DATÇA'DA GENÇLER DE VAR! (1) (*)
Şu an Datça'da yaşayanların
bir kısmı onu hiç tanımıyor, diğer bir kısmı ise, farklı
farklı nedenlerle tanıyor; ben ise, onu, yıllar öncesinden, taa
lise yıllarından beri, bir biçimde tanırım.
Adı, Meriç Bora. Hani, şu,
tavuklarını öldüren köpekleri zehirlediği iddiasıyla hakkında
çıkarılan söylentilere karşı bir tarihte Cumartesi Pazar
Yerinde basın açıklaması yapan ve söylentileri çıkaranları
protesto eden, 2019 yerel seçiminde İskele Mahallesinde muhtarlık
yarışına katılan ve ikinci gelen, 25 Şubat 2021 günü Datça
Belediyesi önünde toplanan ('kaçak' olduğu gerekçesiyle yapıları
yıkılmaya çalışılan) Mesudiyelilerin sözcülüğünü yapan...
uzun boylu, uzun sarı saçlı genç var ya, işte, ondan söz
ediyorum.
İşte, bu genç, bir gün, bir
yerde oturuyordum, motosikleti ile tavuklarına bakmaya giderken,
beni gördü ve yaklaştı; Dede, dedi (25 yıllık pazarcılık
yaşamımda, benim pazar tezgahımda zaman zaman bana yardımcı olan
Datçalı pek çok genç ve onların arkadaşları gibi, o da bana
'Dede' der), bu Kargı Koyu nasıl olacak? Başarılı olunabilecek
mi? Kargı Koyu'ndaki özelleştirme ve Gebekum civarındaki
kıyıların MUÇEV üzerinden kiraya verilmesi kararları üzerine
Cumhuriyet Meydanı'nda yapılan kitlesel basın açıklaması
sonrası günlerde bu soruyu sorduğundan, kastının ne olduğunu
anlamıştım; susarsak, olmaz, tepki göstermeden olmaz;
başarabiliriz, dedim. Dede, dedi ve Kargı Koyu civarındaki bazı
gelişmeler ile ilgili konuşmaya başladı. Meriç, dedim, ben de,
bu ve benzeri konularda, onlarca yıldır bu yarımadada yaşamış,
ataları dahil Datçalı olanların ne düşündüğünü merak eder
dururdum. Ne dersin? Bir gün oturup konuşalım mı? İstemediğin
hiç bir şeyi yayınlamam! Tamam, dede, dedi.
***
Geçtiğimiz günlerin birisinde
buluştuk. Not da alacağım ama söylediklerini yanlış yazmamak
için kayıt da yapacağım, dedim. Karadeniz kökenli Laz bir
bahçıvan arkadaşın yanında, önceden sözleştiğimiz üzere,
ben sordum o anlattı:
--- Meriç, seni tanıyabilir
miyiz?
--- Ben Meriç Bora. Datçalıyım.
Datça’da doğdum, büyüdüm. Üniversite eğitimimi Rusya'da,
Saratov şehrinde tamamladım. Uluslararası ilişkiler okudum. Daha
sonra, memleketime faydalı olmak için, Datça'da yaşamayı seçtim.
Önümde alternatifler var mıydı? Vardı. Ama, en azından, dedim,
ihtiyarladıktan, yani bazı şeyleri yaptıktan sonra Datça’ya
gelmektense, bazı şeyleri memleketimde yapmaya başlarız.
Memlekete faydamız olur. Bu nedenle memlekete geldik. Şimdi,
Datça’da yaşıyorum.
--- Peki sen niye Rusya'da okudun?
Türkiye'de üniversiteler yok muydu?
--- Ben, her zaman, yurt dışında
okumak istemişimdir. Üniversite tuttu, aslında. Otel işletmeciliği
gibi bölümler tuttu. Ama hoşuma gitmedi. Bir sene daha hazırlanmak
istemedim. Yabancı dile de merakım var. Rusya hem hesaplı, hem de
uygun, okuma açısından. Hem de yabancı dili var.
--- Şimdi kaç dil biliyorsun?
--- İngilizce, Rusça, Türkçe.
--- Peki, şimdi, sen geldikten
sonra, 2019 yılında bir muhtar adaylığın var; bu nereden çıktı?
--- Rusya’da üniversiteyi
bitirdikten sonra Datça'ya döndüğümü ve burada yaşamaya karar
verdiğimi söylemiştim. İşte, o esnada, kendime, alternatif bir
şeyler arıyordum. Ben, gerçekte, hem sevdiğim, hem kafamın rahat
olacağı ve de doğaya katkılı, dönüştürülebilir, bir şeyler
yapmak istiyordum, açıkçası. Baktım, bana, en mantıklısı,
tavukçuluk, geldi. Tabii o zamanlar, okul mokul bitirdik falan
filan, cepte para yok. Gittim, inşaatta çalıştım, 30-40 gün.
Oradan, hemen yevmiyeyi aldım. Gittim, aynı gün, tavuk almaya.
Tabii, peder, ilk başta, tavuk işine destek çıkmadı. Tabii
adamın beklentileri büyük. Adam diyor ki, Rusya'da uluslararası
ilişkiler okudun, geliyorsun, burada tavukçuluk yapıyorsun. İster
istemez, her baba gibi, o da… Tabii, ilk başlarda, otomatikman,
destek falan çıkmak istemedi. Sonra, ben gittim, çalıştım
filan, babamdan habersiz, tavukları aldım geldim. Yaptık ettik...
50 tavuktan başladık, 500 tavuğa kadar çıktık tabi. Ondan
sonra, daha çok, güven sağlandı, babamla aramda, Ondan sonra,
apartta tadilat yaptık falan. Bu esnada, tavukları aldıktan bir
müddet sonra, bir gün geldim kümese, bir baktım, her taraf tavuk
ölüsü. Allaaaah!...
--- Muhtarlık adaylığından
hemen önce mi?
--- Önce. Tahminen, yaklaşık
iki-iki buçuk ay önce.
--- Ne yapacağım? Şaşkınım...
Sağa sola telefon ettim. Belediyeye haber verdim. Çare aradım. Ama
hiç kimse, benim yaşadığım soruna bir yaklaşım getirmedi. Ben
de, gazetecileri aradım. Yani, şimdi ben, medyada, bu olay yer
alsın, bu hayvanları da, sokak köpeklerini de... En azından,
dedim, bunlara bir şey yaparlar. Şöyle, barınak gibi...En azından
şunu yaparlar, dedim; bu hayvan burada sıkıntılı mı?, ya da
senin malına zarar mı veriyor? Arayacaksın yetkiliyi, şu caddede
şu şu var, benim malıma zarar veriyor, gelip alır mısın? Bu
hayvanı rehabilite edecek bir yer açarlar, diye düşündüm. Basın
açıklamasını yaptık. Ondan sonra, gitmiş, serserinin birisi
köpekleri zehirlemiş. Bu iş, benim başıma kaldı. Allah… Tabii
gazeteciyi de ben çağırdım ya, millet düşünüyor, haklı
olarak; hem gazeteci çağırıyor hem de köpekleri öldürüyor.
Ben de dedim, hem köpekleri öldürüyorum hem de gazeteciler
çağırıyorum; ben bunu niye yapayım? Sonuçta, kendimi deşifre
ediyorum yani orada, söylüyorum ... Sonuçta, gidip pazar yerinde
basın açıklaması yaptım. Bu durumu açıkladım. Gerçekten
hayvan sever olduğumu anlattım. Burada her gün köpeklerle
koşuyorum, 5 kilometre... Neyse, anlattık bunu. İnsanlar inandı
gerçekten benim bunu yapmadığıma.
--- Sen zehirlemedin yani?
--- Zehirlemedim! Bana inandılar.
Sağ olsunlar. Benim yerimi şikayet ettiler, İlk başlarda, kendini
bilmez birkaç kişi,..
--- Ne diye? Mahalleye yakın diye
mi?
--- Değil. İşte burası SİT
bölgesine yakın ya, SİT bölgesinde tavuk besliyor, diye.
--- Arazi sizin ama?
--- Arazi dededen, 150 senedir
bizde. Neyse, kümesi falan kaldırttılar. Ondan sonra, basın
açıklaması yaptıktan sonra, insanlar anladı yani artık…
Öncesinde, gerçekten, yapmadığım bir şeyden dolayı çok üstüme
geldiler. Ondan sonra insanlara ben anlattım; neden?, nasıl?,
niçin? açıkladım. Sonra, insanlar bana gerçekten güvendiler. Ve
ne bileyim, yaşam tarzımdan mı, üslubumdan mı, bilemiyorum,
gerçekten insanlar, bana güvendi filan,..
--- Bu muhtar adaylığı, o
güvenin üzerine oturdu yani?
--- Kesinlikle! Bir gün
oturuyoruz, işte arkadaşlarla hep beraber, muhabbet sohbet falan,
muhtarlık konusu açıldı. Herkes bir onu eleştiriyorlar, bir bunu
eleştiriyorlar, dedim ki, arkadaş, yani, tamam, insanlar
yapıyorlar, eleştirilecek tarafları da var. Hani, ben de, çoğu
zaman, ne bileyim, Datça'da yapılan işlere bir noktada
katılıyorum, bazen katılmıyorum. Yani, ben, dedim...şöyle
böyle, derken, bir arkadaş, Meriç, sen, tam muhtar olacak adamsın,
dedi. Şöyle bir baktım, harbiden, benim aklımda da bazı
düşünceler vardı, ufaktan. Yani, muhtar olacak adamız da dedim,
ama bu işler, koşturmak, şey ister. Ama bir de aza listesini
oluşturmak lazım. Seçime de 15 gün falan var. Arkadaş, dedi ki,
ilk sırada beni yaz. Şöyle bir baktım, abi, emin misin?, dedim.
Eminim, dedi. O zaman, dedim, muhtar adayı oluyorum. En azından,
memlekete iyi ya da kötü bir şeyler yaparız. En azından
koştururuz. Sonunda, muhtarız. Cumhurbaşkanı gibi, Başbakan gibi
bir vaatte bulunamazsın, yani. Sonuçta, olanakları kısıtlı.
Ama, arkamda halk olursa, bir şeyleri yapabileceğimden de şüphem
yok... Her konuda böyle bu. Gece, saat 11.00 oldu. Ben, sabah
matbaacıyı aradım; abi, dedim, böyle böyle… Sen, dedim, hemen
bas. Arkadaşlar var. Hepsini topladık. Muhtar adayı olacağım,
dedim. Herkes, koşturmaca, arkadaşlara teklif de verdim.
Sağ olsunlar, arkadaşlar beni kırmadılar. Sonra matbaadan çıkan
afişleri yapıştırmaya başladık. Arkadaşlarla, yine birlikte
seçim müziği yaptık, organik, yerli malı. Neyse, daha sonra,
aşağıya yukarıya, şarkılar, melodiler, insanlarla konuşmalar...
Fikirlerimizi belirttik, yani, elimizden geldiği kadar koşturacağız,
sonuçta. Genciz. Yani, şimdi ben, ne bileyim, otopark yapacağım,
diyemem. Yani öyle bir şeyim yok, yine ne bileyim, farklı projeler
sunarım, ama maddi açıdan, maddi olanaklar isteyen projeler
sunamam. Halka, dedim, ihtiyarlara, evden çıkamayanlara koştururuz,
en azından, dedim, durumu olmayanlardan baskı ve sair işlerden para
almayız, bizden olur. Böylelikle başladık. Sağ olsunlar, yani
insanlar, Datça'da yaşayan halkımız, bana güvendiler; 1750 oy
aldık.
--- İkinci oldun, değil mi?
--- İkinci oldum . Seçilen
muhtardan sonra ikinci oldum. Yani yaşıma göre, 93 doğumluyum,
Datça standartlarına göre, yani Datça'ya göre, çok iyi. Yani
Datça'da, bugüne kadar, ben ihtiyarlarla da konuştum; bugüne
kadar, bu yaşta, bu kadar oy alan yok.
--- Peki, aday olan var mı?
--- Köylerden var. Mesela,
Karaköy muhtarı var. Ondan sonra, Sındı filan, o taraflarda var.
--- Ama İskele Mahallesinde yok?
--- Evet, merkez mahallede yok.
Burada, tek. Ondan sonra, işte,... Uluslararası ilişkiler okuduğum
için Rusya'da, millet nezdinde, işin doğrusu, ben insanların
işini yapmayı seviyorum. Bunun partisi, dini, dili, ırkı yok...
Bir insan insansa insandır, benim gözümde; değilse değildir.
Yani insanların işini çözmeyi sevdiğim ve gerçekten yardımcı
olmayı sevdiğim için, hadi dedim, ufak basamaktan başlayalım,
muhtarlıktan başlayalım. En azından, insanlar, bizi görsün;
nasıl çalıştığımızı, neler yapmak istediğimizi,
projelerimizi görsün. İşte amma velakin, katıldık, basın
açıklamasından sonra, seçim müzikleri, propagandalar falan
filan, yaptık kendi nezdimizde.
--- Senin müziğin de kendine
hastı değil mi?
--- Evet, müziği de bizim
arkadaş, birinci aza Şahin Yılmaz yaptı. Hepsi orijinal, hepsi
Datçamızın yerli ürünü. Kesinlikle, İstanbul'dan Ankara'dan
herhangi bir ek yok.
--- Peki, muhtar azalarının
hepsi genç miydi? Yaşlı var mıydı, içinde?
--- Tabii…
---Yaşlı demek, sana güven
tamam demektir; o nedenle soruyorum.
--- Elbette, Melda abla vardı,
mesela, Melda Omay. Ondan sonra başka, Barış Top vardı, Lodos
kahveyi çalıştıran. Esnaf vardı, ne bileyim her şeyden insan
vardı. Ben özellikle seçtim bu azaları. Rafet Antalyalı vardı,
mesela. Yani Datça'da bulunan her fikirden insan olsun. Beraber aynı
masaya oturduğumuzda, herkes fikrini söylesin. Benim amacım buydu.
Ben isteseydim, bütün azaları tek bir taraftan alırdım. Böylece
o kesimin oylarını alırdım. Oyu garantilerdim. Ama ben istedim ki
insanlar arasında fikir alışverişi olsun. İnsanlar bana
gerçekten Meriç olduğum için oy versin, istedim.
--- Yani Meriç kimliğin, siyasi
kimliğinin önüne geçti; öyle mi?
--- Evet, ben öyle istedim. Yani
bana şimdi şu partiden ya da şu partiden dolayı oy vermesinler.
Şu partinin ya da bu partinin adayı diye oy verilmesi yerine,
kişiliğim, karakterim için oy verilmesini tercih ederim. İşte
partiler gider, insanlar kalır.
(Devam edecek)
25.04.2021/Datça/Mehmet Erdal.
DATÇA'DA GENÇLER DE VAR!(2)
(Datça'nın gençlerinden Meriç
Bora ile yapılan söyleşinin ikinci bölümü)
KIRSAL MAHALLE ve 'KAÇAK' YAPILAR
ÜZERİNE
--- Peki, şimdi şeyi soracağım:
Hani, Büyükşehir yasası ile köyler mahalleye dönmüştü. Eee,
şimdi de yeni yasa çıktı, Ekim ayında; mahalleler, isterlerse
'kırsal mahalleye' dönebilecek. Bizim, bu konuda biraz daha farklı
bir önerimiz var; köylerin, eski hakları, yani malı, mülkü, her
şeyi geri verilsin, diyoruz. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
--- Bence, kesinlikle, olay bu
noktaya getirilmemeli, yani köyler mahalle yapılmamalıydı.
Köyler, gerçekten köy kalmalıydı. Çünkü, niye? Ben kendi
anladığım yönü ile bir örnek vermek istiyorum; şimdi, ben
burada Datça'da ya da Mesudiye'de şu anda ya da Palamutbükü’nde,
adam kümes yapıyor, tavuk besliyor, hayvan besliyor, inek besliyor,
keçi besliyor. Köylüler mahalle statüsüne girdiği için, bir
şikayet durumunda adamın hayvanlarını kaldırtıyorsun... 10 tane
tavuğu olan adamdan bütün önlemleri almasını bekleyemezsin.
Adama, bir de üstüne ceza yazıyorsun. Adamın tavuğuna el
koyuyorsun. Bu durumda, ne oluyor? Bu, üretimi etkiliyor. Üretim
bitmiş oluyor. Bu sefer ne oluyor? Büyük şirketler, ne bileyim
yumurta, süt yapay çoğu...
--- Pazar onlara kalıyor.
--- Köylüden 1 liraya alıyorlar,
5 liraya satıyorlar. Yani, evet, pazar onlara kalıyor.
--- Peki Meriç, bu şikayetleri
kimler yapıyor? Hani köyde kişisel husumetler olur ya, bu
çerçevede mi yapılıyor ya da hani, bazı İnternet sitelerinde
yazılıyor ya, birileri sonradan gelmiş, köy dışından yani, o
köyde yer almış, yerleşmiş, sonra, hayvan boku (tezek)
kokusundan, kümes kokusundan şikayet ederek, bu şikayetleri mi
yapıyor?
--- Genelde ikisi de var. Yani
şimdi komşusuyla sıkıntılı olup komşusunu şikayet eden de
var, bu daha fazla, mesela, Datça'da. Datça'da her çeşit adam
var. Datça'da İstanbul'undan gelme adam da var, Hakkari'den gelme
adam da var. Kültür anlamında çok farklı bir yer şimdi, Datça.
---Yani kozmopolit?
--- Evet, kozmopolit bir yer.
Yani, bu durumda ne oluyor? Birine normal gelen, diğerine normal
gelmiyor. Bu da fikir çatışmasına yol açıyor. Burada, aslında,
Datça'da insanların baktığı çerçevenin çoğu aynı. Ama
insanlar oturup birbirlerini dinlemediği için ya da birbirine
konuları tam anlamı ile anlatamadığı için, sıkıntıların
çoğu, aslında oradan ileri geliyor.
--- Peki şimdi sen İskele
mahallesinde oturuyorsun ya, yani şimdi sorulacak, mecliste de, hani
geçen ay yapılan Belediye Meclis toplantısında da karar alındı,
köylülere sorulacak, diye; belediye, bir çalışma yapacak
köylerde, hangi mahalle kırsal mahalleye dönmeli, ya da eskisi
gibi mahalle olmaya devam etmeli? Köylüler ne yapmalı, sence, bu
durumda? Sen Kızlan’da, Yaka’da, Yazı’da veya bir başka
mahallede oturuyor olsaydın, ne düşünürdün?
--- Ben kendi düşüncemi
söyleyeyim; ben Kızlan'da olsam, sonuçta Kızlan’ın en büyük
geçim kaynağı tarımdır. Tarım olduğu için, hayvancılık
yapıldığı için Kızlan’da, turizm mesela, Palamutbükü’ne
göre bir tık daha azdır. Mesudiye'de bir tık daha fazla mesela,
Kızlan’a göre. Bence Kızlan, ne bileyim, turizmin minimum olduğu
yerler, köy yerleşim yeri içerisine girmeli. Kızlan, ne bileyim
Emecik, aslına bakarsan, hepsi girmeli de, tabii bunu kullanmak
önemli; şimdi sen, otel yaptırıp, ondan sonra, onu köy yerleşim
yerine sokup, 2 liradan su alacaksan, onun anlamı yok.
---Yani oradaki avantaj köylü
için?
--- Evet, köylü için.
--- Su, elektrik, emlak vergisi
açısından?
--- Evet, aynen. Orada, büyük
şirketlere rant sağlatırsan, olmaz. Ama bu işten köylü avantaj
sağlayacak ise, sorun yok.
--- Yani kanunun amacına uygun
olmalı?
--- Kesinlikle!
---Peki Meriç, senin
Mesudiyeliler ile ne alakan var? Biz seni 25 Şubat’ta, yapıları
‘kaçak’ diye yıkılan ya da yıkılacak olan Mesudiyelilerin,
belediye binası önündeki eylemlerinde sözcü olarak gördük. Ben
de bu ‘kaçak’ binalarla ilgili yazıları, o eylemden sonra
yazmaya başladım. Siz eylem yaptığınız gün Yaka Köyü’nün
eski muhtarı Nazmi hoca beni aramıştı, işte bu konuda bilgin var
mı?, ne oluyor orada?, diye. İşte ben de o nedenle başladım bu
yazıları yazmaya ve bugüne kadar getirdim.
--- Şimdi dede, söyle, benim ana
tarafım Mesudiyeli.
--- Ben anneni tanıyorum, ama
sülalesini bilmem
--- Arada gelir giderim.
Dayılarım, işte akrabalarım oradalar, orada yaşarlar, Neyse, bir
gün aradılar beni Mesudiye'den. Yani, benim, Mesudiye'de kendi evim
de var. 2014 yılında yaptım ve imar affından yararlandım.
--- Orası 5 mahalle deniyor.
Hangi mahalledensiniz?
--- Ben, Hayıtbükü. Normalde,
benim annemgil Mezgitli, ama dayımlar, onlar Hayıtbükü’nde
yaşıyorlar. Neyse ben evimi 2015-2016 da imar affına soktum. Ama
nasıl yaptım? Keyif işi; 450 m2 arazi içerisine 65 m2 prefabrik.
Geri kalan komple bahçe, full ağaç. Etrafını çevirdim, o
şekilde. Yani, gidip, başka sistem yapmam yani. Bir gün, Dayımgil,
işte köylüler, yardım istiyorlar, adamlar yani. Avukata
gitmişler…
--- Onlarda da varmış mı
yıkılacak yerler?
--- Onlar da apart yapmışlar...
Köyde imar yok, abi. Adamlar ne yapsın?
--- Mesudiye'de yapılacak
deniliyor, ama şimdi yok.
--- Yok! Yapılacak deniliyor bu
zamana kadar, ama yok. Datça’nın imar planı, 25-30 yıllık bir
muhabbet. Yani insanlar gerçekten mağdur oldular. Adamda para yok.
Adam ne yapsın? Çoluğu var, çocuğu var. Çoluğunu çocuğunu
okutacak. Ya tarlasını satacak parasını bankaya koyacak, oradan
az az harcayacak, ya da bir tarlayı satacak öbür tarlanın üzerine
bir yer yapacak, orada ticaret yapacak. Ticari bir işletme yapacak,
oradan para kazanacak. Köylünün işi bu. Tarım öylesine,
hayvancılık öylesine, maliyet çok yüksek. İnsanlar bunlardan
geçim sağlıyor. Balıkçılık yapanlar, kışın bundan geçimini
sağlıyor. Yani insanlar bunu yapacak. İnsanlar bu binaları
yapmışlar, imar affından yararlanıp başvurmuşlar. Tabii
bazıları imar affının süresini geçirmiş. Başvurma süresini,
yani şimdi şöyle; imar affı, dediler, belirli bir sürede
bitecek.
---31 Aralık 2017
--- Evet 31 Aralık 2017, ama para
ödeme süresini uzattılar. Bu durumda insanlar ne düşünüyorlar?
Ödeme süresini uzattıklarına göre, affın süresini de
uzattılar, diyorlar. Öyle düşünüyorlar. Bu durumda yapıya
biraz daha devam ederiz ve sonra başvuruyu yaparız, diyorlar.
--- Böyle bir algı oluştuğunu,
başkaları da söylediler, bana
--- Neyse ondan sonra yaklaşık
30 kişi, dediler böyle böyle falan filan, bize yardımcı ol
Meriç. Ne yapacağız?, evler gidecek, diyorlar. Bizim çoluğumuz,
çocuğumuz var, yandık, diyorlar. Dedim ki, gidin, avukata gidin,
yürütmeyi durdurma kararı alın. En azından bir kere daha dava
açın. Bir şeyler yapın. Yok, olmuyor, falan filan, yıkılacak.
Tabii, İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü'nden yıkım kararı
da gelmişti. Gidiyoruz işte oraya, bir şey yapamıyoruz, geliyoruz
avukata, bir şey yapılamıyor, şuna gidiyoruz... Ya abi, dedim,
amca, teyze, hala… Yahu dedim, şöyle bir olay var, dedim, tek bir
şansımız var, ya olur ya da gider, dedim. En azından denemedik de
demeyiz, dedim. Gerçekten bu adamların başka çıkar yolu yok. Bu
adamların başka malı yok. Dışarıdan gelen adam geliyor, 5
milyon TL. parayla. Adamın 300 bini, 500 bini gitmiş, sallamıyor;
umurunda değil. Ama bu adamlar için, bu paralar, büyük paralar.
Bu adamların yeri yıkılsa ne yapacaklar? Yeri, satacaklar. Sonra
ne yapacak abi? Gidecek, o yerde garson olarak çalışacak; kendi
sattığı yerde. Bu zamana kadar, çoğu zaman böyle oldu yani,
olmadı diyemeyiz. Velhasıl, ben dedim ki, bir şansımız var;
komple dedim, şu şu tarihte, dedim, belediyenin önünde toplanın.
Sesimizi duyuralım…Sağ olsun, bir abimiz, konuşma metninin
hazırlanmasında bana yardımcı oldu... Konuştuk işte. Sonra
belediye başkanın yanına çıktık. Sağ olsun, ona da anlattım.
Başkanım, aslında, dedim, size karşı şu an eylem yapmıyoruz;
şu an, dedim, sizden yardım istiyoruz. Sen, dedim, şimdi ben
muhtar olsam, dedim, vallahi, dedim, billahi, dedim, buraya
gelmezdim.
--- Şimdi, o dönemde 57 tane
yıkım kararı veriliyor, ki ben bunu yayınladım; bu yıkımların
50 tanesine İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü, 7 tanesine ise
Datça Belediyesi karar veriyor. Yani yıkımlardan büyük ölçüde
belediye değil, İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü sorumlu.
--- Kesinlikle. Ama yani
İnsanlarda şey var, insanlar şimdi, belediye yıkıyor, diyor;
insanlarda böyle bir algı oluştu.
--- Doğru söylüyorsun!
--- İşin aslında, büyük
ölçüde İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü sorumlu , bu
yıkımlardan; %90… Hatta, hatta, kepçeler falan bakanlıktan
geliyor çoğu zaman.
--- İhale oluyormuş, bu konuda.
--- Tabii, belediye zabıta vermek
zorunda, bu yıkımlar anında. Neyse, ya dedim, Gürsel başkan ,
Gürsel amca, en azından bu adamların yeri yıkılmasın; böyle
böyle… Ondan sonra, biliyorsun, 2 ay içinde, imar planları
çizilecekmiş Mesudiye'de. 2 ay 3 ay, yani bu yıl içerisinde imar
planı bitecekmiş.
--- Şu an çiziliyor. Yaka’nın
bitti. Kumyer var. Mesudiye, belediyenin gündeminde.
--- En azından, dedim, Gürsel
amca, şimdi, bu adamların yerini, dedim, yıkma. Yıkmak, en
kolayı. En azından bir ay bir buçuk ay sonra imar planı
gelecekse, imar planlarının çıkmasını bekleyelim. En azından,
dedim, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yazı yazıp, burasının
imar planları çizilmektedir, deyip, bir taahhüt verin. Bence,
dedim, durdururlar. En azından, dedim, elçi olarak, ben, valinin
yanına gitsem, beni dinlemezler, dedim. Ama siz, bir belediye
başkanı olarak, halkın oyunu aldığınız için, dedim, sizi
dinler. Tamam, dedi. Sağ olsun, var olsun. Dilekçeyi yazdı, kararı
durdurdular.
--- Şu an yıkım yapılmıyormuş.
geçenlerde öyle duydum.
--- Şu an yapılmıyor. En
azından, dedim, Gürsel amca, hani imar planları çıkıncaya
kadar. İmar planı çizildikten sonra, hani adamın yeri, 3-5 metre
dışarıdadır, onu yıkar. Ama adama şimdiden komple yıktırıp,
imar planları çıktıktan sonra yeniden yap denilmez. 2 ay sonra,
kusura bakma, yapabilirsin, demenin, bir faydası yok o kişiye. Bu,
adama küfür etmekten daha beter bir şeydir, dedim. O da, sağ
olsun, kabul etti. Yazıyı yolladı. Yıkımlar durdu.
--- Yani, bu olay ile ilişkin
böyle?
--- Evet, yani insanlar rica etti,
ben de seviyorum koşturmayı, bir de insanları mağdur etmemeli.
Köylü insanların mağdur edilmesini kabullenemiyorum. Kendimiz de
oradan geldiğimizden mi acaba?
--- Anlıyorum. Benim de ailem
köylü olduğu için biliyorum; kaybettin mi geriye getiremiyorsun.
Yerine koyamıyorsun. Giden gidiyor.
--- Aynen öyle!
(Devam edecek)
28.04.2021/Datça/Mehmet Erdal
DATÇA'DA GENÇLER DE VAR!(3)
(Datça'nın gençlerinden Meriç
Bora ile yapılan söyleşinin üçüncü bölümü)
YERLİ-YABANCI, ENTEL DANTEL,
İLETİŞİM SORUNLARI VB. ÜZERİNE!
---Peki, ben hep merak etmişimdir;
hani Datça'da şöyle bir tartışma var ya Meriç, atalarından
beri Datçalı olanların, sonradan gelip Datça'ya yerleşenlerin
kümeslerden, hayvan dışkılarından tiksinmelerinden yaka silken
bir tavırları var, ki bu tepkilerini bir şekilde yansıtıyorlar,
ama öte yandan tarlalarını, arsalarını, değer kazandı, deyip,
aynı kişilere satıyorlar. Bu nasıl bir duygu? Yani sen bunu nasıl
görüyorsun? Gelenlerin bir kısmı da kırsal kesimden geliyorlar,
hem de bu kümeslerden tiksiniyorlar, gerçi, bu da acayip bir duygu
ama, şimdi yerlilerin gözünden, yani ataları da buralarda yaşamış
Datçalıların gözünden, bu olayı anlamaya çalışıyorum.
Kısacası o sonradan yerleşenlere yönelik hem bir eleştiri var
hem de tarlalarını, arsalarını o kişilere satıyorlar. Bu nasıl
bir duygu? Neden böyle bir şey var?
--- Niye böyle bir şey var? Ona
şöyle bir açıklık getireyim: sonuçta herkesin gerekçesi
farklı. Datça'da yakın zaman öncesine kadar elektrik ve içme
suyu sorunu vardı. Örn: Haftanın 2 günü su vardı, 3 gün yoktu.
Yani biz bunları çektik. İnsanların alternatifi yoktu. Ne zaman,
Datça, turizme kazandırıldı, insanlar Datça’ya gelip gitmeye
başladı, Datça’nın havası çok az nemli olduğu için, onun
insan sağlığına faydası fark edildi, Datça ürünlerinin çok
faydalı olduğu öğrenildi, burası göç almaya başladı. Peki o
zaman ne oldu? Adam tarlada çift sürüyor, adama diyorlar, mesela
adamın tarlası 1000 lira, adama diyorlar ki al sana 2000 lira,
burayı biz alalım. Tarla sahibi satıyor. Niye satıyor? Çünkü
adam, bugüne kadar hep yokluk görmüş. Ama, tarlasını, arsasını
satan adam sonrasını düşünmüyor. Eğitim global anlamda
verilmediği için, adam, şimdi, diyor, ben bu tarlayı satarsam,
iyi; ama sonrasını düşünmüyor, para bitene kadar. Elbette hepsi
böyle değil, haklı olanlar da var. Dışarıdan gelenler de, bak
bunu farklılaştırmak için söylemiyorum, Datça’ya yerleşmek
için gelenlerden, iyi niyeti suistimal eden çok kişi de oldu. Yani
ne bileyim, adamın yerini almış, örnek vereyim, adamın tarlasını
satın almış; satan adamın geride evi var, onu geçirtmiyor. Biz
daha nelerini gördük. Ama her insan da aynı değil, elbette.
Sonuçta farklı insanlar var. İstanbul'da da böyle, Ankara'da da
böyle, her yerde böyle. Aslında, bence, insanların düşündüğü
bir, Datça için söylüyorum, %90-80’i için söylüyorum;
düşündükleri bir. Sadece birbirlerine aktarımdan dolayı,
birbirlerini anlamada bir sıkıntı yaşıyorlar.
--- Dertlerini anlatamıyorlar mı
birbirlerine?
--- Evet, anlatamıyorlar. (Ayağa
kalkıyor. Konuşmasına, ayakta devam ediyor.) Şimdi insanlar bir
şeyi protesto ediyorlar; mesela çevreciler, hayvan severler...
Aslında düşünceleri doğru. Ama mesela, özellikle doğa
severler... Şimdi ben de doğayı severim, yörük çocuğuyum,
hayvan besliyoruz, yeşilliklerin içinde, ağaç dikiyoruz... Ama
şimdi orada, bir şeyi protesto etmek için eylem yaparlarken,
eylem haktır aslında, insanlar bakıyor, düşünüyor; hepsi
çevreci. Abi, diyor, bunların hepsi, her şeye karşı. Aslında,
mesela imar konusuna değineyim, aslında gerçekten mantıklı bir
şekilde yapılsa, daha geniş, doğaya zarar vermeden bir imar planı
çizilse, bunun daha güzel bir noktaya varacağına inanıyorum.
Yani, bunu, sonuçta, herkes destekler. Ahmet de destekler, Mehmet de
destekler, Hasan da destekler.
--- Yani imar planlarının
çiziminde sıkıntı mı var?
--- Sıkıntı oldu. Ama şu an
bunu ne derece düzelttiler ne derece düzeltmediler, onu
bilemiyorum.
--- Yani bu Datça-Bozburun
Yarımadası özel çevre koruma bölgesi olduğu için, 15/30 veya
20/40 biçiminde formatlıyorlar ya, aslında planlar bu çerçevede
çiziliyor. Ya da çizilmesi gerekiyor. Yani bunun dışında senin
bir plan yapma şansın yok. Ha, var, suistimal edersen var. Yani,
burada bir sıkıntı mı var?
--- Gerçekte, burada bir sıkıntı,
hem de büyük bir sıkıntı var. Adam, bulunduğu mevkii
bakımından, yüksek konumda. Adama bakıyorsun...(Farklı örnekler
veriyor) Aslında, insanları başkalaştırma var. Gerçekten yüksek
bir mevkiin, makamın varsa, sıkıntı yok. Halk isen…
--- Yani yasa eşit uygulanmıyor?
--- Uygulanmıyor.
--- O zaman uygulamada sorun var?
--- Evet, uygulamada var!
--- Peki, şimdi sen, hani seçimde
de kendini Meriç Bora olarak kamuoyunun önüne çıkaran, bir başka
deyişle, siyasi kimliği ile değil, kendi kimliği ile ortaya çıkan
ve farklı kesimlerden de oy toplayan birisi olarak, ayrıca gençsin
ve seninle bu söyleşiyi de bütün bu nedenlerle yapıyorum zaten,
bu konuda ne önerirsin? Yani yerel İnternet sitelerinde, bu
konularda, çok ağır hakaretler içeren atışmalar var; biliyorum.
Çok berbat bir dil var. Bunun da kimseye bir faydası yok, açık
söyleyeyim.
--- Bu, sadece, bana göre, arada
kendisine rant sağlamak isteyenlerin önünü açmaktır; bu
didişmemiz, bu tartışmamız, bu birbirimize hakaret etmelerimiz.
Ben sana hakaret ediyorum, sen bana hakaret ediyorsun, arada işini
yapan yapıyor. Yine vatandaş mağdur. Yine vatandaş sıkıntılı.
Yani olan yine vatandaşa oluyor. Aslında, şunu söyleyeyim, yani
Datçalı olarak, Datça’da doğduğum büyüdüğüm için bunları
söylüyorum...
--- Bunları kastettiğini
biliyorum.
--- Gerçekten, yapılan işlemler,
ne bileyim, eylemler, tartışmalar, itirazlar... bunlar, gerçekten,
fikir alışverişi yapılarak olsa, ben bütün bunları yerlilere
anlatırım, bir şekilde. Aslında olay, tamamen bilgi aktarımından
geçiyor. Sen meydana çıkmışsın ama niye çıkmışsın? Bunu
adama anlatamıyorsun; anlatman lazım. Düzgün bir dille,
anlayacağı bir dille.
--- Bir şeyi protesto etmek için
meydana çıkılmış. Özünde haklı olabilir.
--- Olabilir. Ama Datça’daki
adam şöyle düşünüyor; bunlar, diyor, entel, dantel takımı.
Bunlar her şeyi protesto ediyor, diye, düşünüyor. Ama onların
aslında, özünde neyi protesto ettiklerini, araştırmıyor. Özünü
bilmiyor.
--- İletişimde bir problem var
yani?
--- İletişimde bir sıkıntı
var. Bunu da ben Meriç Bora olarak, bir Datçalı olarak, tekliflere
açığım, çözümüne yardımcı olmaya açığım, her zaman.
--- O zaman, bu, yalnızca senin
düşüncen değil; böyle düşünen bir insan kesimi var?
--- Böyle düşünen bir insan
kesim olmaz mı? Var elbette. Gerçekten insanlara açıklandığında
yani, Datça'nın halkının %90’ı böyle düşünüyor.
--- Oturulup konuşulması lazım,
tartışılması lazım.
--- Kesinlikle!
--- Peki, şimdi şunu sorayım,
hani MUÇEV diye bir sorun var Datça'da; yani esnaf kesimi bundan
memnun mu ? Sanırım, önceden, her işletme kendi önündeki yeri
belediyeden kiralıyordu. Nitekim Palamutbükü’nde böyle bir olay
var. Şimdi bu kiralama işini, bir şirket yapıyor. Elimde şu an
rakamlar yok, bu nedenle rakamsal bir şey söyleyemem. Sahildeki
esnafların, önlerindeki yerleri MUÇEV’den kiralama konusundaki
duyguları nedir? Senin de limanda, apartın var ya, onun için
soruyorum. Geçen yıl 60 TL. civarındaydı m2’si galiba. Bunu da
müşteriye yansıtıyor. Yani bunu zorunluluktan mı kabul ediyor?
Memnuniyetle mi kabul ediyor? Ya da yahu zaten bizim için değişen
bir şey yok, biz öteden beri hep bu kıyılar için para ödüyoruz
mu diyor? Ne diyor?
--- Bence esnafın durumu da zor.
Şimdi bu pandemi var. Adam ne yapsın? Verdiği yemeğe mi zam
yapsın? Oraya masa sandalye attı diye işgaliye mi ödesin? Ondan
sonra gitsin, vatandaşa 12 ayda 3 ay iş yapacak, onu mu hesaplasın?
Adam, düşünce olarak ne diyordur? Ben bunu empati yaparak
söylüyorum; bir esnafla MUÇEV konusunda doğrudan konuşmadım,
hani yalan söylemenin anlamı yok. Ama adam şimdi ne diyordur, ben
bir Datçalı olarak düşünüyorum, ee diyordur, biz buraya
atıyoruz masayı sandalyeyi; bu parayı vereceğiz; böyle
düşünüyordur. Bunun başka bir açıklaması yok. Hani buradan
bir gelir elde edeceğiz, bunun bedeli gibi değerlendiriyordur
--- Anladım.
(Devam edecek)
02.05.2021/Datça/Mehmet Erdal
DATÇA'DA GENÇLER DE VAR!(4)
(Datça'nın gençlerinden Meriç
Bora ile yapılan söyleşinin dördüncü bölümü)
KARGI KOYU, GEBEKUM, ALAVARA...
DATÇA NEREYE GİDİYOR?
--- Şimdi şunu soracağım; hani
Gebekum’da Güllük yolu üzerinde bulunan kıyıların MUÇEV
üzerinden kiraya verilmesi ve Kargı koyunda 128 dönümlük bir
yerin satılması olayı var ya, şimdi de şunu öğrendim; şu
karşıda, Kumharımı bölgesinde 80 küsur dönümü bulan iki
büyük parsel Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından satılıyormuş.
Şimdi, bu konuda farklı düşünceler var; ben bunu biliyorum.
Farklı yerel İnternet sitelerinden de izliyorum. Senin gözünde,
bu olay nedir? Nasıl yaklaşmak gerekir olaylara?
--- Bu konuda çok düşündüm,
günlerce; kafa yordum. Ben bu konuda şöyle düşünüyorum: turizm
çerçevesinde değerlendirmek istiyorum, olayı. Datça’nın şu
andaki en büyük gelir kaynağı turizm arkadaş. Şimdi sen oraya
oteli yaptın, verdin; kime gidiyor? Kime gidecek bu yer? Oteli kim
yapacak? Sahibi kim olacak?
--- Söylenti muhtelif.
--- Muhtelif. Şimdi adam oraya
oteli yapacak. Koca koyu çevirecek. Yukarıdan. 128 dönümün
hepsine inşaat yapmayacak. Yapamaz zaten. Ama orayı çevirecek. Her
şey dahil sistemini getirip oturtacak. Araba filosunu gidip
İstanbul'dan kiralayacak, gıda malzemelerini Datça dışından
alacak. Sistem, her şey dahil. Marmaris'te, Bodrum'da neden ufak
esnaf bitti? Turizmdeki her şey dahil sisteminden. Ayrıca, o 128
dönümde yapılacak inşaat, o 128 dönüm ile sınırlı kalmaz.
Ondan sonra İnceburuna kadar, Alavara’ya kadar gider. Alavara’da
bir otel yapılır. Koylar gider. Marmaris'te şu an esnaf 5 odalı,
6 odalı apartını saatlik vermeye başladı, bunu biliyor muyuz?
--- Farklı amaçlar için.
--- Evet, farklı amaçlar için.
Çünkü, esnaf para kazanamıyor. 5 yıldızlı otel var. Adam, bin
lira, her şey dahil yapıyor. Datça'nın zaten bir butik yaşamı
var. İnsanlar buraya butik olduğu için geliyor. Müşteri büyük
otel istese Bodrum'a gider, Antalya'ya gider, Marmaris'e gider. Yani
şunu hiç sormuşlar mı?, Marmaris'teki, Bodrum'daki yerli halkla
oturup bu konuyu konuşmuşlar mı? Kardeşim, büyük otellerin size
faydası var mı?, diye. En fazla gidersin, otelde çalışırsın, 2
bin TL. maaş alırsın. Datça'da, çalışma potansiyeli olarak,
herkes eleman arıyor, Yaz için konuşuyorum. Datça'da iş arıyorum
desen tamam, herkes sana iş verir. Eleman bulmak, ciddi sıkıntı.
--- Buradaki sıkıntı şu mu?
Datça’nın gerçekliğine uygun bir yapılaşma planı yok.
Ankara'da oturuyorlar ve Datça ile ilgili karar veriyorlar.
--- Evet, Datça’nın
gerçekliğine uygun olmayan bir yapılaşma var. İkinci olarak,
zaten bu yapılaşma öncesinde, insanlar, buraları, yani bu koyu
aldılar, ettiler… Rant da var abi, rant!.. Türkiye'de şu an
özelleştirme yapılan yerlerdeki bütün inşaatlarda rant vardır
bir kere, %99'unda. Adam önceden geliyor, çünkü haberi var;
Hasan’ın, Hüseyin’in, Mehmet'in tarlasını topluyor; dönümünü
1 milyona alıyor. Bundan 3 ay sonra zaten buraya imar gelecek,
diyor. Bekletelim, deyip, 3 ay sonra 5 milyona satıyor. Adam 20-30
milyon TL'yi koyuyor cebine, eyvallah. Ondan sonra, halk, benim oğlan
oraya işe girsin, 2 bin TL. maaşla çalışsın, deyip duruyor.
Hasan, diyor, benim oğlan oraya girsin, 3 bin TL. maaş alsın. Yani
bu, tamamen Datça’yı bitirmektir.
---Yani ben paylaşımlarda
görüyorum, küçük-büyük otel yapılsın, benim çocuğum iş
bulsun diyen bir kesim var.
--- Onu diyen kesim gelsin,
oturalım, hep beraber, yani çocuğunun işe ihtiyacı varsa,
Datça'da kaç tane esnaf var? Eğer, sadece çocuklarına iş
bulamadığı için bu özelleştirmeyi destekliyorlar ise, oturalım
esnaflar olarak aramızda bir karar alalım; hepimiz iş veririz
yani. Tutarız bir ucundan. Yani büyük işletmelere, büyük
şirketlere Datça'yı ranta vermemizin bir manası yok. Yarın,
oraya yapılacak işin dönüşü de yok. O iş öyle gidecek,
uzayacak. Ama bazı insanlarda şöyle bir şey de var; insanlar
oraya bel bağlıyorlar. Otel yapılsın ki benim oraya da imar
gelsin diyorlar. Burada büyük yanlış var. Yalnızca oraya otel
yapılınca mı senin oraya imar gelecek? Bu nasıl bir mantıksızlık
ya?
--- Aslında, başka tür bir imar
planını mı savunmak gerekiyor, burada?
--- Zaten, ben şöyle söyleyeyim,
köy yerleşim yeri içerisinde, büyük evler yapılmalı, müstakil
evler yapılmalı. Şimdi, vereceksin abi, doğaya zarar vermeden
prefabrik evler yapma iznini... Prefabrik yaptır, bungolov yaptır.
Yaşam alanı yaptır. Ama şimdi sen gidip köy yerleşim alanına,
kanunda bir açık var, diye, gidip mütaahitin oraya 4-6-8 tane 1+1
yapmasına, bunun böyle olduğunu bilmene ve görmene rağmen izin
veriyorsun, o belgeyi imzalıyorsan ya kardeşim; yapma kardeşim,
Datça bitiyor, başka bir şey değil. Ha köylere 1+1 yapmışlar,
ha gidip Kargıya otel yapmışlar. Bence aralarında fark yok. Bu
ikisinin arasında hiç bir fark yok.
--- Sonunda Datça betonlaşıyor.
--- Evet, betonlaşıyor.
--- Yaşama uygun mu, değil mi,
sorulmuyor?
--- Sorulmuyor. Kesinlikle.
Vatandaş olarak da şunu düşünüyor, sen, ona, diyor, ses
çıkarmadın, 1+1’lere, ama gidiyorsun, öbürküne, yani Kargı’ya
yapılacak otele ses çıkarıyorsun, diyor. Siyasi düşüncen şu
olduğu için sen bunu böyle yapıyorsun, diyor. Sen bu nedenle
oraya otel istemiyorsun, diyor.
--- Haa, bak ben bunu bilmiyordum.
--- İnsanlar bunu bana söyledi.
Kardeşim, dedim, ben 1+1’e de karşıyım. Bu konunun muhabbeti de
insanları bu konuda sıkıntıya soktu. 1+1’ler köylerin doğasını
bozdu. Ama insanlar, şimdi otele itiraz edince, diyorlar ki, zaten
senin düşüncen belli …
--- Altında siyasi neden
arıyorlar. Aslında, siyasi değil.
--- Siyasi değil. Datçalı
olduğumuzdan. Ben 1+1’lere olduğu gibi otele de karşıyım. Bunu
da belirttim, insanlara.
--- Peki, Datça nereye gidiyor,
şu durumda?
--- Bu Datça, ben söyleyeyim,
önümüzdeki, çok uzun değil, 10 sene, Marmaris gibi ya da
Marmaris'e yakın bir yapılaşma olur. Zaten o zamana kadar her
taraf peşkeş çekilir, ona buna. Oteller yapılır, büyük oteller
yapılır. Küçük esnaf mağdur olur. Ondan sonra, yine büyük
şirketler kapar, geliri alır. Senin, benim oğlum da, işte, gider,
onların iş yerlerinde 2 bin TL. maaşla çalışır. Bu olur yani.
--- Peki ne yapılmalı? Gidişat
böyle. Ne yapılmalı, sence?
--- Kesinlikle, bu olaylara dur
denilmeli. Ya da aslında şöyle bir durum var; halkın oylamasına
sunulmalı. Her şey bugün halkın oylamasına sunuluyor, bu da
halkın oynamasına sunulsun; halk istiyor mu istemiyor mu sorulsun.
Yani en azından, isteyen olursa da sonucuna katlanır, istemeyen
olursa da sonucuna katlanır. Ortak bir çözüm bulunmuş olur.
---Yani halkın görüşü esas
alınmalı o zaman.
--- Kesinlikle, esas alınmalı.
(Devam edecek)
05.05.2021/Datça/Mehmet Erdal
DATÇA'DA GENÇLER DE VAR!(5)
(Datça'nın gençlerinden Meriç
Bora ile yapılan söyleşinin beşinci bölümü)
YEREL YÖNETİMİMİZE DAİR!
--- Peki, daha somut sorayım:
yerel yönetimimize, bir puanlama yapsak, ne puan verirsin?
--- Yerel yönetim, bence, şu
anda, Datça'da çok yetersiz. Gerçekten yetersiz. Yani, yerel
yönetim kaynaklı da, genel yönetim kaynaklı da rant var; insanlar
bundan sıkıntılı. Yani bugün eleştirdiğin adamın yaptığının
aynısını yapıyorsan, sen de o adam gibisindir, benim gözümde.
Hiçbir farkın yoktur. Bu CHP olur, AKP olur, hiç önemli değil.
Burada partileri değil, yönetimleri tartışıyoruz.
--- Ankara'yı AKP olarak değil,
merkezi yönetim olarak, Datça'yı da CHP'li Gürsel Uçar olarak
değil, yerel yönetim olarak kabul ediyoruz ve öyle adlandırıyoruz;
şahsen ben olaya böyle bakıyorum.
--- Örnek vereyim, bu mecliste 15
tane meclis üyesi var, bu 1+1 olayına karışmayan kaç meclis
üyesi var? Madem sen Datça'yı gerçekten koruyorsun, Datça'yı
seviyorsun, neden yapıyorsun, bunu? Yani velhasıl…
--- Sokaklarda bazı isimler
dolaşıyor, ben de biliyorum ama…
--- Araştırılsın. Komisyon
kurulsun.
--- İsimler veriyorlar.
Yayınlayayım mı, diyorum, hayır, diyorlar. Korkuyorlar. O zaman,
ben de hiç bir şey yazmıyorum elbette. Açık söyleyeyim…
--- Ben, özellikle isim
söylemiyorum.
--- Söyleme zaten.
--- Mecliste 15 tane üye var.
Bakın, araştırın, bu 1+1 meselesinde, bunlar ne yapmışlar? Ne
etmişler? Neyin ucundan tutmuşlar? Bakın, ne rol üstlenmişler?
Orada Kargı’yı savunuyorlar ama, bu 1+1’i yapanlar, bunların
arasında var .
---Tutarsızlık.
--- Tutarsızlık, yani. Bu rant
olayıdır. Ben şöyle düşünüyorum; demek ki, orada çıkarı
yok, onun için oraya karşı çıkıyor. Ben öyle düşünüyorum.
Bu 1+1’leri yapmak da Datça’ya zarar veriyor, Kargı Koyu’na
otel dikmek de zarar veriyor. Farkı yok. Bu işleri özverili yapmak
önemli. Halkın seçtiği ve güvendiği insanların her zaman örnek
olması gerektiğine inanıyorum. Ben yurt dışında da yaşadım.
Bir bölümü ayırmışlar Bungalov tipi evlere, bir bölümü
ayırmışlar Prefabrik evlere, bir başka bölümü ayırmışlar
bir başka tip evlere… İmarlaşma, aslında böyle olur.
Bakıyorsun Datça'ya, her taraf her yerde. Derelerin içini de
doldurmuşlar, evle. Yarın büyük yağmur yağsa, bütün evler su
altında.
--- İzmir’de, İstanbul’da
basıyor, zaten.
--- Buraları da basacak. Bakın
derelerin olduğu yerlere… Çok değil 5-10 yıl önce dere olan
yerlerde şu an evler var. Bunlara, kim, nasıl ruhsat veriyor? Hiç
sorgulamıyorlar mı? Yani birisini gönderip, yahu kardeşim, burada
dere var, demiyorlar mı? Ruhsat veremeyiz, demiyorlar mı?
Bakıyorsun, dere var, 3 gün sonra bina dikilmiş.
--- Yani, hakikaten, bu fen işleri
ya da imar bölümü, her kim yetkiliyse, gidip ruhsat verilecek yeri
incelemiyor mu? Tapuya mı bakıyor, sadece?
--- Ya herhalde tapuya bakıyor ya
da…
--- Tapu varsa veriyor.
---...tapu varsa veriyor. Ne
bileyim, sonuçta böyle şeyleri araştırmak gerekir. Yani şimdi
bakmayın insanlara, İnsanlar çabaladı mı, 3-5 bir şeyler
yapabiliyor. Peki, bir süre sonra? Kriz geldi mi, su bastı mı, o
evler yıkıldı mı, yerine yenisini yapamaz.
--- Yapma şansı yok
--- Yapma şansı yok.
--- Evet, dediğin doğru. Yani sen
musluğun başında değilsen, akarın yoksa, işin bitik, ben
söyleyeyim.
--- Kesinlikle.
--- Şimdi, biz emekli maaşıyla,
ne yapabiliriz? Elimizdeki evi kaybedince, ayvayı yedik.
--- Alınmaz, alınmaz.
--- Elimizdekini korumak
zorundayız.
--- İnsanlara kesinlikle bunu
anlatmaya çalışıyorum, ama bir kısmı anlıyor, bir kısmı
anlamıyor. Şimdi, mesela Kargı muhabbetinde, yerli, örnek
veriyorum, adam tarlasını satmış, 1 milyona, adam almış aynı
tarlayı 5 milyona, 6 milyona. Şimdi adam imar bekliyor, 15 milyona
satacak belki, aynı yeri. Ama bakıyorsun, alan adam aldığı yeri
satıncaya kadar, ilk satan, elindeki 1 milyonu bitirmiş, şimdi o
sattığı yerde maaşla çalışıyor. Bundan kötü bir şey var
mı?
--- Peki gençler bu konuda ne
düşünüyor? Yani babaları satıyor genelde de, işin doğrusu.
Hani, şey deniyor, çocuklar babalarını zorluyor, düğün
yapacağım, araba alacağım, şunu yapacağım, bunu yapacağım
diyerek…
--- Şimdi, yeni nesil daha çok
bilinçlendi geçmişe göre. Yani mesela ben kendi adıma konuşayım,
benim babamgil de zamanında satmış mı satmış; ama adamlar bazı
şeyleri yapabilmek için satmışlar. Gerçekten, benim peder, iş
kurayım, diye, satmış. Ama işleri rast gitmemiş. O zamanlar,
2001 krizinde, özellikle, sıkıntı olmuş. Ama mesela ben kendi
adıma konuşayım, benim borcum yok. Çok param var mı? Yok! Ama
kimseye borcum da yok. Yeri geliyor tarlada çalışabiliyorum.
Hayvanlarıma bakıyorum. Yeri geliyor, apartımla ilgileniyorum.
Yaz’ın pansiyon şeklinde kiraya veriyorum, geçimimi böyle
sağlıyorum. Kimseye muhtaç mıyım? Değilim. Kafam rahat. Malım,
mülküm, tarlam eskisi gibi yok ama 1-2 şey var. Allah'a şükür.
Satmayı düşünür müyüm? Düşünmem. Ama turizme kazandırmayı
düşünürüm. Ne bileyim, mesela şimdi benim Kızılbük’te bir
yerim var, imar yok. Olmasın varsın. Her yerde imar olacak diye bir
şart yok. Sonuçta evimiz barkımız var. Ama oraya kıl çadır
koyarak, doğaya zarar vermeyecek bir işletme yapmak isterim.
--- Yani sen şimdi bunu yaptığına
göre, insanlara elinizdeki malı mülkü satmayın mı diyorsun?
--- Yani satan sattı aslında,
çok bir şey kalmadı, ama bundan sonra…
--- Zararın neresinden dönersen
kardır, denir ya…
--- Kesinlikle zararın neresinden
dönersen kardır. En azından, çoluğuna çocuğuna bir tarla bile
bıraksa, ileride yapabilecek gücü olur. İmar gelir, güzel bir
imar gelir, çocuğu, en azından oraya kafasını sokacak bir ev
yapar. Ben gerçekten bu halkın daha çok mağdur olmasını
istemiyorum. Halk gerçekten çok mağdur oldu. Bu da bilinçsizlikten
oldu. Halka gidip anlatmadılar. Adam bakıyor, rantı var,
çağırıyor, gel kardeşim anlaşalım, diyor. Yerin değeri 1
lira, vereyim 3 lira diyor. Veriyorlar. Sonra başkası ona bakıyor,
Ahmet, diyor, 3 liraya veriyor, o da 3 liraya veriyor. Adamın para
bitiyor, imar geliyor, adam açıkta kalıyor. Yani o an, kimse bak
kardeşim buraya bir ay sonra imar gelecek, demiyor. Böyle zihniyet
de yok. Kimse durumu açıklamıyor adama. Adam, parayı koyayım
cebime, bakayım durumuma, diyor. Herkes o kafada.
--- İşin doğrusunu kimse
söylemiyor halka. Ne bileyim, belki belediye, bak kardeşim, şöyle
bir gelişme var 3 ay sonra, 5 ay sonra, neyse, biz böyle bir
planlama yapıyoruz, dese. Yani benim temel eleştirim, belediye bazı
konularda Kızlan’a, Emecik’e, Karaköy'e, Yazı’ya, Yaka’ya,
Cumalı’ya... gidip, işin doğrusunu söylemeli halka. Böyle bir
gidişat var. Biz belediye olarak, bu konuda şöyle bir şey
düşünüyoruz. Planlama yapmak istiyoruz. Siz ne önerirsiniz
arkadaşlar?, demesi lazım, açıkçası.
--- Demesi lazım.
--- Bu, bence, yapılmıyor.
Sadece, biz yaptık, oldu, deniyor. Senin ne yaptığını, kim
biliyor? Kimse bilmiyor.
--- Herkes kendinin derdinde.
Belediye yukarıyı eleştiriyor, yukarısı belediyeyi eleştiriyor.
Ama olan yine vatandaşa oluyor. Her zamanki gibi… Bu eskiden beri,
hep böyle. Hala böyle devam ediyor. Gerçekten CHP olup da güzel
çalışan belediye yok mu? Var! Var! Ne bileyim Ankara Belediyesi
var. Gerçekten çok güzel çalışıyor. Adam, mesela, tamam sağ
kökenli ama, kimse, CHP’deki adam da onun sağ kökenli olduğunu
düşünmüyor. Neden? Çalışıyor.
--- Eskişehir’de Yılmaz hoca
var.
--- Eskişehir var, Yılmaz hoca
90 yaşlarında, Avrupa'dan fonlar alıyor, ne bileyim, Eskişehir'i
bataklıktan çıkardı, koca bir şehir yaptı. Yani hoca,
Eskişehir'e bu kadar bir şey yapabildi ise, bizim Datça'ya bunun 5
katı daha çok şey yapmak lazım. Niye? Yarımada. Üç tarafı
denizlerle çevrili. Turizmi var. Yani doğası var, nemi yok. Yani,
ne bileyim, fonlar sağlayıp, Datça’ya çok daha güzel şeyler
yapmak lazım. (Eliyle, ekilmemiş durumdaki tarlaları gösteriyor.)
Yani şu tarlalara bak, şu tarlaların hepsi boş. Yani en azından
buraları ektirsek, biçtirsek, bir şeyler yaptırsak, yani bunlar
tamamen denemekten geçiyor. Tamam, yaptırmıyorlar, diyebilirsin.
Ama gerçekten bir insanın isteyip de yaptırmayacağı hiçbir şey
yok. Bu, tamamen istemekten, içten gelen bir şey.
--- Yani, yönetimde bir sıkıntı
var?
--- Herkes kendinin şeyinin
derdinde. Sen desteklemedin mi seni dışlıyorlar, Ahmet
desteklemedi mi Ahmet'i dışlıyorlar. Yani sürekli bir oluşum
var. Ankara'da, İstanbul'da olduğu gibi bir oluşum var; bu
oluşumun içerisine dışarıdan kimseyi sokmuyorlar.
--- Özde bir fark yok yani?
--- Evet, özde bir fark yok.
(Devam edecek)
09.05.2021/Datça/Mehmet Erdal
DATÇA'DA GENÇLER DE VAR!(6)
(Datça'nın gençlerinden Meriç
Bora ile yapılan söyleşinin altıncı ve son bölümü)
BEN BELEDİYE BAŞKANI OLSAM!
--- Peki başka ne demek istersin?
--- Yani ben şöyle söyleyeyim,
Kargı’nın imara açılması konusunda; Kargı, imara açılabilir,
abi. İmara açılmasında bir sıkıntı yok bence.
--- Gürsel bey de, hani Kargı’da
yaptığı konuşmanın bir bölümünü yayınlamıştım, imara
acılmasın, demiyor.
--- Ama imar planını ona göre
çizsinler. Gerekirse tekrar imar planı versinler. Oranın doğasına
uygun, minimum betonla yapılaşmaya açsınlar. Bungolov türü
yapsınlar. Doğaya zarar vermesinler. Ne bileyim, oraları
kazmasınlar, yıkmasınlar. Tepeleri indirmesinler. Yani onun
altında ne olduğu da belli değil. Kral mezarlığı mı var? Ben
Kargı'nın yerlisine sordum, adam diyor ki, orada kral mezarı var.
Bunlar milli servet.
--- Tarihi bir yer.
--- Tarihi bir yer. Ben oranın
dokusunun bozulmasına karşıyım. Ama, kardeşim, illa yapacağım
diyorsan, Bungalov yaparsın. Ne bileyim turistik bir şey açarsın.
Doğal dokusuna uygun olarak yaparsın.
--- Sen Belediye Başkanı olsan,
nasıl yapardın?
--- Ben Belediye Başkanı olsam,
ilk başta, yukarının muhabbeti olmadan, halka imar verirdim. Yahu,
bu halk ne çektiyse imarsızlıktan çekti.
--- Gürsel Bey, ben bir yıl önce
önerdim Ankara'ya, ama onaylamıyorlar, diyor.
--- Bir yıl önce neden öneriyor?
10 yıl önce önerse idi. Yani, CHP, Datça'da kaç yıldan beri
yönetimde? 15-20 yıl var.
--- Soytok’dan beri değil mi?
--- O zamandan beri hiç biriniz
mi bunu göndermedi ya? Tamam sen daha yeni göndermiş olabilirsin,
inanırım, ama yıllardır bunu kimse mi göndermedi ya? Halkın
mağduriyeti bu kadar mı görmezden gelinir? Herkes bangır bangır
bağırıyor. Sen, zamanında, imar planlarını çizip verseydin, bu
kadar kaçak yapı da olmazdı. Yapılaşma da daha güzel olurdu.
Altyapı da yeterli olurdu. Her şey güzel olurdu.
--- Yani görevlerini yeterince
yapmadılar o zaman? Geçmiş yönetimler anlamında söylüyorum…
--- Yapmadılar. Daha doğrusu bir
taraftan yaptılar, bir taraftan yapmadılar. Ya görmediler ya da
görmemezlikten geldiler. Ya da bazı şeylere baş eğdiler.
--- Bunu ben de eleştiriyorum.
Buna hukukta, görev kusuru/hizmet kusuru diyorlar. Yani bir yerde
halkın bir şeye ihtiyacı var ve o halk bu ihtiyacının
karşılanmasını istiyor; bu kamunun görevi iken kamu bu görevi
yerine getirmiyor ise kamunun başındakiler görev kusuru/hizmet
kusuru işlemiş demektir. Bunu böyle söyleyebiliriz. Merkezi ya da
yerel yönetim, hangisi ya da her ikisi, bu kusurları nedeniyle suç
işlemiş, demektirler.
--- Yani bunu yapma konusunda
belediyenin parası yoksa, bu konuda kampanyalar düzenlesinler,
halkımıza bakmayın, istenildiğinde 50 TL., 100 TL. verir bağış
olarak.
--- Belediye Başkanı öyle
diyor, zaten; bu planları çizmek, paraya bağlı şeyler, diyor.
Para yok, diyor.
--- Tamam işte, bunu halka
dediniz mi? Kampanya açın? Eğer Datça için bir şey yapılacaksa,
kampanya düzenlensin. Ben koşturuvereyim, ben yardım edeyim. Ama
ben gidiyorum bugün bir konuda belediye başkanı ile görüşmeye,
tamam, Kargı hakkında gittim mesela, yanına. Bana dediği, Meriç,
biz hukuki süreci başlattık, bir şey olursa, ben seni ararım. Ya
bir Belediye Başkanı bu kadar küçük düşünmemeli. Belki
diyemez, konumu itibariyle, hani şöyledir böyledir... Ama orada,
bana, Meriç şöyledir böyledir, diye bir şeyler söylemeli.
Herkes keyfine yani…Cumhuriyet Meydanı'nda Kargı için konuşan
milletvekilinin yanındaki kişi, burada 1+1’i yapan kişi. Millet
bakıyor, gülüyor. Bak bak, diyorlar, yanındaki adama bak. Aşağı
tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık muhabbeti var ya, aynen
öyle.
--- Peki, ekleyeceğin, bir şey
var mı?
--- Ben her zaman şunu
söylüyorum: bir şey yapacağın zaman halkın da fikri alınmalı.
Bu imar gelecek. İmar olmasa, hiçbirimiz evde yaşayamazdık. Ama
ona göre imar gelmeli . Datça’nın doğası giderse, bir daha
geri gelmez. Kardeşim yapılsın, SİT bölgesine de konut yapılsın,
ama ona göre yapılsın, havada yapılsın. Yere beton atılmasın.
Yüksek olsun. Ne bileyim insanların yaşayabileceği bir yaşam
alanı olsun. İlle de lüks olması gerekmiyor. Beton olmayan ama
lüks olan binalar da var.
--- Antalya’da ağaçlara
yapmışlar.
--- Evet, işte ben böyle
istiyorum. Bunu söylüyorum. Yapılaşma olsun, can kurban, ama
insanları da yok tarlana imar gelecek, yok şöyle olacak diyerek
farklılaştırmamalı. Ben insanların farklılaştırmasına
karşıyım. İnsanların elindeki malına mülküne bir şey
yaptırılmamasına da karşıyım. Eğer istenirse, bir orta yol
bulunur…
--- Sence, bu yazının başlığı
ne olmalı?
--- RANT MI? İNSANLIK MI?
--- Senin Konuşmanın özeti
şöyle çıktı diyebiliriz: vatandaşına sormadan hiçbir şey
yapma. Yani her konuda, mutlaka halka sor, diyorsun.
--- Yani vatandaşa sor. Aslında
vatandaş neyin ne olduğunu biliyor. Orada dönen rantı da görüyor,
ama en azından bu insanların, yani sonuçta senin ataların,
ninelerin hep bu topraklarda yaşamışlar. Yani şu Datça'nın bu
kadar bozulmasına, tamam bazı şeylere boyun eğiyorsun, eyvallah
da buna bari boyun eğmeyin...
12.05.2021/Datça/Mehmet Erdal
(*) Bu söyleşi, 6 bölüm halinde Muğla Turnusol gazetesinde yayınlanmıştır.
Gönderen
MEHMET ERDAL