2021.10.16.CEZAEVİ YAZILARI-74: 'BİZLER, DOĞRUSUNU YAPTIK'
CEZAEVİ YAZILARI-74: “BİZLER, DOĞRUSUNU YAPTIK”
“... Önceki mektuplarda da değinip durduğum gibi, beklenti nedeniyle, bu aralar oldukça tembelleştim; öylesine, boş boş zaman harcıyorum. Fiziki olarak, sinirsel ve ruhsal olarak, iyice yıprandığımı ve yorulduğumu hissediyorum. Yeni ve değişik bir hava, taze bir başlangıç için farklı bir ortam, mutlaka gerekiyor. Bakalım...
Önceki mektubumda .....'ye yazdığım gibi, eğer bu hafta içinde raportör raporunu hazırlar ve sunarsa, yine eğer mağduriyet nedeniyle bizim durumumuz öncelikli olarak ele alınırsa, bu ay içinde ve muhtemelen önümüzdeki haftalarda Anayasa Mahkemesi bizim için toplanır ve kararını verir. Biz, yakın zamana kadar, kararın nasıl çıkabileceğine ilişkin ihtiyatlı bir yaklaşım gösteriyorduk; ama, Anayasa Mahkemesinin 'eşitlik' konusundaki görüşünün ne olduğuna ilişkin örnek bir karar metni okuyunca, ihtiyatlılığı hepten elden bırakmamakla birlikte, daha kesin olumlu bir beklenti içerisine girdik. Şöyle ki: Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 10. maddesinde ifade edilen 'eşitlik' ilkesinin, 'mutlak' değil 'hukuksal' bir eşitlik olduğu görüşünde. Yani, Anayasa Mahkemesine göre, yasa koyucu (parlamento), ayrı durumlarda olanlar için ayrı bir tasarrufta bulunabilir, ama aynı durumda bulunanlar için mutlaka aynı tasarrufta bulunmak zorundadır. Bir başka deyişle, bizim özgülümüzde, yasa koyucu, adli ve faşist mahkumların, örn: 20 yıl, müebbet veya idam cezalı olanlar için şartlı tahliyeden 1/5 oranında yararlanır, ama devrimciler 1/3 oranında veya daha az yararlanır, diyemez. Adli ve faşist mahkumların 20 yıl cezalı olanların 1/5 oranında şartlı tahliyeden yararlanabileceğini söylerken, devrimcilerin 20 yıllıklarının da aynı oranda yararlanabileceğini söylemek zorundadır. Aynı şey, müebbetlerin ve idam cezalı olanların kendi içlerinde de geçerlidir. Yasa koyucu, eğer, hiç bir ayırım gözetmeksizin, 20 yıllıklar 1/5 oranında ama müebbet ve idam cezalı olanlar 1/3 oranında veya daha az veya daha çok yararlanır deseydi, o zaman, bu tasarruf, Anayasa'nın 'eşitlik' ilkesine aykırı olmazdı... Çünkü, 20 yıllıklar ile müebbet veya idam cezalı olanlar ayrı konumdadırlar; ama, 20 yıllıklar veya müebbetlikler veya idam cezalı olanlar, sağ-sol, adli-siyasi ayırımı gözetilmeksizin, kendi içlerinde aynı konumdadırlar ve haliyle, mutlak bir biçimde aynı haklardan yararlandırılmalıdırlar... Aksi halde, bu, Anayasanın 'eşitlik' ilkesine aykırı bir uygulama olur... Bu durumda, Anayasa Mahkemesi, adli ve faşist mahkumlara 1/5, buna karşın devrimcilere 1/3 oranı... denildiği için diye değil; adli ve faşist mahkumların 20 yıllıklarına, müebbetlerine veya idamlıklarına 1/5, buna karşın aynı durumlarda bulunan devrimcilere 1/3 oranı geçerli denildiği için bu yasayı iptal edecek. O halde, bizler de 1/5 oranından yararlandırılmak zorunda kalacağız ve haliyle salıverilmemiz gerekecek. Bu nokrada, iktidarın, Anayasa Mahkemesinin böyle bir kararına karşın, bizleri salıvermeme ve içeride tutmaya devam etme gibi bir tavrı söz konusu olamayacak... Eğer, yazdığın gibi, bugüne kadarki görüşleri bilinmesine ve toplumsal bir beklenti içerisinde olunmasına karşın, Anayasa Mahkemesi, bile bile lades der ve bizim başvurumuzu reddederse veya iktidar, Anayasa Mahkemesinin olası bir 'iptal' kararının gereğini yerine getirmezse, işte o zaman, bu düzenin bizatihi kendisi bir bütün olarak, yani iktidarı, parlamentosu, bütün kurumları ve Anayasası ile tartışılmaya başlanır. Böyle bir durumda, aklı başında tek bir kişi bile, bu düzeni savunamaz... Yeni bir dönem başlar... Biz, artık, önümüzdeki haftalarda, mutlak bir biçimde çıkacağımızı düşünmeye ve yüksek sesle söylemeye başladık...
Bugünkü Cumhuriyet'te Ekmekçi'nin köşesinde Oğuzhan abinin (*) ve Milliyet'te Zeynep Oral'ın köşesinde babası Ceyhan'da olan bir kız çocuğunun mektupları yayınlanmış; okudum ve beğendim. Son günlerdeki suikastlara karşın, bizim durumumuza gösterilen duyarlılık tamamen yok olmadı ve bunu görmek, oldukça sevindirici...
Bazıları, bugüne kadar, bizim durumumuza ilişkin bizlerin gazetelere verdiği ilanların, açıklamaların ve 'iptal' için mahkemelere başvuruların, dilekçelerin vb. içeriklerine yönelik 'eleştiriler' yöneltip durdular. Onlara göre, devrimciler böyle şeyler söylememeliydiler; bu, reformizm idi ve düzeni 'tarafsız' gösterme, ondan medet umma idi... Bence, bu tür görüşler ileri sürenler, keskin bir söylem altında, var olan çelişkileri derinleştirme, düzeni teşhir etme, var olan haklardan yararlanma, muhalif olan herkesi harekete geçirme ve asıl olarak da kitlesel tepkileri örgütleme... vb. konuları göz ardı ediyorlar... Bunların yerine, pasif kalmayı ve her şeyi kendiliğindenciliğe bırakmayı... yeğliyorlar. (**) Öte yandan, son eylemlerde olduğu gibi, ne getirip-ne götürdüğünü hiç düşünmeden, tamamen sansasyonel nitelikli bir eylem çizgisi izlemeyi yeterli görüyorlar, bazıları... Böylesi bir anlayışla, hiçbir şeyi başarmak ve kitlesel bir toplumsal muhalefet yaratmak, kesinlikle mümkün olmaz... Bizler, bu bizim durumumuzda, doğrusunu yaptık... Çoluk-çocuk, tutsak-özgür insan, erkek-kadın... bir bütün olarak tepkilerimizi dile getirdik, iktidarı sorguladık ve düzeni bir tercihe zorladık...” (26.5.1991/Nazilli)(1)
16.10.2021/Datça/Mehmet Erdal
(*) Oğuzhan Müftüoğlu
(**) Söylemde keskin olan bu 'Sol pasifistler', dün olduğu gibi bugün de varlar; yarın da olacaklar. Yurt içinde ya da yurt dışında, onlar her daim konuşmaya, devrimciler ise günlük yaşamın içerisinde doğru bildikleri ve yapılması gerektiğine inandıkları işleri yapmaya devam edecekler. Bu yaşam, böyle bir şey...
(1)

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder