31 Ocak 2020 Cuma

2020.02.01.DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI-7/ HANGİ KATILIM?

  Hiç yorum yok

     DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -7
     HANGİ KATILIM?
     Merkezi Otorite, 2005 yılında çıkardığı 5393 sayılı yasanın 76. maddesi çerçevesinde kent konseyini yasal olarak tanırken ve 2006 yılında yayınladığı ilgili yönetmelikle de çerçevesini çizerken, büyük ölçüde 'dış etkenlere' endeksli hareket etti; bu nedenle, kent konseyine 'kerhen' bir yaklaşımı mevcuttur.
     Ama, Merkezi Otorite, bunu yaparken, ne yaptığını da biliyordu; bu örgütlenmeyi yasal olarak kabul ederken ve her yerde belediye başkanlarınca kurulmasını önerirken, dünyanın benzer başka yerlerinde olduğu gibi, yurttaşların yerel yönetimlerin var olan eksikliklerine ve yetersizliklerine yönelik tepkilerinin süreç içerisinde doğrudan yerel yönetim modelinin sorgulanmasına ve haliyle, var olandan daha başka bir yerel yönetim modeli arayışına yönelmesini önleyebileceğini düşünüyordu. Onun için önemli olan, var olan yerel yönetim modelinin (Temsili Demokrasinin) geçerliliğini korumasıydı.
     ***
     Kent konseyini, çoğunluk konumundaki (1389 belediyeden 1039'unu oluşturan) eşitleri gibi 'Bu bizi bozar.', 'Bu bize uymaz.', 'Bu dış kaynakların dayatması.', 'Ne yani bize güvenilmiyor mu?.', 'Yönetim iki başlılık kaldırmaz.' vb.vb. çerçevesindeki söylemlerle değerlendirmeyen; yönetimine geldikleri yerlerde kurulmasını sağlayan ya da kendinden önce kurulmuş ise devam etmesine izin veren (50, hadi daha iyimser olalım, 350 civarındaki) belediye başkanları da ne yaptıklarını ve kent konseyine neden destek verdiklerini biliyorlar.
     Evet, onlar, yönetiminde bulundukları yerlerdeki yurttaşları özgür birer yurttaş olarak görüyorlar; hem kendilerine hem de yönetiminde bulundukları yerlerdeki yurttaşlara güveniyorlar; var olandan daha iyi bir yönetim anlayışını savunuyorlar... nihayetinde, çoğunluk konumundaki eşitlerinden pek çok yönden farklı olduklarını söylüyorlar.
     Eyvallah!
     Ama bu belediye başkanları, gerçekte, yönetiminde oldukları yerel yönetimlerin şu ya da bu nedenle her şeye yetemediğini; kendileri istese de istedikleri her şeyi yapamadıklarını; yurttaşların pek çok konudaki taleplerini ya hiç ya da zamanında ve onların istedikleri biçimlerde karşılayamadıklarını; bu yapamadıkları ve kendilerini çaresiz hissettikleri konularda yurttaşlardan gönüllü katılımcıların ve farklı biçimlerde katkıda bulunanların çıkmasının iyi bir şey olduğunu; nihayetinde, yurttaşların bu gönüllü katılımlarının ve katkılarının kendilerinin artı hanelerine yazılacağını ve bu nedenlerle kent konseyinden korkmamak, tam aksine kent konseyini ve onun çalışmalarını desteklemek gerektiğini düşünüyorlar.
     Öte yandan, kent konseyinde yer alan ve çalışan yurttaşların herhangi bir konuda kendi aralarında tartışarak alacakları kararları bir öneri olarak belediye meclisine sunacaklarını; belediye meclisinin de, kent konseyinden gelen öneri düzeyindeki bu görüşleri kabul edip etmeme özgürlüğüne sahip olduğunu biliyorlar.
     O halde, kent konseyinden neden korksun ve desteklemesinler ki?
     Kent konseyine katılımcı olarak ya da var olan çalışma grupları ve meclislerde yer alarak katılanlar, ola ki çizmeyi aşar ve herhangi bir biçimde başını ağrıtmaya başlarlar ise, (sıkça tanık olunduğu üzere) gerekeni yaparlar; olur, biter...
     (Burada genel bir soyutlama yapmaya çalışıyoruz; yoksa, herkesi aynı torbaya koymaya çalışmıyoruz. Ülkemiz geçmişinde yaşanan örnekle ifade edersek, Fatsa örneğine öykünen ve bugünkü kendi gerçekliğinde o yoldan yürümeye çalışan istisnai konumdaki bazı yerel yöneticileri, bu değerlendirmenin dışında tutuyoruz.)
     ***
     Yerel yönetimlerin karar alma süreçlerine yurttaşların katılımları konusunda 'kent konseyini' işaret eden ve kent konseyleri içinde şu veya bu konumda yer alarak 'canı gönülden' çalışma yürütenlerin bir kısmının da kent konseyine ilişkin bakış açılarının çok safiyane olmadığını; bizim kent konseyine ilişkin yaptığımız değerlendirmelerin benzeri değerlendirmelerden habersiz olmadıklarını ve haliyle kent konseyinin gerçekte ne olduğunu çok iyi bildiklerini ve bunu bilerek kent konseyinde yer aldıklarını, çalışmalara katıldıklarını ve konumlandıklarını; yanı sıra, kent konseyi dolayımı ile karar alma süreçlerine katılmayı savunduklarını, düşünüyoruz.
     Yerel yönetimde resmi ya da gayrı resmi olarak yer almamalarına karşın (yerel yönetimde yer almış olsalar idi, bir yere kadar da olsa anlamaya çalışabilirdik; ama o konumda değiller) bu yaklaşımı savunanlar, bizce, söylem düzeyinde ve masa başında, kendilerini nasıl tanımlarlarsa tanımlasınlar ve yerel yönetimler, yerel demokrasi, katılım, temsili demokrasi, doğrudan demokrasi...vb.vb. konularda ne söylerlerse söylesinler; aralarında görece farklı yaklaşımlar olsa da, gerçekte, kendi bildikleri nedenlerle, halihazırda yürürlükte olan yerel yönetim modelinin var olmaya devam etmesini, kent konseyi ile takviye edilmesini; bunun da yeterli bir şey olduğunu düşünüyorlar...(Öyle ki, bu arkadaşlardan bazıları, meydanın boş ve ortalıkta dolaşanların da yalnızca kendilerinden ibaret olduğunu sanıyor olmalılar ki,yürütülüp yönlendirilecek 'Demokrasi Mücadelesi' içerisinde 'Doğrudan demokrasinin' temel örgütlenme biçimlerinden birisi olarak kurulabilecek olan 'Mahalle Meclislerini'; 'Temsili Demokrasinin' geçerli olduğu belediye meclisinin/yerel yönetimin bile değil, onun da yardımcısı konumundaki bir örgütlenme biçimi olarak önerilen ve kabul edilen 'Kent Konseyinin' bir alt organı olarak ve dahası, tepeden inme bir biçimde kurulmasını önerebilmekte ve bu amaçla hazırlanan bir 'Mahalle Meclisleri Yönergesi'ni tartışmaya açabilmektedirler.. Bknz: 'MAHALLE MECLİSLERİ YÖNERGESİ' ÜZERİNE 1-3/ https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com )
     Bu nedenledir ki, nihayetinde, günlük yaşamımızda, içinde yer aldıkları ve çalışma yürüttükleri kent konseyinin bulunduğu yerdeki yerel yöneticilerin yanında duruyor görünmekten ve onları destekler konumunda bulunmaktan öteye geçemiyorlar.
     ***
     Bugüne kadar kent konseyi ile ilgili yayınladığımız (Bknz: KENT KONSEYİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI 1-12/ https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ) bütün yazılardan da anlaşılacağı üzere, biz, hiç şüphesiz ve tartışılmaz bir biçimde, Merkezi Otoritenin 2005 yılında kent konseyini yasal olarak kabul etmesini; azınlıkta olsalar da, bazı belediye başkanlarının yönetimde oldukları yerlerde kent konseyini kurmalarını ve desteklemelerini; yurttaşların ise katılımcı olarak ya da kent konseyi içerisinde kurulacak çalışma gruplarında ve meclislerde yer alarak çalışmalara katılmalarını, görece, iyi bir gelişme olarak değerlendiriyor ve destekliyoruz.
     Bizim karşı çıktığımız, bütün bunların iyi bir şey olarak değerlendirilmelerinin ötesinde 'yeterli' olarak görülmesi ve bu çerçevede arayış içinde olanlara, kent konseyinin gidilecek yegane adres olarak gösterilmesidir..
     Bizce, a)-Kent konseyinin halihazırda bulunmadığı (1039 civarındaki) yerde yerel yönetimin karar alma sürecine katılmak için kent konseyinin kurulmasını beklemek yerine ya da gereksiz bir tartışmaya yol açmayacak başka bir ifadeyle, belediye başkanının kent konseyini kurmaya ikna edilmeye çalışılmasının yanı sıra (çünkü, kent konseyi dolayımı ile karar alma süreçlerine katılabilmek için, önce, kent konseyinin kurulması gerekiyor; aksi halde, bu çerçevedeki bütün tartışmalar, lakırdı'dan öteye geçmez), doğrudan belediye meclis toplantılarına katılmaya başlamak,
     b)-Kent konseyinin bulunduğu yerlerde kent konseyi çalışmalarına katılmak ama bu çalışmalar ile yetinilmesi halinde, yerel yönetimin karar alma süreçlerine katılımın ve daha doğru bir ifadeyle, var olan yerel yönetimin demokratikleştirilmesinin ve demokratik bir yerel yönetimin yaratılmasının olanaksız olduğunu bilmek; haliyle, kent konseyi içerisindeki çalışmaların dışına çıkmak ve kent konseyi çalışmalarını, o sürece eklemlemek gerekir.
     Elbette, hangi yolda yürüyecek olduğuna karar verecek olanlar, bulunduğu yerlerde kendi yaşamlarıyla ilgili konularda alınacak karar alma süreçlerine aktif birer özne olarak katılacak ve bu doğrultuda bir irade ortaya koyacak olan yurttaşlardır.
     Gerisi, lafügüzaf'dır.
     01.02.2020/Datça
     Mehmet Erdal

28 Ocak 2020 Salı

2020.01.28.PAZAR YERİ YAZILARI-2/ BRAVO DOKTOR

  Hiç yorum yok

     PAZAR YERİ YAZILARI-2: BRAVO DOKTOR
     İçmeler Pazar yeri, ağırlıkla yazın faaliyet yürüten, kışın ise, Marmaris ve civarında yaşayıp da kışın pazar yerlerinde tezgah açmak zorunda olan (çünkü, başka türlü ayakta kalmaları ve geçimlerini sürdürmeleri olanaksızdı) ve çoğunluğunu üreticilerin oluşturduğu (sebze-meyve satan) pazarcıların tezgah açtıkları bir yerdi.
     ***
     Her yaz başı, İçmeler Pazar yeri ile ilgili olarak, özellikle bir yıl önce o pazar yerine tezgah açan ve giyim, deri çanta-kemer, ayakkabı, hediyelik eşya ve takı türü eşya satan pazarcıları (şu an bu yazıyı okuyan pek çoğunuzun anlayamayacağı ve dahası, hayal bile edemeyeceği) büyük bir heyecan ve telaş sarardı: Acaba bu yıl kendisine tezgah açma izni verilecek miydi? Verilecekse, bu yer nasıl bir yer olacaktı? Ölü (orta) bölgeden bir yer verilirse ne yapacaktı? İşi garantiye almak için ne yapmalıydı? Kimlere gitmeliydi?...vb.vb.
     ***
     Marmaris, Armutalan ve İçmeler Pazar yerlerinde, pazar yerindeki düzenleme vb. konularda, belediye başkanı, öyle var sayıldığı gibi, mutlak surette, zabıta amirini yetkili kılmazdı; Bu yetkili kılınan bazen zabıta amiri, bazen belediyenin yazı işleri müdürü, bazen veterineri, bazen doktoru ya da bazen bir başkası ...olabilirdi.
     Bunun nedeni, sahil şeridindeki, yani turizm gelirinin asıl geçim kaynağını oluşturduğu turizm merkezlerinde pazar yerlerinin rantın yoğun ve yüksek olduğu, haliyle bu ranta el koymak ya da bu ranttan pay almak, dahası var olan rantın pay dağıtanı konumunda olmak için bazı belediye görevlileri arasında yoğun çekişmelerin ve kavgaların yaşandığı yerler olmasıydı.
     İçmeler Belediyesi içerisinde de, bu çerçevede, hırslı ve aldığı maaşla yetinmeyen aç gözlü bazı görevliler arasında çekişmeler olduğunu sıkça duyuyorduk.
     ***
     Her neyse, 2004 yılı sezon başı, ki bu Mayıs ayı sonu Haziran ayı başı demek oluyor, önceden beri o görevde olan zabıta amirinin organizasyonu çerçevesinde, büyük ölçüde önceki yılın benzeri bir yer dağıtımı yapılmıştı. Yalnızca, yeni yönetimin bazı istemleri dahilinde olduğu söylenen, yani bazı kişilere (her bölüm için geçerli olduğu söylenebilir) 'ön' taraflardan (müşterinin yoğun olarak geçtiği ve bu nedenle, eşitlerine göre ona avantajlı bir konum sağlayan) yerler verilmiş; haliyle önceki yıllarda o yerlerde tezgah açan bazıları (önceki yılla kıyaslandığında) 'mağdur' edilmişti.
     Gerçekte, bu iddiada olanların sayısı çok değildi. Yer dağıtımında, önceki yıllardan çok farklı ve kökten bir değişiklik yoktu; öteden beri bilinen, duyulan vb. karmaşık ilişkiler ve alanın da satanın da memnun olduğu bazı 'alış-verişler' yine geçerli olmuştu.
     Bir başka deyişle, önceki yıllarda pazar yerinde kurulan ve bazılarının lehine, bazılarının ise aleyhine dönen çark, yine dönmeye devam ediyordu.
     Benim için, o yıl da değişen bir şey yoktu; önceki yıl tezgah açtığım yerde kalmıştım.
     ***
     Sezon başladı. Biz işimizin başındayız. Pazar yerinde önceleri fısıltıyla başlayan ve giderek yüksek sesle dillendirilen bazı dedikodular dolaşmaya başladı. Bu dedikodulara göre, CHP'li yeni yönetim, bazı yandaşlarına, bu çerçevede Kürt kökenli bazı pazarcılara 'ön' taraflardan yer vermişti; filan ya da feşmekanın hakkı yenmişti...
     Halbuki, her yıl sezon başı benzeri şeyler olur ve bazıları kaybeder, istenen 'ödemeyi' önceden yapan bazıları ise 'kazanırdı'; bu yılda, özde değişen bir şey yoktu. Yalnızca, bu yıl, öncekinden farklı olan, öteden beri hep 'ön'de yer alanların bir-ikisinin tezgah alanı birazcık daraltılmış ya da birazcık yer değiştirmişti; o yıl da pazar yerinden sorumlu olan zabıta amiri, yeni yönetimin bazı kişilere yönelik yer talepleri konusunda uygun çözümü, ancak bu şekilde bulabilmişti.
     Bu dedikoduların asıl nedeni şuydu:
     2004 yılı öncesi yıllarda, yerel yönetim, yaz sezonu başı pazar yerinde yer dağıtımı yaparken, İçmelerin yerlisi ya da İçmeler'de ikamet eden bazı kişilere 'ön' taraflardan yer tahsisi yapmakla kalmaz; bunların bazılarından, her pazarcıdan alınan yer tahsisi+işgaliye bedellerini almaz ya da bu yer sahiplerinin paşa gönülleri ne zaman ister ise ödemeleri çerçevesinde tahsil ederdi.
     Yine, belediye personelinin tamamına yakınına, (eşleri, kardeşleri, çocukları vb. üzerinden) yer tahsisi yapılırdı.
     Dahası, farklı kılıflar altında, dernek yönetimine de hatırı sayılır sayıda yer ayrılırdı.
     Öte yandan ise, Milas ve Yatağan ilçelerinde yerleşik konumda olan ve oralardan gelip pazar yerinde tezgah açmak için başvuruda bulunan ve büyük ölçüde giyim ve deri çanta-kemer satan pek çok Kürt kökenli pazarcıya yer tahsisi yapılmazdı.
     İşte, yukarıda bahse konu edilen biçimlerde tahsis edilen bu yerlerin bir kısmı; özellikle belediye personeline ve derneğe tahsis edilen yerler, yer talepleri geri çevrilen (o yıl tezgah açabilmek için kesenin ağzını açmaya hazır) bu Milas ve Yatağandan gelen Kürt kökenli pazarcılara kiralanırdı.
Bu çark, her yıl, burada anlatıldığı gibi, döner dururdu.
     2004 yılı sezon başında, ilk iki kesime yer tahsisinde değişen bir şey olmamış ama derneğe yer tahsisinde sorun çıkmıştı; yeni yönetim nedeniyle, yer tahsisi yapanlar, bu konuda, gerekeni yapmakta çekingen davranmışlar; önceki yıllarda derneğe yapılan yer tahsisi yapılamamıştı.
Yıllardır nemalandıkları bu rantın (çantadaki kekliklerin) elden uçup gittiğini, yani belediyede yer tahsisinde yetkili olan görevlilerin bir biçimde kendilerinin tasarrufuna bıraktığı ve haliyle kendilerinin de yer talebi olan Kürt kökenli pazarcılara yüksek fiyatlardan kiraladıkları yerlerin, bu yıl, doğrudan, belediye tarafından aynı kişilerin bazılarına tahsis edildiğini görenler, tepkilerini bu söylentileri yayarak ifade ediyorlardı.
     Olay bundan ibaretti.
     ***
     Sezon devam ederken, alttaki yazıda değinildiği üzere, 31 Ağustos günü gecesi, ertesi gün için tezgahlarını hazırlamaya çalışan ve deri çanta- kemer satan iki grup pazarcı arasında, özde rekabetten ve çekememezlikten kaynaklanan ama söylemde, bir miktar 'etnik kimlik' tartışmasına kayan bir kavga yaşandı; bu olay, İçmeler Pazar yeri yönetiminde, bir anlamda 'milat' oldu.
     Zabıta amiri, pazar yeri sorumluluğundan alındı, yerine İçmeler Belediyesi doktoru getirildi.
     Doktor, hemen farklı olduğunu ve farklı bir çizgi izleyeceğinin ipuçlarını vermeye başladı.
     Sezon devam etti.
     Ben, doktorun yaptıklarından hareketle, biraz da 'umuda kapılarak' diyeyim, pazar yerlerine dair yapılması gerekenler üzerine düşüncelerimi ve önerilerimi bir kez daha ama bu kez biraz daha ayrıntılı olarak yazıp yayınlamak istedim; yazdım ve yine Çağdaş Marmaris gazetesine/Mehmet Emin Berber'e götürdüm. (Elbette, bir önceki yazıda belirtilen koşullar devam ettiğinden, yine başka bir adla.)
     Yazı şuydu:
     ''BRAVO DOKTOR
     2004 Yılı Turizm Sezonunun bitimine az bir süre kala tanık olunsa da İçmeler Belediyesi sınırları içerisinde Çarşamba günleri kurulan pazar yerinde ilginç gelişmeler yaşanıyor...
     ZABITA AMİRİ DEĞİŞİYOR
     29 Mart Yerel Seçimler öncesi verilen sözlerin ve seçim sonrası doğal olarak gündeme gelen beklentilerin aksine, GÖRECE daha sancılı bir şekilde (Armutalan, İçmeler ve Marmaris pazar yerlerinde) tezgah açmaya başlayan pazarcılar; bu yaz boyunca, turizm sezonundan beklediklerini bulamamanın da etkisiyle, oldukça stresli günler geçirmeye başladılar.
     İçmeler Pazar yerinde, bir yönüyle, yaşanılan bu yoğun stresin doğal sonuçlarından birisi olarak, bilindiği gibi, 31.08.2004 günü gecesi bir grup pazarcı arasında çok sert bir kavga yaşandı; sert ve kesici cisimlerle, bir çok pazarcı birbirini yaraladı...
     Bu yazının konusu çerçevesinde, İçmeler belediyesi, bu kavganın hemen ardından, 29 Mart Yerel Seçimler öncesi de görevde olan mevcut zabıta amiri Tugay bey'i görevden aldı ve yerine belediye doktoru Bayram bey'i atadı.
     Yeni zabıta amiri seçilen Dr. Bayram bey, yine bu yazının konusu çerçevesinde, turizm sezonunun bitimine az bir süre kalmış olsa da, pazar yerinde, adeta yeni bir dönemin başladığı imajını veren girişimleri gündeme getirmeye başladı.
     'OLMAZ' OLMAZMIŞ!
Doktor Bayram bey, ilk iş olarak, kavgaya karıştığı veya kavganın olduğu yerde tezgahı olup da tezgahını kiraya verdiği bilgisini aldığı bazı pazarcıların pazar yeri kartlarını iptal ettirdi. Bu iptal edilen veya eski zabıta amirinin her nedense listelerde boş gösterip resmi olarak pazarcı yerleştirmediği yerlere ( takriben 80 civarında), pazar yeri duvarları dışındaki alanda tezgah açan kart sahibi pazarcıları yerleştirdi. Zabıta memurları ile birlikte, zabıta memurlarının çok iyi bildiği ama kendisinin hiç tanımadığı tezgahları tek tek dolaşarak, hangi tezgahın kart sahibi tarafından çalıştırıldığını, hangi tezgahın sahibi tarafından kime kiraya verildiğini tespit etmeye başladı.(Bu satırların yazıldığı sırada tespit işlemi devam ediyordu.) Bir anlamda, pazarcı ile yüzyüze geldi ve belediye ile pazarcılar arasında var olan yabancılaşmayı kırma sürecini başlattı...
     Vergi memurları, ellerinde belediyeden aldıkları kart sahipleri listesi ile tezgahları dolaşmaya ve tezgah sahiplerinin vergi mükellefi olup-olmadığını tek tek tespit etmeye başladılar.
     23 Eylül günü akşamleyin, pazarın bittiği saatlerde, belediyenin temizlik ekibi pazar yerine girdi ve geride kalan kağıt, poşet vb. atıkları toplamaya başladı. (Böylece, Datça Belediyesinin yıllardır yaptığı, Armutalan Belediyesinin bu yıl yapmaya başladığı bu basit ama kesin sorun çözücü eylem, nihayet gündeme geldi.)
     SORUNLAR KAPSAMLIDIR!
     Yeni zabıta amiri de görevini içselleştirdikçe görecektir ki, pazar yerlerindeki sorunlar bir-iki... değil, çok kapsamlıdır ve yılların birikiminin ürünüdür.
     Bazı yönleriyle Beldibi, Armutalan, Turunç, Bozburun, Datça, Marmaris...vb. bütün pazar yerlerindeki sorunlarla çakışan bu sorunların artık köklü ve kalıcı çözümü gündeme getirilmelidir. Çözüm ise, sanıldığının aksine, olanaksız değildir. Bizce, pazar yerinde bugün yaşanan sorunlarla tek tek uğraşmak yerine, bu sorunların kaynağını oluşturan zemini yenilemek gerekir. (Bu daha pratik ve daha sonuç alıcıdır.)
     Bu çerçevede:
     1-Vergi kaydı olmayana, Esnaf ve Sanatkarlar Odasından kayıt getirmeyene ve (Hediyelik dışında) ustalık belgesi bulunmayana (veya bu belgeye sahip birisiyle noterde sözleşme imzalamayana) tezgah açma izni verilmemelidir.
     2- Her vergi mükellefine yalnızca bir tezgah açma izni verilmelidir. (Eş, kardeş, akraba ...vb. ilişkiler bir vergi numarasına birden çok tezgah açma izni verilmesine gerekçe olmamalıdır; böylece kiralama, vergi kaçırma vb. muhtemel dedikoduların önü kesilmelidir.)
     3- Hiçbir kimseye vergi kaydında veya ustalık belgesinde belirtilen işin niteliği dışında başka bir alanda tezgah açma izni verilmemelidir.
     4-Kiralama yasağı kesin olarak korunmalı ve yerini kiraya verdiği tespit edilen kişinin izin kartı iptal edilmelidir.
     5- Pazar yerinde hem farklı iş yapanların hem de aynı işi yapanların kendi aralarında sahip oldukları tezgahların bulunduğu konum ve kapsadığı alan açısından eşitlik sağlanmalı ve bu çerçevedeki 'adam kayırma' türünden şikayetler ortadan kaldırılmalıdır.
     6- Bazı kart sahiplerinin yıllardır belediyeye vermeleri gereken kart paralarını ya hiç ödemedikleri ya da kısmen ödedikleri bilinmektedir. Hal böyle olunca belediyenin kağıt üzerinde beklediği gelir ile o yıl elde ettiği gelir arasında ciddi bir fark ortaya çıkmaktadır. Bizce yüksek olan kart ve günlük işgaliye bedelleri makul bir seviyeye çekilmelidir. Yıllık tutar iki takside bölünmelidir. Taksitlerin ilki Nisan ayında, ikincisi Temmuz ayında tahsil edilmelidir. İlk taksiti ödemeyene tezgah açma izni verilmemelidir. İkinci taksiti ödemeyenin ise kartı iptal edilmelidir. Böylece hem belediye gelirleri garanti altına alınmış olacak, hem doğabilecek suistimaller önlenmiş olacak, hem de bu çerçevede kart sahipleri arasındaki eşitsizlik ve hoşnutsuzluk giderilmiş olacaktır...
     7-2005 Turizm sezonunda pazar yerinde izin verilmeyecek iş kollarının hangileri olduğu resmi olarak, içinde bulunduğumuz turizm sezonu bitmeden, en kısa sürede ilan edilmelidir. Böylece bu iş kollarında faaliyet yürüten pazarcıların olası mağduriyetleri önlenmelidir.
     8- Pazar yerindeki tezgahların sayısında bir sınırlamaya gidilmelidir. Pazar yeri alanının sınırları kesin olarak belirlenmelidir.
     9- İçmeler Pazar yerine yeni bir dizayn vererek içerisinde WC, duş, kafeterya, güvenlik ve sağlık ekibi, otopark...vb. bulunan daha modern ve çağdaş bir pazar yeri oluşturulmalı, hatta madden mümkün ise, kapalı bir pazar yerinin yapılması gündeme alınmalıdır.
     10- Yerli ve yabancı turistlerin de sıklıkla dile getirdiği gibi; satılan her ürün fiyat etiketi takılarak satışa sunulmalıdır.
     11- Her ne olursa olsun; hiç bir kişi, kurum ve kuruluş için belediye zabıtaları aracılığıyla bağış toplanmamalıdır. Gereklilik durumunda bu kişi, kurum ve kuruluşlar belediyeden izin alarak kendileri toplamalıdırlar.
     Var olan sorunları büyük ölçüde ortadan kaldıracağına ve pazar yerlerinde yeni bir dönemi başlatacağına inandığımız bu önerilerin hayata geçirilmesinin ardından yeni sorunların gündeme gelmesi olanaksız değildir; ama bunlar hem daha basit, hem de daha kolay çözülebilir sorunlar olacaktır.
     09.10.2004
     Mehmet Ali Bayar''
     ***
     Yazı yayınlandı ve ben, bir Kasım'da sezon kapandıktan sonra da, İçmeler Pazar yerine, hava koşullarının uygun olduğu günlerde gidip tezgah açmaya devam ettim.
     16.01.2020/Datça
     Mehmet Erdal.

24 Ocak 2020 Cuma

2020.01.25.DATÇADAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -6 KENT KONSEYİNE 'KATILIM', KATILIM MI DIR?

  Hiç yorum yok

     DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -6
     KENT KONSEYİNE 'KATILIM', KATILIM MIDIR?
     Tartışma konumuzun 11.01.2020 tarihinde yayınlanan 'KATILIM MI DEMİŞTİNİZ?' başlıklı ilk bölümünde, '' 31 Mart 2019 Yerel Seçimi sonrası, çok az sayıdaki kişiden oluşan Datça Haziran Meclisinde, bütün belediye Meclis toplantılarına katılma doğrultusunda bir eğilim öne çıktı ve ardından,....Bu düşüncemizi yerel yönetimde ya da uzunca bir süredir var olan ve Datça'da oldukça aktif bir çalışma çizgisi izleyen kent konseyi içerisinde farklı konumlarda bulunan bazı tanıdıklara açtık; ilk anlarda, yerel yönetimde yer alan tanıdıkların bir kısmı 'Gidin, kent konseyinde çalışın.', kent konseyi içerisinde çalışma yürüten tanıdıkların bir kısmı ise 'Gelin, kent konseyinde çalışın.' yollu, bir anlamda yönlendirme içeren önerilerde bulundular.'' (Bknz: https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ) demiştik.
     ***
     Ülkemizde, resmi kayıtlara göre (Bknz:e-içişleri gov.tr), 1389 yerleşim biriminde belediye örgütlenmesi mevcuttur; kimse kesin rakam veremiyor ama 15.06.2015 tarihli bir habere göre (Bknz: Yeni Asya/Google), o tarihte 200, yani %15'lik bir kısmında; bugün ise, 350 civarında, yani %25'inde, Kent Konseyinin kurulu durumda olduğu söyleniyor. (Bknz: 'Mahalle Meclisleri Yönergesi' üzerine-1/23.11.2019 https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com )
     Bu 350 civarındaki kent konseyinin ise kaç tanesinin aktif olduğu ve kaç tanesinin 'kağıt üzerinde' kurulu bulunduğuna dair, yine tahminin dışında kimse bir şeyler söyleyemiyor. (Bu konuda da, tahminen, aktif sayılabilecek olanlara dair 50 rakamı, veriliyor.)
     ***
     Bizim düşüncemiz karşısında 'Tamam, belediye meclis toplantılarına katılınmalı ama kent konseyi içerisinde çalışmayı da unutmamalı; orada da çalışılmalı' ya da 'Kent konseyi içerisindeki çalışmayı da ihmal etmemeli' biçiminde (ki, biz zaten o çerçevede düşünüyorduk) tepkiler gösterilse idi, hiç bir sorun yoktu; ama öyle olmadı. Bizim yaklaşımımızın (haliyle önerimizin) alternatifi olarak, yukarıdaki yaklaşım/karşıt öneri dile getirildi.
     Bu durumda, şimdi sorulması gereken soru şudur: 'Kent konseyinde çalışın' biçiminde yapılan yönlendirme içerikli çağrı (yalnızca Datça için önerilmiş olabileceğine hiç şans tanımadığımızdan, soruyoruz) yalnızca Datça ve Datça gibi 'kent konseyi olan yerler' için mi, yoksa kent konseyi olsun olmasın, 'ülkemizin geneli için de' geçerli olmak üzere mi önerilmektedir?
     Datça ve Datça gibi kent konseyinin kurulduğu (50, hadi iyimser olalım, 350 civarındaki) yerler için öneriliyor ise, bu durumda geriye kalan ve kent konseyi bulunmayan 1039 civarındaki yerleşim birimi için ne öneriliyor?
     Ülkemizin geneli için öneriliyor ise, halihazırda kent konseyi bulunmayan yerlerdeki yurttaşlar, (tamam, bu önermenin doğal sonucu olarak, kent konseyinin kurulması için çalışacaklar; iyi de) kent konseyi kuruluncaya kadar ne yapacaklardır?
     Bu, birincisi.
     İkincisi, kent konseyi, daha önce yazıldığı üzere, özet olarak, ''Farklı ülkelerde, farklı zamanlarda, farklı ad ve biçimlerde önerilmiş..., tarihsel olarak 'merkezi otoritenin' (Devletin) yereldeki eksikliklerinin ve yetersizliklerinin değil, yerel yönetimin (belediyenin) eksikliklerinin ve yetersizliklerinin'' merkezi otorite tarafından kabul edilmesi ve ''giderilmeye çalışılmasının bir ifadesi olarak gündeme gelmiş ve...ülkemizde 2005 tarihli 5393 sayılı Belediyeler Kanununun 76. maddesi ile resmen kabul edilerek günlük hayatımıza girmiş ve her yerde değil, yalnızca '...belediye teşkilatı olan yerlerde...' kurulması... öngörülen bir örgütlenme biçimidir.'' (Bknz: Kent Konseyleri üzerine tartışma notları. Bölüm-3/22.06.2019 https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com )
     Bir başka deyişle, kent konseyi, yerel yasama organının ya da daha geniş bir tanımlamayla,yerel yönetimin eksikliklerinin ve yetersizliklerinin giderilebilmesine katkıda bulunabilmesi amacıyla önerilmiş 'YARDIMCI' bir örgütlenme biçimidir. (Dahası, bizim ülkemizde, ilgili yasayı çıkaran siyasal iktidarın bu örgütlenmeye olan 'KERHEN' yaklaşımı nedeniyle de diğer ülkelerdeki benzerlerinden oldukça daha şekli ve ucube bir yasal tanımlaması yapılmıştır.)
     Yasa koyucunun belirlediği ve kimler olacağını, çıkardığı ilgili yönetmeliğin bir maddesi ile duyurduğu katılımcı kurum ve kuruluşların temsilcilerinden oluşan kent konseyi, yılda en az üç (3) kez toplanır (genel kurulda toplanma sayısı artırılabilir) ve eğer toplantının gündeminde var ise, belediye meclisinde görüşülmek üzere gönderilecek kararları tartışır ve oylar; kabul edilenleri, belediye meclisine sunar.
     Belediye meclisi, kent konseyinden gelen bu kararları gündemine alır, görüşür, tartışır ama kabul etmek zorunda değildir; aynen ya da değiştirerek kabul etmek ya da kabul etmeyip geri çevirmek hakkı ve keyfiyeti, tamamen onun tasarrufundadır.
     Kent konseyinde, genel kurul toplantılarında, (belediye meclis toplantılarında olduğu gibi) yalnızca katılımcılar oy kullanır ve kararın nasıl çıkacağında belirleyici olurlar; genel kurul toplantılarına gönüllü olarak katılan izleyici konumundaki bireylerin söz hakkı (Kent Konseyi Yürütme Kurulunun bu doğrultuda göstereceği inisiyatif çerçevesinde) olsa bile oy hakları yoktur; onlar, toplantı süresince edilgen birer izleyicidirler. Bu konumdaki yurttaşa/yurttaşlara önerilen, bu katılımcı örgütlerin birisinde ve/veya Kent Konseyi bünyesinde oluşturulan ve katılımcı olarak temsilci gönderme hakkı bulunan çalışma grupları ve meclisler içerisinde yer almak ve bu şekilde hem çalışmalarına hem de haliyle kent konseyinin karar alma sürecine, o aşamada katkıda bulunmaktır. (Hakkını yemeyelim, bu öneri, bir anlamda, kişiyi/kişileri örgütlenmeye yönlendirmesi noktasında pozitif bir öneridir; ama, tartışma konumuz olan 'katılım' açısından, değişen bir şey yoktur. Ayrıca kent konseyi konusunda daha ayrıntılı bilgi edinmek için de Bknz:KENT KONSEYİ ÜZERİNE TARTIŞMA NOTLARI./1...12 bölüm, https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com )
     ***
     Bu durumda, 'Kent konseyine gidin' ya da 'Kent konseyine gelin ve orada çalışın' derken, gerçekte yurttaşa ne önerilmiş olmaktadır? Şunlar:
     a)-Yerele dair kararların alındığı belediye meclisine değil, belediye meclisinin yanında ikincil konumda olan ve yerel yönetime 'yardımcı' olmakla yükümlü kılınmış bulunan kent konseyine katılın,
     b)-Bu katılımı da istediğiniz bir biçimde değil, yalnızca ve yalnızca kent konseyi kurucuları olarak yasayla tanımlanmış örgütlenmeler ve/veya kent konseyi içerisinde kurulabilecek olan çalışma grupları ve meclisler içerisinde yer alarak gerçekleştirin,
     c)-Belediye meclisine ve haliyle alınacak kararlara katılımın, ancak bundan sonra ve o da, kent konseyinde alınacak kararların belediye meclisine 'bir öneri' olarak sunulması biçiminde olabileceğini bilin, denilmektedir.
     Yani, yurttaşlara, yaşadıkları yerleri ve yaşamlarını ilgilendiren konularla ilgili karar alma süreçlerine doğrudan katılabilecekleri ve özne olabilecekleri bir yol değil, dolambaçlı ve sonuç alınıp alınamayacağı tartışmalı olan bir yol önerilmektedir.
     Bir başka deyişle, kent konseyi dolayımı ile karar alma süreçlerine katılım da 'katılım'dır; ama, böyle bir 'katılım'dır. (Kent konseyi çalışmalarına katılan yurttaşlarda çok sıkça tanık olunduğu üzere onları canından bezdiren, bıkkınlıklarına ve umutsuzluklarına neden olan, nihayetinde bütün çalışma arzularının soğumasına ve kent konseyini terk etmelerine, kendi kabukları içerisine çekilmelerine ya da bazılarında görüldüğü üzere, 'çalışıyor gibi yaparak' var olan konumlarını, yalnızca kendilerinin bildikleri farklı nedenlerle korumaya ve gerçekte, içinde yaşadıkları koşullara dair yapılabilecek çalışmaları rafa kaldırmaya neden olan, bir 'katılım'.)
     Kent konseylerinin bulunduğu yerlerde yaygınca tanık olunan ve dahası, bize de önerilen 'katılım', 'aynıyla vaki' bu 'katılım'dır.
     Bu da bizi, 'Bu öneri sahipleri, gerçekte neyi savunmaktadır?' sorusunu sormaya ve bu soruyu tartışmaya götürür.
     Şimdi, bu noktadayız.
     (Not:1-Biz, kent konseyinde çalışmayı değil, 'Kent konseyinde çalışılmalı ama belediye meclisine katılımla başlayan ve belediye meclisini/yerel yönetimi odağına alan bir çalışma esas alınmalı' yaklaşımımızın karşısına çıkarılan ve halihazırda, günlük yaşamda çok yaygın bir biçimde tanık olunan, yalnızca kent konseyi çalışmalarına katılımla sınırlanan bir 'katılımcılık' anlayışını tartışıyor ve sorguluyoruz.
     2-Datça kent konseyinde ya da başka yerlerdeki kent konseylerinde farklı konumlarda yer alan ve çalışmalara katılan kaç kişi, 31 Mart 2019 yerel seçim sonrası yapılan belediye meclis toplantılarına katılmıştır?)
     25.01.2020/Datça
     Mehmet Erdal

21 Ocak 2020 Salı

2020.01.21.PAZAR YERİ YAZILARI-1 'NOTLAR'

  Hiç yorum yok



     08.11.2018 tarihli 'MARMARİS: 2004 YEREL YÖNETİM SEÇİMİ' başlıklı yazıda ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı gibi (Bknz: https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ), 28.03.2004 tarihinde yapılan yerel seçimde Marmaris, İçmeler, Armutalan, Turunç ve Bozburun belediye başkanlığı seçimlerini CHP kazanmıştı.(Beldibi Belediye Başkanlığını ise MHP adayı İdris İspirli almıştı.)
     ***
     Ben, o yıllarda, 1992 yılında, İzmir'de, zorunluluktan başladığım pazarcılık işini, 2001 yılında eşimle birlikte gelerek yerleştiğimiz Datça'dan hareketle ve Marmaris-İçmeler-Armutalan-Beldibi ve Datça arasında gidip gelerek; haftanın belirli günlerinde bu saydığım yerlerde eşimle birlikte tezgah açarak ve bu tezgahta, bayan üst giyim ağırlıklı ucuz parti malı satarak sürdürüyordum.
     Aynı dönemde, İlçe Örgütü'nün kuruluş sürecinde bir biçimde eklemlendiğim Marmaris ÖDP (Özgürlük ve Dayanışma Partisi) üyesiydim; İlçe Örgütü'nün yönetiminde (ömür boyu 'Kamu haklarından men' cezamın olması nedeniyle) 'fahri üye' olarak görev yapıyordum.
     ***
     Uzun yıllar devam eden ANAP'lı belediye başkanlarının yerine seçilen yeni belediye başkanlarına yönelik olarak Marmaris, İçmeler, ve Armutalan yerleşim birimlerinde yaşayan yurttaşların çok farklı beklentileri vardı; öyle ya, (o yerel seçimde, şaka gibi, tombaladan çıkan MHP'li Beldibi Belediye Başkanı İdris İspirli bir yana) CHP'li belediye başkanları seçim öncesi 'Değişim' vaat etmişler ve bu 'Değişim' rüzgarını arkalarına alarak yönetime gelmişlerdi. Şimdi, bu vaatlerini gerçekleştirmeliydiler.
     ***
     Şimdi kesin tarihini anımsayamadığım bir zamandan beri Marmaris ve çevre belediyeler (Marmaris, İçmeler, Armutalan, Turunç, Bozburun, Datça ve 2004 yılına kadar muhtarlıkla yönetilen Beldibi) sınırları içerisinde kurulan pazar yerlerinde tezgah açan pazarcıların (hem siyasi hem de hemşehricilik açısından) birbirleriyle oldukça sıkı ve karmaşık ilişkileri olan bir kesiminin önderliğinde kurulan bir 'Pazarcılar Derneği' vardı; bu pazar yerlerinde belediyelerle pazarcılar arasındaki ilişkilerin ve pazar yerinde uyulacak kuralların belirlenmesinde, bu derneğin (pazar yerleriyle ilgili olarak yetkili kılınan) bazı belediye görevlileriyle kurdukları ( her zaman tartışma konusu olmuş) farklı düzlemdeki ilişkiler büyük ölçüde belirleyiciydi.
     Bu sözü edilen pazar yerlerinde tezgah açan pazarcıların sosyolojik özelliklerinin doğal bir sonucu olarak ağırlıkla MHP'li (dernekte etkin oldukları söylenemeyecek olan MSP ve CHP'li) pazarcılardan oluşan ve tam tanımlamasıyla bir çeşit 'Sarı sendika' olarak değerlendirilebilecek bu dernek, uzun yıllar kah siyasi, kah hemşehricilik, kah zaman zaman sopanın gösterilmesi, kah bu dernekle ilişkileri yürüten belediye görevlilerinin aktif desteği vb. nedenlerle pazarcıların pazar yerindeki yaşamları ve belediye ile ilişkilerinde (yer dağıtımı, pazar yerine kimlerin alınıp alınmayacağı, pazarcılara tahsis edilen yerlerin kira değerleri, vb.) çok etkin olmuşlardı.
     Bir pazarcı olarak üyesi olduğum bu derneğin hem belediye ile kurduğu ilişkilerden hem de pazar yerindeki uygulamalarından kaynaklanan mağduriyetlerin ve bu mağduriyetlere tanık olanların endişelerinin (yarın, biz de mağdur olursak psikolojisinin) yol açtığı tepkiler yıllar içinde birikmiş ve çok doğal olarak, (benim de içinde bulunduğum) bu pazarcıların gözleri de, şimdi CHP'li yeni yönetimlere çevrilmişti.
     ***
     Bu, var olan derneğin uygulamalarından yaka silkmiş 'gayrı memnun' konumundaki pazarcılardan bazılarının bireysel olarak ya da ikili-üçlü CHP İlçe Örgütü'ne ve/veya bazı belediye meclis üyelerine gidip 'Eskiden beri devam ede gelen durum yine devam edecek mi? Ne zaman pazar yerlerine müdahale edeceksiniz?' dedikleri oluyordu.
     Gelinen aşamada, ben de bir şeyler yapmalıydım; ama ben,CHP İlçe Örgütü'ne gidemezdim.
     Bunun nedeni, yukarıda sözü edilen 'MARMARİS: 2004 YEREL YÖNETİM SEÇİMİ' başlıklı yazıda uzunca anlatıldığı üzere, 28.03.2004 Yerel Seçiminde, özellikle Marmaris Belediye Başkanlığı için Nazan Batmaz'ın (CHP'den istifa ettikten sonra) 'Bağımsız aday' gösterilmesi nedeniyle CHP İlçe Örgütü içindeki bazı etkin isimler (Ali Acar, Dursun Kaplan vb.) tarafından hedef tahtasına konulan ÖDP'li kişilerden birisi olmamdı.
     İyi de, eli kolu bağlı birisi gibi de oturamazdım.
     ***
Marmaris'e geldikten sonra, bir arkadaşımın tanıştırması nedeniyle tanıdığım, yerel seçim sürecinde yayınladığı 'Çağdaş Marmaris' gazetesi ile Ali Acar'a destek veren Mehmet Emin Berbe 'e gittim. Pazar yerlerindeki durumlar ve CHP'li yeni yönetimlerin yapabilecekleri-yapması gerekenler üzerine konuştuk. Konuşma ilerledikçe anlaşıldı ki, benden önce, Mehmet abiye başka pazarcılar da gelip dertlerini ve beklentilerini anlatmışlar.
     Mehmet Emin Berber, bu anlattıklarımla ilgili bir yazı yazıp getirmemi ve yayınlayacağını, söyledi.
     İyi de, bu nasıl olacaktı?
     Pazar yerlerindeki problemlerin önemli bir kısmı var olan dernekten ve bu derneğin bazı yöneticilerinin karmaşık ve tartışmalı bir ilişki sürdürdüğü belediye görevlilerinden kaynaklanıyordu. Gelin görün ki, dernek halihazırda pazar yerlerinde etkin ve ilişkide olduğu görevliler de işlerinin başındaydılar. Bu gerçeklikte, benim kendi adımla yayınlanacak bir yazı, kellemi, kendi irademle giyotinin bıçağının altına koymam demekti.
     Mehmet abi ile, pazar yeri üzerine ne düşünüyor ve öneriyor isem, yazıp götürmem ve onun bir biçimde bunları yayınlaması konusunda hem fikir olduk.
     ***
     1992 yılından beri içerisinde yer aldığım ve 1994 yılından beri de bu bölgede var olanlarını çok iyi tanıdığım pazar yerleriyle ilgili (sorunları yaşayan ve haliyle nelerin yapılması gerektiğini bilenlerden birisi olarak) o gün için düşündüklerimi 'notlar' biçiminde yazıya döktüm ve getirip, Mehmet abiye teslim ettim.
     Mehmet Emin Berber, kaleme aldığı 'PAZAR YERİNDE CURCUNA BİTMİYOR' başlıklı yazı içerisinde, kendi görüşleriymiş gibi, benim ona verdiğim notları aynen yayınladı.(Bknz :22.06.2004/Çağdaş Marmaris, sayı 3228)
     Adı geçen yazıda, benim yazdığım 'notlar', şunlardı:
     ''* Nereye kayıtlı olduğu önemli değil ama mutlaka her pazar yeri kartı isteyen kişi vergi mükellefi olmalıdır. Burada yerli yabancı ayrımını körükleyecek şekilde Marmaris Vergi Dairesi'ne kayıtlı olma ve Marmaris'te ikamet etme şartı fazlaca öne çıkarılmamalıdır. Ayrıca, basit usulde veya gerçek usulde vergi mükellefi olmak da çok önemli değildir.
     *Her vergi numarasına yalnızca bir yer tahsisi yapılmalıdır. Böylece bir kişinin birden çok yer ve kart sahibi olması kesinlikle önlenebilir.
     *Her vergi mükellefi pazarcıdan Esnaf Odası'na kayıtlı olduğuna dair belge istenmelidir. Böylece burada, anlatılamayacak bazı usulsüzlüklerin önüne geçilebilir.
     *Her vergi mükellefi pazarcıdan, yasa gereği; yaptığı iş ile ilgili 'Ustalık Belgesi' istenmelidir. Yasa gereği bu belgeye sahip olmayan birisiyle noterden sözleşme yapmayan bir kişinin ticari faaliyet yürütmesi Muğla İl sınırları içerisinde artık mümkün değildir.
     *Her pazar yeri kartı sahibinin yalnızca 'Ustalık Belgesi'nde yazılı alanda iş yapmasında ve haliyle yer tahsisinde, bu noktaya dikkat edilmesinde büyük yarar vardır. Bu yaklaşım rant konusunda ciddi bir süzülme başlatacaktır.
     *Kiralama konusunun üzerine mutlaka kararlıca gidilmeli, buna göz yumulmamalıdır. Zira zabıtalardan habersiz asla yer kiralanamaz.
     *Önceki dönemdeki 'özel izin', 'geçici kart', 'spor kulübüne bağış' vb. çerçevedeki uygulamalara kesinlikle son verilmelidir.
     *Her tezgaha, tezgahtaki ürünle ilgili olarak 'satış fiyatı' etiketi konulması zorunluluğu getirilmelidir. Bu yerli-yabancı müşterinin 'aldatıldım', 'dolandırıldım', 'İllallah dedirttiler' vs. türden yakınmalarının ve bu temeldeki tartışmaların önüne geçecektir.
     *Şimdiden pazar yerlerinin modern, otantik ve sağlıklı yerler haline getirilmesi için neler yapılması gerektiği konusunda çalışmalara ve tartışmalara başlanmalıdır.'' (Bknz: Yazının Orijinal hali aşağıda.)
     ***
     Bu talepler, o gün için, Marmaris ve civarında var olan pazar yerlerinde yıllardır yaşanan olumsuzluklara bir 'neşter vurulması' çağrısıydı; bu talepler, var olan sorunların tümünün yok edilmesini değil, var olan durumdan (pazarcılar için) daha pozitif bir duruma evrilmeyi amaçlayan, o gün için, oldukça radikal sayılabilecek taleplerdi.
     ***
     Tamam, seçim 28 Mart'ta olmuş ve biz, beklentilerimiz nedeniyle somut adımlar atılmasında aceleci idik; bu yazı 22 Haziran'da, yani seçimin üzerinden daha 3 ay bile geçmeden yayınlanmıştı; bu üç ayda, yeni yönetim, yönetim kademesinde, yapacaklarını yaşama geçirtecek iradeyi bile oluşturamazdı; evet bütün bunlar gerçekti...ama o günlerde, umut veren bir rüzgarın esmeye başladığını göstermek de mi olanaksızdı?
     Biz, bazı pazarcılar olarak, bu beklenti içerisindeydik.
     21.01.2020/Datça
     Mehmet Erdal


17 Ocak 2020 Cuma

DATÇADAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -5/EVET, KATILIM!

  Hiç yorum yok
      DATÇADAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -5
     EVET, KATILIM!
     31 Mart 2019 Yerel seçim sonrası, 'Belediye meclis toplantılarına katılalım' doğrultusunda bir görüş ortaya koyan ve sonrasında, Datça Belediye Meclisinin aylık olağan toplantılarına katılmaya başlayan bizlerin, istisnasız hiçbirimizin, var olan yerel yönetimin herhangi bir kademesinde (elbette en çok sorulan/merak edilen, belediye meclisinde) herhangi bir resmi ya da gayrı resmi ne bir görevi ne de sorumluluğu vardır; halihazırda, her birimiz, doğma büyüme ya da şu veya bu zamanda Datça'ya gelip yerleşmiş olan sıradan Datçalılarız; bunun, bilinmesini istiyoruz.
     Sıradan Datçalılar olarak, her birimizin sahip olduğu 'yurttaşlık haklarımızın' (bu yazılara ve haliyle tartışmamıza da konu olan) bir kısmını kullanıyoruz, kullanmaya çalışıyoruz; bu hakların kullanılması sürecinde yaşadıklarımızı ve gözlemlerimizi yazıya döküyoruz ve diğer yerlerde yaşamaya devam eden yurttaşlarla paylaşıyoruz; kararı (benzer süreçler yaşayanların, deneyimlerini bizler gibi paylaşmayı ya da benzer süreçler yaşamak için, yaşadıkları koşullarda somut adımlar atıp-atmamayı), onlara bırakıyoruz, bu birincisi.
     İkincisi, biz 'Belediye meclis toplantılarına katılalım' derken, ülkemizde var olan (Büyükşehir, İl, İlçe ve Belde statüsündeki)1389 belediye meclisinde her ay önceden belirlenmiş ve ilan edilmiş bir günde periyodik olarak yapılan toplantılara katılalım, diyoruz.
     Bir başka deyişle, ülke genelinde yürütülüp yönlendirilmeye çalışılan 'Demokrasi' mücadelesinin (bir anlamda) yerel boyutu olan 'Yerel yönetimimizi demokratikleştirelim ve demokratik bir yerel yönetim yaratalım' mücadelesinin ülke genelinde yürütülüp yönlendirilmesinin çağrısını yapıyoruz.
     Üçüncüsü, yurttaşların, kendilerini hangi konumda (birey, çevre, grup, siyasi parti vb.) ve nasıl tanımlarlarsa tanımlasınlar, istedikleri ve özgürce karar verecekleri biçimlerde (belediye meclis toplantılarına katılımla başlayan) bu sürece aktif birer 'özne' olarak (elbette, katılıp katılmama konusunda bir irade ortaya koyuyorlar ve istiyorlar ise) katılabileceklerini; bunun, 'tartışma konusu yapılamaz bir hak' olduğunu, söylüyoruz.
     Bu çerçevede, konuyu tartışmaya devam ediyoruz.
     ***
     Bilindiği üzere, beş (5) yılda bir yapılan yerel seçimlerde seçilen (ve sayısı nüfusa göre belirlenen) üyelerden oluşan belediye meclisi, olağan dışı haller dışında, ayda bir kez, önceden belirlenmiş bir günde toplanır; gündem maddelerini görüşür, tartışır ve yerel yönetim tarafından uygulanacak kararları alır; sonra dağılır.
     Beş (5) yılda bir seçilen belediye meclis üyeleri, belediye meclis toplantılarında, kendilerini seçen ve o meclise gönderen seçmenler/yurttaşlar adına, bir anlamda onları temsilen (temsil ettikleri var sayılarak, ki şeklen bu doğrudur) kararların alınması süreçlerinde rol alırlar ve oy kullanırlar.
Onları seçerek oraya gönderen seçmenlerin/yurttaşların, o süreçte, herhangi bir şekilde, sürece müdahale edebilmeleri (gidişatı ya da seçip yolladığı kişinin/kişilerin o süreçteki rolünü beğenmiyorlar ise iradelerini ortaya koyabilmeleri; gidişatın yönünü, seçtikleri ama rolünü/rollerini beğenmedikleri meclis üyesini/üyelerini yenileriyle değiştirebilmeleri ya da geri çekebilmeleri vb.vb.) olası değildir.
     Onların söz hakkı, (istediklerine oy verme, istemediklerine oy vermeme, hiç birisine oy vermeme ya da boş oy kullanma vb... biçiminde) beş (5) yıldan beş (5) yıladır; aradaki süreçte, her yerde, (eğer katılıyorlarsa, bizim gibi) belediye meclis toplantı salonunda bile, yalnızca 'seyircidirler'; meclis salonunda, toplantı süresince oturma ve toplantıyı izleme hakları vardır ama toplantının gündem maddeleriyle ilgili olarak sözlerini söyleyebilme ve oy kullanabilme biçiminde iradelerini ortaya koyabilme hakları yoktur.
     Anlatılan ve 'aynıyla vaki' olan bu sistemin adı, 'Temsili Demokrasi'dir.
     Bugün gelinen noktada, belediye meclisi, her bir yurttaşın söz, yetki ve karar sahibi olduğu 'Doğrudan Demokrasini değil, işte bu 'Temsili Demokrasinin' işlerlikte olduğu bir kurumdur/örgütlenmedir.
     ***
     Günlük yaşam içinde pek çok yurttaşın şikayetçi olduğu ('Doğrudan Demokrasiyi' savunan Sol'un ve biz Sosyalistlerin bir bütün olarak 'sorunlu' gördüğü) bu 'Temsili Demokrasinin' işlerlikte olduğu 1389 belediye meclisinin (daha geniş anlamda yerel yönetimlerin) demokratikleştirilmesi ve ('Doğrudan Demokrasinin' egemen kılındığı) demokratik bir belediye meclisinin (/yerel yönetimin) yaratılması doğrultusunda 'olmazsa olmaz' ('yurttaş, değişimin öznesi olmaz ise, o değişim gerçekleşmez ya da kalıcı olmaz') denilerek ('başlangıç noktası' anlamında) önerilen 'belediye meclis toplantılarına katılımın', Datça'da, (bizce) beklenenden daha 'düşük yoğunlukta' gerçekleşmesi, (yine, bizce) tartışılması gereken bir durumdur.
     ***
     Yolu düşenlerin ve gelip görenlerin teslim edeceği üzere Datça, Sakar virajlarından Gökova'ya inildikten sonra, insana (havasının yanı sıra psikolojik olarak da) 'Oh be! Başka bir dünyaya geldik.' dedirten bir bölgenin en ucundaki yerleşim biriminin adıdır; püfür püfür esen rüzgarlı havası, tertemiz denizi ve koyları, yüzlerce yıldır bu topraklarda yaşayan insanlarının sahip olmaya devam ettiği (sakin, kavgasız ve komşunun komşusuna 'Hişt!' demediği, etlisine sütlüsüne karışmadığı) yaşama kültürü ve bütün bu özellikleri nedeniyle de büyük şehirlerin sıkıcı/boğucu havasından kaçıp kurtulmak isteyen orta halli ('beyaz yakalı') kişilerin ve kendisini halihazırda Sol, Sosyalist, Devrimci, Demokrat, Yurtsever vb. olarak tanımlamaya devam eden (KHK'ler nedeniyle çok sayıda üniversite öğretim üyesi ve öğretmen de bu 'göçe' katılmıştır) aydınların (özellikle son yıllarda) ilk gördüklerinde aşık oldukları, bilahare kendilerine 'yeni yurt' olarak seçtikleri ve gelip yerleştikleri bir yerdir. (Öyle ki, bugün dahi 22.000 nüfusa sahip olmasına karşın, uzun yıllardır 'MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ'nin bir şubesi ve oldukça faal/üretken DKSD/Datça Kültür Sanat ve Dayanışma platformu bulunmaktadır. Neredeyse, her hafta, farklı dernek, platform, kurum ve kuruluş tarafından bir Kültür-Sanat etkinliği düzenlenmektedir. Yani, o kadar...)
     Böylesi koşullara sahip olan bir yerde, belediye meclis toplantılarına katılım konusunda 'görece' daha ileride olmak, yeterli midir?
     ***
     İçinde yaşadıkları koşullarda, yaşamlarını doğrudan ve/veya dolaylı olarak etkileyecek konularda önerilerin sunulduğu, tartışıldığı ve kararların alındığı belediye meclis toplantılarına (beş yıldan beş yıla oy vererek seçip yolladıkları meclis üyelerinin bu konularda neler konuştuklarına, neler önerdiklerine ve hangi gerekçelerle hangi konularda el kaldırdıklarına ya da karşı çıktıklarına tanık olmak; onlara varlıklarını göstermek; onların, kendilerinin gözlerinin onların üzerinde olduğunu ve bunu bilerek karar vermelerini sağlamak; toplantı öncesinde, arasında ya da sonrasında, salon içinde ya da dışında desteklerini ya da tepkilerini bir biçimde ortaya koymak; bizzat sürecin içinde yer alarak başkaca olanakları ve olasılıkları sorgulamak... amacıyla) katılmak ve böylece, sonuç itibarıyla, (şu anki sistemde) yerel düzeyde uygulanabilecek bazı kararları almanın yasal odağı olan belediye meclisinde bizzat bulunarak var olan yerel yönetim modelinin demokratikleştirilmesine ve demokratik bir yerel yönetimin yaratılmasına yönelik yapılabileceklerin 'ilk adımını' atmak noktasında tanık olunan bu durumun nedeni nedir?
     18.01.2020/Datça
     Mehmet Erdal

10 Ocak 2020 Cuma

2020.01.11.DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI- 'KATILIM'MI DEMİŞTİNİZ? 4

  Hiç yorum yok

     DATÇA'DAKİ YEREL DEMOKRASİMİZE DAİR TARTIŞMA NOTLARI -4
     'KATILIM' MI DEMİŞTİNİZ?...
     31 Mart 2019 Yerel Seçimi sonrası, çok az sayıdaki kişiden oluşan Datça Haziran Meclisinde, bütün belediye Meclis toplantılarına katılma doğrultusunda bir eğilim öne çıktı ve ardından, (teknik nedenlerle katılınamayan Nisan ayı hariç) düzenli katılım başladı.
     Datçalıların belediye meclis toplantılarına katılımının gerekliliği ve nedenleri üzerine yazılar yazıldı ve çağrılar yapıldı. (Bknz:YEREL YÖNETİMİMİZİ DEMOKRATİKLEŞTİRELİM -1 5/04.05.2019   https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ).
     ***
     Bu düşüncemizi yerel yönetimde ya da uzunca bir süredir var olan ve oldukça aktif bir çalışma çizgisi izleyen kent konseyi içerisinde farklı konumlarda bulunan bazı tanıdıklara açtık; ilk anlarda, yerel yönetimde yer alan tanıdıkların bir kısmı 'Gidin, kent konseyinde çalışın.', kent konseyi içerisinde çalışma yürüten tanıdıkların bir kısmı ise 'Gelin, kent konseyinde çalışın.' yollu, bir anlamda yönlendirme içeren önerilerde bulundular.
     Kent konseyi, yasal tanımlanması nedeniyle, yasayla tanımlanmamış platform vb. 'fiili/meşru' konumdaki oluşumlara (ki, Haziran Hareketi, bu konumdadır) kapılarını kapalı tutuyordu, bu bir; ikincisi ve asıl önemlisi, biz, yerellerde yürütülecek 'Demokrasi' mücadelesinin (ki, yerellerde bunun adı, bir anlamda 'yerel yönetimi demokratikleştirmek ve demokratik bir yerel yönetim yaratmak' mücadelesidir) kent konseyi odaklı ya da (daha kötüsü) kent konseyinde 'üs'lenilerek değil, doğrudan belediye meclisi odaklı (kent konseyinde yer almayı ve o konumda da mücadele etmeyi dışlamadan ama bunu 'ikincil' derecede görerek) yürütülmesi gerektiğini düşünüyorduk (Hala o noktadayız). Bu nedenlerle, (masa başında hazırlanan her planlamada tanık olunacağı üzere, şu anki gerçekliğinden biraz daha farklı bir formatta tasarladığımız) 'Belediye meclis toplantılarına katılalım' düşüncemizden vazgeçmedik.
     ***
     Biz, ülkemizde var olan (Büyükşehir 30, İl 51, Büyükşehir ilçe belediye sayısı 519, İlçe belediye sayısı 403, Belde belediyesi sayısı 386; toplam belediye sayısı 1389-Bknz:https://www.e-icisleri.gov.tr) belediyelerin her birindeki '...Belediye Meclisi, yetkileri büyük ölçüde elinden alınmaya ve merkezi otoriteye devredilmeye çalışılsa da, tarihsel olarak, yurttaşların var olan sorunlarını kendi kendilerine çözmeye çalışmalarının, bunu tartışmalarının ve kendi kendilerini yönetmelerinin bir ifadesi olarak ortaya çıkmış ve bu anlamda, özünde, YEREL PARLAMENTO olarak kabul edile gelmiştir.
     Bütün yurttaşlar... yaşadıkları yerele özgü veya yaşadıkları yerdeki yerel yönetimden kaynaklanan sorunlarını bu YEREL PARLAMENTO (Belediye Meclisi) odaklı tartışmaya ve çözmeye çalışmalıdırlar.
     Ancak o zaman, yaşadıkları sorunların kalıcı çözümünü sağlayabilmeleri ve bu kalıcı çözümün de bir parçası (öznesi) olmaları mümkün olabilecektir.
     Bugün, bulunduğumuz yerdeki Belediye Meclislerini, tarihsel olarak olması gereken bu yere oturtmak ve bu içeriğiyle çalıştırmak gerekiyor.
     Bu ise, ancak, Belediye Meclis toplantılarına, bu çerçevede, en geniş katılımı sağlamaya başlamakla olasıdır...'' (Bknz: Yerel Yönetimimizi Demokratikleştirelim -3, https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ), diyorduk.
     Bir başka deyişle, belediye meclisinin her ay başı yapılan toplantılarına katılımı, bu katılımın kitleselleşmesinin ve sürekliliğinin sağlanmasını ('yurttaş, değişimin öznesi olmalıdır; eğer yurttaş özne olamaz ise, o değişim gerçekleşmez ya da kalıcı olmaz' diyerek), yurttaşların, değişimin öznesi olabilmesi açısından, çok önemli buluyorduk.
     ***
     Mayıs 2019'da, belediye meclis toplantısına katılmaya başladık.
     ***
     Belediye Başkanımız Gürsel Uçar da 'Gelin. Katılın.' diyerek, benzeri çağrılar yaptı ve bu çağrılarını (her ay başı yapılan belediye meclis toplantılarında ve 17.11.2019 tarihinde Hızırşah Kültür Evinde gerçekleştirilen 'Yerel Demokrasiye Katılım-Forum'unda tanık olunduğu üzere) her fırsatta yineledi.
     ***
     Her belediye meclis toplantısı sonrası, (tarafımızca tutulan) toplantının gayrı resmi tutanakları farklı yerel İnternet sitelerinde yayınlandı. (Bknz: https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ).
     ***
     Peki, sonuç?
     Mayıs-4, Haziran-16, Temmuz-9, Ağustos-14, Eylül-9, Ekim-8, Kasım-16, Aralık-15 (ki, Belediye Başkanının Hızırşah'ta yaptığı 'Gelin.Katılın' çağrısı nedeniyle katılımın oldukça çok olabileceği öngörülüyordu; ama öyle olmadı), Ocak 2020-15 kişi.(Bknz: https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com )
     ***
     Ülkemizin başka yerlerinde, belediye meclis toplantılarına (hangi siyasi parti ya da kim yönetimde olursa olsun) istikrarlı bir biçimde katılım gösterilen ve notlar alınan (+bu alınan notların yerel kamuoyu ile paylaşıldığı) başka bir yer var mı ve eğer var ise, o yerlerde belediye meclis toplantılarına yurttaşların 'katılımı' nasıldır?
     Bilemiyoruz.
     ***
     Datça'daki katılıma ilişkin okuduğunuz rakamlardan anlaşılacağı üzere, Datça'da belediye meclis toplantılarına katılım, pek çok yerden 'görece' daha iyidir/çoktur (bunu öngörebiliyoruz), ama (bizce) yetersizdir.
     ***
     Yurttaşların (ister tek başlarına isterse belli bir örgütlülük içerisinde yaşıyor ve tanımlanıyor olsunlar), yaşadıkları yerellerde var olan sorunlarını çözmek istemeyecekleri ve bu nedenle de herhangi bir çaba içerisine girmeyecekleri (olmaz ya, hiç bir sorunu olmayan ve haliyle belediyenin kapısından içeriye ömrübillah adımını atmamış ya da var olan sorunlarını sıradan yurttaşın yürüdüğü yoldan ve çaldığı kapılardan geçerek değil de bambaşka yollardan çözebilme kudretine sahip olanları dışlayarak yazıyoruz) iddia edilemeyeceğine göre; yurttaşların, doğrudan ya da dolaylı olarak kendilerini ilgilendiren yerel düzeydeki sorunlarının ve çözümlerinin tartışıldığı, kararların alındığı belediye meclis toplantılarına katılım konusundaki bu ilgisizliklerinin bir nedeni ya da nedenleri ve haliyle de, bunların da bir açıklamasının olması gerekiyor.
     Siz ne düşünüyorsunuz?
     10.01.2020/Datça
     Mehmet Erdal

7 Ocak 2020 Salı

2020.01.07.DATÇA BELEDİYE MECLİSİ OCAK AYI TOPLANTISI

  Hiç yorum yok


     DATÇA BELEDİYE MECLİSİ OCAK AYI TOPLANTISI
     Belediye Meclisinin 2020 yılı ilk aylık toplantısı, bugün (07.01.2020), Belediye Meclis salonunda saat 09.30'da başladı.
     Toplantıda CHP-10, AKP-3, MHP-2 belediye meclis üyesi; yerel basın-3 ve biz izleyiciler ve Kaymakamla görüşmeden sonra gelen dört (4) Kent Konseyi Kadın Meclisi üyesi dahil toplam 15 kişi olarak hazır bulunduk.
     Bir gün önce Datça Belediyesi facebook sayfasında 'duyuru' amaçlı yayınlanan toplantı gündem maddelerinin onbir (11) olması nedeniyle, bugünkü toplantının oldukça uzun geçeceği öngörülüyordu; nitekim öyle de oldu. (İlk bölüm 11.44'de bitti; ikinci bölüm ise 14.24'de başladı ve 14.49'da bitti.)
     ***
     Belediye başkanı Gürsel Uçar, açılış konuşmasına '2020 yılı Ocak ayı toplantısına hoş geldiniz.' diyerek başladı; umutlarımızdan, gelecekten, Atatürkçü düşüncenin ve o düşüncelere bağlılığın ne kadar önemli olduğundan, yeni kurulan Gelecek Partisinin bile Parlamenter sisteme dönüşten söz etmesinden...bahsetti.
     Sonra, sözü, 2020 yılında yapılacak olan (7-8-9 Şubat 2020 tarihli) 'Badem Çiçeği Festivali'ne getirdi;' Her şeyin en iyisini yapabileceğimizi göstereceğiz' dedi.
     CHP grup başkan vekili Can Canbey söz aldı; CHP, AKP ve MHP meclis üyelerinin her birinin imzaladığı bir basın açıklaması olduğunu söyledi. Divan üyesi Volkan bey, basın açıklamasını okudu.
Günün sürprizi olan bu ortak basın açıklamasında, üç(3) grubun üyeleri de '...Bizler aşağıda isimleri bulunan meclis üyeleri olarak, halkın yerelde temsilcisi olmamızdan aldığımız güç ile, ilçe kamuoyumuzu yakından ilgilendiren 162 ada 42 parsel olarak maliye hazinesine kayıtlı taşınmazda yapılması düşünülen Emniyet Müdürlüğü binası projesine, yani bahsi geçen alanda herhangi bir üst yapı yapılmasına karşı çekincelerimizi tüm Datça halkının bilgisine sunmayı tarih önünde görev ve sorumluluk duyuyoruz.' diyordu.
     Bu basın açıklaması, uzun zamandır tartışma konusu ola gelen bir konuda aklı selimin galip geldiğini, ortak bir noktada buluşulduğunu ve Datçalıların, artık tartışma götürmez ortak iradelerinin bu olduğunu ortaya koyuyordu.
     Başkanın açıklamasına göre, Emniyet, 21 Aralıkta belediyeye ruhsat için başvurmuş ve buraya prefabrik bir Emniyet binası yapmak istediklerini söylemiş; Başkan, yasal olarak bir ay bekleme hakkı olmasına karşın, 15 gün sonra verdiği yazılı cevapta, 3 Eylülde, belediye Meclisinin, buranın üstü yeşil alan ve altının da otopark olarak düzenlenmesi konusunda ortak bir irade ortaya koyduğunu, kendisinin bu iradeyi 'hiç' sayamayacağını bildirmiş.
     Başkan, ilaveten, eski cezaevinin de restore edilmeye ve çevresini düzenlemeye başladıklarını, gereksinim duyulacak olan taşın da (yıkılacak olan) yandaki bir binadan elde edileceğini, söyledi.
Meclis üyesi Hayriye Yılmaz Balkan, söz aldı; Badem Çiçeği Festivali ile ilgili bilgilendirme yaptı. Verilen bilgiye göre, 19 kişilik bir festival komisyonu kurulmuş, bu komisyonun Hızırşah ve Reşadiye ayakları (oralarda da komisyonlar) oluşturulmuş, Palamutbükü'nde de benzer bir gelişme olmuş; tezgah fiyatları Cumhuriyet meydanın'da 400.00, Atatürk caddesinde 200.00 ve diğer yerlerde 50.00 tl. olarak belirlenmiş.
     Gündem maddelerinin resmi olarak görüşülmesine geçilmeden önceki bu bölümde, bunları takiben; Cumalı mahallesindeki (köyündeki) bir parselin satışının,yeni pazaryeri yapımı ile ilgili olarak belediye başkanına 'kredi çekme^yetkisinin verilmesinin, 2020 yılı için daha önce alınan İlan ve Harçlar ile ilgili bir meclis kararının yeniden düzenlenmesinin gündem maddeleri olarak kabul edilip edilmemesi; gündem maddelerinden birisi olan yabancı sokak isimlerinin görüşüleceği maddeye yeni dilekçelerin de eklenmesi...de görüşüldü; gündem maddeleri, 11'den 14'e çıktı.
AKP ve MHP gruplarının, tartışma konusu olan yabancı isimli sokak isimleri konusunda bazı konuların açıklığa kavuşması için İçişleri Bakanlığına yazı yazılması ve cevabın beklenmesi doğrultusundaki yazılı istemleri çerçevesinde Belediye başkanı yeni açıklamalarda bulundu; Başkanın bu açıklamalarına göre, 2007 yılında bu tartışma konusu isimlerle ilgili İçişleri Bakanlığına yazı yazılmış ama yanıt gelmemişti. 2010 yılında yeniden yazı yazılmış ve 2007'deki dilekçenin akıbeti sorulmuştu. Yıl 2020 ve bu yazıya da yanıt yoktu.
     Bu açıklmalardan sonra, 2007'de alınan kararın yasaya uygun olup olmadığı ve yapılan yorumlara dair karşılıklı oldukça uzun tartışmalar yapıldı.
     Dersine (bu kez de) iyi çalıştığı izlenimi veren AKP grup başkan vekili Haluk Laçin'in mevcut Pazaryeri, Spor salonuna giden öğrencilerin taşınması ve Datça Mahallesindeki turizm alanlarıyla ilgili bazı sorunları dile getiren ve öneriler içeren yazılı görüşlerinin gündeme alınıp alınmaması üzerine tartışmalar yapıldı; bunların gündem maddeleri olarak ele alınmasına gerek duyulmadı.
     ***
     Nihayet, saat 10.39'da resmi gündem maddelerine geçilebildi.
     1-Bir Datçalının 192 ada 15 parsel ile ilgili talebi konusunda ilgili komisyonun raporu okundu ve kabul edildi.
     2-Cadde ve Sokak isimleriyle ilgili komisyonların hazırladığı raporu Hayriye Yılmaz Balkan, okudu. Bu rapora göre, cadde ve sokak isimleri konusunda bazı kurallar olmalı ve bu kurallara göre isimler verilmeliydi. Bu tespit edilen kurallar çerçevesinde Belediye Meclisine yapılmış bütün öneriler (AKP+MHP ortak imzalı öneriler de dahil olmak üzere) tek tek ele alınmış ve İskele Mahallesi 79. sokağa Nihat Akkaraca'nın adının verilmesi oy birliğiyle uygun bulunmuş; bunun dışındaki bütün öneriler oy birliğiyle ya da oy çokluğuyla reddedilmişti.
     Bu konuda yeniden karşılıklı tartışmalar yapıldı; oy çokluğuyla, komisyon raporu kabul edildi.           Başkan, 2007 ve 2010 yıllarında İçişleri Bakanlığına yazılan yazıların akıbetinin de sorulacağını, sözlerine ekledi.
     3- Başkan yardımcısının maaşı konusu görüşüldü; bu konuda yasal olarak ne yapılacağı belli olduğundan, konu kabul edildi.
     4-Meclis üyelerinin 'Huzur hakkı', yani meclis çalışmaları karşılığı alacakları ücretler; bu konuda da yasal çerçeve çizildiğinden, öneri kabul edildi.
     5-Sözleşmeli bazı personelin maaşlarına yapılacak zamlar; bu konuda da %5,5'lik zam oranı yapılması gerektiği yasal olarak belirlendiğinden, kabul edildi.
     6-Boş kadrolara eleman alınması; öneri kabul edildi.
     7-Sözleşmeli bazı personelin maaşlarına yapılacak zamlar; 5.ci maddede olduğu gibi, kabul edildi.
     8-Mevsimlik işçi çalıştırılması; Yaz aylarında 5 ay 29 gün çalışabilecek geçici eleman alınması konusu, kabul edildi.
     9-Zabıtaların fazla mesaileri konusu; yasal mevzuat belli olduğu için, o çerçevede olması kabul edildi.
     10-Badem Çiçeği Festivalinde yapılacak amatör fotoğraf yarışması için 1-3.000, 2- 2.000 ve 3- 1000 tl. verilmesi önerisi kabul edildi.
     11-Denetim Komisyonu seçimi; yasal bir zorunluluk olan bu komisyona 3 meclis üyesi seçildi.
     12-Cumalı mahallesindeki, belediyeye ait küçük bir parselin satılması konusunun komisyona sevki, kabul edildi.
     13-Belediye başkanının, yapılacak olan yeni pazaryeri için maliyeden alınması gereken 952 m2'lik yerin nakdi karşılığının farklı yollardan (belediyeye ait arsa/arazi satışlarından) karşılanamaması nedeniyle (ayrıca, ilçe merkezinde yapılması düşünülen bazı altyapı çalışmaları için) bankalardan kredi çekebilmesi için yetki verilmesi oylandı ve kabul edildi. (Nihayet, yeni pazaryerinin yapılabilmesi konusundaki problemin bu biçimde aşılabileceği anlaşılıyor.)
     14-2020 yılı İlan ve Harçlar ile ilgili 2019 yılında Belediye Meclisinde alınan kararın yeniden görüşülmesi ve yeni fiyat tarifesinin belirlenmesi; bu konunun görüşülmesi için saat 11.44'te toplantıya ara verildi, saat 14.00'te toplanılacağı söylendi.
     Komisyonda ortak görüşün oluşması ve bu oluşan görüşün yazılı hale getirilmesi oldukça uzun sürdüğünden saat 14.25'te toplantının ikinci bölümüne geçilebildi; komisyonun görüşü okundu, oylandı ve kabul edildi.
     Toplantı, saat 14.49'da bitti.
     07.01.2020/Datça
     Mehmet Erdal