2020.02.18.PAZAR YERİ YAZILARI-5/ 4982
PAZAR YERİ YAZILARI-5 / 4982
Kesin tarihini anımsamıyorum,
ama 2005 yılı ilk ayları olabilir; bir Pazar günü, daha doğrusu
Palamutbükü pazarına çıktığım bir gün, aslen Çeşmeköylü
olan ve Palamutbükü'nde hem ikamet eden hem de orada bir marketi ve
pansiyon olarak kiraya verdiği odaları bulunan ÖDP'li bir
arkadaşımın oğlunun sünnet düğününe ve gelen konuklara
verdiği yemeğe gitmiştim, pazarcılık yapan bazı arkadaşlar ile
birlikte.
Gelen konuklar için hazırlanmış
masalardan birisine oturmuş ve yemek servisini beklerken hem
aramızda konuşuyorduk, hem de ben sağa sola bakıyor, tanıdık
yüzler var mı yok mu diye
gözlerimle ortalığı tarıyordum.
Biraz ilerimizde bulunan
masalardan birisinde güleç yüzlü bir kadına gözlerim takıldı;
ben bu yüzü bir yerden tanıyordum tanımasına da, nereden
tanıyordum? Ben ikide bir gözlerimi o masaya kaydırıp, kendi
kendime bu soruyu sorarken, göz göze geldik ve bana doğru bakmaya
devam ederken, aaa bu bizim pazarcı, dedi. Gülümsedim. Ne
arıyorsunuz burada?, dedi, düğün sahibini kast ederek, arkadaşım,
dedim. O, benim abim, dedi. Yakın akrabalarmış.
Sonrasında aramızda kısa bir
konuşma geçti ve kendisinin İçmeler belediyesinde çalıştığını,
söyledi. Tamam, şimdi olmuştu; onu tanımıştım. İçmeler Pazar
Yerinde benim tezgahımdan alış veriş yapan iyi müşterilerden
birisiydi ama ben, onun İçmeler Belediyesinde çalıştığını ve
arkadaşımın yakını olduğunu bilmiyordum.
İçmeler Belediyesi Belediye
Başkanı olarak göreve başlayan Yavuz Çokberkit'in sekreteriymiş;
bunu duyunca çok sevinmiştim. Öyle ya, 2004 yerel seçiminde
yönetime gelen CHP'li belediye başkanlarının, bu yıl, sezon
başı, yönetiminde oldukları belediyeler sınırları içerisinde
kurulan pazar yerlerinde yeni bir düzenleme yapacakları
söyleniyordu. Bu konuda sabıka dosyası çok kabarık olan İçmeler
Belediyesinde bir tanıdığın olması, hele hele benim gibi birisi
için, çok çok önemliydi; tamam, aranan can simidi bulundu, diye
aklımdan geçirdiğimi, anımsıyorum.
***
Çarşamba günleri İçmeler
Pazar Yerine tezgah açmaya gittiğim günlerin bazılarında İçmeler
Belediyesi binasına gidiyor, Palamutbükü'nde tanıdığım
sekreteri ziyaret ediyor ve üç-beş kelime de olsa sohbet ediyor;
pazar yeri ile ilgili yapılacak olası düzenleme ile ilgili
herhangi bir gelişme varsa, onu öğrenmeye çalışıyordum.
Zaman geçiyordu.
Sezonun başlamasına doğru,
İçmeler Pazar Yerine tezgah açma izni verilecek pazarcılara dair
isim listesinin oluşturulmaya çalışıldığına dair duyumlar
ortalıkta dolaşmaya başladı.
Ben, önceki yıllarda açtığım
yere açmaya devam etmek istiyordum, başka bir şey değil. Yıllarca
tezgah açtığım yerim oldukça iyi idi ve bu, bana yeterdi.
Sekreter, sıkıntı olmadığını,
ona verdiğim eşimin adını not ettiğini ve gerekeni yapacağını,
söylüyordu.
***
Başka bir yazının konusu
olabilir ve belki bir gün onu da yazarım, şimdiden bir şey
söyleyemem; ben, pazarcılık yaşamımı, siyasi kimliğim
nedeniyle, çoğu zaman arkadaşlarımın, kızımın ya da eşimin
üzerinden yürüttüm ve bunun faturasını da oldukça ağır
ödedim. Her neyse, o yıllarda vergi kaydım ve haliyle pazar
yerlerim de eşimin adına kayıtlıydı.
Günlerden bir gün, İçmeler
Pazar Yerinin 2005 yılı tezgah listesinin hazırlanmış olduğu,
İçmeler Belediyesine gidip soranlara, isminin listede olup
olmadığının söylendiği duyumunu aldım.
Yıllardır Pazarcılar Derneğinin
de yönetiminde bulunmuş olan ama benim de dahil olduğum pek çok
pazarcı tarafından aynı konumda bulunan diğerlerinden oldukça
farklı değerlendirilen ve yıllarca İçmeler Pazar yerinde yan
yana tezgah komşuluğu yaptığım bir arkadaşla İçmeler
Belediyesine gittik, Mayıs ayının son günü; isimlerin
sorgulaması, pazar yerinden sorumlu konumda olan doktorun odasından
yapılıyordu.
Pazarcılar, doktorun kapısının
önünde kuyruğa giriyor, sırası geldiğinde tek olarak ya da
bazen üçerli beşerli, kapıdan içeriye kimliklerini
uzatıyorlardı; aynı anda işini de yapan doktorun yanına
hastaların girip çıkmalarının arasında, doktorun odasından,
içeride her kim bilgisayarın başında oturuyor ve sorgulama
yapıyorsa, o kişi küçük bir kağıda ismin olup olmadığını
yazıyor ve kimliği ile birlikte, kimlik sahibine veriyordu.
Biz de gelir gelmez sıraya
girdik, sıra ilerledikçe biz de ilerledik; sıramız geldiğinde
kimlikleri içeriye uzattık, kısa süre bekledik.
İçeriden eşimin kimliği
uzatıldı; zerrece şüphem yoktu; biz kesin adı çıkacak
olanlardandık. Ama, insan psikolojisi, böyle bir şey; yine de
merak ediyordum. Aldım uzatılan kimliği ve yanındaki notu, baktım
ve gözlerime inanamadım; şaka bu, dedim, şaka. Benimle kafa
buluyorlar. Oradan ayrılamadım. Yeniden uzattım. Yeniden yanıt
geldi. Yine değişen bir şey yoktu; notta, bir önceki not da
olduğu gibi, eşimin adının listede olmadığı, yazılıydı.
Mosmor olmuştum. Beynim
uğulduyordu. Kulaklarım çınlıyordu. Kimsenin yüzüne
bakamıyordum.
Korktuğum başıma gelmişti.
Halbuki, belediyede görevli olan
ve bizim için gerekeni yaptığını söyleyen bayanı emniyet
sibopu olarak görmüş ve oldukça rahatlamıştım; korktuğum
olmayacak ve yer tahsisinde her hangi bir sorun yaşamayacaktık.
Ama hayır, olan olmuştu, işte.
Belediye binasından dışarıya
çıktım. Belediye binasının önünde başka pazarcılar da vardı;
toplaşmalar başlamıştı.
Bir dönem pazar yerinden sorumlu
olan ve hiç bir kötülüğünü görmediğim İçmeler Belediyesi
veterineri de oradaydı; ne olduğunu, sordu. Çizmişler, dedim.
Güldü. Sen de mi yaranamadın? dedi. Beni biliyordu. Beni
çizmelerini, aklı almıyordu. Öyle ya, ben Solcu idim; CHP de
Solcu idi. Beni neden çizmiş olabilirler idi ki? Kiminle aran
bozuktu?, dedi. Dursun Kaplan, dedim. Tamam, anlaşıldı, dedi.
Gayrı iradi böyle söylemiştim,
ama kendim bile bu olup bitene bir türlü akıl erdiremiyordum.
Şaşkın tavuk gibi, sersem
sersem ortalıkta dolanıyordum.
Ne yapmalıydım?
Belediye binasına yöneldim.
Yukarıya çıktım. Sekreterin yanına vardım. Anladı ve anlattı:
Görevinin başındayken, bir gün Dursun Kaplan belediye başkanının
yanına ziyarete geliyor. O sıra, pazar yerine tezgah açacakların
listesi hazırlanıyormuş. Benim yanına gittiğim ve bize yardımcı
olmaya çalışan sekreter, tamamen tesadüfi bir şekilde, o an
eşimin adını içeriye bildiriyormuş. Dursun Kaplan, eşimin adını
ve soyadını duyunca, bu, demiş, Mehmet Erdal'ın eşi; onu listeye
almayın. Tanıdık kadın, bizi savunmaya kalkıyor; hayır, diyor
Dursun Kaplan ve olan oluyor, eşimin isminin üstüne çizik
atılıyor.
***
Aklımda delice fikirler, deli
danalar gibi oradan oraya dolaşıyorum.
Atladım arabama ve Marmaris
merkeze gittim.
Bir ara birlikte toptan mal
verdiğimiz gençten bir arkadaşım vardı; onu buldum. Hadi, dedim;
gidelim.
Doğruca CHP İlçe Örgütüne
gittik. Orada bulunan birisine, Dursun Kaplan'ı göreceğiz, nerede
bulabiliriz? dedim.
Nerede olabileceğini, söyledi.
Şimdi, Marmaris ilçe merkezinin
tam orta yerinde meydan olarak kullanılan yerin olduğu yerde, o
zamanlar Tansaş binası vardı ve onun önünde, şimdi tam olarak
anımsamıyorum; Dursun Kaplan ve bazı CHP'liler masa kurmuşlar ,
bir şeyler yapıyorlardı. Belki imza topluyorlardı ya da başka
bir şey...Ayrıntısını anımsamıyorum.
Vardık yanına ve bakar mısın,
dedim. Baktı, buyur, dedi. Sen dedim, benim İçmeler Pazar yeri
kartımı iptal ettirmişsin, doğru mu? Şaşkın şaşkın,
bakıyor. Neden? dedim, neden? Morardı. Sana, dedi, bunu (...) mu
söyledi? Ağzımı açmama fırsat vermeden, ben ona göstereceğim,
deyip, fırladı. Oradan geçen bir dolmuşa bindi ve gitti.
Çıldırmış haldeydim. Bir
şeyler yapmalıydım.
Geçmişlerinde, ülkenin farklı
yerlerinde, Sol kesimde yer almış ama o günlerde, orada, şu veya
bu nedenle CHP içinde çalışan ya da 2004 yerel seçiminde,
Marmaris Belediye Başkanlığı seçimlerinde CHP'li Ali Acar'ı
destekleme kararı almış, hatta CHP'ye kayıt yaptırmış ve bir
kaç yıldan beri de bir biçimde görüştüğüm, sohbet ettiğim
ve zaman zaman farklı konularda tartıştığım bazı tanıdıklara
gittim; bunların içinde, benim gibi pazarcılık yapan ve 2004 yılı
yaz sezonunda görece daha iyi yerlerde kendilerine yer tahsisi
yapılmasını bir biçimde sağlamış olan ve bu yıl da aynı
avantajlı konumunu koruyanlar da vardı. Durumumu ve olup biteni,
gördüklerime anlattım, dinlediler. Sonuç, hava civa...
Durumu önceden bilmediklerini
sanmıyordum ama hadi bilmiyorlardı, peki şimdi neden, olur mu
böyle saçmalık? nasıl sana yer vermezler? demiyorlar ve
ellerinden geleni yapmıyorlardı? Dursun Kaplan'dan mı
korkuyorlardı? Kendilerini garantiye almışlar, işimize bakalım
diye mi düşünüyorlardı?
Bilemiyorum.
İçlerinden tek bir kişi bile,
hadi gel; bu işi çözelim, demedi. Halbuki, İçmeler Pazar yerinde
yerlerin kimlere tahsis edildiğinin ilan edilmesinden önceki
günlerde, ağızlarından bal damlıyordu.
Gerçek, ortadaydı.
İçimde bir şeylerin kayıp
gittiğini, yutkunmakta zorluk çektiğimi, yumruklarımı sıktığımı
ve ağzıma geleni söylememek için kendimi zor tuttuğumu,
anımsıyorum.
O gün geçti.
Akşam oldu.
Sekreter aradı. Sana, dedi,
yaptığım yardıma beni pişman ettin. Dursun Kaplan benim çok
uzun zamandır arkadaşımdı. Senin yüzünden kötü oldum.
Şaşırdım. Anlaşıldı ki Dursun Kaplan dolmuşa atladıktan sonra
doğruca İçmeler Belediyesine gitmiş; sekretere vermiş
veriştirmiş.
İyi de dedim, ben senin adını
vermedim ki; yanımda bir başka arkadaşım da vardı. Ne
yapmalıydım? Sineye mi çekecektim?
Telefonla konuşuyorduk ama
aramızda buz gibi bir hava esiyordu.
Sustuk ve telefonu kapadık.
***
Ertesi günü, doğruca İçmeler
Belediyesine gittim. Doktorun kapısına vardım. Kapıyı çaldım.
İçeriye girdim ve elimdeki, 'Bravo Doktor' başlıklı yazımın
olduğu Çağdaş Marmaris gazetesini uzattım (Bknz:
https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com
), bunu, dedim, yazan benim ve siz beni çizdiniz. Baktı yüzüme ve
odadan çıktım.
Öyle doluyum ve ne yaptığımı,
tam olarak ayırdına varmadan yapıyorum; elimde Çağdaş
Marmaris'in iki nüshası vardı, ikisini de vermişim. Halbuki,
birisi, biraz sonra gideceğim bir yerde bana gerekli olacaktı.
Yukarıya çıktım. 4982 sayılı
bilgi edinme yasası çerçevesinde hazırladığım üç sayfalık
dilekçeyi verdim; bazen, böyle saftirik hareketlerim oluyor. Ben,
sanıyorum ki, bu dilekçeyi verince, belediye başkanı ürkecek,
telaşlanacak vs..
Binadan çıktım, doğruca
sekreterin eşinin, belediye binasına yakın bir yerde bulunan iş
yerine gittim. Oturduk. Konuştuk. Eşi anlatmış. Her şeyi
biliyormuş. O da anlattı: Meğer, Yavuz Çokberkit aslen DYP (Doğru
Yol Partisi)'li imiş. Onu Dursun Kaplan ikna etmiş aday olmaya ve o
nedenle, Dursun Kaplan'ın sözünden çıkamazmış. O ne derse
yaparmış. Haliyle, önceki yıl yapılan yerel seçime yönelik
farklı beklentiler içinde iken düş kırıklığı yaşayan ve
mağdur olduğunu düşünenlerdendi kendisi; konuşmasından
çıkardığım, bu oldu.
Kalk, dedi; kalktık. O dönem CHP
Belediye Meclis listesinden seçime giren ve seçilen Fesih adında,
aslen Antakya kökenli bir turizmcinin bürosuna gittik.
Tanıştırıldık. Ben anlatmaya
başladım.
Ben, dedim, 1991 yılında Özal'ın
çıkardığı bir Ağustos tarihli İnfaz Yasası ile içeriden
çıkanlardanım. Toplam 11 yıl 4 ay 10 gün cezaevinde kaldım.
Denizli Devrimci Yol davasının bir nolu sanığıyım. Pek çok
arkadaşım yurt dışına çıktı; ben çıkmadım. Bana, bu çıkış
ters geldi. Biz bunca yılı boşuna mı yattık? diye düşündüm.
Ben de çekip gidebilirdim. Gitmedim. Kaldım. Yıllardır pazarcılık
yapıyorum. İzmir'de başladım ve şimdi buradayım. Datça'da
oturuyorum. ÖDP üyesiyim. 2004 yerel seçiminde Nazan Batmaz'ı
destekledik. O günden beri Dursun Kaplan ve bazı CHP'liler bizi,
özellikle beni ve bir arkadaşı düşman gibi görüyorlar.
Anlaşılan o ki, içimizden birileri yalan yanlış bilgi aktarmış.
Biz bir siyasi partiyiz. Ayrı aday çıkaramaz mıyız? Ayrıca, bir
partide, hele bizim gibi Sol'da olanlarda tartışılmadan herhangi
bir konuda, karar mı çıkar? Bu Dursun, takıntılı birisi.
Seçimden sonra ortak bir tanıdığın iş yerinde karşılaştık,
siz bana neden oy vermediniz? diye soruyor. Adam anlamıyor. Oy
vermemenin onunla bir ilişkisi yok. Aday olan Ali Acar ve o yalnızca
bir meclis üyesi adayı, hem de seçilmesi banko olan bir yerden.
Tamam, pek fazla sevmeyiz, kendisini. O başka bir şey. Peki, biz,
ille de CHP adayını desteklemek zorunda mıyız? Farklı olduğumuzu
düşünüyoruz ve haliyle farklı davranabiliriz. Adam, bana fatura
kesiyor. İnanın gözüm hiç bir şeyi görmüyor. 1993 Eylül
ayından beri bu bölgede bu işi yapıyorum. ANAP'lı belediye
başkanları döneminde de zabıtalar ve Pazarcılar Derneği
yöneticileri, benim kim olduğumu biliyorlardı; elbette beni el
üstünde tutmadılar, zaman zaman mağdur da ettiler ama hiç bir
zaman benim ekmek teknemi elimden almaya kalkmadılar. Sizinkilerin
yaptığına bakın...Yahu Çağdaş Marmaris'te pazar yeri ile
ilgili yayınlanan yazıları ben yazıyorum. Şu an başıma gelen
şey ya da başka bir şey başıma gelmesin diye hep farklı adlarla
yayınladım. Sorun, Mehmet Emin Berbere; bakın ne söyleyecek....
İçimde ne varsa, kusuyorum. Bir
anlamda içimi boşaltıyorum. Yoksa, biliyorum, akla ziyan şeyler
yapacağım.
Soluksuz konuşuyorum ve Fesih bey
beni, sözümü kesmeden dinliyor. Konuşmamın bir yerinde, tamam,
dedi; beni ikna ettin. Sana yardım edeceğim. Senin eski yerini sana
verdiremem ama ayrılan bazı yerler var, onlardan birisine seni
yerleştireceğim.
İnanamadım.
Olmuştu.
Peki, belediyeye verdiğim dilekçe
ne olacaktı? Sen bilirsin, dedi; ben sözümde duracağım. Kararı
sen ver. Tamam dedim, size güveniyorum ve dilekçeyi geri çekeceğim,
Bürosundan çıktım. Beni
götüren arkadaş geride kalmıştı. Sonra bana yetişti.
Geride kalınca neler
konuştuklarını ve ona anlatılan her şeyin doğru olduğunu
söylediğini, söyledi.
Yürüdük. Teşekkür ettim ve
ayrıldım.
Belediye binasına gittim.
Yukarıya çıktım. Bugün verdiğim dilekçeyi geri çekeceğim,
dedim. Önceki yıl pazar yerine bakan ve 31 Ağustos 2004 tarihi
gecesi pazar yerinde bir grup pazarcı arasında çıkan kavgadan
sonra görevden alınan ve masa başı bir göreve yollanan eski
zabıta amirinin odasını işaret ettiler. O odaya yöneldim.
Dilekçeyi istedim, önce, olmaz, filan dedi. Arkadaş, verme hakkım
olduğu gibi çekme hakkım da var, dedim; ver benim dilekçemi.
Anlaşıldı, dedi, sana da yer vermişler. Şu işe bak, kimisi bana
yer verilmemesine, kimisi de yer verilmesine şaşırıyor. Tamam,
dedi, ama bir nüshasını alırım ve dosyaya koyarım. Ne yaparsan
yap, dedim, benim derdim üzüm yemek, bağcıyı dövmek, değil...
Aldım dilekçemin aslını ve
çıktım, gittim...
***
2005 yılı sezonunda, farklı bir
yerde de olsa tezgah açtım.
Hayat, böyle bir şeydi,
pazarcılar için ve özellikle benim gibi, farklı nedenlerle 'iş
bitiremeyenler' için...
(1- Önceki yıllarda benim yerim
9, yer tahsisinin yapılıp yapılmadığını sormaya birlikte
gittiğim arkadaşımın ise yeri 8 numaraydı; onun yerini de
elinden almışlar ama ona, başka bir yer vermişlerdi.
Benden aldıkları yeri, yıllarca
yanımdaki 10 numaraya tezgah açan ve hem dernek yönetiminde
bulunan ve pek çok pazarcıya İllallah dedirtenlerden olan hem de
yerel seçimde, İçmelerde, CHP'nin karşısındaki başka bir
adayı, MHP'nin adayını açıktan destekleyen komşuma vermişlerdi.
2- Sonraları, İçmeler
Belediyesinden başka bir yere yeni görevi gereği giden doktorun,
giderken 'Elbirliğiyle, İçmeler'de CHP'nin içine ettik' dediği,
duyumu kulağıma geldi.
Doğru söze, ne denirdi?
Nitekim, 2009 yılında, CHP,
İçmeler Belediyesi seçimlerini kaybetti; eski köy muhtarı ve
belediye başkanı olan Zeki Eren, AKP listesinden seçimi kazandı.)
18.02.2020/Datça




Hiç yorum yok :
Yorum Gönder