2020.12.19.CEZAEVİ YAZILARI-34: BURJUVALARIMIZ GİBİ POLİTİKACILARI DA NİTELİKSİZ!
CEZAEVİ YAZILARI-34: BURJUVALARIMIZ GİBİ, POLİTİKACILARI DA NİTELİKSİZ!
“Perşembe, 18.00:...Cumhuriyet, Tek Tip Elbise olayına, genişçe yer veriyor. İ.H.D. merkezi, kamuoyunu duyarlı kılıyor. Bugünkü olanaklar çok güzel. Bence bu, alınmış bir haktır, kazanılmış bir haktır. Böyle bir hakkın gasp edilmesine seyirci kalmak mümkün değil. Eldeki hakkı, kıskançlıkla korumak gerekiyor. Ama, duygusallığa kapılmadan ve daha geniş bir perspektiften bakarak. Tepkisellik, eğer duygusallıkla birleşirse, senden istenileni yapmak kaçınılmaz olur. Halbuki, kuraldır, istenilen değil, istediğin alanda dövüşmelisin. Emil Galip Sandalcı, keza İlhan Selçuk da olayı, provokasyon olarak değerlendiriyor. Öyle olup olmadığını, fazla uzak olmayan bir zamanda göreceğiz...
Cuma, 18.00:...Bugün, Bakan'ın Tek Tip Elbiseyle ilgili açıklamaları vardı, gazetelerde. Sanki son bir yoklama yapmışlar da ve tepkileri görünce geri adım atıyormuş gibi...Tek, böyle olsun. Tüzük değişebilir falan diyor. Bekleyip, göreceğiz...” (27.08.1988)(1)
“Cuma. 18.00 civarı:... Nazilli'ye sevk söylentisi yoğunlaşarak devam ediyor. Bakalım...Bazı anlarda, beklemek, hiç iyi bir şey değildir. Bu anda böyle...Ayrıntıya yönelik, aslı astarı olmayan pek çok şey söyleniyor...
Özal'ın (*), okul kitaplarında yapılacağını söylediği %50 ucuzluk ve pahalılık konusunda yazdıklarına katılıyorum. Özal, göz boyamaya devam ediyor. Hem de gerçekleri değiştirerek... Bugünkü TV haberlerinde, Sarp kapısının açılmasını yorumlayışı vardı; her şeyi kendine yontuyor. Halbuki bu kapının açılmasının, Gorbaçov'un Sovyetler'de uygulamaya çalıştığı yeni politikanın sonucu olduğu açık. Bu kapının, daha önceki bir mektubumda yazdığım dünyadaki diğer gelişmelerle aynı döneme denk gelmesi, rastlantı olmasa gerek. Dünyadaki diğer olaylar üzerinde ise, Özal'ın etkinliğinin esamesinin okunmayacağını herkes bilir. Hal böyleyken, bu ucuz politika, ancak bizim halkımızın bu seviyedeki bir politikaya layık olduğunu ifade etmek anlamına gelir. Burjuvazimizin politikacı okulundan çıkanlar, bu kadar... Burjuvazimiz niteliksiz olduğu kadar, politikacıları da niteliksiz...
Güneydoğu Anadolu'da, Irak'tan kaçıp gelen ve ölümden kurtulan (en azından şimdilik) Kürtler ile ilgili haberler, basının ve TV'nin ilk sıralarında veriliyor. Verilmeli de. Irak'ın, İran-Irak savaşını ara vermesinden yararlanarak Kuzey'inde Kürtler üzerine saldırıya geçeceği biliniyordu. Türkiye de buna izin veriyor ve göz yumacağını ifade ediyor. Ama böylesi bir göç olacağını, kimse düşünememiştir. Gelenler, az değil. Irak, tam bir soykırım anlayışıyla saldırıyor. Çoluk çocuk imha ediyor. (**) Sonuç almaya çalışıyor. Uzun dönemde, sonuç değil, bela alıyor... Bunu, yaşayıp göreceğiz. Sovyetler ile ABD'nin nereye kadar sessiz kalacağını ve Saddam'ın kellesi hesabı üzerinden bazı olumlu çözümleri gündeme getirip getirmeyeceklerini birlikte göreceğiz. Bu sürgün, kalıcı olamaz. Bence, Irak ve Saddam üzerinden bazı hesaplar yapılıyordur. Özal, mültecilere kapıları hem açmak zorunda kaldı, hem de açmayı bazı politik hesaplardan dolayı yeğledi. Verdiği demeçlerde de, bu politik hesaplarını ilan etmeye başladı...Mültecilerin İran'a gönderilebileceği falan söyleniyor ama, giden fazla olmaz. Bu mülteciler, gündemimize mültecilik olgusunu getirip yerleştirmişe benzer. Bunun yol açacağı olası sonuçları, birlikte göreceğiz. İran-Irak savaşının yol açtığı boşluk, ilgili ülkelerce doldurulmaya çalışılıyor, bu, bazı örgütlerin dezavantajlı duruma düşmesine yol açacak. Ve bu örgütlerce, yeni bir taktik saptanmalı. Biliyor musun, bu mültecilik olayına doğru bir yaklaşım getirilebilirse, şovenizmin geriletilmesi, Türk ve Kürtler arasında dostluk ve kardeşlik duygularının geliştirilmesi doğrultusunda ciddi ve anlamlı adımlar atılabilir. Örn: Türkiye'nin her yanında İHD ve ilerici-devrimci dergiler başta olmak üzere, yardım kampanyaları açılabilir. Giyecek ve yiyecek yardımı yapılabilir. İlaç yardımı yapılabilir. Bunun, ülkenin politik yaşamına olumlu katkıları olacağını düşünüyorum. Hükumet, 10'ar bin kişilik kamplar kurulacağını ilan etti. Bu kampların, Irak ve Saddam'ın kellesi üzerinden daha olumlu çözümler gündeme getirilmeden ve Kürtler Irak'a yollanmadan uzun süre kalabileceğini söylemek, kahinlik olmasa gerekir... Özal'ın spekülasyonları geçicidir. Bu olayın yol açacağı başka sorunlar, uzun dönemde daha önemlidir ve kalıcıdır...
Cumartesi, 22.00:...Bugün de, bir Bursa söylentisi başlamış. Ulan, bu söylentilerin arkası kesilmez...Bursa'ya gitmeyi yeğlerim. Size daha yakın.” (04.09.1988)(2)
“Cuma, 18.30:...'İşçi Dünyası' adlı 15 günlük bir gazete geldi. Bir SHP milletvekiliyle konuşma var. Yeni parlamento yılında genel af için çalışacaklarını, ama bunun mümkün olacağını sanmadığını, Bakanlığın infaz yasasında çalıştığını, (bir) ayda yatılacak günün 6 veya 8 güne ineceğini sandığını, söylüyor. Bunun üzerine, hemen tahminler yapılmaya başlandı. İnfaz, bu kadar düşürülürse, pek çok insan çıkar. Bu Buca işinden, beklediğimiz ceza gelmese bari...” (09.09.1988)(3)
“...Bugün Cumartesi ve saat 18.00 civarı: Tarihi belirtmeden yazmaya başlamışım... Sen bu mektubu okurken belki referandum (***) sonuçları da belli olmuş olacak. Kamuoyu yoklamaları, 70-30 gösteriyor. Sonucun böyle çıkmasının ardından, Özal'ın işi çok zorlaşır. İktidar-Cumhurbaşkanlığı düşleri...vb., büyük bir ihtimalle yatabilir. Böyle bir dönemde, bazı olumlu ve yarınlara yönelik filizlenmeler boy verebilir. Bu, halkın tepkisini dile getirmesi anlamında yorumlandığı ölçüde, Özal Hükumetinin veya olası başka hükumetlerin, halkın istemlerinin karşılanmasına yönelik tavizleri söz konusu olabilecektir. Bu muhalefetin örgütlü olması halinde, bu tavizler daha geniş kapsamlı olabilir de. Eksik olan ve dezavantajlı olan yön, bu. 25 Eylül sonrası ortaya çıkacak hava, bizim şu an yaşadığımız yerler dahil, her yeri etkileyecektir...Olumlu veya olumsuz, ama daha çok olumlu anlamda... Özal'ın taktik hatası, Özal'ın düşlerini öldürüyor. Ava giderken avlanma, herhalde buna denir...
Pazar, 18.30:...Özal'ın ilk referandum konuşmasını bekliyoruz. Bugünkü gazete ilanlarında, önemli açıklamalarda bulunacağını duyuyordum. Bakalım... Bir sürü tahminde bulunuluyordu... Ne kadar tutacak...
Tercüman'dan Yavuz Donat'ın tahmini doğru çıktı. Özal, istifa tehditini savurdu. Bu tehdit, Hayır'ları azaltır, Evet'leri %40'lara çıkartır mı? Kara Veli, %40'lara yakın çıkacak diyor. Ben sanmıyorum. Galiba, Özal,-Demirel kavgasının noktalanması mümkün olacak. Bu referandumda, Hayır demek, doğru tavırdı. Buna, bir kez daha inanıyorum. Bu, İnönü ve Demirel'e Evet demek değildir... Ne olursa olsun, 25 Eylül sonrası, Türkiye'de hareketli bir dönem olacak. Politikada, ikide bir 'ayrılırım' tehditleri savurmak, hoş değildir. Birileri, çek git, diyebilir. Özal, referandum kararı ile yaptığı taktik hata üzerine, resmen kumar oynuyor... Kim kazanacak?..” (18.09.1988)(4)
“... Bu mektuba, Cuma, biraz önce, yani 19.00'dan sonra başladım. Haberleri ve Özal'ın TV konuşmasını izlemek için aşağıya indim. Özal'ın konuşması, tam anlamıyla rezillik. Yazık... Bitmiş bu adam. Referandumdan ne sonuç çıkarsa çıksın, bu seviyede dövüşen biri, ağzı ile kuş tutsa nafile. En sıradan bir insan bile, bu haksızlığa ve seviye düşüklüğüne isyan eder. Özal, çok kötü not aldı. Politikada, bu seviyeye düşmek, bitimin işaretidir. Politikayı, külliyen kötüleyen bazılarımız, Özal'ın bu konuşması üzerine, politika böyledir işte, diyebilir. Halbuki, burjuva politikası böyledir işte, demek gerekiyor. Devrimci politika saflarında da, özünde burjuva politikası olan bazı davranışları yeşertmek isteyenler çıkmıyor değil, ama devrimci politika, burjuva politikasının tam zıddı olmalıdır. Yöntemlerde, ikisinde de farklılık yoksa, farklılık yalnızca adlandırmadadır demektir ki, böyle bir politikayı savunmak mümkün değildir. Özal, yarınki TV konuşmasında, daha önemli, şeyler açıklayacağını söyledi. Yanında akıllı biri varsa, bu adama, bugünkü konuşmasını değiştirmesini söylemeli. Politikayı kişiselleştirmenin, kimseye yararı yoktur. Bu çamurlaşmak, batağa batmak demektir. Özal, burjuvazinin Başbakanı bile olsa, Başbakanlık ciddiyetini yitirdi... İstifa etmesi, en doğru harekettir. Bundan Cumhurbaşkanı olsa, vay Türkiye'm vay... Bu adam, tipik diktatör. Ya be, ya ben, diyor...Burjuva demokratik yöntemlere bile saygısı yok..
Cumartesi, 22.00 civarı: Akşamleyin, Özal'ın konuşmasını dinledim. Yine rezalet. Önemli haber açıklama sözleri, ilgiyi toparlamanın yoluymuş. Ciddi tek bir şey söylemedi. İnönü iyi yakalamış, bu adam, resmen ağlayıp-yalvarıyor. Bitmiş, başka söyleyecek söz yok...
Pazar, 22.00 civarı:...TV'de referandum sonuçları verilmeye başladı. Her şeye rağmen, Özal taban kaybetmiş. Referandumun son anda aldığı anlama bakılırsa, Özal Hükumeti, toplumun çoğunluğu tarafından güven yitimine uğramış. Doğu Anadolu, büyük oranda Hayır, demiş. Büyük şehir merkezlerinde, Özal'ın desteği çok. Bu konu üzerinde durmak gerekiyor. Özal istifa eder mi? Şu ana kadar somut bir açıklama yok... Oltan Sungurlu'nun demecine bakılırsa, kıvırıyor...Özal'ın Hükumeti devam etse bile, Özal'ın tabanını güçlendirmek için ekonomide yapabileceği pek bir şey yok. Ekonomi, tıkandı... Geriye siyasal ve sosyal alanda bir şeyler yapması kalıyor...Bu konuda neler yapmaya çalışacağını hep birlikte göreceğiz. Hiçbir şey yapmazsa, hızla taban yitimine devam eder. Özal-Demirel hesaplaşmasına nokta konulmadı. Bu, erken bir genel seçime kaldı. Ama ülkedeki ekonomik krizin üzerine, gittikçe derinleşen bir siyasal kriz oturdu. Sosyal kriz ise, zaten, kendiliğindenci bir süreçte derinleşiyor. Bugünden sonra, tartışmaların yoğunlaşacağı bir sürece giriyoruz...Ah, demokratik ve toplumsal muhalefetin öndersiz oluşu...” (25.09.1988)(5)
“Pazar sabahı:...Bundan önceki mektubu yolladığım gün, 04'e kadar TV'de referandum sonuçlarını izledim. Sonuçları biliyorsun. Senin de sandık başına gidip iradeni ortaya koyduğun gibi, Hayır, demek, doğru olandı. Bu oylama, Özal'ın açıktan ifade ettiği ve çağrıda bulunduğu gibi, Özal ve iktidarının güven oylaması niteliğine bürünmüştü. Böylesi durumlarda, şunu istemiyorum, ama şunu istiyorum denmez. Yalnızca, şunu istemiyorum, denir. Özal'ı istemiyorum, ifadesi, doğruydu. Böyle irade beyanında bulunmak, İnönü'yü veya Demirel'i istiyorum anlamına geleceği için yanlıştır, doğru tavır, geçersiz oydur, denemez. Geçersiz oy, Özal'ın hanesine oy anlamına gelebilir. Nitekim, bu referandumda, öyle de oldu. 25 Eylül sonrası doğacak süreç göz önünde tutulmalıydı. Hayır oyları ile, büyük çoğunluğun, Özal'ı ve uygulamalarını, şu veya bu nedenle, şı veya bu oranda istemediği açığa çıkmıştır. Böylesi bir tepki ile karşılaşan Özal'ın, rahatça ve kolayca, eski uygulamaları sürdürmesi mümkün değildir. Yeni ekonomik içerikli uygulamalara yönelineceğini yazıyor gazeteler. Olabilir. Ama tepkiler ve tepkileri pasifize edecek farklı çözüm biçimleri de düşünülüyor, olabilir. Bunlar, daha çok siyasal, sosyal, kültürel vb. alanlardaki uygulamalar olacaktır. Vaatler ve belirtiler de o doğrultudadır...
Bu referandum ile Özal-Demirel rekabetinin noktalanacağı tahminleri, doğru çıkmadı. Özal'ın, DYP'nin defterini yerel seçimlerde dürme planları yaptığı yazılıp çiziliyor. Yani, Özal, mevcut 82 Anayasası ile de yetinmiyor. Bu nokta önemli. Demokratik ve toplumsal, hatta burjuvazinin farklı kesimlerinin burjuva muhalefetine bile tahammülsüzlüğü bir kere daha anlaşılıyor, demektir. Bu, onun zayıflığını gösterir. Zayıflığını dolaylı da olsa kabul eden ama suni ve zorlama yollarla güçlenmeye çalışan bir iktidarın yönetimde olacağı bu yeni süreçte, ülke, olumlu-olumsuz gelişmelere gebe demektir. Taleplerini yüksek sesle haykıran ve bu talepler doğrultusunda çalışan, kazançlı çıkacak. İşte, bu noktada, demokratik ve toplumsal muhalefetin öndersiz, örgütsüz ve programsız oluşu dezavantajlı yön oluyor. Bu olgunun devam etmesi veya olumlu anlamda dönüştürülmesi, istemlerin olası karşılanmasında boyutu belirleyecektir. Önümüzdeki süreçte, bunu göreceğiz...
Burada, bu ay infaz indiriminin olacağı ve az cezalıların ilçe cezaevlerine gönderileceği söylentisi çıktı. Başka amaçlı ve aba altından sopa gösterme anlamına gelen söylentilerde olabilir. Genelde, mutlu bir tebessüm gözleniyor. Yadsımıyorum. Çıkmayı kim istemez? Ama gerçekten bu ay çıkıp çıkmayacağı tartışma götürür. Bu, TCK değişikliğinden önce çıkacağı anlamına mı geliyor? Öyle oluyor, herhalde...Çıkacaksa, ne kadarlık bir indirimle çıkacak?..” (02.10.1988)(6)
“... Çok önceleri yazmıştım: Türkiye'de, istisnasız her yanında, halkımız ve insanlarımız, bu dönemde, tüm haklarını, tek tek alacaklar. Haklar verilmeyecek. Alınacak. Bedeli ödenerek alınacak. Çalışılarak alınacak. Özellikle referandum sonrası, istemlerini yüksek sesle dile getiren ve bu uğurda çalışan, kazanabilecek. 'Her çalışan kazanamayabilir, ama kazananlar, mutlaka çalışanlardır.' Beleş yok. Halkımızın bütün kesimlerinin birbirinden görece farklı da olsa, özünde aynı olan yaygın sorunları vardır. Referandum, bir anlamda, bunun dile getirilişidir...”(09.10.1988)(7)/Aydın
19.12.2020/Datça/Mehmet Erdal
(*)
(**) Saddam Hüseyin'in, 16 Mart 1988 yılında, Halepçe'de, zehirli gaz kullanarak binlerce kişiyi çoluk-çocuk, kadın-erkek, yaşlı-genç demeden topluca katlettiği bir süreçten söz ediyoruz.
(***)1989 yılında yapılacak olan yerel seçimlerin bir yıl öncesine alınmasına dair 25 Eylül 1988günü yapılan referandum: Bu referandum, Türkiye'de 4.kez yapılan referandumdu ve bu referandumda sonuç, Özal'ın beklediğinin aksine 'Hayır' çıktı.
(1)27.08.1988(2)04.09.1988
(3) 09.09.1988 (4) 18.09.1988
(5) 25.09.1988
(6) 02.10.1988
(7)





















Hiç yorum yok :
Yorum Gönder