1 Ocak 2021 Cuma

2021.01.02.CEZAEVİ YAZILARI-36: 7. KOĞUŞ (YENİ YOL AYRIMI!)

  Hiç yorum yok

 

     CEZAEVİ YAZILARI-36: 7. KOĞUŞ (YENİ YOL AYRIMI!)(*)

     Daha önceki bir bölümde de anlatmıştım (Bknz: 2020.11.15.CEZAEVİ YAZILARI-29: YOL AYRIMI VE YENİ BİR YAŞAM); Aydın'da, 20 Mayıs 1988'de patlak veren tünel sonrası içinde yaşanılmaya başlanan cezaevi koşullarında, Devrimci Yol davalarından yargılanan mahkumlar olarak, gönüllülük temelinde üç koğuşa ayrılmış ve 21 Ekim 1988'de Nazilli'ye sevk edilinceye kadar da bir süre, yaşamımızı bu şekilde sürdürmüştük.

     O günkü koşullarda, bu üç koğuşun herhangi birisinde gönüllülük temelinde birlikte olmayı ve yaşamayı tercih eden bizler, hiç şüphesiz birlikte kaldığımız koğuş arkadaşlarımızla her konuda her zaman aynı şeyi düşünmüyorduk ama çok farklı nedenlerle, diğer iki koğuşta yaşamayı tercih eden arkadaşlara göre de birbirimize daha çok yakınlık duyuyor ya da öyle olduğumuzu düşünüyorduk.

     Bu üç koğuşa ayrılma, özünde hayırlı bir ayrışma olmuş ve örn: 8. Koğuşta birlikte kalmaya ve yaşamaya başlayan bizler, (stresli ve insanın kendisini her gün 24 saat çok yorgun hissetmesine yol açan o yıpratıcı koğuş ortamlarından kurtulduğumuz için) çok mutlu olmuştuk; adeta, yeniden kendimize gelmiştik. Buna rağmen, her üç koğuş, öteden beri var olan Devrimci Yol komününden ayrılmayı ve kendi başına buyruk davranmayı düşünmüyor, gündeme getirmiyordu.

     21 Ekim'de Nazilli'ye sevk edildikten sonra, cezaevi yönetimi, her birimizi, sevk geldiğimiz gün hangi koğuşa yerleştirmiş ise o koğuşlarda kalmaya başladık. Hadi genelleme yapmaktan kaçınarak ifade edeyim, ben ve SAG süresince aynı koğuşta birlikte olduğumuz bazı arkadaşlar, SAG bittikten sonra, Aydın'da Haziran ayı sonlarında yaptığımız gibi yine gönüllülük temelinde bir koğuş düzenlemesi yapılması gerektiğini düşünüyorduk. Böyle bir beklenti içerisindeydik. Bu nedenle de, SAG süresince, bu konuda hiç bir ön görüşme yapma ve girişimde bulunma gereği duymamıştık; haliyle, diğer bütün arkadaşlarımızın da aynı düşüncede ve aynı bekleyiş içinde olduğunu sanıyorduk.

     Yanılmışız!

     Ayrıntıya dair çok fazla bilgim yok, ama gelişmelere bakılırsa, (en azından Aydın'da, bir süredir, kendilerini Devrimci İşçi taraftarı ve gerçekte olmayan Devrimci Yol örgütünün cezaevi temsilcisi olarak gören ve bunu bizlere kabul ettirmeye çalışan) bazı arkadaşlar, SAG'nin bitimine doğru kendi aralarında konuşarak, kimin kimlerle birlikte aynı koğuşta kalmak ve yaşamak istediğini sormadan ve bu konuda kimsenin düşüncesini almadan bir koğuş düzenlemesi yapma hakkını kendilerinde bulmuşlar; alelacele, yangından mal kaçırır gibi, koğuş listeleri hazırlamışlar.

     Böyle bir düzenleme yapıldığını, kimin hangi koğuşta kalacağının belirlendiğini, SAG bittikten sonra, emrivaki bir biçimde öğrendik; çok şaşırdık.

     Bu dağılım, o hengame içinde, (bazılarımızın kendi içinde saklamayı yeğleyip söylemediği ya da benim gibi bazılarımızın ise bir biçimde ifade ettiği çok farklı gerekçelerle) mecburen kabul edildi.

     Bazı arkadaşlarca oportünist (fırsatçı) bir yaklaşımın ifadesi olarak gündeme getirilen bu düzenleme ile Devrimci İşçi'ci olmayı kabullenmeyen, Devrimci İşçi'ci olarak görülmeyen, öteden beri Devrimci Yolcu mahkumları temsil eden arkadaşların konumuna 'cezaevi temsilciliği' dışında başkaca anlamlar yüklemeyen vb., kısacası 'sorun' olarak görülen kişiler 7. koğuş listesine, diğer arkadaşlar ise diğer koğuş listelerine yazılmışlardı.

     7. Koğuşta (ne kadar süreceği bilinemeyen ve öngörülemeyen bir süre için) bir arada yaşamak zorunda bırakılan bizler, yekpare değildik; tek tek kişiler ya da ikişerli, üçerli... farklı ilişkiler düzleminde, pek çok konuda görece birbirine yakın ya da birbirinden şu veya bu ölçüde farklı, hatta birbirinden tam 180 derece zıt düşünen ve dahası, bazı konularda kendi aralarında anlaşabilme ihtimali dahi bulunmayan kişilerden oluşuyorduk. Yalnızca, şu veya bu nedenle (kişisel, ideolojik vb.), diğer koğuş listesine alınan arkadaşlar gibi konformist (mevcut otoriteye sorgulamadan itaat eden, onunla uyuşan, uyumlu vb.) değildik. Bu nedenle de 'öteki' idik' ve 'dışlanmıştık.'

     Bu koğuş düzenlemesi, sonraki süreçte, 'ötekileştiren' ve 'dışlayan' konumundaki arkadaşların koğuşlarında kalan arkadaşların her birinde nasıl bir yankı buldu bilemiyorum; ama 7. Koğuş listesine yazılanlarda, hadi yine genelleştirmeden ifade edeyim, ben de dahil bazılarımızda çok ciddi bir duygusal kırılmaya yol açtı. Bu duygusal kırılma, benim açımdan, Ege'de, daha önceki yıllarda Buca, Şirinyer ve Aydın cezaevlerinde farklı nedenlerle yaşanan duygusal kırılmaların tuzu biberi oldu...

     “...Açlık grevi bitinceye kadar, aynı koğuşta kaldım. Bittiği gün, bu koğuşa geçtim. Nasıl geçtiğimizi ve nasıl moralimizin bozulduğunu, o kötü görüş yerinde duyabildiğin kadarıyla, anlatmıştım. Dönem aşılırken, beklenen ve olması gereken, insanların da kendilerini aşmalarıdır. Olmuyor...

     ...Dönem, pek çok şeyi olumsuz anlamda değiştirdi. Dönemin aşılmaya çalışıldığı bu süreçte, insanların da kendilerini aşacağını düşünüyorum. Ama herkes değil elbet. Kendilerini aşamayıp sınıfta kalanlar olacak, ve olduğu gözleniyor. Küçük burjuva eğilimler, eğilim olmaktan çıkıp, sistemleşiyor ve küçük burjuva nitelik kazanıyorlar. Küçük burjuva değer yargıları ilişkilere yön veriyor... Kimisi, bunu açıktan savunuyor, kimisi, inkar ediyor. İnkar etmek ise, onun olmadığını göstermiyor. Tam aksine, gizlenmeyi ve bundan dolayı daha tehlikeli bir hal aldığını gösteriyor...” (22.11.1988)(1)

     'Öteki' olarak görülen ve 'dışlanan' bizler, 7. Koğuşta, zorunluluğun ötesinde, aklın yolu birdir, deyip, 7. Koğuşta bir araya gelmeden önceki süreçte ve özellikle Aydın Cezaevinde kendi aramızda olup bitenlere rağmen günlük koğuş yaşamını örgütlemeye ve bir düzen oluşturmaya çalıştık; bunu, başardık da. Ama bu, o gün, 7. Koğuşta bir arada yaşamak zorunda kalanların aralarında Aydın'dan beri var olagelen farklı nitelikteki sorunların günlük yaşama yansımasına ve haliyle, bunun da etkisiyle, günlük yaşam çerçevesinde her daim karşılaşılabilecek sorunların çok sinir bozucu ve yıpratıcı tartışmalar boyutuna evrilmesine mani değildi.

     “... Bizlerin her yerdeki özgün yaşamında, görevli olmak, hizmetçi olmaktır. Yükün en ağırını kaldırmaktır. Tersi bir olay, burjuva toplumuna özgüdür. İşte, bizlerin olduğu yerde, bu tersi görünümün görülmesi, bizlerdeki burjuva anlayışlara ve değer yargılarına yorumlanmalıdır. Kabul edilir gibi değil, ama işin gerçeği bu. Bizde, koltuk kapma değil, koltuk kapmama düşüncesi esas olmalıdır...

     Yaşamın kendisi tek düze ve durgun değildir her zaman; bazen deli doludur ve bu deli doluluğuna ayak uyduramayanı-dayanamayanı kıyıya vurur...Bu, olumsuz bir kıyıya vuruştur, eğer kişi hazırlıklı değilse veya çevre bu kişiyi anlamıyorsa, o kişi, vurgun yemiş gibi olur. Kıyıya vuran balinalar gibi, ölümü bekler... Balıklar konuşamaz, ama dili olup, bunu konuşmada kullanan insanlar, konuşur ve meramını anlatmaya çalışır çevresine. Bu noktada, konuşma, dinleyiciye, çok sıkıntı verir, ama ben, eli mecbur, dönemin doğal bir özelliği olduğundan, iyi bir dinleyiciyimdir. Eğer bu, bir dürüstlüğün somut göstergesi oluyorsa, çok daha güzel. Dürüst insanları dinlemek gerekiyor. Bu niteliğini koruyan insanlara yardım etmek gerekiyor. Karmaşık bir biçimde, bu dönemde, kıyıya vurulma olayları, o kadar çok ki... Artık, şaşırmıyorum...(04.12.1988)(2)

     7. Koğuşta, içinde yaşanılan koşulları daha yaşanılabilir hale getirme arayışları her daim oldu ve dahası bazı arkadaşlar, koğuş özgülündeki bu arayışları da kendileri için yeterli görmeyip, kişisel çalışma yapacakları gerekçesiyle, müşahedeye geçme düşüncelerini yüksek sesle dillendirmeye başladılar; bunu gerçekleştirmek için de cezaevi yönetimi nezdinde girişimlerde bulundular. (Cezaevi yönetiminin olur vermemesi nedeniyle, bu arkadaşlar, ben 7. Koğuşta kaldığım süre içerisinde müşahedeye geçemediler.)

     ... Daha önce de yazdım mı bilmiyorum, insan bazen, istemese bile, karşı çıksa da, omuzlarına yüklendiğini gördüğü, üzerinde kaldığını gördüğü sorumluluklardan kaçamıyor... Sonuçlarının nerelere varacağını biliyorsun, ama aksi halde de sonucun nereye varacağını biliyorsun... Ne yaparsın? Reddetmesini bilmek mi gerekiyor? Evet, diyorum. Ama her zaman mı? Belki... Yani, her zaman olmayabilir... Şu, bahse konu ettiğim, açık görüşte söylediğim öznel sorunlarımız... Çok zamanımı alıyor. Böyle şeyler zamanımı çaldığı ve ilgimi dağıttığı için, canımı sıkıyor... Bir cendere, bu. Çıkamıyorsun, çıkış yolunu biliyorsun, kabul ettiremiyorsun...

     TV'den duyuyorsundur, gazetelerden okuyorsundur: ANAP iktidarı, iyice sallanıyor. Kaya Erdem olayı, sıradan bir olay değil. Ama Özal, direteceğe benziyor. Gemisi, çok ağır yara aldı. Ama illa velakin, eksik olan, toplumsal halk muhalefetidir. Demokratik kitle muhalefetidir. Tepkiler, daha güçlü dile getiriliyor ama, gazete sayfalarına verilen ilanları aşamıyor. Bu da iyi. Fakat, imza kampanyası, dilekçeler, basın toplantıları, mitingler vb. biçimlerine bürünmeye başlamalı. Böylesine yaygın bir hoşnutsuzluğun olduğu dönemlerde, halk kitleleri, kendilerine yol gösterenleri ilgiyle dinler ve yapmaya cesareti olduğu eylem biçimlerini yaşama geçirir. Ana muhalefet ve diğer burjuva muhalefet partileri, olaylara, gerektiği gibi eğilemiyorlar. Özal, çok kritik günler yaşıyor. İktidarı, toplumsal tabanını yitirdikçe zayıflıyor. Bu zayıflamanın, Özal'ı daha da sertleştireceğini mi, yoksa bazı tavizler vermeye mi zorlayacağını, önümüzdeki günlerde göreceğiz. ..., 'Bugünlerde Özal, önemli bir olayı kamuoyunun önüne getirecek, biri bunu yazmış.' diyor. Mümkündür. Özal, toplumsal tabanını genişletmeyi hedefleyecek veya en azından korumaya çalışacak bazı uygulamalar yoluna girebilir. Bunu daha önce de öngörmüştüm... İnfaz olur, 1402'likler sorunu olur, daha başka bazı şeyler de olabilir...Bazı arkadaşlar, Erdem'in istifası üzerine, 'Fareler gemiyi terk ediyor, iktidar değişecek..' diyorlar. Bu kadar kolay mı? Bu muhalefet, iktidar olmak için, hiç bir şey yapmıyor. Her şeyin hazır lop olmasını düşlüyor...”(07.01.1989)(3) (Kasım/Aralık-1988/Ocak 1989)

     02.01.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (*) 25 Şubat 1989 günü 7. Koğuş:

     (1)

     (2)

     (4)


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder