23 Nisan 2021 Cuma

2021.04.24.CEZAEVİ YAZILARI-53: ÖRGÜTLENME, BİRLİK VE MÜCADELE ÜZERİNE! (1) (*)

  Hiç yorum yok

      CEZAEVİ YAZILARI-53: ÖRGÜTLENME, BİRLİK VE MÜCADELE ÜZERİNE (1) (*)

     “YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLANGICINDAKİ N...... (**) CEZAEVİ

     90 Ekim-Kasım aylarında, 88 Ekim-kasım aylarında 33 gün süren SAG'nin yenilgiyle sonuçlanması sonrası içinde yaşanılmak zorunda kalınan ve 2 yıl devam eden dönemin aşılmaya çalışıldığı gelişmeler yaşandı.

     BİR KISIM SİYASİ TUTSAK BİR 'BİRLİK' OLUŞTURUYOR

     87 yılı başları ile 88 Yaz ayları arasında A.... (***) Cezaevinde sürdürülen tartışmaları bir yana bırakırsak, 88 Ekim-Kasım aylarından sonra N...... Cezaevinde bir kaç kere 'birlik' konusu gündeme getirildi ve tartışıldı. 90 Ağustos ayında PKK, SVP, TKP-B ve THKP-L/ACİLCİLER siyasi hareketlerince ortaklaşa önerilen son tartışmadan sonra da 90 Eylül ayı sonlarında on bir siyasi hareket (PKK, SVP, TKP-B, THKP-L/ACİLCİLER, DH, TDY, KAVA, TKP-ML TİKKO, TKP-İS, KUK) ve DY'cuların (B) (****) kesimi tarafından bir 'birlik' oluşturuldu.

     Bu 'birlik' içinde yer alan siyasi hareketlere göre, bu 'birlik' yalnızca siyasi hareketlerin temsilcilerinden oluşuyordu. Her siyasi hareket temsilcisi, cezaevinde kaç kişiden oluşan bir grup olduklarına bakılmaksızın, bir oy hakkına sahipti. Cezaevi sorunlarıyla sınırlı olmak kaydıyla, alınan kararlar bağlayıcıydı. Ancak, siyasi hareketlerin cezaevindeki sayısal güçleri hepten göz ardı ediliyor değildi; kararlar alınırken, her temsilcinin bir oy kullanması esas olmakla birlikte, 'kitle çoğunluğu' da dikkate alınacaktı. Bu anlamda, 'birlik'de 'siyaset+kitle çoğunluğu' anlayışı geçerliydi. 'Birlik', içinde ilk anda yer alan siyasi hareketlerin mensubu tutsaklar, üç ayrı havalandırmaya çıkan altı koğuşta yaşadıklarından, her havalandırmayı temsilen bir temsilci olmak kaydıyla üç temsilci tarafından temsil edilecekti. Her temsilci, o havalandırmada yaşayan siyasi hareketlerin temsilcileri tarafından kendi aralarında seçilecekti. Daha sonra, bu temsilcilerin PKK, ÇS ve DY'cuların (B) kesiminin temsilcisi olarak belirlendiği açıklandı.

     Oluştuğu anda, hukuksal anlamda, bu kadar tanımlanan bu 'birlik' içinde yer alan siyasi hareketlere göre, halihazırda 'birlik' içinde yer almayan siyasi hareketler, eğer isterlerse, kendileriyle aynı haklara sahip olarak bu 'birlik' içinde yer alabilirlerdi ve yer almalıydılar. Ancak, bu 'birlik', siyasi hareketlerin temsilcilerinden oluştuğundan, cezaevinde bulunan ve 'örgütsüz-bağımsız' kabul edilen siyasi tutsaklar, bu 'birlik' içinde yer alamazlardı. Çünkü, onların konumu farklıydı ve bu nedenle onlarla farklı düzeyde bir ilişki kurulabilirdi, kurulmalıydı ve kurulacaktı.

     88 Ekim-Kasım sonrası 2 yıla yakın sürede bir kaç kez gündeme getirilerek yapılan tartışmaların ve aynı zamanda, o sürede yaşama geçirilen cezaevi pratiğinin bir ürünü olan bu 'birlik' dışında, tahliye ve sevklerden sonra, yalnızca TBKP, TKKKÖ (*****), DY'cuların (P) (******) kesimi ve 'örgütsüz-bağımsız' kabul edilen siyasi tutsaklar vardı. 'Birlik'de geçerli anlayışa göre, açıkça ifade edildiği gibi, 'örgütsüz-bağımsız' kabul edilen siyasi tutsaklar otomatikman 'birlik' dışında kalıyorlardı. TBKP'ye karşı ise, 'birlik' içinde yer alan siyasi hareketlerin çoğu, hiç de iyi düşünceler beslemiyorlardı. Açıkça belirtilmiyordu, ama eğer, TBKP, 'birlik' içinde yer almak isteseydi ve başvursaydı, muhtemelen, en azından büyük çoğunlukça, bu istem reddedilecekti. DY'cuların (P) kesimi de, DY'cuların (B) kesiminden farklı ve ayrı bir grup olarak yaşıyor idiyse de, ayrı bir siyasi hareket olarak kabul edilmiyordu. Eğer DY'cuların (P) kesimi, bu 'birlik' içinde yer almak isteseydi, bu kesinlikle mümkün olmayacaktı. Çünkü, A.... Cezaevinden beri savunulan anlayışa göre, cezaevindeki bir siyasi hareketin mensubu olan siyasi tutsaklar, herhangi bir nedenle kendi aralarında bölünürler ve bağımsız siyasi hareketler olarak kendilerini tanımlayıp ortaya çıkmazlarsa, bu anlamda, siyasi hareketlerinin bir temsilci ile temsil edilmesinde, sorun çıkarsa ve bu siyasi tutsaklar bu sorunu kendi aralarında çözemezlerse, bu durumda, bu tutsakların hiç bir kesiminin temsilcisi temsilci olarak kabul edilmiyor ve ya bir temsilci ile temsil edilebilmeleri konusunda kendi aralarında bir anlaşmaya varmaları ya da ayrı siyasi hareketler olarak ortaya çıkmaları isteniyordu. Geçmişte, A.... Cezaevinde, bu durum, birer kez TKP-ML ve TDKP siyasi hareketlerinden tutsaklar özgülünde yaşanmıştı. Şimdi, DY'cu tutsaklarda da aynı durum söz konusuydu. Peki, anlayış böyle olmasına ve DY'cu tutsakların her iki kesimi de ne tek bir temsilci tarafından temsil edilebilmeleri konusunda kendi aralarında anlaşamamaları bir yana, bunu hiç tartışmamış bile olmalarına ve ne de iki ayrı siyasi hareket olarak ortaya çıkmamalarına (her iki kesim de 'Devrimci Yol-filan koğuş ya da koğuşlar' imzası kullanıyorlardı) karşın, nasıl oluyor da, DY'cuların (B) kesiminin temsilcisi temsilci olarak kabul edilebiliyor ve 'birlik' içinde yer alabiliyordu? Burada, tamamen faydacı bir yaklaşım söz konusuydu ve bu, şöyle ifade ediliyordu: DY'cuların (B) kesimi sayısal olarak kalabalıktı, cezaevi pratiğinde daha 'radikal' bir çizgi izliyordu ve 'birlik' konusunda, kendilerine benzer bir biçimde düşünüyordu; bir 'birlik' oluşturma noktasında buluşabilmişlerdi. Bir başka deyişle, DY'cuların (B) kesimi, 'kazanılması gereken bir güç' idi. Öyleyse, oluşan bu 'birlik' içine katılma çağrısının doğrudan muhatabı olarak geriye, yalnızca TKKKÖ kalıyordu. (TKKKÖ mensubu tutsaklar, 20.12.1990 tarihli ortak bir açıklamayla, uzun süredir tartıştıkları ve çözümüne çalıştıkları ayrılıkların 'ilkesel' boyuta varması ve çözülememesi üzerine, bundan böyle 'KURTULUŞ' imzasıyla görüş bildirmeyeceklerini ve ortak tavırlar göstermeyeceklerini, her birinin, kendi başına hareket edeceğini... duyurdular.) TKKKÖ siyasi hareketi, bu çağrıya 'olumlu' yanıt vermedi; oluşturulan 'birlik' içinde yer almadı.

     Oluşturulan 'birlik' içinde yer almayan siyasi tutsaklar (siyasi hareket, koğuş veya tek tek kişiler olarak), 'birlik' tartışmaları sürecinde ortaya koydukları görüşlerde ve alternatif önerilerinde (aralarında ortak noktalar kadar farklı noktalar da bulunuyordu), bu 'birlik' anlayışının, cezaevinde bulunan bütün siyasi tutsakları kucaklamayı ve onların iradelerini esas almayı hedeflemediğini, bu nedenle, bu anlayışa uygun olarak oluşturulacak bir 'birliğin', doğru bir 'birlik' değil, eksik, yetersiz veya yanlış bir 'birlik' olacağını... ifade etmişlerdi.

     Gerçekten, bu 'birlik', TBKP'ye yönelik 'dışlayıcı' tavırları ve DY'cuların (B) kesiminin kabul edilmesine karşın DY'cuların (P) kesiminin kabul edilmeyeceği gibi 'tutarsız' ve 'faydacı' yaklaşımları bir yana bıraksak bile, anlayış düzeyinde, yalnızca siyasi hareketlerden oluşmayı ve her siyasi harekete, alınacak kararlarda, bir oy hakkının verilmesi gerektiğini, siyasi hareketlerin sayısal gücünün yalnızca 'dikkate alınır' bir özellik olduğunu savunduğu için, hem anlayış hem de pratik sonuçları açısından, 'doğru bir birlik' değildi. Oluşturulan bu 'birlik' içinde yer alan ve anlayışı böyle formüle eden siyasi hareketler de dahil olmak üzere, hiç bir siyasi hareket ve hiç bir kimse, böyle bir 'birlik' anlayışını ve bu anlayışa uygun olarak kurulan bu 'birliği', teorik düzeyde savunamaz; nitekim, savunamıyorlar. Bu 'birliğin', teorik soyutlama, yani 'örgütlenme anlayışı' düzeyinde 'doğru bir birlik' olup-olmadığı tartışması yapıldığında; bu 'birlik' içinde yer alan siyasi hareketlerin bazıları, üst düzeyde, demokratik-merkeziyetçi işleyişin esas olduğu M-L bir parti ile bürokratik- merkeziyetçi işleyişin geçerli olduğu sözde 'M-L' bir partiyi, yine iki farklı örgütlenme olan parti ile cephe'yi birbirine karıştırarak yola çıkıyor ve bir siyasi örgütlenmenin, ancak diğer siyasi örgütlenmelerle, o da 'eşit' konumlarda bir 'birlik' oluşturabileceğini anlatmaya ve savunmaya çalışıyorlar! Bunlara göre, ki hemen hemen hepsinin, son noktada, sıkça sarıldıkları 'silahlardan' birisi bu oluyor; bunun dışındaki bir 'birlik' anlayışı, yani siyasi hareketlerin (parti, örgüt vb...), siyasi hareketlerin dışındaki koğuş, tek tek bireyler vb. düzeyinde yaşayan tutsaklar ile bir 'birlik' oluşturulabileceği anlayışı, siyasi hareketler ile bireyleri eşit kabul etmek, siyasi hareketleri küçümsemek, onları gereksizleştirmek, siyasi örgüt düşmanlığı yapmak ve nihayetinde 'örgütsüzlüğü' savunmak oluyordu. Bu, 'Anarşizm' idi. Bu, 'Sivil Toplumculuk' idi. Zaten, 12 Eylül'den sonra 'örgüt düşmanlığı' geliştiriliyordu; bu, ona prim vermekti. Marksist-Leninistler, bu 'anti-Marksist' görüşleri savunamazlardı. Böyle bir 'birlik' anlayışını savunanlar ile bir arada olamazlardı. Böyle bir anlayışa uygun olarak oluşturulacak bir 'birlik'de, siyasi hareketler, 'örgütsüz-bağımsız' kabul edilen tutsakların peşinden gideceklerdi. Böyle şey olur muydu! Hem, kimdi bunlar? Çoğu 'bitmiş' insanlardı. 'Devrimciliği' bırakmış insanlardı. 'Mücadele etmek' diye bir sorunu olmayan ve kendinden başka hiç bir şeyi düşünmeyen insanlardı... Diğer bazıları, siyasi hareketlerin kendi aralarında oluşturdukları 'güç ve eylem birliği' ile kalıcı bir 'cephe' örgütlenmesini birbirine karıştırarak, siyasi hareketlerin, yalnızca kendi aralarında ve eşit konumda bir 'birlik' oluşturmalarının mümkün ve doğru olduğunu ifade ediyorlardı. Bunlara göre, siyasi hareketler, bir 'güç' idiler. Yine, yalnızca bunlar bir program sunabilirlerdi. Siyasi hareketler, bu sundukları program çerçevesinde güçlerini bir araya getirebilir ve bir 'birlik' oluşturabilirlerdi. Siyasi hareketlerin dışındakiler, ister koğuş düzeyinde isterse tek tek bireyler halinde yaşasınlar, böyle bir program sunabilirler miydi? Hayır!.. Onlar, kendi dışlarında, kimseyi bağlayacak bir görüş ifade edemezler ve karar alamazlardı. Oluşturulan 'birlik' içinde yer alan başka bazı siyasi hareketler ise, cezaevlerinin bir 'birim' olarak ele alınması gerektiğini göz ardı ederek, El Salvador'da mücadeleyi yürütüp- yönlendiren 'cephe'nin merkezi düzeydeki ilişkilerinden hareketle, oluşturulan 'birliğin' doğru bir anlayışın ürünü olduğunu 'kanıtlamaya' çalışıyorlardı. Bunlara göre, El Salvador'da 'cephe'yi oluşturan devrimciler, böyle bir 'cephe'yi oluşturmuş ve bugün bu 'cephe' mücadeleyi yürütüyor ise ve kimse buna 'yanlış' demiyorsa, o zaman, bu cezaevinde oluşturulan 'birliğe' de karşı çıkılmamalıydı. Nihayet, en son grubu oluşturan siyasi hareketler, bir başka 'silaha' sarılarak, oluşturulan bu 'birliğin' doğruluğunu savunuyorlardı: Bunlara göre, cezaevleri, 'özgün' yerlerdi. Cezaevi dışındaki bir 'birim' (köy, mahalle, fabrika vb.) ile aynı şekilde değerlendirilemezlerdi. Buradaki insanların durumu belliydi. Buradaki 'örgütsüz-bağımsız' kabul edilen siyasi tutsaklar, dışarıdaki bir 'birim'de yaşayan 'kitle' bile olamazlardı; daha geri insanlardı. Bunlar, inançlarını yitirmişlerdi. Pratik ortadaydı; 'mücadele' edenler ve etmeyenler biliniyordu. Onun için, bunları da kucaklamalıyız demenin anlamı ve hele yararı hiç yoktu. Aralarında, bu satırların yazarı gibi, ki bu satırların yazarı 'örgütsüz-bağımsız' kategorisine sokulamazdı, kendisini öyle tanımlamıyordu, özgün bir durumu vardı, çok az işe yarar ve elle tutulur insan vardı; onlara da, zaten, günlük yaşamda bile farklı davranılıyordu; aynı koğuşlara alınabiliyor ve görüşlerine başvuruluyordu. Bu işler, böyleydi. Bu konulara kafa yormanın anlamı yoktu... Her şey olur giderdi...” (1) (28 Aralık 90)

(Devam edecek) 

     24.04.2021/Datça/Mehmet Erdal

     (*) Bu yazı, Aralık 1990 tarihinde yazılmış ve cezaevi dışındaki arkadaşlara gönderilmiştir. Oldukça uzun olması nedeniyle, 5-6 bölüm halinde yayınlanacaktır.

     (**) Nazilli

     (***) Aydın

     (****) 9-13. Koğuşlar/Devrimci İşçi

     (*****) Türkiye Kuzey Kürdistan Kurtuluş Örgütü

     (******) 7. Koğuş

     (1) 28 Aralık 1990



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder