2021.10.09.CEZAEVİ YAZILARI-73: 'ÖNEMLİ OLAN BİZİZ'
CEZAEVİ YAZILARI-73: 'ÖNEMLİ OLAN BİZİZ'
“... Buradaki idareye inanılacak olursa, en geç Haziran'ın ilk yarısında Anayasa Mahkemesi kararını açıklayacak ve bizler de çıkacakmışız! Bu nedenle ocak, teyp vb. konularda verdikleri sözlere uygun olarak bu ihtiyaçları almamıza ve dolayısıyla masraf yapmamıza gerek yokmuş; çıkacakmışız. Hesaplarına göre, burada otuz kişi kadar kalıyormuş, onları da ya başka cezaevlerine yollarlarmış ya da burada kalırlarsa her şeyi serbest bırakırlarmış... Bu konuda, bizleri oyalamak gibi bir düşünceleri ve niyetleri yokmuş... Bu, kesinmiş vb. vb... Bu söyledikleri ne ölçüde sağlıklı bir bilgilenmenin veya öngörünün ürünüdür, haliyle ne ölçüde doğrudur ve gerçekleşir, bilemiyorum. Ama, böyle söyleniyor... Bildiğim, Anayasa Mahkemesi, İstanbul ve Ankara'daki Askeri Mahkemeler ile SHP'nin başvurularını esastan incelemeye karar vererek, rapor hazırlaması için raportöre teslim etmiş. Raportör ne kadar çabuk hazırlarsa, o kadar çabuk karar verilir... Kararın olumlu çıkacağına yönelik umut ve beklentilerimiz arttı. Şöyle ki: Anayasa Mahkemesi, bizim gibi 1/5'ten yararlanamayan Tuncay Mataracı'nın durumunu inceleyerek, onun 1/3'ten değil 1/5'ten yararlanması gerektiğine oy çokluğu ile karar vermiş. Tuncay Mataracı, Anayasa Mahkemesince yargılandığı ve cezalandırıldığı için, onun kişisel başvuru hakkı vardı... Bu karar, emsal kabul edilemese bile, bizlerin yaptığı başvuru konusunda verilecek kararın nasıl olabileceğine ilişkin somut ve önemli bir ipucu olabiliyor; öyle kabul edilebilir... Şimdi sorulan ve sorulması gereken soru şudur: Ne zaman?.. Haziran'da çıkmak, bizim için hala uygundur... Yaz'ın, dışarıda olmak istiyorum... Sonbahar'a kalmak, hiç işime gelmiyor. Hem 92'ye çok yaklaşmış oluyor, hem de Kış'a giriliyor. O zamana, yeni bir eve taşınmış ve bundan sonraki yaşamımıza ilişkin tartışmış, karar vermiş ve bu doğrultuda kalıcı adımlar atmış olmalıyız. Yoksa, askere gideceğimden, sizlerin şu anki koşullardaki yaşantınız daha devam eder... Bunu ise hiç istemiyorum...
Günlük yaşamım, normal olarak devam ediyor. Ağırlıklı sohbetler, doğal olarak, çıkma üzerine yapılıyor... Çok hırslı ve kararlıyım. Çıkınca, geçmiş on küsur yılın bütün kayıplarını hızla telafi edebilmek için çok kararlı adımlar atmayı düşlüyorum. Artık, kaybedilecek bir saniyemiz bile yok. Hiç durmayacağız ve durmadan yürüyeceğiz. Bütün olanakları zorlayarak, sahip olmamız gereken her şeye sahip olacağız... Bu konuda, üçümüzün dışında, kimsenin değer yargılarına önem vermeyeceğiz. Doğru olduğuna inandığımız her şeyi yapacağız ve o doğrultuda kararlar alıp, gerekli adımları atacağız... Başkaca kim ne derse desin, hiç önemli değil. Zaten, dışımızdaki herkesi memnun etme diye bir sorunumuzun olmaması gerektiği gibi, bunun olanağı da yoktur... Yaptığımız şeyler konusunda dışımızdakileri ikna etme ve onların olumlu veya kabul eder bir tavır içerisine girmelerini sağlama, ki o da herkes açısından söz konusu olmaz, ancak pratikte ve zaman içinde mümkün olabilir... On yıl kadar süren ve oldukça önemli olan yaşanan alt-üst oluştan sonra bunun aksini düşünmek aptallık veya ham bir hayal olur... Ben, bunu öğrendim ve tam anlamıyla gerçekçi davranıp, bunun bilinciyle hareket edeceğiz. Gerekirse, tam anlamıyla yeni bir dünya yaratıp kendimize, o dünyada yaşayacağız... Önemli olan biziz... Bizim duygularımız, düşüncelerimiz, gereksinimlerimiz, değer yargılarımız ve onayımızdır. Bu anlamda, bildiğin gibi, pek çok konuda tartıştık ve hem fikir olduk. Bu konuda, bir adım dahi geri adım atmayacağız. Bu konudaki sözlerim, tamamıyla geçerlidir... geçerliliğini koruyacaktır... (*)” (19.5.1991/Nazilli)(1)
09.10.2021/Datça/Mehmet Erdal
(*) Politik ya da iş yaşamımda asla 'konformist' olmadım; dahası, her daim, 'konformist' olanlara karşı da belli bir alerjimin olduğunu, söyleyebilirim. Bu nedenle, hep, 'aykırı kişi' olarak bilindim. Özellikle politik yaşamımda, böyle bir kişi olarak var olmaya çalışmamın faturası her daim önüme konuldu ve ben, bu faturaları ödedim. Pişman mıyım? Asla! Eğer, böyle bir duruşum olmasaydı, bugün, ben 'ben' olmazdım.
1 Ağustos 1991 tarihinde tahliye olmadan önce, tahliye olacağımıza inandığım ve bunu öngördüğüm ama hangi tarihte tahliye olacağımızı hala bilemediğim günlerde, 1981-1991 tarihleri arasında bulunduğum cezaevlerinde yaşadıklarımdan hareketle, okuduğunuz bu satırları yazmışım. Bugünden geriye baktığımda, 1 Ağustos 1991 günü özgürlüğe adım attığım ilk andan itibaren, 19.5.1991 günü yazdığım bu görüşlerime uygun bir çizgi izlediğimi, düşünüyorum...
(1) 19.5.1991

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder