18 Şubat 2020 Salı

2020.02.18.PAZAR YERİ YAZILARI-5/ 4982

  Hiç yorum yok

     PAZAR YERİ YAZILARI-5 / 4982
     Kesin tarihini anımsamıyorum, ama 2005 yılı ilk ayları olabilir; bir Pazar günü, daha doğrusu Palamutbükü pazarına çıktığım bir gün, aslen Çeşmeköylü olan ve Palamutbükü'nde hem ikamet eden hem de orada bir marketi ve pansiyon olarak kiraya verdiği odaları bulunan ÖDP'li bir arkadaşımın oğlunun sünnet düğününe ve gelen konuklara verdiği yemeğe gitmiştim, pazarcılık yapan bazı arkadaşlar ile birlikte.
     Gelen konuklar için hazırlanmış masalardan birisine oturmuş ve yemek servisini beklerken hem aramızda konuşuyorduk, hem de ben sağa sola bakıyor, tanıdık yüzler var mı yok mu diye
gözlerimle ortalığı tarıyordum.
     Biraz ilerimizde bulunan masalardan birisinde güleç yüzlü bir kadına gözlerim takıldı; ben bu yüzü bir yerden tanıyordum tanımasına da, nereden tanıyordum? Ben ikide bir gözlerimi o masaya kaydırıp, kendi kendime bu soruyu sorarken, göz göze geldik ve bana doğru bakmaya devam ederken, aaa bu bizim pazarcı, dedi. Gülümsedim. Ne arıyorsunuz burada?, dedi, düğün sahibini kast ederek, arkadaşım, dedim. O, benim abim, dedi. Yakın akrabalarmış.
     Sonrasında aramızda kısa bir konuşma geçti ve kendisinin İçmeler belediyesinde çalıştığını, söyledi. Tamam, şimdi olmuştu; onu tanımıştım. İçmeler Pazar Yerinde benim tezgahımdan alış veriş yapan iyi müşterilerden birisiydi ama ben, onun İçmeler Belediyesinde çalıştığını ve arkadaşımın yakını olduğunu bilmiyordum.
     İçmeler Belediyesi Belediye Başkanı olarak göreve başlayan Yavuz Çokberkit'in sekreteriymiş; bunu duyunca çok sevinmiştim. Öyle ya, 2004 yerel seçiminde yönetime gelen CHP'li belediye başkanlarının, bu yıl, sezon başı, yönetiminde oldukları belediyeler sınırları içerisinde kurulan pazar yerlerinde yeni bir düzenleme yapacakları söyleniyordu. Bu konuda sabıka dosyası çok kabarık olan İçmeler Belediyesinde bir tanıdığın olması, hele hele benim gibi birisi için, çok çok önemliydi; tamam, aranan can simidi bulundu, diye aklımdan geçirdiğimi, anımsıyorum.
     ***
     Çarşamba günleri İçmeler Pazar Yerine tezgah açmaya gittiğim günlerin bazılarında İçmeler Belediyesi binasına gidiyor, Palamutbükü'nde tanıdığım sekreteri ziyaret ediyor ve üç-beş kelime de olsa sohbet ediyor; pazar yeri ile ilgili yapılacak olası düzenleme ile ilgili herhangi bir gelişme varsa, onu öğrenmeye çalışıyordum.
     Zaman geçiyordu.
     Sezonun başlamasına doğru, İçmeler Pazar Yerine tezgah açma izni verilecek pazarcılara dair isim listesinin oluşturulmaya çalışıldığına dair duyumlar ortalıkta dolaşmaya başladı.
     Ben, önceki yıllarda açtığım yere açmaya devam etmek istiyordum, başka bir şey değil. Yıllarca tezgah açtığım yerim oldukça iyi idi ve bu, bana yeterdi.
     Sekreter, sıkıntı olmadığını, ona verdiğim eşimin adını not ettiğini ve gerekeni yapacağını, söylüyordu.
     ***
     Başka bir yazının konusu olabilir ve belki bir gün onu da yazarım, şimdiden bir şey söyleyemem; ben, pazarcılık yaşamımı, siyasi kimliğim nedeniyle, çoğu zaman arkadaşlarımın, kızımın ya da eşimin üzerinden yürüttüm ve bunun faturasını da oldukça ağır ödedim. Her neyse, o yıllarda vergi kaydım ve haliyle pazar yerlerim de eşimin adına kayıtlıydı.
     Günlerden bir gün, İçmeler Pazar Yerinin 2005 yılı tezgah listesinin hazırlanmış olduğu, İçmeler Belediyesine gidip soranlara, isminin listede olup olmadığının söylendiği duyumunu aldım.
     Yıllardır Pazarcılar Derneğinin de yönetiminde bulunmuş olan ama benim de dahil olduğum pek çok pazarcı tarafından aynı konumda bulunan diğerlerinden oldukça farklı değerlendirilen ve yıllarca İçmeler Pazar yerinde yan yana tezgah komşuluğu yaptığım bir arkadaşla İçmeler Belediyesine gittik, Mayıs ayının son günü; isimlerin sorgulaması, pazar yerinden sorumlu konumda olan doktorun odasından yapılıyordu.
     Pazarcılar, doktorun kapısının önünde kuyruğa giriyor, sırası geldiğinde tek olarak ya da bazen üçerli beşerli, kapıdan içeriye kimliklerini uzatıyorlardı; aynı anda işini de yapan doktorun yanına hastaların girip çıkmalarının arasında, doktorun odasından, içeride her kim bilgisayarın başında oturuyor ve sorgulama yapıyorsa, o kişi küçük bir kağıda ismin olup olmadığını yazıyor ve kimliği ile birlikte, kimlik sahibine veriyordu.
     Biz de gelir gelmez sıraya girdik, sıra ilerledikçe biz de ilerledik; sıramız geldiğinde kimlikleri içeriye uzattık, kısa süre bekledik.
     İçeriden eşimin kimliği uzatıldı; zerrece şüphem yoktu; biz kesin adı çıkacak olanlardandık. Ama, insan psikolojisi, böyle bir şey; yine de merak ediyordum. Aldım uzatılan kimliği ve yanındaki notu, baktım ve gözlerime inanamadım; şaka bu, dedim, şaka. Benimle kafa buluyorlar. Oradan ayrılamadım. Yeniden uzattım. Yeniden yanıt geldi. Yine değişen bir şey yoktu; notta, bir önceki not da olduğu gibi, eşimin adının listede olmadığı, yazılıydı.
     Mosmor olmuştum. Beynim uğulduyordu. Kulaklarım çınlıyordu. Kimsenin yüzüne bakamıyordum.
     Korktuğum başıma gelmişti.
     Halbuki, belediyede görevli olan ve bizim için gerekeni yaptığını söyleyen bayanı emniyet sibopu olarak görmüş ve oldukça rahatlamıştım; korktuğum olmayacak ve yer tahsisinde her hangi bir sorun yaşamayacaktık.
     Ama hayır, olan olmuştu, işte.
     Belediye binasından dışarıya çıktım. Belediye binasının önünde başka pazarcılar da vardı; toplaşmalar başlamıştı.
     Bir dönem pazar yerinden sorumlu olan ve hiç bir kötülüğünü görmediğim İçmeler Belediyesi veterineri de oradaydı; ne olduğunu, sordu. Çizmişler, dedim. Güldü. Sen de mi yaranamadın? dedi.         Beni biliyordu. Beni çizmelerini, aklı almıyordu. Öyle ya, ben Solcu idim; CHP de Solcu idi. Beni neden çizmiş olabilirler idi ki? Kiminle aran bozuktu?, dedi. Dursun Kaplan, dedim. Tamam, anlaşıldı, dedi.
     Gayrı iradi böyle söylemiştim, ama kendim bile bu olup bitene bir türlü akıl erdiremiyordum.
     Şaşkın tavuk gibi, sersem sersem ortalıkta dolanıyordum.
     Ne yapmalıydım?
     Belediye binasına yöneldim. Yukarıya çıktım. Sekreterin yanına vardım. Anladı ve anlattı: Görevinin başındayken, bir gün Dursun Kaplan belediye başkanının yanına ziyarete geliyor. O sıra, pazar yerine tezgah açacakların listesi hazırlanıyormuş. Benim yanına gittiğim ve bize yardımcı olmaya çalışan sekreter, tamamen tesadüfi bir şekilde, o an eşimin adını içeriye bildiriyormuş. Dursun Kaplan, eşimin adını ve soyadını duyunca, bu, demiş, Mehmet Erdal'ın eşi; onu listeye almayın. Tanıdık kadın, bizi savunmaya kalkıyor; hayır, diyor Dursun Kaplan ve olan oluyor, eşimin isminin üstüne çizik atılıyor.
     ***
     Aklımda delice fikirler, deli danalar gibi oradan oraya dolaşıyorum.
     Atladım arabama ve Marmaris merkeze gittim.
     Bir ara birlikte toptan mal verdiğimiz gençten bir arkadaşım vardı; onu buldum. Hadi, dedim; gidelim.
     Doğruca CHP İlçe Örgütüne gittik. Orada bulunan birisine, Dursun Kaplan'ı göreceğiz, nerede bulabiliriz? dedim.
     Nerede olabileceğini, söyledi.
     Şimdi, Marmaris ilçe merkezinin tam orta yerinde meydan olarak kullanılan yerin olduğu yerde, o zamanlar Tansaş binası vardı ve onun önünde, şimdi tam olarak anımsamıyorum; Dursun Kaplan ve bazı CHP'liler masa kurmuşlar , bir şeyler yapıyorlardı. Belki imza topluyorlardı ya da başka bir şey...Ayrıntısını anımsamıyorum.
     Vardık yanına ve bakar mısın, dedim. Baktı, buyur, dedi. Sen dedim, benim İçmeler Pazar yeri kartımı iptal ettirmişsin, doğru mu? Şaşkın şaşkın, bakıyor. Neden? dedim, neden? Morardı. Sana, dedi, bunu (...) mu söyledi? Ağzımı açmama fırsat vermeden, ben ona göstereceğim, deyip, fırladı. Oradan geçen bir dolmuşa bindi ve gitti.
     Çıldırmış haldeydim. Bir şeyler yapmalıydım.
     Geçmişlerinde, ülkenin farklı yerlerinde, Sol kesimde yer almış ama o günlerde, orada, şu veya bu nedenle CHP içinde çalışan ya da 2004 yerel seçiminde, Marmaris Belediye Başkanlığı seçimlerinde CHP'li Ali Acar'ı destekleme kararı almış, hatta CHP'ye kayıt yaptırmış ve bir kaç yıldan beri de bir biçimde görüştüğüm, sohbet ettiğim ve zaman zaman farklı konularda tartıştığım bazı tanıdıklara gittim; bunların içinde, benim gibi pazarcılık yapan ve 2004 yılı yaz sezonunda görece daha iyi yerlerde kendilerine yer tahsisi yapılmasını bir biçimde sağlamış olan ve bu yıl da aynı avantajlı konumunu koruyanlar da vardı. Durumumu ve olup biteni, gördüklerime anlattım, dinlediler. Sonuç, hava civa...
     Durumu önceden bilmediklerini sanmıyordum ama hadi bilmiyorlardı, peki şimdi neden, olur mu böyle saçmalık? nasıl sana yer vermezler? demiyorlar ve ellerinden geleni yapmıyorlardı? Dursun Kaplan'dan mı korkuyorlardı? Kendilerini garantiye almışlar, işimize bakalım diye mi düşünüyorlardı?
     Bilemiyorum.
     İçlerinden tek bir kişi bile, hadi gel; bu işi çözelim, demedi. Halbuki, İçmeler Pazar yerinde yerlerin kimlere tahsis edildiğinin ilan edilmesinden önceki günlerde, ağızlarından bal damlıyordu.
     Gerçek, ortadaydı.
     İçimde bir şeylerin kayıp gittiğini, yutkunmakta zorluk çektiğimi, yumruklarımı sıktığımı ve ağzıma geleni söylememek için kendimi zor tuttuğumu, anımsıyorum.
     O gün geçti.
     Akşam oldu.
     Sekreter aradı. Sana, dedi, yaptığım yardıma beni pişman ettin. Dursun Kaplan benim çok uzun zamandır arkadaşımdı. Senin yüzünden kötü oldum. Şaşırdım. Anlaşıldı ki Dursun Kaplan dolmuşa atladıktan sonra doğruca İçmeler Belediyesine gitmiş; sekretere vermiş veriştirmiş.
     İyi de dedim, ben senin adını vermedim ki; yanımda bir başka arkadaşım da vardı. Ne yapmalıydım? Sineye mi çekecektim?
     Telefonla konuşuyorduk ama aramızda buz gibi bir hava esiyordu.
     Sustuk ve telefonu kapadık.
     ***
     Ertesi günü, doğruca İçmeler Belediyesine gittim. Doktorun kapısına vardım. Kapıyı çaldım. İçeriye girdim ve elimdeki, 'Bravo Doktor' başlıklı yazımın olduğu Çağdaş Marmaris gazetesini uzattım (Bknz: https://mehmeterdalyazilar.blogspot.com ), bunu, dedim, yazan benim ve siz beni çizdiniz. Baktı yüzüme ve odadan çıktım.
     Öyle doluyum ve ne yaptığımı, tam olarak ayırdına varmadan yapıyorum; elimde Çağdaş Marmaris'in iki nüshası vardı, ikisini de vermişim. Halbuki, birisi, biraz sonra gideceğim bir yerde bana gerekli olacaktı.
     Yukarıya çıktım. 4982 sayılı bilgi edinme yasası çerçevesinde hazırladığım üç sayfalık dilekçeyi verdim; bazen, böyle saftirik hareketlerim oluyor. Ben, sanıyorum ki, bu dilekçeyi verince, belediye başkanı ürkecek, telaşlanacak vs..
     Binadan çıktım, doğruca sekreterin eşinin, belediye binasına yakın bir yerde bulunan iş yerine gittim. Oturduk. Konuştuk. Eşi anlatmış. Her şeyi biliyormuş. O da anlattı: Meğer, Yavuz Çokberkit aslen DYP (Doğru Yol Partisi)'li imiş. Onu Dursun Kaplan ikna etmiş aday olmaya ve o nedenle, Dursun Kaplan'ın sözünden çıkamazmış. O ne derse yaparmış. Haliyle, önceki yıl yapılan yerel seçime yönelik farklı beklentiler içinde iken düş kırıklığı yaşayan ve mağdur olduğunu düşünenlerdendi kendisi; konuşmasından çıkardığım, bu oldu.
     Kalk, dedi; kalktık. O dönem CHP Belediye Meclis listesinden seçime giren ve seçilen Fesih adında, aslen Antakya kökenli bir turizmcinin bürosuna gittik.
     Tanıştırıldık. Ben anlatmaya başladım.
     Ben, dedim, 1991 yılında Özal'ın çıkardığı bir Ağustos tarihli İnfaz Yasası ile içeriden çıkanlardanım. Toplam 11 yıl 4 ay 10 gün cezaevinde kaldım. Denizli Devrimci Yol davasının bir nolu sanığıyım. Pek çok arkadaşım yurt dışına çıktı; ben çıkmadım. Bana, bu çıkış ters geldi. Biz bunca yılı boşuna mı yattık? diye düşündüm. Ben de çekip gidebilirdim. Gitmedim. Kaldım. Yıllardır pazarcılık yapıyorum. İzmir'de başladım ve şimdi buradayım. Datça'da oturuyorum. ÖDP üyesiyim. 2004 yerel seçiminde Nazan Batmaz'ı destekledik. O günden beri Dursun Kaplan ve bazı CHP'liler bizi, özellikle beni ve bir arkadaşı düşman gibi görüyorlar. Anlaşılan o ki, içimizden birileri yalan yanlış bilgi aktarmış. Biz bir siyasi partiyiz. Ayrı aday çıkaramaz mıyız? Ayrıca, bir partide, hele bizim gibi Sol'da olanlarda tartışılmadan herhangi bir konuda, karar mı çıkar? Bu Dursun, takıntılı birisi. Seçimden sonra ortak bir tanıdığın iş yerinde karşılaştık, siz bana neden oy vermediniz? diye soruyor. Adam anlamıyor. Oy vermemenin onunla bir ilişkisi yok. Aday olan Ali Acar ve o yalnızca bir meclis üyesi adayı, hem de seçilmesi banko olan bir yerden. Tamam, pek fazla sevmeyiz, kendisini. O başka bir şey. Peki, biz, ille de CHP adayını desteklemek zorunda mıyız? Farklı olduğumuzu düşünüyoruz ve haliyle farklı davranabiliriz. Adam, bana fatura kesiyor. İnanın gözüm hiç bir şeyi görmüyor. 1993 Eylül ayından beri bu bölgede bu işi yapıyorum. ANAP'lı belediye başkanları döneminde de zabıtalar ve Pazarcılar Derneği yöneticileri, benim kim olduğumu biliyorlardı; elbette beni el üstünde tutmadılar, zaman zaman mağdur da ettiler ama hiç bir zaman benim ekmek teknemi elimden almaya kalkmadılar. Sizinkilerin yaptığına bakın...Yahu Çağdaş Marmaris'te pazar yeri ile ilgili yayınlanan yazıları ben yazıyorum. Şu an başıma gelen şey ya da başka bir şey başıma gelmesin diye hep farklı adlarla yayınladım. Sorun, Mehmet Emin Berbere; bakın ne söyleyecek....
     İçimde ne varsa, kusuyorum. Bir anlamda içimi boşaltıyorum. Yoksa, biliyorum, akla ziyan şeyler yapacağım.
     Soluksuz konuşuyorum ve Fesih bey beni, sözümü kesmeden dinliyor. Konuşmamın bir yerinde, tamam, dedi; beni ikna ettin. Sana yardım edeceğim. Senin eski yerini sana verdiremem ama ayrılan bazı yerler var, onlardan birisine seni yerleştireceğim.
     İnanamadım.
     Olmuştu.
     Peki, belediyeye verdiğim dilekçe ne olacaktı? Sen bilirsin, dedi; ben sözümde duracağım. Kararı sen ver. Tamam dedim, size güveniyorum ve dilekçeyi geri çekeceğim,
     Bürosundan çıktım. Beni götüren arkadaş geride kalmıştı. Sonra bana yetişti.
     Geride kalınca neler konuştuklarını ve ona anlatılan her şeyin doğru olduğunu söylediğini, söyledi.
     Yürüdük. Teşekkür ettim ve ayrıldım.
     Belediye binasına gittim. Yukarıya çıktım. Bugün verdiğim dilekçeyi geri çekeceğim, dedim. Önceki yıl pazar yerine bakan ve 31 Ağustos 2004 tarihi gecesi pazar yerinde bir grup pazarcı arasında çıkan kavgadan sonra görevden alınan ve masa başı bir göreve yollanan eski zabıta amirinin odasını işaret ettiler. O odaya yöneldim. Dilekçeyi istedim, önce, olmaz, filan dedi. Arkadaş, verme hakkım olduğu gibi çekme hakkım da var, dedim; ver benim dilekçemi. Anlaşıldı, dedi, sana da yer vermişler. Şu işe bak, kimisi bana yer verilmemesine, kimisi de yer verilmesine şaşırıyor. Tamam, dedi, ama bir nüshasını alırım ve dosyaya koyarım. Ne yaparsan yap, dedim, benim derdim üzüm yemek, bağcıyı dövmek, değil...
     Aldım dilekçemin aslını ve çıktım, gittim...
     ***
     2005 yılı sezonunda, farklı bir yerde de olsa tezgah açtım.
     Hayat, böyle bir şeydi, pazarcılar için ve özellikle benim gibi, farklı nedenlerle 'iş bitiremeyenler' için...
     (1- Önceki yıllarda benim yerim 9, yer tahsisinin yapılıp yapılmadığını sormaya birlikte gittiğim arkadaşımın ise yeri 8 numaraydı; onun yerini de elinden almışlar ama ona, başka bir yer vermişlerdi.
Benden aldıkları yeri, yıllarca yanımdaki 10 numaraya tezgah açan ve hem dernek yönetiminde bulunan ve pek çok pazarcıya İllallah dedirtenlerden olan hem de yerel seçimde, İçmelerde, CHP'nin karşısındaki başka bir adayı, MHP'nin adayını açıktan destekleyen komşuma vermişlerdi.
     2- Sonraları, İçmeler Belediyesinden başka bir yere yeni görevi gereği giden doktorun, giderken 'Elbirliğiyle, İçmeler'de CHP'nin içine ettik' dediği, duyumu kulağıma geldi.
     Doğru söze, ne denirdi?
     Nitekim, 2009 yılında, CHP, İçmeler Belediyesi seçimlerini kaybetti; eski köy muhtarı ve belediye başkanı olan Zeki Eren, AKP listesinden seçimi kazandı.)
     18.02.2020/Datça
     Mehmet Erdal



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder