16 Ağustos 2020 Pazar

2020.08.17.CEZAEVİ YAZILARI-16:1980 ÖNCESİ GEÇMİŞİMİZ ÜZERİNE BAZI NOTLAR (2)

  Hiç yorum yok

      CEZAEVİ YAZILARI-16: 1980 ÖNCESİ GEÇMİŞİMİZ ÜZERİNE BAZI NOTLAR (2)

     Ali Alfatlı'nın Tarihle Söyleşiler-1'de (*) sözünü ettiği eğitim çalışmasının sonrasında, 1976-1977 kışında, İzmir'de, Devrimci Gençlik Dergisini savunanlar olarak (Günlük yaşamımızda, kendimizi DEV-GENÇ'liler olarak tanımlıyor ve adlandırıyorduk), mahalle çalışmalarını başlatmıştık.

     Bu kapsamda Narlıdere, Balçova, Hatay, Yeşilyurt, Eşrefpaşa, Karabağlar, Buca, Şirinyer, Gültepe, Altındağ, Ballıkuyu, Yeşildere, Yapıcıoğlu...bölgelerinde (Orta Öğretim, Lise, Üniversite öğrencisi ya da çalışan konumundaki arkadaşlar ile) bir biçimde var olan ilişkilerimiz üzerinden mahalle çalışmalarına dergi satmak, sohbet etmek, afiş asmak, bildiri dağıtmak, kahve toplantıları ve yazılama yapmak, vb. biçiminde, her mahallede tıpkı basım aynı olmayan ilk adımı atıyorduk.

     Süreç içerisinde, bu ilk adımı, bu ilk adımın ortaya çıkardığı sonuçlar çerçevesinde ikinci, üçüncü....ve daha sonraki adımlar takip ediyordu.

     Bu mahallelerin bir kısmında, örn: Balçova'da, Karabağlar'da, Gültepe'de, Altındağ'da..., tamamen o mahalleli ya da o mahallede oturan arkadaşların kurucu olduğu dernekler kuruyorduk; bu dernekler, bir anlamda, mahalle örgütlenmelerimiz idi ve biz, bu örgütlenmeler üzerinden hem örgütlenme hem de mahalle çalışmaları yürütüyorduk.

     Dernek kuramadığımız yerlerde ise bir nevi mahalle komitesi, mahalle sorumlusu olarak adlandırılan ilişkiler üzerinden benzeri çalışmalar yürütüyor idik; elbette, bu mahallelerdeki benzeri çalışmalar, biraz daha sıkıntılı yürütülüyor idi.

     Mahallelerde kurulan derneklerin çalışmaları, tamamen o mahallenin koşullarına, sorunlarına ve hiç şüphesiz çalışmaları yürüten arkadaşların kişisel yeteneklerine, becerilerine, toplumsal konumlarına vb. göre şekilleniyordu. Örn: Balçova'da eğitim çalışmaları ve dergi satışları ön planda iken, Karabağlar'da aktif anti-faşist mücadele, Gültepe'de okuma-yazma kursları, Altındağ'da fabrika işçilerine yönelik çalışmalar, mahalle yakınındaki taş ocağının ve Çimentaş'ın tozuna karşı mücadele... ön planda idi. Keza dernekleşemediğimiz Yeşildere'de heyelan, Hatay'da özellikle Nokta durağı civarındaki faşist işgali kırma, Narlıdere'de ve Karabağlar/Yeni Çamlık'ta gecekondu halkına yönelik çalışmalar vb... yürütülüyordu.

     Öte yandan, 1976 yılı ikinci yarısı ile 1978 yılı sonları arsında aktif olarak görev yaptığım İzmir'de kurulan İDOD (İzmir Demokratik Orta Öğrenimliler Derneği), EGE DEV-GENÇ, DEV-İŞ'in (Devrimci İşçi Derneği) örgütlenmeleri süreci içerisinde bir biçimde yer aldım ya da birinci dereceden bilgi sahibi oldum.

     Keza, 1975 yılı sonlarında İzmir'e ilk geldiğimde bir biçimde gidip geldiğim ANT-YÖD (Antalya Yüksek Öğrenim Derneği), DK'lılar (Devrimci Kurtuluşçular) ile kurmaya çalıştığımız DİYÖD (Devrimci İzmir Yüksek Öğrenim Derneği), 1975-1976 yıllarında farklı toplantılarına katıldığım İZOD (İzmir Orta Öğrenimliler Derneği), okuduğum fakültenin (İTBF-İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi) öğrenci derneği olup içinde yer aldığım İTBF-DER, 1972 yılı Gökçeada Öğretmen Okulu mezunu olmam nedeniyle üye olabildiğim Karşıyaka TÖB-DER... deneyimlerim var.

     Aynı dönemde İzmir'de farklı dernek (TÜS-DER, GSB/Genç Sosyalistler Birliği, HALK-DER) ve sendikalarda (MADEN-İŞ, LASTİK-İŞ) şu veya bu biçimde tanık olduğum gelişmeler ile 1979 yılı ikinci yarısı geçiş yaptığım Denizli'de, artı 1980 yılı başı gönderildiğim Uşak/Ulubey kırsalında yaşadıklarım da var.

     1981 yılı Nisan ayı sonu ile 1982 yılı Mart ayı arasında kaldığım Denizli Kapalı Cezaevi ile 1982 yılı Mart ayında gönderildiğimiz Buca Bölge Kapalı Cezaevinde cezaevi içi eğitim çalışmalarında kullanılan yazılardan birisi olan "Örgütlenme Sorunu"nda ve keza, 1988 yılında Aydın E Tipi Özel Kapalı Cezaevinde iken yayınlanan yazının okuyacağınız bölümünde, bütün bu deneyimlerimin ve tanıklıklarımın bende oluşturduğu düşünceleri yazdım ve savundum; hala da savunmaya devam ediyorum.

     Kanım odur ki, bu bölümde tartışılmaya çalışılan konuda, o günlerde olduğu gibi o günlerden bugünlere kadar yaşayarak tanık olunanlardan da hiç şüphesiz herkes eşit oranda sorumlu tutulamaz, ama bugün kimse, evet istisnasız hiç bir kimse, çevre, grup, parti vb. çıkıp, kendisinin/kendilerinin kar gibi beyaz ve masum olduğunu; bu tartışılan konu çerçevesindeki günahlardan sorumlu tutulamayacağını da iddia etmemelidir.

     Doğruya doğru!

                                         “ 1. SAYI ÜZERİNE GÖRÜŞLER (2)

     --80 öncesi genelde pek çok Demokratik Kitle Örgütleri için söylenebilecek olan, ama sizin doğrudan tartıştığınız konuyla ilgili olduğu için yalnızca öğrenci gençliğin geçmiş dönemdeki Demokratik Kitle Örgütleri için söylediğiniz, bu örgütlerde olması gereken anlayışın bu örgütlerde egemen anlayış haline getirilip tam anlamıyla hayata geçirilemediğine ilişkin tespitinize ve bunun nedenleri üzerine yazdıklarınıza katılıyoruz. Ancak burada, merkezi siyasi görüş anlamında bir eksiklikten değil, merkezi siyasi görüş anlamında var olan (en azından devrimci hareket için) ama tüm saflara egemen kılınamayan, egemen kılınması doğrultusunda yeterli çabanın sarf edilemediği ve yeterli bir denetimin yapılamadığı, dolayısıyla uygulamada, olması gerekenden bir miktar uzak bir görünümün çıktığı bir durumdan bahsetmek gerekiyor. Söz konusu pratiğin içinden gelen insanlar, nesnel olabildikleri ölçüde, bu pratiği, tüm ayrıntılarıyla en iyi şekilde değerlendirebileceklerdir. Yazdığınız gibi, bu durumun ortaya çıkmasında, öncelikle, nesnel koşulların çok büyük bir payı vardır. Biz bunu, doğal ve bir ölçüye kadar kaçınılmaz olarak görüyoruz. Ama dediğiniz gibi, bu her şeyi açıklamaya veya mevcut durumu mazur göstermeye yetmiyor. Nesnel koşulların ötesinde, öznel bazı nedenlerin de olması gerekiyor, ki vardır. Bu konudaki tespitlerinize, üçüncü sayıda Erzincan'dan eleştiri yönelten arkadaşlara verdiğiniz yanıta katılıyoruz. Saflarda, pek çok insanımızda, doğrudan demokrasinin ne olduğu ve teoride ve pratikte nasıl ele alınması ve nasıl hayata geçirilmesi (gerektiği) konusunda küçümsenmeyecek bir bilgi noksanlığının hala var olmaya devam ettiğini söylersek, hem yanlış söylememiş hem de soruna bir açıklık getirmiş oluruz. Önerilen Komitelerin bu yönünün pek önemsenmediği, dünkü anti-faşist mücadele içerisinde doğal olarak daha çok savunma yönünün ele alındığı dahi söylenebilir.

     Aslında, bugünkü pratiğe ışık tutması amacıyla ve bu anlamda, tüm Demokratik Kitle Örgütleriyle birlikte öğrenci demokratik kitle örgütleri de, bu örgütlerin vazgeçilmez temel özellikleri olan "demokratiklik" ve "kitlevi" özellikleri açısından irdelenmelidir.

     Bu örgütlerin "kitlevi" özelliği açısından nasıl ele alınması ve nasıl olması gerektiği konusunda, aynı yazının daha ileriki bölümlerinde yazdığınız şu tespitlere katılıyoruz: "Akademik-Demokratik mücadelenin ihmal edilemez koşulu kitleselliktir. Bu gerçeği görmezden geleni de kitleler görmezden gelirler. Dar grupçu hesapların kimseye bir yarar sağlayamayacağını hayat herkese gösterecektir." Geçmiş pratik, ders almasını bilene göstermiş de olması gerekiyor. Derginin çeşitli sayılarındaki çeşitli yazılarda bu konunun önemi üzerine yazdıklarınıza (Ör: 2. sayının baş yazısında bu konuda yazdıklarınıza) katılıyoruz.

     Hem farklı sol anlayışlara karşı takınılan tavır ve onlarla bir arada yaşama, birlikte örgütlü mücadele edebilme, hem de ilgili kitleyi karar alma sürecine katabilme, kitleyi edilgen ve seyirci olma konumundan kurtarabilme açısından, yani bu örgütlerde var olması zorunlu doğrudan demokrasi anlayışı açısından bu " demokratiklik" özelliği irdelenmelidir.

     Demokratik Kitle Örgütleri üzerine söylenebilecek ve söylenmesi zorunlu pek çok şeyin olduğuna inanıyoruz. Bu örgütlerde yönetime gelmenin değil kitleyi kazanmanın amaç olduğu ve bunun doğal sonucunun yönetime gelme olacağı; bu örgütlerin yalnızca legal örgütler olarak görülüp bu örgütlere yalnızca legal olanaklardan yararlanmak açısından yaklaşılmasının yanlış olduğu; bu örgütlerin yalnızca volan kayışlarından biri olarak görülmesinin değil, ekonomik-demokratik mücadelenin özgün araçları olarak görülmesinin doğru olduğu; bu örgütlerin, Türkiye'de sol hareketin cephesel birliğinin sağlanmasında ve somutlanmasında çok önemli, hatta temel öneme sahip taban örgütlerinden biri olduğu; bu örgütlerin, kitlelerin daha üst düzeydeki mücadelelere kanalize edilmesinde ve daha üst düzeydeki örgütlenmelerde örgütlenebilmesinde çok önemli bir yerinin olduğunun bilinmesi vb.

     -- "Ayrıca demokratik öğrenci örgütleri arasında (hayatın dayattığı kimi kendiliğindenci süreçler dışında) ortak program ve eylem platformlarının oluşturulması mümkün olmadı." (sy.1) İstenenin ve olması gerekenin, aynı demokratik örgütlenme içinde birlik olduğu açıktır. Ancak 70-80 arası süreçte öğrenci örgütlerinde (bir tane kurulması zorunlu öğrenci dernekleri dışında) bu konuda, olumsuz bir görünümün genel bir olgu olduğu biliniyor. Mektubun başında biraz değinmeye çalıştığımız üzere, bunun nedenleri konusunda daha ayrıntılı düşünmek gerekir. Ör: Demokratik gençlik örgütlerinde birlik olabilmenin ille de siyasi hareketler düzeyinde birliğin sağlanmasına bağlı olduğu söylenemezse de, siyasi hareketler düzeyinde birliğin sağlanamamasının, hatta bu doğrultuda umut veren ciddi ve kalıcı adımların atılamamasının, dahası tam aksi doğrultuda, yani ayrım noktalarının iyice anlaşılması için ayrımın körüklenmesinin ve bu doğrultuda ısrarla bazılarınca sekter bir anlayışın savunulmasının ve saflarda egemen kılınmaya çalışılmasının, pek çok siyasi grubun öğrenci gençliğin dışına taşıp kitleselleşemediği bir durumda öğrenci gençliğin demokratik örgütlerde birliğinin sağlanması üzerinde nasıl yıkıcı bir etki yarattığı üzerine parmak basılabilir. Farklı demokratik gençlik örgütlenmesi anlayışlarının birlik üzerindeki olumsuz etkileri üzerinde durulabilir. Bugün asıl olarak gençliğin aynı demokratik örgütler içerisinde bir araya gelmesi ve birlikte örgütlü mücadele yürütmesi savunulmakla birlikte, farklı örgütlenmelere gidilmesi halinde, bu farklı demokratik örgütler arasında çeşitli düzeylerde ama giderek kalıcı bir birlikteliği hedefleyen eylem birlikleri hayata geçirilebilmelidir. Bu konuda, mücadelenin çıkarları düşünülerek mümkün olduğunca esnek olunması ve ayrıca doğru olanın mücadele içerisinde birlikteliğin sağlanması olmakla birlikte, bunun birlik konusunda oturup tartışılmayacağı ve bunun yararı olmayacağı anlamına gelmediğini ifade edelim. Aksi halde mücadele içinde birlik anlayışı, sıkça görüldüğü üzere kendiliğindenciliği doğurabilir ve bu duruma düşüldüğü andan itibaren de birlik falan sağlanamaz.

     Türkiye sol hareketi(nin) yaşanan bunca deneyimden sonra birlik sorununu iradi bir istem ve çaba düzeyinde ele alması gerektiği açıktır. “ (Devam edecek)

     AYDIN/9-3-1988 (Yazılış tarihi)

     21.4.1988-AYDIN ( Dergiye gönderiliş tarihi)

     Haziran 1988 (Derginin yayınlanış tarihi)

     17.08.2020/Datça

     Mehmet Erdal

     (*) Ali Alfatlı, bu söyleşisinde, o yaz İnciraltı Yurtlarının tam orta yerinde bulunan kafeteryanın üst katında yapılan ve takriben 1,5 ay kadar her gün süren eğitim çalışmasına kırk elli civarında kişinin katıldığını söyler; benim belleğim (ki aynı çalışmaya katılan bir arkadaşıma da sordum, o da beni doğruladı) bu çalışmaya on civarında bir katılım olduğunu, bir ara on iki kişiye ulaşıldığını ama on üç olunamadığını, çalışmayı ancak dokuz kişinin tam anlamıyla tamamlayabildiğini söylüyor. (Bknz:Tarihle Söyleşiler-1/syf. 51-52.) Keza Sevda, o çalışmaya katılmamıştı.



 

 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder