tutarında geçinme
yardımı yapılmalı.
Kısacası, bu salgın döneminde
esnaflarımızın ve çalışanlarımızın aç ve açıkta kalmaması
için, sizler, şu anki seyirci konumlarınızdan çıkıp, taşın
altına elinizi sokmalı ve mağdur olan esnaflarımızın ve
çalışanlarımızın omuzlarındaki yükü paylaşır konumuna
geçmelisiniz.
Toplumsal sorumluluk, bunu
gerektiriyor!
06.12.2020 Sol Parti Datça İlçe Örgütü"
"DATÇALI PAZARCILAR KARAMSAR!
Bakanlar Kurulu tarafından ilan
edilen son kararlar çerçevesinde geleneksel günü Cumartesi'den
Cuma'ya alınan Datça Halk Pazarında görüştüğüm bazı
pazarcılar gidişattan ve gelecekten endişeli olduklarını dile
getirdiler.
2020 yılı Mart ayından beri
sürekli gelir kaybı yaşayan ve ayakta kalmayı başarı olarak
gören pazarcılardan konuştuklarımız, aldıkları kredileri,
Bağ-Kur taksitlerini, vergileri ve hatta pazar yeri işgaliyelerini
bile ödeyemediklerini belirttiler. Pazarda giyim ürünleri satan
Ali Gökçe, Yasin Kırbaş ve Mesut Evci adlı pazarcılar, son
alınan kararlar çerçevesinde Cumartesi gününün sokağa çıkma
yasağı kapsamına alınmasından ciddi anlamda etkileneceklerini,
bu yasağın Mayıs ayından sonra da devam etmesi halinde sezonun
daha başlamadan kapanmış sayılabileceğini ifade ettiler.
Son üç aydır, ayda bin TL.
olarak yapılan ve bir kısmının almadığı söylenen yardımın
bu ay sonlandırılmasından şikayet eden pazarcılar, bu yardım
azdı ama hiç yoktan iyi idi; bunun artırılarak devam ettirilmesi
ve bu yardımı alamayanların da yardım kapsamına alınması
gerekir, dediler.
Salgının uzaması halinde, zaten
çok zor durumda olan pazarcılar içerisinden çok dökülen
olacağının konuşulduğu pazar yerinde, pazarcıların
karamsarlığı yüz ifadelerine yansıyordu.
02.04.2021/Datça/Mehmet Erdal"
"YÜZLER BUGÜN GÜLÜYORDU! PEKİ
YARIN?
Datça Belediyesi, İçişleri
Bakanlığı'nın ilgili genelgesi çerçevesinde, 8-15 Mayıs
Cumartesi günleri, ikisi Datça Merkezde (İskele Mahallesi) olmak
üzere 10 ayrı yerde pazar kurulması kararı almıştı.
Bu pazaryerlerinde, yine İçişleri
Bakanlığı'nın ilgili genelgesi gereği, yalnızca meyve ve sebze
satılabilecek; müşteriler araçlarıyla değil, yalnızca yayan
olarak en yakın pazaryerlerine gidebilecekler vb. idi.
Datça merkezde oturduğum için,
İskele Mahallesinde kurulan geleneksel Cumartesi ve (gerçekte
Çarşamba günleri kurulan) Özbel Pazarlarını gidip görmek için
yola çıktım.
***
Önce, geleneksel olarak Cumartesi
günleri kurulan pazaryerine yöneldim.
Sarı basın kartım olmasına
karşın, aracımı, Cumartesi Pazaryerine varmadan ara sokakların
birisinde park ettim; ne olur olmaz, görevini fazlaca kitabi
yorumlayan bir görevli ile gereksiz tartışma olasılığından
kaçınmak, istedim.
Pazaryerine, üst kapıdan, zabıta
kulübesinin bulunduğu taraftaki kapıdan girdim; elimde bulunan
telefonumun kamerası açık. Kapı, bariyerle kapatılmıştı.
Zabıta ve özel güvenlik görevlisi üç kişi aralarında sohbet
ediyorlardı. Selam verdim ve yürüdüm.
Pazaryeri ve haliyle bugün bu
pazaryerinde sıra onlarda olduğu için tezgah açan çift numara
sahibi pazarcıların tezgahları çok kalabalıktı. Selam vererek
ve hayırlı işler diyerek, ilerlemeye başladım.
Daha ilk anda, anlaşılan o ki,
müşteri pazara akın etmiş ve bu durumda, bugün, satıcıların
başını kaşıyacak zamanı olmaz, dedim.
İşler nasıl, diye sorduğum
bazı pazarcılar, yüzleri gülerek, iyi ya da Allah bereket versin,
diyorlardı. Çay ocağının yanındaki tanıdık ana-oğulun
tezgahına ilerledim. Oğul Mehmet Kuzu'ya işler nasıl, diye
sordum; bugün sebze-meyve ucuz olduğu için, pazar hızlı, dedi.
Ana Fatma Kuzu, böyle pazar görülmemiştir, dedi. Yani, iyi mi
bugün?, diyorum; çooook, diyor. Peki, haftada bir gün olan bu
pazar sizi kurtaracak mı?, diyorum; kurtardığı kadar arkadaş,
diyor.
Ben konuşurken bir müşteri söze
giriyor ve madem ki sabah saat 10.00'da açılacağı duyuruldu
pazarın, 10.00'da açılsın, diyor. Ne anlatmak istediğini
anlayamıyorum ve Mehmet Kuzu'ya bakıyorum; pazar 20 dakika önce
açıldı da diyor. İyi ya diyorum, içimden, görevliler
pazarcıların halinden anlamış ve opsiyonlu davranmışlar. Ama,
müşteri, sözüne devam ediyor; ben gelirken, diyor, bir müşteri,
alış verişini yapmış ve taksi ile geri dönüyordu. Yani,
diyorum, farklı uygulamamı var? Evet, diyor. Ben hala sorunu tam
anlayamadım. Eski bir pazarcı olarak, bugünkü görevlilere
yönelik, içimden pozitif düşünceler geçiyor.
Pazaryeri içinde ilerlemeye devam
ederken, biraz önce, pazaryerinin 5-10 dakika erken açılmasından
şikayet eden müşteri yanıma yaklaşıyor ve benim hangi gazeteye
çalıştığımı soruyor; BirGün'e de haber geçiyorum ama bugün
bu haberi Muğla'da yerel bir siteye yollayacağım, diyorum.
Kendisini tanıtıyor; Bir dönem, ulusal basının amiral gemisi
kabul edilen ama şimdilerde yandaş medya içerisinde yer alan (...)
gazetesinde çalışmış.
Pazaryerinin birkaç basamak daha
alçaktaki ikinci bölümünde dolaşmaya devam ediyorum; bu bölümde
kalabalık. Üzerinde yeleği olan ve yeleklerinde POLİS yazan bazı
kadın ve erkek polisler pazaryerinin içinde dolaşıyorlar. Peynir
ve zeytin satılan bölümde açık tek bir tezgah yok; hepsinin üstü
kapalı.
İkinci kapıdan kapalı bölümden
çıkıyorum ve sola dönüyorum. Orada da bariyerler ve başında
bir özel güvenlik görevlisi var. Geçiyorum. Arabama doğru
ilerliyorum. Arabama biniyorum. Özbel Pazaryerine gitmek için yola
çıkıyorum.
***
Kapı Cafe tarafından Özbel
Pazaryeri girişinde ilk gözüme çarpan, bariyerler-bir zabıta ve
pazaryerine girmek için sıra bekleyen müşteri kuyruğu oluyor.
Yanaşıyorum. Zabıta, beni görünce, sen geç abi, diyor.
Hayırdır, bu ne kuyruğu, diyorum; kural gereği, pazaryerindeki
satıcıların iki katından daha fazla müşteriyi içeriye
alamadıklarını, söylüyor. Pazaryerine bakıyorum; bugün, Özbel
Pazaryerinde tek numaralı pazarcılar tezgah açtığı ve bir kısmı
da diğer yerlerdeki pazaryerlerine gitmeyi tercih ettikleri için,
önceki haftalara göre daha az satıcı var ama her tezgahın başı
kalabalık. Dolaşıyorum. Bir çok satıcıya satışı soruyorum;
iyi, diyorlar.
***
2020 yılı Mart ayından beri
tek-çift numara uygulaması gereği ciddi ekonomik kayıpları olan
ve haliyle sıkıntılı günler yaşayan üreticiler ve seyyar
esnaflar, 17 günlük bu son sokağa çıkma yasağının ilk
anlarında tam anlamıyla psikolojik olarak çökmüşlerdi; çünkü,
bir üretici ya da günlük kazancıyla ayakta durmaya çalışan bir
seyyar esnaf için 17 günlük kapanma, tam anlamıyla yıkımdır.
Bu ruh hali içindeki esnafa, 8-15 Mayıs'ta, yalnızca iki güncük
de olsa satış olanağının verilmesi, çölde günlerce aç ve
susuz kalmış birisine bir tas su verilmesi gibi bir etki
yaratmıştı.
Peki, ya sonra?
08.05.2021/Datça/Mehmet Erdal"
"ÜRETİCİLER MAĞDUR OLMAYA DEVAM
EDİYOR!
Gazete almak için gittiğim
marketin sahibi arkadaşım, bak, izle; bunu yaz, diyor. Telefonunu
çıkarıyor. Açıyor ve bir video izletmeye başlıyor; videoda,
bir marul tarlasının traktörle sürüldüğü görülüyor.
Konuşmalar duyuluyor. Bu sözü edilen yer neresi?, diyorum. Tarif
ediyorlar.
Videoyu Facebook sayfasında
paylaşan kişi, marketçi arkadaşımın tanıdığı birisi.
Arıyoruz. Arkadaşım, olayı haber yapmak isteğimi iletiyor.
Telefonu bana veriyor. Konuşuyorum. Konuşmamız sırasında bazı
yazılarımı okuduğunu söylüyor. Ama, diyor, tarla benim değil;
ben videoyu çeken kişiyim.
Tarla sahibinin kim olduğunu
söylüyor. Bir biçimde o kişiye ulaşıyoruz. Arıyorum. İzmir
Torbalı'dan. Adı, Mehmet Murat Balkın.
Önce telefonla, sonra da atlayıp
yanına gittiğim Kızlan Mahallesi Yanık Harman mevkiinde traktörle
çift sürülen tarlasında konuşuyoruz.
Datça'yı, iklimi nedeniyle
tercih etmişler. Türkiye'nin büyük çoğunluğu karda kışta
iken biz burada sebze ekmeye başlamıştık, diyor. Datça'da bir
yıl içerisinde 2 ya da 3 kez ekim dikim yapılabildiğini söylüyor.
Datça'nın toprağı, diyor, farklı; burada yetişen ürünlere
farklı bir tat veriyor. Belki, ileride Datça marulu, Datça biberi
vb... ad altında markalaşmış ürün üretebiliriz, diyor.
Datça'da yalnızca marul değil,
aynı zamanda lahana, kapya biber, pul biber yapmak için özel bir
acı biber vb. de üretiyorlarmış. Toplamda, Datça'nın farklı
yerlerinde icar tuttukları 80 dönüm civarında bir alanda ekim
dikim yapıyorlarmış. Yetiştirdiği acı biberi geleneksel
usullerde kurutmayı düşünüyormuş. Tireli olduğumu,
söylüyorum; hemşehriyiz, diyorum. Bizim oralarda gördüğüm
biber kurutma usullerinden söz ediyorum. O, yere çul sererek, daha
geleneksel usulde bir kurutma yapacaklarını, söylüyor.
Marul tarlalarını neden
sürdüğünü, soruyorum; biz, diyor, herhangi bir yere bağlı
değil, serbest üretim yapıyoruz. Yani, biz malı hal'e
gönderiyoruz ve oradan da bizim gönderdiğimiz ürünleri
pazarcılar alıp semt pazarlarında satıyorlar. Bu son 17 günlük
yasaklar kapsamında bütün semt pazarları yasaklanınca, her şey
ters takla oldu. Mal elimizde kaldı. Hiç talep gelmedi. Şimdi
zarardayız. Çalıştırdığımız işçilere ve sulama malzemesi
aldığımız (...) yere borcumuz var. Ödeyemiyoruz. Eğer 7-8
kamyon daha marul gönderebilseydik, zarar etmeyecektik. Hazırlıksız
yakalandık.
En son kaç liradan marul
gönderdin hal'e?, diyorum; 80 kuruştan yollamış. Yalnızca
İzmir'e mi gönderiyorsun?, diyorum. Hayır, İzmir'in yanı sıra
Denizli'ye ve daha başka illere de gönderdim, diyor.
Bu yıl 32-33 dönüm marul
ekmişler; bunun 18 dönüm kadarı ellerinde patlayınca, ürün
tarlada iken tarlaları sürmek zorunda kalmışlar.
Şimdi, sürdükleri marul
tarlalarına, kurutup pul biber yapabilecekleri bir acı biber çeşidi
dikeceklermiş. Fideleri piyasadan alsalar 100 bin TL. civarında bir
fatura ödemeleri gerekecekmiş. Fideleri kendileri yetiştirdikleri
için, 5 bin TL. civarında bir harcamaları olmuş. Hibrit tohum mu,
diyorum; değilmiş. Alman, diyor.
Bir üretici olarak, kimden, yani
yerel yönetimden ya da Ankara'dan, ne bekliyorsunuz?, diyorum;
kimseden hiç bir şey beklemiyormuş. Biz, programsızlığın
kurbanı olduk; karar alınırken üretici düşünülmüyor, diyor.
Bu konularda, genelde çözümler üretilmesi gerektiğini ve bunun da
bir günde olamayacağını, söylüyor.
Ayrılırken, ben de Datça'ya
pazarcılık yapmak için gelmiştim ama yerleştim; sen de öyle
yap, diyorum. Düşünüyormuş. Biber fidelerini dikerken yine gel,
diyor. Tamam, diyorum. Ayrılıyorum.
09.05.2021/Datça/Mehmet Erdal"
"DATÇA'DA ÜRETİCİLER DE YAKINIYOR! (1)
Tatil ya da (şu veya bu nedenle)
yaşamını Datça'da devam ettirmek için gelip yerleşenlerin
birçoğunun Datça'daki fiyatlardan şikayet ettiği sıkça tanık
olunan bir durumdur; ev fiyatları, kiralar, lokantalardaki yemek,
kafelerdeki çay ve su, marketlerde ve pazar yerlerinde satılan
yiyeceğin içeceğin, hatta ve hatta Datça'da üretilen maydanozun,
rokanın, domatesin, salatalığın, velhasıl her şeyin fiyatı çok
yüksektir. Datçalı, daha doğrusu, Datçalı esnaflar ve
üreticiler, buraya tatil için ya da yerleşmek için gelen herkesi
zengin ve paralı müşteriler olarak görmekte ve ona göre fiyat
koymaktadırlar vb. vb...
1994 yılında Datça'ya ilk
adımımı attım. 2001 yılında kesin olarak yerleştim. 1994 yılı
Eylül ayı ile 2017 yılı Kasım ayı arasında ise kesintisiz bir
biçimde Datça pazarlarında pazarcılık yaptım; kadın üst
giyimi sattım. Şimdi, emekliyim ama bu iddiaların ne ölçüde
gerçeği yansıttığını çok iyi biliyorum.
Dün, pek çok tüketici
tarafından dile getirilen bu iddialar konusunda Datçalı
üreticilerin ne düşündüğünü ve ne söylediğini birinci
ağızdan dinlemek ve kamuoyu ile paylaşmak üzere Özbel Üretici
Pazarına gittim.
17 günlük sokağa çıkma yasağı
nedeniyle, gerçekte Çarşamba günü açılıyor olmasına karşın
iki haftadır İskele Mahallesi Halk Pazarı gibi Cumartesi günleri
kurulan Özbel Pazarında bu hafta tek numaralar tezgah açıyordu.
Bu pazar yerine, yalnızca
üreticiler ve üretici belgesi olan manavlar tezgah açabiliyordu.
Pazar yerinde, bu hafta satıcı
sayısı çok, müşteri az idi.
Pazar yerine ana giriş kapısından
girdim; hemen sağ taraftaki tezgah sahiplerine sormaya başladım;
bazı tüketiciler, pazarda satılan sebzelerin ve meyvelerin
fiyatlarının çok yüksek olduğunu söylüyor; ne söylemek
istersiniz?
İlk tezgahın sahibi karı-koca
Karaköylü imiş; ikincisi de, üçüncüsü de... Anlaşılan
Kızlanlılar ve diğer köylerden gelenler pazar yerinin ileriki
kısımlarında, dedim ve aynı soruyu sorarak pazar yerini dolaşmaya
başladım.
Bu pazar yerinde çoğunluk
Karaköylü ve Kızlanlı pazarcılarda idi ya da ben bir başka
köyden olanına, örn: Emecikli bir pazarcıya rastlamamıştım.
Dolaştığım ve mikrofonu
tuttuğum her üretici, özü itibariyle aynı şeyi söylüyordu:
Mazot, gübre, ilaç, yem vb. girdi fiyatları her gün zamlanıyordu;
bu yıl aldıklarının fiyatları ile geçen yıl aldıklarının
arasında dağlar kadar fark vardı. Kendi tarlasında değil de icar
tuttuğu tarla da üretim yapanlar ya da kendi tarlasının yanında
tarla da kiralayıp üretim yapanlar, icar fiyatlarının, tarlanın
sulak, kıraç vb. konumuna göre, dönümünün 600 ile 1000/1250
TL. arasında değiştiğini, söylüyordu. Bunun, daha tohum, fide,
elektrik, sulama, işçi... masrafları da vardı. Yani, pazarda
fiyatlar yüksek diyenler, bu maliyet hesabını yapıyorlar mıydı?
Gelsinler, bir gün, kendileriyle sıcağın altında ya da ayazda
tarlada çalışsınlar, çapa yapsınlar, hayvanların altlarını
temizlesinler ve ondan sonra konuşsunlar dı.
Üreticilerin söylediğine göre,
bugün sattıkları ürünlerin fiyatları, geçen yılın
fiyatlarından çok farklı değildi. Örn: yumruk gibi başı olan
taze soğanın, rokanın, maydanozun, arapsaçı'nın fiyatı hiç
değişmemişti. Enginar, irili ufaklı oluşuna göre 3, 4 ya da 5
TL. idi. Domates, Çeri domatesi 7-8 , patates, 2-3 TL. idi. Kabak 8,
Zeytinyağının fiyatı, bugün 30 TL. idi. Zeytinyağının toptan
fiyatı nedir?, diye soruyorum. Sorduklarım küçük üretici; bizde
o kadar yağ yok, biz pazara az az çıkarıp, satıyoruz, diyor.
2020 yılı Mart ayından beri
devam eden Covid 19 ile mücadele kapsamında pazar yerlerinde
tek-çift numara olarak sırayla tezgah açıyorlardı ve bu da
onları, ekonomik olarak çok sarsmıştı. Ürettikleri ürünün
hepsini toplayıp satamıyor; ürünün bir kısmı ya toplanamadan
tarlada ya da pazarda satılamadığında ellerinde heba oluyordu.
Üretici perişandı. Bazıları, bu gidişle, üretimi bırakacaktı.
Tüketici hem organik, yani iyi
ürün istiyordu hem de ucuz olsun, istiyordu; bu mümkün müydü?
Kendilerini, onların yerine koyup konuşmalıydılar! İnsaflı
olmalıydılar.
İklim değişikliği nedeniyle,
Datça'da, örn: domates üretimi, eskisi gibi çok yapılamıyordu.
Bir sinek türü, domatesleri harap ediyordu.
Peki, yerel yönetimden ya da
devletten ne bekliyorlardı? Devletten ucuz ya da faizsiz kredi, şu
pandemiye son vermesini, piyasanın düzelmesini, mazot, gübre, yem,
ilaç... fiyatlarını düşürmesini; üreticiyi, yani yurt dışından
ithalatı kısıtlayıp yerli ürünleri korumasını istiyorlardı.
Çok zor durumdaydılar. Dayanacak ve ayakta kalacak halleri
kalmamıştı...
Kendileri Harran Ovası'nda üretim
yapan büyük çiftçi değil, küçük üretim yapan küçük
çiftçilerdi.
40 dakika kadar video çekimi
yapıp ayrılıyorum, Özbel Pazar Yeri'nden. Evet, geldiği yer ile
kıyasladığında tüketici bazı yönlerden haklı olabilirdi; ama,
Datçalı üreticiler de haklıydı; kim karnını doyuracak ve
çocuklarına bakabilecek parayı kazanmadan bir işi yapıyordu?
Üretici, bu girdi fiyatları karşısında ürettiği ürününü
nasıl olur da ucuza satabilecekti? Bunun işe yarar bir yolu var
ise, bu üreticilere gösterilmeliydi. Gerisi lafı güzaftı!
15.05.2021/Datça/Mehmet Erdal"
"DATÇALI ÜRETİCİLER DE YAKINIYOR
(2)
16 Mayıs günü yayınlanan
'Datçalı üreticiler de yakınıyor' başlıklı video-haberimizde,
Çarşamba günleri kurulan Özbel Köylü Pazarında ürettikleri
ürünleri satan Karaköylü ve Kızlanlı üreticiler ile görüşerek,
'Datça'da fiyatlar çok yüksek' söyleminin ne ölçüde gerçeği
yansıttığını sorgulamaya çalışmıştık.
Bu kez, o haberimizde de
görüşlerine başvurduğumuz bir üreticinin üretim yaptığı
tarlasını ziyaret ederek ve üretimin dikim aşamasına katılarak,
bu söylemi sorgulamaya devam ettik.
***
Bir gün öncesinden sözleşerek
saat 15.35 gibi gittiğim yer, 21 yıldır bir türlü bitirilemeyen
'Kızlanaltı 18 uygulamasının yapıldığı 400 000 m2'lik
bölgenin hemen kıyısında yer alıyordu; Kara ağaç mevkii olarak
tarif ediliyordu.
Hoş geldin çayının ardından,
adaş (Mehmet Kuzu) ayağa kalktı ve ben, dedi, varıp, köyden
çapayı alıp geleyim. Yanında, her daim ona takılan marangoz
Konyalı Ahmet ile açık kasa aracına atlayıp gittiler. Bir süre
sonra döndüler. Çapa, dediği, el ile hareket ettirilebilen
motorlu bir çapa makinası idi. Tarlanın sürülü olduğunu
gördüğümden, hayırdır, bununla ne yapacağız?, dedim; o
yeterli değil, çapalayacağız, dedi.
Araçtan indirdikleri çapa
makinasını çalıştırdılar ve adaş, iki eliyle sımsıkı
tuttuğu çapa makinası ile dikim yapılacak yere doğru ilerlemeye
başladı.
Bulunduğumuz tarlanın toprağı
nasıl güzel bir topraktı; anlatamam. Siyaha kaçan koyu kahverengi
bir rengi vardı. Çapa makinası ile çapalanınca un ufak oluyor,
kabarıyor ve adeta hamura dönüşüyordu. Kızlanaltı toprağı,
böyle bir topraktır.
Adaşın söylemine göre, bu
toprağa insanı diksen, yerden insan çıkardı; öyle verimli ve
bereketli bir topraktı. Adaş, bu toprağın, şu anki SHELL'in arka
taraflarına düşen ve Kösekesiği olarak bilinen bölgedeki
tarlaların topraklarından çok daha kıymetli olduğunu, söylüyor;
daha sonra konuştuğum annesi Fatma Kuzu da bunu doğruluyor.
Kösekesiği'ndeki topraklar kumlu taşlı olduğundan su tutmazmış
ve bu nedenle, oralarda ekim-dikim yapıldığında, neredeyse her
gün sulama yapmak gerekirmiş. Dahası, oralarda yetişen ürünler
fazlaca dayanıklı olmazmış. Şu an bulunduğumuz topraklar ise
suyu tutar ve bu nedenle hem 3-4 günde bir sulama yapılabilirmiş
hem de bu topraklarda yetişen bir ürün çok daha fazla
dayanabilirmiş.
Geçen yıl ekmeleri için Kudret
Narı tohumu vermiştik; Kudret Narı, adeta yerden fışkırmıştı.
O kadar çok ve o kadar büyük ürün elde etmişlerdi ki, görünce,
çok şaşırmıştık. Adaş, çapalama yapılan yerin yanı
başındaki taze soğanları gösteriyor; koyu yeşil renkleri ve
neredeyse toprak yüzeyindeki iri başları, hemen göze çarpıyor.
Elinde çapa makinası bir ileri
bir geri gidip gelen adaşa bakıyorum; yürürken bastığı
yerlerde, ayağı, bileğinden biraz daha yukarıya kadar toprağa
batıyor. İçimden, çok değil, bir kaç yıl sonra, 18 uygulaması ile ilgili sorunlar çözüldüğünde, bu güzelim toprakların
üzerinde oteller yükselecek, diyorum. Bu güzelim tarım arazisi
yok olacak! Yazık! Vallahi yazık, billahi yazık! Aptallık bu!..
***
Adaş, rüzgar nedeniyle uçuşan
ve zaman zaman boyuna kadar yükselen tozun içinde bata çıka bir
süre gitti geldi, gitti geldi... Sonra, çapa makinasını kenara
çekti ve durdurdu.
Şimdi arık mı açacağız?,
dedim; babam, namı diğer Hardal Musa, köyümüz Ayaklıkırı'nın
ilk sebze üreticisi olduğundan ve bizler onun tedrisatından
geçtiğimizden, sebze ekim-dikimi, yabancısı olmadığım bir
işti. Evet, dedi, adaş ve arık açmakta kullanabileceğimiz bir
çapa aramaya başladı. Buldu. Getirdi. Bugün, dedi, yalnızca
biber dikeceğiz; zaman olursa, patlıcan da dikeriz. Salatalığı,
domatesi, kavunu, karpuzu yarın dikeriz.
İlk arığı açtı, ikincisini
bitirirken, ver, ben devam edeyim, dedim. Arık açmakta kullanılan
çapa, bu işe çok uygun olmayan bir çapa idi. Ağırdı. O
nedenle, insanı yoruyordu. Ama olsun, toprakla uğraşmayı
seviyordum; devam ettim. 6 arık açtık. Tamam, şimdilik bu yeter;
hele bir dikelim, sonrasına bakarız, dedi.
Açtığımız arıklara, önce
su verileceğini, söyledi. Su arıklara dolup toprağı yumuşatınca,
dikim daha kolay ve daha düzgün yapılabilirmiş. Tamam, dedim.
Koştu. İleride, tarlanın oldukça uzaktaki uç yerindeki
artezyenin başında bulunan su motorunu çalıştırdı. Su,
borudaki hava nedeniyle önce kesik kesik, sonra ise kesintisiz
akmaya başladı.
6 arık su ile doldurulunca, suyun
geldiği boruyu tuttu ve yan taraftaki oldukça kocaman hareniye
(kazan) su doldurmaya başladı. Bu niçin?, dedim; fideleri içine
sokup çıkaracakmış. Bu işlem, fidelerin, içinde bulundukları
naylonlardan kolayca çıkmaları ve dikilmeden önce köklerinin su
ile buluşması içinmiş.
Su kaç metreden çıkıyor,
dedim; 40 metreden, dedi. İçilebilir bir su idi. Datça'da, yer
altı sularının 140-160 metre derinlikten çıkarılabildiği
muhabbetleri yapıldığından, iyi, ama deniz buraya ne kadar uzak
ki?, bu derinlik yine de çok, dedim, içimden. Ege'de, Küçük
Menderes Ovası'nda bulunan köyümde de, çocukluğumda, kuyuların
9-13 metre arası kazıldığını ve su çıktığını, anımsadım.
Şimdilerde ise, yüzdüğümüz ve balık tuttuğumuz Taylı Gölü
kurumuş, içme suyu için Kırdaş (üzerinde ağaç olmayan ve
hayvanlarımızı otlattığımız, bizim köy ile Torbalı'ya bağlı
Bülbülderesi köyü arasında bir nevi doğal sınır görevi gören
oldukça uzun kır bir tepe) önlerinde bulunan ovadaki artezyenden
50 metreden su çıkarılabiliyordu. Bir başka deyişle, kuraklık
kapımızı çalıyordu. Peki duyan ve gereğini yapmaya çalışan
var mıydı?..
Hareni dolunca motoru kapattı.
Evlerinin yanındaki biberleri taşımaya başladı, yeğeni Eda ile
birlikte. 4 plastik kasa içinde 4 çeşit biber fidesi taşıdılar.
Fideler biraz büyükçe idi. Bunlar, dedi, biraz daha küçük boylu
olmalıydılar. Fideler uzun olunca, bazıları rüzgarda kırılır
ve telef olurmuş. Hem alırken biraz uzunlarını almış hem de
fideler biraz evde beklemiş...
Fideleri kimden aldığını,
soruyorum; Aydın/Çineli bir üreticiden almış.
Fide kasalarını hareniye
sokuyor, biraz bekletiyor ve sonra çıkarıp yere koyuyordu. 4 kasa
da aynı işleme tabi tutuldu.
Arıklardaki sular çekilince sıra
dikim aşamasına gelmişti. O ara, baba Hasan Kuzu da yanımıza
geldi.
Hasan Kuzu, namı diğer Kasap ile
daha önceleri bazı konularda söyleşiler yapmış ve
yayınlamıştım. Onun, 'Doğru söyleyeni kimse sevmez, ille
yamulacaksın.' biçiminde çok hoşuma giden bir sözü vardır.
Kasap eline bir içme su borusu
parçası aldı ve belli aralıklarla arıklarda delik açarak
ilerlemeye başladı. Adaş ise babasının açtığı deliklere
poşetlerinden çıkardığı biber fidelerini dikiyordu. Önceleri
yeğeni Eda, bilahare ben adaşa kasalarından aldığımız fideleri
yetiştiriyorduk.
Biber fideleri 4,5 arığı
doldurdu; adaş patlıcan fidelerini de getirdi; hareniye sokup
çıkardı ve onları da dikmeye başladık. Yalnız patlıcan
fidelerinin dikildiği delikler biraz daha aralıklı idiler.
Kasap'ın ve adaşın deyişine
göre, biber fideleri birbirlerine kuytu olsunlar, yani birbirlerini
korusunlar, diye, sık dikilirmiş; patlıcanlar için buna gerek
yokmuş.
Biber fidelerinin dikimi
biteceğine yakın, bir işi için bir yerlere giden Konyalı ile
anne Fatma Kuzu da yardıma geldiler; bu nedenle dikim hızlı
ilerledi. Adaş, bugün salatalıkları da dikelim, yarına kalmasın,
diyerek, yan tarafta, salatalık için yerler açmaya başladı.
Salatalık, kavun ve karpuz fidelerinin dikileceği arıkların
arasında, dal budak salacakları ve yayılacakları alan
düşünülerek, 1 metre civarında mesafe bırakılıyordu.
Adaşın hazırladığı o
arıklara da su verildi. Sonra, salatalık fideleri dikilmeye
başlandı. Satıcıdan alındıktan sonra fazlaca beklediğinden
olsa gerek, salatalık fidelerinde fire oldukça fazlaydı.
***
Ekim-dikim boyunca adaş ile
yaptığımız söyleşilerden anladığım şu idi: Tarla
kendilerinindi. İcar tutma ve haliyle üretimde icardan kaynaklanan
artı bir maliyet yoktu. Ama fide, ilaç, gübre, mazot vb. bütün
girdilerin fiyatları ve bunların üretim içindeki payları
belliydi. Bu üretim, işte bugün ben de görüyordum, öyle ha
denilince yapılmıyordu. Emek istiyordu. Bugün dikilen bu fideler,
en erken 45 gün sonra ürün verecekti. O güne kadar daha bunların
sulaması, ilacı, gübresi ve çapalaması dahil harcanacak emeği
vardı. Tüketici, pazardaki fiyatlar hakkında bir şey söylerken,
bütün bunları düşünmeliydi; isteyenlere, bugün bana olduğu
gibi kapıları her daim açıktı. Gelip görsünler ve kendileriyle
bir gün olsun tarlada zaman geçirsinler di... Ondan sonra karar
versinler di!..
30.05.2021/Datça/Mehmet Erdal"
"DATÇA PAZAR YERLERİNDE TEK-ÇİFT
NUMARA UYGULAMASI KALDIRILDI!
Bugün yapılan Belediye Meclisi
Haziran Ayı Olağan Meclis Toplantısında Belediye Başkanı Gürsel
Uçar, 2020 yılı Mart ayından beri Datça Pazar yerlerinde
uygulanmakta olan tek-çift numara uygulamasına son verdiklerini,
açıkladı.
Başkan Gürsel Uçar, her
toplantıda olduğu gibi yaptığı açış konuşmasında, dün
akşam R. T. Erdoğan tarafından açıklanan kararlara dair
düşündüklerini özetledikten sonra, sözü, pazar yerlerine ve
Datçalı üreticilerin durumuna getirdi:
Dün bir TV kanalındaki haberleri
izlerken, Adana bölgesinde bir üreticinin bir kamyon dolusu
karpuzunu satamadığını görmüştü; üreticilerin durumunu bilen
bir başkan olarak, çok üzülmüştü. Üretimin en yoğun olacağı
bir döneme girerken, Datçalı üreticilerin ürettikleri ürünleri
tarlada çürümeye terk etmeden satabilmesi ve haliyle daha fazla
mağdur olmaması için Palamutbükü, Özbel ve İskele Mahallesinde
kurulan pazar yerlerindeki tek-çift uygulamasına bugünden itibaren
son veriyorlardı.
Başkan, yalnız, diyordu,
üreticilerimizden maske, mesafe ve hijyen kurallarına uymalarını
istiyoruz. Halihazırda pandemi ile mücadele ettiğimizi ve bu
mücadelenin çok önemli olduğunu unutmayalım.
Meclis toplantısı bittikten
sonra aradığım başkan, bu kararı, inisiyatif kullanarak
kendisinin aldığını söyledi. Böylece, bir süre önce giyim,
deri, plastik ve cam eşya, vb. satıcılar bölümünde sona eren
tek-çift numara uygulaması, sebze ve meyve satıcıları bölümünde
de sona ermiş oluyordu.
01.06.2021/Datça/Mehmet Erdal"
(*) Burada yayınlanan yazılar ve basın açıklamaları, Muğla Turnusol başta olmak üzere yerel İnternet sitelerinde ve yerel basında farklı tarihlerde yayınlanmıştır.